İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erdoğan Ayhan Kit Başvurusu (B. No: 2013/9302)

1.

Başvuru No2013/9302Tarih17 Eylül 2014Okuma16 dk · 3.191 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Erdoğan Ayhan Kit Başvurusu

Karar tarihi
17 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/9302
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.191 kelime·16 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresini

doldurmasına rağmen serbest bırakılmadığını, tutuklama kararının somut

gerekçelere dayanmadığını ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürerek Anayasa’nın 19. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, başvurucu tarafından 13/12/2013 tarihinde Adana 10.

Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 31/1/2014 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Bölüm, 25/2/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5.

Başvuru konusu olay ve olgular 25/2/2014 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 27/3/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.

Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 28/3/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı beyanlarını 10/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7.

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle

şöyledir:

8.

Başvurucu, Devletin gizli belgelerini siyasal ve askeri casusluk

amacıyla temin etme suçlamasıyla 10/2/2012 tarihinde gözaltına alınmış ve

12/2/2012 tarihinde tutuklanmıştır.

9.

Başvurucu hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/885-384

sayılı iddianamesiyle Devletin gizli belgelerini siyasal ve askeri casusluk

amacıyla temin etme ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Adana 10.

Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde E.2012/46 sayılı kamu davası açılmıştır.

10.

Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/10/2013 tarih ve E.2012/46,

K.2013/88 sayılı kararıyla başvurucunun Devletin gizli belgelerini siyasal ve

askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan beraatına ve tahliyesine, kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise toplam 16 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve bu suçtan dolayı tutuklanmasına, beraat kararı verilen

suçtan tutuklu kalınan sürenin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan

verilen hapis cezalarından mahsubuna karar verilmiştir.

11.

Başvurucu, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/10/2013 tarihli

kararına 11/10/2013 tarihinde itiraz etmiş, Mahkeme dosyayı incelenmek üzere

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

12.

Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi 31/10/2013 tarih ve 2013/504

Değişik İş sayılı kararıyla başvurucunun tahliye talebini reddetmiş ve

tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Ret kararı başvurucuya 15/11/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13.

Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/10/2013 tarih ve E.2012/46,

K.2013/88 sayılı kararının temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi 7/7/2014

tarih ve E.2014/4207, K.2014/8246 sayılı ilamla hükmün başvurucu yönünden

bozulmasına ve başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

14.

Başvurucu, 13/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15.

26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109.

maddesinin (1), (2) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseyi hukuka

aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun

bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek

için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Bu suçun;

a) Silahla,

b) Birden fazla kişi

tarafından birlikte,

c) Kişinin yerine getirdiği

kamu görevi nedeniyle,

d) Kamu görevinin sağladığı

nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e) Üstsoy, altsoy veya eşe

karşı,

f) Çocuğa ya da beden veya

ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

İşlenmesi halinde,

yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.”

16.

Aynı Kanun’un 328. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Devletin güvenliği veya iç

veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması

gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.”

17.

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 101.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir…”

18.

Aynı Kanun’un 102. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen

işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde

gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

19.

Aynı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini

isteyebilir.”

20.

26/9/2004 tarih ve 5235 Sayılı

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanunu’nun 11. maddesi şöyledir:

“Kanunların ayrıca görevli

kıldığı hâller saklı kalmak üzere, sulh ceza hâkimliği ve ağır ceza

mahkemelerinin görevleri dışında kalan dava ve işlere asliye ceza

mahkemelerince bakılır.”

21.

Aynı Kanun’un 12.maddesi şöyledir:

“ Kanunların ayrıca görevli kıldığı

hâller saklı kalmak üzere, … on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren

suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22.

Mahkemenin 17/9/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 13/12/2013 tarih ve 2013/9302 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23.

Başvurucu, ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir suçtan

tutuklandıktan sonra bu suçtan beraat ettiğini, beraat kararı sonrasında asliye

ceza mahkemesinin görevine giren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu

nedeniyle tutuklandığını, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin tutuklama ile

ilgili azami sınırı belirlerken yargılamayı yapan mahkemeyi değil, suçun tabi

olduğu görevli mahkemeyi esas aldığını, bu nedenle kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma suçu nedeniyle azami tutukluluk süresinin 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesi gereğince 1 yıl 6 ay olduğunu, Anayasa Mahkemesinin “uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve

kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı” kararı göz önünde

alındığında asliye ceza mahkemesinin görevine giren suça ilişkin azami

tutukluluk süresinin uygulanması gerektiğini, 7/10/2013 tarihinde verilen

tutuklama kararına kadar 1 yıl 7 ay 27 gün tutuklu kalmak suretiyle 1 yıl 6

aylık azami sürenin aşıldığını ve halen tutuklu olduğunu, tutuklama kararının

bu yönüyle kanunilik şartını ihlal ettiğini, hakkındaki tutuklama kararının

orantılı olmadığını ve somut gerekçelere dayanmadığını, tutuklama yerine geçen

seçeneklerin değerlendirilmediğini, mahkûmiyet kararı kesinleşmemiş olmasına

rağmen tutuklamada ceza süresinin dikkate alınması nedeniyle masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinde

düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ve 38. maddesinde düzenlenen

masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

24.

Başvurucunun şikâyetlerinin, masumiyet karinesinin ihlali, azami

tutukluluk süresinin aşılması ve tutuklama kararının gerekçesinin soyut olduğu

iddialarına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurunun, masumiyet

karinesi ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

1. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

Yönünden

25.

Başvurucu, tutuklama ile ilgili karar verilirken kesin hüküm

halini almayan ceza süresinin dikkate alınması suretiyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26.

Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ise 6. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında düzenlenmiştir.

27.

Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu

hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”

28.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir suç ile

itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.”

29.

Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç

işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul

edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak, kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti

iddia makamına ait olup, kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez.

Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve

kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine

tabi tutulamaz (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

30.

Bununla birlikte masumiyet karinesi adli makamların soruşturma

ve kovuşturma işlemlerini yapmalarına, bu çerçevede şartları oluşmuşsa koruma

tedbirlerinin uygulanmasına engel oluşturmaz. Anayasa’nın 19. maddesindeki

güvencelere uyulması şartıyla kişi hakkında tutuklama tedbirine başvurulması da

masumiyet karinesinin ihlal edildiği anlamına gelmez. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi’de (AİHM) mahkûm edilen bir kişinin

temyiz aşamasında tutuklu bulundurulmasının Sözleşme’nin 6. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının ihlaline yol açmadığına karar vermiştir (Bkz: Cuvillers ve Da Luz /Fransa, B. No

55052/00, 1/9/2003).

31.

Somut olayda, başvurucu, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesince 7/10/2013

tarihinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan toplam 16 yıl 8 ay hapis

cezası ile cezalandırılmasına ve verilen hapis cezasının süresine göre açıkça

kaçma şüphesi altında olması nedeniyle tutuklanmasına karar verilmiştir.

32.

Mahkemenin, başvurucu hakkında hükmettiği hapis cezasının

süresine bağlı olarak 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (a) bendinde geçen “kaçacağı”

şüphesiyle tutuklama kararı vermesi masumiyet karinesinin ihlali olarak kabul

edilemez.

33.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “masumiyet karinesi”nin

ihlal edildiği yönündeki iddiasının, bir ihlalin olmadığının açık olmasından

dolayı “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı Yönünden

a. Tutukluluğun Azami Süreyi Aştığı İddiası

34.

Başvurucu, mahkûmiyetine esas alınan “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçuna ilişkin

yargılamanın asliye ceza mahkemesinin görev alanına girmesi nedeniyle azami

tutukluluk süresinin de bir yıl altı ay olarak kabul edilmesi gerektiğini,

tutuklu kaldığı sürenin azami süreyi aştığını, bu nedenle verilen tutuklama

kararının kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

35.

Adalet Bakanlığı, AİHM’e göre bir

tutmanın Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında hukuki

sayılabilmesi için anılan fıkranın (a) ile (f) bentleri arasındaki

istisnalardan birinin kapsamına girmesi gerektiğini, tutmanın kanuni olduğunun

anlaşılmasından sonra kanunda düzenlenen prosedürün izlenip izlenmediği de

dâhil olmak üzere esas ve usul kurallarına uyma yükümlülüğünün ulusal hukuka

ait olduğunu, keyfiliğin önlenmesi için ulusal yasaların tümünün erişilebilir,

açık ve öngörülebilir olması gerektiğini belirtmiştir.

36.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı, ağır ceza

mahkemesinin görevine giren bir suçtan dolayı tutuklandığını ancak bu suçtan

beraat ettiğini, beraat kararı sonrası asliye ceza mahkemesinin görev alanına

giren bir suçtan dolayı tutuklandığını, tutuklamanın baştan sonuç doğuracağı

ilkesi gereği asliye ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçlara ilişkin

bir yıl altı ay azami tutukluluk süresinin uygulanması gerektiğini, ancak 1 yıl

7 ay 27 gün tutuklu kalması nedeniyle azami sürenin aşıldığını, Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 4/1/2011 gün ve E.2010/8529, K.2011/77 sayılı kararının bu konuda

emsal oluşturduğunu belirtmiştir.

37.

Başvurucunun emsal karar olarak gösterdiği Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin kararında; “… Asliye ceza

mahkemesinin görev alanına giren suçlarda toplam tutukluluk süresinin 1 yıl 6

ay, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise toplam tutukluluk

süresinin 5 yılı geçemeyeceği nazara alındığında dosya kapsamına göre sanık O.K.nın 12.12.2007 tarihinde, sanık S.E.nin

ise 02.06.2008 tarihinde tutuklandıkları, yapılan yargılama sonucunda A. 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin 11.12.2009 gün ve 2008/130 Esas, 2009/469 Karar sayılı

ilamı ile TCK.nun 109/2-3-5 ve 105/1 maddeleri

uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verildiği anlaşılmakla,

tutuklulukta geçen süreye göre sanıkların başka suçtan tutuklu veya hükümlü bulunmadıklar takdirde TAHLİYELERİNE …” karar

verilmiştir.

38.

Başvurucunun, azami tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin bu

şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

39.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya

bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla tutuklanabilir. Hakim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”

40.

Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra,

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).

41.

Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak kaçmalarını, delillerin yok

edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi

öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır.

Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın

kendine özgü şartlarına bağlıdır (B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

42.

Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla itham

edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde

toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen

soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini

oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli

süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre, suç isnadına esas

teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak

olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 73).

43.

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresinin en çok

bir yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek altı ay

daha uzatılabileceği, (2) numaralı fıkrasında ise ağır ceza mahkemesinin

görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu, bu sürenin

zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin

toplam üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir.

44.

5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde belirtilen tutukluluk

süreleri, yargılamanın yapıldığı mahkemeye göre değil, 5235 sayılı Kanun’un 11.

ve 12. maddelerindeki düzenlemeye göre yargılama konusu suçun hangi mahkemenin

görevi kapsamında kabul edildiğine göre belirlenecektir.

45.

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 9. maddesine göre değişik

mahkemelerin görevine giren suçların aralarındaki hukuki bağlantı nedeniyle ve

birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması mümkündür. Bu durumda

yargılama konusu suç, alt dereceli mahkemenin görevine girse bile bağlantılı

suç nedeniyle üst dereceli mahkeme davaya bakacaktır.

46.

Bu kapsamda, değişik mahkemelerin görevine giren suçların hukuki

bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması

durumunda kanuni tutukluluk süresi tutuklamaya esas alınan suça göre

belirlenecektir. Tutuklama kararının dayanağı suç ağır ceza mahkemesinin

görevine giren bir suç ise kanuni tutukluluk süresi de buna göre

belirlenecektir. Sonradan bu suç hakkında beraat kararı verilmiş olmasının

kanuni tutukluluk süresine etkisi olmayacaktır.

47.

Anayasa’nın 19. maddesindeki güvencelere uyulması şartıyla kişi

hakkında tutuklama tedbirine başvurulduktan sonra yargılama sonunda beraat

kararı verilmesi mümkündür. Zira kişinin tutuklanması için suç işlediğine

ilişkin “kuvvetli belirti”ye dayanak oluşturan

olguların bulunması yeterli iken, mahkûmiyet hükmü verilebilmesi için kişinin

suçu işlediği konusunda mahkemenin kesin bir kanaate ulaşmasını sağlayacak

olgulara gerek duyulacaktır. Bu çerçevede mahkemenin, yargılama süreci sona

ermeden kişinin beraat edeceğini veya mahkûm olacağını önceden öngörmesi mümkün

değildir.

48.

Somut olayda başvurucu “Devletin

gizli belgelerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme”

suçlamasıyla 10/2/2012 tarihinde gözaltına alınmış, aynı suçtan 12/2/2012

tarihinde tutuklanmış ve hakkında “Devletin

gizli belgelerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme” ve

“kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

(iki kez)” suçlarından Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası

açılmıştır.

49.

Mahkeme, 7/10/2013 tarihli kararla, başvurucunun, tutuklama

müzekkeresinde yer alan “Devletin gizli

belgelerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme” suçundan

beraatına ve bu suçtan tahliyesine, “kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ise hapis cezası ile cezalandırılmasına

ve bu suçtan dolayı tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu, Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 7/7/2014 tarihli kararı ile tahliye edilmiştir.

50.

Başvurucu hakkındaki 12/2/2012 tarihli tutuklama kararına esas

teşkil eden suçun yargılama görevi 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince

ağır ceza mahkemesine aittir. Başvurucunun bu suçtan tutuklu kaldığı süre 1 yıl

7 ay 27 gün olup, 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı bendinde

öngörülen 5 yıllık azami süre aşılmamıştır.

51.

Mahkemenin, kovuşturmanın sonunda ağır ceza mahkemesinin görevi

kapsamında kalan suçtan beraat kararı vermiş olmasının uygulanacak kanuni

tutukluluk süresine bir etkisi olmayacaktır. Bu nedenle başvurucunun

tutukluluğuna esas alınacak kanuni tutukluluk süresinin, asliye ceza

mahkemesinin görevine giren suçlara ilişkin süreler olarak kabulü mümkün

değildir.

52.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “azami tutukluluk süresinin aşıldığı” yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tutuklama ve Tutukluluğun Devamına İlişkin

Kararların Gerekçelerinin Soyut Olduğu İddiası

53.

Başvurucu, tutuklama ve tutuklamanın devamı kararlarının

gerekçesinin soyut olduğu, kararda kaçma şüphesini doğrulayan somut olgunun

gösterilmediğini ve adli kontrol tedbirinin dikkate alınmadığını ileri

sürmüştür.

54. Adalet

Bakanlığı görüşünde; AİHM kararlarına göre, bir suç işlediği şüphesiyle

hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için ilgili kişinin atılı suçu işlediği

yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya

da inandırıcı nedenlerin (raisons plausibles)

bulunması gerektiğini, bu gerekliliğin tutukluluk açısından olmazsa olmaz bir

koşul olduğunu ve tutukluluğunun devam ettiği her aşamada varlığını sürdürmesi

gerektiğini, makul şüphenin ortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması

gerektiğini, makul şüphenin, elde edilen deliller ve somut olayın kendine özgü

koşulları da dikkate alındığında, olaylara dışarıdan bakan ve tamamen objektif

bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olması gerektiğini, suç işlediğinden

kuşkulanılan bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanmaması gerektiğini, ancak tutukluluğu meşru kılan bazı gerekçeler göstererek

bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olarak değerlendirilemeyeceğini

belirtmiştir.

55.

Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı beyanında

tutuklama ve tutukluluğun devamına dair kararların gerekçelerinin soyut

olduğunu, başvuruya esas karardaki “ceza

süresi ve kaçma şüphesi” gerekçesinin somut kanıtlara dayanmadığını,

ilk derece mahkemesinin “adli kontrol

uygulaması ile ilgili talebe” ya yanıt vermediği ya da soyut

nedenlerle talebi reddettiğini belirtilmiştir.

56.

Somut olayda, başvurucunun, tutuklama ve tutukluluğun devamına

ilişkin kararların gerekçelerinin soyut olduğu yönündeki iddiasının,

yargılandığı Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/46 sayılı dosyasında

7/10/2013 tarihli kararla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından

mahkûmiyetine bağlı olarak bu suçlardan tutuklanması ile bu karara yapılan

itirazın derece mahkemeleri tarafından reddilmesine

ilişkin olduğu değerlendirilmiştir.

57.

Bu nedenle, başvurucunun iddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin

ikinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

58.

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“ Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz..”

59.

Anayasa’nın 19. maddenin birinci fıkrasında

herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu, ikinci ve üçüncü

fıkralarında ise bireylerin bu haktan şekil ve şartları kanunda gösterilen bazı

istisnai durumlarda mahrum edilebileceği kuralı yer almaktadır (B. No: 2012/338, 2/7/2013, §

38). Buna göre, hürriyetten yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın anılan

maddesi kapsamında belirlenen durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu

olabilir. (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 39). “Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların yerine getirilmesi”

amacıyla kişilerin hürriyetinden yoksun bırakılması maddenin ikinci fıkrasında

sayılan hallerden biridir (B. No: 2012/1006, 16/7/2014, § 20).

60.

AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın,

söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5. maddesinin

birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet

sonrası tutma” olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin

hesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007,

§§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye,

29361/07, 27/5/2010, § 26), (B. No: 2013/6398, 3/4/2014, § 32). Öte yandan,

burada geçen “sonra” ifadesi, tutuklamanın sadece zaman bakımından

mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda tutuklama,

mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin ardından ve mahkûmiyete bağlı

olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir (Bkz.Van Droogenbroeck/Belçika,

B. No: 7906/77, 24/6/1982 § 35).

61.

Somut olayda, başvurucu hakkında, Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi

7/10/2013 tarihli kararında toplam 16 yıl 8 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve “… kişiyi özgürlükten

yoksun kılmak suçlarından verilen hapis cezalarının sürelerine göre, açıkça

kaçma şüphesi altında olmaları nedeniyle CMK.100 ve devamı maddeleri gereğince

tutuklanmalarına,” şeklindeki gerekçe ile tutuklama kararı

vermiştir. Başvurucunun, tutuklama kararına yaptığı itirazı Adana 8. Ağır Ceza

Mahkemesi 31/10/2013 tarih ve 2013/504 D.İş sayılı

kararında “sanıklara atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, verilen ceza miktarı göz önünde bulundurularak Adana 10. Ağır Ceza

Mahkemesi’nin 7/10/2013 tarihli açık yargılamada sanıkların tutuklanmalarına ilişkin

verilen kararda yasal bir isabetsizlik bulunmadığından sanıklar müdafilerinin

itirazlarının reddine ve sanıkların tutukluluk hallerinin devamına” şeklindeki

gerekçe ile reddine karar verilmiştir.

62.

Buna göre başvurucu hakkındaki 7/10/2013 tarihli

tutuklama kararı, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

kapsamında kalan “mahkumiyet kararı sonrasında yasaya

uygun olarak tutulması” halidir. Kararın gerekçesine göre mahkûmiyet kararı ve tutuklama kararı

arasında yeterli bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır.

63.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun, “tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların

gerekçelerinin soyut olması” yönündeki iddiası yönünden bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan, başvurunun “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. “Masumiyet karinesi”nin

ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. “Azami

tutukluluk süresinin aşıldığı” yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

3. “Tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin soyut olması”

yönündeki iddialarının “açıkça dayanaktan

yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 17/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Erdoğan Ayhan KİT Vekili : Av. Filiz Feyhan AKSOY KARAKOÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9302, 17 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9302
Tarih
17 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • H.z. Başvurusu (B. No: 2014/579)
  • Abdürrezak Hazar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6045)
  • Bekir Birol Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/2694)
  • Mustafa Bolel Başvurusu (B. No: 2014/69)
  • Günay Okan Başvurusu (B. No: 2013/8114)
  • Esra Aral Boynuinceoğlu Başvurusu (B. No: 2014/888)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.