İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ersel Turhan Başvurusu (B. No: 2014/1191)

(Başvuru

Başvuru No2014/1191Tarih17 Mayıs 2016Okuma18 dk · 3.610 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ersel Turhan Başvurusu

Başvuru No
2014/1191
Karar tarihi
17 Mayıs 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.610 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/1191)

Karar

Tarihi: 17/5/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun kanunda öngörülen azami süre vemakul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının, tutukluluk sebebiyle yükseköğrenime devam edememe nedeniyle eğitim

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/1/2014 tarihinde Bakırköy

7. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 18/3/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 12/6/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 13/8/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık

tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 12/9/2014

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Yenice Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/507

Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında14/1/2010

tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Yenice Sulh Ceza Mahkemesinin 17/1/2010

tarihli ve 2010/2 Sorgu sayılı kararı ile başvurucunun yağma ve suç işlemek

amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin tutuklama gerekçesi şöyledir:

"...üzerlerineatılı suçları

işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

saptanmış olması, üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, şüphelilerintanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunacakları yönünde tüm dosya

kapsamı ile kuvvetli şüphe bulunması, dosyadaki bilgi ve belgeler, şüpheliler

hakkında güvenlik tedbirlerinin uygulanmasının yetersiz olacağı, dikkate

alınarak..."

10. Yenice Cumhuriyet Başsavcılığının 10/3/2010

tarihli ve 2010/1 sayılı fezlekesi ile başvurucu hakkındaki soruşturma dosyası

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ile görevli bölümü) gönderilmiştir.

11. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 7/3/2010

tarihli ve E.2010/273 sayılı sayılı iddianamesi ile başvurucunun çıkar amaçlı

suç örgütüne üye olma, (beş ayrı) yağma, genel güvenliği kasten tehlikeye

sokma, mala zarar verme suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması

istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

12. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun’un

mülga 250. maddesi ile görevli) 14/9/2010 tarihli ve

E.2010/184, K.2010/249 tarihli kararı ile (başvurucunun yargılandığı) dosyanın

aynı Mahkemenin E.2009/265 sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar

verilmiştir.

13. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2012

tarihli ve E.2009/265, K.2012/120 tarihli kararı ile bu kez dosyanın aynı

Mahkemenin E.2010/378 sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

14. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/378 sayılı

dosyası üzerinden yürütülen yargılamada 24/12/2013

tarihli celsede başvurucu, tahliyesine karar verilmesi talebinde bulunmuş;

Mahkeme "atılı suçların niteliği,

müşteki ifade ve teşhis tutanakları, iletişimin tespitine dair tutanaklar ve

tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesi altında bulunmaları, delil

durumu, tutuklama tarihleri, atılı suçların CMK 100/3'de sayılan katalog

suçlardan olması ve CMK 100 maddesindeki şartların devam et[tiği]"

gerekçesiyle başvurucunun talebini kabul etmemiş ve tutukluluğun devamına karar

vermiştir.

15. Başvurucu 27/12/2013 tarihinde

karara itiraz etmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/1/2014 tarihli ve

2014/32 Değişik İş sayılı kararı ile "söz

konusu kararda herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, verilen kararın usul ve

yasaya uygun olduğu" gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

16. Başvurucu, anılan kararı 21/1/2014

tarihinde öğrendiğini bildirmiş; 29/1/2014 tarihinde ise bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/378 sayılı

dosyası üzerinden yürütülen yargılamada başvurucu, 25/2/2014

tarihli celsede "tutuklu kaldıkları

süre dikkate alınarak" tahliye edilmiştir. Mahkeme tahliyesine

karar verdiği başvurucu hakkında "yurt

dışına çıkamama ve ikametinin bulunduğu kolluk birimine haftada bir gün düzenli

olarak imza karşılığı başvurma" suretiyle adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir.

18. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı

Kanun’un 1. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevlendirilen

ağır ceza mahkemelerinin kaldırılması üzerine dosya, Çanakkale Ağır Ceza

Mahkemesine E.2014/136 sayısı ile devredilmiştir.

19. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla İlk

Derece Mahkemesinde derdesttir.

20. Öte yandan Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Yenice

Meslek Yüksekokulu Bankacılık ve Sigortacılık Programı'na 22/10/2008

tarihinde kayıt yaptıran başvurucunun azami öğrenim süresini doldurdurması nedeniyle öğrencilik haklarından

yararlanamadığı, başvurucunun tutukluluğu süresinde Anadolu Üniversitesi Açık

Öğrenim Fakültesi İşletme Bölümüne kayıt yaptırdığı anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

21. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun "Nitelikli

yağma" kenar başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

bölümü şöyledir:

"Yağma suçunun;

...

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64

md.) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde

veya bunların eklentilerinde,

...

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin

oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

...

İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur."

22. 5237 sayılı Kanun’un

"Mala zarar verme" kenar başlıklı 151. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Başkasının taşınır veya taşınmaz malını

kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale

getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikayeti üzerine,

dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır."

23. 5237 sayılı Kanun’un "Genel

güvenliğin kasten tehlikeye sokulması" kenar başlıklı 170.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Kişilerin hayatı, sağlığı veya

malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı

veya panik yaratabilecek tarzda;

...

c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde

kullanan,

Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır."

24. 5237 sayılı Kanun’un

"Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar başlıklı 220. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan

örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır."

25. 5271 sayılı Kanun’un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

…

7.(Ek: 6/12/2006 –

5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma

(madde 148, 149),

..."

26. 5271 sayılı Kanun’un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97

md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

27. 5271 sayılı Kanun’un

"Tutuklulukta geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; yargılama sürecinde matbu gerekçelerin

tekrarlanması suretiyle tutukluluğun devamına karar verildiğini, tutukluluğa

yönelik itirazlarının gerekçesiz olarak reddedildiğini, Mahkemelerce ortaya

konulan gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı kılacak içerikte ve

yeterlilikte olmadığını, tutukluluğun kanun ile öngörülen azami süreyi ve

ayrıca makul süreyi aştığını, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasını

sunmasına rağmen Mahkemece hükmün verilmesinin geciktirildiğini, tutukluluğu

nedeniyle yüksek öğrenimine devam edemediğini

belirterek Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı ile 42. maddesi ile güvence altına alınan eğitim ve öğrenim

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; hak ihlali tespiti ve tahliyesine karar

verilmesiyle birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Bakanlık Görüşü

30. Bakanlık görüşünde, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları yönünden Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir. Bakanlık, başvurucunun eğitim ve öğrenim hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkin olarak ise kapalı ceza infaz kurumunda bulunan

hükümlü ve tutukluların yaygın, açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin

ise örgün ve yaygın eğitimden yararlanabildiklerini, kapalı ceza infaz kurumunda

bulunan hükümlü ve tutukluların örgün eğitime ilişkin olarak da okulun kabul

etmesi hâlinde ara sınavlara, yıl sonu ve bütünleme

sınavlarına katılabildiğini; kapalı ceza infaz kurumunda bulunan örgün

yükseköğrenim öğrencilerinin üniversite senatolarının derse devam mecburiyeti

getirmemesi ve yalnızca sınavlara katılarak eğitimlerine devam edebilmelerine

olanak tanıması durumunda sınavların ceza infaz kurumlarında veya ilgili

üniversitelerde gerçekleştiğini; başvurucuya, kayıtlı olduğu Açık Öğrenim Fakültesi

sınavlarına katılma imkânının tanındığını belirtmiştir.

C. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu,

tutukluluğu nedeniyle yükseköğrenimine devam edemediğini belirterek Anayasa’nın

42. maddesi ile güvence altına alınan eğitim ve öğrenim hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun tutuklanması nedeniyle öğrenimine

devam edememesi hürriyetinden yoksun kalmasının doğal sonucu olup ayrıca

başvurucunun eğitim hakkına bir müdahalede bulunulmamıştır. Başvurucunun

tutuklulara sağlanan ve Bakanlık görüşünde ifade edilen eğitime ilişkin

imkânlardan yoksun bırakıldığı yönünde bir şikâyeti bulunmamaktadır. Bu

nedenlerle başvurucunun anılan iddiasının tutukluluğa ilişkin iddiaları

çerçevesinde Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür

(Çalışma hakkı yönünden benzer bir değerlendirme için bkz. Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, § 152).

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kanuni

Tutukluluk Süresinin Aşıldığına İlişkin İddia

32. Başvurucu, tutukluluğun kanun ile öngörülen azami süreyi

aştığını ileri sürmüştür.

33. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın

anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı

hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman,

B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

34. Başvurucunun, kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin

şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

35. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim

kararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama,

ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir;

bunun şartlarını kanun gösterir."

36. Anayasa’nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde

temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabileceği, bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin

ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (Murat Narman, § 43).

37. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde

hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai

hâllerde kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun

olması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda

gösterilmesi kuralı gereğince başvurucunun tutukluluk durumunun

"kanuni" dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten

yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde ise kanunun hukuk devleti ilkesi gereği keyfîliği önlemek için uygulanmasında yeterli ölçüde

erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup olmadığının Anayasa Mahkemesince

incelenmesi gerekir (Murat Narman,

§ 44).

38. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin

en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek

uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Hamit

Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40).

39. Somut olayda başvurucu 14/1/2010

tarihinde gözaltına alınmış ve Yenice Sulh Ceza Mahkemesinin 17/1/2010 tarihli

kararı ile tutuklanmıştır. Başvurucu yargılandığı davada 25/2/2014

tarihinde tahliye edilmiştir. Bu süre içinde başvurucunun başka bir suçtan

aldığı cezanın infazı ya da başka bir nedenle tutukluluğuna ara verilmediği

görülmektedir. Bu belirlemelere göre başvurucu 14/1/2010

ile 25/2/2014 tarihleri arasında 4 yıl 1 ay 11 gün süreyle bir suç isnadına

bağlı olarak hürriyetinden yoksun kalmıştır. Bu itibarla başvurucununtutukluluk

süresi beş yılı doldurmamıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kanuni tutukluluk

süresinin aşıldığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekmekdir.

b. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

41. Başvurucu; matbu gerekçelerin tekrarlanması suretiyle

tutukluluğun devamına karar verildiğini, tutukluluğa yönelik itirazlarının

gerekçesiz olarak reddedildiğini, tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri

sürmüştür. Başvurucunun anılan şikâyetleri, açıkça dayanaktan yoksun değildir.

Başkaca bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

42. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

43. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).

44. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine

rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması

durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman,

§ 61).

45. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını

sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda

belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri

tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu

olgu ve olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, § 62).

46. Tutuklama tedbirine, kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler "ilgili" ve "yeterli"

görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de

incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya

sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin

değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte

değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca

ulaşılabilir (Murat Narman, §

63).

47. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman,

§§ 64, 65).

48. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

49. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber

tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın

tutuklanmasının keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede

kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek

ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir. İtiraz

veya temyiz mercisinin itiraz veya temyiz

incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı

durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi kural

olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, §§ 70-71).

50. Somut olayda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/265

sayılı dosyası üzerinden yürütülen yargılamada 14/9/2010,

22/2/2011, 23/6/2011, 24/11/2011, 15/3/2012 ve 26/6/2012 tarihli celselerde "atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgular bulunması, suçun niteliği, delil durumu, tutuklama

tarihleri ve CMK 100 maddesindeki şartların devam et[tiği]"

gerekçesiyle başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

51. Mahkeme, E.2010/378 sayılı dosya üzerinden devam olunan

yargılama sırasında ise 4/9/2012, 15/11/2012,

21/2/2013, 30/4/2013, 25/6/2013, 22/8/2013, 8/10/2013 ve 4/12/2013 tarihli

celselerde "üzerlerine atılı suçların

niteliği, müşteki ifade ve teşhis tutanakları, iletişimin tespitine dair

tutanaklar ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesi altında

bulunmaları, delil durumu, tutuklama tarihleri, atılı suçların CMK 100/3'de

sayılan katalog suçlardan olması ve CMK 100 maddesindeki şartların devam et[tiği]"

gerekçesiyle tutukluluğu devam ettirmiştir.

52. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak

kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi

gerekir (Burhan İsmailoğlu, B.

No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).

53. Her ne kadar bir kişinin suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya

birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar

tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekse de özellikle belli bir süre

geçtikten sonra tutuklamanın devamına karar verilirken davanın genel durumu

yanında tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu

anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur (Hanefi Avcı, § 84).

54. Dava dosyasının incelenmesi neticesinde Mahkemece,

başvurucunun tutukluluğunun devamına ilişkin kararların gerekçelerinde 4/9/2012 tarihine kadar hiçbir somut olguya yer

verilmeksizin genel olarak kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna, suçun

niteliğine ve tutuklama şartlarının devam ettiğine değinildiği, 4/9/2012

tarihinden sonra ise kuvvetli suç şüphesi yönünden müşteki ifade ve teşhis

tutanakları ile iletişimin tespitine dair tutanaklara atıf yapıldığı, tutuklama

nedeni olarak da atılı suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında belirtilen katalog suçlardan olmasına dayanıldığı görülmektedir.

Mahkemenin tutuklama nedenlerine ilişkin olarak herhangi bir kişiselleştirme

yapmaksızın 14/9/2010 ile 25/2/2014 tarihleri arasında

yapılan celselerde aynı gerekçeleri tekrarladığı görülmektedir. Mahkemece

verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçeler, tutukluluğun devamının

hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte

değildir. Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin 4

yıl 1 ay 11 günlük (bkz. § 39) tutukluluk süresi yönünden ilgili ve yeterli

olduğu söylenemez.

55. Öte yandan başvurucunun tutuklu olduğu süre içinde

duruşmaların, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/265 sayılı dosyası üzerinden

yürütülen yargılamada ortalama dörder aylık; E.2010/378 sayılı dosyası

üzerinden devam olunan yargılamada ise ortalama ikişer aylık aralıklarla

ertelendiği anlaşılmıştır. E.2010/378 sayılı dosya üzerinden devam olunan

yargılama sırasında 4/9/2012 tarihli celsede "dosyanın esas hakkındaki mütalaasını

hazırlaması içinCumhuriyet Başsavcılığına

tevdiine" karar verildiği, devam eden 15/11/2012, 21/2/2013,

30/4/2013, 25/6/2013, 22/8/2013 tarihli celselerde aynı ara kararın

tekrarlandığı, bu süreçte bir dönem bir başka mahkemenin dosyasının

birleştirilmesinin de beklendiği, Cumhuriyet savcısının 2/10/2013 tarihinde

sunduğu yazılı mütalaasının 8/10/2013 tarihli celsede tekrarlandığı, 24/12/2013

ve 25/2/2014 tarihli celselerde ise Cumhuriyet savcısının tekrar esas

hakkındaki mütalaasını sunmak üzere süre talep ettiği görülmektedir. E.2009/265 sayılı dosya üzerinden yürütülen yargılamada ortalama

dörder aylık aralıklarla duruşmaların ertelenmesinin, E.2010/378 sayılı dosya

üzerinden devam olunan yargılamada ise bir yılı aşkın süre boyunca genel olarak

Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünü sunmasının beklenmesi

dolayısıyla davanın sonuçlandırılmamış olmasının tutuklu bir yargılamanın

sürdürülmesindeki özen yükümlülüğü ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

56. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak

başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı ve tutuklu sürdürülen yargılamada

gerekli özen yükümlülüğüne riayet edilmediği dikkate alındığında söz konusu 4

yıl 1 ay 11 günlük tutukluluk süresi makul olarak değerlendirilemez.

57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığı şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine

ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü

mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

59.

Başvurucu, tahliyesine karar verilmesiyle birlikte 10.000 TL maddi ve 10.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

60.

Başvuruda, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir. Başvurucu

hakkında tahliye kararı verilmekle (bkz. § 17) tutukluluk hâli sona ermiştir.

Bu durumda tazminat dışında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır.

61.

Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 8.200 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

62. Anayasa

Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun uğradığını iddia

ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır.

Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

63.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 8.200 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

F. Kararın

bir örneğinin Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Ersel TURHAN Vekili : Av. Şeref AKÇAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1191, 17 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Bakanlık Görüşü
  13. C. Değerlendirme
  14. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  15. F. Kararın
  16. G. Kararın
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1191
Tarih
17 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Zekayi Çelebi Başvurusu (B. No: 2014/5633)
  • Mehmet Baransu Başvurusu (B. No: 2015/7231)
  • Enes Topuz Başvurusu (B. No: 2014/801)
  • Salih Tanrıverdi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/580)
  • Uğur Arslan Başvurusu (B. No: 2014/5673)
  • Ekrem Onar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3319)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.