İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Salih Tanrıverdi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/580)

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğa

Başvuru No2014/580Tarih18 Mayıs 2016Okuma35 dk · 7.051 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Salih Tanrıverdi Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
18 Mayıs 2016
Başvuru Numarası
2014/580
R.G. Tarih ve Sayı
22/6/2016-29750
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.051 kelime·35 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutukluluğa

itiraz incelemelerinin duruşmasız yapılması nedenleriyle kişi özgürlüğü ve

güvenliği, tutuklu devam edilen yargılamanın makul sürede bitirilmemesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/1/2014 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 19/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 31/3/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 30/4/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucular hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca

kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet

suçlarını işledikleri şüphesiyle başlatılan soruşturma kapsamında Ramazan,

Murat ve M. Emin Tanrıverdi 28/8/2010, Muhittin ve Salih Tanrıverdi 1/9/2010,

Aziz Tanrıverdi ise 14/9/2010 tarihlerinde gözaltına alınmışlardır.

8. Başvurucular Ramazan, Murat ve Mehmet EminTanrıverdi,

Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 31/8/2010 tarihli ve 2010/542 Sorgu sayılı

kararıyla kasten adam öldürmek ve bu suça iştirak suçundan, Muhittin ve Salih

Tanrıverdi Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2/9/2010 tarihli ve 2010/546

Sorgu sayılı kararıyla kasten adam öldürmek ve bu suça iştirak suçundan, Aziz

Tanrıverdi ise Diyarbakır 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/9/2010 tarihli ve

2010/89 Sorgu sayılı kararıyla kasten adam öldürmek ve bu suça iştirak suçundan

tutuklanmışlardır. Mahkeme, tutuklamaya gerekçe olarak "...atılı suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, suçun CMK 100'de sayılan katalog suçlardan olması, kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması.."nı göstermiştir.

9. Başvurucular hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının

28/12/2010 tarihli ve E.2010/11458 sayılı iddianamesi ile Diyarbakır Ağır Ceza

Mahkemesinde atılı suçları işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

10. İddianamede hakkında soruşturma yürütülen kişi sayısı altı

olup maktul ile birlikte on bir müşteki bulunmaktadır. Soruşturma konusununaile arasında meydana gelen öldürme ve öldürmeye

teşebbüs eylemleri olduğu görülmektedir.

11. Söz konusu iddianamede yer alan ifadeler şöyledir:

"...şüpheli Salih'in müştekiler Y. ve D.'nin kızı Z. ile resmi nikahlı evli olup yaklaşık 10 yıldan

beri birlikte yaşadıkları, müştekiler İ., M., M.E. ve A.'nın

Z.'nin kardeşleri olduğu, müşteki S.'nın da müştekiler D.'nin damadı

olduğu, müşteki C.'nin Diyarbakır E. Müdürlüğünde,

maktul Ö.'nin de Diyarbakır E. Müdürlüğüne bağlı ...

Polis Merkez Amirliğinde ... memuru olarak görev yaptıkları, suç tarihinden bir

hafta kadar önce şüpheli Salih'in, eşi Zeliha'yı evden kovduğu, Zeliha'nın anne

ve babasının evine gitmeyip teyzesi F'nin evine gittiği ve orada kalmaya

başladığı, 27/08/2010 günü şüpheli Salih'inkayınvaldesi

Yıldız'ın evini telefonla aradığı, telefona çıkan Y'ye "kızın Zehra

nasıldır" diye sorduğu, Yıldız'ın da Salih'e kızının yanında olmadığını

söylediği, daha sonra Salih'in kayınvaldesi Yıldız'a

"kızından boşanacağım, çocuğumu kızından aldım, çocuğa annem bakıyor"

diye söylediği, Salih'in bu telefon konuşması üzerine Y.'nın

kızının kocasının yanında olmadığını öğrendiği, bunun üzerine aynı gün dokuzçeltik köyünde ikamet eden tanık olan kız kardeşi F'yi

aradığı, kızı Zeliha'nın F. ile H.'nin birlikte

yaşadığı Dokuzçeltik köyünde olduğunu öğrendiği, aynı

gün akşamı Y.'nın evinde eşi, çocukları ve damatları

ile birlikte iftar açtığı, iftar sonrası müşteki Y.ınn

damatları Salih'in kızı Zeliha'yı evden kovduğunu, kızının yaklaşık 1 haftadan

beri H.'nin evinde olduğunu, eşine, çocuklarına ve

diğer aile bireylerine söylediği, ablaları Zeliha'nın eniştesi Salih tarafından

evden kovulduğunu, teyzesinin evinde bir haftadır kaldığını öğrenen müşteki

Abdullah da büyük ablasının eşi olan eniştesi müşteki Sabri'ye "birlikte

gel beraber gidelim, başımızda büyük ol, bu sorunu çözelim" dediği, babası

D.'ye de "baba hep beraber gidelim, bu işin

arasını bulalım" dediği, bunun üzerine 27/08/2010 günü iftar sonrasında

müşteki S.A.'nın kullandığı ... plakalı minübüs ile diğer müştekiler D.E., Y.E., A.E., M.E.,

İ.H.E., M.E.'nin birlikte H.T.'nin

evine saat 20:00 sularında gittikleri, bilgi sahibi H.T.'nin

de oğlu MEHMET TANRIVERDİ'yi Salih Tanrıverdin'in babasının evine göndererek Salih'in babasını

evlerine ailesorunu konuşmak için çağırdığı, bir süre

sonra da şüpheliler Salih ve Muhittin Tanrıverdi'nin eve geldiği, müşteki

Davut'un Salih ve Muhittin'e "büyüklerin yok mu senin neden büyüklerini

getirmedin, gelsin onlarla konuşalım" dediği, müşteki Sabri'nin de Salih

ve Muhittin'e "bak biz geldik sen de büyüklerini çağır, konuşalım"

dediği, bunun üzerineMuhittin'in de Sabri'ye sert

çıkarak "sen bizim işimize karışma, senin işin değil" diyerek sinkaflı sözlerle hakaret ettiği, bunun üzerine tartışma

çıktığı, tartışma sırasında Medeni'nin Salih'e

vurduğu, Salih'in burnunun kırıldığı, Salih'in elini beline attığı, diğer

şahısların da Salih'in üzerine çullanarak tabancayı Salih'in elinden aldıkları,

kavga sonrasında müştekilerin aynı araçla Hüseyin'nin

evinden ayırıldıkları, müşteki Sabri'nin Salih'ten aldıklarıtabancayı

da yanına alıp götürdüğü, evdenayrıldıkları sırada

... plakalı aracın camlarının taşlanmak suretiyle kırıldığı, bu olaylarla

ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığının ...nolu

sırasında soruşturma yürütüldüğü, bu olaylar üzerine olay sırasındaburnu

kırılan Salih Tanrıverdi ve yaralanan Muhittin Tanrıverdi'nin Diyarbakır Devlet

Hastahanesi aciline giderek tedavi oldukları, hastahanede Muhittin ve Salih'in polis tarafından olaya

ilişkin olarak beyanlarının alındığı, Salih ve Muhittin Tanrıverdinin

tedavileri bitmeden hastahaneyi izinsiz olarak terk

ettikleri, Hüseyin Tanrıverdi'nin evinde meydana gelen olayla ilgili olarak ...

Polis Merkezinde görevli polis memuru K.Ö'nin M. E'ninkullandığı ... numaralı telefonunu 28/08/2010 günü

saat 01:00 sularında arayarak haklarındaşikayet olan

diğer şahıslar ile birlikte ... Polis Merkezine gelmelerini söylediği, müşteki Medeni'nin de arabalarının camının kırık olduğunu söylemesi

üzerine tekrar gelmelerini söylediği, bunun üzerine müştekiler M. E., A.E.,

Y.E., İ.H.E., D.E. ve M.E.'nin birlikte S.A.'nın kullandığı ... plakalı minübüs

ile ... Polis Merkezine geldikleri, bu şahısların adli raporlarının alınması

için müşteki C.Ö.Ç. ve maktul Ö. Y.'nin ekip şefi

K.Ö. tarafından görevlendirildikleri, rapor alınacak şahısların sayısının

çokluğu nedeniyle müşteki S.A.'nın kullandığı ...

plakalı aracın ön kısmına sivil giyimli polis memuru C.Ö.Ç. ve M.E.'nin bindikeri, diğer müştekiler

Y., İ.H., M., D. ve A.E. ile maktul polis memuru ÖZKAN'ın

minübüsün arka kısmına bindikleri, S.A'nın kullanımında doktor raporlarını almak üzere Devlet Hastahanesine doğru gitmek için hareket ettikleri, Elazığ

yoluna çıkmak üzere seyir halinde iken Elazığ yoluna yaklaşık 50-60 metre

mesafe kaldığı sırada Müştekilerin içinde bulunduğu araca 7-8 el ateş edildiği,

bu aracın... plakalı beyaz renkli renault toros marka araç olduğunun soruşturma kapsamında tespit

edildiği, ateş edilmesi üzerine Müşteki C.Ö.'nün minübüste bulunanlara yere yatmalarını, minübüsü

kullanan S.A.'ya da devam etmesini söylediği, tam

Elazığ yoluna çıktıkları sırada yine bu minübüse

karşı taraftan 2-3 el ateş edilmesi üzerine müşteki C.Ö.'nün

minübüsü kullanan Sabri'ye durmadan yola ters yönde

devam etmesini söylediği, müştekilerin kullandığı minübüsün

ters yönde Diyarbakır istikametine doğru hızlı ilerledikleri sırada şüpheli

Ramazan Tanrıverdi'nin kullandığı ... plakalı olduğu tespit edilen koyu renkli

Nissan marka pikapın kendilerini takip ettiklerini ve

bu araçtan da ateş edildiğinigördükleri, müşteki C.Ö.'nünde ekip şefi K.Ö.'yü

telefon ile arayarak kullandıkları araca silahla saldırı olduğunu bildirdiği,

bu sırada müştekilerin bulunduğu aracasilahlarlaateş

edilmeye devam olunduğu, her iki aracın müştekilerin bulunduğu aracı takip

ettikleri, aracın arka kısmında oturan İ.H.E.'nin

yanında bulunan maktul polis memuru Ö.Y.'nin

kafasından kan geldiğini görünce, polis memurunun vurulduğunu söylediği, bu

sırada müşteki C.Ö.'nün de yanında bulunan tabanca

ile saldırının geldiği yöne doğru ateş ettiği, Nissan marka pikapın

kendi araçlarına paralel olacak halde geldiğini görünce içinde bulunduğu aracın

camını kırmaya çalıştığı, ancak kıramadığı, bu sırada da ... plakalı minibüse

ateş edildiği, Askeri Hastane civarına gelindiği sırada müşteki C.Ö.'nün minibüs sürücüsü Sabri'ye nerede olduklarını

sorduğu, Askeri Hastahanenin yakınında olduklarını

öğrenince Sabri'ye Askeri Hastahaneye girmesini söylediği,

ve müştekilerin Askeri Hastahaneye girdikleri, maktul

Özkan'ın ilk tedavisinin Askeri Hastahanede

yapıldığı, Özkan'ın29/0802010 günü Diyarbakır Devlet hastansinde

vefat ettiği, yapılan otopsi raporuna göre Özkan'ın teşli

silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile birlikte

beyin kanaması beyin dokusunun harabiyeti ve buna

bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu öldüğü, soruşturma kapsamında şüpheli

SALİH TANRIVERDİ'nin evinde yapılan aramada kuğulu marka 12 mm çapında ... seri numaralı av tüfeği ele

geçirildiği, olay sırasında şüpheli Ramazan Tanrıverdi'nin kullandığı ...

plakalı Nissan marka aracın Elazığ yolu üzerinde bulunan açık otopark yanındaki

yediemin otoparkında gizlenmiş vaziyette bulunduğu, şüpheli Mehmet Emin Tanrıverdi'nin

kullandığı ... plakalı aracın da içerisinde Mehmet Emin Tanrıverdi olduğu halde

birinci sanayi de yakalandığı, yine şüpheli Mehmet Emin Tanrıverdi'nin aracının

28/08/2010 günü saat 02:10 sularında iplik yediemin otoparkında görüldüğü, bu

otoparka ilişkin kamera görüntülerinde gözüken Murat Tanrıverdi, Mehmet Emin

Tanrıverdi ve Ramazan Tanrıverdi isimli şahıslar ile Salih Tanrıverdi, Muhittin

Tanrıverdi ve Aziz Tanrıverdi isimli şahısların otoparktaki görevli görgü

tanığı S.K. isimli şahıs tarafından canlı olarak ve gıyabında yapılan fotoğraf

teşhis tutanağı ile teşhis edildiği, 01/09/2010 ve 28/08/2010 tarihli canlı

teşhis tutanakları ileFotoğraftan teşhis

tutanaklarına göre 28/08/2010 günü saat 02:10 daşüpheliler

Mehmet Emin Tanrıverdi, Salih Tanrıverdi, Muhittin Tanrıverdi, Aziz Tanrıverdi veMurat Tanrıverdi isimli şahısların olayın hemen öncesinde

toros marka araç ile yediemin otoparkının önüne

geldiklerinin anlaşıldığı, yine şüpheli Ramazan Tarnıverdi'nin

de saat 02:05 sularında köyde kavga olduğunu söyleyerek Nissan marka pikap ile

iplik yediemin otoparkından ayrıldığı, 03/09/2010 tarihli Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarının ekspertiz raporuna göre,

hakkında ek takipsizlik kararı verilen C.Ö.Ç.'nin

kullandığı tabanca dışında olay sırasında 3 adet av tüfeği ile iki adet

tabancanın kullanıldığının tespit edildiği, olay yerinde ele geçirilen 6 adet

av tüfeği kartuşunun şüpheli Salih Tanrıverdi'nin evinde yapılan aramada ele

geçirilen ... seri numaralı av tüfeğinden atıldığının belirlendiği, şüphelilerden

Mehmet Emin Tanrıverdi'nin savunmasındaolay sırasında

toros marka ... plakalı aracı kendisinin

kullandığını, Salih Tanrıverdi'nin av tüfği ile

müştekilerin bulunduğu araca ateş ettiğini, müştekilere ait beyaz renkli minübüsün arkasından bir süre gittiklerini beyan ettiği,

şüpheli Ramazan Tanrıverdi'nin de beyanında, olay sırasında ... plakalı Nissan

marka aracı kendisinin kullandığını, köyde ilk olay olduğunu duyduktan sonra

köye geldiğini, Muhittin ile Murat'ı köyden arabasını alarak Elazığ yolu

üzerindeki Toplukonut caddesine geldiklerini, Murat

ve Muhittin'i arabadan indirdiğini, her ikisinin "biz bunları

öldüreceğiz" diye söylediğini duyduğunu, bir süre sonra da Mehmet Emin

Tanrıverdi ile Salih Tanrıverdinin Toros marka araç

ile aynı yere geldiklerini, kendisinin tekrar işyerine döndüğünü, işyerinde ikentekrar kendisine telefon geldiğini, Toki

kavşağına gelmelerini söylediğini, arayanın kim olduğunu bilmediğini, bunun

üzerine iş yerinden çıkıp Toki kavşağına geldiğini,

Aziz Tanrıverdi'yi Mehmet Emin Tanrıverdi ve Salih Tanrıvverdinin

yanında gördüğünü, bu sırada silah seslerini duyduğunu, beyaz renkli dolmuşun

da kavşağa geldiğini, Murat ve Muhittin'in de kendi arabasına bindiklerini,

beyaz renkli minübüsün önlerinden geçip Elazığ

caddesine Diyarbakır şehir merkezi istikametine doğru ters yönden girdiğini bu

aracı peşinden takip ettiklerini, Muhittin Tanrıverdi'nin aracın camını açarak

tabanca ile minübüse ateş ettiğiniaçıkça

belirttiği,müştekilerin içerisinde bulunduğu araca

çok sayıda mermi isabet ettiğinin, yine şüphelilerin ateş ettikleri yerde çok

sayıda av tüfeği fişeği ve boş kovanların ele geçirildiğinin olay yeri inceleme

raporlarından anlaşıldığı böylece şüphelilerin ortak hakimiyet kurarak ...

plakalı araçta bulunan şahıslara doğru doğrudan kasıt ile hedef ayırmaksızın

ateş ettikleri, sonuçta araçta bulunan şahıslardan Ö.Y.'nin

öldüğü, ... plakalı şüpheli Murat Tanrıverdi'ye ait aracı kullandığı sabit olan

şüpheli MEHMET EMİN TANRIVERDİ ile ...plakalı Nissan marka pikapı

kullanan RAMAZAN TANRIVERDİ isimli şahısların öldürme fiili içersinde

aracı kullanma eylemlerinin kurucu unsur olduğu, dolayısıyla araç sürücülerinin

de olaya doğrudan iştirak ettikleri, suçun işlenmesinde araçların

kullanılmasının zorunlu olduğu, bu nedenle müsadere edilmeleri gerektiği,

müştekilerin beyanları, şüphelilerin çelişkili beyanları, ev arama tutanağı,

dosya içerisinde bulunan canlı teşhis tutanakları ve cd leri,

olay yeri inceleme raporları, olay yeri basit krokileri, kriminal

polis laboratuvarlarının raporları, tanık S.K'nin

beyanı, diğer tanık beyanları, ve tüm soruşturma evrakı kapsamından tüm

şüphelilerin Maktul Ö.Y'ye yönelik kasten adam

öldürme, diğer müştekiler C.Ö.Ç.,D.E., Y.E., A.E., M.E., İ.H. E., S.A. ve M.E'ye yönelikkasten adam

öldürmeye teşebbüs, ayrıca şüpheli Muhittin TANRIVERDİ nin

6136 sayılı yasaya muhalefet suçlarını işledikleri..."

12. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 1/3/2011 tarihli birinci celsedebaşvurucuların "...üzerlerineayrı ayrı atılı suçlarınınniteliğine , mevcut delil durumunagöre üzerlerineatılısuçuişlediklerine ilişkin kuvvetlisuçşüphesinin varlığını gösteren olgular mevcut

bulunduğundan ve delillerikarartmaşüphesiolduğu.."gerekçesiyle

tutukluluklarının devamına itiraz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.

13. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 1/11/2012 tarihli on

birinci celsede başvuruculardan Ramazan ve Mehmet Emin Tanrıverdi'nin "üzerlerine atılı suçunvasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu,suç

vasfınındeğişmeihtimali ve tutuklu kaldıkları süre"yi dikkate

alarak tahliyelerine karar vermiştir. Buna karşılık Mahkeme, diğer

başvurucuların "üzerlerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, tutuklulukta geçirdikleri süre,

öngörülen cezanın üst sınırı, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olgular ileadli kontroltedbirlerininyetersizkalacağı"

gerekçesiyle tutukluluklarının devamına karar vermiştir.

14. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli ve

E.2011/12, K.2013/486 sayılı kararı ile başvurucular hakkında tamamlanmış

kasten öldürme suçundan ayrı ayrı 25 yıl, sekiz ayrı öldürmeye teşebbüs eylemi

nedeniyle her bir eylem için ayrı ayrı 10 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmalarına; ayrıca Muhittin Tanrıverdi'nin 6136 sayılı Kanun'a

muhalefet eylemi nedeniyle 500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve

buna ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Mahkeme; Muhittin, Aziz, Murat ve Salih Tanrıverdi hakkındaayrıca

"...verilen ceza miktarı ve bu ceza ile

ölçülü olduğu..." gerekçesiyle tutukluluk hâllerinin devamına

itiraz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Bu karar, başvurucuların

müdafileri huzurunda açıklanmıştır.

15. Başvurucular10/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. Bozmadan önceki yargılama sürecinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesince toplam on sekiz duruşma yapılmıştır.Tanık

dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yapılması, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması,

Cumhuriyet Savcılığından mütalaa alınması, bu mütalaaya karşı sanık

avukatlarının savunmada bulunmak istemesi ve sanık avukatlarının mazerette

bulunmaları nedeniyle duruşmaların ertelendiği tespit edilmiştir.

17. Başvurucuların temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi

9/7/2015 tarihli kararıyla Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1/12/2013

tarihli ve E.2011/12, K.2013/486 sayılı kararını bozmuştur. Bozma kararının

gerekçesi şöyledir:

"...Sanıklardan

birisinin savunulmasının diğer sanıklar yönünden savunmada zaafiyet

yarattığının anlaşılması durumunda; sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı

bulunduğunun kabulü gerektiğinden; aynı kasten öldürme ve kasten öldürmeye

teşebbüs suçlarından yargılanan, yakın akraba olan sanıklar (...) arasında

menfaat uyuşmazlığının gerçek anlamda kalktığından söz edilemeyeceği

anlaşılmakla; kendileri tarafından belirlenecek veya baro tarafından atanacak

ayrı ayrı müdafiiler tarafından savunmalarının

yapılması gerektiğinin düşünülmemesi suretiyle 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

38/1 ve 5271 sayılı CMK’nun 152. maddelerine aykırı

davranılması,

Sanık Salih müdafiinin

beyanı ile cezaevindeki tedavi evrakları nazara alınarak yüklenen suçların

hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiillerle ilgili davranışlarını

yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıran yahut azaltan bir akıl hastalığına

duçar olup olmadığı konusunda TCK'nun 32. maddesine

uygun olarak rapor aldırılmadan bu sanık hakkında yazılı şekilde hükümler

kurulması,

Olaydan önce sanıklar Salih ve Muhittin’in

dövülmeleri ile ilgili olduğu belirtilen ve iddianamede yer verilen Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/21489 soruşturma nolu

evrakı ile açılmış kamu davası varsa dosyanın, verilmiş ise kararın ve ilgili

belgelerinin getirilmesinden, ilk haksız hareketin hangi taraftan

kaynaklandığının tespit edilmesinden sonra sanıkların polis memurları maktül Özkan ve mağdur Cumali Özgür dışında kalan

mağdurlara yönelik eylemleri yönünden TCK’nun 29.

maddesinin tartışılması suretiyle hukuki durumlarının değerlendirilmesi

gerektiği gözetilmeyerek eksik inceleme sonucu yazılı biçimde mahkumiyet

kararları veril [miştir]."

18. Bozma sonrası davanın Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

2015/204 esasına kaydı yapılmış ve Mahkeme 11/9/2015 tarihinde dosya üzerinden

yapılan incelemede başvurucular Salih, Muhittin, Murat ve Aziz Tanrıverdi'nin

"...üzerlerine atılı suça ilişkin soruşturma

aşamasında toplanan deliller dikkate alındığında, henüz tüm delillerin

toplanmamış oluşu, üzerlerine atılı suça ilişkin kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve halen devam etmesi, 5271

sayılı CMK.nun 100. maddesinde sayılan kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedenlerinin varsıyabildiği,

tutuklulukta geçen süre, atılı suçun ağırlığı ve yasadaki yaptırımı, atılı

suçun 5271 sayılı CMK.nun 100/3 maddesinde sayılan

suçlardan bulunması, atılı suçun niteliği itibariyle 5271 sayılı CMK.nun 109.maddesinde belirtilen "adli kontrol"

hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, sanıkların üzerlerine atılı

eylem karşısında tutuklama kararı verilmiş olmasının ölçülü ve gerekli oluşu,

serbest bırakılmaları halinde kovuşturmadan kaçma şüphelerinin bulunması..."

gerekçesiyle tutukluluk hâllerinin devamına ve duruşma gününün 5/11/2015

tarihine bırakılmasına karar vermiştir.

19. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2015 tarihli

duruşmada başvurucuların azami tutukluluk süresinin aşıldığı gerekçesiyle

yaptıkları tahliye taleplerini "...Sanıklar

ve müdafiilerinin uzun tutuklamaya ilişkin ve

tahliyeye müteallik taleplerinin mahkememizce 11/12/2013 tarihinde hüküm

verildiği, sanıkların bu tarihten sonra hüküm özlü kabul edildikleri, Yargıtay

1. Ceza Dairesince 09/07/2015 tarihinde bozma ilamı verildiği, mahkememizin

bozma sonrası 2015/204 esas sayılı dosya numarası alan yargılamada tensip

zaptının 11/09/2015 tarihinde tanzim edildiği dikkate alınarak, sanıkların 5271

sayılı CMK 102/3 maddesindeki uzatma sürelerinin geçtiğine ilişkin taleplerinin

reddine, Sanıklar Muhittin

Tanrıverdi, Salih Tanrıverdi, Aziz Tanrıverdi ve Murat Tanrıverdi'nin üzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, tutuklulukta geçirdikleri

süre, öngörülen cezanın alt ve üst sınırı ile tüm dosya kapsamı dikkate

alındığında sanık hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin bulunduğu, isnat edilen suçlamanın CMK'nun

100 maddesindeki katalog suçlardan olması, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz

kalacağı hususları dikkate alınarak sanıkların tutukluluk hallerinin devamına,"

gerekçeleriyle reddetmiş ve tutukluluk durumlarının 27/11/2015 ve 23/12/2015

tarihlerinde değerlendirilmesine karar vermiştir.

20. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi 8/3/2016 tarihli bozma

sonrası yapılan 3. duruşmada başvurucuların tahliye taleplerini "...sanıkların üzerlerine atılı suça ilişkin gerek

soruşturma aşamasında toplanan deliller, gerekse Yargıtay bozma ilamından

önceki kovuşturma aşamasında toplanan dikkate alındığında; kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve halen devam etmesi,

5271 sayılı CMK'nun 100.maddesinde sayılan kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığı halinde tutuklama nedenlerinin varsayılabildiği, tutuklulukta

geçen süre yönünden Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2011/1-51 esas 2011/42 karar

sayılı 12/04/2011 tarihli kararı, yine atılı suçun ağırlığı ve yasadaki

yaptırımı, atılı suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3

maddesinde sayılan suçlardan bulunması, atılı suçun niteliği itibariyle 5271

sayılı CMK'nun 109. maddesinde belirtinen

"adli kontrol "hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı,

sanıkların üzerine atılı eylem karşısında tutuklama kararı verilmiş olmasının

ölçülü ve gerekli oluşu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. ve 6. maddeleri

kapsamında tutuklama koşullarının oluşması neticesi tutuklama kararı verildiğide görülerek..." gerekçesiyle

reddetmiş; tutukluluk durumlarının 28/03/2016 ve 15/04/2016 günlerinde dosya

üzerinden değerlendirilmesine karar vermiştir.

21. Başvurucular hakkındaki dava, Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesinde derdest olup bir sonraki duruşma 3/5/2016 tarihine bırakılmıştır.

B. İlgili Hukuk

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81.

maddesi şöyledir:

"(1) Bir insanı kasten

öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır."

23. 5237 sayılı Kanun'un 35. maddesi şöyledir:

"(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu

elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan

nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen

zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis

cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden

dörtte üçüne kadarı indirilir."

24. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya

sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı

verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83)

…

(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya

hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

25. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"(1) Soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini

isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin

devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına

itiraz edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar,

bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel

Kurulunca dosya üzerinde yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen de verilebilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 18/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular; haklarında devam eden tutukluluk tedbirinin

resen incelendiğini, itiraz ve tahliye taleplerine ilişkin kararlarda 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesindeki kriterlerin tekrar edildiğini, dosya kapsamı

ve isnat edilen suçlarla ilgili değerlendirme yapılmadığını, basmakalıp

gerekçelere yer verildiğini, üç yılı aşkın süredir tutuklu olduklarını,

tutukluluğa yaptıkları itiraz incelemelerinin duruşmasız yapıldığını, dosyanın

mevcut delil durumu ve niteliği itibarıyla uzun yargılamayı zorunlu kılmadığını,

buna rağmen yargılamanın keyfî şekilde uzatıldığını belirterek kişi özgürlüğü

ve güvenliği hakkı ile makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

28. Başvurucuların şikâyetinin özü, tutukluluğun makul süreyi

aşması ve tutukluluğa itiraz incelemelerinin duruşmasız yapılması nedeniyle

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali ile makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucuların şikâyetlerinin

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkrası ve 36. maddesinin

birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

1- Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Başvurucular Ramazan ve Mehmet Emin

Tanrıverdi Yönünden Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

29. Adı geçen başvurucular tutukluluğun makul süreyi aştığını

belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliğihaklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemiş ise

ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde bireysel başvuru

yapılması gerekir.

31. Derece mahkemesince hüküm verilmeden önce tutukluluk hâli

sona eren bir kişinin, en geç tahliye edildiği tarihten itibaren otuz günlük

yasal süre içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak tutuklulukla

ilgili şikâyetlerini ileri sürmesi gerekmektedir (Cüneyt Kartal, B. No: 2013/6572, 20/3/2014, § 22).

32. Somut olayda yargılama kapsamında tutuklu olan başvurucular

Ramazan ve M. Emin Tanrıverdi 1/11/2012 tarihinde Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesince tahliye edilmiştir. Dolayısıyla bireysel başvurunun İlk Derece

Mahkemesinin tahliye kararını verdiği 1/11/2012 tarihinden itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekirken 10/1/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre

aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Başvurucuların Tutukluluğa İtirazının

Duruşma Yapılmaksızın Değerlendirildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucular, tutukluluğun devamına yönelik üst Mahkemeye

yaptıkları itirazların incelenmesinin dosya üzerinden duruşmasız yapıldığını

belirtmiştir.

35. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) ve 48. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda kamu gücünün neden

olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı,

bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve buna

ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

36. Somut olayda başvurucular Diyarbakır 1. Ağır Ceza

Mahkemesinde tutuklu olarak yargılanmaktadır. Mahkemenin 11/12/2013 tarihli ve

E.2011/12, K.2013/486 sayılı kararı ile başvurucular hakkında mahkûmiyetle

birlikte Muhittin, Aziz, Murat ve Salih Tanrıverdi hakkındaayrıca

"...verilen ceza miktarı ve bu ceza ile

ölçülü olduğu..." gerekçesiyle tutukluluk hâllerinin devamına

karar verilmiştir. Bu karar başvurucuların müdafileri huzurunda açıklanmıştır.

Hüküm tarihine kadar Mahkeme, her duruşma sonrasında başvurucuların tutukluluk

hâllerinin devamına itiraz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Bireysel

başvuru öncesinde bu kararlara itiraz edilip edilmediği; edilmiş ise hangi

mahkemeye, hangi tarihte itiraz edildiği dosya kapsamından anlaşılmamaktadır.

37. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvuruculara ait olmasına rağmen başvurucular tarafındantutukluluğa

itiraz incelemesinin duruşmasız yapıldığı nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği soyut şekilde ileri sürülmekte olup bu hakkın nasıl

ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve kanıtlamada bulunulmadığı

anlaşıldığından başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

38. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmı hakkında açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilmez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Başvurucular Salih, Muhittin, Murat ve Aziz Tanrıverdi

Yönünden Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

ve Başvurucuların Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin

İddiaları

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Başvurucular Salih, Muhittin, Murat ve Aziz

Tanrıverdi Yönünden Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

40. Başvurucular, tutukluluğun devamına ilişkin kararların

gerekçesiz olduğunu ve üç yılı aşan bir süre boyunca tutuklu olarak

yargılandıklarını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

41. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

42. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

43. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmen tutukluluğun devamı ancak kişi

hürriyetine nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı

görülebilir. Bu nedenle bir davada tutukluluğun makul süreyi aşmamasını gözetmek,

öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla belirtilen kamu yararı

gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilmesi ile serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu

ve olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61, 62).

44. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu

açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların -olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla-

tutukluluk hâli devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

45. Kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya

değiştirmelerini önlemek maksadıyla tutuklama tedbirine başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (Savaş

Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

46. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç

işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği

sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul

edilmesi gerekir (Murat Narman,§§ 63, 64).

47. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun

ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Savaş Çetinkaya, § 56).

48. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamından

çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak

tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve

temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate

almamaktadır (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, § 41). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler

tutukluluk süresinin değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulamaz. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç

isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre

değerlendirmede dikkate alınacaktır (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 67).

49. Hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği

yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının

varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk

hâlinin makul kabul edilmesi gerekir. Somut olayda başvuruculardan Murat Tanrıverdi 31/8/2010, Muhittin ve Salih Tanrıverdi

2/9/2010 ve Aziz Tanrıverdi ise 15/9/2010 tarihinde tutuklanmaları ile İlk

Derece Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli kararı ile hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmesi arasında yaklaşık 3 yıl 3 ay bir suç

isnadına bağlı olarak tutulmuşlardır. Başvurucular, Mahkemenin mahkûmiyet

kararını temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli kararı,

Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi neticesinde 9/7/2015 tarihinde

bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin karar tarihi ile Yargıtayın

bozma kararı tarihi arasında geçen 1 yıl 6 ay 28 günlük sürede başvurucular İlk

Derece Mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutulmuşlardır. Başvurucular, Yargıtayın bozma kararı ile karar tarihi olan 18/5/2016 tarihi

arasında geçen 10 ay 9 gün sürede bir suç isnadına bağlı olarak tutulmaya devam

edilmişlerdir. Bu durumda makul süre açısından dikkate alınması gereken

tutukluluk süresi ortalama dört yıldır.

50. Başvurucuların kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs

suçlarından tutuklandıkları ve haklarında bu suçtan kamu davası açıldığı ve

yargılandıkları, tutukluluklarının devamına ilişkin gerekçe olarak isnat edilen

suçla ilgili kuvvetli şüphenin varlığını objektif olarak ortaya koyan deliller,

isnat edilen suçun kanunda öngörülen ceza miktarına göre kaçma şüphesinin

varlığı, suçun katalog suçlardan olması ve delillerin karartılması ihtimali

gösterilmiştir. Kuvvetli suç şüphesi altında bulunan başvurucular hakkında

Mahkemece verilen tutukluğun devamına ilişkin kararların gerekçeleri,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içeriktedir. Nitekim Mahkeme 1/11/2012 tarihli on birinci

celsede, aynı dosyada yargılanan başvuruculardan Ramazan ve M. Emin Tanrıverdi hakkında

suç vasfınındeğişmeihtimali ve tutuklu kaldıkları

süreyi dikkate alarak

tahliyelerine karar vermiştir. Başvurucuların tutukluluk süresi dikkate

alındığında makul sürenin aşılmadığı ve gösterilen gerekçelerin bu süre

bakımından yeterli olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca tutukluluk incelemelerinin

yapıldığı 1/11/2012, 5/11/2015 ve 8/3/2016 tarihlerinde Mahkemece tutuklama

tedbiri yerine adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli olmadığına

vurgu yapılmıştır.

51. Başvuru konusu olayda öldürme olayının ne şekilde

gerçekleştiği konusunda bilirkişi incelemesi yapılması, tanık dinlenmesi ve

Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasınıngerekmesi

dikkate alındığında davanın karmaşık olduğu anlaşılmaktadır. Tutukluluk hâlinin

devam ettiği ilk derece yargılaması sürecinde tutukluluk nedeniyle yargılamanın

yürütülmesinde başvuruculara isnat edilen suçların niteliği, hakkında

soruşturma yürütülen kişi sayısı ve soruşturma konusunun kapsamı dikkate

alındığında ayrıca gösterilmesi gereken özenin yargılama makamınca gösterilmediği

sonucuna varılması için bir neden de bulunmamaktadır.

52. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.

b. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia

53. Başvurucular, üç yılı aşkın bir süreden beri tutuklu olarak

yargılanmakta olduklarını, Mahkemenin 11/12/2013 tarihinde karar verdiğini ve

bu kararı temyiz ettiklerini, haklarındaki yargılamanın devam ettiğini ve bu

nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

54. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 39).

55. Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(Sözleşme) 6. maddeleri uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların

da (suç isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır.

İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama

aşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik

incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer

(B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014,

§ 31).

56. Başvuru konusu olayda başvuruculardan Mehmet Emin, Ramazan

ve Murat Tanrıverdi 28/8/2010,

Salih ve Muhittin Tanrıverdi 1/9/2010,

Aziz Tanrıverdi ise 14/9/2013

tarihinde kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs suçlarına katıldıkları

gerekçesiyle gözaltına alınmış ve Ramazan, Murat ve Mehmet Emin Tanrıverdi 31/8/2010,Muhittin

ve Salih Tanrıverdi 2/9/2010, Aziz

Tanrıverdi ise 15/9/2010 tarihinde

tutuklanmıştır. Haklarında kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüs

suçlarından, ayrıca Muhittin Tanrıverdi hakkında

6136 sayılı Kanun'a muhalefet eylemi nedeniyle adli soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucular hakkında isnat olunan bu suçlar 5237 sayılı Kanun’da hapis

cezasını gerektirir şekilde, 6136 sayılı Kanun'da ise hapis ve adli para cezası

olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucular hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B..E,§

32).

57. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgili

uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural

olarak kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından

bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibi

tedbirlerin uygulandığı an olup somut başvuru açısından bu tarih,

başvurucuların bahse konu suçlar kapsamında gözaltına alındıkları ve böylece

isnattan haberdar oldukları anlaşılan 28/8/2010'dur. Sürenin bitiş tarihi ise

suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği tarihtir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52; B.E,

§ 34).

58. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

başvurucuların gözaltına alınmaya başlandığı 28/9/2010 tarihinden Diyarbakır 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli kararı arasında 3 yıl 3 ay 13 günlük

bir süre olduğu görülmektedir. Başvurucuların yargılandığı davada, Mahkemece

ilk savunma 1/3/2011 tarihli celsede alınmıştır. Yargılama, İlk Derece

Mahkemesince bozmadan önce toplam olarak on sekiz celsede tamamlanmıştır.

Davanın kanun yolu (temyiz) aşaması ise 1 yıl 6 ay 28 gün sürmüştür. Bozma

sonrası yargılama süresi ise son duruşma tarihi 3/5/2016 dikkate alındığında 9

ay 24 gündür. Yargılama İlk Derece Mahkemesi aşamasında devam etmektedir.

59. Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin

bitiş tarihi, yargılama devam ettiğinden inceleme tarihi olan 18/5/2016'dır. Başvuruculara bir suçun

isnat edildiği (başvurucuların gözaltına alındığı) 28/9/2010 tarihi ile

bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 5 yıl

8 aydır.

60. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkin

olarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanın

özelliğine göre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

61. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hem

hukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; dava konusunun zorluğu,

hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasında karşılaşılan

engel, maddi olayların çelişkili olması, sanıkların ya da isnat edilen suçların

veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası boyutları bilirkişi deliline

ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur incelenmelidir. Davanın

taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu açısından ise

ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş birliği yapmak zorunda

olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarını kullandığı için de

kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari ve yargısal organlarına

yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat

Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014, §§ 52, 53).

62. Somut olayda Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 28/8/2010

tarihinden itibaren gözaltına alınan başvurucular hakkında 28/12/2010 tarihinde

kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve 6136 sayılı Kanun'a muhalefet

suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yargılamaya

başlayan Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesince davanın tensip zaptının

düzenlenmesinden sonra toplam altı sanığın savunması ile on bir müştekinin

beyanlarının alındığı, Mahkemece yargılama boyunca on sekiz duruşma yapıldığı,

tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi yapılması, Adli Tıp Kurumundan rapor

alınması, Cumhuriyet Savcılığından mütalaa alınması, bu mütalaaya karşı sanık

avukatlarının savunmada bulunmak istemesi ve sanık avukatlarının mazerette

bulunmaları nedeniyle duruşmaların ertelendiği, 11/12/2013 tarihinde

başvurucular hakkında tamamlanmış kasten öldürme suçundan ayrı ayrı yirmi beş

yıl, sekiz ayrı öldürmeye teşebbüs eylemi nedeniyle her bir eylem için ayrı

ayrı on yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına, ayrıca Muhittin

Tanrıverdi'nin 6136 sayılı Kanun'a muhalefet eylemi nedeniyle 500 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına ve buna ilişkin hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına kararverildiği, başvurucuların temyizi

üzerine dosyanın Yargıtaya gönderildiği, Yargıtay 1.

Ceza Dairesinde temyiz incelemesinin 9/7/2015 tarihinde yapıldığı ve

başvurucular hakkında verilen kararın usul yönünden bozma ile

sonuçlandırıldığı, bozma ilamı sonrası davanın görülmesine yine aynı

MahkemeninE.2015/204 sayılı dosyası üzerinden devam edildiği, anılan Mahkemece

inceleme tarihine kadar ortalama üç duruşma yapıldığı ve bu duruşmalarda bozma

ilamı doğrultusunda işlem yapıldığı tespit edilmiştir.

63. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhalarıyla temyiz

süreci birlikte değerlendirildiğinde yargılama faaliyetlerinde hareketsiz

kalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun

olmadığı ve gerekli özenin gösterildiği görülmüştür.

64. Yargılama süresinin makul olup olmadığının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken

davadaki sanık sayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın

karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti, söz konusu suçlar için

öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

somut başvuru bakımından yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Serruh KALELİ bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucular Ramazan ve Mehmet Emin Tanrıverdi'nin

tutukluluk süresinin makul olmadığına ilişkin iddialarının süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutukluluğa itirazın duruşma yapılmaksızın değerlendirildiğine

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

3. Başvuruculardan Salih, Muhittin, Murat ve Aziz Tanrıverdi'nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

özgürlüğü ve güvenliği haklarının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Serruh

KALELİ'nin karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Serruh KALELİ'nin karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/5/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Başvuruculardan Murat Tanrıverdi 28/8/2010, Salih Tanrıverdi ve

Muhittin Tanrıverdi 1/9/2010 Aziz Tanrıverdi ise 14/9/2010 tarihlerinde göz

altına alınmışlar ve akabinde tutuklanmışlardır. İlk derece mahkemesi

11/12/2013 tarihli kararı ile başvurucuların mahkumiyetine hükmetmiş ve

tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Mahkumiyet

hükmü Yargıtay’ca 9/7/2015 tarihinde bozulmuştur. İlk derece mahkemesi önünde

yargılamanın devam ettiği ve başvurucuların hala tutuklu oldukları

anlaşılmaktadır.

Başvurucular uzun süreden beri tutuklu olduklarını ve mahkemenin

tutukluluğun devamına karar verirken gerekçe göstermediğini basmakalıp gerekçelere

dayandığını belirterek Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

özgürlük ve güvenlik haklarının ve 36. Maddede güvence altına alınan makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkememizce yapılan inceleme sonucunda heyet çoğunluğunca her

iki hak yönünden de ihlal olmadığı yönünde karar verilmiştir. Aşağıda

belirtilen gerekçelerle Sayın çoğunluğun görüşüne katılınmamıştır.

19. Madde Yönünden

Öncelikle çoğunluk tarafından tutuklu kalınan sürenin hesabında,

dosyanın Yargıtay önünde geçirdiği süre dikkate alınmaksızın sadece ilk derece

mahkemesi önündeki yargılama aşamasında geçen süre dikkate alınmıştır. Yargıtay

önünde geçen süre ise başvurucuların bu aşamada bir mahkeme hükmüne bağlı

olarak tutuldukları, bu tutmanın suç isnadına dayalı tutma olmadığı

gerekçesiyle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının uygulanmasında

dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların hürriyetlerinden yoksun

kaldıkları 1 yıl 6 ay 28 günlük sürede tutuklu olmadıkları, haklarında bir

mahkeme tarafından verilmiş olan mahkûmiyet hükmüne dayalı olarak tutuldukları

kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında tutuklanan

kişilerin makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında salıverilmelerini isteme hakkı olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu

fıkrada geçen tutukluluk kavramı Anayasa’da tanımlanmamıştır. Bu durumda

kavramın anlamını tespit etmek için bu kurumu düzenleyen 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanununa bakılması gerekir. Bir koruma tedbiri olan tutuklama 5271

sayılı Kanun’un 100-108 maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddelerde tutuklama

tedbirine şüpheli ya da sanık hakkında, soruşturma ve kovuşturma evresinde

başvurulabileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un “tanımlar” başlıklı 2.

maddesinde bu kavramların tamamı tanımlanmıştır. Buna göre, şüpheli: soruşturma

evresinde suç şüphesi altında bulunan kişiyi; sanık: kovuşturmanın

başlamasından itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan

kişiyi; soruşturma: kanuna göre yetkili mercilerce suç şüphesinin

öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi; kovuşturma:

iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade

eder. Görüldüğü gibi Ceza muhakemesi sistemimizde tutukluluk sadece ilk derece

mahkemesi önünde geçen süreyi değil, kanun yollarına başvuru halinde burada

geçen süreyi de kapsayacak şekilde hükmün kesinleşmesine kadar geçen süreyi

kapsamaktadır. Nitekim Kanun’un şüpheli veya sanığın salıverilme istemlerini

düzenleyen 104. maddesinde de dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki kararın

bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel

Kurulunca verileceği kuralı yer almaktadır. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında da tutuklanan kişilerin soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları olduğu belirtilmektedir.

Dolayısıyla Kanunun sistematiği içinde tutukluluk statüsünün

sanığın salıverilmemesi halinde hükmün kesinleşmesine kadar devam ettiğinde

şüphe bulunmamaktadır. Nitekim 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun’un 4. Maddesinde “Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe

infaz olunamaz” kuralı yer almaktadır. Bu durumda yukarıda belirtilen açık

kanun hükümleri karşısında kanun yolu mahkemeleri önünde geçen sürede tutulan

kişinin hükmünün infaz edildiğini söylemeye olanak bulunmamaktadır. Hukukumuzda

tutuklama ve kesinleşmesi halinde mahkûmiyet hükmünün infazı dışında ceza soruşturması

ve kovuşturması nedeniyle kişilerin hürriyetinden mahrum bırakılması mümkün

olmadığına göre temyiz aşamasında geçen sürenin, tutukluluk süresinin hesabında

dikkate alınmamasının kanuni bir dayanağı bulunmamaktadır.

Bütün temel haklar gibi, özgürlük ve güvenlik hakkının da ancak

kanunla sınırlandırılabileceği dikkate alındığında kanuni dayanağı olmaksızın

bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması mümkün değildir. Kanun yolları

süresince bir kişinin tutulabilmesi ancak tutuklama ile mümkün olup bunun

dışında Kanunda bir tutma olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla temyiz

aşamasında kişi ancak tutukluluk yoluyla özgürlüğünden mahrum bırakılabilir. Bu

durumda temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin kapsamı dışında

bırakmak kanunsuz tutmaya olanak tanımak anlamına gelecektir.

Ülkemizde oldukça istisnai durumda uygulanması gereken

tutukluluk koruma tedbirinin Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan

masumiyet karinesini hiçe sayar bir şekilde çok yaygın bir şekilde adeta bir

cezalandırma aracı olarak kullanılması nedeniyle kanun koyucu 5271 sayılı

Kanun’un 102. maddesinde tutukluluk için azami süreler öngörmüştür. Bu

sürelerin kanunun kendi sistematiği içinde kanun yollarında geçecek süreleri de

kapsadığında şüphe bulunmamaktadır. Bir kişinin maddede öngörülen bu sürelerden

daha uzun bir süre tutuklu kalması halinde tutma kanuna aykırı olacağından

özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilecektir. Somut olayda da başvurucuların

tutuldukları süre karar tarihi itibariyle kanunda öngörülen süreyi aşmış

bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin kanunun açık bir şekilde yasakladığı

müdahaleyi yorum yoluyla meşrulaştırarak bir kişinin kanunda öngörülenden daha

uzun bir süre özgürlüğünden yoksun bırakılmasına cevaz vermesi kabul edilemez

olduğu gibi Anayasaya da aykırı olacaktır.

Anayasa Mahkemesinin böyle bir yorumda bulunmasına Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin Sözleşmenin 5. maddesine ilişkin yorumu da gerekçe

oluşturamaz. AİHM’in temyiz aşamasında geçen süreyi

Sözleşmenin 5/1-c fıkrası kapsamında suç şüphesine dayalı tutma değil, 5/1-a

fıkrası kapsamında yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararına

dayalı tutma olarak nitelendirmesi, Sözleşmeden daha geniş güvence sağlayan

Anayasa’nın 19. maddesi ve 5271 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen hükümleri

karşısında yine Sözleşmenin 53. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesinin aynı

yönde karar vermesi için dayanak oluşturamaz.

Diğer taraftan ülkemizde ceza yargılamalarının çok uzun sürmesi,

özellikle Yargıtayın işyükü

nedeniyle dosyaların incelenmesinin gecikmesi halinde kanunda öngörülen azami

tutukluluk süreleri dolacağından ağır suçlar işleyen kişilerin tahliye edilmek

zorunda kalacağı ve sosyal sorunlara neden olacağı argümanı da Anayasa

Mahkemesinin Anayasa ve yasa hükümlerini göz ardı ederek kanun yollarında geçen

süreyi tutukluluk süresinden saymamasının gerekçesi olamaz. Ceza yargılamasını

hızlandıracak yöntem ve politikaları geliştirmek ve uygulamak yasama, yürütme

ve yargı organlarının sorumluluğunda olup, gerekli tedbirler ilgili organlar

tarafından alınmalıdır. Eğer belirtilen şekilde bir sosyal risk varsa bu riski

yasa koyucu almış ve Kanunda azami tutukluluk sürelerini düzenlemiştir.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin sosyal risk kaygısıyla hareket etmesini

gerektirecek bir durum bulunmamaktadır.

Çoğunluğun görüşü karşısında yakında yürürlüğe girecek yasa ile

Bölge Adliye Mahkemelerinin devreye girmesi halinde bu mahkemeler önünde geçen

sürenin de tutukluluk süresinin kapsamı dışında tutulması gerekecektir. Bireyin

en temel hakkı olan özgürlük ve güvenlik hakkına ağır bir sınırlama getiren

tutukluluk tedbirine ilişkin kronik sorunlar dikkate alındığında bu yaklaşım

nedeniyle bireyler, haklarında kesinleşmiş bir hüküm olmamasına ve beraat etme

ihtimalleri olmasına karşın yıllarca özgürlüklerinden yoksun

bırakılabileceklerdir. Temel görevi birey temel hak ve özgürlüklerini korumak

olan Anayasa Mahkemesinin böyle bir yorum ile bireylerin özgürlük haklarının

gereksiz yere kısıtlanmasına olanak tanıması kabul edilemez.

Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 19. maddesinde

güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edilmediği

yönündeki çoğunluk görüşüne katılmadım.

36. Madde Yönünden

Adam öldürme ve adam öldürmeye teşebbüs suçlarından yargılanan

başvurucuların yargılama süreleri altı yıla yaklaşmıştır. Bozma sonrası ilk

derece mahkemesi önünde yargılama devam etmektedir. Çoğunluk başvurucuların

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

Suçun niteliği, sanık sayısı, yargılama süreci gibi unsurlar

dikkate alındığında davanın özel bir zorluk taşımadığı, davanın uzamasında

başvuruculara atfedilebilecek bir kusur olmadığı görülmektedir. Benzer

başvurularda Mahkeme bugüne kadar yüzlerce ihlal kararı vermişken bu başvuruda

herhangi bir gerekçe gösterilmeden ihlal olmadığı yönündeki çoğunluk görüşüne

katılmadım.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucular

:

1. Salih

TANRIVERDİ

2. Ramazan

TANRIVERDİ

3. Muhittin

TANRIVERDİ

4. Murat

TANRIVERDİ

5. M. Emin

TANRIVERDİ

Vekili

:

Av. Mesut

BEŞTAŞ

6. Aziz

TANRIVERDİ

Vekili : Av. Mesut BEŞTAŞ, Av. Cafer KOLUMAN Serruh KALELİ Üye

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/580, 18 Mayıs 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Başvurucular Ramazan ve Mehmet Emin Tanrıverdi'nin
  12. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Karşıoy
  14. Necipoğlu
  15. Turan
  16. Tanrıverdi
  17. Tanrıverdi
  18. Tanrıverdi
  19. Tanrıverdi
  20. Tanrıverdi
  21. Beştaş
  22. Tanrıverdi
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/580
Tarih
18 Mayıs 2016

İlgili Kararlar

  • Uğur Arslan Başvurusu (B. No: 2014/5673)
  • Ekrem Onar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3319)
  • Hülya Doğan Başvurusu (B. No: 2014/5613)
  • Mesut Ekinci Başvurusu (B. No: 2014/956)
  • Mehmet Tabak Başvurusu (B. No: 2014/260)
  • Fatma Şimşek ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7002)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.