İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Evren Köse Başvurusu (B. No: 2017/35918)

1. Başvuru, bir protesto eylemine kolluk görevlilerince

Başvuru No2017/35918Tarih30 Haziran 2020Okuma32 dk · 6.461 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Evren Köse Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2020
Başvuru Numarası
2017/35918
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.461 kelime·32 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir protesto eylemine kolluk görevlilerince

orantısız güç kullanılarak müdahale edilmesi sonucu hayati tehlike geçirilecek

şekilde yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin olarak yürütülen

soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/10/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen

Taksim Meydanı civarındaki gösterilere 31/5/2013 ile 11/6/2013 tarihleri

arasında katıldığını, kolluk görevlilerinin attığı plastik mermi ile elinden

yaralandığını, 11/6/2013 tarihinde ise göz yaşartıcı gaz kapsülü ile hayati

tehlike geçirecek şekilde başından yaralandığını belirtmiştir.

10. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'te

yayımlanan Gezi Parkı olayları raporunda yer alan bazı tespitlere Anayasa

Mahkemesi Özge Özgürengin (B.

No:2014/5218, 19/4/2018, § 10) kararında yer vermiştir.

11. Başvurucu 10/12/2013 tarihinde İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) verdiği şikâyet dilekçesi ile

kendisini yaralayan kolluk görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Anılan dilekçede başvurucu, 31/5/2013 tarihinde kolluk görevlilerinin tazyikli

su ve göz yaşartıcı gazla yaptığı müdahale sonrası kaçtığını, birkaç gösterici

ile birlikte bir çıkmaz sokakta sıkıştıklarını, bu esnada polis memurlarının

attığı plastik mermiyle sağ omzundan yaralandığını dile getirmiştir. Başvurucu

ayrıca aynı günün gecesinde yoğun göz yaşartıcı kimyasal gaza maruz kaldığını,

atılan gaz kapsüllerinden birinin eline, bir diğerinin ise sol göğsüne

geldiğini, devam eden günlerde de yoğun şekilde göz yaşartıcı gaza maruz

kaldığını iddia etmiş; İstanbul Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tedavi

gördüğünü ifade etmiştir. Başvurucu -tarih belirtmemekle birlikte 11/6/2013

tarihi olduğu anlaşılan- yine Taksim Meydanı'na gittiğini, göz yaşartıcı gaz

müdahalesinden etkilenerek alandan yüz metre kadar uzaklaştığını, Abdülhak

Hamit Caddesi üzerinde oturarak dinlendiği esnada arkasından görse

hatırlayabileceği birinin "Sağdaki!"

diye bağırdığını, arkasına döndüğü esnada başına bir şey olduğunu ancak

soluduğu gazdan olduğunu düşündüğünü, sonra bir Çevik Kuvvet polisinin

arkasından koşarak uzaklaştığını gördüğünü belirtmiştir. Başvurucu, daha sonra

yanına gelen birinin başından vurulmuş olduğunu söylediğini, sonra sedyeyle

önce E.K. Surp Agop Hastanesine, oradan 112 Acil Servis ambulansı gelmediği

için özel bir ambulansla İstanbul Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma

Hastanesine (Hastane) götürüldüğünü ve tedavi altına alındığını dört gün sonra

kendine geldiğinde öğrendiğini beyan etmiştir. Başvurucu şikâyet dilekçesinde;

söz konusu yaralanma nedeniyle sol kulağının tamamen, sağ kulağının ise yarı

oranında işitme kaybına uğradığını ileri sürmüş ve kolluk görevlilerinden

şikâyetçi olduğunu belirtmiştir.

12. Başvurucu hakkında Hastane tarafından 11/6/2013 tarihinde

düzenlenen genel adli muayene raporunun sadece sonuç bölümünün doldurulduğu

görülmüştür. Raporun sonuç kısmı şöyledir:

"Hastanın geliş

vitalleri [ateş, nabız, tansiyon, solunum] stabil (TA: 110/65, Nabız: 77/dk Pulse 02: %99) Dinlemekle her iki ac

eşit havalanıyor. Başında sağ pariatelde [kulak üst kısmı] deplese fraktürü [ayrılmış kırık] mevcut. Kranial [kafatası] BT [Bilgisayarlı Tomografi] de parçalı fraktür ve altında kanama mevcut. Hasta

NRŞ [Noroloji] tarafından acil

operasyona alınmış olmakla beraber hayati tehlikesi mevcuttur."

13. Cumhuriyet Başsavcılığınca 10/12/2013 tarihinde soruşturma

başlatılmış, 10/1/2014 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğüne müzekkere

yazılarak başvurucunun ifadesinin alınması, olaya ilişkin kamera görüntüsünün

ve kolluk tutanağının temini istenmiştir. Aynı müzekkere 11/3/2014 tarihinde bu

sefer Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne (İlçe Emniyet Müdürlüğü) yazılmıştır.

İlçe Emniyet Müdürlüğünün 28/3/2014 tarihli cevabında, Taksim Meydanı ve

civarını gören trafik kamera kaydının (MOBESE) 30/5/2013 ile 4/6/2013 tarihleri

arasındaki kısmının gönderildiği ancak 5/6/2013 tarihinden sonraki kaydın

MOBESE kameralarının olaylar nedeniyle hasar görmesi sonucu temin edilemediği

belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesinin alındığı,

ifadesinde belirttiği araç plakasının emniyet hizmetlerinde kullanılan bir

araca ait olmadığı da ifade edilmiştir. Evrak ekinde iki Olay ve Yakalama

Tutanağı, MOBESE kameralarının zarar gördüğüne ilişkin olarak düzenlenen bir

tutanak ile başvurucunun ifade zaptına yer verildiği görülmüştür. Olay ve

yakalama tutanaklarından biri 31/5/2013, diğeri ise 11/6/2013 tarihinde

düzenlenmiştir. Bu tutanaklarda genel olarak olayların seyri ile gözaltına

alınanların -başvurucunun ismi bulunmayan- isim listesine yer verildiği,

11/6/2013 tarihli tutanakta göstericilere yapılan sesli ikaz sonrası

göstericilerin şiddete başvurması ve bu nedenle maddi güç kapsamında yapılan

müdahalenin anlatıldığı, başvurucunun yaralanması olayına ilişkin ise herhangi

bir bilgiye yer verilmediği görülmektedir.

14. Başvurucu kollukta alınan ifadesinde; yaralanmasına ilişkin

olaya M.K.yı tanık olarak gösterdiği, "Sağdaki!"

diye seslenen kişinin sivil giyimli, esmer, 185 cm boylarında, görse

tanıyabileceği, 1/6/2013 tarihinde yemek yediği lokantaya 34... plaka numaralı,

bej renkli ve F... marka araçla gelen kişi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu

ayrıca başından yaralanmasına neden olan Çevik Kuvvet polisinin kısa boylu ve

zayıf birisi olduğunu dile getirmiştir. Başvurucu tanık olarak gösterdiği,

Kütahya'da yaşayan M.K.nın telefon ve açık adresini daha sonra ileteceğini

belirtmiş; hakkında düzenlenen sağlık raporlarının ilgili hastanelerden

Cumhuriyet Başsavcılığınca temin edilmesini talep ederek şikâyetini

yinelemiştir.

15. Anılan soruşturma 26/1/2015 tarihinde benzer yönde

şikâyetler içeren başka bir soruşturma dosyasıyla birleştirilmiş, 21/5/2015

tarihinde ise tekrar ayrılmıştır. Bu soruşturma kapsamında başvurucu hakkında

düzenlenen tüm tıbbi evrak ilgili sağlık kuruluşlarına müzekkere yazılarak

temin edilmiş ve 30/6/2015 tarihinde başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesi

Cumhuriyet savcısı tarafından alınmıştır. Başvurucu ifadesinde kati adli

raporunun temin edilmesini, daha önce verdiği plaka bilgisinin emniyet hizmet

aracı olmasa dahi hangi araca ve kime ait olduğunun araştırılmasını talep

etmiş; kollukta verdiği ifadede belirttiği sivil giyimli kişinin o bölgede

görev yapan sivil polis olduğunu ve Sarı İbo

lakabıyla anıldığını iddia etmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca 14/8/2015

tarihinde kolluğa müzekkere yazılarak plaka bilgisi verilen aracın kime ait

olduğu, Sarı İbo lakaplı polis

memurunun kim olduğu sorulmuştur. Kolluğun 3/9/2015 tarihli cevabında plakası

belirtilen aracın trafik kaydının bulunmadığı, evveliyatında ise 2... şasi

numaralı, V... marka, 4/4/1975 tescil tarihli, S.Ş. adına kayıtlı olup hurdaya

ayrıldığı belirtilmiştir. Belirtilen lakabı kullanan polis memuru hakkında ise

civardaki bazı işyerlerine sorularak araştırma yapıldığı ancak herhangi bir

tespit yapılamadığı not edilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığınca 22/2/2016 tarihinde, şüpheli

bilgisi "İstanbul Emniyet Müdürlüğünde

çalışan ilgili kolluk görevlileri", suç bilgisi "kasten yaralama", suç tarihi "31/5/2013" ve zamanaşımı süresi

"sekiz yıl" olarak

belirtilen daimî arama kararı verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Yapılan tüm

araştırmalara rağmen şüpheli emniyet görevlilerinin tespit edilemediği,

Bu şekilde, atılı suçu işlediği iddia edilen

kimliği tespit edilemeyen şüphelilerin, çok sıkı bir şekilde araştırılarak

kimliklerinin belirlenmesi, yakalandıkları takdirde mevcutlu olarak

savcılığımıza sevk edilmeleri, aksi halde zamanaşımı tarihine kadar sürekli

olarak araştırmaya devam edilmesi ve tekide mahal verilmeksizin her üç ayda bir

Cumhuriyet Başsavcılığımıza bilgi verilmesi rica olunur. "

17. Başvurucu vekilince 18/4/2016 tarihinde dosyadaki belgelerin

bir sureti istenmiştir. 23/8/2016 ve 2/11/2016 tarihlerinde UYAP ortamına

aktarılan -daimî arama kararı gereği olağan uygulama kapsamındaki- iki kolluk

tutanağında, yapılan araştırmada herhangi bir şüpheli kimlik tespiti

yapılamadığı belirtilmiştir. 9/11/2016 tarihinde ise dosyaya başvurucu

vekilince soruşturmanın genişletilmesi ve derinleştirilmesi talepli bir dilekçe

sunulmuştur. Anılan dilekçede, soruşturmanın ilk etapta birleştirildiği ana

soruşturma dosyası içinde bulunan kamera görüntülerinin incelenmesi (UYAP

erişimi ile yapılan kontrolde birleşen ana dosyada birçok ulusal haber

kanallarından, gazete ve haber ajanslarından kamera görüntüleri ve fotoğraf

istendiği görülmüştür.), olay yerinde bulunması yüksek olasılıklı olan özel

kişilere ait güvenlik kamera kayıtlarının araştırılması, M.K isimli tanığın

dinlenmesi ile belirtilen plakalı aracın sahte plaka olarak kullanılma

ihtimalinin araştırılması istenmiştir.

18. Başvurucu 17/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Soruşturmanın genişletilmesi talebinden yaklaşık bir yıl

sonra 21/11/2017 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca dosya tekrar ele

alınmıştır. Bu kapsamda 22/12/2017 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumundan (ATK)

başvurucunun yaralanmasına ilişkin olarak kati adli rapor düzenlemesi

istenmiştir. ATK tarafından 25/12/2017 tarihinde tanzim edilen raporun ilgili

kısmı şöyledir:

"Kişinin yaşamını

tehlikeye SOKTUĞU,

Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek

ölçüde hafif nitelikte OLMADIĞI,

Kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisi AĞIR (4)

derece olduğu kanaatini bildirir rapordur."

20. Başvurucunun olaya tanık olduğunu belirttiği M.K.nın

ifadesinin alınması için ilgili Cumhuriyet başsavcılığına 21/12/2017 ve

24/5/2018 tarihlerinde iki kez talimat yazılmıştır. Bu kapsamda M.K.nın bilgi

veren sıfatıyla 28/12/2017 ve 31/5/2018 tarihlerinde kolluk tarafından iki kez

ifadesi alınmıştır. İfadelerde M.K. geçici olarak olay tarihinde İstanbul'a

gittiğini, başvurucuyla da bu esnada tanıştığını, olay tarihinde Beyoğlu

civarında polis memurlarının kalabalığı dağıtmak için uzaktan gaz fişeği

attıklarını, bu fişeğin başvurucunun kulağına isabet ettiğini, yaralanan

başvurucuya ambulans gelene kadar yardım ettiğini belirtmiştir. Daha sonra

başvurucunun ziyaretine de gittiğini ifade eden tanık; kasıtlı bir yaralama

olmadığını düşündüğünü zira gaz fişeğinin uzaktan atıldığını, sorumlu polis

memurlarını tanımadığını, yüzlerinde gaz maskesi olduğundan teşhis

edemeyeceğini, ayrıca Beyoğlu Tarlabaşı semtindeki sivil polis memurlarıyla Sarı İbo lakaplı polis memurunu da

tanımadığını beyan etmiştir.

21. Cumhuriyet Başsavcılığınca 23/1/2018 tarihinde kolluğa

müzekkere yazılarak başvurucunun soruşturmanın genişletilmesine dair

dilekçesinde belirttiği başka soruşturma dosyasına girmiş görüntü kaydının

bulunup bulunmadığının araştırılması istenmiştir. Ayrıca aynı müzekkerede olay

yerini gören kamera görüntüsü ile bildirilen plaka bilgisinin tekrar

araştırılması talimatı verilmiştir. Kolluk tarafından verilen cevapta,

başvurucunun yaralandığı tarih itibarıyla MOBESE kameralarının hasarlı olduğu,

30/5/2013 ile 4/6/2013 tarihleri arasındaki kaydın ise gönderildiği bilgisi

tekrar edilmiştir. Ayrıca olay tarihinde olay yerini gören herhangi bir

güvenlik kamera kaydına rastlanmadığı da vurgulanmıştır. Başvurucunun

bildirdiği araç plakasına ilişkin araştırmada, 2... şasi numaralı, 1967 model,

V... marka, 4/4/1975 tescil tarihli aracın 6/6/2011 tarihinde mevcut olmayan araç kapsamında hurdaya

ayrıldığı bildirilmiştir. Ayrıca aynı plakanın 11/7/2000 tarihinde V... şasi

numaralı, 2001 model, P... marka araca tescilli olduğu, 37/6/2001 tarihinde

07... plakaya nakil gittiği, aynı şasi numaralı aracın 21/8/2006 tarihinde

tekrar 34... plakasına nakil geldiği, 25/4/2011 tarihinde ise 58... plakasına

nakil gittiği, yapılan plaka sorgulamasında ise söz konusu 34... plakasının

aktif görünmediği bilgilerine yer verilmiştir. Plaka sorgulama ekran çıktıları

da evrak ekinde sunulmuştur.

22. Cumhuriyet Başsavcılığınca 27/12/2018 tarihinde yazılan

müzekkere ile kolluktan tekrar olay yerini gören güvenlik kamera görüntüsü

araştırması yapması istenmiş, yapılan araştırmada bir otele ait güvenlik

kamerası bulunduğu ancak 2014 yılında faal hâle geçtiği, ayrıca bir MOBESE

kamerası bulunduğu ancak olay tarihindeki kayıtlara ulaşılamadığı

bildirilmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığınca 26/9/2019 tarihinde tekrar daimî

arama kararı verilmiştir. Kararda nitelikli kasten yaralama suçunun neticesi

sebebiyle ağırlaşmış hâlinden suç nitelemesi yapıldığı ve buna göre on beş yıl

zamanaşımı süresi belirlendiği anlaşılmaktadır. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"2911 Sayılı Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 24.maddesinin toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin

Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde güvenlik kuvvetleri mensuplarına

topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılacakları ihtarında

bulunma ve topluluk dağılmazsa zor kullanma yetkisi verdiği, bunun yanında 2559

S.Y.m. 16 uyarınca görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları halinde

Polisin bu direnişi kırma amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma yetkisi

bulunduğu, ancak yasa tarafından verilen bu yetkilerin yine yasaya uygun bir

şekilde kullanılması gerektiği,

Toplanan deliller ışığında soruşturma evrakı

içerisinde yer alan disiplin soruşturması dosyası, Beyoğlu İlçe Emniyet

Müdürlüğü yazıları ve eki belgelerden müştekinin katıldığı gösterinin yasal

olmadığı ve barışçıl nitelik taşımadığının açıkça belli olduğu, ancak

soruşturma evrakı içerisindeki adli raporlar, bu rapordaki bulguların

müştekinin beyanıyla uyuşması, müştekinin yaşadığı olaydan hemen sonra

müracaatta bulunması birlikte değerlendirildiğinde kimliği tespit edilemeyen

bir polis memurunun zor kullanma yetkisinde sınırı aşarak müştekinin hayati

tehlike arzeden, basit tıbbi müdahale ile giderilemez, vücudunda kemik kırığına

yol açacak şekilde yaralanmasına neden olduğu, .."

24. Ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının 18/6/2019 tarihli yazısı

üzerine idari soruşturma açılıp açılmaması konusunda idarenin bir ön inceleme

yürüterek 18/7/2019 tarihli yazısı ile sonucu Cumhuriyet Başsavcılığına

bildirdiği görülmektedir. Cevap yazısında; alınan ifadelerde belirtilen

şikâyetin soyut düzeyde kaldığı, somut delillerle desteklenemediği belirtilerek

disiplin soruşturması açılmasına gerek olmadığı kanaatiyle işlemden kaldırma

kararı verildiği bildirilmektedir.

25. Başvurunun incelendiği tarih itibarıyla UYAP erişimi ile

yapılan incelemede Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen son daimî arama

kararından sonra soruşturmanın akıbetini etkileyecek nitelikte bir bilgi ya da

belgenin dosyaya girdiğine yahut bu yönde tekrar bir araştırma faaliyetine

rastlanmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. Anayasa Mahkemesi Özlem

Kır (B. No: 2014/5097, 28/9/2016, §§ 22-27) kararında; 4/7/1934

tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun “Zor ve silah kullanma” kenar başlıklı 16.

maddesine, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun hükmü ve amirin emri” kenar

başlıklı 24. maddesine, 5237 sayılı Kanun'un

"Sınırın aşılması"

kenar başlıklı 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasına,5237 sayılı Kanun'un

"Kasten yaralama" kenar

başlıklı 86. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili kısmına, 5237 sayılı

Kanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış

yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmına, 5237 sayılı Kanun'un "Taksirle

yaralama" kenar başlıklı 89. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkralarının ilgili kısımlarına yer vermiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi Güven Boğa (B. No: 2014/17222, 3/7/2019,

§§ 24-30) kararında 2911 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine değinmiştir.

27. Anayasa Mahkemesi Ali

Ulvi Atunelli (B. No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 25-27) ve Özlem Kır (aynı kararda bkz. §§ 28-30) kararlarında; 30/12/1982 tarihli ve 17914

sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin 25.

maddesinin ilgili kısımlarına, İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011

tarihli Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve

Esaslarına Dair Yönerge'nin 10. ve 12. maddelerinin ilgili kısımlarına, Emniyet

Genel Müdürlüğünün 26/6/2013 ve 22/7/2013 tarihlerinde çıkardığı iki ayrı

genelgeyle daha ayrıntılı hâle getirdiği ve Aralık 2008 tarihinde hazırladığı

Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nın ilgili

kısımlarına yer vermiştir.

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ilgili

maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) konuya ilişkin

içtihatları Ali Ulvi Atunelli (aynı

kararda bkz. §§ 29-45) kararında yer almaktadır.

29. Anayasa Mahkemesi Ali

Rıza Özer ve diğerleri ([GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 47-51)

ve Özlem Kır (aynı kararda bkz.

§§ 31-35) kararlarında; 13/1/1993

tarihli Kimyasal Silahların Geliştirilmesi, Üretimi, Stoklanması ve

Kullanımının Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Sözleşme’ye, Kolluk

Görevlileri Tarafından Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel

İlkelerin (Birleşmiş Milletler (BM) Suçun Önlenmesi ve Suçluların Islahı

Sekizinci Kongresi, Havana, 27/8/1990-7/9/1990, BM, A/CONF.144/28/Rev.1, 1990,

s. 112-115) ilgili kısımlarına, BM barışçıl

toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü özel raportörü tarafından hazırlanan

raporun (BM İnsan Hakları Komisyonu A/HRC/20/27, 21/5/2012) 35. maddesine,

Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin

Önlenmesi Komitesinin (CPT) göz yaşartıcı gaza ilişkin görüş ve tavsiyelerine

değinmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 30/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu; katılmış olduğu gösteriye kolluk görevlilerinin

orantısız şekilde güç kullanarak müdahale etmesi sonucu elinden ve kafasından

yaralandığını, buna ilişkin açılan soruşturmanın ise gerekli özenle yürütülmediği

için etkisiz hâle geldiğini iddia ederek Anayasa'nın 17. maddesinde güvence

altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

soruşturmada ilerleme sağlanamaması sonucunda failin kimliğinin tespit

edilemediğini, bu nedenle tazminat davası açmasının da mümkün olmadığını

belirterek Anayasa'nın 17. maddesiyle bağlantılı olarak Anayasa'nın 40.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında

incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bakanlık, ilk olarak başvuru yollarının

tüketilip tüketilmediğinin incelenmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Bakanlığa

göre başvurucunun kasıtlı olarak yaralandığına ilişkin somut bir delil

bulunmamakta zira başvurucunun bu yönde bir iddiası olmadığı gibi tanığın da

olayda kasıt bulunmadığı yönünde beyanı bulunmaktadır. Bu nedenle somut olayda

sadece ceza soruşturması yerine idari yargıda açılacak bir tam yargı davası da

etkili hukuk yolu olarak kabul edilebilir. Bakanlık ilk daimî arama kararından

sonra başvurucunun etkili bir soruşturma yürütülmediğinin farkına varmış olması

gerektiğini ancak bu karardan yaklaşık bir buçuk yıl sonra bireysel başvuruda

bulunduğunu, bu yönüyle de başvurunun süre aşımı açısından incelenmesi

gerektiğini ifade etmiştir.

33. Bakanlık başvurucunun şikâyeti üzerine resen soruşturma

başlatıldığını, başvurucunun ifadesinin avukatı nezaretinde Cumhuriyet savcısı

tarafından alındığını, başvurucunun talepleri doğrultusunda gerekli

araştırmanın yapılarak bu konudaki bilgi ve belgelerin dosyaya yansıtıldığını

savunarak başvurucunun soruşturmaya etkili katılımının sağlandığını

belirtmiştir. Bakanlığa göre olayın gerçekleşme koşullarına ilişkin

toplanabilecek tüm deliller toplanmış, MOBESE kameralarının olaylar sırasında

tahrip olması nedeniyle olay yerine ilişkin kamera kaydına ulaşılamamıştır.

Etkili soruşturma yapma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğü değil uygun

araçların kullanılması yükümlülüğü olduğuna dikkat çeken Bakanlık, soruşturmada

muhtemel failin tespit edilebilmesi için her türlü işlemin yapıldığını ancak

bir sonuç elde edilemediğini savunmuştur.

34. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal

iddiasının sadece kötü muamele yasağının usul boyutu itibariyle incelenmesi

gerektiği düşüncesine karşı çıkmış maddi boyut açısından da inceleme yapılması

gerektiğini dile getirmiştir. İlk daimî arama kararının kendisine tebliğ

edilmediğini belirten başvurucu, kararı öğrenmesinden sonra bireysel başvuruda

bulunmamasını Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği dilekçe üzerine soruşturmanın

tekrar aktif hâle gelmesi ve bunun akabinde verilen ikinci daimî arama

kararından sonra da bireysel başvuruda bulunmasıyla açıklamıştır. Başvurucu,

Bakanlığın kasıtlı bir yaralanma söz konusu olmadığı için idari yargı yolunun

da tüketilmesi gerektiği görüşüne karşı çıkmış, eylemin kasıtlı olmadığı

yönündeki anılan görüşün yanlı olduğunu savunmuştur. Sonuç olarak başvurucu

etkili bir soruşturma yapılmadığı yönündeki iddialarını yineleyerek kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiğini dile

getirmiştir.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî

ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

36. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak;

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır."

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

37. Başvurucunun kolluk görevlisi tarafından kullanılan bir gaz

fişeği ile baş bölgesinden yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmış olması

hususu dikkate alındığında başvurunun yaşam hakkı bağlamında mı yoksa kötü

muamele yasağı kapsamında mı incelenmesi gerektiği noktasında ayrıca bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir.

38. Somut olayda başvurucunun yaralandığı bölgenin ve yaranın

niteliği gözetilerek öncelikle yaşam hakkını güvence altına alan Anayasa’nın

17. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilirliği konusunda bir değerlendirme

yapılması gerekir.

39. Bir olayda yaşam hakkına ilişkin ilkelerin uygulanabilmesi

için gerekli şartlardan biri doğal olmayan bir ölümün gerçekleşmesi olmakla

birlikte sınırlı bazı durumlarda ölüm gerçekleşmese dahi olayın yaşam hakkı

çerçevesinde incelenebilmesi olanaklıdır (Mehmet

Karadağ, B. No: 2013/2030, 26/6/2014, § 20).

40. Ölümle sonuçlanmayan bir olaya ilişkin başvuru da mağdura

karşı yapılan eylemin niteliği ve failin amacı gibi somut olayın koşulları

dikkate alınarak yaşam hakkı kapsamında incelenebilir. Bu değerlendirme

yapılırken eylemin potansiyel olarak öldürücü niteliğe sahip olup olmadığı ile

maruz kalınan eylemin mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları önem

taşımaktadır (Yasin Ağca, B. No:

2014/13163, 11/5/2017, §§ 109, 110).

41. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi demir yolu hattı üzerinde

bulunan elektrik kablolarından geçen akıma kapılarak yaralanan çocuklar için

yapılan başvurularda ileri sürülen iddiaları -başvurucuların elektrik akımına

kapıldığı olaydan yaralı olarak kurtulmuş olmalarına rağmen- akımın öldürücü

niteliği ve başvurucuların fiziksel bütünlüğü üzerinde yarattığı etkileri diğer

faktörle birlikte gözönünde bulundurarak Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında,

yaşam hakkı bağlamında incelemiştir (Hüseyin

Münüklü, B. No: 2014/5973, 13/9/2017; Gürkan Kaçar ve diğerleri, B. No: 2014/11855, 13/9/2017).

42. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruyla büyük oranda benzerlik

gösteren başka bir başvurudaki şikâyeti de yaşam hakkı kapsamında incelemiştir

(Abidin Cevher, B. No: 2015/6361,

18/7/2019, § 44).

43. Somut olayda başvurucu, kolluk kuvvetince kullanılan gaz

tüfeğinden atılan gaz kapsülünün başının kulak üstü sağ bölümüne isabet etmesi

nedeniyle yaşamsal tehlike geçirecek şekilde yaralanmıştır. Başvurucu hakkında

düzenlenen sağlık raporlarına göre başvurucunun kafatasında oluşan kemik

kırığı, yaşamsal fonksiyonları 4. derecede (ağır) etkilemiştir (bkz. §§ 12,

19). Başvurucunun maruz kaldığı eylemin potansiyel olarak öldürücü bir nitelik

taşıması ile yaralanmanın başvurucunun fiziki bütünlüğü üzerindeki etkileri

birlikte değerlendirildiğinde başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği

sonucuna varılmıştır.

2. İnceleme Kapsamı

Yönünden

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun etkili başvuru hakkı kapsamında

ileri sürdüğü şikâyet esasen etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü ile

ilgilidir. Anılan yükümlülük ise yaşam hakkının usul boyutu içinde ele

alınacağından etkili başvuru hakkından ayrıca bir inceleme yapılmamıştır.

3. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Somut olayda, başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan olay

hakkında kasten yaralama suçundan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

yürütülmekte olan ceza soruşturması derdesttir. Bu nedenle başvuru yollarının

tüketilmesi kuralı açısından ayrıca bir değerlendirme yapılması gerekir.

46. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı

şöyledir:

"...Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

47. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir."

48. Anılan Anayasa ve Kanun maddelerinde yer verilen kanun

yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun temel hak ihlallerini

önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal sonucudur. Diğer bir

ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılmaktadır (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

49. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe

Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

50. Diğer taraftan etkili bir başvurudan söz edilebilmesi için

başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun

uygulamada da fiilen etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü

ele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun ancak bir hak

ihlali iddiasını önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona

ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim

(tazminat) sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine

vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda tazminat ödenmesinin

yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da usule ilişkin yeterli

güvencelerin sağlanması gerekir (Şafak Pınar

ve diğerleri, B. No: 2013/6945, 16/9/2015, § 61).

51. Öncelikle başvuru yollarının

tüketilmesi kuralı, bir soruşturmanın etkili olup olmadığı yönünde

inceleme yapılabilmesi için mutlak surette gerekli olmasa da yürütülen

soruşturmanın -makul bir süreyi aşmaması şartıyla- ilgili kamu makamları

tarafından nasıl sonlandırılacağının beklenmesi, bireysel başvuru ile getirilen

koruma mekanizmasının ikincil niteliğine uygun olacaktır (Hüseyin Caruş, B. No: 2013/7812,

6/10/2015, § 46).

52. Başvurucunun bir soruşturmanın açılmayacağının, soruşturmada

ilerleme olmadığının, etkili bir ceza soruşturması yapılmadığının, ileride de

böyle bir soruşturmanın yürütüleceği konusunda en ufak gerçekçi bir şans

olmadığının farkına vardığı veya varması gerektiği andan itibaren yaptığı

bireysel başvurular kabul edilebilmelidir (Rahil

Dink ve diğerleri, B. No: 2012/848, 17/7/2014, § 77).

53. Somut olayda başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunmasının ardından yapılan soruşturma sonucunda herhangi bir

şüpheli kimlik tespiti yapılamamış ve farklı tarihlerde iki kez daimî arama

kararı verilmiştir (bkz. §§ 16, 23). İkinci kez verilen daimî arama kararından

sonra şüpheli araştırmasına dair esaslı herhangi bir bilgi ya da belgenin

soruşturma dosyasına girdiği de tespit edilememiştir. Buna göre her ne kadar

ilk daimî arama kararından sonra bireysel başvuruda bulunulmasa da soruşturma

tekrar aktif hâle gelmiş ve daha sonra verilen ikinci daimî arama kararının

akabinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Şu hâlde başvurunun

süresinde yapılmadığı söylenemez.

54. Öte yandan başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği

yönünde karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında etkili soruşturma yapma pozitif

yükümlülüğünün çerçevesinin ve somut olayda ne şekilde yerine getirildiğinin

tespiti de gerekmektedir. Ne var ki anılan hususların tespiti, somut olayda

esas hakkında inceleme yapılmasını zorunlu kılmaktadır (Pınar Durko, B. No: 2015/16449, 28/6/2018,

§ 67).

55. Bu itibarla açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmayan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir (bazı

farklılıklarla birlikte bkz. Abidin Cevher,

§§ 46-56).

4. Esas Yönünden

56. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerde

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı bir incelenme yapılması gerekebilmektedir.

Devletin negatif yükümlülüğü bireylerin yaşam haklarına dokunmama ödevini

içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem bireylerin yaşam haklarını korumayı

(önleyici yükümlülük) hem de -yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin

savunulabilir bir iddianın bulunması hâlinde- etkili bir soruşturma yoluyla

sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)

içermektedir. Yaşam hakkının maddi boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici

yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün alanında kalan soruşturma

yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

57. Başvurucunun şikâyetine konu eylem bir kamu görevlisinin

eyleminden kaynaklandığından kural olarak devletin negatif yükümlülüğü

kapsamında bir hak ihlali olup olmadığının incelenmesi gerekir. Ayrıca

başvurucunun kolluk görevlileri hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkili

olmadığı yönündeki iddiası ise pozitif yükümlülükler kapsamında, etkili

soruşturma yapma yükümlülüğü açısından ele alınmalıdır.

a. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

58. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

dokunulmaz ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 50). Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki

alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son

vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

59. Kamusal yetkiyle güç kullanılması sonucu gerçekleşen

ölümlerin veya ölümcül yaralanmaların devletin yaşam hakkına ilişkin negatif

yükümlülüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu yükümlülük hem kasıtlı

biçimde hem de kasıt olmaksızın ölümle sonuçlanan veya sonuçlanabilecek güç

kullanımını kapsamaktadır (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 44). Yaşam hakkına ilişkin negatif yükümlülük

kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

60. Anayasa’nın 17. maddesinin son fıkrasında "(1) meşru müdafaa hali, (2) yakalama ve tutuklama

kararlarının yerine getirilmesi, (3) bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının

önlenmesi, (4) bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, (5) sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında

silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda" yaşama

hakkına yapılan müdahalenin hukuka uygun olacağı belirtilmiştir.

61. Anayasa’da yaşama hakkına güç kullanmak suretiyle yapılacak

müdahalelere ilişkin yer alan yukarıdaki hükümler ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda daha önce vermiş olduğu kararlar birlikte değerlendirildiğinde kolluk

kuvvetlerinin ancak Anayasa’da belirtilen amaçlara ulaşmak adına başka bir

çarenin kalmadığı mutlak zorunlu durumlarda

ve -güç kullanarak ulaşılmak istenen amaç ile karşı karşıya kalınan güce

nispeten- orantılı bir biçimde

güç kullanabilmelerine izin verildiği söylenebilecektir (Cemil Danışman, § 50; Nesrin Demir ve diğerleri, B. No:

2014/5785, 29/9/2016, § 113).

62. Anayasa'mızdaki düzenlemeye benzer şekilde Sözleşme'nin 2.

maddesine göre de bir ölüm veya ölümcül yaralanma a) bir kimsenin yasa dışı

şiddete karşı korunmasının sağlanması, b) bir kimsenin usulüne uygun olarak

yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutulu bulunan bir

kişinin kaçmasını önleme, c) bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak

bastırılması durumlarında mutlak zorunlu

olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse yaşama

hakkının ihlalinin gerçekleştiğinden söz edilemez (Cemil Danışman, § 51;

Nesrin Demir ve diğerleri, § 114).

63. Ancak öldürücü güç, Anayasa'da belirtilen hâllerde ve başka

şekilde müdahale olanağı kalmaması nedeniyle son

çare olarak kullanılmalıdır. Bu nedenle yaşama hakkının dokunulmaz

niteliği de dikkate alınarak ölümle sonuçlanabilecek bir güç kullanımı söz

konusu olduğunda bunun zorunluluğu ve orantılılığı Anayasa Mahkemesi tarafından

çok sıkı bir şekilde denetlenmelidir (Nesrin

Demir ve diğerleri, § 107; benzer yöndeki değerlendirme için bkz. İpek Deniz ve diğerleri, B. No: 2013/1595,

21/4/2016, § 117).

64. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesi bu tür

durumlarda yetkili mercilerin bu konuya ilişkin değerlendirmelerine tamamen

bağlı kalmak zorunda olmayıp kesin, ikna edici bilgi veya bulgulara dayanarak

farklı bir değerlendirmede de bulunabilir (Cemil

Danışman, § 58; Nesrin Demir ve

diğerleri, § 117). Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin

eylemlerinin bu konuda değerlendirmesi yapılırken olayın bütün aşamalarının

dikkate alınması gerekmektedir (Cemil

Danışman, § 57). Bunun yanı sıra bu konuda yapılacak değerlendirmede

bir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiğinin ve nasıl bir

seyir izlediğinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57; Nesrin Demir ve diğerleri, § 108).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

65. Başvurucu; katılmış olduğu bir gösterinin kolluk kuvvetince

güç kullanılarak dağıtıldığını, bu nedenle ara sokağa kaçtığını ve dinlenmek

için oturduğu esnada sivil bir polis memurunun üniformalı bir çevik kuvvet

polisine kendisini hedef gösterdiğini iddia etmektedir. Çevik Kuvvet polisinin

kasıtlı olarak attığı göz yaşartıcı gaz kapsülü ile başından yaralandığını

ileri süren başvurucu, söz konusu iddiasını hakkında düzenlenen adli raporla ve

-kısmen de olsa- tanık ifadesiyle (bkz. § 20) de desteklemektedir. Anılan

raporlarda başvurucunun başının sağ üst bölgesinden ayrık kemik kırıkları

oluşacak ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı tespitleri

bulunmaktadır (bkz. §§ 12, 19). Şu hâlde başvurucunun ileri sürdüğü hak ihlali

kapsamında -soruşturma yapılmasının da ön şartı olan- savunulabilir bir

iddiasının bulunmadığı söylenemeyecektir.

66. Güvenlik görevlilerinin toplumsal olaylara müdahale etmesi

gereken hâller ve nasıl müdahale edileceği, güç kullanımının ne şekilde

gerçekleştirilebileceği kanuni düzenleme ile güvenceye bağlanmıştır (bkz. §

26). Dolayısıyla somut olayda kolluk görevlilerinin başvurucuya karşı güç

kullanmasının kanuni bir dayanağı bulunmaktadır.

67. Öte yandan kolluk görevlilerinin başvurucuya karşı güç

kullanabilmesi için kanuni bir dayanak bulunması dışında ayrıca her somut olay

özelinde güç kullanımının gerekliliği ve orantılılığının da bulunması, bu

durumun kamu makamlarınca ortaya konulabilmesi şartı aranmaktadır.

68. Başvurucu hakkında katıldığı gösteride suç işlemesi,

güvenlik görevlilerine karşı direnç sergilemesi ya da şiddet içerikli eylemde

bulunması vb. gibi bir iddia kolluk tarafından düzenlenen evraka ya da yargısal

değerlendirmelere yansımış değildir. Katıldığı gösteri kapsamında başvurucu

hakkında herhangi bir adli işlem yapıldığından da bahsedilmemiştir. Başvurucu

toplantı dağıtıldıktan sonra bir ara sokakta oturarak dinlendiği esnada

yaralandığını iddia etmiş ve buna dair tanık da göstermiştir. Tanık ifadesi

alınan M.K.nin de başvurucunun kolluk görevlisince yaralandığı iddiasını

yalanlamadığı görülmektedir (bkz. § 20). Kamu makamlarının ise başvurucunun

gösteri sırasında, başka bir ifadeyle gösteri dağıtılmadan önce yaralandığına

dair bir bilgi ya da belge ortaya koyamadıkları görülmektedir. Bu durumda başvurucuya

karşı güç kullanılmasını gerekli kılan bir durumun varlığı kamu makamlarınca

açıklanabilmiş değildir.

69. Kullanılan gücün gerekli olmadığı sonucuna varıldığından

ayrıca bir orantılılık incelemesi yapılması her ne kadar ulaşılan yargısal

neticeyi değiştirmeyecek olsa da somut olay özelinde orantılılık incelemesi

yapılmasının da önemli olduğu değerlendirilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca

verilen ikinci daimî arama kararında başvurucunun bir kolluk görevlisince

kullanılan maddi güç kapsamında yaralandığı olgusu açıkça kabul edilmiştir

(bkz. § 23). Anılan kararda polis memurunun zor kullanma yetkisinde sınırı

aştığı, başka bir ifadeyle orantısız güç kullanarak suç işlediği de

belirtilmiştir.

70. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yaşam Hakkının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

71. Yaşam hakkı kapsamında devletin etkili soruşturma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun

etkili bir şekilde uygulanmasını ve kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya

onların sorumlulukları altında meydana gelen ya da diğer bireylerin fiilleriyle

gerçekleşen ölümler nedeniyle sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

72. Yaşam hakkıyla ilgili usule ilişkin yükümlülük olayın

niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Ancak kasıtlı eylemler sonucunda meydana gelen ölüm veya ölümcül

yaralanma olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların

tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir ceza

soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari

soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata

hükmedilmesi, ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak

için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 55).

73. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını

koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

ölüm olayına ilişkin olarak hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç

yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan

burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin

başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da

cezalandırma hakkı verdiği, tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir

ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

74. Yürütülecek ceza soruşturmaları sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının olaydan haberdar olur olmaz resen harekete geçerek ölüm ya da

ölümcül yaralanma olayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının

nedeninin veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir

eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (benzer

yöndeki karar için bkz. Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57).

75. Yaşam hakkı ve/veya kötü muamele yasağının ihlal edildiği

iddiası içeren olaylarda yargı makamlarınca yapılacak -zamanaşımı süresi dâhil

yargılama sürecinin tamamı üzerinde etkisi olan- suç nitelemesine ilişkin

tespitlerin genel bazı şeklî kabullerden veya olaya ilişkin bazı ön yargılardan

hareketle yapılmaması, bunun yerine nitelemenin yargılama sürecinde toplanan

tüm delillerin olayın gerçekleşme koşullarına göre yapılacak nesnel bir

analizine dayanması gerekmektedir (Abidin

Cevher, § 78).

76. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu

konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin

eylemlerinin değil söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın

bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir (Cemil Danışman, § 57).

77. Her olayın kendine özgü şartlarında değerlendirme yapılmak

koşuluyla yaşamı tehlikeye soktuğu açık olan eylemler ile maddi ve manevi

varlığa yönelik ağır saldırıların cezasız kalmaması gerekmektedir (Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

32).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

78. Başvurucunun 11/6/2013 tarihinde katılmış olduğu gösteride

yaralanması üzerine hastaneye müracaat ederek tedavi olduğu ve aynı tarihte

hakkında genel adli muayene raporu tanzim edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 12).

Başvurucu hakkında düzenlenen bu adli rapor sonrası kamu otoritelerinin olaydan

haberdar olduğu, bu kapsamda da derhâl resmî bir soruşturma açılması gerektiği

kabul edilmelidir (bkz. § 74). Ancak başvurucunun 10/12/2013 tarihinde (olaydan

yaklaşık altı ay sonra) Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmasına kadar

herhangi bir resmî soruşturmanın başlatılmadığı görülmektedir. Bu gecikme iki

açıdan önem arz etmektedir: İlki devletin yaşam hakkı ihlali iddiası içeren

şikâyetler karşısında derhâl verdiği tepki ile bu gibi olaylara müsamahakâr

davranmadığını göstermesi, ikincisi ise belli bir zaman dâhilinde kaybolma

olasılığı olan delillerin bir an önce toplanmasının sağlanmasıdır. Dolayısıyla

başvurucunun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanması ve hakkında aynı gün

adli rapor da tanzim edilmesine karşın derhâl resmi bir soruşturma

başlatılmaması etkili soruşturma yapma yükümlülüğü ilkesiyle bağdaşmaz.

79. Başvurucunun şikâyet dilekçesinden sonra başlayan

soruşturmada Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucunun ifadesinin alımı dâhil

bütün soruşturmayı adli kolluğa yaptırmayı tercih ettiği görülmektedir (bkz. §

13). Oysa başvurucunun kolluk görevlisinin güç kullanımı sonucu hayati tehlike

geçirecek şekilde yaralanmış olması, üstelik olayın üzerinden belli bir zaman

da geçmiş olması hususları gözetildiğinde soruşturmanın bizzat Cumhuriyet

savcısınca yürütülmesi gerektiği açıktır. Soruşturmanın önce başka bir ana

soruşturmayla birleştirilmesi, daha sonra ayrılması ve bu zaman diliminde

(yaklaşık dört ay) herhangi bir esaslı işlemin yapılmamış olması da

soruşturmanın sürüncemede bırakıldığı izlenimi uyandırabilir (bkz. § 15).

Ayrıca başvurucunun hakkında kati adli rapor tanzim edilmeden, olaya tanık

gösterdiği kişi dinlenmeden ve ifadesinde iddia ettiği hususlar tam olarak

araştırılmadan daimî arama kararı verilmesi etkili bir soruşturma içinde izah

edilemez.

80. İlk verilen daimî arama kararının başvurucuya tebliğ

edilmediği, başvurucunun dosyadan örnek alması ile durumdan haberdar olduğu ve

soruşturmanın genişletilmesi talepli dilekçe vermesinden yaklaşık bir yıl sonra

ilk adli işlemin yapıldığı görülmektedir (bkz. § 19). Anılan gecikme bireylerde

Cumhuriyet Başsavcılığının kolluk görevlileri aleyhine soruşturma yürütmekte

isteksiz olduğu yönünde bir izlenim meydana getirebilir ki bu durum elbette

etkili soruşturma yapma yükümlülüğüyle uyuşmaz.

81. Soruşturmada maddi olayın ortaya çıkarılmasında objektif bir

delil niteliği olduğunda şüphe bulunmayan olay anına ilişkin kamera

görüntüsünün sadece MOBESE kamera kaydı ile sınırlı tutulması soruşturmanın çok

yönlü yürütülmesi ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Söz konusu soruşturmada

başvurucunun soruşturmanın genişletilmesi talebi üzerine olay yerinde güvenlik

kamerası araştırması yapıldığı görülmektedir. Oysa kolluk araç kameraları ile

kolluğun ilgili birimi (Foto Film Şube Müdürlüğü) tarafından olay günü kayda

alınan bir görüntü bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Ayrıca başvurucunun

talep etmesine rağmen soruşturmanın ilk etapta birleştirildiği ana dosyadaki

görüntü kaydının getirtilerek bir bilirkişi marifetiyle izlenip raporlanması

yoluna da gidilmediği görülmektedir.

82. Başvurucunun ifadesinde belirttiği plakanın araştırılması

uzunca bir süre yapılmamış, nihayetinde ulaşılan plaka bilgisi de çelişkili

olmuştur. Ulaşılan bu sonuca göre sadece aynı tarih aralığında iki farklı araca

ait tescil kaydı görülen bir plakadan söz edilmektedir (bkz. § 21).

Başvurucunun kendisini hedef gösteren kişinin sivil polis olduğu, Sarı İbo lakabını kullandığı ve Beyoğlu

Tarlabaşı semti civarında çalıştığı iddiası ise başvurucunun iddialarını

karşılayacak düzeyde bir araştırmayla aydınlatılmamıştır. Ayrıca başvurucunun

şikâyet dilekçesinde olay sonrasında işitme kaybı yaşadığı yönünde bir iddiası

bulunmasına karşın bu hususu açıklığa kavuşturacak bir sağlık raporunun da

temin edilmediği görülmektedir (bkz. §§ 11, 12, 19). Dolayısıyla delil toplama

faaliyetinde de gerekli özenle hareket edildiğinin söylenmesi zordur.

83. Son olarak başvurucunun soruşturmadaki bazı eksiklikler

nedeniyle şüpheli kimlik tespiti yapılamadığı ve buna bağlı olarak tazminat

davası açılamadığı iddiası ele alınmalıdır. Başvurucunun bir kamu görevlisinin

hukuka aykırı eyleminden kaynaklı olarak uğradığını iddia ettiği maddi ve/veya

manevi tazminat talepli bir davada, eylemi gerçekleştiren görevlinin kimliğine

ihtiyaç duyulması zorunlu değildir. Zira burada kamu hizmetinin kötü işlemesine

bağlı olarak pekâlâ idarenin sorumluluğu kapsamında bir dava ikame edilebilir.

Nitekim hukuk pratiği de anılan şekilde işlemektedir. Bu nedenle başvurucunun

ileri sürdüğü şekilde etkili başvuru hakkının ihlalinden söz edilmesi mümkün

görülmemiştir (bkz. § 44).

84. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

85. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir."

86. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş, -miktarını ve

türünü açıkça belirtmeksizin- tazminat talebinde bulunmuştur.

87. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

88. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

89. İncelenen başvuruda yaşam hakkının maddi ve usul

boyutlarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin idarenin

eyleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte Cumhuriyet

Başsavcılığı da ihlali giderememiştir. Bu açıdan ihlalin aynı zamanda

Cumhuriyet Başsavcılığının daimî arama kararlarından da kaynaklandığı

söylenebilir.

90. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden soruşturma ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun etkili bir soruşturma yapılmasından

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma yapılmak üzere

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına (Soruşturma No: 2015/67944) gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

91. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

yaşam hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

92. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması içinyeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/6/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Raportör : Hüseyin KAYA Başvurucu : Evren KÖSE Vekili : Av. Ali EŞKİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/35918, 30 Haziran 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. VI. Hüküm
  13. A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/35918
Tarih
30 Haziran 2020

İlgili Kararlar

  • M.o. Başvurusu (B. No: 2016/22180)
  • Nuray Öztürk Başvurusu (B. No: 2017/38142)
  • Selahattin Demirtaş Başvurusu (B. No: 2017/27359)
  • Musa Damar Başvurusu (B. No: 2020/7343)
  • Fuat Taşdemir Başvurusu (B. No: 2020/13492)
  • Fahrettin Ağartan Başvurusu (B. No: 2020/11241)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.