İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Faris Arslan Başvurusu (B. No: 2014/1026)

1. Başvurucu, 17/7/2004 tarihli

Başvuru No2014/1026Tarih20 Mayıs 2015Okuma25 dk · 5.042 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Faris Arslan Başvurusu

Karar tarihi
20 Mayıs 2015
Başvuru Numarası
2014/1026
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.042 kelime·25 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 17/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun kapsamında yaptığı başvuruda talebinin kısmen kabul edildiğini

ve idare ile sulhname imzaladığını, talebinin kabul

edilmeyen kısmı için açmış olduğu davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini

ve mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını belirterek, Anayasa’nın 10., 20.,

21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 21/1/2014 tarihinde

Van Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru

harç ve masraflarını karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım

isteminde bulunmuş, İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından

20/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 19/3/2015 tarihli yazısı ile benzer şikâyetlere ilişkin

başvurularda sunulan görüşlere atıf yapılarak, ayrıca görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 30/5/2008

tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle

Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur.

9. 4/3/2010 tarihli ve

2010/1-30178 sayılı Zarar Tespit Komisyonu kararında,

"... Zarar Tespit Komisyonu Alt Çalışma

Grubu, Köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla 26.09.2009 tarihinde

yapılan keşif sonucu düzenlenen tutanakta Beşocak

köyü Çitgeliş mevkiinin yerleşim yeri olmadığı ancak

tarım arazilerinin bulunduğu beyan edilmiştir. Ayrıca Başkale İlçesi Akçalı

Jandarma Karakol Komutanlığınca 21.06.2008 tarihinde düzenlenen tutanakta Beşocak köyünün 1988 yılında meydana gelen kan davası

nedeniyle boşaltıldığı, … Çitgeliş mevkisinde herhangi bir yerleşimin olmadığı belirtilmiştir.

Mevcut bilgi ve

belgelerden Beşocak köy merkezinin 1988 yılında kan

davası (sosyal sebeplerden dolayı) sonucu terkedildiği, söz konusu bölgede

terör olaylarının 1997 tarihinde başladığı ve bu tarihten itibaren komşu köy ve

mezralarda yaşayan vatandaşların yerleşim birimlerini terk ettikleri

anlaşılmaktadır. Beşocak köy merkezinin 1988 yılında

kan davası sonucu tamamen boşalması; köy merkezinde mevcut yapıların yığma kargir olması; teknik yönden incelendiğinde binaların 1-2

yıl boş kalması sonucu enkaza dönüştüğü; köyün terk edilme sebebinin kan davası

olması (5233 sayılı kanunda geçen terör ve terörle mücadeleden doğan

zararlardan olmaması) nedeniyle bina zararının ödenmemesine; ancak civar köy ve

mezralarının 1997 tarihinden itibaren güvenlik endişesi ile yerleşim

birimlerini ter ettikleri ve sahip oldukları tarım arazilerini kullanamadıkları

dikkate alınarak Beşocak köyü merkez ve Çitgeliş mevkiinde bulunan tarım arazilerinin

kullanılamadığı 1997 (dahil) - 1999 (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreçte

oluşan tarım zararının ödenmesine;

...

Kanun ve bağlı

Yönetmeliğin ilgili hükümleri uyarınca müracaatçı, yasal mirasçı veya

temsilcisinin ağaçlara, ürünlere, arazi, ev, ahır, ağıl ve tandır evi ile ve

diğer taşınır ve taşınmazlara verilen zararlar için yapmış olduğu müracaat

üzerine Van Valiliğinin 31/10/2005-11/02/2008 tarih ve 727-940 sayılı yazıları

ile görevlendirilmesi istenen, Başkale Kaymakamlığı Komisyon Alt Çalışma

Grubunun görevlendirilmesi üzerine söz konusu heyet tarafından keşif mahalli

olan Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyüne 11/07/2009

tarihinde gidilmiş, hazır bulunan müracaatçı, vekili, mahalli bilirkişiler, köy

muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin katılımıyla taşınır ve taşınmazlara ilişkin

tespitler yapılmış olup, adı geçenin uğradığı zarar miktarlarını gösterir

bilgiler dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesap kartı,

taahhütname) mevcuttur.

Yapılan tespitler

sonucu; Van İli Başkale İlçesi Beşocak Köyü’ne sınır

köy ve mezra sakinlerinin yerleşim birimlerini 1997-1999 yılları arasında terör

ve terörle mücadele kapsamında güvenlik endişesi ile terk ettikleri tespit

edildiğinden, Beşocak köyünden müracaat eden

başvurucuların sahip oldukları tarım arazilerini 1997 yılı (dahil) ile 1999

yılı (dahil) arasında geçen 3 yıllık süreç içerisinde terör ve terörle mücadele

kapsamında güvenlik endişesi ile kullanamadıkları kanaatine varılmıştır.

Mevcut bilgi ve

belgeler ışığında; İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından

22-24 Kasım 2006 ve 11-14 Şubat 2007 tarihlerinde Ankara ilinde Standardizasyon

Oluşturulması’na yönelik toplantı sonucunda tarım ve

hayvancılık zararları ile taşınmazlarla ilgili zararların hesaplanmasında

kullanılacak değer aralıklarına ilişkin tavsiye niteliğindeki tablolarda

belirtilen rakamların dikkate alınmak kaydıyla ilimiz ürün desenine uygun

olarak hazırlanan Van Valiliği Zarar Tespit Komisyonlarının 26/03/2007 tarih,

2007/128 sayılı kararlarıyla ilimizde kullanılacak değer aralıkları

belirlenmişti. 2009 yılında uygulanan değer aralıklarına İçişleri Bakanlığı

İller İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 22/03/2010 tarih ve 1802 sayılı yazısında

belirtilen ortalama enflasyon rakamı olan (%6.53) oranında artırılması uygun

görüldüğünden, 2010 yılında karara bağlanacak dosyalar için Van Valiliği Zarar

Tespit Komisyonları’nın 07/07/2010 tarih ve 5031

sayılı kararında belirtilen değerlerin esas alınmasına karar verilmiştir. Söz

konusu müracaat sahibinin ortaya çıkan zararlarının yapılan hesaplamalarını

gösterir rakamlar dosya içinde bulunan EK-1 Zarar Tablosunda (kişi hesap

kartı-taahhütname) mevcuttur. ..."

gerekçesi ile malvarlığına ulaşamama

nedeniyle başvurucuya, 26 dönüm biçenek cinsi arazi için birim fiyatı 40,81 TL

üzerinden ve 33 dönüm sulak cinsi arazi için birim fiyatı 95,64 TL üzerinden

toplam 12.651,54 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

10. Zarar Tespit Komisyonu

kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile

birlikte sulhname örneği başvurucu vekiline

gönderilmiştir.

11. “Yukarıda

ayni/nakdi olarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine esas olay ile ilgili olarak

uğradığım zararımın tamamının karşılanmış olduğunu kabul ve taahhüt ederim” beyanını içeren sulhname, 27/9/2010 tarihinde başvurucu vekili tarafından

imzalanmıştır.

12. Başvurucu tarafından, Zarar

Tespit Komisyonu kararında hükmedilen miktarın gerçek zararını karşılamadığından

bahisle Van 2. İdare Mahkemesinde iptal ve tam yargı davası açılmıştır.

13. Van 2. İdare Mahkemesinin

27/3/2012 tarihli ve E.2011/60, K.2012/160 sayılı kararı ile,

“… 5233 sayılı Terör

ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 12.

maddesinde, …

Aktarılan hükme göre,

ortaya doğan zarara ilişkin taraflar arasında anlaşmaya varılması halinde sulhnamenin imzalanması; böyle bir uzlaşma olmadığında ise

ilgilinin yasal süresi içinde yargı yoluna başvurarak hakkını araması

gerekmektedir.

Uyuşmazlıkta da; davacı tarafından komisyona yapılan başvuru üzerine

talep değerlendirilmiş ve belirli bir meblağın davacıya ödenmesine karar

verilmiştir. Bu kapsamda hazırlanan sulhname de

davacı vekili tarafından imzalanmıştır.

Bu itibarla,

uyuşmazlık her iki tarafın anlaşmaya varmasıyla sona ermiş; Kanun'da da ancak sulhname tasarısının süresi içinde imzalanmaması halinde

ilgilisine yargıya başvurma hakkı tanınmıştır. Kaldı ki, sulh yoluyla

çözümlenmiş bir konunun yargı mercilerince incelenmesi de esas olarak hukuki

işleyişe aykırı olacaktır.

Dolayısıyla, içeriği

ve sonuçları koşulsuz şekilde sulhname ile kabul

edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık; davacının maddi tazmin isteminde

de hukuka uygunluk bulunmamaktadır. …”

gerekçesine

dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.

14. Kararın temyiz edilmesi

üzerine, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 1/10/2013

tarihli ve E.2012/10124, K.2013/6583 sayılı kararı ile temyiz isteminin reddine

karar verilmiştir.

15. Ret kararı 17/1/2014

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 21/1/2014 tarihinde süresi

içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

16. Belirlenen tazminat miktarı

30/12/2010 tarihinde başvurucu vekilinin hesap numarasına aktarılmıştır.

B. İlgili

Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,

4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).

18. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”

kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon, doğrudan

doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye

göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle

gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa

tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak,

uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca,

bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının

örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak

sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz

gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi

takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı

ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının

saklı olduğu belirtilir.

Davet üzerine gelen

hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname

tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve

komisyon başkanı tarafından imzalanır.

Sulhname

tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması

hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.

Sulh yoluyla

çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları

saklıdır.”

19. 5233 sayılı Kanun’un “Zararın karşılanması” kenar başlıklı 13.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”

20. Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in “Komisyonca keşif yapılması” kenar başlıklı 11. maddesi

şöyledir:

“Komisyon gerek

görmesi halinde keşif yapabilir.

Komisyon başkanı

belirlemiş olduğu keşif yeri ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya

bilirkişi ile başvuru sahibine veya yetkili temsilcisine yazılı olarak

bildirir.

Başvuru sahibinin

kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve varsa şahitleri keşif

mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yer mahallinden iki kişinin de

keşifte hazır bulunması temin edilir.

…

Başvuru sahibi veya

yetkili temsilcisinin keşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta

belirtilir.”

21. Aynı Yönetmeliğin “Zararın tespiti” kenar başlıklı 16.

maddesinin 1. fıkrası şöyledir:

“15 inci maddede

belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî mercilerdeki

bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar görenin

aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz önünde

bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına uygun

biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

22. Aynı Yönetmeliğin “Nakdî ödemenin şekli ve tutarı” kenar

başlıklı 27. maddesi şöyledir:

“Sulhname

tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından

imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate

alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına

yapılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 20/5/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/1/2014 tarihli ve 2014/1026

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, Van ili, Başkale

ilçesi, Beşocak köyü, Çitgeliş

mezrasında ikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk

etmek zorunda kaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın

kısmen kabul, kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzalandığını, sulhnamenin

kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul

edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklı olarak dava açma

hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında

kalan zararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında zararlarının tazmini

konusunda derece mahkemelerinin etkisiz olduklarını, dolayısıyla hukuk

yollarının sonuçsuz kaldığını, yaptığı başvuruya ilişkin idari aşamada ve

yargılama aşamasında talebi hakkında makul gerekçelerle karar verilmediğini,

gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların

göz önünde bulundurulmaması, bu zarar kalemlerinin keşif ile tespit edilmemesi

ve zararının 23 yıl üzerinden hesaplanması gerekirken 3 yıl üzerinden

hesaplanması nedenleriyle zararının eksik tazmin edildiğini, bu şekilde

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını, kendi isteği dışında yerleşim yerinden

ayrılmak zorunda kalması nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesine riayet

edilmediğini ve terk nedeni ile konutunun kullanılamaz hale gelmesi sonucunda

konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini, köyde meskun kişiler için köylerinde

yaşama arzusuna uygun yaşam koşullarının devlet tarafından oluşturulamaması

nedeniyle serbest dolaşım özgürlüğüne riayet edilmediğini belirterek,

Anayasa’nın 10., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş, yargılamanın yenilenmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

25. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yaptığı giderim talebinin, kısmen kabul edilmesi sonucunda idare ile

sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım

için açmış olduğu davanın derece mahkemeleri tarafından reddedildiğini

belirterek, Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Bu nedenle,

bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespit edilmesinde Anayasa ve

Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi ve ortak koruma alanının

tespit edilmesi gerekir.

27. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi

inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde

eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun

önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”

28. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,

cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya

toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere

herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin

sağlanmalıdır.”

29. Yukarıda yer verilen

hükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağı

kapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

30. Bununla birlikte, bireysel

başvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevinin

olmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkil

etmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başına

incelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, o

hakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Bu

çerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgili

bir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiği

sonucuna ulaşılabilir (İhsan Asutay,

B. No: 2012/606, 20/2/2014, § 48).

31. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temel

hak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz

kaldığının tespiti gerekir. Ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile

kendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesi

yeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,

cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir (Şahin Karaman,

B. No: 2012/1205, 8/5/2014, § 41). Somut olayda başvurucu tarafından, 5233

sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatta sulhname

ile kabul edilmeyen zararları için açtığı davanın reddine hükmedildiğinden

bahisle kendisinin ayrımcılığa maruz kaldığı belirtilmiş olmakla beraber,

kendisine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangi bir

beyanda bulunulmadığı gibi, belirtilen iddiayı temellendirecek herhangi bir

somut bulgu ve kanıt da sunulmamış olduğu anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının

“açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Özel Hayatın Gizliliği

İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

32. Başvurucu, kendi isteği

dışında yerleşim yerinden ayrılmak zorunda kalması nedeniyle Anayasa’nın 20.

maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

33. 6216 sayılı Kanun'un, “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel

hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve

başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

34. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu

tarafından soyut şekilde Anayasa’nın 20. maddesi hükmüne atıfta bulunulduğu, ancak

belirtilen hükmün nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama ve özellikle

ihlal iddiasına konu terör olayları nedeniyle özel hayatın gizliliği ilkesinin

ihlal edildiğine dair kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (Benzer karar için

bkz. S.S.A., B. No: 2013/2355,

7/11/2013, § 38).

3. Yerleşme ve Seyahat Hürriyetinin İhlal Edildiği İddiası

35. Başvurucu, köyde meskun kişilerin köylerinde yaşama arzusuna uygun olarak

hayatlarına devam edebilmelerinin terör olayları nedeniyle devlet tarafından

sağlanmadığını belirterek, yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

36. Anayasa'nın "Yerleşme ve seyahat hürriyeti" başlıklı

23. maddesi şöyledir:

"Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

Yerleşme hürriyeti,

suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve

düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak;

Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle

ve suç işlenmesini önlemek;

Amaçlarıyla kanunla

sınırlanabilir.

Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç

soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak

sınırlanabilir.

Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun

bırakılamaz."

37. AİHS ile bu Sözleşme'ye Ek 4 No'lu Protokol'ün

"Serbest dolaşım özgürlüğü"

başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"1. Bir devletin ülkesi içinde usulüne uygun olarak

bulunan herkes, orada serbestçe dolaşma ve ikametgahını seçebilme hakkına

sahiptir.

2. Herkes, kendi ülkesi de dahil, herhangi bir ülkeyi terk

etmekte serbesttir.

3. Bu haklar, ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, kamu

düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlık ve ahlakın veya

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda

zorunlu tedbirler olarak ve yasayla öngörülmüş sınırlamalara tabi tutulabilir.

4. Bu maddenin 1. fıkrasında sayılan haklar, belli yerlerde,

yasayla konmuş ve demokratik bir toplumda kamu yararının gerektirdiği

sınırlamalara tabi tutulabilir."

38. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes,

Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes,

Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir."

40. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar"

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel

başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabilir."

41. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye'nin taraf

olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,

Anayasa ve AİHS'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını

içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

42. AİHS’e Ek 4 No.lu Protokol’e

ülkemiz taraf değildir. Bu nedenle, anılan Protokol kapsamında kalan ve

Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne yönelik şikâyetle

ilgili olarak bireysel başvuruda bulunulamaz (bkz. Nicolatos ve Diğerleri/Türkiye, B. No: 45663/99…(dec.),

1/6/2010; Fathi/Türkiye, B. No: 32598/06, 30/6/2009, Sebahat Tuncel, B. No: 2012/1051,

20/2/2014, § 53).

43. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 23. maddesinde yer alan seyahat özgürlüğüne ilişkin

iddiasının, Anayasa’da yer almakla birlikte Türkiye’nin taraf olmadığı bir

Protokole dayandığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

44. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun

kapsamında yapmış olduğu başvurunun kısmen kabul, kısmen reddedildiğini,

zararının kabul edilen kısmı için idare ile sulhname

imzalanmakla birlikte kabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası

açtığını, gerçek zararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnamenin kapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı

olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan

kaynaklı olarak dava açma hakkının saklı bulunduğunu, fakat açtığı davanın

reddedildiğini, gerçek zararının hesabında zarar kalemlerinin çokluğuna, bu

zarar kalemlerinin keşif yoluyla tespit edilmesi ve zararının 23 yıl üzerinden

hesaplanması gerekmesine rağmen, söz konusu tespitler yapılmadan ve bu

zararları göz önünde bulundurulmadan gerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

45. Ayrıca başvurucu, yerleşim

yerini terk etmek zorunda kalması nedeniyle konutunun bakımsızlıktan

kullanılamaz hale gelmesi sonucunda konut dokunulmazlığının ihlal edildiğini

beyan etmiş ise de, anılan şikâyetinin malvarlığının

zarar görmesi ve bu zararların tazmin edilmemesi neticesinde mülkiyet hakkına

ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurucunun iddiasının Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

46. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrasında (§ 38) ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında (§ 39) yer alan hükümlerden hareketle herkesin, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, AİHS ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabileceği

söylenebilir.

47. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre (§ 40); bir kişinin Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için iki temel ön koşul

bulunmaktadır. Bunlardan birincisi başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı

ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, “güncel bir hakkının ihlal edilmesi” ve

bunun sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi, ikincisi ise bu ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak ve doğrudan” etkilenmiş

olmasıdır (Onur Doğanay, B. No:

2013/1977, 9/1/2014, § 42).

48. Bu iki temel koşula ilave

olarak 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

Anayasa Mahkemesine ancak Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerden, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller

kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiği iddiasıyla başvurulabilir. Buradan

çıkan sonuca göre Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden,

AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında bir hakkı

doğrudan etkilenmeyen kişi “mağdur”

statüsü kazanamaz (Onur Doğanay,

B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 43).

49. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veya dava

ehliyeti kuralları gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, No: 62543/00,

10/11/2004, § 35). Ayrıca “mağdur”

kavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bu

kavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, §

38, Onur Doğanay, B. No:

2013/1977, 9/1/2014, § 44).

50. Öte yandan bir başvurunun

kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi

yeterli olmayıp, ihlalden doğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu

göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa Mahkemesini ikna etmesi

gerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zannı veya şüphesi de mağdurluk statüsünün

varlığı için yeterli değildir (Onur Doğanay,

B. No: 2013/1977, 9/1/2014, § 45).

51. Bireysel başvuruda bir

hakkın ihlaline karar verilebilmesi için mağdurluk statüsünün ve/veya başvuruya

konu olan kamu gücü kullanımına dayalı temel nedenlerin başvurunun yapıldığı

anda mevcut olması ve başvuru hakkında karar verileceği zamana kadar devam

etmesi gerekir. Mağdurluk statüsünün varlığı konusunda değerlendirme yapılırken

başvurucunun şikâyet ettiği hususların gerçekleşip gerçekleşmediği, hâlâ mevcut

olup olmadığı ve muhtemel hak ihlalinin etkilerinin giderilip giderilmediği

incelenmelidir.

52. Bunun yanında tazminat ya da

başvurucunun taleplerinin anlaşma ile karşılanması da,

mağdurluk statüsünün belirlenmesine etki eder. Zira kamu idaresinin

başvurucuyla yaptığı anlaşma ile borcun tamamını faiziyle birlikte ödemesi

durumunda başvurucunun önceki borçtan olumsuz etkilenme olasılığı kalmamaktadır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kemal

Kol ve Ünal Kol/Türkiye, B. No: 3816/04, 30/9/2008, Arman Mazman, B.

No: 2013/1752, 26/6/2014, § 43).

53. 5233 sayılı Kanun’un 2.

maddesinde, bu Kanun’un, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 1., 3., ve 4. maddeleri kapsamına giren eylem veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel

hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhen

karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı ifade

edilmiş; “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname” başlıklı 12. maddesinde ise komisyonun

doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra uğranılan

zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirleyeceği ve belirtilen

esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının bir

örneğini davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edeceği, davet üzerine

gelen hak sahibinin veya yetkili temsilcisinin sulhname

tasarısını kabul etmesi durumunda bu tasarının kendisi veya yetkili temsilcisi

ve komisyon başkanı tarafından imzalanacağı, sulhname

tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması

hallerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneğinin ilgiliye

gönderileceği, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı

yoluna başvurma haklarının saklı olduğu; 13. maddesinin ilk fıkrasında da sulhnamede belirlenen zararların sulhnamenin

imzalanmasından sonra Valilik onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine

bu amaçla konulan ödenekten üç ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.

54. Somut başvuruda mülkiyet

hakkına ilişkin şikâyet temel olarak idare ile sulhname

imzalanması nedeniyle, bakiye zarar iddiasına ilişkin davanın reddedilmesine

dayanmaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi başvurucu terör ve terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması

amacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş, Komisyon tarafından

başvurucu, vekili, mahalli bilirkişiler, köy muhtarı ve köy ihtiyar heyetinin

katılımıyla 11/7/2009 tarihinde yapılan keşif (§ 9) ile gerçekleştirilen

araştırma ve inceleme sonucunda başvurucunun tespit edilen zararları öngörülen

birim fiyatlarına tabi tutularak 12.651,54 TL’lik tazminat miktarı belirlenmiş

ve başvurucu vekiline, kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname örneği ile birlikte sulha davet yazısı

gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabul edilmiştir. Başvurucu,

idarenin hazırladığı sulhnameyi 27/9/2010 tarihinde

imzalayarak kendisine 12.651,54 TL ödenmesi ile Komisyonun bu zarar tespitine

esas olay ile ilgili uğradığı zararlarının tamamının karşılanmış olduğunu kabul

ve taahhüt ettiğini beyan etmiş ve 30/12/2010 tarihinde bahsedilen bedel

başvurucu vekilinin hesabına aktarılmıştır.

55. Buna karşılık başvurucu,

5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun AİHM kararlarında (bkz. Akdıvar ve Diğerleri/Türkiye [Madde 50], B. No:

21893/93, 16/9/1996; Doğan ve

Diğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02,

13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafından

ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksik

ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

56. İdari ve yargısal süreci

müteakip, ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile etkili bir

giderim yolu bulunmakta olup başvurucu ayrıca sulhname

konusu olayla ilgili tüm zararlarının Komisyon tarafından tespit edilenle

sınırlı olduğunu beyan ettiğinden başvurucunun mağdur sıfatı ortadan

kalkmıştır.

57. Bu durumda başvurucunun

idareyle anlaşma sağlayarak ve 27/9/2010 tarihli sulhnameyi

imzalayarak Komisyonun tespitine esas olan olay ile ilgili maddi mağduriyeti

açıkça orantısız olmayacak şekilde giderilmiştir. Zararlarının tamamını

karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalı idareden tahsil etmekle,

mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 30/12/2010 tarihinde giderildiğinden, bu

hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona ermiştir.

58. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden mağdurluk statüsünü

kaybettiği anlaşıldığından başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin "kişi

bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

5. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

59. Başvurucu tarafından,

Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname

kapsamına dahil olmayan zarar kalemleri için açtığı iptal ve tam yargı

davasında tazminata hükmedilmesi gerekirken, davasının reddine karar verildiği,

dolayısıyla zararlarının tazmini konusunda derece mahkemelerinin etkisiz olması

sebebiyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddia edilmiştir. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı

olmayıp, başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde, etkili başvuru

hakkına yönelik iddialarının özünün yargılama sürecinde yapılan incelemeler ve

lehlerine olmayan yargı kararı temelli olduğu anlaşıldığından, etkili başvuru

hakkının ihlal edildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında

değerlendirmeye tabi tutulması uygun görülmüştür.

60. Anayasa'nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

61. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında

delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir

uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil

olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir

hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 25-26).

62. Başvurucunun belirtilen

iddiasının özünün derece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve

hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesince,

başvurucu tarafından koşulsuz şekilde sulhname

tasarısının kabul edildiği tespitinden ve terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle başvurucunun uğramış olduğu aynî/

nakdî tüm zararlarının karşılandığı kabul edildiğinden (§ 11) ve 5233 sayılı

Kanun’un sulh yoluyla çözülmeyen uyuşmazlıklar için yargı yolunun saklı olduğu

kuralını içerir 12. maddesinin (§ 18) açık hükmünden hareketle başvurucunun

davasının reddiyle sonuçlanan yargılama prosedüründe, Mahkemece bariz bir

takdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya rastlanmamıştır.

63. Başvurucu ayrıca, mahkeme

kararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer

verilmediğini iddia etmiştir.

64. Gerekçeli karar hakkı adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (Muhittin KAYA ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B.No.

2013/1213, 4/12/2013, § 25).

65. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların

hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi

sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale

getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık

bir biçimde gösterilmesi zorunludur (Tahir Gökatalay, B.No.

2013/1780, 20/3/2014, § 67).

66. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin

KAYA ve Muhittin Kaya Ltd. Şti, B.No.

2013/1213, 4/12/2013, § 26).

67. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun talebinin sulhname kapsamı dışında

kaldığını iddia ettiği zararları için açmış olduğu davanın kabul edilip

edilmeyeceği noktasında derece mahkemelerinin 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesinin

son fıkrasında yer alan, sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin

yargı yoluna başvurma haklarını saklı tutan açık hükümden hareket ettikleri,

hazırlanan sulhname tasarısının koşulsuz şekilde

başvurucu vekili tarafından imzalanması ile uyuşmazlığın her iki tarafın

anlaşmaya varması sonucunda ortadan kalmış olduğu belirtilmek suretiyle

başvurucu tarafından ileri sürülen taleplerin derece mahkemeleri kararlarında

denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi

hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek

kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun

yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.

68. Yukarıda açıklanan

nedenlerle (§ 59-67), başvurucunun belirtilen iddialarının kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının

bariz bir takdir hatası da içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Anayasa’nın 10. maddesinde

güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2. Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ilkesinin ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

3. Anayasa’nın 23. maddesinde

güvence altına alınan yerleşme ve seyahat hürriyetinin ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

4. Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “kişi bakımından yetkisizlik”,

5. Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun

olması”, nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunması

nedeniyle, adli yardım talebinin kabulü ile muaf tutulan yargılama giderlerinin

tahsilinin, başvurucunun mağduriyetine neden olmayacağı anlaşılmakla, 12/1/2011

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca

tamamen muafiyetin koşulları oluşmadığından 206,10 TL harçtan ibaret yargılama

giderinin başvurucudan TAHSİLİNE,

20/5/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur ODUNCU

Başvurucu

:

Faris

ARSLAN

Vekili : Av. Abdurrahman BAYAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1026, 20 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucunun bireysel başvurusunun kabul edilemez bulunması
  16. M. Emin KUZ
  17. Arslan
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1026
Tarih
20 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/8055)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/8056)
  • Hamdullah Erat Başvurusu (B. No: 2014/2198)
  • Fikriye Şahin Başvurusu (B. No: 2014/9840)
  • Hayati Aktop ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4199)
  • Bülent Değer Başvurusu (B. No: 2014/729)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.