İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Fatih Taş Başvurusu (B. No: 2013/1461)

1. Başvurucu, yayınladığı

Başvuru No2013/1461Tarih12 Kasım 2014Okuma48 dk · 9.560 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Fatih Taş Başvurusu

Karar tarihi
12 Kasım 2014
Başvuru Numarası
2013/1461
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.560 kelime·48 dk okuma·22 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, yayınladığı

kitaplardan dolayı yargılanması nedeniyle ifade özgürlüğünün, uyarlama yargılamasının

uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ve kovuşturmanın

ertelenmesi kararının dosya üzerinden verilmesi nedeniyle duruşmada hazır

bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/2/2013

tarihinde İstanbul 5. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

Dilekçeler ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 23/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 19/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 11/3/2014 tarihli görüş yazısı

13/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu, görüşünü süresi

içinde 2/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bölüm tarafından 15/10/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun niteliği

itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanmasını gerekli gördüğünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3)

numaralı fıkrası uyarınca görüşülmek üzere Genel Kurula sevkine karar vermiştir

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, merkezi

İstanbul’da bulunan Aram Yayıncılık isimli yayınevinin sahibidir.

9. Başvurucunun, 2002 yılı Ocak

ayında iki şiir kitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yolu ile

yardım etmek suçundan cezalandırılması için İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi

(DGM) Başsavcılığının 14/1/2002 tarihli iddianamesi

ile kamu davası açılmıştır.

10. İstanbul 4 Nolu DGM’nin 30/9/2002 tarihli

kararı ile başvurucunun 13/3/1926 tarih ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 169.

maddesi uyarınca 3 yıl 9 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve verilen

hürriyeti bağlayıcı cezanın 9.923,00-TL ağır para cezasına çevrilmesine karar

verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi şöyledir:

“…Birinci kitabın 9-12. sayfalarında yer alan önsöz

bölümünde Kürdistan’dan bahsedilerek, ‘… Kürdün siyasal olarak geriletilmesi

ulusal kültürel girişimini derinden etkilemiştir. Kürdistan ulusal kurtuluş

hareketinin çıkışı itibarı ile her tabakadan Kürt bireyine farklı bir boyutta

ulaşıp hızlı bir gelişim göstermesi, bir kitle yaratması, sınıfsal ve ulusal

temelde yaşanan tıkanıklığa bir aşama kaydettirebilmesi, yaratılmış olan

boşluğun doldurulabilmesinden kaynaklanmaktadır… Kürt bireyini, Kürt ulusu

şahsında yeni insanı yaratmayı amaçlar. Devrimimiz geçmişin olumsuz etkilerini

de içinde barındıran kötü bir sonuç olan bugünü değiştirmek için yeniyi ve

insana yaraşanı yaratma devrimidir... Ulusal Kurtuluş Savaşı Kürt insanını

dağlara çekerek özgür yaşamı yaratmaya yöneltmiştir…’ şeklinde ifadelerle

Kürdistan adlı ülke için savaşıldığı ve bunun özgürlük mücadelesi olduğunun

vurgulandığı…

Kitabın başlangıcında 15. ve 16. sayfalarında önderlik

imzalı iki adet şiir yayınlandığı ve önderlik ifadesinin yasa dışı örgüt

PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan için kullanılan bir

ifade olduğu…

Kitabın ‘önderliğe yazılan şiirler' alt başlığında sayfa

25’de “utancın tanığı Marmara‘yım” başlıklı şiirde kullanılan ifadelerle İmralı

adasında örgüt lideri Abdullah Öcalan’ın tutuklu olarak bulundurulduğu

vurgulanarak özgürlük mücadelesi veren bir kişi olarak gösterildiği, İmralı

adasında hapiste tutulmasının utanç verici olduğu şeklinde görüşler ileri

sürüldüğü…

29-30. sayfalarda yayınlanan “milat” başlıklı şiirde de 15

Şubat tarihinden söz edilerek yasa dışı örgüt liderinin o tarihte yakalandığı

bilindiğinden bu tarihin üzüntü ve utanç yaratan bir tarih olduğu ve bu anın

yaşanmamasının istendiği şeklinde görüşlere yer verildiği…

Sayfa 31’de “ben yaşamım” başlıklı şiirde soyut bir ülkeden

söz edilerek “şehidim ben, adım Mazlumdur Kemaldir ve Hayriyim

ben, Agit’in namlusundan intikam mermisi Zekiye’nin

bedeninden yükselen alev ve Zila’nın yüreğindeki

sevdayım ben, gerillanın tutuşturduğu özgürlük ateşi, çobanın kavalındaki sevda

türküsü” şeklinde ifadeler kullandığı… Aynı şiirde ayrıca “Spartaküs’den Guevara’ya dek

insanlık mirası, ben kırk milyon yürek, halkımın umudu, intikam olurum, çünkü

ben ateşin oğlu, yaşamın adı, Mezopotamya güneşi Öcalan’ım Öcalan’ım”

şeklinde kullanılan ifadelerle daha önce ölüm oruçlarında veya protesto amaçlı

olarak kendilerini öldüren örgüt mensuplarından ve dağlarda çatışan

gerillalardan söz edildiği ayrıca Abdullah Öcalan’ın halkın umudu ve intikamı,

Mezopotamya güneşinin oğlu olduğu şeklinden ifadelerle yasa dışı örgüt lideri

ve mensuplarının övüldüğü, eylemlerinin yüceltildiği…

Kitabın “Şehitlere Yazılan Şiirler ve Şehitlerin Yazdığı

Şiirler” başlıklı bölümlerinde yer verilen şiirlerde yasa dışı örgüt

mensuplarının dağlarda çatıştıkları, özgürlük mücadelesi yaptıkları şehit

düştükleri bazı olayların yer ve tarihi belirtilerek ayrıca ölüm orucu

eylemlerinin vurgulanarak örgüt mensuplarının kişilik ve eylemlerin övülerek

yüceltildiği… Çatışmalarda veya ölüm oruçlarından ölen örgüt mensuplarının

isimlerine yer verilerek onlardan ve eylemlerinden övgüyle söz edildiği, bu

suretle kitabın bütününde yasa dışı PKK terör örgütü lider ve mensuplarından

söz edilerek örgüt propagandası yapıldığı…

Aynı yayın evince yayınlanan “Dağın Kalbinde

Gizliyiz-Gerilla Şiileri” başlıklı ikinci kitabında ise 21. sayfadaki “Fırat”

başlıklı şiirde “öfkeliyiz Marmara’ya, katmayacağız suyunu suyuna, tenim

Marmara’ya değmeden başkan Apo’ya bir avuç sevda

sunacağız, paramparça yüreğimizde” şeklinde ifadelerle yasa dışı örgütün sözde

liderinin Marmara denizindeki İmralı adasında tutukluluğu vurgulanarak

kendisine övgüler yöneltildiği…

Sayfa 27’de yer alan “kim sorar” başlıklı şiirde “çığlığı

İmralı’da yüreği adanın soluklarındandır, toprağın bereketi ışık olup

İmralı’dan taşıyor bundandır, İmralı’ya hasrettir hasretiz bizde” şeklinde

ifadelere yer verilerek İmralı ceza evinde tutuklu bulunan yasa dışı örgüt

mensubunun kastedildiği ve kendisine toprağın, özgürlüğün ve kendilerinin

hasret olduklarının vurgulanarak örgüt liderine yönelik övgülere yer verildiği…

42 sayfadaki “acıyı hissedin” başlıklı şiirde “15 Şubat

gözyaşları ile şubat gerçekliği ile bastırıyor isyan başkaldırısını” şeklinde

ifadeler kullanılarak yasa dışı örgüt liderinin 15 Şubat tarihinde yakalandığı

vurgulanarak bundan üzüntü ve acıyla söz edildiği…

Kitabın 181. sayfasında bulunan “arkadaş” başlıklı şiirde

“karanlık tarihin kanla yazılışını, güneşle aydınlanışını görmek, zamanın beni

sürüklemesini değil, karanlık sayfaları renklendirenlerin eylemine katılmak

istiyorum, yakamozda kansız geceleri düşleyip saç tellerimi Kürdistan dağlarına

salacağım” şeklinde ifadeler kullanılarak Kürdistan’daki karanlık tarih

döneminin kapanacağı ve güneşle bu bölgenin aydınlanacağı vurgulanarak

Kürdistan olarak nitelendirilen bölgede verilen özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine

atıfta bulunulduğu ve mücadelesinin övüldüğü…

Söz konusu şiirlerde kullanılan beyan ve ifadelerle yasa

dışı örgütü ve liderinin kişilik ve eylemlerinin övüldüğü, gerçekleştirilenin

özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi olduğunun vurgulandığı, bu suretle yasa dışı

PKK terör örgütü propagandasının yapıldığı, her iki kitapta bu şekilde örgüt

propagandasına yer verildiği, sanığın aynı anda ve birbirinin devamı olarak bu

iki kitaptaki propaganda içeren şiirlerle üzerine atılı yasa dışı örgüte yardım

etmek suçunu işlediği…”

11. İlk Derece Mahkemesi

kararının temyizi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 29/5/2003

tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onamış ve karar

kesinleşmiştir.

12. İnfaz aşamasında 765 sayılı Kanun’un

169. maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, İstanbul 4 Nolu

DGM’nin 20/2/2004 tarihli kararı ile infazın

durdurulmasına karar verilmiş ve aynı tarihte, başvurucunun eyleminin değişen

kanun hükmü göz önüne alınarak yeniden değerlendirilmesi için uyarlama

yargılamasına başlanmıştır.

13. Başvurucunun, İstanbul 12.

Ağır Ceza Mahkemesi’nin (Eski 4 Nolu DGM) 21/3/2007 tarihli kararı ile terör örgütünün propagandasını

yapmak suçundan 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7.

maddesi uyarınca 1.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar

verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi şöyledir:

“…Gerilla Şiirleri-1 ve Gerilla Şiirleri-2 isimli kitabın

önsöz ve değişik sayfalarında yer alan yazı ve şiirlerin, bir bütün olarak

incelendiğinde, içerikleri itibariyle şiddet veya diğer terör yöntemlerine

başvurmayı teşvik edecek şekilde örgüt propagandası niteliğinde olması

nedeniyle suçu sabit görülen sanığın…”

14. Temyiz üzerine Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 28/1/2010 tarihli ilamı ile İlk Derece

Mahkemesinin kararını usulden bozulmuştur.

15. Yeniden yapılan yargılama

sonunda başvurucunun, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 8/12/2010

tarihli kararı ile terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan 16.660,00-TL

adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. İlk Derece

Mahkemesinin gerekçesi şöyledir:

“…Gerilla Şiirleri-1 ve Gerilla Şiirleri-2 isimli kitabın

önsöz bölümünde ve değişik sayfalarında yayınlanan şiirlerde, yasadışı örgüt

mensupları ve örgütün sözde liderlerinden bahsedilmek ve düşünce ve eylemleri

övülmek suretiyle yasadışı PKK terör örgütünün propagandası yapılarak, örgüte

yardım etmek suçu sabit görülerek …”

16. Temyiz üzerine Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 29/3/1012 tarihli ilamı ile İlk Derece

Mahkemesinin kararı bir kez daha usulden bozulmuştur.

17. Yeniden yapılan yargılama

sonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012

tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanın, 2/7/2012 tarih

ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda

Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve

Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un Geçici 1. maddesi uyarınca

ertelenmesine ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlik hükümlerinin

uygulanmasına karar verilmiştir.

18. İtiraz üzerine İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesi’nin 26/12/2012 tarihli kararı ile

itiraz reddedilmiş ve İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kovuşturmanın

ertelenmesi kararı kesinleşmiş ve karar başvurucuya 11/1/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Bireysel başvuru 8/2/2013 tarihinde

yapılmıştır.

B. Başvuruya Konu Kitaplar

19. 2002 yılının Ocak ayında

Aram Yayıncılık, “Bu Yürek Dağlar Aşar

Gerilla Şiirleri-1” (birinci

kitap) ve “Dağın Kalbinde Gizliyiz Gerilla

Şiirleri-2” (ikinci

kitap) başlığını taşıyan iki şiir kitabı yayınlamıştır. Başvurucu, adı geçen

yayınevinin sahibi ve söz konusu kitapların yayıncısıdır. Söz konusu kitabın

kimin tarafından yazıldığı ve şiirlerin kime ait olduğu tespit edilememiştir.

20. Birinci kitap bir önsöz ve

beş bölümden oluşmaktadır. Kitap sırasıyla “Önderliğe

Yazılan Şiirler”, “Şehitlere

Yazılan Şiirler”, “Şehitlerin

Yazdığı Şiirler”, “Gerillaya Dair

Şiirler”, “Kadın Konulu Şiirler”

ve “Serbest Şiirler” isimli bölümlerden

ve toplam 197 sayfadan oluşmakta, referans ve kaynakça içermemektedir. İkinci

kitap ise yine bir önsöz ve yedi bölümden oluşmaktadır. Kitap sırasıyla, “Önderliğe Yazılan Şiirler”, “Şehitlerin Şiirleri”, “Şehitlere Yazılan Şiirler”, “Toprağa Yazılan Şiirler”, “Gerillaya Yazılan Şiirler”, “Kadına Yazılan Şiirler” ve “Serbest Şiirler” isimli bölümlerden ve

toplam 262 sayfadan oluşmaktadır.

21. Başvurucu yayınladığı şiir

kitaplarından dolayı ilk kez İstanbul 4 No.lu DGM’nin 30/9/2002

tarihli kararı ile mahkum edilmiş ve bu karar Yargıtay onaması ile

kesinleşmiştir. Yasa değişikliği nedeniyle yapılan sonraki yargılamalarda

verilen mahkûmiyet kararlarında yeni gerekçelere yer verilmemiş esas itibarıyla

ilk mahkûmiyet kararındaki gerekçelere dayanılmıştır (bkz. § 9).

C. İlgili

Hukuk

22. 765 sayılı Kanun’un 169.

maddesi şöyledir:

“64 ve 65 inci maddelerde beyan olunan hal haricinde her

kim, böyle bir cemiyete ve çeteye hal ve sıfatlarını bilerek barınacak yer

gösterir veya yardım eder yahut erzak veya esliha ve

cephane veya elbise tedarik ederse üç seneden beş seneye kadar ağır hapis ile

cezalandırılır.”

23. 3713 sayılı Kanun’un “terör suçları” kenar başlıklı 3.

maddesinin 29/06/2006 tarih ve 5532 sayılı Kanun’un 2.

maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hali şöyledir:

“Türk Ceza Kanununun 125, 131, 146, 147, 148, 149, 156, 168,

171 ve 172 nci maddelerinde yazılı suçlar, terör

suçlarıdır.”

24. 3713 sayılı Kanun’un “Terör Amacı ile İşlenilen

Suçlar” kenar başlıklı 4. maddesinin 5532 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile yapılan

değişiklikten önceki hali şöyledir:

“Bu Kanunun

uygulanmasında;

a) (Değişik bent: 13/11/1996 - 4211/1 md.) Türk Ceza

Kanununun 145, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 157, 169 ve 384 üncü maddeleri ile

499 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,

b) 2845 sayılı Devlet

Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 9 uncu

maddesinin (b), (c), (e) bentlerinde yazılı suçlar,

1 inci maddede

belirtilen terör amacı ile işlendiği takdirde terör suçu sayılır.”

25. 3713 sayılı Kanun’un “cezaların artırılması” kenar başlıklı 5.

maddesinin 5532 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki

hali şöyledir:

“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında

ilgili kanunlara göre tayin edilecek şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar veya

para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak

cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın

yukarı sınırı aşılabilir. Ancak şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalarda bu sınır

ağır hapiste 36, hapiste 25, hafif hapiste 10 yılı geçemez.”

26. 3713 sayılı Kanun’un 5532

sayılı kanunun 6. maddesi gereği değişen 7. maddesinin ikinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

“…

Yukarıdaki fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım

edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek

şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir

yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar adli para cezası verilir.

…

Yukarıdaki 2 nci fıkrada

belirtilen örgütle ilgili propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun 3 üncü

maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde, ayrıca

sahiplerine de mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay ortalama satış

miktarının; ... yüzde doksanı kadar adli para cezası

verilir. Ancak, bu para cezaları yüzmilyon liradan az

olamaz. Bu mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para

cezasının yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.”

27. 6352 sayılı Kanun’un Geçici

1. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) 31/12/2011 tarihine kadar,

basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle

işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş

yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar

aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının

ertelenmesine,

karar verilir.

(2) Hakkında kamu davasının açılmasının veya kovuşturmanın

ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği tarihten

itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlememesi

hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu süre zarfında

birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı

kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen soruşturma veya

kovuşturmaya devam olunur.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 12/11/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

8/2/2013 tarih ve 2013/1461 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

29. Başvurucu, uyarlama

yargılamasının 9 yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının,

yayınladığı kitaplardan dolayı yargılanması nedeniyle düşünceyi açıklama ve

yayma özgürlüğünün ve İlk Derece Mahkemesince kovuşturmanın ertelenmesine

ilişkin olarak verilen son kararın duruşma yapılmadan dosya üzerinde verilmesi

nedeniyle aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucu, 10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. İfade Özgürlüğü ve Makul Sürede Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası Yönünden

30. Bakanlık görüşünde, İstanbul

12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012 tarihli kararı ile

başvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği ve bu

itibarla halihazırda başvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgili olarak

verilmiş bir mahkumiyet kararı bulunmadığı hatırlatılmıştır.

31. Başvurucu, hakkında daha

önce üç kez mahkûmiyet hükmü kurulduğunu ve son olarak kovuşturmanın

ertelenmesi kararı verildiğini ve böylece kovuşturma tehdidine maruz kaldığını,

tek başlarına bu kararların bile ifade özgürlüğü üzerinde baskı oluşturduğunu

ileri sürmüştür.

32. Mevcut başvurunun

koşullarında, hâlihazırda başvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgili

olarak her ne kadar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29/5/2003

tarihli ilamı ile kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmakta ise de, bu karar

henüz infaz edilmeden 765 sayılı Kanun’un 169. maddesinde yapılan değişiklik

gereği olarak cezanın infazının durdurulduğu ve onun yerine geçmek üzere yeni

bir karar vermek amacıyla İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar

yargılamaya başlandığı anlaşılmaktadır. Uyarlama yargılaması sonuçlanmadan 6352

sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca verilen kovuşturmanın ertelenmesi

kararının da Anayasa’nın 26. maddesine göre başvurucunun ifade özgürlüğüne bir

müdahale olup olmadığı ve o nedenle davanın esasıyla ayrılmaz bir biçimde

bağlantılı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla başvurucu hakkında henüz

kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamakla beraber bu sorunun Anayasa’nın

26. maddesi bağlamında esasla ilişkilendirilerek tartışılması gerekmektedir.

33. Başvurucu hakkındaki

uyarlama yargılamasının yaklaşık 9 yıl sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ve başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de

bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

34. Üyeler Serdar ÖZGÜLDÜR,

Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Burhan ÜSTÜN ve Nuri

NECİPOĞLU bu görüşe katılmamışlardır.

b. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlali İddiası

Yönünden

35. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

36. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme… açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

37. Başvurucuya göre

kovuşturmanın ertelenmesi kararının verildiği son celse duruşma aleni yapılmamış

ve karar aleni verilmemiştir. Başvurucu, Derece Mahkemesince kovuşturmanın

ertelenmesine ilişkin olarak verilen son kararın duruşma yapılmadan dosya

üzerinde verilmesi nedeniyle yargılamaya avukatının katılamadığını ve aleni

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Buna karşın bu iddiaların

özü, başvurucunun duruşmada hazır bulundurulmaması ile ilgilidir. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bu iddialarının “duruşmada hazır bulunma hakkı”

çerçevesinde incelenmesi gerekir.

38. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in

“Adil yargılanma hakkı” kenar

başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

39. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

40. Adil yargılamanın zımni

gerekleri “hakkaniyete uygun yargılama”

kavramından hareket ederek saptanabilir. Bu gereklerden en önemlisi Anayasa’nın

36. maddesinde açıkça ifade edilmiş olan “savunma

hakkı”dır.

Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik

toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin,

savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması ve bu

hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde yorumlanması

gerekmektedir (Bkz. B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 32).

41. Hakkaniyete uygun

yargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkından

faydalanmasının ilk koşulu sanığın savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde

hazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. AİHS’in 6.

maddesinde açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS’in 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil

muhakeme hakkının bir parçasıdır. Bir sanığın aleyhine açılan ceza davasında

duruşmada hazır bulunması genel bir haktır ve AİHS’in

6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan (c), (d) ve (e) bentlerinde yer

alan hakların bir parçasıdır (bkz. Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00 , 1/3/2006,

§ 81). Nitekim duruşmada hazır bulunma hakkının bir sonucu olarak 5271 sayılı

Kanun’un 193. maddesinin (1) numaralı fıkrasında istisnalar saklı kalmak üzere,

hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır (Bkz.

B. No: 2013/4784, 7/3/2014, § 41).

42. Somut olayda, silahlı terör örgütüne yardım etmek suçundan

açılan kamu davasında başvurucu hakkında daha önce üç kez mahkumiyet hükmü

kurulmuş ve son olarak Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29/3/1012

tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararı usule ilişkin bazı

gerekçelerle bozulmuş ve dosya İlk Derece Mahkemesine gönderilmiştir. Dosya

Derece Mahkemesince esasa kaydedilmeden önce 2/7/2012

tarihinde 6352 sayılı Kanun yürürlüğe girmiş ve Mahkeme, 10/7/2012 tarihinde

kendisine ulaşan dosyayı mahkeme esasına kaydederek aynı gün duruşma açmadan ve

adı geçen Kanun’a dayanarak başvurucu hakkında yürütülen kovuşturmanın

ertelenmesine ve üç yıl denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına karar

vermiştir. Somut olayda çözümlenmesi gereken mesele, kovuşturmanın ertelenmesine

ilişkin son kararın duruşma yapılmadan dosya üzerinde verilmesinin başvurucunun

“duruşmada hazır bulunma hakkı”na müdahale oluşturup

oluşturmadığı ve bir bütün olarak yargılamanın adilliğini etkileyip

etkilemediğinin tespitidir.

43. Adından da anlaşılacağı

üzere 6352 sayılı ve Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin

Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun yargı hizmetlerinin

hızlandırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu durum Kanun’un genel gerekçesinde

de açıkça belirtilmiştir (adı geçen Kanun hakkında daha ayrıntılı

değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2013/92, K.2014/6, K.T. 16/1/2014).

44. İlk derece mahkemelerinin,

6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra, genel olarak, basın yayın

yoluyla işlenen suçlara ilişkin kovuşturmalarda Yargıtay bozması veya iadesi

üzerine duruşma açmayarak doğrudan kovuşturmanın ertelenmesi kararı verdikleri

anlaşılmaktadır. Kanun’da uygulamanın nasıl yapılacağına

ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiş olmakla birlikte yargılamanın sonucunda

bir değişiklik olmayacağının açıkça belli olduğu durumlarda duruşma

yapılmaksızın dosya üzerinden kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesinin söz

konusu Kanun’un yargı hizmetlerinin hızlandırılması, ifade özgürlüğünün

genişletilmesi ve bu kapsamda basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin

açılan mevcut davaların sonlandırılması amacına matuf olduğu anlaşılmaktadır.

45. Bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesinin görevi,

muhakemenin yöntemi de dâhil yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını

saptamaktır. 30/9/2002, 21/3/2007 ve 8/12/2010 tarihli

kararlarla başvurucu yayınladığı kitaplar nedeniyle mahkum edilmiş, Yargıtay

ise verilen bu kararlardan uyarlama yargılamasından öncekini onamış daha

sonrakileri ise esastan değil ancak usulden bozmuştur. Mevcut durumda hukuksal

yapının değişmediği de gözetildiğinde derece mahkemeleri ve Yargıtay,

başvurucunun eylemi hakkındaki niyetlerini açıkça belli etmişlerdir.

46. Başvurucu başvuruya konu

şiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle toplam 11 yıla yakın bir süre

yargılanmış ve bu süre içerisinde defalarca mahkeme huzurunda savunma yapma

fırsatı bulmuştur. Kaldı ki kovuşturmanın ertelenmesi kararı bireyin suç

işleyip işlemediğiyle ilişkili değildir. Bu nedenle, böyle bir incelemenin

duruşma açılmadan ve başvurucu duruşmaya çağrılmadan yapılmış olmasının bir

bütün olarak yargılamanın adilliğini etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

47. Öte yandan başvurucu, adil yargılanma

hakkını sınırlandırdığı iddiasıyla başka bir işlem hakkında da şikâyetçi

olmadığı gibi dava dosyası ve yargılama süreci bir bütün olarak incelendiğinde

başvurucunun savunma haklarından yararlandırılmadığını gösteren bir bulguya da

rastlanılmamıştır.

48. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürdüğü yargılama işleminde

açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

49. Başvurucu, başvuru konusu

kitapları yayınlaması nedeniyle hakkında daha önce üç kez mahkûmiyet hükmü kurulduğunu

ve son olarak kovuşturmanın ertelenmesi kararı verildiğini, böylece ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

50. Bakanlık görüşünde, Anayasa

Mahkemesinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararları

hatırlatılmış ve başvurucunun iddialarının bu kararlar doğrultusunda

değerlendirilmesi gerektiği bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünde, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün demokratik

toplumun temellerinden birisini oluşturduğu; ifade özgürlüğünün yalnızca lehte

olduğu kabul edilen veya zararsız ya da önemsiz görülen bilgi ve düşünceler

için değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir bölümü için saldırgan, şok

edici veya rahatsız edici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğu

belirtilmiştir. Bu kapsamda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup

olmadığının, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı,

müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.

51. Başvurucu, başvurunun esası

hakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrar

etmiştir.

52. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

53. Anayasa’nın “Düşünce ve kanaat hürriyeti” kenar

başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve

kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve

suçlanamaz.”

54. Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”

kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların

cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin

açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının

yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin

gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

55. Anayasa’nın “Bilim ve Sanat hürriyeti” kenar başlıklı 27. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama,

yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

Yayma hakkı, Anayasanın 1 inci, 2 nci

ve 3 üncü maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla

kullanılamaz.

…”

56. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve

malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak

tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.

Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle

bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana

teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her

türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar,

başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar… “

57. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuruya konu somut olayda

yayınladığı iki şiir kitabı nedeniyle başvurucu yargılanmış ve sonuç olarak

hakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmiştir.

58. Anayasa’nın 26. maddesinde

düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar

“söz, yazı, resim veya başka yollar”

olarak ifade edilmiştir ve “başka yollar”

ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu

gösterilmiştir (B. No:2013/2602, 23/1/2014, §43).

59. Bundan başka, başvuruya konu

şiir kitaplarının basılmasında olduğu gibi sanatın serbestçe açıklanması ve

yayınlanması özgürlüğü Anayasa’nın 27. maddesinde özel olarak korunmuştur.

Basın özgürlüğü alanındaki temel düzenleme ise Anayasa’nın 28. maddesinde yer

almaktadır. Anayasa’nın 28. maddesine ilave olarak 29. maddede süreli ve

süresiz yayın hakkı ve 30. maddede basın araçlarının korunmasına yer

verilmiştir. Anayasa’nın 31. maddesinde ise kamu tüzel kişilerinin elindeki

basın dışı kitle haberleşme araçlarından yararlanma hakkı düzenlenmiştir.

Ayrıca, Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen hükümlerinde yer alan “yazanlar”, “bastıranlar”, “başkasına

verenler”, “dağıtımı önleme”,

“toplatma”, “süreli yayın” ve “süresiz yayın” gibi ifadeler ancak “gazete”, “kitap”,

“dergi” gibi basılıp

çoğaltılabilen kitle iletişim araçları için kullanılabilir. Dolayısıyla,

Anayasa’ya göre basın, kitle iletişim araçlarından biridir; ancak diğer kitle

iletişim araçlarından ayrılarak özel olarak korunmuştur (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 68).

60. Anayasa’nın 28. maddesinin

birinci fıkrasında basının hür olduğu ve sansür edilemeyeceği, üçüncü

fıkrasında devletin basın özgürlüğüne ilişkin pozitif yükümlülüğü olduğu,

dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa’nın 26. ve 27.

maddeleri hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş beşinci fıkrasında ise basın

özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin meşru amaçları sayılmıştır.

61. Yazılı belge ve kitap

bastırma özgürlüğünün ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olduğu konusunda

hiçbir şüphe ya da anlaşmazlık bulunmamaktadır. Yukarıda gösterildiği gibi

Anayasa’da ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer

almakla birlikte mevcut koşullar altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin

temel düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun

olacağı değerlendirilmiştir.

62. Mutlak değil sınırlanabilir

bir hak olan ifade özgürlüğü Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerin

sınırlama rejimine tabidir. İfade özgürlüğüne ilişkin 26. maddenin ikinci,

bilim ve sanat özgürlüğüne ilişkin 27. maddenin ikinci ve basın özgürlüğüne

ilişkin 28. maddenin dördüncü ve izleyen fıkralarında sınırlama sebeplerine yer

verilmiştir. Ancak bu özgürlüklere yönelik sınırlamaların da bir sınırının

olması gerektiği açıktır. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında

Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak zorundadır. Bu sebeple

ifade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmaların denetiminin Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve ifade özgürlüğüne ilişkin

ayrıntılı diğer maddeler göz önüne alınarak Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında

yapılması gerekmektedir.

63. İfade özgürlüğü, insanın

serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği

düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya

başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi,

anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına

gelir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §40).

64. İfade özgürlüğü, Anayasa’da

yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmını doğrudan etkiler.

Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayın yoluyla düşüncenin

yayılmasının başlıca aracı olan basın, ifade özgürlüğünün kullanılma

biçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’de ayrı bir madde olarak değil

ifade özgürlüğüne ilişkin 10. maddenin altında koruma altına alınmıştır. AİHS’in 10. maddesi, yalnızca düşünce ve kanaatlerin

içeriğini değil iletilme biçimlerini de koruma altına almaktadır. Buna karşın

basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir (B.

No: 2013/409, 25/6/2014, § 73).

65. Basın özgürlüğü, gazete,

dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi,

haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar. Basın özgürlüğü

düşüncenin iletilmesini ve dolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun

bilgilenmesini sağlar. Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere

düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş

sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmek ve gerçekleştirme konusunda ikna etmek

çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve

yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için yaşamsal

önemdedir (B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 74).

66. Demokratik bir sistemde,

devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar,

basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir.

Yazılı, işitsel veya görsel basın, kamu gücünü kullanan organların siyasi

kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve

vatandaşların karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin

sağlıklı bir şekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini

güvence altına almaktadır. Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve

yaşamsal bir özgürlüktür (B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 75).

67. İfade özgürlüğünü tamamlayan

ve onun kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü de ifade özgürlüğü gibi mutlak

ve sınırsız değildir. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür

olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesi de şarttır. Basının,

Anayasa’nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılan

Devletin iç ve dış güvenliğinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün,

suç işlenmesinin ya da ayaklanma veya isyana teşvik edilmesinin engellenmesi

için konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekmesine karşın, siyasi hususlarda

bilgi verme hakkı da vardır. Öte yandan halkın da bu tür bilgileri almaya hakkı

vardır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, çeşitli siyasi fikir ve tutumlarının

iletilmesi ve bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan

birini sağlamaktadır. (benzer yöndeki bir karar için bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 76).

68. Yukarıda anlatılan ilkeler

ışığında, başvuru konusu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığı ve daha sonra

da müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığı değerlendirilecektir.

i. Müdahalenin Mevcudiyeti Hakkında

69. Başvurucu, başvuruya konu

şiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle kendisi hakkında daha önce üç kez

mahkûmiyet hükmü kurulduğunu ve sonuçta kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilmiş olsa bile açılan kovuşturmanın kendisini doğrudan etkilemesi nedeniyle

ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca daha

önceki kararlarda mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması nedeniyle hakkında uygulanan

denetimli serbestlik süresi içerisinde yeniden kovuşturmaya maruz kalma ve ceza

alma riskinin sürdüğünü, mevcut durumun ifade özgürlüğü üzerinde baskı

oluşturduğunu ileri sürmüştür.

70. Başvurucuya göre mevcut durumda

kovuşturulma korkusu gerçektir ve kendisinin yayıncılık faaliyetlerini

engellemekte, ayrıca bu durum kendinde stres ve endişe yaratmakta ve

çalışmalarını ciddi biçimde sınırlamaktadır.

71. Bakanlık, hâlihazırda

başvurucu hakkında başvuruya konu olay ile ilgili olarak verilmiş bir

mahkûmiyet kararı bulunmadığını ileri sürmektedir.

72. Başvurucunun ifade özgürlüğü

hakkına yönelik olarak iddia ettiği bir müdahalenin varlığı, başvurucunun

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan hakkının ihlali nedeniyle

mağdur duruma düşürecek bir önleme başvurulup vurulmadığının belirlenmesine

bağlıdır (bkz. Altuğ Taner Akçam/Türkiye,

B. No: 27520/07, 25/10/2011, § 65). Bu bağlamda AİHM’in bir kişinin herhangi bir ihlalin mağduru olduğunu

iddia edebilmesi için söz konusu önlemden doğrudan etkilenmiş olması gerektiği

yolundaki içtihadı (bkz. Klass ve Diğerleri/Almanya, B. No: 5029/71, 6/9/1978, § 33) meselenin çözümü için yol gösterici

olacaktır.

73. Hâlihazırdaki başvuruda,

başvurucu hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmamasına rağmen

başvurucunun 2002 yılından itibaren yaklaşık 11 yıl süren kovuşturmadan

doğrudan etkilendiğinin ve yayıncı olması nedeniyle daha ilerde de soruşturma

ve kovuşturmaya maruz kalma riskinin bulunduğu iddiasının dikkate alınması

gerekir. Bu bağlamda mevcut başvuruya konu dava süreci dikkate alınarak

başvurucu hakkında devam etmekte olan kovuşturma tehdidinin bir müdahale

anlamına gelip gelmediği tespit edilmelidir.

74. Somut olayda başvurucunun

başvuruya konu iki kitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yolu

ile yardım etmek suçundan cezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığınca

kamu davası açılmış ve İstanbul 4 Nolu DGM, 30/9/2002 tarihinde, başvurucunun terör örgütüne yardım

etmek suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Söz konusu karar Yargıtayca onanarak kesinleşmiştir. Daha sonra infaz

aşamasında, kanun değişikliği nedeniyle, infazın durdurulmasına karar verilmiş

ve yapılan yargılama sonucunda başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2007 ve 8/12/2010 tarihli kararları ile terör örgütünün

propagandasını yapmak suçundan iki kez mahkum edilmiş ve söz konusu kararlar Yargıtayca esas yönünden değil usul yönünden bozulmuştur.

Yeniden yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülen

kovuşturmanın ertelenmesine ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlik

hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş ve bu karar, yapılan itirazın itiraz

mercii tarafından reddedilmesi ile kesinleşmiştir (bkz. §§ 8-17).

75. 6352 sayılı Kanun'un geçici

1. maddesinin (1) numaralı fıkrası, 31/12/2011

tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama

yöntemleriyle işlenmiş olup, temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da

üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan

dolayı, soruşturma evresinde 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 171. maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının

ertelenmesini, kovuşturma evresinde kovuşturmanın ertelenmesini, kesinleşmiş

olan mahkûmiyet hükümlerinde ise mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesini

düzenlemektedir. Başvuruya konu olayda başvurucu hakkında devam etmekte olan

kovuşturma ertelenmiş ve başvurucu hakkında üç yıl denetimli serbestlik

hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.

76. 6352 sayılı Kanun'un geçici

1. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise hakkında açılmış bulunan

kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği

tarihten itibaren üç yıl içinde basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve

kanaat açıklama yöntemleriyle yeni bir suç işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer

olmadığı veya düşme kararı verilecek bu süre zarfında benzer yeni bir suç

işlenmesi hâlinde, bu suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu

takdirde, ertelenen soruşturma veya kovuşturmaya devam olunacaktır.

77. Başvurucunun yayınevi sahibi

olması nedeniyle düşünce açıklamaları veya basın faaliyetleri nedeniyle ileride

soruşturma ve kovuşturmaya maruz kalma riski bulunduğu gibi mevcut başvuruya

konu ertelenen kovuşturmanın yeniden canlanması olasılığı da bulunmaktadır.

Üstelik kovuşturmaya yeniden başlandığı bir durumda başvurucunun söz konusu

şiir kitaplarını yayınlaması nedeniyle daha önce üç kez ilk derece mahkemesince

mahkûm edilmiş olması göz önüne alındığında yine ceza alma tehdidi de devam

etmektedir.

78. Mevcut başvuru ifade

özgürlüğüne ilişkin olup, başvurucunun denetim altında tutulma durumunun

bilinmesi başvurucu açısından bazı güçlükler yaratmaktadır. Bu güçlükler,

mağduriyet statüsünün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır (bkz. Altuğ Taner Akçam/Türkiye, B. No:

27520/07, 25/10/2011, § 67). Yaptırıma maruz kalma

endişesinin kişiler üzerinde kesintiye uğratıcı bir etkisi vardır ve sonunda

kişinin isnat edilen suçlardan aklanma ihtimali bulunsa bile kişinin bu etki

altında ilerde düşünce açıklamalarından veya basın faaliyetlerini yapmaktan

imtina etme riski bulunmaktadır (benzer değerlendirmeler için bkz. Lombardo ve Diğerleri/Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007, § 61).

79. Sonuç olarak başvurucu,

henüz yayınladığı kitaplar nedeniyle mahkûm edilmemiş olsa bile ertelenen

kovuşturmanın gelecekte yeniden başlayabileceği olasılığının kendisinde stres

ve cezalandırılma endişesi yarattığı kabul edilebilir. Daha önce yargılanıp

mahkûm olması ve üstelik söz konusu mahkûmiyetin Yargıtayca

da onanması gerçeği ışığında başvurucunun daha sonra yeniden kovuşturmaya maruz

kalma ve ceza alma riskinin gerçek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu koşullarda,

Anayasa’nın 26. maddesi çerçevesinde başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahalede

bulunulduğunun kabul edilmesi gerekir.

ii. Müdahalenin Haklı Sebeplere Dayanması Hakkında

80. Yukarıda anılan müdahaleler

Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir

veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir. Bu nedenle, sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar

tarafından öngörülme, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

1. Müdahalenin Kanuniliği

81. Anayasa’nın 13. maddesi ile

26. maddenin beşinci fıkrasında yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına

aykırılık bulunduğuna ilişkin bir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler

neticesinde, 765 sayılı Kanun’un 169. maddesi, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesi

ve 3713 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin “kanunilik”

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

2. Meşru Amaç

82. Başvurucu, şikâyet konusu

müdahalenin amacının kitaplarda yer alan siyasal görüşleri engellemek olduğunu

iddia etmiştir.

83. İfade özgürlüğüne yapılan

bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin

temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün

korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak

usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya

haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının

korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi

amaçlarına yönelik olması gerekir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 84).

84. Başvuruya konu kitapların

yayınlanması nedeniyle başvurucunun yargılanması, söz konusu kitaplarda

yayınlanan şiirlerin Türkçe adı Kürdistan İşçi Partisi olan yasadışı silahlı

terör örgütü PKK’nın ve onun kurucusu ve yöneticisi olan Abdullah Öcalan ile

örgüt mensuplarının övülmesi, terör eylemlerinin özgürlük mücadelesi olarak

gösterilerek yüceltilmesi ve bu surette terör örgütünün propagandasının

yapılarak örgüte yardım edilmesi iddialarına dayanmaktadır.

85. Başvurucu hakkında

düzenlenen iddianame ve derece mahkemelerinin kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde

başvurucunun yargılanmasının PKK terör örgütünün faaliyetleri ile mücadele

kapsamında Devlet tarafından belirlenen amaçların ve faaliyetlerin uzantısı

niteliğinde olduğu kanaatine ulaşılmıştır.

86. PKK, Türk yargı erki

tarafından silahlı terör örgütü olarak kabul edildiği gibi, Emniyet Genel

Müdürlüğünün yayınladığı “Türkiye’de hâlen

faaliyetlerine devam eden başlıca terör örgütleri” listesinde “PKK/KONGRA-GEL” adıyla yer almaktadır.

PKK, Silahlı Terörizme Karşı Özel Önlemlerin Uygulanması Hakkındaki Avrupa

Konseyinin 27 Aralık 2001 tarihli Ortak Tutum (Council Common Position)

kararından bu yana Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak kabul

edilmektedir. Bundan başka PKK, Amerika Birleşik Devletlerinin (ABD) terörist

organizasyonlar listesinde yer aldığı gibi Birleşmiş Milletler ve NATO ile

bölgedeki Suriye, Irak, İran gibi pek çok ülke ve uluslararası kuruluş

tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Ayrıca PKK, ABD’nin

uyuşturucu kaçakçıları listesinde de bulunmaktadır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 87).

87. Başvuruya konu kitapları

yayınlaması nedeniyle başvurucunun yargılanmasının, PKK terör örgütünün

faaliyetleri ile mücadele kapsamında millî güvenlik, kamu düzeni, kamu

güvenliği, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılmasına yönelik

çalışmaların bir parçası olduğu ve bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne

ilişkin 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna varılmıştır.

3. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

88. Başvurucu, yayınladığı

kitaplarda cebir ve şiddete veya diğer terör yöntemlerine çağrı bulunmadığını,

güncel olaylara ilişkin bazı siyasal değerlendirmeler nedeniyle yargılanmak

suretiyle ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumun gereklerine

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

89. Bakanlık görüşünde, ifade

özgürlüğüne yönelik müdahalelerin varlığı halinde alınan önlemleri haklı

kılacak “konuyla ilgili ve yeterli

gerekçeler” ileri sürülüp sürülmediğinin ve “sınırlama amacı ile aracı arasında makul bir dengenin

bulunup bulunmadığının” demokratik toplum gerekleri açısından

değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

90. İfade özgürlüğü mutlak

olmadığı için bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin

olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların

Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin

gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir

değerlendirme yapılması gerekmektedir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014,

§ 91).

91. Anayasa’nın 13. maddesinin

ilk halinin gerekçesinde “Maddenin ikinci

fıkrasında, hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında daima gözetilmesi gereken

ölçü; yani sınırlamanın sınırı öngörülmüştür. Diğer bir deyimle hak ve

hürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörülecek

sınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genellikle

kabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır”

denilmiştir. Anayasa’nın 3/10/2001 tarih ve 4709

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi

Hakkında Kanun’un 2. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinde ise “Anayasanın 13 üncü maddesi Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesindeki ilkeler doğrultusunda yeniden düzenlenmektedir.”

denilmiştir.

92. 1982 Anayasasında belirtilen

demokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.

maddesi ile AİHS’in “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9. 10. ve 11.

maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum

ölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelinde

yorumlanmalıdır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

93).

93. Nitekim Anayasa Mahkemesinin

yerleşik içtihatları uyarınca, “Demokrasiler,

temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale

getiren sınırlamalar, demokratik toplum düzeni gerekleriyle uyum içinde

sayılamaz. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve ancak özüne

dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin sürekliliği için zorunlu

olduğu ölçüde ve ancak yasayla sınırlandırılabilirler.” (AYM,

E.2006/142, K.2008/148, K.T. 24/9/2008). Başka bir

ifadeyle yapılan sınırlama hak ve özgürlüğün özüne dokunarak, kullanılmasını

durduruyor veya aşırı derecede güçleştiriyorsa, etkisiz hale getiriyorsa veya

ölçülülük ilkesine aykırı olarak sınırlama aracı ile amacı arasındaki denge

bozuluyorsa demokratik toplum düzenine aykırı olacaktır (Bkz. AYM, E.2009/59,

K.2011/69, K.T. 28/4/2011; AYM, E.2006/142,

K.2008/148, K.T. 17/4/2008; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 94).

94. Buna göre demokratik

toplumun ana temellerinden olan ifade özgürlüğü, sadece lehte olduğu kabul

edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez ve önemsiz görülen “düşünceler” için değil, ayrıca Devletin

veya toplumun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları

rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Çünkü bunlar,

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

95. Hak ve özgürlüklere

yapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de

Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük

ilkesi”dir.

Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda

öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13.

maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla

birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. Nitekim Anayasa

Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve ölçülülük arasındaki bu ilişkiye

dikkat çekmiş, “[Temel hak ve özgürlüklere

yönelik her hangi bir sınırlamanın,] demokratik toplum düzeni için gerekli

nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle

birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama

niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir…” diyerek amaç ile

araç arasında makul bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine karar

vermiştir (AYM, E.2007/4,

K.2007/81, K.T. 18/10/2007; B. No: 2013/409,

25/6/2014, § 96).

96. Anayasa Mahkemesinin

kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile

araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen

amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.

Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca

ulaşabilmek için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup

olmadığı değerlendirilmelidir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014,

§ 84).

97. Bu bağlamda, başvuru konusu

olay bakımından yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden

olan derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade

özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik

bir toplumda gerekli” ve “ölçülülük

ilkesi”ne

uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Gözel ve

Özer/Türkiye, B. No: 43453/04, 31098/05, 6/7/2010

§51; Gündüz/Türkiye, B. No:

35071/97, 4/12/2003 § 46). Dolayısıyla, başvurucunun yayınladığı kitaplardan

dolayı yargılanması nedeniyle müdahale edilen ifade özgürlüğü ile başvurucunun

yargılanması ve ceza tehdidi altında bulundurulmaya devam edilmesi arasındaki

dengenin ölçülü olduğunun kabulü halinde, kitapların basılmasından dolayı

başvurucunun yargılanmasına ilişkin gerekçelerin inandırıcı, başka bir deyişle

ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (B. No: 2012/1051, 20/2/2014, § 87; B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 97).

98. Yapılacak

değerlendirmelerde, söz konusu kitapların şiir kitapları olduklarının ve gerek

önsözde, gerekse de şiirlerde işlenen konuların toplumun bir kesimini

ilgilendiren toplumsal meselelere ilişkin olduğunun da göz önüne alınması

gerekir. Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında, kamunun çıkarlarına ilişkin siyasi

konuşmalar veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasında kamusal

yetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjı olduğuna işaret etmek

gerekir (aynı yönde görüş için bkz. Başkaya

ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999,

§ 62). Öte

yandan ifade özgürlüğüne içerik bakımından bir sınırlama getirilmemiş olmakla

birlikte ırkçılık, nefret söylemi, savaş propagandası, şiddete teşvik ve

tahrik, ayaklanmaya çağrı veya terör eylemlerini haklı göstermek gibi bu

özgürlüklerin sınır bölgeleri olan alanlarda ise Devlet otoriteleri

müdahalelerinde daha geniş bir takdir yetkisine sahiptir (benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Gözel ve Özer/Türkiye, § 56; Gündüz/Türkiye, § 40). Bu sebeple öncelikle, söz

konusu kitaplarda, iddianame ve derece mahkemesi kararlarının gerekçelerinde

belirtildiği şekilde, PKK terör örgütünün propagandasının yapılıp

yapılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

99. İfade özgürlüğüne ilişkin

bireysel başvurularda, ifadelerin

bağlamlarından kopartılarak incelenmesi Anayasa’nın 13. ve 26. maddelerinde

yer alan ilkelerin uygulanmasında ve elde edilen bulguların kabul edilebilir

bir değerlendirmesinin yapılmasında hatalı sonuçlara ulaşılmasına neden

olabilir. Bu çerçevede, söz gelimi bir düşünce açıklamasının ifade edildiği

bağlamdan koparıldığında “milli güvenlik”

için bir tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik bir müdahaleyi tek başına

haklı çıkartmamaktadır. Bu nedenle somut başvuruda derece mahkemelerinin

kararlarında belirtilen; PKK terör örgütüne ilişkin ifadeler ile bunların ifade

edildiği bağlam, kitapların birer şiir kitabı olması, kitapların yazarının

kimliği, yazılma zamanı, amacı, hitap ettiği kişilerin kimlikleri, muhtemel

etkileri ve kitaptaki diğer ifadelerin tamamı bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Bundan başka, söz konusu şiirlerde ileri sürülen düşüncelerin içeriğine ve

hangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olup

olmadığının ve ulusal makamlar tarafından öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekmektedir (benzer değerlendirmeler için bkz. B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 100).

100. Nitekim AİHM de yerleşik

içtihatlarında düşünce açıklamalarına ilişkin söz veya metinlerin bütünüyle ele

alındığında şiddeti teşvik edip etmediğinin belirlenmesi için, söz ve

açıklamalarda kullanılan terimlerin ve hangi bağlamda yazıldıklarının dikkate

alınmasının uygun olacağını her zaman vurgulamıştır. (Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000 § 63; Sürek/Türkiye,

B. No: 24762/94, 8/7/1999 § 12, 58 )

101. Öte yandan söz konusu

kitaplarda yer alan görüşlerin gerçekten nefrete ve şiddete teşvik edip

etmediğinin değerlendirmesini yaparken kullanılan aracın kitle iletişim

araçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap eden (benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Alınak/Türkiye,

B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 41) ve PKK terör

örgütünün ideolojisinin endoktrinasyonunu hedefleyen

şiir kitapları oldukları da gözetilmelidir (benzer bir karar için bkz. B. No:

2013/409, 25/6/2014, § 106).

102. Başvuruya konu kitaplarda

yer alan şiirlerin yazarları belli değildir. Yazarlar söz konusu şiirlerde, PKK

terör örgütünün kurucusu ve yöneticisine övgüler dizmekte, onun cezaevinde

bulunması nedeniyle duydukları üzüntüleri dile getirmektedirler. Üstelik

başvurucunun yargılanmasına neden olan bazı şiirlerde Türkiye’nin bir kısmında

görülen vahim nitelikli şiddet olaylarının, can ve mal kayıplarının meydana

gelmesinde temel aktörler olan ve kitaplarda yer alan düşüncelerin birinci

elden muhatabı da olan terör örgütü üyeleri de övülmektedir. Türkiye

topraklarının bir kısmı Kürdistan, terör eylemleri ise ulusal kurtuluş savaşı

olarak nitelendirilmektedir.

103. Anayasa Mahkemesinin daha

önceki kararlarında ifade ettiği gibi belirli bir insan topluluğunun yaşadığı

coğrafi bölgenin tanımlanması tek başına, o bölgenin bulunduğu ülkenin

bütünlüğüne yönelik bir ifade açıklaması olarak nitelendirilemez. Buna karşın

Türkiye topraklarının bir kısmının “Kürdistan”

olarak nitelendirilmesinin ne anlama geldiği ancak kitapta kullanılan ifadelerle

birlikte, kitabın yayınlandığı özel koşulların da birlikte değerlendirilmesi

ile belirlenebilir (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

102).

104. Bu bağlamda, Anayasa’nın 26.

maddesi ve daha özel olarak da 27. maddesi, bilgi ve fikir edinme ve düşünceleri

yayma kapsamında sanatsal ifade özgürlüğünü de içerir ve bu anayasal güvenceler

her tür kültürel, siyasi ve sosyal bilgi ve fikrin açıklanmasına, yayılmasına

ve değiş-tokuşuna katılma fırsatı yaratır (bkz. Mutatis

mutandis, Müller ve Diğerleri/İsviçre B. No: 10737/84, 24/5/1988

§ 27). AİHM’in de sıklıkla dikkat çektiği gibi mevcut

başvuruya konu kitaplardaki şiirler gibi sanat eserleri yaratan, dağıtan veya

sergileyen kişiler fikir ve görüşlerin yayılmasına önemli bir katkıda

bulunmakta ve dolayısıyla da sanatsal eserler demokratik bir toplum için büyük

önem taşırlar. Bu nedenle Devlet, sanat eserini yaratan kişilerin ifade

özgürlüklerine gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğü konusunda daha

hassas davranmalıdır (bkz. Müller ve Diğerleri/İsviçre B. No: 10737/84, 24/5/1988 § 33).

105. Öte yandan söz konusu

kitapların şiir kitapları olduğu gözetildiğinde Anayasa’nın 26. ve 27.

maddelerinin yalnızca ifade edilen fikir ve bilgilerin içeriğini değil,

bunların ifade ediliş biçimlerini de koruma altına aldığı ve bu açıdan, söz

konusu kitapların, kurgu olarak sınıflandırılabilecek birer şiir olduğu

unutulmamalıdır (Mutatis mutandis, bkz. Alınak/Türkiye, B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 43).

106. Kitap bir bütün olarak incelendiğinde

şiddeti övdüğü, kişileri terör yöntemlerini benimsemeye başka bir deyişle

şiddet kullanmaya, nefrete, intikam almaya veya silahlı direnişe tahrik ve

teşvik ettiği değerlendirilmemiştir. Aksine, başvurucunun yayınladığı

kitaplarda mahkûmiyetine dayanak yapılan şiirlerde genel olarak PKK terör

örgütünün kurucusu ve yöneticisinin cezaevine kapatılmış olmasından duyulan

rahatsızlık, silahlı çatışmalarda ölen kişilerin ardından duyulan hüzün şiir

diliyle ve oldukça soyut bir biçimde anlatılmış; Kürdistan olarak tanımlanan

coğrafyada ölen kişilerin özgürlük için öldükleri belirtilmiştir.

107. Söz konusu şiirlerin kitap

olarak basılması ile kitle iletişim araçlarından çok daha dar bir okuyucu

kitlesine ulaştığı da göz önüne alınmalıdır. Bu durum, kitapların “kamu düzeni” üzerindeki etkisini ciddi

biçimde azaltmaktadır. Kitaplardaki bazı şiirlerde kamunun bir kesimi için

rahatsız edici ifadeler bulunsa da bu ifadelerin, şiirlerin sanatsal doğaları

ve kısıtlı etkileri nedeniyle bir şiddet çağrısından çok trajik olaylar

karşısında duyulan üzüntünün birer ifadesi olarak değerlendirilmesi gerekir (Mutatis mutandis, bkz. Alınak/Türkiye, B. No: 40287/98, 29/3/2005, § 45).

108. Başvurucunun yayınladığı

kitap gibi sanatsal açıklamaların sınırlanmasında kamusal yetki kullanan

makamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir. Kamu

otoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddeti

teşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusunun

oluşmasını desteklemediği sürece (bkz. § 96) sınırlama getirilemez. Bu sebeple,

başvuruya konu kitapları yayınlaması nedeniyle başvurucunun yaklaşık 11 yıl

kadar uzunca bir süredir soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulması ve

kovuşturmaya tabi tutulma riskinin halen devam etmesi nedeniyle başvurucunun

ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü

olmadığı sonucuna varılmıştır.

109. Üstelik başvurucu söz konusu

kitapları yayınlaması nedeniyle silahlı terör örgütüne yardım etmek ve silahlı terör

örgütünün propagandasını yapmak suçlarından 2002 yılından beri yaklaşık on bir

yıldır yargılanmasına karşın söz konusu kitapların ticaretinin herhangi bir

kısıtlamaya uğramadan serbestçe yapıldığı da not edilmelidir.

110. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında,

başvurucunun yayınladığı kitaplar nedeniyle yaklaşık 11 yıl kadar uzunca bir

süredir soruşturma ve kovuşturmaya tabi tutulması ve kovuşturmanın ertelenmesi

kararı verilerek bir ceza tehdidi altında bulundurulmaya devam edilmesinin,

arzulanan amaçlara uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanaatine

varılmıştır. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence

altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

111. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU ve Burhan ÜSTÜN bu görüşe

katılmamışlardır.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı Yönünden

İnceleme

112. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın makul süre içinde sonuçlanmaması

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

113. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer

alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup,

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

114. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

115. Anayasa’nın 36. ve

Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarınca kişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili uyuşmazlıkların yanı sıra, cezai alanda yöneltilen suç isnatlarının

makul sürede karara bağlanmasını talep hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir

kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi olup,

kişiye cezai alanda yöneltilen iddianın suç isnadı niteliğinde olup olmadığının

tespitinde; iddia olunan suçun pozitif düzenlemelerdeki tasnifinin, suçun

gerçek niteliğinin, suç için öngörülen cezanın niteliği ile ağırlığının

değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç

olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kuralları

uygulanmış ise, ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın, adil

yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabul edilecektir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

116. Başvuru konusu olayda,

başvurucu hakkında, PKK Terör Örgütüne basın yolu ile yardım etmek suçundan

cezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığının 14/1/2002

tarihli iddianamesi ile kamu davası açılmıştır. Bu çerçevede başvurucu

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence

kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 32).

117. Cezai alanda yöneltilen suç

isnatları ile ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili

makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama

veya gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı andır. Somut olayda başvurucu 765

sayılı kanun’un 169. maddesinde yapılan değişiklik

nedeniyle dosyanın yeniden ele alınmasına dair İstanbul 4 Nolu

DGM’nin kararından itibaren işleyen yargılamanın uzunluğundan şikayetçi

olduğundan makul süre değerlendirilmesi açısından bu tarih, 20/2/2004

tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği

tarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, § 34; B. No: 2012/625,

9/1/2014, § 32). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucu hakkındaki kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin olarak verilen

kararın kesinleşme tarihi olan 26/12/2012 tarihi

olduğu anlaşılmaktadır.

118. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, Başvurucu, 2002 yılı Ocak ayında başvuruya konu iki

kitabı yayınlamasından dolayı PKK Terör Örgütüne basın yolu ile yardım etmek

suçundan cezalandırılması için İstanbul DGM Başsavcılığının 14/1/2002

tarihli iddianamesi ile kamu davası açılmış; İstanbul 4 Nolu

DGM’nin 30/9/2002 tarihli kararı ile başvurucunun cezalandırılmasına karar

verilmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 29/5/2003

tarihli ilamı ile İlk Derece Mahkemesinin kararını onamış ve karar

kesinleşmiştir. İnfaz aşamasında kanun değişikliği nedeniyle, İstanbul 4 Nolu DGM’nin 20/2/2004 tarihli

kararı ile başvurucu hakkındaki infazın durdurulmasına karar verilmiş ve aynı

tarihte, başvurucunun eyleminin değişen kanun hükmü göz önüne alınarak yeniden

değerlendirilmesi için uyarlama yargılamasına başlanmıştır. İstanbul 12. Ağır

Ceza Mahkemesi’nin 21/3/2007 tarihli kararı ile

başvurucunun, terör örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmasına

karar verilmiş; bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/1/2010 tarihli ilamı

ile bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonunda başvurucu, İstanbul 12. Ağır

Ceza Mahkemesi’nin 8/12/2010 tarihli kararı ile terör

örgütünün propagandasını yapmak suçundan cezalandırılmış, bu karar da Yargıtay

9. Ceza Dairesinin 29/3/1012 tarihli ilamı ile bir kez daha bozulmuştur.

Yeniden yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 10/7/2012 tarihli kararı ile başvurucu hakkında yürütülen

kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmiş; İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi’nin 26/12/2012 tarihli itirazın reddi kararı ile kovuşturmanın

ertelenmesi kararı kesinleşmiştir.

119. 5271 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014,

§§ 22-45).

120. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 8 yıl 10 ay 6

günlük yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

121. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

122. Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Nuri NECİPOĞLU bu görüşe

katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulaması

123.Başvurucu,

10.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

124. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

125. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa

ilişkin yaklaşık dokuz yıllık yargılama süresi nazara alındığında, yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

6.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

126. Başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik başvuru açısından ihlal tespitinin yeterli tatmin sağladığı

değerlendirildiğinden ifade özgürlüğüne yapılan müdahale nedeniyle tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

127. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

128. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

129. Hakkında verilen

kovuşturmanın ertelenmesi kararı nedeniyle başvurucunun halen denetimli

serbestlik tedbiri, dolayısıyla, kovuşturma ve ceza tehdidi altında bulunduğu

ve bu hususun ifade özgürlüğünü ihlal ettiği gözetilerek başvurucu hakkındaki

ceza davasında 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca gereği yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

İfade özgürlüğünün ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serdar ÖZGÜLDÜR, Nuri

NECİPOĞLU ile Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyları

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3.

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman Alifeyyaz

PAKSÜT, Nuri NECİPOĞLU ile Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

4.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Nuri NECİPOĞLU’nun

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Başvurucuya 6.650,00 TL manevi

TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun

tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına.

E. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

12/11/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu

hakkında ilk derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 29.5.2003 tarih ve E.2003/846, K.2003/963 sayılı ilâmı ile onanmak

suretiyle kesinleşmiştir. Ağır hapis cezasından çevrilme ağır

para cezasının infazı aşamasında,765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 169.

maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, davacının talebi üzerine 20.2.2004

tarihinde infazın durdurulmasına karar verilerek “uyarlama” yargılaması

başlatılmış; bu yargılama sonunda ilk derece mahkemesince iki kez verilen

mahkûmiyet hükmü Yargıtay 9. Ceza Dairesince usuli

nedenlerle iki kez bozulmuş ve nihayet 2.7.2012 tarih ve 6352 sayılı Kanun’un

Geçici 1. maddesinin âmir hükmü uyarınca, derece mahkemesinin 10.7.2012 tarihli

kararıyla davacı hakkında yürütülen kovuşturmanın ertelenmesine, başvurucu

hakkında üç yıl denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş

ve bu karara karşı yapılan itiraz reddedilmek suretiyle karar kesinleşmiştir.

765

sayılı Kanun’un 169. maddesinde vaki değişiklik nedeniyle yapılan “uyarlama

yargılaması” ile bu yargılama devam ederken çıkan 2.7.2012 tarih ve 6352 sayılı

Kanunun Geçici 1. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince verilen

“kovuşturmanın ertelenmesi” kararı, ifade özgürlüğü ihlâline yol açtığı öne

sürülen ve 29.5.2003 tarihinde onanmak suretiyle kesinleşen ceza yargılamasının

bir parçası ve devamı niteliğinde olmadığı gibi; kesinleşen ceza

yargılamasından tamamen bağımsız ve farklı hukuki sonuçları olan yargılama

evreleridir. Bu mahiyetleri itibariyle de 29.5.2003 tarihinde kesinleşen ceza

yargılamasının Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yetkisinin başladığı

23.9.2012 tarihinden önceki bir döneme ilişkin bulunması nedeniyle,

başvurucunun “ifade özgürlüğü” konusundaki iddialarının “kovuşturmanın

ertelenmesi” yargılamasının kesinleştiği 26.12.2012 tarihi esas alınarak

incelenebilmesi imkânı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, bu konudaki iddiaların

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği

kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun işin esasının incelenmesine dair kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

:

Serruh KALELİ

Başkanvekili

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Zehra Ayla PERKTAŞ

Recep KÖMÜRCÜ

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Erdal TERCAN

Muammer TOPAL

Zühtü ARSLAN

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Yunus HEPER

Başvurucu

:

Fatih TAŞ

Vekili

:

Av. İnan AKMEŞE

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvuru,

ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ve uyarlama yargılamasının çok uzun sürdüğü

iddialarına dayanmaktadır.

Başvurucunun

yayınladığı şiir kitaplarının terör propagandası niteliğinde olduğu, verilen

cezaların ölçüsüz, fahiş ve ifade özgürlüğüne demokratik bir toplumda zorunlu

olmayan bir müdahale teşkil etmediği, cezanın mevzuatta daha sonra başvurucunun

lehine olarak yapılan değişiklikler nedeniyle uyarlanması gerekmesinin, aynı

davanın uzun sürmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği, uyarlama yargılamasının

yeni ve farklı bir süreç olup ilk mahkumiyet kararının

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dışında kaldığı, aksi düşünülse

bile 2.7.2012 tarihinde kabul edilen 6352 sayılı Yasa ile başvurucunun

mağduriyetine yeterli giderim sağlandığı düşüncesiyle, ihlal kararına

katılmıyorum.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2013/1461, 12 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Başvuruya Konu Kitaplar
  11. C. İlgili
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. B. No: 24762/94, 8/7/1999 § 12, 58 )
  17. B. Başvurucuya 6.650,00 TL manevi
  18. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. M. Emin KUZ
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Özgüldür
  23. Üstün
  24. Necipoğlu
  25. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2013/1461
Tarih
12 Kasım 2014

İlgili Kararlar

  • Şeyhmus Bozan Başvurusu (B. No: 2014/2228)
  • Methiye Özçelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9059)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2013/1254)
  • Mehmet Süral Başvurusu (B. No: 2014/6721)
  • Ercan Bucak Başvurusu (B. No: 2014/5532)
  • Beşir Akın Başvurusu (B. No: 2014/1730)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.