İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Gökot Başvurusu (B. No: 2013/5697)

1. Başvuru, başvurucunun eşinin 1992 yılında öldürülmesi olayı

Başvuru No2013/5697Tarih21 Nisan 2016Okuma21 dk · 4.282 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Gökot Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5697
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.282 kelime·21 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun eşinin 1992 yılında öldürülmesi olayı

ile ilgili soruşturmanın etkili olarak yürütülmemesi ve davanın zaman aşımına

uğraması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/7/2013 tarihinde Gaziantep 6. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 11/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

13/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 3/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ve Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucunun eşi Şıho Gökot (Ş.G.) Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinde çiftçilik

yapmaktadır. 7/1/1992 tarihinde Afşin ilçesine gitmek üzere evinden ayrılmış

ancak kendisinden daha sonra haber alınamamıştır.

9. Ş.G.nin oğlu Hasan Gökot (H.G.) 21/1/1992 tarihinde babasının hayatından

endişe ettiğini Pazarcık İlçe Jandarma Komutanlığına (Jandarma Komutanlığı)

bildirmiştir. H.G. babasının üzerinde yüklü miktarda para bulunduğunu, kendi

yaptığı araştırmalara göre son olarak Elbistan’a gitmek üzere olduğunu ifade

etmiştir. Aynı tarihte gerekli araştırmanın yapılması için Elbistan İlçe

Jandarma Komutanlığına yazı yazılmıştır.

10. 24/3/1992 tarihinde Elbistan ilçesi Kösekahya

köyünde bir erkek cesedi bulunmuştur. Bir ceset bulunduğunun nöbetçi savcıya

bildirilmesi üzerine aynı tarihte savcı olay yerine giderek kolluk görevlileri

ile birlikte olay yeri inceleme ile ölü muayene ve otopsi işlemlerini yapmıştır.

Otopsi tutanağında cesedin hayvanlar tarafından parçalanmış olduğu veiskelet hâline geldiği, kafanın muhtelif yerlerine alınan

darbeler sonucu ölümün meydana geldiği belirtilmiştir. Yapılan teşhis işlemleri

sonrası cesedin Ş.G.ye ait olduğu tespit edilmiştir.

11. Maktulün cesedi bulunduktan sonra 25/3/1992 tarihinde H.G.nin tekrar ifadesine başvurulmuştur. H.G. ifadesinde

Elbistan’da yaşayan H.A.dan şüphelendiğini, maktulün

ağabeyi ile arasında husumet bulunan bu şahsın babasını öldürmüş olabileceğini,

bu konunun araştırılması gerektiğini söylemiştir.

12. Olay tarihi sonrasında kolluk görevlileri tarafından olaya

ilişkin bilgileri olduğu değerlendirilen şahısların ifadeleri alınmıştır.

13. Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı)

tarafından 1992/231 hazırlık numaralı dosyada 3/5/1993 tarihinde daimî arama

kararı verilmiştir. Olayın şüphelilerinin tespit edilememesi nedeniyle rutin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığı ile Jandarma Komutanlığı arasında üçer aylık

yazışmalar başlamış, Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen tutanaklarda

olayın şüphelilerinin tespit edilemediği bildirilmiştir.

14. 18/3/1999 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından H.G.nin ifadesi tekrar alınmıştır. H.G. ifadesinde Ş.G.yi öldüren şahısların kim

olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.

15. 13/12/2004 tarihinde dosya tekrar ele alınarak bazı

tanıkların ve ölenin yakınlarının ifadelerinin alınması için istinabe evrakları

düzenlenmiştir. Bu şahısların ifadeleri alındıktan sonra tekrar olayın

faillerinin tespiti için Jandarma Komutanlığı ile yazışmalar başlamıştır.

16. Maktulün oğlunun 1993 yılında verdiği ifadesinde

şüphelendiğini belirttiği H.A.nın

ifadesi 2005 yılında alınmıştır.

17. Bakanlığa göre 1992 ile 2010 yılları arasında ölenin

yakınlarının yetkili makamlara herhangi bir başvurusu olmamıştır. Ölenin

yakınları bu süre içinde tamamen hareketsiz kalmışlardır.

18. 9/6/2010 tarihinde ölenin oğlu ve başvurucu vekili olan H.G.

tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına olayın faillerinin tespiti amacıyla

ayrıntılı bir dilekçe verilmiştir. Başvurucu vekili vermiş olduğu dilekçesinde

şüphelendiği şahısların isimlerini ve delilleri belirtmiş, soruşturmanın bu

yönde ilerletilmesini talep etmiştir.

19. Başvurucu vekilinin talebi üzerine soruşturma bu yönde

genişletilmiş, bir kısım tanığın ifadesinin alınması için talimatlar yazılmış;

ayrıca şüpheli olduğu iddia edilen H.A., A.A. ve H.D.nin

tebligata yarar açık adreslerinin tespiti için Jandarma Komutanlığına müzekkere

yazılmıştır.

20. Ayrıca tüm bankalara müzekkere yazılarak şüphelilerin hesap

hareketleri istenmiştir.

21. Elbistan 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 15/6/2010 tarihli ve

2010/361 Değişik İş sayılı kararı ile A.A., H.A. ve H.D. hakkında 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 135. maddesi gereği

iletişimin dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verilmiştir.

22. Elbistan 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 17/9/2010 tarihli ve

2010/564 Değişik İş sayılı kararı ile A.A., H.A. ve H.D. hakkında üç ay daha

iletişimin dinlenmesine ve kayda alınmasına karar verilmiştir.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanık ifadeleri, müşteki

ifadeleri alındıktan, iletişim tespiti ve kayda alma işlemi tamamlandıktan

sonra 4/1/2011 tarihli ve 1992/231 Sr., E.2011/19

numaralı iddianame ile A.A., H.A. ve H.D. hakkında kasten öldürme suçundan kamu

davası açılmıştır.

24. Anılan iddianamede olay tarihi öncesinde ölenin kardeşi ile

şüpheliler arasında hayvan alım satımı nedeniyle borç ilişkisi olduğu,

şüphelilerin farklı tarihlerde verdikleri ifadeler arasındaki çelişkiler, tanık

beyanları ve iletişim tespit kayıtları dikkate alınarak şüpheliler hakkında

kamu davası açılmasına karar verildiği ifade edilmiştir.

25. Elbistan Ağır Ceza Mahkemesinin (Mahkeme) 19/1/2011 tarihli

ve 2011/1 sayılı kararı ile iddianamenin kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin

E.2011/19 sayılı dosyası üzerinden 2/3/2011 tarihinde yapılan ilk celsede

sanıklar A.A., H.A. ve H.D müştekiler H.G., Ş.G.

tanıklar B.A., Ş.K., A.R.Y., B.E., Y.D. ve M.A.nın

ifadeleri alınmıştır. Davada sanıklar suçlamaları kabul etmemişlerdir.

26. Mahkeme yargılama sonucunda 17/1/2012 tarihli, E.2011/19

K.2012/5 sayılı ilamı ile sanıkların üzerlerine atılı kasten öldürme suçunun

sabit olmaması nedeniyle beraatlarına karar vermiştir.

27. Yargıtay 1. Ceza Dairesi temyiz üzerine yaptığı incelemede

17/12/2012 tarihli, E.2012/5137, K.2012/9537 sayılı kararıyla “(sanıkların) eylemine uyan yasa maddesindeki cezanın

tür ve üst sınırına göre suç tarihi olan 24/3/1992 tarihinden itibaren işlemeye

başlayan ve sanıklar lehine olan 765 sayılı TCK.nun

102/2 maddesinde öngörülen 15 yıllık zamanaşımı süresinin Elbistan Cumhuriyet

Başsavcılığınca iddianamenin düzenlendiği 04/01/2011 tarihinden önce 24/03/2007

tarihi itibariyle dolduğu anlaşılmakla, sanıklar hakkında verilen beraat hükmünün

(BOZULMASINA) ancak bozma nedeni yeniden yargılamayı gerektirmediğinden … kamu

davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle (DÜŞMESİNE)” karar

verilmiştir.

28. Mahkeme 14/1/2013 tarihinde E.2011/19 sayılı dosyada

yargılanan sanıklar hakkında verilen beraat kararının Yargıtayın

anılan ilamı ile “zamanaşımından ortadan

kaldırılarak kesinleşmiş” olduğundan bahisle maktulün gerçek

faillerinin ya da failin araştırılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç

duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

29. Mahkemenin suç duyurusu üzerine Elbistan Cumhuriyet

Başsavcılığı 2013/178 Soruşturma sayılı dosya üzerinden tekrar soruşturma

başlatmıştır.

30. Cumhuriyet Başsavcılığı 7/3/2013 tarihinde, anılan Yargıtay

ilamına atıf yaparak zamanaşımı süresinin 24/3/2007 tarihinde dolmuş olması

nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına on beş gün içinde Malatya Ağır Ceza

Mahkemesi Başkanlığına itirazı kabil olmak üzere karar vermiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığının kararı 21/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu itiraz yoluna başvurduğuna dair bir bilgi sunmamıştır. UYAP üzerinden

Cumhuriyet Başsavcılığının anılan dosyasında yapılan incelemede de itiraz

yoluna başvurulduğuna dair bir bilgi bulunmamaktadır.

31. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığının kararının tebliğ

edildiği tarih itibarıyla Yargıtayın kararından

haberdar olduğunu belirterek 19/7/2013 tarihinde bireysel başvuru yapmıştır.

B. İlgili Hukuk

32. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed

ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,

2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını

müstelzim cürümlerde on beş sene,

… geçmesiyle ortadan kalkar.

Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında

yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed

yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim

cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru

zamanı yoktur.”

33. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi”

kenar başlıklı 67. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“(2) Bir suçla ilgili olarak;

a)

Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya

sorguya çekilmesi,

b)

Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d)

Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

(3)

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava

zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi

son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

(4)

Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda

belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.”

34. 5271 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için

yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının

bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtan

zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye

bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.”

35. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 71. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ

edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet

savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır

ceza mahkemesine itiraz edebilir.”

36. 5271 sayılı Kanun’un “İtirazın

Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma

yapılması” kenar başlıklı 270. maddesi şöyledir:

“(1) İtirazı inceleyen merci, yazı ile cevap

verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa bildirebilir.

Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde bunların

yapılmasını da emredebilir.

(2) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz üzerine Cumhuriyet

savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli, sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde görüşünü bildirebilir.”

37. 5271 sayılı Kanun’un “Karar”

kenar başlıklı 271. maddesi şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı haller saklı kalmak üzere,

itiraz hakkında duruşma yapmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde

Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.

(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı

zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir.

(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir.

(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları

kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı

itiraz yoluna gidilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu 1992 yılında öldürülen eşi ile ilgili soruşturmada

yeterli bilgi olmasına rağmen uzun süre hiçbir işlem yapılmadığını, suç

tarihinde belirttiği isimlerin on üç yıl sonra 2005 yılında ifadelerinin

alındığını, on dokuz yıl sonra 2011 yılında haklarında dava açıldığını

belirterek etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; ihlalin giderilmesi ve manevi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

40. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliği ile

ilgili olarak somut olayda Yargıtayın 17/12/2012

tarihli kararı ile zamanaşımının dolmuş olması nedeniyle düşme kararı

verildiği, düşme kararı sonrası asıl faillerin tespiti için devam eden

soruşturmadaki kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ise 7/3/2013 tarihinde verildiği,bireysel başvuru yoluna kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın tebliğ edilmesi üzerine başvurulduğu, başvurucunun Yargıtayın düşme ilamından kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın tebliği edilmesi üzerine haberdar olduğunu iddia ettiği, Yargıtayın vermiş olduğu düşme kararlarının tebliğ

edilmediği ve başvurucu vekilinin dosyayı takip etme zorunluluğu dikkate

alındığında otuz günlük başvuru süresinin başlangıcı olarak Yargıtayın

vermiş olduğu karar tarihinin mi yoksa kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

tebliğ tarihinin mi esas alınacağı değerlendirilmesinde takdirin Anayasa

Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Yargıtayın 17/12/2012 tarihli düşme kararının kendilerine

tebliğ edilmediğini, karardan ancak yerel Savcılığın ilgili Yargıtay kararına

dayanarak vermiş olduğu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendilerine

tebliğ edildiği tarih itibarıyla haberdar olmaları nedeniyle otuz günlük

başvuru süresinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.

42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle

birlikte başvurabilirler…"

43. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) "Başvuru süresi ve mazeret"

kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

44. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre

kuralıdır. Sürenin başvurunun her aşamasında dikkate alınması gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013,

§ 32).

45. Bireysel başvurunun süre koşuluna bağlanmasıyla

başvuruculara bireysel başvuruda bulunmak için imkân tanımanın yanında hukuki

belirlilik de sağlanmaktadır. Dolayısıyla dava açma ya da kanun yollarına

başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız

kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve

mahkemeye erişim hakkına aykırı değildir (Remzi

Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).

46. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmektedir. Anılan düzenlemelerde başvuru yolu öngörülen

durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak başvuru yollarının tüketildiği tarihten

söz edilmekte ise de haberdar olunmayan bir hususta başvuru yapılamayacağı

dikkate alınarak bu ibarenin nihai kararın

gerekçesinin öğrenildiği tarih olarak anlaşılması gerekir. Bu

öğrenme somut olayın özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir (A.C. ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1827,

25/2/2016, § 25).

47. Bireysel başvuru süresi bakımından nihai kararın

gerekçesinin tebliği öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu, B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27).

Ancak öğrenme gerekçeli kararın tebliği ile sınırlı olarak gerçekleşmez, başka

şekillerde de öğrenme söz konusu olabilir. Bu kapsamda nihai kararın

gerekçesinin dosyadan suret alınması gibi hâllerde öğrenilmesi de mümkündür.

Başvurucuların nihai kararın gerekçesiniöğrendiklerini

beyan ettikleri tarih de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir

(İlyas Türedi, B. No: 2013/1267,

13/6/2013, §§ 21, 22).

48. Diğer yandan nihai kararın gerekçesi öğrenilmemiş olmakla

birlikte sonucunun öğrenildiği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir

durumda sonucu öğrenilen nihai kararın gerekçesine derece mahkemesinden kesin

olarak erişilebilmesi mümkün ise bireysel başvuru süresinin sonucun öğrenildiği

tarihten itibaren başlatılması gerekir. Bu kapsamda bir ceza mahkûmiyetine

ilişkin nihai kararın sonucunun infaz aşamasında "yakalama", "müddetname veya çağrı kâğıdının ya da ödeme emrinin

tebliği" suretiyle öğrenildiği durumlarda başvurucular, nihai kararın

sonucundan haberdar olmakta ve nihai karar gerekçesini kesin olarak öğrenme

olanağına sahip bulunmaktadırlar (Aydın

Selçuk, B. No: 2014/3194, 20/11/2014, § 24; Özgür Çapkın, B. No: 2014/2546,

30/12/2014, § 24; Halil Aslan, B.

No: 2014/3038, 10/12/2014, § 38).

49. Nihai kararın gerekçesinin bir şekilde öğrenilemediği veya

nihai kararın sonucunun öğrenilip gerekçesinin kesin olarak öğrenilme imkânının

elde edilemediği hâllerde başvuru süresinin hangi tarihten itibaren

başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde sınırsız bir başvuru süresi

söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda bireysel başvuru süresinin başlangıç

tarihinin tespitinde başvurucuların özen yükümlükleri ile mahkemeye erişim

haklarının aşırı sınırlanmaması hususları birlikte dikkate alınmalıdır (A.C. ve diğerleri, § 28).

50. Başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak için dava ve

başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri vardır. Bu

yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine ulaşan nihai kararın gerekçesini

öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme sorumluluğu başvuruculara aittir.

Diğer bir ifadeyle başvurucular veya vekillerinin ilk derece mahkemesine ulaşan

kararın bir örneğini almak için özenli davrandıklarını kanıtlamaları gerekir (A.C. ve diğerleri, § 29; benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Ölmez/Türkiye

(k.k.), B. No: 39464/98, 1/2/2005; Refik Alpaya ve İbrahim

Dağılma/Türkiye (k.k.), B. No: 34384/08,

12/3/2013, § 16).

51. Mevzuatta Yargıtay ceza dairelerinin kararlarının taraflara

tebliğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında nihai

kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece mahkemesine ulaşmasından ve

böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra özen yükümlülüğü kapsamında

makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak isteyen ilgililerden karara

erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmeleri beklenir. Bu kapsamda erişilebilir

olan nihai kararın en geç üç ay içinde ilgilileri tarafından bilindiği ve

gerekçesinin öğrenildiği kabul edilmelidir. Aksi tespit edilmediği sürece

bireysel başvuru için Kanun'da öngörülen otuz günlük başvuru süresi

başlayacaktır (A.C. ve diğerleri,

§ 30).

52. Somut olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi, temyiz incelemesi

sonucunda 17/12/2012 tarihli ilamıyla Elbistan Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/19

sayılı dosyasında sanıklar hakkında verilen beraat hükmünün dosyanın

zamanaşımının 24/3/2007 tarihinde dolduğundan bahisle bozulmasına ancak bozma

nedeni yeniden yargılamayı gerektirmediğinden kamu davasının gerçekleşen

zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.

53. Başvurucu; bireysel başvuru dilekçesinde başvuru konusu

yaptığı nihai karar olduğunu belirttiği Yargıtayın

anılan kararının kendisine tebliğ edilmediğini, bu kararı öğrenme tarihinin bu

karara dayalı olarak Cumhuriyet Başsavcılığının verdiği kovuşturmaya yer

olmadığı (KYO) kararının tebliğ edildiği 21/6/2013 olduğunu ifade etmiştir.

54. Başvuru konusu yapılan Yargıtayın

anılan kararının İlk Derece Mahkemesine ne zaman ulaştığına dair kesin bir

bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte UYAP üzerinden E.2011/19 sayılı Mahkeme

dosyasının incelenmesinden Yargıtay karar evrakının İlk Derece Mahkemesindeki

kayıt tarihinin 14/1/2013 olduğu anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesinin yine

14/1/2013 tarihli suç duyurusunda anılan Yargıtay kararının gerekçesine açıkça

yer vererek suç duyurusunda bulunmuş olduğu da dikkate alındığında Yargıtay

ilamının en geç 14/1/2013 tarihinde Mahkemeye ulaştığının kabul edilmesi

gerekmektedir.

55. Başvurucu açısından 14/1/2013 tarihi itibarıyla İlk Derece

Mahkemesinin dosyasına girmiş olan nihai kararın başvurucunun özen yükümlülüğü

kapsamında bu tarihten itibaren en geç üç ay içinde karara erişilmesi ve karar

gerekçesinin öğrenilmesinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Başvuru tarihinin 19/7/2013 olduğu dikkate alındığında başvurunun süresi içinde

yapılmış olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir.

56. Açıklanan nedenlerle başvurunun süre aşımı nedeniyle reddi gerekir.

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Alparslan ALTAN bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/4/2016 tarihinde Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Alparslan ALTAN'ın

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Eşi 1992 yılında öldürülen ve faili bulunamayan başvurucunun

en geç 14/1/2013 tarihinde mahkemeye ulaştığı kabul edilen nihai kararı “başvurucunun özen yükümlülüğü” kapsamında

en geç üç ay içinde öğrenmiş olması gerekirken 21/6/2013 tarihinde

öğrendiğinden bahisle 19/7/2013 tarihinde yaptığı başvurunun süre yönünden

reddine karar verilmiştir.

2. Öncelikle bahse konu “özen

yükümlülüğü” denilen içtihadın hangi gerekçelerle kabul edildiği,

hangi durumlarda makul, adil ve ölçülü, hangi hallerde de mantıksız, gayrı adil

ve hakkaniyete aykırı olduğu hususunda somut olay temelinde bir değerlendirme

yapılması gerekir.

3. Bireysel başvuru için sınırsız bir süre öngörülemeyeceği

tabii olduğu kadar hukuk güvenliğinin de gereğidir. Öte yandan bu sürenin hak

arama hürriyetini ölçüsüzce kısıtlayacak kadar kısa olmaması gerekir. Mevzuatta

bu konuda bir hüküm bulunmaması nedeniyle bu boşluğun içtihat yoluyla

doldurulması zarureti hasıl olmuş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına

da uygun olarak, başvurucular veya vekillerinin ilk derece mahkemelerinin

kesinleşen kararını öğrenmeleri için, erişilebilir olan nihai kararı en geç üç

ay içinde öğrendikleri (öğrenebilecekleri) varsayımından hareketle Anayasa

Mahkemesi Genel Kurulunca bu konuda üç aylık süre kabul edilmiştir (Atik Coşkun ve diğerleri, 2013/1827).

4. Başvurucular yönünden bir özen yükümlülüğünden söz

edildiğinde, bu yükümlülüğün başvurucular üzerinde tahammül edilmesi güç ve

ölçüsüz bir maddi veya manevi külfet yaratıp yaratmadığına dikkat edilmelidir.

Bir yakınını yirmi-otuz yıl önce kaybetmiş olan bir başvurucunun bütün bu süre

boyunca nihai kararın akıbetini en çok üç aylık fasılalarla mahkeme

kalemlerinden takip etmekle sorumlu tutulması, özen yükümlülüğü olarak

adlandırılamayacağı gibi, bizzat başvurucuların kişilik haklarını ihlal eden

ağır bir uygulama haline de dönüşebilecektir.

5. Bir yakınını yıllar önce kaybeden başvurucunun, olayın

sorumlularının adalet önüne çıkarılmasını sağlamak, yitirdikleri yakınlarının

yaşam hakkı ihlalini tespit etmek gayreti içinde uzun yıllar boyu sürekli

olarak bu acı ve elemle birlikte yaşamaya mecbur tutulması Anayasanın 17. maddesiyle

korunan kişinin manevi varlığını ihlal edebilir ve manevi eziyet niteliğini

kazandığı ölçüde, AİHS’nin 3. maddesinde yer alan işkence yasağı kapsamında

değerlendirilebilir (AİHM’nin Varnava kararları). Kişinin on yıllar önce vuku

bulan yaşam hakkı ihlalini ortaya koyabilmek için üç ayı geçmeyen sürelerle

mahkemelerden işin akıbetini sürekli olarak araştırmaya mecbur tutulması

hakkaniyetle bağdaşmaz. Kendisi sanık durumunda olan bir kişinin hakkında mahkumiyet kararı çıkıp çıkmadığını araştırmak hususundaki

özen yükümlülüğü ile yirmi yıldan fazla bir zaman önce bir yakınını kaybeden

kişinin failin bulunup bulunmadığını takip etmek konusunda yükümlü tutulacağı

özen aynı değildir.

6. Bu nedenle başvuruculardan somut olayda göstermeleri gereken

özen yükümlülüğü yönünden üç aylık süre ölçülü değildir.

7. Öte yandan, başvurucunun süreyi geçirmesine neden olan durum

bir yargı kararından kaynaklanmıştır. Elbistan Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan

yargılamada verilen beraat kararı her ne kadar Yargıtay 1. Ceza Dairesi

tarafından sanıklar hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi

gerektiği gerekçesiyle bozulmuş ancak, bozma kararı yeniden yargılamayı

gerektirmediğinden düşme kararı verilmiş ise de Elbistan Ağır Ceza Mahkemesi,

bu kere gerçek fail veya faillerin araştırılması için Elbistan Cumhuriyet

Başsavcılığına tekrar suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

8. Mahkemenin suç duyurusu üzerine yeniden başlatılan

soruşturmanın, başka şüpheliler bulunması halinde de yine zamanaşımı nedeniyle

kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanması pek muhtemel göründüğünden,

Elbistan Ağır Ceza Mahkemesinin bu son suç duyurusunun bir formaliteden ibaret

olduğu ve sonuç olarak etkili bir soruşturmadan söz edilemeyeceği söylenebilir.

9. Ancak bu yolun etkili veya etkisiz olup olmadığını

değerlendirmek başvuruculara terettüp eden bir vazife ve sorumluluk değildir.

Dosyanın kesin olarak kapatılması için böyle bir işlemin de tamamlanması,

mahkemenin takdirindedir. Nitekim başvurucu da bu hukuki işlemin sonuçlanmasını

beklemiş ve Cumhuriyet Başsavcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararının kendisine 21/6/2013 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

10. Başvurucunun, kaybettiği yakınının faillerinin bulunması ve cezalandırılması

için bunca yıl bekledikten sonra Ağır Ceza Mahkemesince yapılan, velev ki

etkili olamayacak, bu son işlemin de sonucunu beklemiş ve ondan sonra bireysel

başvuru yapmış olmaktan dolayı “özen

yükümlülüğü” ne uygun davranmadığı tarzında bir hükme varılması,

ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olduğundan Bölüm çoğunluğuna katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör

:

Cüneyt DURMAZ

Başvurucu

:

Fatma GÖKOT

Vekili

:

Av. Hüseyin GÖKOT

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, başvurucunun eşinin 1992 yılında öldürülmesi olayı

ile ilgili soruşturmanın etkili olarak yürütülmemesi ve davanın zaman aşımına

uğraması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Çoğunluk görüşüyle, Yargıtay ilamının 14.1.2013 tarihinde

mahkemesine ulaştığı kabul edilerek başvurucunun özen yükümlülüğü kapsamında bu

tarihten itibaren en geç üç ay içinde karara erişmesi gerektiği ve bu tarih

itibariyle karar gerekçesini öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiğinden bahisle

başvurunun süresinde olmadığı ve bu nedenle süre aşımından dolayı başvurunun

reddine karar verilmiştir.

3. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz

ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

4. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94).

Bu yükümlülük sadece bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana

gelen ölüm olayları açısından geçerli değildir. Devletin -doğal olmayan her

ölüm olayında kendisi, öldürmeme ya da yaşamı koruma yükümlülüklerini ihlal

etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya

çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturma yapmamış olması, soruşturma

yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu tür olaylarda etkili bir

soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari

çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesini oluşturmaktadır (Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §§ 25, 26).

5. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı yaşam hakkını koruyan

mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm

olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin, başvuruculara

üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği; tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kolevi/Bulgaristan,

B. No: 1108/02, 5/11/2009, § 192).

6. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu

kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili

soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57). Bu kapsamda yetkililerce tanıklarının ifadelerinin alınması,

bilirkişi incelemeleri ve gerektiğinde eksiksiz ve detaylı bir rapor

hazırlanmasına imkân verecek otopsinin yapılması gibi söz konusu olaylarla

ilgili kanıtların elde edilmesi için soruşturma konusu olayın gerektirdiği

mümkün olan tüm tedbirlerin alınması; ölümün gerçekleşme sebebinin objektif

analizinin yapılması, soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde

edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması

ve soruşturma sonucunda verilen kararın, yaşam hakkına yönelik bir müdahale

varsa bu müdahalenin, Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan

ölçülü bir müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de

gerekmektedir (Cemil Danışman, § 99; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No: 2013/9461,

15/12/2015, § 73).

7. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir

(Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68).

8. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme

ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özel

durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya

da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan

kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olayların daha

sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan

bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da

kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka, §

29).

9. Başvuru konusu olayda soruşturma 21.1.1992 tarihinde yapılan

başvuru üzerine başlatılmış, ceset üzerinde otopsi işlemleri gerçekleştirilmiş

ve olayla ilgisi olabilecek birtakım kimselerin tanık sıfatıyla beyanları

alınmıştır. Başvurucunun oğlu tarafından 25.3.1992 tarihinde verilen beyanda

babasının ölümü ile ilgili olarak Elbistan’da yaşayan H.A.’dan

şüphelendiğini ifade etmiştir. Bu iddiaya karşın adı geçen şahsın beyanı bu

tarihten 13 yıl sonra 2005 yılında alınmıştır. Başvurucunun bu tarihten sonraki

müracaatları üzerine ancak 4.1.2011 tarihinde A.A., H.A. ve H.D. isimli

şahıslar hakkında kasten öldürme suçundan kamu davası açılabilmiş, yargılama

sonucunda İlk Derece Mahkemesinin 17.1.2012 tarihli kararıyla kasten öldürme

suçunun sabit olmaması nedeniyle sanıkların beraatlerine

karar verildikten sonra dosya kendisine gönderilen Yargıtay, sanıklara isnad edilen suça göre suç tarihinden itibaren işlemeye

başlayan dava zamanaşımı süresinin zaten iddianamenin düzenlendiği 4.1.2011

tarihinden önce 24.3.2007 tarihi itibariyle dolmuş olduğundan bahisle kamu

davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar vermiştir.

10. Mahkeme 14/1/2013 tarihinde E.2011/19 sayılı dosyada

yargılanan sanıklar hakkında verilen beraat kararının Yargıtayın

anılan ilamı ile “zamanaşımından ortadan kaldırılarak kesinleşmiş” olduğundan

bahisle maktulün gerçek faillerinin ya da failin araştırılması için Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.

11. Mahkemenin suç duyurusu üzerine Elbistan Cumhuriyet

Başsavcılığı 2013/178 Soruşturma sayılı dosya üzerinden tekrar soruşturma

başlatmış, ancak 7/3/2013 tarihinde, anılan Yargıtay ilamına atıf yaparak

zamanaşımı süresinin 24/3/2007 tarihinde dolmuş olması nedeniyle kovuşturmaya

yer olmadığına itirazı kabil olmak üzere karar vermiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığının kararı 21/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığının kararının tebliğ

edildiği tarih itibarıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda atıf yapılan

Yargıtay kararından 21/6/2013 tarihinde yapılan tebligat ile haberdar olduğunu

belirterek bu karar aleyhine 19/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

13. Belirtilen durum karşısında kendisine yapılan tebligat esas

alındığında, süresinde yapıldığı açık olan ve yaşam hakkını ilgilendiren

başvuruda başvurucuya üç ay içerisinde karara erişmesi ve karar gerekçesini

öğrenmesi şeklinde kanunlarda olmayan bir özen yükümlülüğünün yüklenmesi

başvuru hakkını aşırı biçimde kısıtlayan dar bir yorum niteliğindedir.

14. Bu nedenle başvurunun süresi içerisinde yapıldığı ve kabul

edilebilir bulunması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun başvurunun

süre aşımı nedeniyle reddine yönelik kararına katılmadım.

Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT Üye Alparslan ALTAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5697, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun süre aşımı
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5697
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Erdem Enerji Elektrik İnşaat İmalattaahhüt San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/8524)
  • Rıfat Namık Akvardar Başvurusu (B. No: 2013/5015)
  • Elif Şekerleme ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/9085)
  • Mehmet Bayram Başvurusu (B. No: 2013/5963)
  • Servet Sancar Başvurusu (B. No: 2013/2734)
  • İ.r.s ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7064)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.