İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Gül Balıkçıoğlu ve Zeynep Nur Yazıcıoğlu Başvurusu (B. No: 2014/11026)

1. Başvuru, taşınmazın imar planında ortaöğretim alanı olarak

Başvuru No2014/11026Tarih27 Haziran 2018Okuma23 dk · 4.686 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Gül Balıkçıoğlu Ve Zeynep Nur Yazıcıoğlu Başvurusu

Karar tarihi
27 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2014/11026
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.686 kelime·23 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın imar planında ortaöğretim alanı olarak

ayrılmasının yol açtığı zararlar nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2014/11026 ve 2014/11037 numaralı bireysel başvurular

3/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Aralarında konu bakımından hukuki irtibat bulunması nedeniyle

başvuruların birleştirilerek incelenmesine karar verilmiştir.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular, İstanbul ili Küçükçekmece ilçesi Sefaköy Mahallesi 3335 parsel sayılı taşınmazın

paydaşlarındandır. Başvurucuların bu taşınmazdaki payları miras yoluyla intikal

etmiştir.

9. Bu taşınmaz 7/2/2003 tarihinde onaylanan 1/5000 ölçekli Sefaköy nazım imar planında ortaöğretim tesis alanı olarak ayrılmıştır. Başvurucuların

miras bırakanının taşınmazın ortaöğretim alanından çıkarılarak ticaret hizmet

alanına çevrilmesi için yaptığı itiraz ise İstanbul Büyükşehir Belediyesince

12/12/2003 tarihinde reddedilmiştir.

10. Nazım imar planı 25/3/2004 tarihinde revizyon görmüş, ancak

taşınmazın imar durumunda bir değişiklik yapılmamıştır. Başvurucuların miras bırakanı

bu revizyon işlemi sonrası taşınmazın imar durumunun değiştirilmesine yönelik

olarak bir defa daha itirazda bulunmuş ancak Büyükşehir Belediyesince 14/1/2005

tarihinde bu itiraz yine reddedilmiştir. Bu kararda; itirazın donatı azaltıcı,

yapı yoğunluğu artırıcı ve 1/5000 ölçekli plan bütünlüğünü bozucu nitelikte

olduğundan reddedildiği açıklanmıştır. Söz konusu nazım imar planına göre

taşınmazın çok küçük bir kısmı sanayi alanında ve yol alanında bırakılmış,

taşınmazın kalan kısımları ise ortaöğretim alanı olarak ayrılmıştır. Bu nazım

imar planına dayalı olarak hazırlanan 22/6/2005 tarihli 1/1000 ölçekli imar

planında da taşınmazın bir kısmı yol, diğer kısmı da ortaöğretim alanı olarak

ayrılmıştır.

11. Başvurucular, nazım imar planı ile imar uygulama planının ve

revizyonlarının söz konusu taşınmaz yönünden iptal edilmesi istemiyle İstanbul

Büyükşehir Belediyesi ve Küçükçekmece Belediyesine karşı 19/6/2009 tarihinde

İstanbul 5. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmışlardır.

12. Mahkemece taşınmazda 20/9/2010 tarihinde keşif yapılmış ve

uzman bilirkişiden konu hakkında teknik rapor aldırılmıştır. Bilirkişi

raporunda, imar uygulama planının nazım imar planı doğrultusunda yapıldığı ve

her iki planın da planlama teknikleri ile şehircilik ilkelerine uygun yapıldığı

kanaati bildirilmiştir.

13. Mahkeme 20/9/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararda, bilirkişi raporuna atıfta bulunularak uyuşmazlık konusu taşınmazın

bulunduğu bölgede çok sayıda sağlıksız ve yoğun bir yapılaşma bulunduğuna

dikkat çekilmiştir. Mahkeme, donatı standartları açısından bölgede ortaöğretim

alanlarının olması gerekenin çok altında olduğunu, hâlbuki eğitim alanlarının

vazgeçilmez bir gereksinim olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca, özellikle

nüfus yoğunluğunun ve sağlıksız yapılaşmanın çok fazla olduğu alanlarda

toplumsal gereksinimleri karşılamak ve yaşam kalitesini artırmak açısından

sosyal donatı alanlarının artırılmasının çok büyük önem taşıdığını

belirtmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, uyuşmazlık konusu taşınmazın nazım imar

planı ile imar uygulama planındaki durumunun planlama teknikleri, şehircilik

ilkeleri ve kamu yararına uygun olduğu kanaatine vardığını açıklamıştır.

Mahkeme, imar planında yapılan revizyonlar yönünden ise başvurucuların yapılan

işlemle menfaat ilişkilerinin mevcut olmadığı sonucuna varmıştır.

14. Temyiz edilen karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 13/11/2013

tarihli ilamıyla onanmıştır. Onama kararında, bir kamu hizmetinin görülmesi

maksadıyla resmî bina ve tesisler için imar planında bu amaca ayrılan

taşınmazlar için başvurucuların taşınmaz yönünden kamulaştırma işlemine

başlanmasını idareden talep edebilecekleri belirtilmiştir. Danıştay, bu talep

sonucunda tesis edilecek idari işlemin de yargı denetimine açık olduğunu

vurgulamıştır.

15. Nihai karar, başvurucular vekiline 20/6/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 3/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

17. 13/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu’nun "İmar programları, kamulaştırma ve kısıtlılık

hali" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Belediyeler; imar planlarının yürürlüğe

girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik etmek üzere 5 yıllık imar

programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar programlarının görüşülmesi sırasında

ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere

Meclis toplantısına katılır. Bu programlar, belediye meclisinde kabul

edildikten sonra kesinleşir. Bu program içinde bulunan kamu kuruluşlarına

tahsis edilen alanlar, ilgili kamu kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar

programları sınırları içinde kalan alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis

edilmiş olan yerleri ilgili kamu kuruluşları, bu program süresi içinde

kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık

bütçelerine konulur.

İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan

yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller

kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam

eder."

18. 3194 sayılı Kanun'un "İmar

planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerler" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"(Birinci

fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve

E.

1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma

yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması

halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan

emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada

yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile

kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma tarihinden

itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü fıkra iptal: Ana.Mah.nin

29/12/1999 tarihli ve E.:1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkrada

yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklık

payı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz

olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım

vergisi alınmaz."

19. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na

7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı

Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33. maddesi ile eklenen ek

1. madde şöyledir:

"Uygulama imar planlarında umumi

hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne

dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama

imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar

programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu

taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını

kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin

yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma

sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri

tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari

yargıda dava açılabilir.

Birinci fıkra uyarınca dava açılması hâlinde

taşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki değeri,

mahkemece; bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi yapılarak,

taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya fiilen el konulduğu tarihteki

nitelikleri esas alınmak suretiyle tespit edilir ve taşınmazın veya hakkın

idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir.

Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılacak dava ve takiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on

birinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan ancak

henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu madde hükümleri,

kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında ise geçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birinci fıkra

hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrılması

gereken yüzde iki oranındaki ödenekler, yüzde dört olarak ayrılır. İlave olarak

ayrılan yüzde iki oranındaki ödenekler, münhasıran bu ek madde ile geçici 11

inci ve geçici 12 nci

maddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılır. Yapılacak ödemelerin

toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğin toplamını aşması hâlinde,

ödemeler, en fazla on yılda ve geçici 6 ncı

maddenin sekizinci fıkrası hükmüne göre yapılır."

20. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrası

şöyledir:

"Vuku bulduğu tarih

itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bu

maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu

madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu

maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye

verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma

görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde,

uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.

Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak

suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar

hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda

öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava

açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm

davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca

sekizinci fıkra hükümleri uygulanır."

21. 2942 sayılı Kanun'a 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile

eklenen geçici 11. madde şöyledir:

"Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci

fıkrası kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce

tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre,

bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.

Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası

hükmü, bu madde kapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkında

da uygulanır."

22. Anayasa Mahkemesinin bu maddenin iptaline ilişkin 28/3/2018

tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"15. İmar planları onaylanarak idare ve

bireyler açısından hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının

onaylanmasından sonra özellikle imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar

ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve programlarına uygun davranma, her türlü

yapı için ilgili idareden izin alma ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa

etme yükümlülüğü ilgililer açısından doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar

planında kamu hizmetine ayrılması henüz bir kamulaştırma yapılmayıp fiilen de

taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet hakkını ortadan kaldırmamakla birlikte

malikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu

kapsamda kamu hizmet alanı olarak ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşai faaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi bu

durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden

yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri

bulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazların

imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde de

uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılması

nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir. Bununla

birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi mülkiyet hakkına getirilen

sınırlamanın belirsiz veya uzun süreli olması durumunda da mülkiyet hakkına

yönelik bir müdahale söz konusudur.

16. Anayasa’nın 35.

maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu

yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet

hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.

17. Anayasa’nın 13.

maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için

müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük

ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

18. Anayasa’nın 35. maddesi

uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. İmar

planlarıyla arazi ve arsa düzenlemesi sırasında taşınmazların bir kısmının kamu

hizmetine ayrılmasının kamu yararı amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.

19. İtiraz konusu kuralla

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması yeterli

olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin gerekli olmasını,

orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.

Öngörülen tedbirin ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışı

ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla

ölçülü olduğundan söz edilemez.

20. Düzenli ve planlı bir kentleşmenin

sağlanabilmesi amacına yönelik olarak arsa ve arazi düzenlemesi yapılmasının ve

bu kapsamda kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamu hizmetine

ayrılmasının itiraz konusu kural bakımından elverişsiz bir araç olduğu

söylenemez. Diğer yandan düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi, planlama

yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yetkili kamu otoritelerince planlama

yapılırken toplum olarak bir arada yaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel ve

ekonomik ihtiyaçların belirlenmesi ve karşılanması hedeflenmektedir. Sosyal

birer varlık olarak aynı yerleşim yerinde ve bir arada yaşayan bireylerin bu

ihtiyaçlarının giderilmesi, özel mülkiyette bulunmayan kamusal birtakım

alanların varlığını gerekli hâle getirmektedir. Bu amaçla kamuya ait

gayrimenkullerden bedelsiz devredilen veya yüzde kırk oranında bedelsiz alınan

düzenleme ortaklık payı ya da kamu ortaklık payı ayrılması ve bunun yanında

belirtilen alanların eksik kalması durumunda kamu hizmetleri için duyulan

taşınmaz ihtiyacının kamulaştırma yoluyla giderilmesi öngörülmüştür.

Dolayısıyla kamu yararı amacıyla imar uygulamasında taşınmazların kamu hizmeti

alanlarına ayrılması suretiyle itiraz konusu kural kapsamında mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

21. İtiraz konusu kuralla

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı da incelenmelidir.

Bu bağlamda imar uygulamalarında kamulaştırma yapılmadan da ilgili kamu yararı

amacının gerçekleştirilmesi için kişilerin ve kamunun taşınmazlarının bedelsiz

olarak devrine ilişkin hükümlerin varlığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla

öncelikle kanun koyucu tarafından belirlenen araçları dikkate alarak kamu

hizmeti alanına ayrılan yerlerin belirleneceği ancak bu alanların yeterli

olmaması durumunda ise bazı taşınmazların temininin kamulaştırma yoluyla

sağlanabileceği anlaşılmaktadır. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar

uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla

birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir.

22. Diğer taraftan imar

uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin

konulması amacıyla kanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde

tamamlanmasını öngörmüştür. Mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin

söz konusu müdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.

Bu takdir yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının

gerçekleştirilmesi yönünden belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle

malikin makul ve belirli bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanması

beklenebilir. Ancak bu sürenin uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamalar,

taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin

uzamasına bağlı olarak malikin zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim

imkânının getirilmemesi de malike aşırı bir külfet yüklenmesine sebep

olacaktır.

23. İtiraz konusu kuralda,

imar uygulamasıyla getirilen kısıtlılık yönünden öngörülen beş yıllık sürenin

maddenin yürürlük tarihinden itibaren yeniden başlaması hüküm altına alınmaktadır.

Başka bir ifadeyle mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi ve

yararlanabilmesi kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veya

söz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesi

için geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlaması söz konusu

olmaktadır. Kanun koyucu bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafi

etmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme ise getirmemiştir. Üstelik

bu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğan

zararların tazminine yönelik bir düzenleme mevcut olmadığı gibi itiraz konusu

kural, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkate

alınmamasına yol açmaktadır. Bu durum ise malike aşırı bir külfet yüklemekte ve

kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil

dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.

24. Dolayısıyla imar

uygulaması sonucu taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi suretiyle getirilen

kısıtlamaların Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden başlamasına

yol açan itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahale orantılı

değildir."

2. Danıştay İçtihadı

23. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2015 tarihli ve

E.2014/9101, K.2015/2572 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İmar planlarında kamu hizmet tesislerine

tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf

hakları kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden

satış değerleri düşmekte,rayiç

değerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar

sağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı takdirde, kişilerin temel

haklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz bir zaman diliminde

kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün zedelemesine neden

olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

...

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar

planında okul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya

gidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.

Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir süre

geçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi, ne zaman

imar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamına

alınıp alınmayacağı yahut bölgede parselasyon uygulamasının yapılıp

yapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu nedenle,

davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından yararlanma

olanakları belirsizlik içindedir.

...

Uyuşmazlık konusu olayda da,

davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup,

taşınmazın imar programına alınmayarak kamulaştırılmaması veya imar uygulaması

yapılmaması nedeniyle kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmaz

üzerinde meydana gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyon

yapılarak kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindeki kısıtlama

nedeniyle, imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan kaldırılması

yönündeki isteminin reddine dair işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir..."

24. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2014 tarihli ve

E.2010/6020, K.2014/3357 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...İmar planlarında kamu hizmet

tesislerine tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerin

tasarruf hakları kısıtlanmakta; bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil

edeceğinden satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak

kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırma

yapılmadığı takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı

süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının

özünün zedelenmesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından, kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

Bu durumda, yukarıda belirtilen açıklamalar

doğrultusunda davacıya ait taşınmazın kamulaştırılması istemiyle yapılan

başvurunun geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken, söz konusu

taşınmazın önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesinde değerlendirileceğinden

bahisle başvurunun reddine ilişkin Ankara Valiliğinin 15.09.2008 tarih ve 1763

sayılı işleminin bu kısmında ve davanın bu kısmının reddine ilişkin mahkeme

kararında hukuka uyarlık görülmemiştir..."

B. Uluslararası Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvurucuların ihlal

iddialarına yönelik olarak öncelikle iç hukukta mevcut yeterli ve etkili

yolları tüketmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu yolların kesin olarak

varlığından söz edilebilmesi için teoride mevcut olması yeterli olmayıp

uygulamada da etkin olması, makul bir biçimde erişilebilir ve etkili olması

gerekmektedir. AİHM'e göre Sözleşme'nin 35.

maddesinin (1) numaralı fıkrası, AİHM'e başvuru

yapılmadan önce başvurucuların uygun bir iç hukuk yoluna başvurmalarını

gerektirmekle birlikte, etkisiz veya yetersiz bir iç hukuk yoluna başvurulması

ise lüzumlu değildir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, §§ 51, 52).

27. AİHM, imar planının hukuka aykırılığından değil de bu planın

herhangi bir tazmin olmaksızın taşınmaz üzerinde meydana getirdiği

kısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunması durumunda imar planının iptali

istemiyle açılacak davanın tüketilmesi gerekli bir hukuk yolu olmadığını

belirtmiştir (Rossitto/İtalya, B. No: 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33294/03,

6/12/2011, § 30). AİHM kararlarında, bu tür şikâyetler bakımından söz konusu

kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın tazmini olanağını sağlayan mevcut ve

yeterli hukuk yollarının kullanılması gerektiği kabul edilmektedir (Gülizar Öz/Türkiye (k.k.),

B. No: 40687/98, 1/7/2004; Pınar

Güngör/Türkiye (k.k.), B. No: 46745/99,

6/3/2007; Rabia Tan ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§ 37-41; Remzi

Tekin Bozkurt/Türkiye (k.k.), B. No:

38045/05, 2/3/2010).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 27/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

29. Başvurucular; taşınmazın imar planında okul alanı olarak ayrılmasının

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini, bu müdahale sebebiyle 2009 yılından

bu yana taşınmazı kullanamadıklarını belirterek taşınmazın

kamulaştırılmamasının mülkiyet hakkının ihlaline yol açtığının AİHM ve Anayasa

Mahkemesi kararlarıyla da kabul edildiğini ifade etmişlerdir. Başvuruculara

göre iptal davası yerine idareye başvuru yolunun gösterilmesi ise ihlal

sürecini devam ettirmektedir. Başvurucular sonuç olarak müdahale yüzünden

zarara uğradıklarını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir.

31. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun

yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

32. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

33. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda

tereddüt bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın tapuda başvurucular

adına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre somut olayda mülkün varlığı hususunda

bir duraksama yoktur.

34. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

35. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, henüz bir

kamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet

hakkından yoksun bırakma sonucu doğurmamakla birlikte malikin mülkiyet

hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamu

hizmet alanı olarak ayrıldığından dolayı taşınmaz üzerinde inşai

faaliyette bulunulabilmesi mümkün olmadığı gibi müdahalenin satış, bağış,

ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve

taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır.

Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazın imar durumunun kamu

hizmeti alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

kuşkusuzdur.

36. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci

fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

37. İmar uygulamalarıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, bireysel

başvuru kararlarında da ifade edildiği üzere kural olarak mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasının kontrolü (veya düzenlenmesi) kapsamında görülmektedir

(Süleyman Günaydın, B. No:

2014/4870, 16/6/2016, § 65). Bu alanda ise devletin geniş bir takdir yetkisinin

olduğu kabul edilebilir. Öte yandan yukarıda da değinildiği üzere somut olay

bağlamında müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya yol açmadığı da kuşkusuzdur.

Ancak müdahale kamulaştırma sürecinin bir aşamasını teşkil ettiğinden dolayı ve

müdahalede geçen süre dikkate alındığında müdahalenin kontrol veya düzenleme

amacından söz edilemez. Dolayısıyla başvuruya konu müdahalenin mülkiyetten

barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

Diğer bir deyişle somut olayda olduğu gibi mülkiyet hakkına kamulaştırma

sürecinin bir aşaması olarak getirilen belirsiz veya uzun süreli sınırlama

durumunda mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yönelik bir müdahale söz

konusu olur.

38. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarak

düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği

öngörülmüştür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§ 62).

39. Yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen,

sağlık ve çevre şartlarına uygun gerçekleşmesini sağlamayı amaçlayan 3194

sayılı Kanun; arazi ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri

için yeterli yerlerin ayrılması konusunda hükümler içermektedir (bkz. §§ 17,

18). Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının

bulunduğu anlaşılmaktadır.

40. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu

yararı amacıyla sınırlanabilir. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde; Kanun'un

yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre

şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Bu

Kanun'un amacı çerçevesinde imar planlarıyla arazi ve arsa düzenlemesi

sırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasının kamu yararı

amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.

41. Ancak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı

amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Özel

mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak

ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve

orantısız bir külfet yüklenmemelidir. (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).

Somut olay bakımından imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle

ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla kanun koyucu kamulaştırma

sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasını öngörmüştür. Kamu makamlarının

takdir yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi

yönünden belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli

bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin

uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfeti

ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin

zararını karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının bulunmaması da malike

aşırı bir külfet yüklenmesine sebep olur (AYM, E.2016/196, K.2018/34,

28/3/2018).

42. Somut olayda başvurucular, imar planının hukuka

aykırılığından ziyade uyuşmazlık konusu taşınmazın bu planda kamu hizmeti

alanına tahsis edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalardan

şikâyet etmişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların temel şikâyetleri bu

kısıtlamalar nedeniyle uğradıkları zararların giderilmesi taleplerine

yöneliktir. Bu bakımdan başvurucuların belirtilen şikâyetleri yönünden etkili

bir başvuru yolunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

43. Konu ile ilgili Danıştay kararlarında, taşınmazın imar

planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının makul bir

süreyi aşacak şekilde kısıtlandığı takdirde açılacak idari davalarda tazminata

hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir (bkz. §§ 23, 24).

44. Bireysel başvurunun devamı sırasında ise 6745 sayılı Kanun

ile imar planlarıyla getirilen sınırlamalar yönünden 2942 sayılı Kanun’da

çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre anılan Kanun'un ek 1. maddesinde,

beş yıllık sürenin uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren

başlayacağı düzenlenmiştir. Bu maddeyle idareye bu süre içinde tasarrufu

hukuken kısıtlanan taşınmazları kamulaştırma veya mülkiyet hakkının

kullanılmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu süre içinde belirtilen

işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri tarafından idareye başvuru

işlemleri ve uzlaşma süreci tamamlandıktan sonra taşınmazın

kamulaştırılmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceği

belirtilmiştir.

45. Diğer taraftan 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 2942

sayılı Kanun'un geçici 11. maddesinde, ek 1. madde kapsamında kalan ve bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan

taşınmazlar bakımından söz konusu beş yıllık sürenin bu maddenin yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Ancak bu madde hükmü,

malike aşırı bir külfet yüklediği ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı

arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu gerekçesiyle

Anayasa Mahkemesince 28/3/2018 tarihinde iptal edilmiştir (bkz. § 22).

46. Dolayısıyla 2942 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi ile konu

hakkındaki Danıştay içtihadına göre başvurucunun mülkiyet hakkına imar yoluyla

getirilen kısıtlamalar sebebiyle idareye başvurarak imar durumunun gözden

geçirilmesi veya taşınmazın kamulaştırılması talebinde bulunabileceği, bu

talebinin reddi hâlinde ise tazminat istemiyle idari yargı yerinde dava

açabileceği görülmektedir. Öte yandan başvurucunun bu davayla veya ayrı bir

dava yoluyla taşınmazı makul bir süre geçtikten sonra kullanamadığı dönem için

uğradığı zararları tazmin edebilmesi de mümkündür. Bireysel başvurunun

yapılmasından sonra çıkartılan ve başvurucunun belirtilen şekilde idari ve

yargısal yollara başvurmasını öteleyen kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal

edildiğine göre bu hukuki yolun tüketilmesi önünde herhangi bir engel de

bulunmamaktadır.

47. Ancak somut olayda başvurucular tarafından adil dengenin

sağlanmasında etkili olduğu tespit edilen ve erişilebilir söz konusu hukuk

yollarına müracaat edildiğine dair herhangi bir bilgi veya belgenin bireysel

başvuru dosyasına sunulmadığı görülmektedir. Sonuç olarak mülkiyet hakkının

ihlali iddiası kapsamında uğranılan zararların giderilmesi şikâyetleri yönünden

başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm

imkânı sunan anılan hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan başvuruların incelenmesi,

bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün değildir.

48. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

27/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Özgür DUMAN Başvurucular : 1. Zeynep Nur YAZICIOĞLU Vekili : Av. Zarife Figen SAMURAY 2. Fatma Gül BALIKÇIOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11026, 27 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. E.
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. B. No: 40687/98, 1/7/2004; Pınar
  11. B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§ 37-41; Remzi
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurunun başvuru
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Paksüt
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/11026
Tarih
27 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • Adem Sökmen Başvurusu (B. No: 2014/13791)
  • Mehmet Ziyat Özdemir Başvurusu (B. No: 2014/13899)
  • D.a. Başvurusu (B. No: 2015/9879)
  • Lütfi Dağ Başvurusu (B. No: 2014/2770)
  • Ali Mama ve Güler Mama Başvurusu (B. No: 2015/1962)
  • Kamuran Reşit Bekir Başvurusu (B. No: 2015/4503)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.