İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız Başvurusu (B. No: 2017/37387)

1. Başvuru; idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan manevi

Başvuru No2017/37387Tarih21 Nisan 2021Okuma15 dk · 3.054 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatma Kılıç Ve İbrahim Haldız Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2021
Başvuru Numarası
2017/37387
R.G. Tarih ve Sayı
11/6/2021-31508
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.054 kelime·15 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan manevi

zararların tazmin edilmemesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 9/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına gönderilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Birinci başvurucu muhasebe çalışanı, ikinci başvurucu

ise inşaat müteahhididir. Başvurucular, ikinci başvurucunun kullanımındaki araç

ile 4/2/2005 tarihinde trafik kazası geçirmiştir. Başvurucular anılan kaza

sonucu yaralanmıştır.

9. Kaza Tespit Tutanağı'na göre kaza, yağışlı bir havada

yolun yüzeyinde akar şekilde yağmur birikintisinin mevcut olması nedeniyle

aracın kayarak daha önce parçalanmış orta bariyer demirlerine çarpması sonucu

gerçekleşmiştir. Ayrıca anılan tutanakta, kazanın oluşumunda yolun bakım,

onarım ve temizliğinden sorumlu Karayolları Genel Müdürlüğünün (İdare) %75,

ikinci başvurucunun %25 kusurlu olduğu yönündeki tespite yer verilmiştir.

10. Başvurucular, İdare ve sigorta şirketleri aleyhine

Pendik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Hukuk Mahkemesi) maddi ve manevi tazminat

talebiyle 29/4/2005 tarihinde dava açmıştır. Yargılama sürecinde hazırlanan

Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 27/12/2006 tarihli raporuyla birinci

başvurucunun anılan kazada gerçekleşen yaralanma nedeniyle %23,2 oranında beden

gücü kaybına uğradığı, 3/12/2014 tarihli raporuyla da ikinci başvurucunun %32,2

oranında beden gücü kaybına uğradığı tespit edilmiştir. Yine Adli Tıp Kurumu

Trafik İhtisas Dairesinin raporuna göre kazanın oluşumunda İdare %25, başvurucu

İbrahim Haldız ise %75 kusurludur.

11. Hukuk Mahkemesi 25/6/2009 tarihinde Karayolları Genel

Müdürlüğüne açılan dava yönünden görevsizlik kararı vermiştir. Karar

gerekçesinde, davada hizmet kusuruna dayanılması nedeniyle idare mahkemesinin

görevli olduğu belirtilmiştir.

12. Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra

başvurucu, Hukuk Mahkemesi kararına da dayanarak İstanbul 9. İdare Mahkemesinde

(Mahkeme) 1/9/2009 tarihinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme eksiklikler

nedeniyle 16/9/2009 tarihinde dilekçenin reddine karar vermiştir. Eksiklikler

giderilerek 12/11/2009 tarihinde dava yenilenmiştir.

13. Dava dilekçesinde başvurucular vekili; yoldaki

çukurluklarda oluşan su birikintisi ve yolun bakımının yapılmaması nedeniyle

kazanın meydana geldiğini, başvurucuların ağır yaralandıklarını ve beden gücü

kaybının oluştuğunu belirtmiştir. Kaza Tutanağı'na göre kazanın oluşumunda

otoyolun bakım, onarım ve temizliğinden sorumlu olan İdarenin %75 oranında

kusurlu olduğunu, kaza nedeniyle başvurucuların uzun süre tedavi oldukları ve

çalışamadıklarını, bu süre zarfında bakım ve ihtiyaçlarının bakıcı tarafından

sağlandığını iddia etmiştir. Ayrıca başvurucuların kaza nedeniyle ruhsal olarak

da zarara uğradıklarını, kazadan önceki ruhsal durumlarına dönemediklerini,

işlerini ve toplumdaki sosyal konumlarını kaybettiklerini vurgulayarak maddi ve

manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

14. Mahkeme 21/2/2013 tarihinde 16.824,38 TL maddi

tazminatın İdareden alınarak birinci başvurucuya verilmesine, her iki başvurucu

yönünden manevi tazminat talebinin reddine karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde; olay sonrasında ilgili trafik polisince tanzim edilen Kaza Tespit

Tutanağı'na göre kazanın yoldaki su birikintisinden kaynaklandığı ve bu kazanın

oluşumunda davalı İdarenin %75 kusurlu olduğunun belirtildiği, bu hâliyle

İdarenin bir hizmet kusurunun bulunduğu ve bundan doğan zararı gidermekle

yükümlü olduğu vurgulanmıştır. Gerekçelerde ayrıca İdare hukuku ilkelerine göre

kişilerin manevi varlıklarının zarara uğradığından bahisle manevi tazminat

davası da açabileceği, manevi tazminatın İdarenin eylem ve işlemi nedeniyle kişilerin

ağır elem, üzüntü, keder duymaları veya kişilik haklarına karşı yapılan ağır

bir tecavüz sonucu manevi haklarının zedelenmesi nedeniyle ortaya çıkan zararı

gidermeye yönelik bir tatmin aracı olduğu belirtilmiştir. Ortada kişilerin

maddi zararını doğuran ve İdareye atfı kabil bir eylem ve işlem bulunsa dahi bu

eylem ve işlemde ağır bir hizmet kusuru olmadıkça kişilerin manevi zarara

uğradığının kabulüyle istenilen manevi zararın karşılanmasına da olanak

olmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir. İdarenin hukuka aykırı bulunan her

eylem ve işleminin tazmin borcuyla sorumlu tutulabilmesi için eylem ve

işlemdeki hukuka aykırılığın bir dereceye kadar ağır olması ve idarenin açık ve

kesin bir kusurunun tespiti gerektiği vurgulandıktan sonra somut olayda

İdarenin hizmet kusuru söz konusu ise de bu kusurun hizmetin yürütülmesi

sırasında zaman zaman karşılaşılabilecek nitelikte bir kusur olduğu

belirtilmiştir. Anılan hizmet kusurunun ağır bir hizmet kusuru olarak

nitelendirilemeyeceği gözetilerek giderilmesi gereken bir manevi zarar

bulunmadığı değerlendirmesine yer verilmiştir.

15. Başvurucular vekili anılan kararı temyiz etmiştir.

Temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarıyla kazanın oluşumunda İdarenin hizmet

kusurunun olduğunun tespit edildiği, derece mahkemesinin de bu durumu kabul

etmesine rağmen manevi tazminat talebinin hukuka uygun olmayan bir gerekçeyle

reddedildiği belirtilmiştir. Ayrıca kazada başvurucuların yaralanıp malul

oldukları, vücut bütünlüklerini kısmen yitiren başvurucuların ızdırap çekmediğini

kabul etmenin mümkün olmadığı, idare hukukunda manevi tazminata hükmedilmesi

için ağır-hafif kusur ayrımının öngörülmediği vurgulanmıştır.

16. Danıştay Onbeşinci Dairesi 20/12/2016 tarihinde,

derece mahkemesi kararının manevi tazminatın reddine ilişkin kısmının usul ve

yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onanmasına, vekâlet ücreti yönünden

bozulmasına karar vermiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi anılan

Dairenin 5/10/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

17. Nihai karar 3/11/2017 tarihinde başvuruculara tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucular 9/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“İdari dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı

kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,

...”

20. 4/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu'nun 49. maddesi şöyledir:

"Kusurlu ve hukuka aykırı bir

fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."

21. 6098 sayılı Kanun'un "Manevi tazminat"

kenar başlıklı 56. maddesi şöyledir:

"Hâkim, bir kimsenin bedensel

bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,

zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar

verebilir.

Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde,

zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir

miktar paranın ödenmesine karar verilebilir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 21/4/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

23. Başvurucular, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek

makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

24. 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair

Kanun'a eklenen geçici 2. maddeye göre Anayasa Mahkemesine yapılan ve

münhasıran bu maddenin yürürlüğe girdiği 31/7/2018 tarihi itibarıyla Anayasa

Mahkemesinde derdest olan yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı

iddiasıyla ilgili bireysel başvuruların Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu (Tazminat Komisyonu) tarafından incelenerek karara bağlanması

öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828,

12/9/2018, §§ 27-36) kararında Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönünden inceleyerek Tazminat Komisyonuna

başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna varmış; başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle başvurunun kabul edilemezliğine karar vermiştir.

25. Mevcut başvuruda da söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişinin

Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular; İdarenin kusurlu eylemi nedeniyle

yaralandıklarını ve beden gücü kaybına uğradıklarını, kazanın oluşumunda

İdarenin hizmet kusurunun olduğunun bilirkişi raporlarıyla da tespit edildiğini

vurgulamıştır. Mahkemenin de hizmet kusurunun varlığını kabul etmesine rağmen

kusurun ağır olmadığı ve bu tür bir kusurun zaman zaman ortaya çıkabileceği

gerekçesinden hareketle tazminat talebini reddetmesinin kişinin maddi ve manevi

varlığının İdarenin eylemleri karşısında önemsiz olduğu sonucunu doğurduğunu

belirtmiştir. Danıştay kararlarına göre manevi tazminata hükmedilmesi için

kusurun varlığının yeterli olduğunu, kusurun ağır ya da hafif olmasının

tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını, ayrıca kusur oranına ilişkin

yargılama sürecinde yeterli inceleme yapılmadığını ve farklı kusur oranlarının

tespit edildiğini belirten başvurucular, kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması, yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

28. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı” kenar

başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes, ..., maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün bedensel ve ruhsal bütünlüklerinin

bozulmasında İdarenin hizmet kusurunun sabit olmasına rağmen manevi tazminat

talepleri karşılanmayarak giderim sağlanmadığı yönünde olduğu anlaşıldığından,

başvuru bir bütün hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması hakkı kapsamında

incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Genel

İlkeler

31. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmektedir. Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel

kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B.

No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

32. Maddi ve manevi varlığın korunması hakkı öncelikle

devletin kişilerin maddi ve manevi varlığına keyfî olarak müdahale etmemesini

gerektirir. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığı

koruma ve geliştirme hakkı Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete, ayrıca vücut ve ruh bütünlüğüne yönelen

saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibara yönelik haksız eylemler

karşısında kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili biçimde koruma şeklinde

pozitif ödevler yükler (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, §

32).

33. Devletin kişilerin maddi ve manevi varlıklarına

yapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitif yükümlülüğü müdahalelere

karşı etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri

sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların

bireylerin idareyle ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir

karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Hüdayi Ercoşkun,

B. No: 2013/6235, 10/3/2016, § 94).

34. Etkili yargısal koruma sağlamada mağdurların kendi

inisiyatifleri ile hukuk veya idare mahkemesinde açtıkları dava yollarının

sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun uygulamada fiilen de

etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine

sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun ancak bir hak ihlali iddiasını

önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir giderim sunabilmesi

hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

35. Ayrıca kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir eylemden

doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı, bu çerçevede

devletin Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine

getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40; Yasin Çıldır, B. No:

2013/8147, 14/4/2016, § 37).

36. Diğer taraftan bu yöndeki pozitif yükümlülüğünün

sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü ifade

ettiğini hatırlatmak gerekir. Uygun araçların kullanılması yükümlülüğü, her

davada başarılı olunması veya mağdurların olaylarla ilgili beyanlarıyla

bağdaşan bir sonuca varılması gerektiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber

kural olarak dava, olayın gerçekleştiği koşulları belirleyecek ve iddiaların

doğruluğunun kanıtlanması hâlinde sorumlularının tespit edilerek uygun telafi

imkânlarını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Nail Artuç, B. No:

2013/2839, 3/4/2014, § 45; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017,

§ 50).

37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

hukuki sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri

yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve

özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da

Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir zira derece

mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı

sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde

sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin Çıldır,

§ 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

38. Somut olayda başvurucuların iddiaları, vücut

bütünlüklerinin bozulmasında İdarenin hizmet kusuru olduğu tespit edilmesine

rağmen manevi tazminat taleplerinin reddedilmesine yönelik olduğu görülmüştür.

39. Somut olayda Mahkeme tarafından İdarenin kusurunun ve

başvurucuların maddi zararlarının tespiti ve hesaplanması konusunda araştırma

yapıldığı ancak manevi zararlarla ilgili olarak olaya uygun değerlendirme

yapılmadığı görülmektedir. Öte yandan ilgili mevzuatta bedensel bütünlüğün

zedelenmesi durumunda olayın özelliklerine göre maddi ve manevi tazminata

hükmedilebileceği açıkça düzenlenmiştir (bkz. §§ 19-21). Maddi tazminat idari

eylem ve işlem nedeniyle kişilerin uğradığı maddi zararlarının tazminini

sağlarken manevi tazminat aynı işlem veya eylemden dolayı kişinin çektiği

ızdırabın, elemin yarattığı manevi yıpranmanın hafifletilmesi ve tazmini

amacına hizmet etmektedir. Kişinin idarenin işlem ve eylemlerinden kaynaklanan

hem maddi hem de manevi zararlarının tazmininin mevzuatta düzenlenmesinin,

devletin kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili biçimde koruma

yükümlülüğünün gereği olduğu söylenebilir. Öte yandan somut olayın

özelliklerine göre manevi tazminata hükmetmek ve tazminatın nasıl hesaplanacağı

konusu hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin bir mesele olarak derece

mahkemelerinin takdirindedir. Bariz takdir hatası veya keyfîlik içermedikçe

Anayasa Mahkemesinin derece mahkemesinin bu takdirine müdahale etmesi uygun

değildir.

40. Somut olayda başvurucuların geçirmiş olduğu trafik

kazasında yolun bakım, onarım ve temizliğinden sorumlu İdarenin kusurlu olduğu

Kaza Tespit Tutanağı ve bilirkişi raporuyla tespit edilmiş; derece mahkemesi

tarafından da hizmet kusurunun varlığı kabul edilmiştir. Ayrıca başvurucuların

kaza nedeniyle uzun süre tedavi görmek zorunda kaldıkları ve sonuç olarak

birinci başvurucunun %23,2, diğer başvurucunun ise %32,2 oranında beden gücü

kaybına uğradıkları konusu da sabittir. Bu tespitler bağlamında İdarenin

kusurunun da etkili olduğu anlaşılan kazada başvurucuların ağır derecede

yaralandıkları, uzun süre tedavi gördükleri, vücut bütünlüklerinin bozulduğu

hatta bedensel güç kaybına uğradıkları gözetildiğinde başvurucuların

yaşadıklarının etkisiyle manevi olarak yıpranmadıklarını söylemenin somut olaya

uygun düşmeyeceği açıktır.

41. Bununla birlikte Mahkemenin trafik kazasında İdarenin

hizmet kusuru olduğunu kabul etmesine rağmen anılan kazadan kaynaklanan manevi

yıpranma konusunda somut olayın koşullarına uygun değerlendirme yapmayarak

manevi zararlar yönünden giderim sağlamadığı, ayrıca başvurucuların esasa etki

edecek iddialarına ilişkin ikna edici ve somut gerekçe sunmadığı anlaşılmıştır.

Bu durumda başvuruya konu davada İdarenin hizmet kusurunun olduğu kabulüne

rağmen bu kusurdan kaynaklanan manevi zararın gideriminin sağlanmadığı,

dolayısıyla Mahkemenin bu yönüyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkı bakımından yeterince özenli bir yargılama yapmadığı ve yargısal denetimde

de bu hususun dikkate alınmadığı kanaatine varılmış olup bu nedenle kişinin

maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bakımından devletin pozitif

yükümlülüğünün yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

43. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

ayrı ayrı 500.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

45. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

46. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

47. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

48. İncelenen başvuruda, manevi zararın giderimi

konusunda Anayasa'nın 17. maddesi bağlamında özenli bir yargılama yapılmaması

nedeniyle ihlalin doğrudan derece mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı

anlaşılmıştır.

49. Bu durumda kişinin maddi ve manevi varlığın korunması

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise

bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı

verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal

kararında belirtilen ilkelere uygun şekilde yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

50. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesinin yeterli bir giderim

sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

51. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence

altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 9. İdare Mahkemesine (E.2009/1775,

K.2013/327) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.857,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci

Dairesine (E.2014/296) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2021 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Ali KOZAN Başvurucular : 1. Fatma KILIÇ 2. İbrahim HALDIZ Başvurucular Vekili : Av. Emre YÜKSEL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/37387, 21 Nisan 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Makul Sürede
  14. B. Kişinin
  15. C. 6216 Sayılı
  16. A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  17. B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence
  18. C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi
  19. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  20. G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay Onbeşinci
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/37387
Tarih
21 Nisan 2021

İlgili Kararlar

  • Yaser Özoğlu Başvurusu (B. No: 2018/2577)
  • Leyla Yücel Başvurusu (B. No: 2017/31861)
  • Özersan İnşaat Turizm San. ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2018/5186)
  • Çelebi Kutlu Başvurusu (B. No: 2017/38612)
  • Ahmet Sefa Topuz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/16056)
  • Adnan Şen Başvurusu (B. No: 2018/8903)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.