İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Neyire Özmen Başvurusu (B. No: 2014/1347)

1. Başvuru; bir kamu iktisadi teşebbüsünde avukat olarak çalışan

Başvuru No2014/1347Tarih27 Ekim 2016Okuma21 dk · 4.265 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Neyire Özmen Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/1347
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.265 kelime·21 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir kamu iktisadi teşebbüsünde avukat olarak çalışan

başvurucunun emekli olmadan önceki dönemde kurumu temsilen sonuçlandırdığı

davalarda kurum lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin, kamu avukatı - serbest

çalışan avukat ayrımı yapılmadan tamamının ödenmesinin meşru beklenti

oluşturmasına karşın ödenmemesi ve söz konusu vekâlet ücreti alacaklarının

tahsiline ilişkin idari ve yargısal süreçlerden bir sonuç alınamaması nedeniyle

mülkiyet hakkının; yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmaması nedeniyle de adil

yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 14/10/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 26/2/2016 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

4/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 14/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu bir kamu iktisadı teşebbüsü olan Devlet Hava

Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün (DHMİ) Hukuk Müşavirliği biriminde

"Kurum Avukatı" olarak çalışmakta iken 22/8/2002 tarihinde emekliye

ayrılmıştır.

9. Başvurucu bu kamu kurumunda görev yaptığı dönemde eksik

ödendiğini belirttiği 13.471,38 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ödenmesi

istemiyle 19/3/2003 tarihinde DHMİ aleyhine Ankara Barosu Hakem Kuruluna

başvurmuştur. Baro Hakem Kurulu, 10/11/2003 tarihli ve E.2003/61, K.2003/207

sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 12.593,80 TL

tutarındaki vekâlet ücreti alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermiştir.

10. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/9/2005

tarihli ve E.2004/13448, K.2005/9301 sayılı ilamıyla; avukatlık sözleşmesinden

ve vekâlet ücretinden kaynaklanan anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözümüne

ilişkin 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 167. maddesinin

Anayasa Mahkemesinin 3/3/2004 tarihli ve E.2003/98, K.2004/31 sayılı kararı ile

iptal edilmesi üzerine baro hakem kurullarının uyuşmazlığa bakma görevinin sona

erdiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Bunun üzerine başvuru

formu ve eklerinden tespit edilemeyen bir tarihte Hakem Kurulu dosyayı Ankara

19. Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir.

11. Mahkeme, 15/12/2005 tarihli ve E.2005/387, K.2005/512 sayılı

kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 12.593,80 TL'nin dava

tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya

verilmesine, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar vermiştir.

12. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 16/3/2006

tarihli ve E.2006/1941, K.2006/2763 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Taraflar arasındaki uyuşmazlık eksik

ödenen vekâlet ücreti alacağına ilişkin olup idari bir işlemden

kaynaklanmaktadır. Somut olayda kamu kurumu niteliğinde olan davalıya husumet

yöneltilerek kurumu belli doğrultuda ücret alacağının ödenmesine ilişkin idari

işlem tesis etmeye zorlayıcı hüküm kurulması amaçlandığına göre, talebin idari

nitelik taşıdığı kabul edilmelidir. Bu tür bir uyuşmazlığın ise idari yargı

yerinde çözümlenmesi gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu uyarınca

'idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar görenler tarafından açılacak tam yargı

davaları' idari dava türlerinden olarak belirlenmiştir. Şu durumda davalı DHMİ

İşletme Genel Müdürlüğü hakkındaki dava 2577 sayılı Yasa'nın 2. maddesi

gereğince adalet mahkemelerinin görev sınırları dışında kaldığından yargı yolu

bakımından dilekçenin reddine karar vermek gerekirken işin esasının incelenmiş

olması bozmayı gerektirmiştir."

13. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 22/9/2006 tarihli ve E.2006/281,

K.2006/295 sayılı kararı ile, uyuşmazlığın çözümü bakımından idari yargı

yerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın yargı yolu yanılgısı nedeniyle

reddine karar vermiştir. Karar temyiz edilmeksizin 6/12/2006 tarihinde

kesinleşmiştir.

14. Başvurucu bunun üzerine eksik ödendiğini belirttiği -daha

önceki aşamalarda 13.471,38 TL talep etmekle birlikte- 12.593,80 TL tutarındaki

vekâlet ücretinin tahsili istemiyle DHMİ aleyhine 28/11/2006 tarihinde Ankara

15. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkeme, 5/11/2007 tarihli ve

E.2006/212, K.2007/1402 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, 233 Sayılı

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre kurulanvebir kamu iktisadi kuruluşu olan Devlet Hava

Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünde 22/8/2002 tarihine kadar avukat olarak

görev yapan ve bu tarihte emekliye ayrılan davacı tarafından emekli olduğu

tarihe kadar kurum lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin toplamından kendi

payına düşen ve Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesi gereğince hak edildiği

belirtilen 12.593,80 YTL vekâlet ücretinin 22/8/2002 tarihinden itibaren

işleyecek yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi istemiyle görülmekte olan

davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan

personelin hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerini, atanma,

ilerleme, yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenleyen

399 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 37. maddesinde, vekâlet ücretlerinin

avukatlara dağıtımı konusunda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun ilgili

hükümlerinin uygulanacağı belirtildiğinden kurum lehine hükmedilen vekâlet

ücretlerinin avukatlara dağıtımında 657 sayılı Kanun'un vekâlet ücretlerinin

kurum avukatlarına dağıtımına ilişkin esasları belirleyen 146. maddesinde yer

alan kuralların uygulanması gerekmektedir.

Bu durumda, davacının 1136 sayılı Avukatlık

Kanunu'nun 164. maddesi hükmü gereğince hak ettiğini ileri sürdüğü 12.593,80

YTL'nin tarafına ödenmesi isteminin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Davacının, 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklikle kurum lehine hükmedilen vekâlet

ücretinin tamamının davacıya ait olduğuna ilişkin iddiaya gelince,

AvukatlıkKanunu'nun164. maddesinde 4667 sayılı Kanunla yapılan değişikliğin

kurum avukatlarıyla ilgili bir yönünün bulunmadığı anlaşıldığından bu iddia

yerinde görülmemiştir."

15. Temyiz edilen karar Danıştay Onbirinci

Dairesinin 25/4/2012 tarihli ve E.2012/599, K.2012/1972 sayılı ilamıyla

onanmıştır.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 21/11/2013

tarihli ve E.2012/5876, K.2013/10717 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

17. Nihai karar başvurucu vekiline 13/1/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 3/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 1136 sayılı Kanun’un "Avukatlık

Ücreti" kenar başlıklı 164. maddesinin birinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

“Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının

karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.”

“Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak

karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin

borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”

20. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun

"Mali Hükümler" başlıklı 5. Kısmında yer alan "Kapsam" kenar başlıklı 146. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Memurlara kanun, tüzük ve

yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanunla

sağlanan haklar dışında ücret ödenemez, hiçbir yarar sağlanamaz. (Gençlik ve

Spor hizmetleri uygulamasında fiilen görevlendirilecekler hariç.)"

21. 657 sayılı Kanun'un 146. maddesinin 2/11/2011 tarihli ve 659

sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ile Özel Bütçeli İdarelerde

Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin KHK'nın 19. maddesi ile yürürlükten

kaldırılmadan önceki üçüncü fıkrası şöyledir:

"Ancak, 2/1/1961 tarihli ve 196 sayılı

Kanunun 2 nci maddesi, 7/6/1926 tarihli ve 904 sayılı

Kanuna 30/1/1957 tarihli ve 6893 sayılı Kanunla eklenen ek 5 inci maddenin

birinci ve ikinci fıkraları, 19/7/1972 tarihli ve 1615 sayılı Kanunun 161 inci

maddesi, 13/1/1943 tarihli ve 4358 sayılı Kanunun değişik 14 üncü maddesi ve

2/2/1929 tarihli ve 1389 sayılı Kanun ile Katma Bütçeli Kurumların, İl Özel

İdareleri ve Belediyeler ile bunlara bağlı birliklerin davalarını sonuçlandıran

avukat ve saireye verilecek vekalet ücretine ilişkin

sair kanun hükümleri saklıdır. (Değişik cümle: 20/3/1997-KHK-570/8 md.) Şu kadar ki, vekalet ücretinin yıllık tutarı, hukuk

müşavirleri ve avukatlar için 10000, diğerleri için 6000 gösterge rakamının

memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt

tutarının oniki katını geçemez.(1) Bu esasa göre

yapılacak dağıtım sonunda artan miktar merkezde bir hesapta toplanarak Maliye

ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar

arasında, yukarıdaki miktarı aşmamak üzere eşit olarak dağıtılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu DHMİ bünyesinde "Kurum Avukatı" olarak

görev yaptığını, görev yaptığı süre boyunca dağıtım kuralları gerekçe

gösterilerek vekâlet ücretlerinin eksik ödendiğini, 22/8/2002 tarihinde

emekliye ayrıldığını, çalıştığı döneme ilişkin eksik ödenen vekâlet

ücretlerinin tarafına ödenmesi istemiyle Ankara Barosu Hakem Kuruluna

başvurduğunu, kanun değişikliği nedeniyle Baro Hakem Kurulunun görevi sona

erince dosyanın gönderildiği Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın yargı

yolu yönünden reddedildiğini, bunun üzerine Ankara 15. İdare Mahkemesinde

açtığı tam yargı davasının ise esastan reddedildiğini ifade etmiştir.

24. Başvurucu 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin beşinci

fıkrasına göre vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu, bu hükmün serbest

çalışan avukatlar yanında kamu kurumlarında görev yapan avukatları da

kapsadığını, ancak bu kanun hükmüne rağmen çalıştığı döneme ait avukatlık

ücretinin kamu kurumunda çalışan avukat olduğu gerekçesiyle kendisine eksik

ödendiğini belirterek mülkiyet hakkının; ayrıca bu alacağına kavuşmak için

Hakem Kuruluna başvurduğu 19/3/2003 tarihinden Danıştayca

karar düzeltme isteminin reddedildiği 21/11/2013 tarihleri arasında geçen

yargılama süresinin makul olmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile makul sürede yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle 20.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi ve eksik

ödendiğini ileri sürdüğü 12.593 TL vekâlet ücreti alacağının 21.789 TL işlemiş

faizi ile birlikte ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

25. Başvurucu, emekliye ayrılmadan önce avukat olarak görev

yaptığı bir kamu iktisadi teşebbüsü olan DHMİ lehine sonuçlandırdığı davalarda

bu kurum lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının kendisine ödenmesi

gerektiğini ileri sürmüştür. Başvurucu bu iddiasını, 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin beşinci fıkrasındaki; dava sonunda karşı tarafa yüklenecek vekâlet

ücretinin avukata ait olduğu yönündeki hükme dayandırmıştır. Başvurucunun

iddiasına göre, anılan kanun hükmü uyarınca avukatı olarak İdareyi temsil edip

sonuçlandırdığı davalarda İdare lehine hükmedilen "vekâlet ücretlerinin

tamamının tarafına ödenmesi" yönünde bir "meşru beklentisi"

bulunmaktadır. Bu nedenle, başvurucunun söz konusu vekâlet ücretlerinin

tamamının kendisine ödenmesi yönünde "meşru bir beklentisi" olduğu

halde ödenmediği iddiasının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi

gerekmektedir.

26. Başvurucu ayrıca söz konusu kanun hükmünün, kamu kurumlarında

çalışan avukatlar ile serbest çalışan avukatlar arasında bir ayrım gözetmeden

bütün avukatları kapsadığını, ancak İdarenin bu hususu gözetmeden vekâlet

ücretlerini kendisine eksik ödediğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurucu,

serbest çalışan avukatlara vekâlet ücretlerinin tamamı ödendiği hâlde kendisine

kamu kurumu avukatı olduğu gerekçesiyle eksik ödenmek suretiyle ayrımcılık

yapıldığından da yakınmaktadır.

27. Başvurucunun, ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik

iddialarının soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp iddiaların Anayasa

ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)kapsamında yer alan diğer temel

hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında da, ayrımcılık

yasağına ilişkin Sözleşme'nin 14. maddesinin Sözleşme kapsamındaki diğer hak ve

özgürlükler ile bağlantılı olarak incelenmesi gerektiği belirtilmiştir (Karlheinz Schmidt/Almanya,

B. No: 13580/88, 18/7/1994, § 22).

28. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi

temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Somut

olayda başvurucu, kamu kurumunda çalışan bir avukat ile serbest çalışan avukat

arasında vekâlet ücretlerinin ödenmesi konusunda ayrımcılık yapılarak mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle başvurucunun bu iddiaları

da ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir.

29. Başvurucunun eksik ödendiğini belirttiği vekâlet

ücretlerinin tahsili istemiyle başvurduğu yargısal sürecin makul sürede

sonuçlanmadığı iddiası ise adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu, kamu kurumunda avukat olarak çalıştığı dönemde

vekâlet ücretlerinin eksik ödendiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlığın görüş yazısında, başvurucu tarafından talebine

konu vekâlet ücreti hakkında somut nitelikte, istikrarlı bir içtihada dayanan

yargı kararı veya olması gereken durumundan farklı yönde uygulama yapıldığına

ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı bildirilmiştir.

32. Başvurucu cevap dilekçesinde, 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin beşinci fıkrasındaki hükmün maddi bir hukuk kuralı olup belirli

şahıslara uygulanabilecek olan 657 sayılı Kanun'un 146. maddesindeki usulî hukuk kuralına üstünlük taşıdığını ve bu hükmün

emekliye ayrılan kurum avukatlarına da uygulanamayacağını ifade etmiştir.

33. Öncelikle başvurucunun başvuruya konu olayda Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı kapsamında korunmaya

değer bir menfaatinin bulunup bulunmadığının tartışılması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 25).

34. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

35. Belirli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru

bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde

ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli

bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik

ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki

bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta

mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin

kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve

Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).

36. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında

olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde

iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat

hükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,

20/11/2014, § 37).

37. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26).

38. Başvuruya konu somut davada başvurucu, DHMİ bünyesinde

"Kurum Avukatı" olarak görev yaptığı dönemde İdareyi temsilen

sonuçlandırdığı davalarda İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin 657

sayılı Kanun'un 146. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen dağıtım kuralları

gerekçe gösterilerek eksik ödendiğini, halbuki 1136 sayılı Kanun'un 164.

maddesinin beşinci fıkrasına göre vekâlet ücretinin avukata ait olduğunu belirterek,

eksik ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet ücretlerinin ödenmesi yönünde talepte

bulunmuştur. Başvuru konusu olayda ihtilaf konusu; bir kamu iktisadi teşebbüsü

olan DHMİ bünyesinde avukat olarak çalışan başvurucuya, sonuçlandırdığı

davalarda temsil ettiği İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının

ödenip ödenmeyeceğine ilişkindir.

39. Anayasa'nın ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkının kamu kurumunda çalışan avukatlara aylık ve ücretleri yanında

ayrıca “vekâlet ücreti” ödenmesine ilişkin olarak bir güvence sağlamadığı

açıktır. Bununla birlikte bireyler ancak belirtilen ücretin ödenmesi konusunda

kanuni düzenleme veya içtihatlarda yeterli dayanağın olması hâlinde, bu yöndeki

talepleri mülkiyet hakkı kapsamında kabul edilerek sağlanan güvencelerden

yararlandırılabilir. Öyleyse bu aşamada değerlendirilmesi gereken husus,

başvurucunun vekâleten İdareyi temsil ettiği davalarda mahkemelerce İdare

lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının kurum avukatı sıfatıyla başvurucuya

ödenmesi gerektiği iddiasının kanuni düzenlemeler veya yargısal içtihatlar ile

desteklenip desteklenmediği, böylece başvurucunun iddiasının Anayasa'nın 35.

maddesi kapsamındaki güvence hükmüne uygulama alanı sağlayacak yeterlilikte

meşru beklenti oluşturup oluşturmadığıdır.

40. 1136 sayılı Kanun’un "Avukatlık Ücreti" kenar

başlıklı 164. maddesinin beşinci fıkrasında, dava sonunda, kararla tarifeye

dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu

belirtilmiştir.

41. Öte yandan, 657 sayılı Kanun'un 146. maddesinin olay

tarihinde yürürlükte bulunan üçüncü fıkrası uyarınca, kamu kurum ve

kuruluşlarının davalarını sonuçlandıran avukat ve saireye

verilecek vekâlet ücreti maddede belirtilen kıstaslara göre hesaplanacak üst

limitle sınırlanmıştır. İdare lehine hükmedilen vekâlet ücretlerinden kamu

avukatlarına verilebilecek limiti aşan miktarın merkezde bir hesapta toplanarak

Maliye ve Gümrük Bakanlığınca hazırlanacak bir yönetmeliğe göre diğer avukatlar

arasında, söz konusu limiti aşmamak üzere eşit olarak dağıtılması

öngörülmüştür.

42. Görüldüğü üzere, idareler lehine hükmedilen vekâlet

ücretinin kamu avukatlarına verilip verilmeyeceği ve hangi esaslara göre

verileceğine ilişkin olarak uygulanma potansiyeli bulunan, diğer bir ifadeyle çatışan

iki farklı kanun hükmü bulunmaktadır. Birbiriyle çatışan bu hükümlerden

hangisinin kamu avukatlarına uygulanacağının belirlenmesi görev ve yetkisi

derece mahkemelerine aittir. Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerinin yerine

geçilerek çatışan bu hükümlerden hangisinin uygulanması gerektiğinin saptanması

bireysel başvurunun ikincilliği ilkesiyle bağdaşmaz.

43. Başvurucu, idareler lehine hükmedilen vekâlet ücretinin kamu

avukatlarına ödenmesinde 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinin beşinci

fıkrasının uygulanması gerektiğini ve dolayısıyla idare lehine hükmedilen

vekalet ücretinin tamamının hiçbir kesintiye tabi tutulmadan kendisine

ödenmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüş, ancak bu yolda istikrarlı bir

içtihada dayanan yargı kararı sunmakta başarısız olmuştur. Dolayısıyla

başvurucunun, meşru beklenti olarak nitelendirmeye yetecek somutlukta bir

mülkün varlığını ispat yükümlülüğünü yerine getirdiğinden söz edilemeyeceğinden

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılmasının

mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

44. Başvurucu ayrıca 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin

beşinci fıkrasındaki düzenlemenin serbest çalışan avukatlar yanında kamu

kurumlarında ve kamu iktisadi teşebbüslerinde çalışan avukatları da kapsadığını,

buna göre mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretlerinin tamamının davalarda

idareyi temsil eden avukatlara ödenmesi gerektiğini belirterek 657 sayılı

Kanun'daki vekâlet ücretine ilişkin dağıtım kurallarına göre eksik ödeme

yapılmak suretiyle ayrımcılık yasağı bağlamında mülkiyet hakkının ihlal

edildiğinden de yakınmış ise de bir mülkiyet hakkının mevcut olmadığı sonucuna

ulaşıldığından mülkiyet hakkının ayrımcılık yasağıyla bağlantılı olarak

incelenebilmesi mümkün değildir.

45. AİHM de, mülkiyet hakkının ayrımcılık yasağı ile bağlantılı

olarak incelenebilmesi için öncelikle Sözleşme'ye ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında korunması gereken bir mülkiyet

hakkının mevcut olması gerektiğini belirtmektedir (Vilho Eskelinen ve diğerleri/Finlandiya, §§

94, 95; Guberina/Hırvatistan,

B. No: 23682/13, 22/3/2016, § 75; Fabian/Macaristan,

B. No: 78117/13, 15/12/2015, §§ 25-34).

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından,

mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

47. Başvurucu, kurum avukatı olarak görev yaptığı dönemde eksik

ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet ücreti alacağının tahsili istemiyle başvurduğu

yargısal süreç bakımından yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı gerekçesiyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

49. Başvurucu eksik ödendiğini belirttiği vekâlet ücreti

alacağının tahsiline ilişkin tarafı olduğu yargısal sürecin 2003 yılından beri

devam ettiğini belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

50. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzer olayda görüş

bildirildiğinden bu konuda yeniden görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

51. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği

ilkesi gereği makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate

alınması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve

diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

52. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41-45).

53. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali veya bu karar nedeniyle uğranılan zararın

tazmini talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın

eksik ödendiği belirtilen vekâlet ücreti alacağının tahsili istemini konu alan bir

uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 44).

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili ilişkin makul süre

değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergun

ve diğerleri, § 50). Ancak bazı özel durumlarda uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih de başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir. Bu durum özellikle, yargısal süreç öncesinde ilgili idareye

müracaat edilmesinin söz konusu olduğu başvurular bakımından geçerlidir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru açısından

bu tarih, başvurucunun Ankara Barosu Hakem Kuruluna müracaat ettiği 19/3/2003

tarihidir.

55. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, Ankara 8. İdare Mahkemesince verilen hükmün

onanmasına dair ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Danıştay Onbirinci Dairesince reddedildiği 21/11/2013 tarihidir.

56. Başvuruya konu olayda, başvurucu DHMİ bünyesinde kurum

avukatı olarak çalışmakta iken 22/8/2002 tarihinde emekliye ayrılmış, görev

yaptığı döneme ilişkin olarak eksik ödendiğini ileri sürdüğü vekâlet

ücretlerinin tahsili istemiyle 1136 sayılı Kanun'un 167. maddesi kapsamında

19/3/2003 tarihinde Ankara Barosu Hakem Kuruluna başvuruda bulunmuştur. Hakem

Kurulu 10/11/2003 tarihinde başvurucunun talebini kısmen kabul etmiş, ancak

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15/9/2005 tarihli kararı ile uyuşmazlığın Baro

Hakem Kurulunca çözümüne ilişkin kanun maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal

edilmesi nedeniyle Hakem Kurulu kararı bozulmuş, Hakem Kurulu da dosyayı Ankara

19. Asliye Hukuk Mahkemesine göndermiştir. Mahkeme ise 15/12/2005 tarihli

kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar vermiş; temyiz

edilen karar Yargıtayın aynı Dairesinin 16/3/2006

tarihli ilamıyla, davanın idari nitelikli olup uyuşmazlığın çözümünde idari

yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle bozulmuştur. Bu defa Mahkeme

22/9/2006 tarihli kararı ile bozma ilamına uymuş ve yargı yolu yanılgısı

nedeniyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda 28/11/2006

tarihinde açılan ve Ankara 15. İdare Mahkemesinde görülen tam yargı davasında

Mahkeme, 5/11/2007 tarihli kararı ile davanın reddine karar vermiş, temyiz

edilen karar Danıştay Onbirinci Dairesinin 25/4/2012

tarihli ilamıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 21/11/2013

tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

57. Başvurucunun Baro Hakem Kurulundan talepte bulunduğu 19/3/2003

tarihi itibarıyla yürürlükte olan vekâlet ücreti uyuşmazlıkları yönünden baro

hakem kurullarının görevli olduğuna ilişkin kanun maddesinin iptal edilmesi

üzerine dosyanın Hakem Kurulunca adli yargı yeri olan Ankara 19. Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderildiği, dosyanın gönderildiği Mahkemenin de ilk anda davanın

reddine karar vermeyip yargılamaya devam ederek başvurucunun Hakem Kuruluna

başvurduğu 19/3/2003 tarihinden itibaren yaklaşık iki yıl dokuz ay geçtikten

sonra 15/12/2005 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verdiği, kararın

temyiz edildiği ve yaklaşık üç ay süren temyiz incelemesi sonrası 16/3/2006 tarihindeYargıtayca verilen bozma ilamına Mahkemenin

yaklaşık altı ay sonra verdiği 22/9/2006 tarihli kararı ile uyduğu ve yargı

yolu yanılgısı nedeniyle davanın reddine karar verdiği dikkate alındığında,

başvurucunun Hakem Kuruluna başvurduğu 19/3/2003 tarihi ile idari yargı yerinde

davayı açtığı 28/11/2006 tarihi arasında geçen yaklaşık üç yıl sekiz aylık süre

bakımından yanlış yargı yoluna gidilerek yargılamanın gecikmesine yol

açılmasının, başvurucunun hatalı tutumundan kaynaklandığından söz edilemeyeceği

değerlendirilmiştir.

58. Öte yandan Ankara 15. İdare Mahkemesinde 28/11/2006

tarihinde açılan tam yargı davasında Mahkemenin 5/11/2007 tarihli kararı ile

davanın reddine karar verilmiş olup ilk derece mahkemesinde yargılamanın

yaklaşık on bir ay sürdüğü, ancak kararın temyizi üzerine Danıştay Onbirinci Dairesince hükmün 25/4/2012 tarihinde onandığı,

bu durumda temyiz aşamasında geçen sürenin ise dört yıl altı ay olduğu, karar

düzeltme isteminin de aynı Dairece 21/11/2013 tarihinde reddedildiği,

dolayısıyla karar düzeltme aşamasında geçen sürenin de yaklaşık bir yıl yedi ay

olduğu görülmektedir.

59. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal

sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru

konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60).

60. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına bir etkisi olduğunun tespit

edilmediği, gerek Hakem Kurulunca dosyanın adli yargı yerine gönderilmesi ve

Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın bir Yargıtay bozma ilamı sonrası

idari yargı yerinde açılması gerektiğinden bahisle reddine karar verilmesi

gerekse de idari yargı yerinde görülmeye devam edilen davada Ankara 15. İdare

Mahkemesinin kararına ilişkin temyiz ve karar düzeltme aşamalarında geçen süre

dikkate alındığında ve yargılamanın özellikle bu nedenlerle uzadığı

gözetildiğinde, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir

yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı, iki dereceli yargılama sisteminde yaklaşık on

yıl sekiz ay süren yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

61. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

63. Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle

20.000 TL manevi tazminat ile eksik ödendiğini ileri sürdüğü 12.593 TL vekâlet

ücreti alacağının 21.789 TL işlemiş faizi ile birlikte ödenmesi talebinde

bulunmuştur.

64. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

65. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

66. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkına ilişkin maddi

tazminat talebi bulunmayıp diğer ihlal iddiaları yönünden ise başvurunun kabul

edilemez olduğuna karar verildiğinden başvurucunun diğer tazminat taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 12.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Fatma Neyire ÖZMEN

Vekili

:

Av. Ali

SAKARYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1347, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. M. Emin KUZ
  17. Sakarya
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1347
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Müjgan Berberoğlu Başvurusu (B. No: 2014/19768)
  • Ziver Dal Başvurusu (B. No: 2014/14879)
  • Celal Polat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2679)
  • Ergül Okulmuş Başvurusu (B. No: 2014/12960)
  • Süleyman Bağrıyanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9756)
  • Ersun Gürses Başvurusu (B. No: 2014/15950)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.