İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Ülker Akkaya Başvurusu (B. No: 2014/18979)

1. Başvuru, 3600 olan emeklilik ek gösterge rakamının 2200

Başvuru No2014/18979Tarih22 Şubat 2018Okuma25 dk · 4.959 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Ülker Akkaya Başvurusu

Karar tarihi
22 Şubat 2018
Başvuru Numarası
2014/18979
R.G. Tarih ve Sayı
9/3/2018-30355
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.959 kelime·25 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 3600 olan emeklilik ek gösterge rakamının 2200

olarak düzeltilmesi neticesinde emeklilik aylığının azalması ve geriye yönelik

olarak fazladan ödendiği belirtilen emeklilik aylıklarının iadesinin istenmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının; bu işleme karşı açılan davada yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, Şahin Akkaya tarafından 4/12/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

7. Başvurucu Şahin Akkaya 10/10/2017 tarihinde vefat etmiştir.

8. Başvurucunun eşi Fatma Ülker Akkaya 10/12/2017 tarihinde

kayda giren dilekçe ile başvuruya devam etmek istediğini bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu 1944 doğumlu olup İstanbul'da ikamet etmektedir.

11. Başvurucunun eşi Şahin Akkaya (bundan sonra Ş.A. biçiminde

ifade edilecektir) yüksek mimar unvanına sahip olup Türkiye Kalkınma Bankası

Anonim Şirketinde (Banka) genel idare hizmetleri sınıfına dâhil uzman

kadrosunda 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'na tabi

olarak çalışmakta iken 14/10/1999 tarihli ve 4456 sayılı Türkiye Kalkınma

Bankası Anonim Şirketinin Kuruluşu Hakkında Kanun uyarınca 14/2/2000 tarihinde

Emekli Sandığı ile ilişkilendirilmiş ve 1. derece 4. kademe teknik hizmetler

sınıfına dâhil bir mimar gibi 3600 ek gösterge rakamı üzerinden Ş.A.nın intibakı yapılmıştır.

12. Ş.A. 22/10/2001 tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak

emekli olmuş ve kendisine 3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı

bağlanmıştır.

13. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından 2/11/2009 tarihli

işlemle Ş.A.nın 3600 olan ek gösterge rakamı 2200

şeklinde düzeltilmiştir. Düzeltme işleminde Ş.A.nın

fiilen genel idare hizmetleri sınıfına dâhil kıdemli uzman kadrosunda görev

yapmış olması dikkate alınmıştır. Ek gösterge rakamının 2200 olarak

düzeltilmesi nedeniyle Ş.A.nın emekli aylığı

azalmıştır.

14. SGK 4/11/2009 tarihli yazıyla, ek gösterge rakamının 2200

olarak düzeltildiğini ve geçmişe yönelik olarak (22/10/2001 ile 2/11/2009

tarihleri arasında) fazladan ödenen 16.439,25 TL'nin borç çıkarıldığını Ş.A.ya bildirmiştir. Anılan yazıda ayrıca üç ay içinde

ödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayın dolduğu tarihten itibaren hesaplanacak

kanuni faiziyle birlikte emekli aylığından her ay 1/4 oranında kesinti yapılmak

suretiyle borcun tahsil edilmeye başlanacağı ihtar edilmiştir.

15. Ş.A. tarafından 10/12/2009 tarihinde Ankara 7. İdare

Mahkemesinde ek göstergesinin 2200 olarak düzeltilmesi ile geçmişe yönelik borç

çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali ve maaşından tahsil edilen tutarların

yasal faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır. Mahkeme 30/9/2010

tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde Ş.A.nın

fiilen kıdemli uzman kadrosunda görev yapması nedeniyle teknik hizmetler sınıfı

kadrosu için belirlenen ek gösterge rakamından yararlanmasının mümkün olmadığı

belirtilmiştir. Gerekçede ayrıca Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun

(İBK) 7/12/2007 tarihli kararına göre de ek gösterge rakamının öğrenim sonucu

elde edilen unvana göre değil kadro unvanına göre belirlenmesi gerektiğinin

altı çizilmiştir.

16. Mahkeme kararı, Danıştay Onbirinci

Dairesinin 16/9/2014 tarihli kararıyla onanmıştır. Nihai karar 17/11/2014

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. Ş.A. 4/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Bireysel başvuru dilekçesinde, başvurucunun eşinin maaşından

1/4 oranında kesinti yapılmaya başlandığı belirtilmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun

36. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Bu Kanuna tabi kurumlarda çalıştırılan

memurların sınıfları aşağıda gösterilmiştir.

...

II Teknik Hizmetler Sınıfı

Bu Kanunun kapsamına giren kurumlarda

meslekleriyle ilgili görevleri fiilen ifa eden ve meri hükümlere göre yüksek

mühendis, mühendis, yüksek mimar, mimar, jeolog, hidrojeolog,

hidrolog, jeofizikçi, fizikçi, kimyager, matematikçi, istatistikçi, yöneylemci (Hareket araştırmacısı), matematiksel iktisatçı,

ekonomici ve benzeri ile teknik öğretmen okullarından mezun olup da,

öğretmenlik mesleği dışında teknik hizmetlerde çalışanlar, Mimarlık ve

Mühendislik Fakültesi veya bölümlerinden mezun şehir plancısı, yüksek şehir

plancısı, yüksek Bölge Plancısı, 3437 ve 9/5/1969 tarih 1177 sayılı Kanunlara

göre tütün eksperi yetiştirilenler ile müskirat ve çay eksperleri, fen memuru,

yüksek tekniker, tekniker, teknisyen ve emsali teknik unvanlara sahip olup, en

az orta derecede mesleki tahsil görmüş bulunanlar, Teknik Hizmetler Sınıfını

teşkil eder.”

20. 657 sayılı Kanun'un 43. maddesinin birinci fıkrasının (B)

bendinin ilgili bölümü şöyledir:

“B) Ek Gösterge: Bu Kanuna tabi kurumların

kadrolarında bulunan personelin aylıkları; hizmet sınıfları, görev türleri ve

aylık alınan dereceler dikkate alınarak bu kanuna ekli I ve II sayılı

cetvellerde gösterilen ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle hesaplanır.

II sayılı cetvelde yer alan unvanlarda değişiklik yapmaya ve yeni unvanlar

ilave etmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.

Bu ek

göstergeler, ilgililerin belirtilen sınıf ve görevlerde bulundukları sürece

ödemelere esas alınıp, terfi bakımından kazanılmış hak sayılmaz. ...”

21. 657 sayılı Kanun'a ekli I sayılı Cetvel'in

ilgili bölümü şöyledir:

“

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Recai AKYEL

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Fatma ÜLKER

AKKAYA

”

22. İBK'nın 7/12/2007 tarihli

kararının ilgili bölümü şöyledir:

“İçtihadın birleştirilmesi istemine konu olan

kararlarda uyuşmazlığı, kimya mühendisi unvanına sahip olmakla beraber, teknik

hizmetler sınıfında kimyager kadrosunda görev yapanların ek göstergelerinin

tespitinde tahsil durumunun mu, yoksa kadro unvanının mı esas alınacağı, buna

göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na 527 sayılı Kanun Hükmünde

Kararname'nin 3'üncü maddesi ile eklenen (I) sayılı Cetvelin Teknik Hizmetler

Sınıfı bölümünün (a) bendinde öngörülen (3600) ek gösterge rakamından mı, yoksa

(b) bendinde öngörülen (3000) ek gösterge rakamından mı yararlandırılacağı

hususu oluşturmaktadır.

Bugün bir çok ülkede uygulanan personel

sınıflandırma sistemleri, sınıflandırmaya personel ya da hizmet kavramlarından

hangisinin esas alınacağına göre değişkenlik göstermektedir. Bu sistemlerden

kadro sınıflandırmasında, hizmete ağırlık verilerek görev ve sorumluluklar esas

alınmakta; personel sınıflandırılması sisteminde ise, ayırıma, personel veya iş

esas alınmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile kamu

personel rejimimize kazandırılan kadro kavramı, devlet örgüt yapısının

oluşturulmasında, kamu hizmet ve faaliyetleri ile bunu yürütecek kamu işgücünün

planlanmasında kullanılan hukuksal bir araçtır. Başka bir anlatımla kadro,

memurun çalıştığı belli bir görev yerini ifade etmekte, memurun yapacağı iş,

onun kadrosu ile ilişkili bulunmaktadır.

Kamu hizmetinin yürütümüne yönelik olan

örgütü, kadrolar oluşturur. Örgütün kamu hizmetini yürütecek hizmet grupları ve

bu hizmet grupları içerisinde yer alan unvanlar, kurum teşkilat şemasında

gösterilir. Kişiyi örgütle kaynaştıran bir araç olarak kadro, ilgili kuruma,

üstlendiği kamu hizmetini yürütebilmek için ihtiyaç duyulan personeli istihdam

etme imkanını sağlar. Bu nedenle bir kuruma tahsis edilecek kadrolar, o kurumun

yerine getireceği görevlere göre tespit edilir. Bu bağlamda bir kurumun kadro

cetveline bakılarak ne tür bir kamu hizmeti üstlendiğini, bu hizmet ve faaliyetlerin

yöneldiği alanı, yerini ve etkinliğini saptamak mümkündür. Aynı zamanda kadro,

personelin sayısının, niteliğinin, görev yerinin, unvanının, sınıf ve

derecesinin, yükselmesinin, parasal ve özlük haklarının da genel olarak

belirleyicisidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 128'inci

maddesinde, devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin, genel idare esaslarına

göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve

sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği ve memurların

nitelik, atanma, ödev, yetki, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve

diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiş, 657 sayılı Devlet

Memurları Kanunu'nda da memurların hizmet şartları, nitelikleri, hak ve

yükümlülükleri ile parasal ve özlük hakları objektif kurallara bağlanarak

hukuki statüleri belirlenmiştir. Bu bağlamda, Devlet personel rejimimiz ve

bunun hukuki sujesi olan memurluk, statü hukukuna

dayanmakta, kadroda bu hukukun ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 33'üncü

maddesi ile kanun koyucu, her kurumda çalıştırılacak personelin tamamı için

görev yerlerinin belirtilerek kadro tespiti zorunluluğunu getirmiş, kadrosuz

memur çalıştırılamayacağını kurala bağlamıştır. Yasada, hizmetin önemi, hizmet

yerinin özellikleri ve yoğunluğu gibi kriterler esas alınmak suretiyle personel

kadrolarının tespit edilmesi ve bu hizmetleri göreceklerin kendi sınıfları

içindeki derece durumlarına uygun olmak kaydıyla o kadronun aylığını almaları

amaçlanmıştır. Başka bir anlatımla, kadro kavramı, kişilerden soyutlanarak

hizmete bağlanmış; hizmette, görevin niteliğine göre sınıflara ayrılmıştır.

Öte yandan, 657 sayılı Kanunun 43'üncü

maddesinin gerekçesinde, Devlet memurlarına ödenecek aylıklar konusunda, mevcut

barem sisteminden ayrılarak yeni bir sistem getirildiği hususuna yer verilmiş

ve aylığın tespitinde hizmetin Devlet için taşıdığı değer, hizmetin riski,

zorluğu ve şartları ile önem derecesinin belirleyici olacağı kabul edilmiştir.

Yine aynı Kanunun 147'nci maddesinin gerekçesinde ise, aylık tabirinin, ister

esas görev, ister vekalet görevi, ister ise ikinci görev şeklinde olsun, işgal

edilen bir kadro karşılığında ay itibarıyla ödenen parayı ifade ettiği açıkça

belirtilmiştir.

Buna göre aylık, memurlara esas görevleri

dolayısıyla bir aylık hizmetleri karşılığında, görevin önemi, riski ve devlet

için taşıdığı değer dikkate alınmak suretiyle belirlenerek ödenen parayı ifade

etmektedir. Ek gösterge ve değişik adlar altında yapılan ödemeler ile aylık

arasında niteliği itibarıyla bir farklılık bulunmakta, bunlar, aylık adı

altında birleştirilebilecek; sebebi, amacı ve işlevi aynı olan parasal bir

hakkın unsurlarını oluşturmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 43'üncü

maddesinde, ek göstergelerin bir takım görevlerin önem ve niteliklerinden ötürü

kabul edildiğini, memura yapılacak aylık ödemenin gösterge tablosundaki rakama

bu ek gösterge rakamlarının eklenmesi suretiyle bulunacak gösterge rakamı

üzerinden hesaplanacağını belirten hükümler, bunların kesinlikle göreve bağlı,

sunulan hizmetin ve yapılan görevin karşılığı olduğunu açıkça ortaya

koymaktadır.

Bu bağlamda ek gösterge, kadro görevini

yürüten personele verilen önemin göstergesi, yetki ve sorumluluğunun

karşılığıdır. Yetki ve sorumluluk ise, eğitim sonucu elde edilen unvana göre

değil, kadro unvanına bağlı olarak kullanılır.

Anılan Kanunun 33'üncü maddesinde ise,

kadrosuz memur çalıştırılamayacağının hükme bağlandığı, ek göstergeden

yararlanabilmek için cetvellerde karşılığı gösterilen kadroların birine atanmış

ve bu görevi fiilen ifa ediyor olma şartlarının birlikte gerçekleşmesi

gerektiği, ayrıca 147'nci maddesinde de aylığın hizmetlerin karşılığında

kadroya dayanılarak ay itibarıyla ödenen parayı ifade ettiği belirtilmiştir.

657 sayılı Kanunun 33'üncü ve 147'nci

maddeleri gereğince mühendis kadrosuna atanmadan mühendisler için öngörülen ek

göstergeden yararlanılamayacağı, bu düzenlemelerde görüldüğü üzere, bu Kanuna

tabi kurumlarda görev yapan personelin ek göstergelerinin, kadro şartına bağlandığı,

bu durumda ek göstergeden yararlanabilmek için salt unvana sahip olmanın

yeterli olmadığı o unvana ilişkin görevde (kadroda) bulunmak gerektiği

anlaşılmaktadır.

Bu itibarla anılan hükümler dikkate

alınmaksızın 657 sayılı Kanuna ekli (I) sayılı ek gösterge cetveli tek dayanak

alınmak suretiyle ek göstergenin unvana göre uygulanması gerektiği sonucuna

varmak mümkün değildir. Kadro ve bunun karşılığı ödenen parayı ifade eden

aylığın ve bunun bir parçasını oluşturan ek göstergenin, başka bir anlatımla memurun

parasal haklarını düzenleyen kuralların, yorum yoluyla kapsamlarının

genişletilmesi veya boşluklarının doldurulması mümkün değildir.

657 sayılı Kanunun 43'üncü maddesi, ek

gösterge konusunda bu Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellere atıf yaptığından,

ilgililere uygulanacak ek göstergenin tespitinde söz konusu cetvellerin yanında

43'üncü maddede yer alan düzenlemelerin de (unvana ilişkin görevde-kadroda

bulunma koşulunun da) gözönünde bulundurulması

gerekmektedir.

Buna göre, Devlet memurlarının fiilen görev

yapmakta oldukları kadro unvanları için ek gösterge öngörülmesi halinde bundan

yararlanacakları, kadro unvanında herhangi bir değişiklik olmadığı sürece

mezuniyet diplomasında yer alan unvan, başka bir anlatımla tahsil durumu

dikkate alınarak ek gösterge uygulamasından yararlanamayacakları sonucuna

ulaşılmaktadır."

B. Uluslararası Hukuk

23. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Uğur Ziyaretli,

B. No: 2014/5724, 15/2/2017, §§ 28-31.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 22/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

25. Ş.A., emekliye ayrıldığı 22/10/2001 tarihine kadar Bankada

fiilen mimar unvanıyla görev yaptığını ve teknik hizmetler sınıfına göre

intibakı yapılarak unvanına uyan 3600 ek gösterge rakamı üzerinden sekiz yıl

boyunca emekli aylığı aldığını belirtmiştir. Ş.A., Bankada görev yapan

uzmanların teknik personel olduğunu ve fiilen teknik işlerde çalıştıklarını

ifade etmiştir. Ş.A., SGK tarafından genel hizmetler sınıfında çalıştığının

kabulüyle sekiz yıl sonra ek gösterge rakamının 2200 olarak değiştirilmesi ve

geçmişe yönelik borç çıkarılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

26. Ş.A., kıdemli uzman pozisyonunda görev yapan teknik kökenli

mimar ve mühendislerin genel idare hizmetleri sınıfına dâhil oldukları

yolundaki kabulün İBK'nın 7/12/2007 tarihli kararıyla

oluştuğunu vurgulamış ve bu içtihadın geçmişe yürütülmesi sonucu adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

27. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Ş.A.nın

şikâyetlerinin özü, emekli maaşının ödenmesinde esas alınan ek gösterge

rakamının geçmişe yönelik değiştirilmesi sebebiyle emekli aylığının azalması ve

yeni ek gösterge rakamına göre geçmişte fazladan ödenen tutarların geri

istenmesine yönelik olduğundan adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin de

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Emekli Aylığının

Azaltılmasına İlişkin Şikâyet Yönünden

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucunun ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı

veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama

şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

30. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

31. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne

kadar güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

32. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı, bireylere bir tür sosyal

güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber yürürlükteki mevzuatta, önceden

prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma hakkı şeklinde bir

ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel olarak ilgili

mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı kapsamına

giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No:

2013/2166, 25/6/2015, § 36).

33. Somut olayda Ş.A.nın emekli aylığı

almaya hak kazandığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. İhtilaf konusu

olan husus, Ş.A.nın emekli aylığının 3600 ek gösterge

rakamı üzerinden mi yoksa 2200 ek gösterge rakamı üzerinden hesaplanacağına

yöneliktir. 3600 ek gösterge rakamı üzerinden intibakı yapılarak Ş.A.ya bu rakama göre 22/10/2001 tarihinden itibaren emekli

aylığı ödendiğinden 3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı ödenmesinin

Ş.A. yönünden meşru beklenti teşkil ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.

34. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı; kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek

ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma olanağı veren

bir haktır(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53). Ayrıca "meşru beklenti" teşkil eden mülk

edinme beklentilerini zedeleyici kamu işlem ve eylemleri de mülkiyet hakkına

müdahale oluşturur (Süleyman Oktay Uras ve Sevtap Uras, B. No: 2014/11994, 9/3/2017, § 57).

35. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kural

ihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülkten

barışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetin

kontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun

bırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin

kullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkının

malike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek

belirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve

mülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin

mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması

gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§§ 55-58).

36. Müteveffa başvurucu yönünden meşru beklenti oluşturduğu

tespit edilen 3600 ek gösterge rakamının 2200 olarak değiştirilmesi ve bunun

sonucu olarak emekli aylığının azalması mülkiyet hakkına müdahale teşkil

etmektedir. Meşru beklenti oluşturan, 3600 ek gösterge rakamı üzerinden

hesaplanan emekli aylığının azaltılması mülke erişimin engellenmesi mahiyeti

taşımakta ve bu durumun mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına müdahale

kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

37. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması

mümkündür. Ancak Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca

ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

38. Ş.A.nın mülkiyet hakkına müdahale

teşkil eden ek gösterge rakamının değiştirilmesi işlemi, 657 sayılı Kanun'un

43. maddesinin birinci fıkrasının (B) bendine dayandırılmıştır. Anılan kural

uyarınca 657 sayılı Kanun'a tabi kurumların kadrolarında bulunan personelin

aylıklarının hizmet sınıfları, görev türleri ve aylık alınan dereceler dikkate

alınarak bu Kanun'a ekli I ve II sayılı cetvellerde gösterilen ek gösterge

rakamlarının eklenmesi suretiyle hesaplanması gerekmektedir. Kanun'a ekli I

sayılı Cetvel'de, genel idare sınıfına dâhil olup Cetvel'de özel olarak sayılanlar dışında kalanlardan 1.

derecede bulunanların ek gösterge rakamı 2200 olarak gösterilmektedir.

39. Somut olayda müteveffa başvurucunun 3600 olan ek gösterge

rakamı, genel idari hizmetler sınıfına dâhil uzman kadrosunda görev yaptığı

gerekçesiyle 2200 olarak değiştirilmiş ve buna bağlı olarak emekli aylığı

azaltılmıştır. Müteveffa başvurucu ise fiilen yerine getirdiği görevin teknik

bir hizmet olan mimarlık ve mühendislik olduğunu, emekli aylığının teknik

hizmetler sınıfına uyan ek gösterge rakamı üzerinden hesaplanması gerektiğini

ileri sürmüştür. İBK'nın 7/12/2007 tarihli kararıyla

Danıştay Onbirinci Dairesi ile İdari Dava Daireleri

Kurulu arasındaki görüş ayrılığı giderilmiş ve bu husustaki içtihat, ek

gösterge rakamının öğrenim sonucu elde edilen unvana göre değil işgal edilen

kadro unvanına göre yapılacağı yönünde birleştirilmiştir. Mahkeme tarafından da

bu içtihat doğrultusunda karar verilmiş ve başvurucunun ek gösterge rakamının

değiştirilmesi yolundaki idari işlem hukuka uygun bulunmuştur. Müteveffa

başvurucu İBK kararının geriye yürütüldüğünü ileri sürmekte ise de içtihadın

birleştirilmesi bir kanun hükmüne ilişkin var olan yorum farlılıklarının

giderilerek tek bir yorumun geçerli kılınmasına yönelik olup İBK kararıyla yeni

bir kural ihdas edilmemektedir. İçtihat üretme konumunda bulunan yargı

organlarının herhangi bir kanun hükmüne ilişkin yorumlarının derdest olan tüm

uyuşmazlıklara uygulanması işin doğası gereğidir. Bu nedenle İBK kararıyla

birleştirilen içtihadın derdest olan uyuşmazlıklara uygulanmış olmasının

kuralın geriye yürütülmesi biçiminde yorumlanması mümkün değildir. Sonuç olarak

müdahalenin yasal dayanağının bulunduğu kanaatine varılmaktadır.

40. Ş.A.nın emekli aylığının

azaltılmasının temelinde yatan amaç, sosyal güvenlik sisteminin korunması ve

devamlılığının sağlanmasıdır. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu açıktır. Bu

nedenle müdahalenin sosyal güvenlik sisteminin devamlılığını ve sınırlı kamusal

kaynakların doğru şekilde harcanmasını gözeten meşru bir amacının bulunduğu sonucuna

ulaşılmaktadır.

41. Öte yandan genel idare hizmetleri sınıfında uzman kadrosunda

çalıştığı hâlde sehven teknik hizmetler sınıfı üzerinden intibakı yapılan Ş.A.nın ek gösterge rakamının da buna göre düzeltilmesi

-emekli aylığı alma hakkının devam ettiği de gözetildiğinde- Ş.A.ya aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklememektedir. Bu

nedenle Ş.A.nın emekli aylığının geleceğe yönelik

olarak azaltılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu

sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik açık bir ihlalin

bulunmadığı kanaatine varılmaktadır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Geçmişe Yönelik Borç

Çıkarılmasına İlişkin Şikâyet Yönünden

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

43. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan geçmişe

yönelik borç çıkarılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

(1) Mülkün Varlığı

44. Somut olayda, SGK tarafından Ş.A.ya

22/10/2001 ile 2/11/2009 tarihleri arasında fazladan ödenen 16.439,25 TL emekli

aylığının iadesi istenmektedir. Emekli aylıkları Ş.A.ya

ödenmekle Ş.A.nın mevcut mal varlığı hâline

gelmiştir. Bu nedenle bunların geri istenmesine yönelik işlemin de Anayasa'nın

35. maddesi bağlamında mülk teşkil ettiğinin kabulü gerekir.

(2)Müdahalenin Varlığı ve Türü

45. Müteveffa başvurucuya ödenmek suretiyle müteveffanın mevcut

mal varlığına dâhil olan emekli aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis

edilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

46. Ş.A.nın ek gösterge rakamının 2200

olarak düzeltilmesi ve bu rakama göre geçmişte fazla ödendiği tespit edilen

emekli aylıklarının iadesi yolunda işlem tesis edilmesi sosyal güvenlik

sisteminin devamlılığının ve kontrolünün sağlanması amacına yöneliktir.

Dolayısıyla fazladan ödenen emekli aylıklarının iadesinin istenmesi suretiyle Ş.A.nın mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin

kullanılmasının düzenlenmesi şeklindeki üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

(3) Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

(a) Kanunilik

47. Emekli aylığının azaltılması suretiyle mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kanuni dayanağına ilişkin olarak yukarıda yapılan

açıklamalar aynen geçerlidir (bkz.§§ 38, 39).

(b) Meşru Amaç

48. Müdahalenin meşru amacına ilişkin olarak yukarıda yapılan

açıklamalar aynen geçerlidir (bkz.§ 40).

(c) Ölçülülük

(i) Genel İlkeler

49. Ölçülülük ilkesi “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012

E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43,

K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).

50. Hukuka aykırı ödemelerin tahsiline ilişkin uyuşmazlıklarda

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilebilmesi için

başvurucuya kanuna aykırı olarak ödeme yapılması biçiminde ortaya çıkan sonuca

tarafların katkı derecelerine de bakılması gerekmektedir. Bu bağlamda

tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunların yerine getirilmesinde

ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalin varlığının tespiti hâlinde

bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisinin bulunup bulunmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır (Uğur Ziyaretli, § 65).

51. Öte yandan idarenin "iyi yönetişim" ilkesine uygun

hareket etme yükümlülüğü bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konu

söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve her

şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No

2013/711, 3/4/2014, § 68).

52. İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığının tespitinde idarenin hatalı işlemi

karşısındaki tutumunun yanında işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı

işlem nedeniyle ödenen paranın tahsil edilmesindeki yöntem, alacağa kanuni faiz

uygulanması gibi yaptırımların öngörülüp görülmediği önem arz etmektedir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074, 9/3/2016,

§ 71).

53. Sosyal adaletin gereği olarak idarenin tesis ettiği hatalı

işlemi somut olayın koşullarına göre geri alabileceği veya belli durumlarda

kaldırabileceği hususunda kuşku yoktur. Bu tespit hatalı idari işlemden

kaynaklanan sosyal güvenlik ödemeleri için de geçerlidir. Aksi durum kişilerin

sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği gibi sosyal güvenlik fonlarına katkıda

bulundukları hâlde kanunlardaki koşulları sağlamadıkları gerekçesiyle

ödemelerden mahrum kalan kimseler yönünden adil olmayan sonuçlar doğurabilir.

Bu durum, sınırlı kamu kaynaklarının uygun olmayan yöntemlerle dağıtımına cevaz

verilmesi anlamına gelebileceğinden kamu yararı ile örtüşmez (Tevfik Baltacı, § 74).

(ii) İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Olayda idari hizmetler sınıfına dâhil uzman kadrosunda görev

yapan Ş.A.nın mezuniyet unvanının mimarlık olduğu

gözetilerek teknik hizmetler sınıfına dâhil olan mimar kadrosuna göre 3600 ek

gösterge rakamı üzerinden 14/2/2000 tarihinde intibakı yapılmıştır. 22/10/2001

tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak emekli olan Ş.A.ya

3600 ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı bağlanmış ve 2/11/2009 tarihine

kadar bu ek gösterge rakamına göre emekli aylığı ödenmesine devam edilmiştir.

Ancak SGK tarafından 2/11/2009 tarihli işlemle, Ş.A.nın

ek gösterge rakamı fiilen görev yaptığı sınıfı ve kadrosuna uygun olarak 2200

şeklinde düzeltilmiş ve buna göre geçmiş dönemde fazladan ödenen tutarların

iadesi yolunda işlem tesis edilmiştir.

55. İntibak işlemi idare tarafından yapılmış olup Ş.A.nın fiilen genel idare hizmetleri sınıfına dâhil uzman

kadrosunda görev yaptığı hususu kamu makamlarınca bilinmektedir. Ş.A.nın görev yaptığı sınıf ve kadroya ilişkin olarak kamu

makamlarını yanıltması söz konusu değildir. Ş.A.nın

intibakının fiilen görev yaptığı kadro yerine mezuniyet unvanı esas alınarak

yapılması idarenin yasal düzenlemeleri hatalı yorumlamasından kaynaklanmıştır.

Bu nedenle hatalı ödeme nedeniyle Ş.A.ya herhangi bir

kusur atfedilmesi mümkün değildir.

56. Öte yandan intibak işleminin hatalı yapıldığının tespit

edilmesinde geçen yaklaşık sekiz yıllık süre oldukça uzundur. Bu süre boyunca Ş.A.nın intibak işleminin düzeltilmesi hususunda Banka ile

SGK arasında herhangi bir iletişimin kurulmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca Ş.A.nın durumunu tespit etmek için derin bir araştırmaya

ihtiyaç duyulmayacağı da açıktır. Bu durum, idari işlev gören ayrı hukuksal

statülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların bir bütün oluşturduğunu ifade

eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

57. Hatalı intibak yapılmasındaki bütün kusur kamu makamlarına

ait olsa da idarece yersiz ödendiği tespit edilen anapara tutarının iadesinin

talep edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Aksi durumun belirtildiği

üzere (bkz. § 53) başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açabileceği ve

sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna karşın alacağın başvurucudan

tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi, daha önce benzer

konuda verdiği Tevfik Baltacı ve Uğur Ziyaretli kararlarında

başvurucuların anaparanın yanında faiz ödemekle de yükümlü kılınmış olmalarının

kusurlu davranışlarıyla orantısız bir külfet yüklenmeleri sonucunu doğurduğunu

belirterek müdahalenin ölçülü olmadığı kanaatine ulaşmıştır (Tevfik Baltacı, § 79; Uğur Ziyaretli,

§ 76).

58. Somut olayda dava konusu idari işlemle iadesi istenen

16.439,25 TL'nin sadece anaparadan oluştuğu ve faiz içermediği anlaşılmıştır.

Bununla birlikte anılan idari işlemde 16.439,25 TL olan anaparanın üç ay içinde

ödenmesi istenmiş ve üç ay içinde ödeme yapılmaması hâlinde üçüncü ayın dolduğu

tarihten itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte emekli aylığından her

ay 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle borcun tahsil edilmeye başlanacağı Ş.A.ya ihtar edilmiştir. İdarenin hatalı intibak işlemi

sebebiyle sekiz yıllık sürede ve aylık olarak Ş.A.ya

yersiz ödenen tutarların toplu bir şekilde üç ay içinde iadesinin istenmesi

-hiçbir kusurunun bulunmadığı da gözetildiğinde- Ş.A.ya

aşırı bir külfet yüklemektedir. Emekli aylığının sosyal bir ödeme olduğu hususu

da dikkate alındığında yersiz yapılan ödemelerin iade edilebilmesi için Ş.A.nın ekonomik anlamda dara düşmesini önleyecek şekilde

bir takvime bağlanması, kamu yararı ile bireysel yarar arasında denge kurulması

bakımından gereklidir.

59. Esasen idare tarafından emekli aylığından her ay 1/4

oranında kesinti yapılmak suretiyle tahsil seçeneği de Ş.A.ya

sunulmuştur. Yersiz ödenen tutarların aylığından 1/4 oranında kesinti yapılmak

suretiyle geri ödenmesi Ş.A.nın menfaatlerinin de

korunması bakımından uygun bir yöntem olarak görülebilir. Ancak üç ay içinde

toptan ödemenin alternatifi olarak sunulan bu seçeneğin tercih edilmesi

durumunda ayrıca faiz de tahsil edilmesi öngörülmüştür. Ş.A.nın

menfaatleri ile kamu yararı arasında makul denge kurulmasında önemli bir işlev

gördüğü tespit edilen emekli aylığından 1/4 oranında kesinti yapılmak suretiyle

ödeme durumunda Ş.A.dan ayrıca faiz de tahsil

edilmesinin öngörülmüş olması menfaatler dengesini Ş.A. aleyhine bozmuş ve

mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle faiz yönünden Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

61. Ş.A., yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

63. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak

davanın ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, §§ 45, 47).

64. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

idari yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Selahattin Akyıl, § 41).

65. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki yaklaşık 4 yıl 9 ay 6

günlük yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

66. Açıklanan gereçelerle Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Ş.A., ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesine ve

20.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesitalebinde

bulunmuştur.

69. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

70. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya miras hissesi gözetilerek net 2.700 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Geçmişe yönelik borç çıkarılması şikâyeti yönünden

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

72. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının giderilebilmesi

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 7. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden Ş.A.nın

206,10 TL harç ödediği ve ayrıca kendisini avukatla temsil ettirdiği

anlaşılmaktadır. Şahin Akkaya'nın ölümüyle Av. Müjgan Sürek ile olan vekâlet ilişkisi

sona ermiş olsa da bireysel başvurunun avukat aracılığıyla yapılmış olması

sebebiyle, bakılan başvuruda başvurucu lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Emekli aylığının azaltılmasına yönelik şikâyet yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Geçmişe yönelik borç çıkarılmasına dair şikâyet yönünden

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Geçmişe yönelik borç çıkarılmasına dair şikâyet yönünden

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Mülkiyet hakkının ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Ankara 7. İdare Mahkemesine

(E.2009/1832) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 2.700 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik

Kurumuna GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

UNVANI

Derece

1/1/1994’den İtibaren

Uygulanacak Ek Göstergeler

1/1/1995’den İtibaren

Uygulanacak Ek Göstergeler

I - GENEL İDARE HİZMETLERİ SINIFI

...

i) Bu sınıfa dahil olup da yukarıda sayılanlar dışında

kalanlardan,

1

1900

2200

II- TEKNİK HİZMETLER SINIFI

Kadroları bu sınıfa dahil olup, en az 4 yıl süreli

yükseköğretim veren fakülte veya yüksekokullardan mezun olarak yürürlükteki

hükümlere göre Yüksek Mühendis, Mühendis, Yüksek Mimar ve Mimar ile şehir

plancısı ve Bölge Plancısı unvanını almış olanlar

1 3200 3600

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18979, 22 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. II Teknik Hizmetler Sınıfı
  9. II sayılı cetvelde yer alan unvanlarda değişiklik yapmaya ve yeni unvanlar
  10. Yıldırım
  11. Kömürcü
  12. Akıncı
  13. Akkaya
  14. B. Uluslararası Hukuk
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Mülkiyet Hakkının
  17. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Ş.A.nın
  18. E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012
  19. B. Makul Sürede
  20. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  21. VI. Hüküm
  22. A. 1. Emekli aylığının azaltılmasına yönelik şikâyet yönünden
  23. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  24. G. Kararın bir örneğinin Türkiye Cumhuriyeti Sosyal Güvenlik
  25. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  26. Unvanı
  27. I - Genel İdare Hizmetleri Sınıfı
  28. Iı- Teknik Hizmetler Sınıfı
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18979
Tarih
22 Şubat 2018

İlgili Kararlar

  • Ömür Radyo Televizyon Ticaret Anonim Şirketi Başvurusu (B. No: 2015/14943)
  • Coşkun Çiftler Başvurusu (B. No: 2014/18624)
  • Najeebullah Najeebullah Başvurusu (B. No: 2017/34731)
  • M.e. Başvurusu (B. No: 2017/22214)
  • Hüseyin Çağlıyan Başvurusu (B. No: 2014/12553)
  • Ali Demir ve Ali Erden Başvurusu (B. No: 2014/7847)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.