İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fazlı Karadavut Başvurusu (B. No: 2013/7346)

1. Başvuru,

Başvuru No2013/7346Tarih17 Şubat 2016Okuma34 dk · 6.754 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fazlı Karadavut Başvurusu

Karar tarihi
17 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/7346
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.754 kelime·34 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru,

başvurucunun yakınının trafik kazasında yaşamını yitirmesi üzerine yürütülen

ceza soruşturmasında eksik inceleme yapılarak kovuşturmaya yer olmadığına dair

karar verilmesi nedeniyle yaşam hakkının ve olayda hizmet kusuru bulanan

bakanlıklar aleyhine idari yargıda açılan tam yargı davasının makul bir sürede

tamamlanmaması, bu davadaki taleplerinin haksız olarak reddedilmesi ve

yargılama sonucunda verilen kararın hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine Kayseri 3.

Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 20/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/3/2014 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 7/4/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlığın görüş yazısı, başvurucuya 15/4/2014 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 15/7/2014

tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi Bilişim Sistemi üzerinden incelenen başvuruya konu dava

dosyasının içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucunun oğlu olan Fethi Karadavut

(F.K.), 14/6/2005 tarihinde Kayseri-Nevşehir karayolunda geçirdiği tek taraflı

trafik kazası sonucu kaldırıldığı Nevşehir Devlet Hastanesinde yaşamını

yitirmiştir. Kazada F.K. ile aynı araçta bulunan Yakup Maviş (Y.M.) ve İbrahim

Kütük (İ.K.) ise hafif şekilde yaralanmışlardır.

1. Ceza Soruşturması

Süreci

9. F.K.nin Nevşehir Devlet

Hastanesinde yaşamını yitirmesinin akabinde olay, Ürgüp Cumhuriyet

Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) bildirilmiş olup Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmıştır.

10. Soruşturmada görev alan nöbetçi Cumhuriyet Savcısı, anılan

Hastaneye gelmiş ve refakatinde bulunan Adli Tıp Uzmanı ile birlikte F.K.ye ait

ceset üzerinde ölü muayene ve otopsi işlemi yapmıştır.

11. Aynı tarihte düzenlenen ölü muayene ve otopsi tutanağında F.K.nin kesin ölüm sebebinin boyun kırığına bağlı olarak

omurilik zedelenmesi sonucu gelişen solunum ve dolaşım yetmezliği olduğu

belirtilmiştir.

12. Kolluk görevlileri tarafından 14/6/2005 tarihinde olaya

ilişkin "Trafik Kazası Tespit Tutanağı" düzenlenmiştir. Tutanağa göre

kaza, 14/6/2005 tarihinde saat 13.45'te gerçekleşmiştir. Tutanağın "gün

durumu" hanesinde yer alan kodlamaya ilişkin kutucuğa ise tutanakta 2.

sırada yer verilen gece ibaresi yerine geçmek üzere (2) numarası yazılmıştır.

Söz konusu tutanağın "kazanın özeti" başlıklı bölümü şöyledir:

"14/6/2005 günü saat 13.45 sıralarında Nevşehir-Kayseri (D 300/16

numaralı) devlet karayolunda Kayseri istikametinden Nevşehir istikametine seyir

halinde bulunan sürücü Fethi Karadavut, sevk ve

idaresindeki 38... plakalı araç ile bahse konu yolun 62+150 km.sine gelindiğinde aracın hızını yol ve trafik

durumunun gerektirdiği şartlara uydurmadığından, kendi gidiş istikametine göre

yolun solunda bulunan orta refüje aracını devirmek suretiyle yaralanmalı trafik

kazasına sebebiyet vermiştir.

Bu kazada Fethi Karadavut,

2918 sayılı K.T.K'nın 52/1B

maddesinde yer alan aracın hızını, yol ve trafik durumunun gerektirdiği

şartlara uydurmamak kuralını ihlal ettiğinden tali kusurlu olup 8/8 kusurludur."

13. Kolluk tarafından 14/6/2005 tarihinde Y.M. ve İ.K.nın ifadeleri alınmıştır. Y.M.

ve İ.K., ifadelerinde özetle otomobili arkadaşları ölen F.K.nın kullandığını, F.K.nın

karşı yönden gelen ve yolcu taşımacılığı yapan bir firmaya ait otobüse selam

vermek isterken aracın kontrolünü kaybettiğini ve bu nedenle aracın takla

attığını belirtmişlerdir.

14. İlgili yolcu taşımacılığı yapan firma 17/6/2005 tarihli

yazısıyla, kazanın meydana geldiği tarihte Kayseri-Ürgüp-Avanos-Nevşehir

karayolunda 12.00-16.00 saatleri arasında firmalarına ait otobüslere

rastlanmasının mümkün olmadığını başvurucuya bildirmiştir.

15. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma

sonucunda verilen 24/6/2005 tarihli ve K.2005/278 sayılı kararla söz konusu

kazada başvurucunun oğlu olan F.K. dışında başka kimseye izafe edilebilecek bir

kusur bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

(takipsizlik) verilmiştir.

16. Başvurucu, 29/6/2005 tarihli dilekçeyle özetle söz konusu

otomobili oğlu F.K.nin kullanmadığını, otomobilin

şoför mahallinde hiçbir hasar olmadığını, hasarın ve kan izlerinin otomobilin

sağ tarafında bulunduğunu belirtmiş ve ilgili yolcu taşımacılığı yapan firmadan

aldığı 17/6/2005 tarihli belgeyi de ekleyerek kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara itiraz etmiştir.

17. Başvurucunun itirazı, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır

Ceza Mahkemesi) 12/7/2005 tarihli ve 2005/76 sayılı kararıyla, olayda kaza

yapan otomobili F.K. dışında başka birinin kullandığına dair herhangi bir delil

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

18. Başvurucu, 25/7/2005 tarihinde Kayseri 2. Sulh Hukuk

Mahkemesine müracaat ederek "hasar ve delil tespiti" talebinde

bulunmuştur. Mahkemece bu talep kabul edilmiş ve aynı tarihte Makine Mühendisi

bilirkişisi refakatinde araç üzerinde keşif yapılmıştır. Bilirkişinin Mahkemeye

sunduğu 29/7/2005 tarihli raporun ilgili bölümü şöyledir:

"...araçta bulunan sürücü koltuğundaki emniyet kemerinin, sürücünün sol

tarafından belinin hizasından kesilmiş olduğu, kesilen kemer halatının kilit

mandalından boşaltılarak çıkartıldığı, mandalın boş vaziyette kilit

tertibatında kaldığı, elle yapılan kontrollerde açma mandalına basınca mandalın

kilitten kolayca çıktığı, kilitte herhangi bir takılma ya da sıkışma olmadığı,

emniyet kemerinin kilit açma butonuna basarak kolayca açılması mümkün iken

neden kesildiği hakkında ise kanaatim, aracın kaza sonrasında durduğu pozisyon

dört tekerlek üzerinde olmadığı, sağa doğru yan vaziyette olduğu, sürücünün

sağa doğru kemeri bağlı halde sarkmış olduğu, baygın olduğu için emniyet

kemerinin açma butonuna basamadığı, kurtarma çalışması yapan şahısların ise

butona ulaşamadıklarından kemeri keserek yaralıyı çıkarttıkları şeklindedir.

Ayrıca sürücü tarafındaki emniyet kemerinin kaza anında santrafüj tertibatının boşalıp uzama yaptığı

anlaşılamamıştır. Çünkü kesilen kemer halatı sistemden boşalmış vaziyettedir.

Ancak sağ taraftaki emniyet kemerinin elle kontrolü sırasında santrafüj kilidinin normal çalıştığı ve ileriye doğru ani

harekette kilitleme yaparak kemerin uzamasını engellediği görülmüştür."

19. Başvurucu, 26/7/2005 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın kaldırılması amacıyla Bakanlığa başvurmuştur. Bakanlık,

başvurucunun bu talebini kanun yararına bozma yönünden incelemiş ve 5/10/2005

tarihinde tüm dosya kapsamına, dayandığı gerekçeye ve Mahkemenin takdirine

nazaran anılan karar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilmediği

gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

20. Başvurucu, 8/11/2005 tarihli dilekçe ile Cumhuriyet

Başsavcılığına müracaat etmiş ve oğluna ilk tıbbi müdahalede bulunan doktorun

ifadesinin alınması talebinde bulunmuştur.

21. Cumhuriyet Başsavcılığının, bu talebi itiraz olarak

değerlendirmesi üzerine soruşturma dosyası, itirazı incelemeye yetkili Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

22. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/11/2005 tarihli ve 2005/118 sayılı

kararıyla, başvurucunun talebinin yeni bir delilin araştırılmasına ilişkin

olduğu belirtilmiş, bu sebeple talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına

ve dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilmiştir.

23. Bunun üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca, olay yerine giden

ve F.K.ye ilk tıbbi müdahalede bulunan doktorun ifadesi alınmıştır. Doktor

ifadesinde özetle kaza yerine gidildiğinde aracın hafif yana yatmış olduğunu,

şoför mahallinde oturan kişinin (F.K.) yan tarafına kaydığını ve emniyet kemerinin bağlı olduğunu,

emniyet kemerini kendilerinin kestiğini belirtmiştir.

24 Cumhuriyet Başsavcılığı 8/12/2005 tarihli ve K.2005/637

sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına yeniden karar vermiştir. Karar

gerekçesinde özetle ölümün trafik kazası sonucunda meydana gelen boyun

kırılmasından kaynaklandığı, olayın oluşumunda ölenden başka bir kimseye kusur

izafe edilemeyeceği belirtilmiştir.

25. Başvurucu; 13/12/2005 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına

yeniden müracaat etmiş ve oğlunun bir kaza sonucu ölmediğini, kasten

öldürüldüğünden şüphelendiğini belirterek soruşturmanın yenilenmesini ve bu

yönde derinleştirilerek sorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı, bu müracaat üzerine 16/12/2005

tarihli ve K.2005/664 sayılı kararıyla konuya ilişkin başka bir soruşturma

yürütülüp takipsizlik kararı ile sonuçlandırıldığı ve bu kararın da

kesinleştiği gerekçesiyle olay hakkında yeniden kovuşturmaya yer olmadığına

dair karar vermiştir.

27. Başvurucunun bu kararlara itirazı da Ağır Ceza Mahkemesinin

31/1/2006 tarihli ve 2006/14 sayılı kararında tanık doktorun beyanı ile Kayseri

2. Sulh Hukuk Mahkemesinin tespit dosyası üzerinden alındığı anlaşılan

bilirkişi raporunun birbiri ile uyumlu olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

28. Başvurucu 28/2/2006 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararların kaldırılması amacıyla yeniden Bakanlığa başvurmuştur. Bakanlık

14/3/2006 tarihinde yargı yetkisi ve takdir hakkına ilişkin hususlarda

yapılacak bir işlem bulunmadığı, konuyla ilgili yeni delil ve iddiaların

görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına yapılabileceği gerekçesiyle

başvurucunun bu talebini de reddetmiştir.

29. Başvurucu 23/6/2006 tarihli dilekçeyle, kazadan yaralı

olarak kurtulan kişilerin ifadelerini alması gerektiği hâlde bu kişilerin

ifadesini almadığını ileri sürdüğü Nevşehir Devlet Hastanesinde görevli polis

memuru hakkında yasal işlem yapılması amacıyla İçişleri Bakanlığına

başvurmuştur. Nevşehir Valiliği, gerekli incelemeyi yaptıktan sonra görevli

polis memurunun herhangi bir ihmali bulunmadığı gerekçesiyle dosyayı işlemden

kaldırmıştır.

30. Başvurucu 23/2/2006 tarihli dilekçeyle, bu kez olay hakkında

yeterli araştırma yapmadan trafik kaza tespit tutanağı hazırladıklarını ileri

sürdüğü Ürgüp İlçe Jandarma Komutanlığı görevlileri hakkında yasal işlem

yapılması amacıyla İçişleri Bakanlığına başvurmuştur.

31. Bu müracaat üzerine Jandarma Yüzbaşı A.D., iddiayı araştırmak

üzere muhakkik olarak atanmış ve başvurucu dışında olayda görev alan kolluk

mensuplarının da ifadelerini almıştır. İfadeleri alınan görevlilerin bir

kısmının, olayı hatırlamadıklarını söyledikleri; bir kısmının ise olaya ilişkin

tutanağın içeriğini tekrarladıkları anlaşılmıştır.

32. Ayrıca muhakkik, Avanos İlçe Jandarma Komutanlığında Trafik

Tim Komutanı olarak görev yapan Ö.K.yi

de bilirkişi sıfatıyla dinlemiştir. Ö.K., olay yeri incelemesi tutanağını ve

kaza tespit tutanağını inceleyerek verdiği beyanında özetle kaza tespit

tutanağındaki tarih ve saatin doğru olduğunu ancak kazanın gündüz vakti

gerçekleşmesine rağmen gece olarak (2) rakamı ile işaretlendiğini, kazanın

Kayseri-Aksaray devlet yolunun (300-16) 61+45,40 metresinde meydana geldiğini,

tutanakta ise (300-16) 61+150 metresinde geldiğinin belirtildiğini, söz konusu

tutanaktaki hataların sehven yapıldığını, tutanağın kesin nitelikte bir belge

olmadığını, ilgili adli makamlarca olay yerinde yapılacak inceleme ve alınacak

bilirkişi mütalaaları ile açıklığa kavuşturulamayan ve çelişkili gibi görünen

hususların aydınlatılabileceğini belirtmiştir.

33. Muhakkik, başvurucuyu ve olayda görev alan kolluk

mensuplarını dinleyip ilgili belgeler üzerinde de gerekli incelemeleri

yaptıktan sonra 19/12/2006 tarihli vaka kanaat formunu hazırlamıştır. Anılan

forma göre Başçavuş İ.S., olay yerinde acele önlemleri alıp olayı aydınlatıcı

tedbirler almadığından Başçavuş E.S.Ç. ise tanzim etmiş olduğu tutanakta olay

yerini ve zamanını yanlış gösterdiğinden ve krokide hatalar bulunduğundan

kusurlu bulunmuştur. Bunun üzerine ilgililer hakkında hazırlanan dosya, gereği

yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

34. Başvurucu 23/6/2006 tarihinde Bakanlığa yeniden müracaat

ederek olay hakkında kamu davası açılmasının sağlanması ve Ağır Ceza Mahkemesi

Başkanlığı görevlileri hakkında yasal işlem yapılması talebinde bulunmuştur.

35. Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, söz konusu müracaata

ilişkin 31/10/2006 tarihinde başvurucuya gönderdiği yazısında özetle, ileri

sürülen iddiaların, Cumhuriyet savcısının delillerin toplanması ve

değerlendirilmesi, hâkimin yargı yetkisi ve takdir hakkı kapsamında kaldığını,

adı geçen görevlilerin bu hak ve yetkilerini herhangi bir şekilde taraflı

davranarak kötüye kullandıklarına dair delil elde edilemediği gibi kanuni

yollara müracaat sırasında ileri sürülmesi gereken hususun şikâyete konu

edildiğini ve bu nedenle talebi ile ilgili bir işlem yapılmasına gerek

görülmediğini, ayrıca dilerse bu işleme karşı usul ve kanun hükümleri uyarınca

yazının tebliğ tarihinden itibaren altmış günlük yasal süresi içerisinde idare

mahkemelerine dava açma hakkının bulunduğunu bildirmiştir.

36. Ürgüp Cumhuriyet Başsavcılığı ise adı geçen kolluk

görevlileri hakkında görevi ihmal suçundan yaptığı soruşturma sonucunda

23/1/2007 tarihli ve K.2007/61 sayılı kararıyla, şüphelilerin yüklenen suçu

işlediklerini ve haklarında kamu davası açılmasını haklı gösterir nitelikte ve

yeterlilikte soyut iddia dışında delil ve emare bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına

karar vermiştir.

37. Başvurucunun bu karara itirazı da Ağır Ceza Mahkemesinin

15/3/2007 tarihli ve 2007/133 Değişik İş sayılı kararıyla, şüphelilerin trafik

kaza mahallinde yeterli teknik inceleme ve araştırmayı yapmadıkları

gerekçesiyle idari yönden kusurlu bulunduklarına dair bir muhakkik raporu

bulunduğu anlaşılmışsa da meslekte acemilik, tecrübesizlik ya da mesleki

yetersizliğe dayalı idari kusurlar nedeniyle görevi ihmal suçunun oluşmayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.

38. Başvurucu, 23/6/2006 tarihli dilekçe ile bu kez olay

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dairkarar veren

Cumhuriyet savcıları ve bu kararlara itirazlarını inceleyen hâkimler hakkında

kamu davası açılmasını sağlamak amacıyla yeniden Bakanlığa başvurmuştur.

Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, 31/10/2006 tarihinde önceki kararlarında

olduğu gibi yargı yetkisi ve takdir hakkına ilişkin hususlarda Bakanlıkça

yapılacak bir işlem bulunmadığı gerekçesiyle bu talebi de reddetmiştir.

2. İdari Yargıda Açılan Tam Yargı Davası Süreci

39. Başvurucu, 28/12/2006 tarihinde Bakanlık Ceza İşleri Genel

Müdürlüğünün 31/10/2006 tarihli işlemi ve kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararların iptali ile sorumlular hakkında kamu davası açılması ve sonucunda

cezalandırılmaları talebiyle Ankara 14. İdare Mahkemesi nezdinde dava açmıştır.

40. Ankara 14. İdare Mahkemesi, 15/2/2007 tarihli ve K.2007/106

sayılı kararıyla, dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle

"dilekçe ret kararı" vermiş ve bildirilen yanlışlıkların

tekrarlanması hâlinde davanın reddedileceğini başvurucuya bildirmiştir.

41. Başvurucu, 16/4/2007 tarihli dilekçesiyle bildirilen

eksiklikleri tamamlamış ve kaza sırasında ve sonrasında İçişleri Bakanlığı ile

Adalet Bakanlığının sorumluluklarını yerine getirmediklerinin tespiti ile

uğradığı maddi ve manevi zararlarının tazmini amacıyla dilekçesini

yenilemiştir. Başvurucu, bu dilekçesinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak

kaydıyla toplam 4.000 TL tazminat talep etmiştir.

42. Ankara 14. İdare Mahkemesi, 17/5/2007 tarihli ve K.2007/364

sayılı kararıyla, davanın yetki yönünden reddine ve dava dosyasının yetkili

Kayseri İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

43. Kayseri 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) ise 17/7/2007 tarihli

ve K.2007/1195 sayılı kararıyla zararın somut olarak hangi işlem veya eyleme

dayandırıldığının açıkça belirtilmediği, tazminat nedenlerinin açıkça

gösterilmediği, tazminat talebinin ne kadarının maddi ne kadarının manevi

tazminata ilişkin olduğunun belirtilmediği gerekçesiyle dilekçe ret kararı

vermiş ve bildirilen yanlışlıkların tekrarlanması hâlinde davanın

reddedileceğini başvurucuya bildirmiştir.

44. Başvurucu 6/9/2007 tarihinde dilekçesini yenilemiş ve

fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi ve 10.000 TL

manevi olmak üzere toplam 11.000,00 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

Dilekçenin yenilenmesi üzerine Mahkeme, 19/9/2007 tarihli ve K.2007/1352 sayılı

kararıyla zararı doğuran işlemleri tesis eden idarelerin Ankara ilinde

bulunması sebebiyle Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu sonucuna varmış ve

yetkili mahkemenin belirlenmesi amacıyla dosyanın Danıştay Başkanlığına

gönderilmesine karar vermiştir.

45. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 14/12/2007 tarihli ve

K.2007/6165 sayılı kararıyla Kayseri İdare Mahkemesinin yetkili olması nedeniyle

dosyanın bu mahkemeye gönderilmesine karar vermiştir.

46. Mahkeme bu karar üzerine yargılamaya devam etmiş ve

18/3/2008 tarihli ve K.2008/298 sayılı kararıyla, uyuşmazlığın trafik kazası

sonrasında davalı idarelerin hizmet alanlarına giren konularda gerekli inceleme

ve işlemleri yapmamasından kaynaklandığını fakat idarelere tazminat istemiyle

başvurulmadan doğrudan tam yargı davası açıldığı gerekçesiyle dava dilekçesi ve

eklerinin "Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına tevdiine" karar vermiştir.

47. Başvurucu, 8/4/2008

tarihinde söz konusu idarelere tazminat talebiyle bulunduğu başvurusunun,

Adalet Bakanlığınca 11/4/2008, İçişleri Bakanlığınca 22/5/2008 tarihinde

reddedilmesi üzerine 2/6/2008 tarihli dilekçeyle Mahkeme nezdinde süresi içinde

yeniden dava açmış ve Bakanlıkların işlemlerinin iptaline karar verilmesi,

Bakanlık görevlileri hakkında kamu davası açılmasının sağlanması ve fazlaya

ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi olmak

üzere toplam 11.000 TL tazminatın davalı idarelerden alınarak tarafına

verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

48. Mahkeme, 10/6/2008 tarihli ve K.2008/435 sayılı kararıyla

dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle yeniden "dilekçe ret

kararı" vermiş ve bildirilen yanlışlıkların tekrarlanması hâlinde davanın

reddedileceğini başvurucuya bildirilmiştir.

49. Başvurucunun 14/7/2008 tarihinde dilekçesini yenilemesi

üzerine Mahkeme, yargılamaya devam etmiş ve başvurucunun talebi üzerine

26/3/2009 tarihinde duruşma yapmıştır. Duruşma zaptında, davanın taraflarının

hazır olduğunun ve taraflara usulüne uygun söz verilip dinlendiklerinin

belirtildiği görülmüştür.

50. Mahkeme, yargılama sonucunda 6/4/2009 tarihli ve K.2009/181

sayılı kararıyla özetle başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın idari

işlem ya da eylemden değil, yargılanma faaliyetinden kaynaklandığı gerekçesiyle

davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir.

51. Başvurucu tarafından temyiz edilen bu karar, Dairenin

26/5/2010 tarihli ve K.2010/4716 sayılı kararıyla özetle yargılama görevi

kapsamında yürüttükleri hizmet nedeniyle Adalet Bakanlığının ajanı konumunda

olmayan hâkim ve Cumhuriyet savcılarının verdiği kararlardan dolayı yürütme

fonksiyonu içinde yer alan Adalet Bakanlığının sorumlu tutulamayacağı ancak

İçişleri Bakanlığı görevlilerinin olay sırasında yürüttükleri faaliyetlerin

adli kolluk görevine ilişkin eylemler olarak nitelendirilerek yargısal faaliyet

kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığının gözönünde

bulundurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.

52. Başvurucu, 11/10/2010 tarihinde Mahkemeye, Dairenin bozma

ilamına uyulması ve yargılamanın duruşmalı olarak sürdürülmesi taleplerini

içeren bir dilekçe ibraz etmiştir.

53. Bozma üzerine yeniden yargılama yapan Mahkeme, 7/12/2010

tarihli ve K.2010/961 sayılı kararıyla koşulları oluşmadığı gerekçesiyle

başvurucunun maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"...

Olayda,

davacının, 14/6/2005 tarihinde Nevşehir-Kayseri Devlet karayolunda meydana

gelen ve oğlunun ölümüne neden olan trafik kazası sonrasında, trafik kazasının

ihbar edilmesi üzerine jandarma görevlilerince kaza mahallinde tutulan

14/5/2005 tarihli kaza tespit tutanağının hatalı düzenlendiği, jandarma ve

polisin gerekli araştırma ve incelemeyi yapmayarak görevlerini yerine

getirmemesi nedeniyle söz konusu kazanın oluş sebebinin açıklığa

kavuşturulamadığı, Ürgüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eksik soruşturma

yapıldığı, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince de yeterli araştırma yapılmaksızın

karar verildiği iddialarıyla bu davayı açmış olması nedeniyle tazmin

sorumluluğunun İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı açısından ayrı ayrı

değerlendirilmesi gerekmektedir.

Tazmin

sorumluluğunun Adalet Bakanlığı yönünden incelenmesinden:

Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin tümüyle değerlendirilmesinden,

meydana gelen ölümlü trafik kazasında eksik soruşturma yapılarak Ürgüp

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kamu davası açılmamasına karar verildiği ve

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince yeterli soruşturma yapılmayarak karara uyulduğu,

daha sonra ikinci kez aynı istemin söz konusu savcılık ve mahkeme tarafından

reddedildiği., hukuki hata nedeniyle ilgili makamlar tarafından yasal hükümler

yerine getirilmeyerek haklarının zayii olduğundan bahisle meydana gelen zararın

tazmin edilmesine karar verilmesi talep edilmiş ise de; mahkememizce, idari

makamlar tarafından tesis edilen idari işlem ve/veya eylemlerin hukuka uygunluk

denetiminin yapıldığı, Ürgüp Cumhuriyet Başsavcılığı ve Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesince verilen kararların, mahkememizce denetimi yapılması mümkün olan

idari bir karar olmayıp, yargılama görevi kapsamında verilen kararlar olduğu,

yargılama görevi kapsamında yürüttükleri hizmet nedeniyle Adalet Bakanlığının

ajanı konumunda olmayan hâkim ve savcıların verdiği kararlardan dolayı yürütme

fonksiyonu içerisinde yer alan Adalet Bakanlığının sorumlu tutulmasına hukuki

olanak bulunmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

Tazmin sorumluluğunun İçişleri Bakanlığı

bakımından değerlendirilmesinden;

Davacı

tarafından, 14/6/2005 tarihinde Nevşehir-Kayseri Devlet karayolunda meydana

gelen ve davacının oğlunun ölümüne neden olan trafik kazası sonrasında, trafik

kazasının ihbar edilmesi üzerine jandarma görevlilerince kaza mahallinde

tutulan 14/6/2005 tarihli kaza tespit tutanağının hatalı düzenlendiği, jandarma

ve polisin gerekli araştırma ve incelemeyi yapmayarak görevlerini yerine

getirmemesi nedeniyle söz konusu kazanın oluş sebebinin açıklığa

kavuşturulamadığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen maddi ve manevi zararın

tazmin edilmesi talebinde bulunulduğu görülmüş ise de; dosyadaki mevcut bilgi

ve belgelerin incelenmesinden, 14/6/2005 tarihinde Nevşehir-Kayseri Devlet karayolunda

meydana gelen ve oğlunun ölümüne neden olan trafik kazasısonrasında,

trafik kazasının ihbar edilmesi üzerine jandarma görevlilerince kaza mahallinde

düzenlenen 14/6/2005 tarihli kaza tutanağının usulüne uygun olarak

düzenlendiği, jandarma ve polisin gerekli araştırma ve incelemeyi yaptığı ve

yapılan inceleme ve araştırma sonucunda kazanın oluş sebebinin açıklığa

kavuşturulduğu, olay kapsamında davalı idare görevlilerince yürütülen hizmetin

düzenlenişinde ve işleyişinde nesnel nitelikli bir bozukluk, aksaklık veya

eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından, davalı İçişleri Bakanlığına atfı

kabil herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır."

54. Başvurucu 25/1/2011 tarihinde bu kararı temyiz etmiş,

3/3/2011 tarihinde isetemyiz incelemesinin duruşmalı

olarak yapılmasını talebini içerir dilekçeyi temyiz incelemesi yapacak Danıştay

Onuncu Dairesine gönderilmek üzere Mahkemeye sunmuştur.

55. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Dairenin

27/6/2012 tarihli ve K.2012/3133 sayılı kararıyla onanmıştır.

56. Başvurucu ve başvurucunun diğer oğlu olan Faruk Karadavut bu karara karşı karar düzeltme talebinde

bulunmuşlardır. Başvurucu, bu talebinin de duruşmalı olarak incelenmesini,

Faruk Karadavut ise babası başvurucunun yanında

davaya müdahale talebinde bulunarak öncelikle bu talebi, akabinde ise karar

düzeltme talebi hakkında bir karar verilmesini istemiştir.

57. Başvurucunun karar düzeltme talebi ile Faruk Karadavut'un davaya müdahale talebi, aynı Daire tarafından 7/5/2013 tarihli ve K.2013/4229 sayılı

kararla reddedilmiştir.

58. Nihai karar 26/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

olup başvurucu 24/9/2013 tarihinde otuz günlük yasal süresi içinde Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

59. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun "Kapsam ve nitelik"

kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü

uygulanır ve inceleme evrak üzerinden yapılır."

60. 2577 sayılı Kanun'un “Doğrudan

doğruya tam yargı davası açılması” kenar başlıklı 13. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve

her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

61. 2577saylı Kanun'un "İlk

inceleme üzerine verilecek karar" kenar başlıklı 15. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Dilekçelerin görevli mercie tevdii

halinde, Danıştaya veya ilgili mahkemeye başvurma

tarihi, merciine başvurma tarihi olarak kabul edilir."

62. 2577 sayılı Kanun'un 18/6/2012 tarihli ve 6352 sayılı

Kanun'un 55. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki"Duruşma" kenar başlıklı 17.

maddesi şöyledir:

"1. Danıştay ile idare ve vergi

mahkemelerinde açılan iptal ve bir milyar lirayı aşan tam yargı davaları ile

tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve

cezaları toplamı bir milyar lirayı aşan vergi davalarında, taraflardan birinin

isteği üzerine duruşma yapılır.

2.

Temyiz ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya

ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.

3. Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve

savunmalarda yapılabilir.

4. 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın

Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir.

5. Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az

otuz gün önce taraflara gönderilir."

63. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

“Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” kenar başlıklı 172. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma

evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil

elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya

yer olmadığına karar verir. Bu karar suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış

veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda, itiraz hakkı, süresi ve

mercii gösterilir."

64. 5271 sayılı Kanun’un “Cumhuriyet

savcısının kararına itiraz” kenar başlıklı 173. maddesinin 18/6/2014

tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 71. maddesi ile değişiklik yapılmadan önceki

ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına

dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren on beş gün içinde, bu

kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza

mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine itiraz edebilir.

…

(6)

İtirazın reddedilmesi halinde; Cumhuriyet savcısının, yeni delil varlığı

nedeniyle kamu davasını açabilmesi, önceden verilen dilekçe hakkında karar

vermiş olan ağır ceza mahkemesinin bu hususta karar vermesine bağlıdır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

65. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

66. Başvurucu; oğlunun trafik kazasında yaşamını yitirmesi

üzerine başlatılan soruşturmada delillerin eksik toplandığını, kaza yapan aracı

kullanan kişinin oğlu olmadığı iddiasının yeterince araştırılmadığını, araçtaki

kişilerin hangi koltuklarda oturduklarına dair tespitin tüm ısrarlarına rağmen

yapılmadığını, hasarın ve kan izlerinin otomobilin sağ tarafında bulunmasına

rağmen (eğer aracı kullanan kişi oğlu ise) sol taraftaki oğlunun nasıl

öldüğünün açıklanamadığını, idari yargıda açtığı tam yargı davasında ise

duruşma taleplerinin reddedildiğini, talebinin kabul edildiği duruşmalarda ise

dilekçesinin duruşma tutanağına geçirilmediğini, ölenin kardeşi olan diğer

oğlunun davaya müdahil olma talebinin dikkate alınmayarak reddedildiğini, olay

yerinde keşif yapılması gibi yollarla delillerin tespiti yoluna gidilmediğini,

Derece Mahkemeleri kararlarındaki gerekçelerin kabul edilemez olduğunu ve

yargılamanın makul süre sınırını aştığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 60).

68. Başvurucunun oğlunun ölümü ile sonuçlanan olayda yetkili

mercilerin etkili soruşturma yapmadıklarına ilişkin iddiaları, Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile ilişkili görülerek inceleme bu

madde kapsamında yapılmıştır. Başvurucunun, oğlunun yaşamını yitirdiği kaza

sırasında ve sonrasında İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının

sorumluluklarını yerine getirmediklerinin tespiti ile bu nedenle uğradığı maddi

ve manevi zararlarının tazmini amacıyla idari yargıda açtığı tam yargı

davasında, diğer oğlunun davaya müdahale talebi de dâhil tüm taleplerinin

haksız biçimde reddedildiği, delillerin kabulünde ve değerlendirilmesinde

yanılgıya düşülmesi suretiyle yargılama sonucunuda

verilen kararın hakkaniyete uygun olmadığı ve söz konusu davanın makul bir

sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları ise Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Yaşam Hakkı Kapsamında İleri Sürülen İddialar

69. Başvurucu, oğlunun yaşamını yitirdiği olaya ilişkin ceza

soruşturmasının, delillerin toplanması için makul olan tüm tedbirlerin

alınmaması nedeniyle etkili yürütülmediğiniileri

sürmüştür.

70. Bakanlığın bu iddiaya ilişkin görüşünde, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihatları dayanak yapılarak doğal olmayan ölüm olayı

sonucunda devlet tarafından yapılacak soruşturmanın, bağımsız organlarca

yürütülerek derhâl başlatılması, delillerin toplanması bakımından etkili

olması, makul sürat ve özenle yürütülmesi, kamuya açık vesonucunun

caydırıcı olması gerektiği belirtilmiştir.

71. Bakanlık görüşünde bu kapsamda somut olayda yapılan işlemler

sırasıyla tek tek belirtilmiş ve bağımsız yargı organları tarafından olay

hakkında derhâl soruşturma başlatıldığı, soruşturmanın başvurucunun katılımına

açık olarak yürütüldüğü ve kısa sürede tamamlandığı, ayrıca başvurucunun bu

soruşturma sonrasında uğradığını ileri sürdüğü zararları talep etme hakkını

kullandığı ve Mahkemece talepleri yerinde görülmeyerek davanın reddedildiği

belirtilmiştir.

72. Başvurucu, Bakanlığın bu görüşüne karşı sunduğu

cevaplarında, başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarından farklı bir beyanda

bulunmamıştır.

73. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen

nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir.

74. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir

tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde

uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

75. Başvuru konusu olayda başvuruya konu nihai kararlar, Aksaray

Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya

yer olmadığına dair kararlara itiraz edilmesi üzerine 12/7/2005 ve 31/1/2006

tarihlerinde verilmiş olup başvuru yolları aynı tarihlerde tüketilmiştir. Bu

durumda başvurunun bu kısmı, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

dışında kalmaktadır.

76. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkı

Kapsamında İleri Sürülen İddialar

i. Yargılamanın Sonucunun Hakkaniyete Uygun

Olmadığına İlişkin İddia

77. Başvurucu, oğlunun yaşamını yitirdiği kaza sırasında ve

sonrasında İçişleri Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının sorumluluklarını yerine

getirmediklerinin tespiti ile bu nedenle uğradığı maddi ve manevi zararlarının

tazmini amacıyla idari yargıda açtığı tam yargı davasında Mahkemece eksik

tahkikat yapıldığını, delillerin değerlendirilmesi, dava konusu yapılmış maddi

olay ve olguların kanıtlanması ve hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıya

düşülmesi suretiyle davanın reddine karar verildiğini ileri sürmüştür.

78. Bakanlığın bu iddiaya ilişkin görüşünde başvurucunun, idari

yargıdaki tam yargı davasında taleplerinin dikkate alınmayarak reddedildiğine

ve Mahkeme kararlarındaki gerekçelerin kabul edilemez olduğuna yönelik

şikâyetlerinin “delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının uygulanması ve

derece mahkemelerinin uyuşmazlığa getirdigi çözümünün

adil olmaması”na iliskin

olduğu belirtilerek söz konusu şikâyetlere benzer nitelikteki başka

başvuruların daha önce de Bakanlığa bildirilmiş olduğunu ve bunlara ilişkin

görüş sunulduğu, Anayasa Mahkemesi tarafından bu başvuruların karara bağlandığı

ve bu tür şikâyetlerin incelenmesinde gözönüne

alınacak kriterlerin belirlendiği, bu nedenle somut başvuru açısından da bu

kriterlerden ayrılarak farklı bir neticeye ulaşmayı gerektirecek herhangi bir

neden bulunmadığının değerlendirildiği, bu nedenle şikâyetlere iliskin görüş sunulmasına gerek görülmediği ifade

edilmiştir.

79. Başvurucu, Bakanlığın bu görüşüne karşı sunduğu cevaplarında

da başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarından farklı bir beyanda

bulunmamıştır.

80. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

81. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi

kararları açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

82. Başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların özü, Derece

Mahkemelerinin, deliller ile dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanmasına

ilişkin değerlendirmesinde isabetsizlik bulunduğuna ve esas itibarıyla da

yargılamayla vardığı sonucun adil olmadığına ilişkindir. Başka bir ifadeyle

başvurucu, Derece Mahkemelerince idarenin hizmet kusurunun bulunup

bulunmadığına ilişkin yapılan değerlendirmede yanılgıya düşülmesi suretiyle

adil bir sonuca ulaşılmadığını iddia etmiştir.

83. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemeleri

tarafından dinlenmediğine veya gerekçelerin hangi nedenle kabul edilemez

olduğuna ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Derece Mahkemelerince

verilen kararlarda bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir (bkz. § 53).

84. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen bu

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Aleni Yargılama

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

85. Başvurucu, başvuruya konu davada İlk Derece Mahkemesinde

yürütülen yargılamanın bir kısmı iletemyiz

incelemesinin duruşmasız olarak gerçekleştirildiğini ve İlk Derece Mahkemesince

duruşmalı olarak yürütülen yargılamada, taleplerinin duruşma zaptına

geçirilmediğini ileri sürmüştür.

86. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

87. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı, adli mekanizmanın

işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence

altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu

yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birini

oluşturur. Özellikle ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması

silahların eşitliği ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664,

17/9/2013, § 32).

88. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "aleni yargılama" hakkının tanınması,

zorunlu olarak "sözlü yargılama"

hakkını da içerir. Bununla birlikte Sözleşme'nin bu maddesinde yer alan söz

konusu yükümlülük, mutlak değildir (Jussuia/Finlandiya [BD], B. No: 730053/01, 23/11/2006, § 41; Hakansson ve Sturesson/İsveç, B. No: 11855/85, 21/2/1990, §

66).

89. Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu

haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli

kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin,

açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin sürdürülmemesi

ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek gösterilebilir. Bunun

yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri temelinde yeterince

çözülemeyen hukuki ve olgusal herhangi bir sorunla karşılaşılmaması örneğinde olduğugibi yargılamanın istisnai koşulları da duruşma

yapılmasını gerektirmeyebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Eksert Turizm Taşımacılık

Gıda San. ve Tic. Şti ve diğer 7 başvuru/Türkiye [k.k.], B. No: 40988/06,

2/7/2013).

90. AİHM, özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık

olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı oldukça teknik

davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere

dayanarak adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma

yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Jussuia/Finlandiya, § 41).

91. Anayasa Mahkemesine göre de “duruşmalı yargılama hakkı”, her türlü yargılamanın mutlaka

duruşmalı yapılması gerektiği anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine

uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı

yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara

bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece

mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun

yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan

sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz

edilemez (Nevruz Bozkurt, § 32).

92. Ancak yargılamaya taraf olan kişilerin hakkaniyetli

yargılama temelinde beyanlarını sözlü vermesinin gerektirdiği durumlarda sözlü

yargılama yapılmaması, yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını

engelleyebilir (Göç/Türkiye, B.

No: 36590/97, 11/7/2002, § 51). Dolayısıyla sadece dosyaya dayanılarak tatmin

edici bir çözümün sağlanamayacağı olaylarda sözlü yargılamanın yapılması

gerekir. Sözlü yargılamaya karar vermede davaya konu meselelerin çokluğu değil,

niteliği önem kazanacaktır (Durmaz Oto.

Petrol Ürünleri İnş. San. ve Tic. Ltd. (3), B. No: 2014/929, 10/6/2015,§ 26).

93. Somut olayda Dairenin bozma kararı vermesinden önceki

aşamada İlk Derece Mahkemesi önünde duruşmanın yapıldığı ve iddiasının aksine

bu duruşmada başvurucunun taleplerini dile getirebildiği anlaşılmıştır.

94. İlk derece Mahkemesinin, Dairenin bozma ilamından önceki

dava dosyasını incelemesi aşamasında duruşma yapılması ve başvurucunun da bu

duruşma sırasında taleplerini dile getirebilmiş olması, bunların yanında

başvurucunun, Dairenin bozma kararından sonra İlk Derece Mahkemesinde yapılan

yargılama ve sonrasında yapılan temyiz incelemesi aşamasında yeniden duruşma

yapılması hâlinde daha önceki duruşmada sunduğu belge ve delillerin dışında

yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte, esasa yönelik hangi beyan ve

delilleri sunacağına ilişkin açıklamada bulunmaması ve en nihayetinde bu

nitelikteki beyan veya delili bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda

verilen karar sonrasında temyiz aşamasında sunabilme fırsatına da sahip olduğu

ve yargılamanın bütünügözönüne alındığında

başvurucunun bu iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığının açık olduğu

sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan nedenlerle duruşmalı yargılama hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının "açıkça dayanaktan yoksun olması"

sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Müdahale Talebinin Haksız Biçimde

Reddedilmesi Suretiyle Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

96. Başvurucu, ölenin kardeşi olan diğer oğlunun davaya müdahale

talebinin haksız biçimde reddedildiğini de ileri sürmüştür.

97. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

98. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir.”

99. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

100. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik şartlarından biri

de başvurucunun bireysel başvuru yapabilme ehliyetinin olmasıdır. Bireysel

başvuru ehliyeti olmayanların yaptığı başvurular, Anayasa Mahkemesinin kişi

yönünden yetkisizliği nedeniyle kabul edilemez bulunacaktır.

101. Somut olayda başvuruya konu davaya müdahale talebinde

bulunan Faruk Karadavut tarafından başvuru

yapılmaması nedeniyle başvuruda bireysel başvuru ehliyeti bulunmadığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin kişi yönünden

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığına

İlişkin İddia

102. Başvurucunun somut başvuruya konu yargılamanın makul bir

sürüde tamamlanmadığına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

diğer kabul edilemezlik nedenlerinden biri de bulunmadığından başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

103. Başvurucu, başvuruya konu Bakanlıklar aleyhine açtığı

tazminat davasına ilişkin yargılamanın, makul sürede tamamlanmaması nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

104. Bakanlığın görüş yazısında, Anayasa Mahkemesinin makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararlarına atfen

başvurucunun iddiası açısından farklı bir neticeye ulaşılmasını gerektirecek

bir neden bulunmadığı belirtilmiştir.

105. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde

yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen

ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut

başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

106. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve Diğerleri, §§ 41-45).

107. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu davanın, başvurucunun yakınının ölümü

ile sonuçlanan olaya ilişkin idarenin hizmet kusuruna dayalı zararın tazminini

konu alan bir uyuşmazlık olduğuna ve bu sorunun çözümüne yönelik 2577 sayılı

Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama faaliyeti olduğuna kuşku

yoktur.

108. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişimin

niteliği gözönünde bulundurularak uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından makul süre değerlendirmesinde nazara

alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucu tarafından maddi ve manevi

zararlarının karşılanması amacıyla idarelere başvurulan 8/4/2008'dir (bkz. §§

47, 61).

109. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Danıştay Onuncu Dairesinin K.2013/4229 sayılı karar düzeltme talebinin

reddine ilişkin kararının tarihi olan 7/5/2013'tür.

110. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

başvurucunun, 28/12/2006 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen

kovuşturmaya yer olmadığına kararlarının kaldırılması ve sorumlulular

hakkında kamu davası açılması talepleriyle Ankara 14. İdare Mahkemesi nezdinde

dava ikame ettiği, Mahkemece dava dilekçesinin usulüne uygun olmadığı

gerekçesiyle reddedilmesi üzerine de 16/4/2007 tarihinde bu kez idarenin hizmet

kusuru nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararlarının karşılanması amacıyla

Mahkemeye başvurduğu, akabinde Ankara 14. İdare Mahkemesi tarafından yer

bakımından yetkisizlik kararı verilerek dava dosyasının Kayseri 1. İdare

Mahkemesine gönderildiği ancak bu Mahkemece de gerek dilekçedeki bazı eksiklik

ve yanlışlıklar gerekse söz konusu idarelere tazminat talebi ile başvuruda

bulunmaksızın doğrudan tam yargı davası açıldığı gerekçesiyle dava dilekçesinin

reddine ve ilgili mercie tevdiine kararları verildiği, başvurucunun 8/4/2008

tarihinde tazminat taleplerini ilgili idarelere iletmesi ancak bu taleplerinin

söz konusu idarelerce reddedilmesi üzerine de 2/6/2008 tarihinde yeniden aynı

konuda dava ikame ettiği fakat yine dava dilekçesinin usulüne uygun olmaması

nedeniyle Mahkemece yeniden dilekçe ret kararı verildiği, başvurucunun en son

14/7/2008 tarihinde dava dilekçesini yenilemesi üzerine de Mahkemece

yargılamaya devam edildiği anlaşılmıştır.

111. Bu aşamadan sonra Mahkemece 6/4/2009 tarihinde davanın

karara bağlandığı, başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onuncu Dairesinin

26/5/2010 tarihinde söz konusu kararı bozduğu, Mahkemece bozma sonrasında

yapılan yargılama sonucunda verilen kararın ise Dairenin temyiz ve karar

düzeltme incelemeleri ile birlikte 7/5/2013 tarihinde kesinleştiği ve somut

başvuruya konu davaya ilişkin yargılama süresinin toplam 5 yıl 29 gün olduğu

anlaşılmaktadır.

112. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olup (Akmansoy/Türkiye,

B. No: 14787/07,28/5/2013; Tekin/Türkiye,

B. No: 26252/06, 28/5/2013; Alhan/Türkiye, B. No: 8163/07, 2/4/2013; Mehmet Salih Uçar/Türkiye, B. No: 5485/07,

2/4/2013; Kayak/Türkiye, B. No:

60444/08, 10/7/2012; Nurcan Kara ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 16785/08, 22/1/2013) özellikle idari yargı

alanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme

incelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel

oluşturduğu anlaşılmaktadır (Yücel

Doğan/Türkiye, B. No: 24647/04,6/10/2009; Hasefe/Türkiye, B. No: 25580/03,8/1/2009; Büker/Türkiye, B. No:

29921/96,24/10/2000).

113. Bu kapsamda idari makamlar nezdindeki yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvru

konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından -özellikle 2577 sayılı Kanun'da

yer alan usul hükümleri de gözönünde bulundurularak-

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (Selahattin Akyıl, §§ 54-60) başvuruya konu

davada yer alan kişi sayısı, idarelere başvuru tarihi olan 8/4/2008 tarihinden

sonra başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisinin

bulunduğunun tespit edilemediği ve talep konusu gözönüne

alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği,

davaya bütün olarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine

tabi iki dereceli bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu 5 yıl 29

günlük yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

114. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anaya'nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

115. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

116. Başvurucu, 250.000 TL manevi ve 200.000 TL maddi olmak

üzere toplamda 450.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Mevcut başvuruda

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber tespit

edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı

anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

117. Başvurucunun taraf olduğu davanın yaklaşık beş yıllık

yargılama süresi nazara alındığında başvurucuya yargılama faaliyetinin uzunluğu

sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı

karşılığında takdiren net 4.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

118. Kararın bir örneğinin bilgilendirme amacıyla Kayseri 1.

İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

119. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,50 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkı kapsamındaki etkili soruşturma yükümlülüğünün

ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki delillerin

değerlendirilmesi ve kabulüne ilişkin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki aleni yargılama hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkı kahsamındaki

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya

net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 198,50 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Kayseri 1. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Nahit GEZGİN

Başvurucu

:

Fazlı

KARADAVUT

Vekili

:

Av. Fatih

ALTINTAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7346, 17 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Yaşam hakkı kapsamındaki etkili soruşturma yükümlülüğünün
  12. C. Başvurucuya
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Kayseri 1. İdare Mahkemesine
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Gökcan
  17. Karadavut
  18. Altıntaş
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7346
Tarih
17 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Zeki Genç Başvurusu (B. No: 2013/7139)
  • Fatma Julıa Ekinciler Başvurusu (B. No: 2013/2758)
  • Mehmet Şerif Demir Başvurusu (B. No: 2013/8714)
  • Mehmet Akkuş Başvurusu (B. No: 2013/4266)
  • Mehmet Encu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/11864)
  • T. T. Başvurusu (B. No: 2013/8810)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.