İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

T. T. Başvurusu (B. No: 2013/8810)

(Başvuru Numarası: 2013/8810)

Başvuru No2013/8810Tarih18 Şubat 2016Okuma65 dk · 12.976 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2013/8810
Karar tarihi
18 Şubat 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

12.976 kelime·65 dk okuma·27 bölüm

T. T. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/8810)

Karar Tarihi: 18/2/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; İstanbul Kumkapı Geri Gönderme Merkezinde (GGM)

idari gözetim altında tutma koşullarının gayriinsani ve onur kırıcı olması

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiği, anılan koşullara ve idari

gözetim sürecine karşı etkili bir iç hukuk yolu bulunmaması nedeniyle

Anayasa'nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin ihlal edildiği;

özgürlükten mahrum bırakılmanın yasal dayanaktan yoksun olması, yargısal

denetiminin bulunmaması ve bu çerçevede iç hukukta tazminat sağlama imkânı

tanınmaması nedenleriyle Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/12/2013 tarihinde Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 19/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/5/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 15/7/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

14/8/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 19/8/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Özbekistan Cumhuriyeti vatandaşı olan başvurucu, ailesiyle

birlikle Türkiye’de ikamet etmektedir. Başvurucu, Türkiye Cumhuriyeti ikamet

tezkeresine sahiptir.

8. Başvurucu, kendi beyanına göre Özbekistan'dan bir arkadaşının

ricası üzerine Türkiye'den yurtdışına gidecek olan bir kadın ve beraberindeki

iki çocuğuna havalimanına gitmeleri ve valizlerini taşımaları konusunda

yardımcı olmuştur.

9. Havalimanında, belirtilen şahısların belgelerinin sahte

olduğunun anlaşılması üzerine ilgili kişiler ile birlikte başvurucu hakkında

“resmî belgede sahtecilik” suçundan soruşturma başlatılmıştır.

10. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında şüpheli olarak

28/9/2013 tarihinde gözaltına alınmıştır.

11. Başvurucu, Sabiha Gökçen Havalimanı Adli Hizmetler Büro

Amirliğinde iki gün gözaltında tutulmasının ardından 30/9/2013 tarihinde

Kumkapı GGM’ye getirilmiştir.

12. Başvurucu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca

hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesini müteakip8/11/2013

tarihinde serbest bırakılmıştır.

13. Başvurucu 6/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Kumkapı GGM’nin

Durumu

14. Başvuru formu ve Bakanlık görüş yazısında sunulan bilgiler

karşılaştırıldığında başvurucunun 30/9/2013 ila 8/11/2013 tarihlerinde Kumkapı GGM’de tutulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

15. Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı Ceza veya Muamelenin

Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından 2009 yılının Haziran

ayında, aralarında başvurucunun tutulduğu Kumkapı GGM’nin

de bulunduğu, Türkiye’nin farklı illerindeki altı GGM’ye

yönelik bir dizi ziyaret gerçekleştirilmiştir. Anılan ziyaretler sonucunda

hazırlanan 16/12/2009 tarihli raporun (2009 tarihli CPT Raporu) ilgili

kısımları şöyledir:

“…

2007 yılının Mart

ayında açılan İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi, 560 kişilik (tutulan 360 erkek

ve 200 kadın için) resmi kapasiteye sahip olan, Türkiye’de tutulu bulunan

göçmenlere yönelik en geniş tutuklu yerleşkesidir. Ziyaret tarihinde merkezde

124 yabancı uyruklu kişi barındırılmaktaydı.

...

44. Ziyaret edilen gözaltı merkezlerindeki

maddi koşullara ilişkin olarak heyet, önceki iki hafta boyunca ziyaret edilen

birkaç gözaltı merkezinde (özellikle İstanbul-Kumkapı ve Edirne-Tunca) tutulan

kişi sayısında keskin bir düşüş olduğunu, söz konusu merkezlerde tutulan tüm

kişilerin neredeyse %50’sinin serbest bırakıldığının anlaşıldığını

belirtmiştir. Bunun ziyaret tarihinde, kuruluşlardaki yaşam koşulları üzerinde

faydalı bir etkisi olduğu aşikârdır.

...

45. İstanbul-Kumkapı’da, yeni tutuklu

yerleşkesindeki maddi koşullar, İstanbul’daki eski tutuklu yerleşkelerindeki

koşullara kıyasla genel olarak çok daha iyiydi [dipnot: Ancak bazı

iyileştirmeler ziyaretten çok kısa bir süre öncesinde yapılmıştır (örneğin;

duvarların boyanması, dışarıdan temizlikçi görevlileriyle sözleşme imzalanması,

v.b.)]. Özellikle, tutulma odalarının çoğu geniş, iyi

ışıklandırılmış (gün ışığına iyi erişim ile) ve çok temizdi.

Bununla birlikte, mevcut yer ve olanaklar göz

önünde bulundurulduğunda, merkezin 560 kişilik mevcut resmi kapasitesinin çok

yüksek olduğu açıktır. Özellikle, tutulma odalarındaki yaşam alanı yetersizdir

(örneğin; 30 yatak için 58 m²) ve ortak kullanılan odalar boyut ve ekipman

bakımından noksandır (örneğin; zemin katında 120 yatak bulunurken, ortak

kullanılan odalarda sekiz masa ve 23 sandalye bulunmaktadır). CPT

İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinin resmi kapasitesinin önemli ölçüde

azaltılması ve ilerideki doluluk düzeyinin daima yeni kapasitenin sınırları

içerisinde tutulmasını sağlamak üzere tedbirler alınmasını tavsiye etmektedir.

...

47. Kırklareli ve çocuklar ile kadınlar

açısından İstanbul-Kumkapı istisna olmak üzere [dipnot: Kumkapı’da mevcut avlu

öncelikle polis araçları için park alanı olarak kullanılmıştır. Kısıtlı alan

bulunmasından dolayı, sadece tutulan kadınlar ve çocuklar günlük açık hava

egzersizi imkânından faydalanabilmekteyken, tutulan erkekler genellikle

haftalar hatta aylar boyunca mütemadiyen açık hava egzersizi imkânından yoksun

bırakılmışlardır.], ziyaret edilen gözaltı merkezlerinde tutulan yabancı

uyruklu kişilere hiçbir açık hava egzersizi imkânı sunulmamıştır.

Ziyaret sonu konuşmaları esnasında heyet

derhal bir tespitte bulunmuş ve Türk makamlarını Ağrı, Edirne-Tunca,

İstanbul-Kumkapı, Konya ve Van’daki gözaltı merkezlerinde tutulan tüm

göçmenlerin günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkânından

faydalanabilmelerini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almaya çağırmıştır.

Türk makamları 23 Eylül 2009 tarihli bir yazı

ile İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinde tutulan yabancı uyruklu kişilerin

‘günde ortalama bir saat boyunca açık havaya çıkmalarına ve açık hava

faaliyetlerinden faydalanmalarına izin verildiği’ hususunda Komiteyi

bilgilendirmiştir. ...

CPT bu zamana kadar atılan adımları

memnuniyetle karşılamakta ve Ağrı ve İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezlerinde

tutulan tüm yabancı uyruklu kişilerin günde en az bir saat boyunca açık hava

egzersizi imkânından faydalandığına ilişkin teyidin kendisine ulaştırılmasını

istemektedir.

...

51. Ziyaret edilen birtakım gözaltı

merkezlerinde, verilen yemeğin kalitesi ve/veya miktarına ilişkin çok sayıda

şikâyet alınmıştır. Söz konusu merkezlerden birinin müdürü, kendi deneyimlerine

göre günlük kişi başına tahsis edilen bütçe olan 4.60 TL’nin açık bir şekilde

yetersiz olduğunu heyete beyan etmiştir. CPT, yabancılara yönelik tüm gözaltı

merkezlerinde tutulan göçmenlere temin edilen yemek hizmetinin,

hem miktar hem de kalite bakımından yeterli olmasını sağlamak üzere tekrar

gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir.

…”

16. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonu,11/5/2012 tarihinde Kumkapı GGM’ye bir

ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyarete ilişkin olarak anılan Komisyon

tarafından 10/10/2012 tarihinde kabul edilen “Edirne,

İstanbul ve Kırklareli İllerinde Bulunan Geri Gönderme Merkezleri Hakkında

İnceleme Raporu” başlıklı raporun (2012 tarihli TBMM Raporu) ilgili

kısımları şöyledir:

“…

III. İNCELEMEDE UYGULANAN YÖNTEM

…

Alt Komisyon, geri gönderme merkezlerinde

yerinde inceleme yapma yöntemini benimsemiştir. Bu amaçla, … 11 Mayıs 2012

tarihinde … İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde inceleme

gerçekleştirmiştir.

…

İncelemeler sırasında illerin valileri,

emniyet müdürleri, diğer idari yetkilileri ve geri gönderme merkezlerinde

barınan yasa dışı göçmenlerle görüşmeler gerçekleştirilmiş, barınma mekânları

incelenmiş, çeşitli bilgi ve belgeler edinilmiştir. İncelemelerde mülteciler,

sığınmacılar ve yasa dışı göçmenlerle ilgili çalışmalarda bulunan sivil toplum

örgütlerinden İnsan Hakları Araştırma Derneği, Mülteciler Dayanışma Derneği,

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Derneği, Helsinki

Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, İnsan

Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü temsilcileri

de incelemelere bilfiil katılarak görüş ve önerileriyle Alt Komisyon

çalışmalarına katkı sağlamışlardır.

…

V. İNCELEMELER

1. Genel Bilgi

Hududumuzda yakalanan yasadışı göçmenlerin sınırdışı edilene kadar barınma iaşe ve sağlık

ihtiyaçlarının karşılandığı yerlere geri gönderme merkezi denilmektedir. Ülke

genelinde geri gönderme merkezlerinin kapasitesi 35 ilde toplam 2945 kişiden

oluşmaktadır; ancak faal olarak bu illerden sadece 20’sinde bulunan merkezlerde

hizmet verilmektedir. Ülkemizdeki yasa dışı göçmen sayısının ise geri gönderme

merkezlerinin kapasitesinin oldukça üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

2. Geri Gönderme Merkezlerinde Yapılan

İncelemeler

…

c) İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ca) Geri Gönderme

Merkezi Hakkında Bilgilendirme

Komisyonumuz İstanbul İli Kumkapı Geri

Gönderme Merkezindeki incelemesinden önce İl Emniyet Müdür yardımcısı H… P… ve

Komiser E… Y…’dan bilgi almıştır. Edinilen bilgilere göre;

- Yabancılar Şube Müdürlüğü bünyesinde;

ikamet, vatandaşlık, sığınma, iltica ve sınır dışı işlemleri ile geri gönderme

merkezindeki barınma hizmetleri yürütülmektedir.

- Geri gönderme merkezinin profiline

bakıldığında daha çok yasa dışı göçmenlerden oluştuğu görülmektedir.

- Misafirhanenin barındırabileceği kişi sayısı

100’ü kadın, 200’ü erkek olmak üzere toplam 300’dür. Burada ülkemizde

bulundukları esnada suça karışan, ülkemize illegal yollardan giriş-çıkış

yapan/yapmaya çalışan, vize ve ikamet süresi ihlalinde bulunan, izinsiz çalışan

yabancı uyruklu şahıslar sınır dışı işlemleri için bekletilmektedir.

- Bina, 2007 yılından itibaren geri gönderme

merkezi olarak kullanılmaktadır.

- Geri gönderme merkezine yaklaşık 40 farklı

ülkeden günlük ortalama 30 ila 40 yabancı teslim edilmekte ve yine günde 30 ila

40 yabancının sınır dışı işlemleri yapılmaktadır.

- Yakalanan yasa dışı göçmenlerden üzerlerinde

pasaportu olmayanların konsoloslukları ile irtibata geçilerek belge temin etmek

suretiyle ülkelerine çıkışları sağlanmaktadır. Kişinin maddi imkânı varsa kendi

imkânları ile uçak bileti alınmakta; ancak yoksa uçak biletleri İkmal Şube

Müdürlüğü ve Genel Müdürlük ile yapılan yazışmalar neticesinde devletimizce

karşılanmaktadır.

- Gün içerisinde sabah ve akşam devlet

bütçesinden, öğlen ise Zeytinburnu Belediyesi Aşevinden karşılanmak üzere 3

öğün yemek verilmekte olup, haftanın her günü 24 saat sıcak su imkanı sunulmaktadır.

- İl sağlık müdürlüğü tarafından Merkeze

gönderilen doktor, haftada bir gün gelip sağlık sorunları olanları muayene

etmektedir. Doktorun gelmediği günlerde hastalananlar ise Haseki Hastanesine

götürülmekte, acil hastalar için ambulans hizmeti sunulmaktadır. İnsan

Kaynağını Geliştirme Vakfı aracılığıyla haftanın bir günü Merkeze gelen

psikolog, sadece kadınlara psikolojik yardımda bulunmaktadır. Merkezde

kadınlara yönelik kişisel hijyen malzemeleri ile tüm kalanlara yönelik temizlik

malzemeleri ücretsiz verilmektedir. Ayrıca kıyafeti bulunmayanlara kıyafet yardımı

yapılmaktadır. Özellikle Pakistan, Afganistan ve Bangladeş’ten gelenlerin

yıpranan giysileri yenileriyle değiştirilmektedir. Merkezde kalan çocuklara

oyuncak ve günlük süt verilmektedir.

- Merkezin konumunun kaçmaya müsait olması

nedeniyle sadece haftada 1 gün (özellikle Pazar günü)

havanın müsait olduğu zamanlarda, barınanlar bahçede havalandırmaya

çıkarılmaktadır. Çocuklar ise istedikleri zaman havalandırmaya çıkabilmektedir.

- Merkezde bulunan yasa dışı göçmenlerin boş

zamanlarını değerlendirmeleri ve bir meslek öğrenebilmeleri için bir takım

sosyal faaliyetler sunulmaktadır. Bu kapsamda; geri gönderme merkezindeki spor

aletleriyle spor yapma imkanının sağlanmasının yanı sıra İstanbul Büyükşehir

Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kurslarınca (İSMEK) Merkeze gönderilen hoca

tarafından verilen takı kurslarına da katılım sağlanmaktadır. Merkezde

ibadethane de bulunmaktadır.

…

- 2010 yılı içerisinde İçişleri Bakanlığınca

yayımlanan Genelgeye paralel olarak, geri gönderme merkezine gelenlere

kendisinin anladığı dilde buraya neden alındığı, hangi haklara sahip olduğu,

burada neleri yapmasının yasak olduğu gibi konularda bilgilerin yer aldığı bir

bilgilendirme formu verilmektedir. Bu bilgilendirme formu yaklaşık 40 ila 50

dilde hazırlanmıştır.

- Ayrıca Merkezde herhangi bir suç nedeniyle

yakalanıp sınır dışı işlemleri yapılana kadar tutulanlar da yer almaktadır.

Ancak bu kişiler suç türüne göre bir ayrım yapılmadan koğuşlarda

barındırılmaktadır.

- Yakalananların işlemlerinin yapılacağı

süreçte Merkezde barındırılmaları için 3’er aylık olurlar alınmakta; ancak

ortalama 10 günde işlemlerin gerçekleştirilip kişilerin sınır dışı edilmesi

sağlanmaya çalışılmaktadır. …

- Merkeze ilk defa gelen 3 Pakistanlının el ve

ayak parmaklarının soğuktan kangren olduğunun teşhis edildiği, doktorun

kesilmesi gerektiğini söylediği, ancak tedaviyi kabul etmedikleri, bunun sebebi

olarak da buraya çalışmak için geldiklerini elleri ve ayaklarının kesilmesi

halinde çocuklarına yük olacaklarını söyledikleri, ülkelerine geri gönderilmeyi

istemeleri üzerine geri gönderildikleri belirtildi ve Merkezde duygu yüklü

olaylarla karşılaşıldığının, yapılan işin bu yönden kolay olmadığının üzerinde

duruldu.

cb) Geri Gönderme

Merkezinde Yapılan Gözlemler

İnceleme sırasında Merkezde 291’i erkek, 97’si

kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 3[9]5 kişinin bulunduğu bilgisi edinildi.

Geri gönderme merkezinin inceleme yapılan diğer iki merkezin aksine şehir

merkezinde olduğu görüldü.

Merkezde erkek ve kadınların koğuşlarının ayrı

bloklarda olduğu, koğuşların ayrı ayrı odaları içerdiği ve odalardaki ranza

sayılarının değiştiği gözlemlendi. Koğuşlarda bulunan tuvalet ve banyoların

hijyen açısından yetersiz durumda olduğu kanaatine varıldı.

Merkezde sığınmacıların hemen hemen her

istediklerini bulabilecekleri büyük bir kantin olduğu, kantinde masa ve

sandalyelerin yer aldığı, ayrıca koğuşların önünde yiyecek ve temel

ihtiyaçların satıldığı stantlar olduğu görüldü.

Merkezde her zaman bulunan bir sağlık

görevlisinin olmadığı, sağlık hizmetlerinin sadece haftada bir kez gelen doktor

eliyle yürütüldüğü bilgisi verildi.

İhtiyacı olanlara bedava verilecek

kıyafetlerin toplandığı bir oda bulunduğu ve bu kıyafetlerin Merkeze yapılan

bağışlar sayesinde toplandığı bilgisi edinildi. Yine Merkezde yasa dışı

göçmenlerin özel eşyalarını emanete bırakabilecekleri emanet odalarının

bulunduğu görüldü.

Merkezde barınanların boş zamanlarını

geçirebilecekleri faaliyet odasında İSMEK’ten gelen

hocalarca haftada 3 gün çeşitli kurslar verildiği belirtildi.

Merkezde çocukların günün her anında

istedikleri zaman gelip oynayabilecekleri oyun odaları bulunmakta olup odalarda

çeşitli oyuncaklar ile aktivite imkanları bulunduğu görüldü.

Merkezde hem televizyon odası hem de yemek

odası şeklinde kullanılmak üzere ayrılmış odalarda kişilerin sohbet etmekte

oldukları ve iyi vakit geçirdikleri görüldü. Burada bulunan televizyonların son

teknoloji ve büyük ekranlı oluşu dikkat çekti.

Koğuşların birbirinden demir parmaklıklarla

ayrıldıkları; ancak demir parmaklıkların kişilerin hareket imkanını engellemediği

görüldü. Merkezde bulunan yasa dışı göçmenlerin serbestçe Merkez içinde

dolaşabildikleri ve koğuşların koridorunda bulunan spor aletlerinde spor

yapabildikleri gözlemlendi.

Merkezde kalanların dışarı ile bağlantı

kurabilecekleri telefonların olduğu ve bunların koğuş koridorlarında

konuşlandırıldığına şahit olundu.

…

VI. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

…

- İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ile ilgili olarak;

1- Merkezin şehir merkezinde, Kumkapı’nın ara

sokaklarında oldukça dar bir alanda yer aldığı görülmüştür. Merkezde herhangi

bir suç şüphesiyle yakalanıp sınır dışı edilene kadar tutulan kişiler

barındırıldığından ve bu kişilerin havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma

şüphesi olacağından dolayı yasa dışı göçmenlerin havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde barındırılması uygun

görülmemiştir. Bu itibarla Merkezin şehir dışında daha sakin ve geniş bir alana

taşınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

2- Merkezde bulunan suç şüphelisi yasa dışı

göçmenlerin şüphe altında oldukları suçun türüne bakılmadan ve bir

farklılaştırmaya gidilmeden aynı koğuşlara yerleştirildikleri görülmüştür;

ancak suçların kategorize edilerek kişilerin koğuşlara yerleştirilmesi ceza

hukukunun temel gereklerindendir. Böylece çalışma izni olmadığı gerekçesiyle

yakalanan kişi ile uyuşturucu kaçakçılığı veya adam öldürme şüphesiyle

yakalanan kişi aynı yerde barınmamış olacak ve suç türü itibarıyla Merkezde bir

sınıflandırma yapılmış olacaktır.

3- Merkezde yer alan yasa dışı göçmenlerin

gerek Merkezin konumu gerek personel eksikliği nedeniyle sadece haftanın bir

günü kısa sürelerle havalandırmaya çıkarıldığı bilgisi edinilmiştir. Geri

gönderme merkezinin yasa dışı göçmenler için hapishaneden farksız hale

gelmemesi için en temel hakları olan yaşama hakkının bir uzantısı niteliğindeki

bu haktan haftanın her günü diledikleri zaman yararlanmaları sağlanmalıdır.

Bunun için Merkezde bulunan personel sayısının artırılması ve yasa dışı

göçmenlerin kaçmalarını önleyici mekanizmaların geliştirilmesi, gerekirse

Merkezin şehir dışında daha sakin ve geniş bir alana taşınması uygun olacaktır.

4- Merkezin sağlık biriminde haftada bir gün

hizmet veren doktor aracılığıyla sağlık hizmetleri verildiği bilgisi

edinilmiştir. Bunun yasa dışı göçmenlerin sağlık sorunlarını çözmede yetersiz

olduğu düşünülmekte olup, en azından Kırklareli ve İstanbul’da yer alan geri

gönderme merkezlerindeki gibi haftanın her günü acil durumlarda müdahale edecek

bir sağlık görevlisinin görevlendirilmesinin gerektiği düşünülmektedir.

5- Merkez içerisinde bulunan yasa dışı

göçmenlerin belli sınırlar içerisinde serbestçe dolaşabildikleri görülmüştür.

Yasa dışı göçmenlerin boş zamanlarını geçirebilecekleri faaliyet odalarında

çeşitli kursların verilmesi, kadınlara psikolog aracılığıyla psikolojik yardımı

sağlanması, Merkezde barınanların egzersiz yapmalarını sağlayacak spor

aletlerinin olması, çocuklara yönelik olarak oyun odalarının bulunması,

çocuklara süt ve oyuncak temin edilmesi, kıyafeti olmayanlara kıyafet yardımı

yapılması, yasa dışı göçmenlere haklarının ve Merkez kurallarının yer aldığı

kendi dillerinde bilgilendirme broşürlerinin verilmesi gibi imkânlar

Heyetimizce memnuniyet verici bulunmuştur.

- Genel olarak;

1- Yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilene

kadar barındırıldığı geri gönderme merkezlerinin yönetim ve kontrolü, Emniyet

Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Ancak

Emniyet Genel Müdürlüğünün asıl uğraş alanı ve görevi, önleyici ve koruyucu

niteliği ağır basan suç ve suçlularla mücadeledir. Bu nedenle geri gönderme

merkezlerinin yönetim ve kontrolünün İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak

olan Göç ve İltica Genel Müdürlüğü tarafından yapılması uygun olacaktır. Bu

kapsamda sınır dışı işlemlerinin iltica, sığınma ve göç konusunda eğitim almış

personel tarafından yürütülmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

TBMM Genel Kurulunda bulunan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı

ile de geri gönderme merkezlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından işletileceği

belirtilmektedir.

2- Geri gönderme merkezlerinde bulunan yasa

dışı göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı ve geri gönderme merkezlerinin

işleyişi hakkında tüm geri gönderme merkezlerinde yeknesaklığı sağlayacak bir

düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum geri gönderme merkezlerinde farklı

uygulamalara neden olduğundan bu konuda bir düzenleyici işlem niteliğinde

hukuki metin hazırlanması gerekmektedir. Nitekim Yabancılar ve Uluslararası

Koruma Kanunu Tasarısında da ‘Geri gönderme merkezlerinin kurulması,

işletilmesi, devri, denetimi ve sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetimde

bulunan yabancıların geri gönderme merkezlerine nakil işlemleriyle ilgili usul

ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.’ hükmü yer almaktadır.

…

4- Geri gönderme merkezlerinde bulunan yasa

dışı göçmenlerin sayısı, uyrukları ve haklarında yapılan işlemlere (sınır dışı,

iltica başvurusu vb.) ilişkin oransal verilerin düzenli olarak tutulması ve

herkesin erişimine açık bir şekilde belli periyotlarla yayınlanması

gerekmektedir.

5- Sivil toplum örgütleri temsilcilerine,

avukatlara geri gönderme merkezlerine giriş ve bilgi talebi hususunda yardımcı

olunması gerektiği düşünülmektedir. Sivil toplum örgütlerinin geri gönderme

merkezi idaresi ile koordineli bir şekilde çalışmalarına imkân tanınmalıdır.

…

6- Geri gönderme merkezine gelen yasa dışı

göçmenlerin uyruklarının tespitinde beyanları esas olduğundan, doğru beyanda

bulunup bulunmadıklarının yapılacak mülakatlarda tercümanlar aracılığıyla

denetlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yasa dışı göçmenlerle iletişimin sağlanmasında

da tercümanların önemi büyüktür. Bu nedenle geri gönderme merkezlerinde farklı

dillerden tercümanlar görevlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.

7- Ülkemizde uluslararası koruma ve

yabancılarla ilgili hususlarda bir kanun bulunmamakta; insan haklarını, milli

güvenliği ve uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyen bu son derece önemli

konu, idari düzenlemeler aracılığıyla yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu itibarla

kanunla düzenlenmesi gerekirken daha çok ikincil düzenlemelerle yürütülen

uluslararası koruma ve yabancılar konusu, kanun ve kanun temelinde hazırlanacak

düzenlemelerle yürütülmeli, uluslararası insan hakları standartlarına uyumlu

bir uluslar arası koruma sistemi hayata

geçirilmelidir. Bu bakımdan TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan ‘Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın bir an önce kanunlaşmasında fayda

bulunmaktadır.

…”

17. Türkiye İnsan Hakları Kurumu (İHK) tarafından Kumkapı GGM

hakkında Kasım 2014 tarihli “İstanbul Geri

Gönderme Merkezi Raporu” (İHK Raporu) yayımlanmıştır. Rapora esas

teşkil eden ziyaret tarihi 2/5/2014’tür. Raporda, Kumkapı GGM’nin

özellikleri ve bu Merkezde tutulanlara sunulan hizmetlere ilişkin ayrıntılı

bilgiler yer almaktadır. Anılan raporda yer alan bazı bilgiler şöyledir:

“A. MERKEZ YETKİLİLERİNDEN ALINAN BİLGİLER

13. İstanbul Geri Gönderme Merkezinde,

02.05.2014 tarihi itibarıyla 350 kişi kalmaktadır. 28.04.2014 tarihinde,

merkezde tutulan kişi sayısı 228 erkek, 149 kadın ve 7 çocuk olmak üzere toplam

384’tür.

- Merkeze günde ortalama 30-40 kişi gelmekte,

aynı miktarda kişi de çıkmaktadır.

- Kişi ülkesine dönmek istemiyorsa ve başvuru

yapmışsa iltica prosedürü ortalama 3-4 ay sürmektedir.

- Büyükşehir Belediyesine bağlı Sağlık A.Ş.

tarafından iki ayda bir genel temizlik yapılmaktadır. Koğuş temizliği

alıkonanlarca yapılmaktadır.

- Haftada bir perşembe günleri doktor

gelmektedir. Hastaların ilaçları temin edilmektedir.

- Merkezde 08.00-17.00 saatleri arasında

çalışan hemşire mevcuttur. Acil durumlarda 24 saat ambulans gelmektedir.

- Yemek için günlük iaşe bedeli 9 TL olup,

yemek, ihaleyi kazanan firma tarafından verilmektedir. Bu bedel İstanbul

şartlarında yetersiz kalmaktadır. Öğlen ve akşam yemeğinde sıcak yemek

verilmekte ve aylık kalori hesabı dikkate alınmaktadır.

- Havaların iyi olduğu mevsimlerde, saat

17.00’den sonra kişiler havalandırmaya çıkmaktadırlar, ancak kış mevsiminde

hasta olmamaları için havalandırmaya çıkartılmamaktadırlar. Bahçe, emniyetten

gelen kişiler ve giriş çıkış yapan araçlar için kullanılmaktadır.

…

B. MERKEZDE TUTULAN KİŞİLERDEN ALINAN BİLGİLER

14. İdarenin kullandığı birimlerden demir

kapılarla ayrılan mekânda, koğuşlar(üniteler) bulunmaktadır. Koğuş kapıları

açıktır. Genel olarak koğuşların bulunduğu mekânın çok pis, bakımsız ve

kalabalık olduğu, kadınların kendi çamaşırlarını ellerinde yıkadıkları,

yataklarda nevresim ve yastık olmadığı gözlemlenmiştir. Koridor ve yemekhane

olarak kullanılan büyük bir salon bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti

mevcuttur.

C. YAPILAN GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELER

1. Merkezde Tutulanların Açık Havaya

Çıkartılmaması

…

16. Merkez Müdürü, yapılan görüşme sırasında,

gözetim altındakilerin binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde saat

17.00’den sonra günde 45 dakika, hafta sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya

çalıştıklarını, kış aylarında ise soğuktan hastalanabilecekleri endişesiyle

açık havaya çıkış izni vermediklerini, zaten gözetim altındakilerin de soğuk

nedeniyle çıkmak istemediklerini ifade etmiştir. Ayrıca, Müdür, binada

tutulanların güvenli bir şekilde hava alabilecekleri bir mekânın da

bulunmadığını ifade etmiştir.

17. İnceleme esnasında görüşülenler ise,

belirtilen şekilde hava alma imkânı verilmediğini beyan etmişlerdir. Ziyaret, Mayıs ayında gerçekleşmiştir. Kadın koğuşunda görüşülenler

en son iki hafta önce bahçeye çıkartılmıştır. Üç ya da dört aydan beri

Merkez’de olduğunu ancak bütün bu süre boyunca sadece iki defa dışarı çıktığını

beyan eden ve bir yaşında bebeği bulunan kişiler bulunmaktadır.

…

21. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun

2012 tarihli raporuna göre de, ‘… havalandırmaya

çıkarılması halinde kaçma şüphesi olacağından dolayı yasadışı göçmenlerin

havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde barındırılması uygun görülmemiştir.’

Raporda, ‘personel yetersizliği nedeniyle haftanın sadece bir günü kısa süre’yle çıkarılmanın yetersiz olduğu, havalandırmaya

çıkmanın yaşam hakkının bir uzantısı olduğu ve haftanın her günü diledikleri

zaman yararlanmalarının sağlanması gerektiği’ ifade edilmiştir...

23. Buna karşın Merkezde tutulanların bahçeye

çıkartılmamalarının ana gerekçesi, yetkililerin ‘bahçede araç çıkışı olduğu ve

güvenlik sağlanamayacağı’ ve ‘kış aylarında çıkartırlarsa hasta olacakları’

iddiasıdır. … Merkezin bulunduğu yer itibarıyla mesai saatleri içinde araçların

durmasına izin verilmediği ve bu nedenle de park yeri olarak bahçeye ihtiyaç

duyulduğu dile getirilmiştir.

24. Merkez yetkilileri bahçeye çıkarılmama

konusunda, bahçede güvenlik sorunu olmasını gerekçe göstermektedir. Bahçenin,

merkeze gelen araçların giriş çıkışı ve araçların park etmesi için ayrıldığı,

bu nedenle kişilerin bahçeye çıkartılmadığı, aksi durumda kaçışlar olabileceği

ifade edilmektedir.

…

2. Merkezde Kapasitenin Çok Üstünde Kişinin

Barınması

…

29. İstanbul Geri Gönderme Merkezinin normal

kapasitesi, 200 erkek, 100 kadın olmak üzere toplam 300 kişidir. Merkezde,

incelemenin yapıldığı haftanın ilk günü, 384 kişinin kaldığı tespit edilmiştir.

Sivil toplum kuruluşları da, genel olarak 400 ile 500

arasında kişinin tutulduğunu beyan etmişlerdir.

30. 64 metrekarelik bir alanda 40 kişi kalmaktadır. Koğuşlarda yapılan

incelemede, ranzaların bitişik nizam şeklinde dizildiği ve mekânın tahammül

sınırlarını zorlayacak derece kalabalık olduğu görülmüştür. Ranzalarda yer

kalmaması nedeniyle, bazı kişilerin yere battaniye sererek yattığı görülmüştür.

…

31. … karşılamamaktadır.5 [Dipnot 5: Geri

Gönderme Merkezinde 300 kişilik kapasitede bile bir kişiye yaklaşık 3 m2 alan

düşmektedir. Bu sonuç CPT standartlarının yarısından daha azına denk

gelmektedir. Kaldı ki, ortalama 400-500 kişi civarında kişi kalmaktadır.

Dolayısıyla CPT tarafından öngörülen (her bir tutuklu veya hükümlü için asgari

7 m2’lik alan) standardının çok altında olduğu konusunda kuşku yoktur. (CPT

standartları, Bkz. CPT/Inf (92)3 §43

http://www.cpt.coe.int/turkish.htm) Nitekim bu konu AİHM’nin Yarashonen Kararında değerlendirilmiş olup ‘Meclis

raporunda tespit edilen 297 erkek tutulan olduğu dikkate alındığında, ayrılan

yerin 2.27 m2 olup sadece bu durumun tek başına 3. maddenin ihlali niteliğinde

olduğu’ ifade edilmiştir. (Paragraf 8)]

…

77. Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir

denetlemesi de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra

ülkeden sınır dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz

kaldıkları insan hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir.

Başvurucuların yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması

nedeniyle Merkezin yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler

çok az sayıdadır. Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir

daha Türkiye’ye dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar,

adli mercilere intikal etmemektedir.

…”

18. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti tarafından, Kumkapı GGM’nin tutma koşullarına ilişkin verilen bilgiler, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Yarashonen/Türkiye

(B. No: 72710/11, 24/6/2014, §§ 18-19) kararında şöyle özetlenmiştir:

“18. Hükümet, başvuranın tutulduğu Kumkapı

Geri Gönderme Merkezinin 300 kişilik kapasiteye sahip olduğunu ileri sürmüştür.

Tutulan kişiler üç katta barındırılmaktır. İlk iki kat tutulan erkeklere,

üçüncü kat ise kadınlara ayrılmıştır. Her katta sırasıyla 50, 58, 69, 76 ve 84

metrekare büyüklüğünde beş yatakhane bulunmaktadır. Tutulan erkeklere ayrılan

on odanın her birinde on beş ile yirmi arasında yatak bulunmaktadır ve tüm

odalar yeterince havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta beş duş ve altı

tuvaletin yanı sıra kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinin her gün tüm katlarda

servis edildiği 69 metrekarelik bir kafeterya bulunmaktadır. Tutulan kişilerin

uygun hava koşulları mevcut olduğunda açık hava egzersizi yapma hakkı

bulunmaktadır. Her perşembe günü bir doktor müessesede hazır olmakta ve tutulan

kişilerin ayrıca acil durumlarda tıbbi tedaviye erişimi mümkün bulunmaktadır.

Tesisteki hijyene gelince, geri gönderme merkezinde tam zamanlı çalışan altı

temizlik görevlisi bulunmakta ve bina gerekli olduğu zaman dezenfekte

edilmektedir.

19. Hükümet iddialarını desteklemek üzere,

diğerlerinin yanı sıra (inter alia)

her ikisi de iyi aydınlatılmış ve oldukça temiz olan iki yatakhanenin ve

tutulan erkekler için ayrılmış katlardan birindeki koridor ve kafeteryanın

fotoğraflarını ibraz etmiştir. Toplam yatak sayısının fotoğraflardan

belirlenmesinin mümkün olmamasına rağmen, her iki odanın duvarlarına karşı

konumlandırılmış ve odanın ortasında dar bir koridor bırakan iki sıra ranza

bulunduğu gözlemlenmiştir. Bazı ranzalar birbiriyle temas halindeyken,

diğerleri ise büyük metal dolaplarla ayrılmıştır. Masa ve sandalye gibi başka

hiçbir mobilya odalarda mevcut değildir; odalardan sadece bir tanesinde

yatakların üstünde battaniyeler vardır ve diğer odada hiçbir yatak takımı

bulunmamaktadır. Kafeteryanın her katında bir televizyon mevcuttur. Ayrıca,

tutulan erkeklere ayrılmış katlardan birine ait koridorun fotoğrafında metal

bir mekik aleti ve bir egzersiz bisikleti görünmektedir.”

19. Yarashonen/Türkiye kararında ayrıca, BM Göçmenlerin

İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından Kumkapı GGM hakkında hazırlanan

rapordan alıntılar yapılmıştır. Anılan kararda yer verilen BM raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

“30. ... (“BM”) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel

Raportörü François Crépeau, Türk Hükümeti’nin daveti

üzerine 25-29 Haziran 2012 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette

bulunmuştur. François Crépeau diğerlerinin yanı sıra

(inter alia) Kumkapı ve

Edirne’deki geri gönderme merkezlerini ziyaret etmiş ve 17 Nisan 2013 tarihinde

BM Genel Kurulu’na bir rapor (A/HRC/23/46/Add.2) sunmuştur. Söz konusu raporun

ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

‘42. Özel Raportör ziyareti esnasında

göçmenlerin idari gözetim altına alınma nedenleri, bu gözetimin süresi, tutulma

koşulları ve idari gözetim altına alınan göçmenlere yönelik güvencelere erişim

konularında yetersiz bir düzenleme olduğunu kaydetmiştir.

...

52. Her ne kadar 2010 yılının Eylül ayında

Türkiye emniyet makamları tarafından yayınlanan bir genelge ile geri gönderme

merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi,

avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır

dışı kararına karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde

bilgilendirilmeleri talimatı verilmiş olsa da, Özel Raportör’ün

Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı

görüşmeler, söz konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata

geçirilmediğini ortaya koymaktadır.

…

54. Özel Raportör ayrıca yukarıda anılan geri

gönderme merkezlerindeki koşullardan da rahatsızlık duymuştur. Çocukların da

aralarında bulunduğu idari gözetim altında tutulan kişiler çoğunlukla odalarda

veya koğuşlarda kilitli tutulmakta ve dış alanlara erişimleri ya oldukça

kısıtlıdır veya hiç bulunmamaktadır. Aşırı kalabalıklık,

sağlığa elverişsiz koşullar ve yetersiz gıda diğer önemli endişe

kaynaklarıdır.’

…”

20. Emniyet Genel Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli ve 12068 sayılı

yazısının ilgili kısımları şöyledir:

“… Kumkapı Geri Gönderme Merkezi'nin ... 1. ve

2. katının erkeklerin kullanımına açık olmak üzere 3 kattan oluştuğu ve

toplamda 250 kişinin barınabildiği, ancak zorunlu durumlarda kapasitenin 300

kişiyi barındırabilecek durumda olduğu, 1 . kat

misafirhanede; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik

4 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 2. kat misafirhanede; 69

metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik 5 yatak

odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 3. kat bayanlar misafirhanesinde ise;

69 metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84 metrekarelik 5 yatak

odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 1. kat misafirhanesinde 44, 2. kat

misafirhanesinde 76, 3. kat misafirhanesinde ise 70 adet çiftli ranzanın

bulunduğu,

Ayrıca, Geri Gönderme Merkezinde hava

şartlarına göre sığınmacıların merkezin bahçesine çıkartılarak temiz havadan

faydalanmalarının sağlandığı, başvuran...ın da

tutulduğu süre içerisinde hava almasına imkan verildiği, çocukların ise oyun

parkında oynadıkları, aynı zamanda kapalı bir çocuk oyun bölümünün bulunduğu,

merkezin içerisinde bir kantinin yer aldığı ve kantin görevlilerinin sabah,

öğlen ve akşamları katlara çıkarak talepler doğrultusunda hizmet verdikleri,

şahısların özel ihtiyaçlarını buradan sağladıkları, misafirhanede kalanlara üç

öğün yemek verildiği, çocuklar için günlük 500 ml sütün dağıtıldığı, temizliğin

özel bir temizlik firması aracılığı ile 6 görevli tarafından yapıldığı ve

katların ilaçlandığı, katlara sıvı sabun, banyo sabunu vb. temizlik

malzemelerinin kesintisiz verildiği, katlarda 24 saat kesintisiz sıcak ve soğuk

suyun bulunduğu, TV izleme, spor yapma, dinlenme odaları ve mescit gibi

ihtiyaçlarının karşılandığı, geri gönderme merkezinde kalan şahısların

hastalanmaları ve acil durumlarda 112 acil servis yardımı ve günlük şikâyet

durumuna göre oluşturulan hastane ekibince tedavilerinin zaman kaybedilmeden

yapıldığı, ayrıca haftada bir gün İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'nden gelen

doktor vasıtasıyla şahısların muayene ve tedavilerinin yapıldığı, gerek

görülmesi durumunda bir üst sağlık kuruluşuna sevklerinin yapıldığı, 1. derece

yakını olan ziyaretçilere görüşmelerin yaptırıldığı anlaşılmıştır.

…”

21. Emniyet Genel Müdürlüğünün yukarıda belirtilen 7/1/2016

tarihli yazısı ekinde sunulan, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 16/12/2015

tarihli yazısında, başvurucunun tutulduğu tarih aralığındaki defter kayıtlarına

göre Kumkapı GGM'nin mevcudunun 310 ilâ 350 kişi

arasında olduğu bilgisine yer verilmiştir.

C. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

22. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun mülga 4. maddesi şöyledir:

“Pasaportsuz, vesikasız veya usulüne uygun

veya muteber olmıyan pasaport veya vesikalarla

Türkiye sınırlarına gelen yabancılar geri çevrilirler.

Bunlardan, pasaport veya vesikalarını yolda

kaybettiklerini iddia edenlerin, İçişleri Bakanlığınca yapılacak soruşturma

sonuna kadar, icabederse, en yakın idare merkezine

gönderilerek haklarında verilecek kararlara göre işlem yapılmak üzere mahalli

mülkiye amirinin göstereceği yerde oturtulabilmek kaydiyle

kabulleri caizdir.

Hükümetin müsaadesiyle gelen göçmenler

ellerinde Türk konsolosluklarının veya göçmen sevkı için yabancı memleketlere

Hükümetçe gönderilen memur veya heyetler tarafından verilmiş bir vesika

bulunmak şartiyle pasaportsuz da olsalar Türkiye’ye

kabul olunurlar.

Umumiyetle mültecilerin ve iskan

hakkındaki mevzuat dışında olarak yurt tutmak maksadiyle

gelen yabancıların, pasaportları olsun olmasın Türkiye’ye kabulleri İçişleri

Bakanlığının kararına bağlıdır.”

23. 5682 sayılı Kanun’un “Türkiye’ye

girmeleri memnu kimseler” kenar başlıklı mülga 8. maddesi şöyledir:

“1. Serseriler ve dilenciler;

2. Delilikle veya bulaşık hastalıkla malül olanlar (Bu gibilerden umumi sıhhati ve asayişi

tehlikeye sokmıyacak halde olup kendi vasıtalariyle veya kanuni veli veya vasilerinin maddi

himayeleri altında olarak tedavi veya hava değiştirme için gelenler bu hükümden

istisna edilebilirler);

3. Türkiye Cumhuriyetinin

taraf bulunduğu, mücrimlerin iadesine mütaallik

anlaşma veya andlaşmalarla iadeye esas olarak kabul

edilen suçlardan birinden sanık veya hükümlü bulunanlar;

4. Türkiye’den sınır dışı edilmiş olupta avdetine müsaade edilmemiş bulunanlar;

5. Türkiye Cumhuriyetinin

emniyetini ve umumi nizamını bozmak niyetiyle veya bozmak istiyenlere

ve bozanlara iştirak veya yardım etmek maksadiyle

geldikleri sezilenler;

6. Fahişeler ve kadınları fuhuşa

sevkederek geçinmeyi meslek edinenlerle beyaz kadın

ticareti yapanlar ve her nevi kaçakçılar;

7. Türkiye’de kalacaklarını beyan ettikleri

müddetçe yaşamalarına ve tekrar gitmelerine yetişecek paraları bulunmayıp

Türkiye’de kendilerini himaye edecek kimseleri bulunduğunu veya Türkiye’de

yabancılara kanunla menedilmemiş işlerden birini tutacaklarını ispat edemiyenler.”

24. 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de

İkamet ve Seyahatleri Hakkında (mülga)

Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

“Siyasi sebeplerle Türkiye’ye sığınan

yabancılar ancak İçişleri Bakanlığınca müsaade olunacak yerlerde ikamet

edebilirler.”

25. 5683 sayılı mülga

Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“Memleket dışına çıkartılmalarına karar verilipte pasaport tedarik edemediklerinden veya başka

sebeplerden dolayı Türkiye’yi terkedemiyenler

İçişleri Bakanlığının göstereceği yerde oturmağa mecburdurlar.”

26. 14/9/1994 tarihli ve 94/6169 sayılı Bakanlar Kurulu kararı

ile kabul edilip 30/11/1994 tarihli ve 22127 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere

Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma

Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine

Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “Karar makamı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde 16/01/2006-2006/9938 S.B.K.

Yön/3.mad)

Türkiye’ye iltica eden veya başka bir ülkeye

iltica etmek üzere Türkiye’den ikamet izni talep eden münferit yabancıların

talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi

ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu

Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı’nca karara bağlanır.

İçişleri

Bakanlığı, karar verme yetkisini uygun göreceği hallerde valiliklere

devredebilir.

Valilikçe

veya İçişleri Bakanlığı’nca alınan karar valilikler aracılığıyla yabancıya

tebliğ edilir.

Talebi kabul edilen yabancı, İçişleri

Bakanlığı’nca uygun görülecek bir misafirhanede barındırılır veya İçişleri

Bakanlığı’nca gösterilecekbir yerde serbest ikamet

edebilir.

Talebi kabul edilmeyen yabancı bu karara karşı

15 gün içerisinde isterse ilgili valiliğe itiraz edebilir.

İtiraz süresi kararın daha hızlı verilebilmesi

için gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı’nca daha kısa olarak

belirlenebilir.

Karara itiraz eden yabancının bu konudaki

ifadesi ve ifadesini destekleyen diğer bilgi ve belgeler valilikçe İçişleri

Bakanlığı’na gönderilir. İtiraz, İçişleri Bakanlığınca sonuçlandırılır ve nihai

karar yabancıya tebliğ edilir.

İtirazları nihai olarak reddedilenlerin

durumu, yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde deikamet

izni verilmesi uygun görülmeyen yabancılara idarece belirlenen süre içerisinde

Türkiye’yi terk etmeleri gerektiği bildirilir. Ülkeyi terk etmeyen yabancılar,

İçişleri Bakanlığının talimatı üzerine valiliklerce veya doğrudan karar verme

yetkisinin valiliklere devredildiği hallerde, valilikler tarafından re’sen Türkiye’den çıkartılırlar.”

2. Uluslararası Hukuk

27. CPT tarafından kabul edilen Yabancı Uyruklu Kişilerin

Tutulma Koşullarına İlişkin Standartlar’ın (CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2013) ilgili

kısımları şöyledir:

"48. Açık havada egzersiz yapma konusunun

üzerinde özellikle durulmalıdır. Mahkumların (tercihen genel bir faaliyet

programının bir parçası olarak) her gün açık havada en az bir saat egzersiz

yapabilmesi şartı, temel bir önlem olarak genel kabul görmüştür. CPT,

istisnasız bütün mahkumlara (ceza olarak hücre hapsinde olanlar dahil) her gün

açık havada egzersiz yapma imkanı verilmesi

gerektiğine dikkat çekmektedir. Açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul

büyüklükte ve mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde

olması gerektiği barizdir.

...

29. CPT'nin bakış

açısına göre, kişileri yabancılar mevzuatına göre uzun süreli olarak

özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü hallerde, bu kişiler

özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına uygun bir programa,

fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip merkezlerde tutulmalıdır.

...

Bu tür merkezlerin yeterli donanıma sahip,

temiz ve bakımlı olması ve orada kalan kişilere yeterli yaşama alanı sağlaması

önemlidir. Ayrıca cezaevi ortamı olduğu izleniminin mümkün olduğu kadar

önlenmesi için, mekan düzenlemesine özen

gösterilmelidir. Program faaliyetlerine gelince, açık havada egzersiz, gün

içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona, gazete/dergilere ve

diğer uygun dinlenme yollarına (örn. kutu oyunlarına,

pinpon masalarına) erişimi içermelidir. Bu kişilerin tutuldukları süre ne kadar

uzun olursa, onlara sunulan faaliyetler de o kadar kapsamlı olmalıdır.

...

79. Yasa dışı göçmenlere uygulanacak tutukluluk

durumu, onların özgürlüklerinin kısıtlanmasının doğasını yansıtıcı, sınırlı

kısıtlamalar içeren ve çeşitlendirilmiş etkinlik rejiminden oluşmalıdır.

Örneğin, özgürlükten yoksun kılınmış yasa dışı sığınmacılar. tutuldukları

kurum içindeki hareket sebestlikleri mümkün olduğunca

az sınırlandırılmalıdır."

28. BM Genel Kurulunun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı

kararıyla kabul edilen Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin

Korunması İçin Prensipler’in “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her hangi bir

biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan

sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.”

29. Anılan Prensipler’in “Tutmanın ve diğer tedbirlerin yargısal denetimi”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Her türlü tutma veya hapsetme kararı ve

tutulan veya hapsedilen bir kimsenin insan haklarını her

hangi bir biçimde etkileyen bütün tedbirlere yargısal veya diğer bir

makam tarafından karar verilir veya bu tedbirler bu makamların etkili

denetimine tabi tutulur.”

30. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Yürütme Komitesinin (UNCHR

EXCOM) “Mültecilerin ve Sığınmacıların

Alıkonulması” konulu 44 numaralı kararının dördüncü fıkrasının (f)

bendi şöyledir:

“Yürütme Komisyonu, Mültecilerin Statüsüne

ilişkin 1951 Sözleşmesi’nin 31. maddesi’ni

hatırlatarak

...

(f) Mültecilerin ve sığınmacıların alıkonma

koşullarının insani olması gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle, mülteciler ve

sığınmacılar mümkünse, adi suçlu olarak tutulmakta olan kişilerin yanında

tutulmayacak ve fiziksel güvenliklerinin tehlike altında olduğu yerlerde

bulundurulmayacaktır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 18/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu;28/9/2013 ila 30/9/2013 tarihlerinde havalimanı

nezarethanesinde ve 30/9/2013 ila 8/11/2013 tarihlerinde Kumkapı GGM'de toplam 42 gün, yaşam ve özgürlüğünün tehlike altında

bulunduğu Özbekistan'a sınır dışı edilme riski altında, dış dünyadan

yalıtılmış, oldukça kötü fiziksel koşullar altında, aşırı kalabalık ortamda

açık havaya çıkma veya herhangi bir sosyal faaliyet imkânından gerektiği gibi

yararlandırılmaksızın tutulduğunu; tutma işleminin yasal dayanaktan yoksun ve

keyfî olduğunu, herhangi bir yargı kararına dayanmadığını, tutmanın yargısal

denetimi olmadığını ve tutma sonrası tazminat ödenmesine dair bir başvuru

yolunun bulunmadığını, tutma nedenleri hakkında kendisine bilgi verilmediğini, ayrıca

GGM'deki tutma koşullarına karşı da başvurabileceği

etkili bir iç hukuk mekanizması bulunmadığını, bu nedenlerle Anayasa'nın 17.,

19., 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;kamuya

açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Başvurucunun, sınır dışı tehdidi altında GGM’de

tutulduğuna, GGM’nin tutma koşullarının

elverişsizliğine ilişkin şikâyetlerinin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası; geri gönderme merkezlerinde gayriinsani koşullarda tutulması nedeniyle

yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığı, bu nedenle kanun yollarının

etkili olmadığı şikâyetlerinin Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak

40. maddesi; geri gönderme merkezinde tutulmasının kanuniliği, yargısal

denetimi, tutma nedenleri hakkında bilgilendirilme ve tutma nedeniyle tazminat

ödenmesi konularına ilişkin şikâyetlerinin ise Anayasa’nın 19. maddesi

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Sınır Dışı Edilmek

Üzere İdari Gözetim Altında Tutuldukları Yerin Koşullarının Elverişsizliği

Nedeniyle Anayasa’nın 17. Maddesi ile Bağlantılı Olarak 40. Maddesinin İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

35. Başvurucu; GGM'deki kötü koşullara

karşı iç hukukta etkili bir çare bulunmadığını, idari yargıya başvurulması

hâlinde geçici nitelikte olan yürütmenin durdurulması konusunda bir kararın

dahi aylar sonra alınabildiğini, idari yargı makamlarının GGM'lerde

tutulmayı bir özgürlük kısıtlaması olarak değerlendirmediklerini, dava açmanın,

tutma koşullarının denetimi yönünden hiçbir etkisinin olmadığını ve AİHM'in de bu yönde kararlar verdiğini belirterek

Anayasa'nın 40. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun GGM'deki

kötü yaşam koşullarının değiştirilmesi için herhangi bir idari mercie başvurmadığı,

Anayasa'nın 40. maddesi yönünden yapılacak değerlendirmede bu hususun dikkate

alınması gerektiği bildirilmiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında güncel AİHM kararlarınaatıflarda bulunarak Bakanlık tarafından, iç

hukuk yollarının etkili olabileceğine dairherhangi

bir örnek sunulmadığını, buna rağmen yapılan şikâyetlerin sonuçsuz kaldığına

dair çok sayıda örnek olduğunu ifade etmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

39. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi

kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Etkili başvuru hakkı” kenar başlıklı 13.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de

tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi

bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa

dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”

41. Anayasa’nın 40. maddesi, Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

hakkını güvence altına almaktadır.

42. İhlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için

öngörülen ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için de

tamamının tüketilmiş olması gereken idari ve yargısal başvuru yollarının

ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve

tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı

tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §§ 28, 29).

43. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları

güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre

değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 40. maddesi

uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun, hem

teoride hem de uygulamada, ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise

sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir

tazmin imkânı sunma açısından etkili olması gerekmektedir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, §

71).

44. Ancak ihlal iddiasına konu edilen hak, Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan “işkence”, “eziyet” veya “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutmama yasağı olduğunda Anayasa’nın

öngördüğü mutlak yasak gereği, bu haklar açısından sağlanması gereken başvuru

yolunun etkili olmasından söz edebilmek için bu yolun ihlali önleyici ve bazı

durumlarda cezalandırıcı, ayrıca gerektiğinde tamamlayıcı bir unsur olarak

makul bir tazmin imkânı sunan bir yol olması zorunludur. Aksi takdirde bu tür

ihlaller açısından sadece tazmin yollarının öngörülmüş olması, bu tür

muamelelere maruz kalan kişilere yapılanları (kısmen/zımnen) meşrulaştırmış ve

devletin tutma koşullarını Anayasa’nın güvence altına aldığı standartlara

yükseltme yükümlülüğünü kabul edilemez bir şekilde azaltmış olacaktır. Bu

nedenle somut başvuruda olduğu gibi “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” koşullarda

tutulma şikâyetleri açısından, ancak tutulma koşullarının

iyileştirilmesi/düzeltilmesi ve ayrıca bu koşullardan kaynaklanan zararların

tazmin edilmesini sağlayacak bir başvuru yolunun etkililiğinden söz edilebilir.

Elbette ihlal iddialarına konu yerden ayrılmış olunması durumunda yapılacak

başvurular açısından hâlihazırda gerçekleşmiş olan maddi ve manevi zararlara

karşılık gelecek nitelikte tazmin yollarının bulunması gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Ananyev ve diğerleri/Rusya, § 98).

45. AİHM de Sözleşme tarafından söz konusu hükme atfedilen özel

önemin, devlet tarafından tazmin edici bir hukuk yoluna ilaveten, bu tür

muamelelerin tamamını süratle sona erdirecek etkili bir mekanizma kurulmasını

gerektirdiğini kabul etmektedir (Yarashonen/Türkiye,

B. No: 72710/11, 24/6/2014, § 61).

46. Başvuru formunda ve Bakanlık görüşünde sunulan bilgiler

çerçevesinde başvurucunun, 28/9/2013 ila 30/9/2013 tarihlerinde havalimanı

nezarethanesinde, 30/9/2013 ila 8/11/2013 tarihlerinde ise Kumkapı GGM’de tutulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

47. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 125. maddesine göre idarenin

her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olduğu ifade edilerek

başvurucunun, GGM’deki yaşam koşullarının değiştirilmesi

için ilgili idari mercie başvuru yapmadığı ifade edilmiştir. Ancak, Anayasa'nın

bahsi geçen hükmü dışında Bakanlıkça, başvurucunun tutulduğu dönemde anılan

Merkezlerdeki elverişsiz yaşam koşullarını önlemek ve doğan zararları tazmin

etmek üzere üzere belirlenmiş somut bir idari veya

yargısal hak arama yoluna atıfta bulunulmadığı gibi atıf yapılan Anayasa’nın

125. maddesindeki genel kuralın, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan hukuksal değerlerin korunması noktasında, çözüm üretme

kabiliyetini haiz ve makul bir başarı şansı sunan bir hak arama yolu

sağladığına dair yargısal pratiği ortaya koyan bir açıklama veya somut herhangi

bir karar da sunulmamıştır. Kaldı ki yabancıların GGM’de

tutulma koşullarının incelemeye tabi olduğu varsayılsa dahi bu tür koşulların

hangi standartlara göre değerlendirileceğine dair başvurucunun tutulduğu

dönemde yürürlükte olan açık bir düzenlemeye rastlanamamıştır.

48. AİHM’in konuya ilişkin Yarashonen/Türkiye kararında, tutulan bir göçmenin

önerilen hukuk yollarından faydalanarak haklarını savunabildiğini yani idare

mahkemesine veya idari makama yapılan başvurunun tutulma koşullarının

iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar nedeniyle yaşanan ızdırap için tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını

gösteren herhangi bir adli veya idari kararın, davalı devlet tarafından ibraz

edilmediği, niçin ibraz edilmediğine ilişkin bir açıklamada da bulunulmadığı

tespitlerine yer verilmiştir. (Yarashonen/Türkiye,

§ 63; Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

B. No: 30471/08, 22/9/2009, § 25).

49. 2/5/2014 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen İHK raporunda

da “Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir

denetlemesi de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra

ülkeden sınır dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz

kaldıkları insan hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir.

Başvurucuların yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması

nedeniyle Merkezin yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler

çok az sayıdadır. Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir

daha Türkiye’ye dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar,

adli mercilere intikal etmemektedir.” şeklinde tespitlere yer

verilmiş olması, başvurucunun iddiasını güçlendirmektedir (bkz. § 17).

50. Nitekim 2012 tarihli TBMM raporunda da benzer şekilde,

tutulan düzensiz göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı ve merkezlerin

işleyişlerinin nasıl olacağı konularında tüm geri gönderme merkezlerinde

yeknesaklığı sağlayacak bir düzenlemenin bulunmadığı, bu durumun farklı

uygulamalara neden olduğu, bu konuda düzenleyici işlem niteliğinde bir hukuki

metin hazırlanması gerektiği ifade edilmiştir.

51. Başvurucunun tutulduğu tarih aralığından sonra 11/4/2014

tarihinde yürürlüğe giren 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu’nda da tutulma koşullarının Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasına uygunluğu açısından denetleme ve herhangi bir

aykırılık tespiti durumunda koşulların düzeltilmesi veya tutulmanın

sonlandırmasına imkân sağlayacak, tutulma koşullarının standartlarını

belirleyen, bu koşulların kontrolünü, gözden geçirilmesini içeren özel

nitelikte bir idari veya yargısal başvuru mekanizmasının öngörülmediği, Anayasa

Mahkemesince daha önce karara bağlanmıştır (K.A.,

§ 77).

52. Bu tespitler ışığında, GGM’de

idari gözetim altında tutulmuş olan başvurucu açısından, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan hukuksal değerlerin

korunması noktasında, teoride ve pratikte çözüm üretme kabiliyetini haiz ve

makul bir başarı şansı sunan etkili idari ve yargısal bir başvuru yolunun

bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, tutulma koşullarından kaynaklanan Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiği iddiaları açısından Anayasa’nın 40. maddesinin zorunlu kıldığı

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ve dolayısıyla başvurucunun etkili

başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

2. Kumkapı GGM’nin Koşullarının Anayasa’nın 17. Maddesini İhlal

Ettiğine İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

55. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

56. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

57. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda

muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve

sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara

muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

58. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için, anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile

işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

59. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak, kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 89).

60. Yukarıda değinildiği üzere, bir muamelenin bu kavramlardan

hangisini oluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel

koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak

yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup

olmamasında rol oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi

de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca

muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate

alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı

anlamına gelmeyecektir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

61. Bir kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması

nedeniyle yakalanması veya tutulu durumda bulundurulması mümkündür (Rıda Boudraa, B. No:

2013/9673, 21/1/2015, § 73). Bu çerçevede idari gözetim altına alınan

yabancının tutulduğu yerdeki maddi koşulların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamına girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik değerlendirmesi ise koşullarla ilgili tüm

verilere, özellikle de muamelenin süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve

bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna bağlı olarak yapılmalıdır

(Rıda Boudraa, § 60,

benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kafkaris/Kıbrıs, B. No: 21906/04, 12/2/2008, § 95, Yarashonen/Türkiye, § 71)

62. Bir muamelenin “insanlık dışı” olarak nitelendirilebilmesi

için bunun tasarlanarak uygulanmış olmasının yanında bedensel yaralanma ya da

fiziksel veya ruhsal acıya sebebiyet vermesi, diğer taraftan bir muamelenin

“aşağılayıcı” olarak nitelendirilebilmesi için mağdurlarını rencide edecek ve

küçültecek ölçüde onlara korku, endişe, aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi

gerekir (Rıda Boudraa, § 61).

63. Bir ceza veya muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında

“aşağılayıcı” olup olmadığını tespit ederken bunların amacının ilgiliyi rencide

etme ve aşağılık duruma düşürme olup olmadığının ve etkilerine bakıldığında söz

konusu tedbirin, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 3. maddelerine aykırı şekilde,

ilgilinin kişiliğini etkileyip etkilemediğinin araştırılması gerekmektedir. Bununla

birlikte böyle bir amacın olmaması,bu

hükmün ihlal edilmiş olması ihtimalini kesin olarak devre dışı bırakmamakla

birlikte bir ceza veya muamelenin, “insanlık dışı” ya da “aşağılayıcı”

olabilmesi için rencide edilme veya ızdırabın, meşru

bir muamele ya da cezanın barındırdığı rencide olma duygusu ve ızdırabın ötesine geçmiş olması gerekmektedir (Rıda Boudraa, § 62).

64. Tutulma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi anlamında

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele oluşturup oluşturmadığı incelemesinde

bir sonuca ulaşırken bu tür merkezlerde tutulan her bir kişiye düşen yaşam

alanı, özellikle dikkate alınması gereken bir kriterdir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz. Yarashonen/Türkiye, § 72).

65. AİHM, bu konuda yaptığı incelemelerde kişi başına düşen dört

metrekare alanın bu konuda asgari standardı oluşturduğuna, kişi başına üç

metrekareden daha az bir alanın düşmesinin de tek başına, tutulma koşullarının

Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali sonucu doğurmasına neden olacağına karar

vermiştir (Hagyó/Macaristan, B. No: 52624/10, 23/4/2013, §

45; Yarashonen/Türkiye, § 72). Öte yandan AİHM, tutulu

bulunan kişilere her gün en az bir saat açık havada egzersiz yapma imkânı

verilmesinin bu kişilerin refahı açısından temel bir güvence olduğunu kabul

etmektedir (Ananyev ve diğerleri/Rusya, § 150).

66. Geri gönderme merkezlerindeki tutma koşullarının Anayasa’nın

17. maddesine uygunluğunun değerlendirilmesinde, kişi başına düşen alan

hesabının yanısıra tutulan kişilerin günlük açık

havadan yararlanmaları, kapalı mekânların günışığı alma ve havalandırılma

durumları, kalınan mekânın temizliği ve tutulan kişilere sunulan sağlık

hizmetleri gibi hususların da dikkate alınması gerekmektedir (Yarashonen/Türkiye, § 73). CPT’nin

“gözetim altında tutulan göçmenler”

hakkında kabul ettiği standartlarda (bkz. § 27), kişileri yabancılar mevzuatına

göre uzun süreli olarak özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü

hâllerde bu kişilerin özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına

uygun bir programa, fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip

merkezlerde tutulmaları gerektiği, bu tür merkezlerin yeterli donanıma sahip,

temiz ve bakımlı olması gerektiği ve orada kalan kişilere yeterli yaşam alanı

sağlamasının önemli olduğu, cezaevi ortamı olduğu izleniminin mümkün olduğu

kadar önlenmesi gerektiği, programlı faaliyetlerin açık havada egzersiz, gün

içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona, gazete/dergilere ve

diğer uygun dinlenme yollarına erişimi içermesi gerektiği, bu kişilerin

tutuldukları süre ne kadar uzun olursa onlara sunulan faaliyetlerin de o kadar

kapsamlı olması gerektiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda CPT, istisnasız bütün

mahkûmlara (ceza olarak hücre hapsinde olanlar dâhil) her gün açık havada

egzersiz yapma imkânı verilmesi ve açık havada egzersiz yapılacak yerlerin

makul büyüklükte ve mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak

biçimde olması gerektiğini kabul etmektedir. Mahkûmlar açısından kabul edilen

bu standardın “gözetim altında tutulan

göçmenler” açısından evleviyetle geçerli olduğu açıktır.

67. Anayasa Mahkemesi açısından yukarıda yer verilen standartlar

(bkz. §§ 64-66 ) kural olarak bu konuda yapacağı

incelemelerde asgari standartları oluşturmakla birlikte burada yer verilen

standartların her bir somut olayın kendi özel koşulları açısından incelenmesi

gerekmektedir.

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

68. Başvurucu, yabancı statüsünde olması nedeniyle 28/9/2013 ila

30/9/2013 tarihlerinde havalimanı nezarethanesinde, 30/9/2013 ila 8/11/2013

tarihlerinde ise Kumkapı GGM'de toplamda 42 gün

tutulduğunu, bu süre zarfında yaşamının tehlikede olduğu Özbekistan'a sınır

dışı edilme riski ve korkusu ile yaşadığını, tutulduğu binanın dış dünyadan

tecrit edilmiş, tüm pencere ve kapılarının hapishane gibi demir parmaklıklarla

kaplı olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucu anılan Merkezin aşırı

kalabalık, geç saatlere kadar sürekli gürültülü ve sigara içilen, yemekleri

yetersiz bir yer olduğunu, kaldıkları koğuşun temiz olmadığını, böcek

ısırıkları nedeniyle vücudunda kızarıklık ve şişlikler oluştuğunu, geceleri

uyuyamadığını, tutma süresinin belirsiz olduğunu, kırk gün boyunca sadece bir

defa açık havaya çıkarıldığını, sosyal faaliyet imkânı sunulmadığını, bu

çerçevede tutma koşullarının "gayriinsani" ve "onur kırıcı"

olması nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

69. Bakanlık görüşünde, AİHM kararlarına atıfta bulunularak

devlet tarafından tutulan kişilerin tutulduğu ortamda ısınma, sağlık, uyku,

yemek, dinlenme ve dış dünyayla iletişime yönelik hizmetlerin yetersizliğinin

ve ortamın aşırı kalabalık olmasının insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye

neden olabileceği, tutma koşulları değerlendirilirken, söz konusu koşulların

kümülatif etkileri ve başvurucunun öne sürdüğü iddiaların gözönüne

alınması gerektiği, somut başvuru bakımından tutma koşulları ile ilgili olarak

Bakanlığın elinde yeterli bilgi bulunmadığından, Anayasa'nın 17. maddesi

yönünden yapılacak değerlendirmede İçişleri Bakanlığı görüşünün dikkate alınmasının

daha uygun olacağı bildirilmiştir.

70. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında güncel AİHM

kararları ile CPT raporu ve 2012 tarihli TBMM raporuna atıflarda bulunarak

başvuru formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

71. Başvuru dosyasında, başvurucunun Kumkapı GGM’de

tutulduğu dönemde Merkezin yaşam koşullarına ve özellikle de tutulan her birkişiye düşen yaşam alanına ilişkin net ve kesin bir

bilgi yer almamaktadır. Başvurucunun hangi odayı kaç kişi ile paylaştığına

ilişkin net bir bilgi de ne başvurucu ne de bu konuda görüşleri sorulan

İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

Anayasa Mahkemesinin elinde bulunan sınırlı bilgi nedeniyle kişi başına düşen

yaşam alanının hesaplamasının Merkezde tutulan kişilere tahsis edilen alanın,

burada kalan kişi sayısına bölünmesi sonucu elde edilecek yaklaşık bir değerin

kabul edilmesi suretiyle yapılması bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

72. Başvuru formunda ve Bakanlık görüşünde sunulan bilgiler

çerçevesinde, başvurucunun 28/9/2013 ila 30/9/2013 tarihlerinde havalimanı

nezarethanesinde, 30/9/2013 ila 8/11/2013 tarihlerinde ise Kumkapı GGM’de tutulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

73. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından sunulan

bilgiler, 2012 tarihli TBMM raporu, BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel

Raportörünün tespitleri, AİHM’in 24/6/2014 tarihli Yarashonen/Türkiye kararı ve bu kararda atıf yapılan

2009 tarihli CPT raporu ile Anayasa Mahkemesinin K.A. başvurusuna ilişkin kararı (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015 )

ve bu karara önemli ölçüde esas teşkil eden İHK raporu eldeki en önemli

verileri oluşturmaktadır.

74. Anılan belgelerdeki tespitler ile başvurucunun tutulduğu

dönemden yaklaşık bir yıl önce düzenlenmiş olan 2012 tarihli TBMM raporu ve BM

Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörünün tespitleri ile başvurucunun

tutulduğu dönemden bir yıl sonra düzenlenmiş olan İHK raporu arasında belirgin

bir çelişkiye rastlanmamıştır. Bu çerçevede düzenlendikleri zaman periyotları

farklılık arz etse de başvurucunun tutulduğu dönemden önce veya sonra

düzenlenen rapor vb. belgelerin hiçbirinde, Kumkapı GGM’nin

tutma koşullarında belirgin bir değişiklik olduğunu gösteren herhangi bir

bilgiye rastlanmamıştır. Bu durum, tutulduğu zaman diliminin öncesinde veya

sonrasındaki saptamaların, başvurucunun tutma koşulları yönünden de önemli

ölçüde geçerli olduğu kanaatini oluşturmuştur. Bu nedenle başvurucunun

tutulduğu dönem haricindeki zaman dilimlerini kapsayan bir kısım tespitlerin,

başvurucunun tutulma koşullarının değerlendirilmesi kapsamında dikkate alınması

mümkün görülmüştür.

75. Emniyet Genel Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli yazısında (bkz.

§ 20), Kumkapı GGM’nin fiziki koşulları ve tutulan

kişilere sağlanan hizmetlerle ilgili genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca anılan

yazı ekinde sunulan, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 16/12/2015 tarihli

yazısında, başvurucunun tutulduğu tarih aralığındaki defter kayıtlarına göre

Kumkapı GGM'nin ortama mevcudunun 310 ila 350 kişi

arasında olduğu bilgisine yer verilmiştir.

76. 2012 tarihli TBMM raporunda Merkezin kapasitesinin 100’ü

kadın ve 200’ü erkek olmak üzere toplam 300 olduğu, yaklaşık 40 farklı ülkeden

günlük ortalama 30 ila 40 yabancının teslim alındığı ve yine günlük aynı sayıda

yabancının sınır dışı işleminin yapıldığı, 11/5/2012 tarihi itibarıyla Merkezde

291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 395 kişi bulunduğu

bilgilerine yer verilmiştir.

77. İHK raporunda Merkez yetkililerinin verdiği bilgiye göre

Merkezin toplam kapasitesi 300 kişi olup 28/4/2014 tarihi itibarıyla toplam 384

ve 2/5/2014 tarihi itibarıyla toplam 350 kişi Merkezde kalmaktadır. Yine Merkez

yetkililerinin ifade ettiği üzere her gün 30-40 kişi Merkezden ayrılmakta ve

yaklaşık aynı sayıda kişi Merkeze gelmektedir. Başvurucu ve İHK raporunda

görüşleri kayda geçilen STK mensuplarına göre Merkezde 400 ila 500 kişi

kalmaktadır. Merkez yetkililerinin vermiş olduğu sayılar ile her gün giriş

yapan ve ayrılan kişi sayısının birbirine yakın olduğu dikkate alındığında başvurucunun

tutulduğu dönem boyunca Merkezde asgari 350 civarında kişi bulunduğunun,

yaklaşık bir değer olarak kabul edilmesi mümkün görülmüştür.

77. Merkezde tutulan kişilere tahsis edilen alanın genişliğinin

tespitine geçildiğinde Kumkapı GGM’ye ilişkin hazırlanan

rapor ve görüşler (bkz. §§ 15 vd.) incelendiğinde başvurucunun tutulduğu dönem

dâhil olmak üzere Merkezin resmî kapasitesinin 300 kişi olduğunun kabul

edildiği, tutulan kişilere tahsis edilen alanda kayda değer bir değişiklik

bulunmadığı görülmektedir. İHK raporunda görüşleri alınan Merkez yetkililerinin

de belirttiği üzere şehir merkezinde, yapıların sıkışık olduğu bir alanda

bulunan Merkezde tutulu kişilere tahsis edilen alanda esaslı bir değişiklik

yapılması da mümkün görünmemektedir. Merkeze ilişkin yukarıdaki veriler

birlikte değerlendirildiğinde kadın-erkek tüm sakinlere tahsis edilen alanın

yaklaşık 1.000 metrekare olduğu ve bu alanın genişliğinin son dönemde

değişmediği anlaşılmaktadır.

78. Bu durumda, Merkezde kişi başına düşen alanın yaklaşık

olarak azami üç (3) metrekare olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

79. Bu tür merkezlerde kalan kişilerin, tahsis edilen alanın

darlığı nedeniyle maruz kaldıkları sıkıntılar, yatakhaneler dışında zaman

geçirebilecekleri alanların bulunması suretiyle kısmen azaltılabilecek olup

yaşam koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi açısından incelenmesinde bir unsur

olarak dikkate alınabilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yarashonen/Türkiye, § 78).

80. Bu çerçevede başvurucunun içinde yaşadığı koşullar incelendiğinde

İHK raporu’nda ifade edildiğine göre Merkezde

idarenin kullandığı birimlerden demir kapılarla ayrılan mekânda, koğuşlar

(üniteler) dışında koridor ve yemekhane olarak kullanılan büyük bir salon

bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti mevcuttur. Yatakhanelerde yer

olmaması nedeniyle bazı göçmenlerin, bu mekânlardan biri olan televizyon

odasında yattıkları bilgisi yer almaktadır. Bu durumda Merkezde kalanların

ortak kullanım alanı olarak yararlanabilecekleri mekânların oldukça sınırlı

olduğu ve bu mekânların da yatakhanelerdeki sıkışıklık nedeniyle kalma yeri

olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak sadece bitişik nizam

ranzaların ve dolapların bulunduğu kalabalık yatakhanelerde kalan göçmenlere,

Merkez içinde nispeten rahatlayabilecekleri bir ortamın sunulamadığı

anlaşılmaktadır.

81. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından 25-29

Haziran 2012 tarihlerinde Kumkapı ve Edirne Geri Gönderme Merkezlerine

gerçekleştirilen resmî ziyaret kapsamında yapılan incelemelerin yansıtıldığı

raporda geri gönderme merkezlerindeki koşullardan rahatsızlık duyulduğu,

çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında tutulan kişilerin

çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutuldukları ve dış alanlara

erişimlerinin oldukça kısıtlı olduğu veya hiç olmadığı; “aşırı kalabalıklık”,

“sağlığa elverişsiz koşullar” ve

“yetersiz gıda” hususlarının

diğer önemli endişe kaynakları olduğu ifade edilmiştir (bkz

§ 28).

82. Yukarıdaki değerlendirme unsurlarına ilave olarak CPT’nin bu konuda ortaya koyduğu standartlar esas

alındığında tutulan kişilerin tahammül edilemez koşullarda günlük yaşamlarını

sürdürmelerine engel olabilecek bir tedbir olarak her gün açık havada en az bir

saat egzersiz yapabilme imkânının Merkezde kalan kişilere sağlanması gerekmektedir.

83. 11/5/2012 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen TBMM

raporunda, tutulan göçmenlerin gerek Merkezin konumu gerekse personel eksikliği

nedeniyle haftanın sadece bir günü kısa sürelerle havalandırmaya çıkarıldıkları

tespitine yer verilmiştir. Ancak yetkililerce sunulan teorik bilgilere dayalı

bu tespitin, fiilî uygulama ile uyumlu olup olmadığı da rapordan

anlaşılamamaktadır. Kaldı ki anılan raporda -dolaylı olarak- bu tespitin dahi GGM’yi göçmenler için bir hapishane hâline getirdiği belirtilmek

suretiyle haftada bir defa havalandırmanın yetersiz olduğuna vurgu yapılmıştır.

84. İHK raporunda Merkez Müdürünün, gözetim altındakilerin

binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde günde 45 dakika, hafta

sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya çalıştıklarını beyan ettiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 17). Bu konuda başvurucu, Merkezde tutulduğu kırk gün

boyunca sadece bir defa açık havaya çıkarıldığını iddia etmektedir (bkz. § 68).

Raporda görüşlerine yer verilen göçmenlerin, belirtilen şekilde hava alma

imkânı verilmediği hatta içlerinden bazılarının haftalarca bu imkândan

yararlanamadıkları dönemlerin olduğu, bazılarının ise 3-4 ay boyunca sadece iki

defa kendilerine bu imkânın verildiği yönündeki ifadeleri, başvurucunun

iddialarını doğrulamaktadır.

85. Merkez yetkililerince “sağlanmaya

çalışıldığı” ifade edilen açık havaya çıkma imkânının dahi CPT

standartlarını taşımaktan uzak olduğu açıktır. Dahası yetkililer de Merkezin

bahçesinin araç otoparkı olarak kullanılması, güvenlik açısından riskli olması

ve elverişsiz hava şartları gibi nedenlerle tutulan kişileri açık havaya çıkma

imkânından yararlandıramadıklarını kabul etmektedirler (bkz. § 17). Görüldüğü

üzere Merkezde tutulan düzensiz göçmenlere fiilen sağlanan açık havadan

yararlanma imkânı, eldeki en iyimser veriler esas alınsa dahi CPT tarafından

ortaya konulan ve olması gereken asgari standardın oldukça altındadır. Tutuklu

veya mahkûm olmayan düzensiz göçmenlerin açık havadan yararlanma koşullarının,

CPT standartlarının altında olması kabul edilebilir bir durum değildir.

86. Bu kısımda yapılan tespitler değerlendirildiğinde Merkezin,

kişi başına üç metrekareden daha az bir yaşam alanına karşılık gelebilecek

şekilde aşırı kalabalık olmasının, başlı başına başvurucunun Merkezde tutulduğu

dönemde maruz bırakıldığı koşulların Anayasa’nın 17. maddesinde yasaklanan “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinin aşılmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, Merkez içindeki barınma

mekânları dışında rahatlamaya imkân sağlayacak ortak kullanım alanlarının

yetersiz ve daha da önemlisi sağlanan açık havadan yararlanma imkânının oldukça

sınırlı olmasının, başvurucunun Merkezde sahip olduğu koşulları daha da

tahammül edilemez hâle getirdiği ve bu koşullar altında kırk gün tutulmasının,

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası açısından açık bir ihlal oluşturduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

87. Bu noktaya kadar yapılan incelemede ortaya konulan koşullar,

başvurucunun Kumkapı GGM’de maruz kaldığı muamelenin,

bir kişinin sınır dışı ve benzeri işlemlerinin yürütülmekte olması nedeniyle

şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu

durumda bulundurulmasının barındırdığı rencide olma duygusu ve ıstırabın

ötesine geçmiş olduğunun kabul edilmesi açısından yeterli olduğundan başvurucunun

bu bölümde değerlendirilebilecek şekilde ileri sürdüğü diğer iddialar yönünden

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ayrıca inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

88. Açıklanan nedenlerle somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, Kumkapı GGM’de tutulma koşullarının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinde olduğu ve bu suretle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

3. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Anayasa’nın 19.

Maddesinin Beşinci Fıkrasının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

89. Başvurucu, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne” çıkarılmadığını,

bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

90. Bakanlık tarafından başvurucunun bu iddiasının kabul

edilebilirliği yönünden görüş bildirilmemiştir.

91. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkralarına göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü

tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanısıra Sözleşme ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

92. Anayasa’nın “Kişi

hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin ikinci ve beşinci

fıkraları şöyledir:

“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının

veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması

veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

…

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine

en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört

gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Kimse,

bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun

bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve

savaş hallerinde uzatılabilir.”

93. Sözleşme’nin “Özgürlük ve

güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine

hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç

kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

c. Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan

veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak

zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir

kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

…

3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen

koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli

görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır;

kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında

serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır

bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

…”

94. Görüldüğü üzere Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı

fıkrasındaki yakalandıktan sonra en kısa zamanda bir yargıç önüne çıkarılma ve

makul bir süre içerisinde yargılanma veya serbest bırakılma güvenceleri, ancak

suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu

işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul nedenler

bulunan kişiler açısından öngörülmüştür. Yani söz konusu güvence, hakkında bir

ceza soruşturması açılan ve devam eden kişiler bakımından geçerlidir.

Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının, Anayasa’nın 19.

maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkralarında

öngörülen diğer tutma nedenleri bakımından yukarıda belirtilen güvenceleri

kapsamadığının kabulü gerekir.

95. Bu çerçevede somut başvuruya konu olan Anayasa’nın 19.

maddesinin beşinci fıkrasının ihlal edildiği iddialarının, Anayasa Mahkemesinin

konu bakımından yetkisi kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt

bulunmamaktadır.

96. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, … belirtilmesi gerekir. Başvuru

dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin

eklenmesi şarttır.”

97. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru hakkında kabul

edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması

gerekir.

(2) Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

98. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

(İçtüzük) bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı

59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…”

99. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzük'ün

59. maddesinin ilgili fıkraları uyarınca başvurucunun, başvuru konusu olaylara

ilişkin iddialarını açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair

hukuki iddialarını kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve

delilleri sunma yükümlülüğü bulunmaktadır (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

100. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

101. Başvurucu, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne” çıkarılmadığı

iddiasını ortaya koyarken kendi öznel durumunun “Sözleşme’nin 5/1(c) fıkrası” kapsamında olduğunu, bir başka

ifadeyle GGM’de tutulmasının suç işlediği şüphesine

veya suç işlemesinin ya da suç işledikten sonra kaçmasının önlenmesine dayalı

olduğunu ortaya koyan herhangi bir açıklama veya kanıt sunmamıştır.

102. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, ihlal iddiasını

kanıtlayamadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Anayasa’nın 19.

Maddesi Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları

103. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bu

kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İdari Gözetim Altında

Tutulmanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

104. Başvurucu; mahkemeye veya yetkili bir merci önüne çıkarılma

amacı taşımaksızın, kanuna aykırı olarak ve herhangi bir yargısal karar

bulunmaksızın kırk gün boyunca GGM'de tutulduğunu, bu

nedenle Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

105. Bakanlık görüş yazısında AİHM'in Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

başvurusunda yaptığı değerlendirmede, başvurucuların tutulmalarına ilişkin

yasal prosedürün bulunmadığı ve başvurucuların keyfîliğe

karşı korunmadıkları gerekçesiyle Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı

fırkasının ihlal edildiğine karar verdiği bildirilmiştir.

106. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Bakanlık

görüşünün, bu kapsamdaki iddiasını teyit ettiğini ifade etmiştir.

107. Başvurucunun 30/9/2013 ila 4/11/2013 tarihlerinde Kumkapı GGM’de tutulduğu ve bunun Anayasa’nın 19. maddesi anlamında

bir tutma işlemi niteliğinde olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır

(Niteleme yönünden benzer tespitler içeren AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 125).

108. Anayasa’nın “Kişi

hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci ve

ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

… usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen

veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.”

109. Sözleşme’nin “Özgürlük

ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin (1)numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen hallerdışında ve yasanın

öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

f) Bir kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak

girmekten alıkonulması veya hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin

yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak gözaltına alınması veya

tutulması.”

110. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, § 43).

111. İdari gözetim altına alma yetkisi Anayasa’nın 19. maddesi

ve Sözleşme’nin 5. maddesi ile kabul edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre

bir yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi kararının yürütülmesi

sürecinde, şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması

veya tutulması mümkündür (Rıza Boudraa, § 73). Bu gibi durumlarda bir kişinin

suç işlemesinin veya kaçmasının önlenmesi gibi gerekçelere ihtiyaç

bulunmaksızın sadece bu işlemlerin yürütülmesi sürecine dayanılarak idari

gözetim tedbiri uygulanmasına karar verilebilir. Ancak Anayasa’nın 19. maddesi

uyarınca, sınır dışı etme veya iade işlemleri “gerekli

özen” (due diligence)

içerisinde yürütülmez ise artık kişi özgürlüğünden mahrumiyetin meşruiyetinden

söz edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. A. ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

3455/05, 19/2/2009, § 164; Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,§

129).

112. İdari gözetim istisnai bir yol olduğu ve kişiyi

özgürlüğünden yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için hukuka uygun olması ve

keyfî muamele teşkil etmemesi gerekmektedir. Bu tedbirin, demokratik hukuk devletinin

gerekli ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi, koşullarının genel kabul

görmüş standartlara uygun olması; küçültücü, aşağılayıcı ve insanlık dışı

muamele teşkil etmemesi, idari gözetim altında tutulanlara temel usul hakları

ve güvencelerin sağlanması gerekir. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri, esas

olarak kişinin özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracak bazı hâllerde bu

sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla gösterilmesini isteyerek kişi

özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki durum ortaya koymayı

amaçlamaktadır (Rıza Boudra,

§ 74; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 129; A. ve diğerleri/Birleşik Krallık,

§ 164).

113. Anayasa’nın 19. maddesinin gereklerini karşılamak adına

yapılacak yasal düzenlemenin; sınır dışı amacıyla tutma kararı verme işleminin

koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim

kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan kişinin avukata

erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık bir

şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Aksi takdirde kişilerin maruz kaldığı

özgürlükten yoksunluğun keyfîliğe karşı yeterince

korunduğundan ve hukuki olduğundan söz edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 135).

114. Belirtilen nitelikleri haiz yasal düzenleme olan 6458

sayılı Kanun, 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu tarihten önce ve

dolayısıyla başvurucunun GGM’de tutulduğu 30/9/2013

ila 8/11/2013 tarihlerinde Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

istisnalar arasında yer verilen, usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen

veya giren ya da hakkında sınırdışı etme yahut geri

verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması uygulamasında,

tutma kararı verme işleminin koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye

bildirilmesi, idari gözetim kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim

altına alınan kişinin avukata erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi

usul güvencelerini açık bir şekilde ortaya koyan yasal bir düzenleme

bulunmamaktadır.

115. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İdari Gözetim Altında

Tutulma Nedeninin Usulüne Uygun Olarak Bildirilmediğine İlişkin İddia

116. Başvurucu; idari gözetim sürecinde tutulma nedenleri

hakkında bilgi verilmediğini, belirtilen süreç zarfında hangi sebeple tutulduğu

ve kendisi hakkında nasıl bir işlem yapılacağı konularında bilgi sahibi

olamadığını, bu nedenle Anayasa'nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

117. Bakanlık görüş yazısında AİHM kararlarına atıfta

bulunularak yakalanan her kişinin yakalanmasının ve tutulmasının nedenlerini,

anladığı bir dilde derhâl öğrenme imkânına sahip olması gerektiği, bu hakkın

kişiye tutmaya karşı itiraz imkânı sağlayacağı bildirilmiştir.

118. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarını tekrar etmiştir.

119. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama

veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bununhemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal,

toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.”

120. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin

ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir

dilde bildirilmesi zorunludur.”

121. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan

veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların her hâlde yazılı ve bunun hemen mümkün

olmaması halinde sözlü olarak “derhâl”

bildirileceği kurala bağlanmıştır.

122. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fırkasında ise

yakalanan her kişiye, yakalama nedenlerinin ve kendisine yöneltilen her türlü

suçlamanın en kısa zamanda ve anlayacağı bir dille bildirileceği hükme

bağlanmıştır.

123. Kişinin yakalanmasına ve tutuklanmasına esas hukuki ve

maddi gerekçelerin teknik olmayan, basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde

açıklanması; hürriyeti kısıtlanan kişinin, uygun gördüğü takdirde Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesine ve bu kısıtlamanın hukuka aykırılığı hâlinde, hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurabilmesine

imkân sağlayacaktır. Bu yönüyle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasındaki bilgilendirilme hakkı, bu madde kapsamında sağlanan diğer güvencelerin

bir nevi taşıyıcısı mahiyetindedir. İletilen bilginin içeriğinin ve

bilgilendirmenin derhâl yapılıp yapılmadığının her somut olayın özel

koşullarına göre değerlendirilmesi gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 136).

124. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından

hazırlanan raporda bu konuya ilişkin Kumkapı GGM’de

başvurucunun tutulduğu dönemdeki uygulama ile ilgili olarak dikkate alınması gerekenifadelere yer verilmiştir. Raporda, 2010 yılının

Eylül ayında Türkiye emniyet makamları tarafından yayımlanan bir genelge ile

geri gönderme merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri,

tutulma süresi, avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma

kararına veya sınır dışı kararına karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir

biçimde bilgilendirilmeleri talimatı verildiği, buna rağmen Özel Raportör’ün Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde

tutulan kişilerle yaptığı görüşmelerin, söz konusu genelgenin uygulamada

sistematik bir biçimde hayata geçirilmediğini ortaya koyduğu ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere belirtilen tespitler, başvurucunun iddiasını destekler

mahiyettedir.

125. Konuya ilişkin olarak Bakanlık görüş yazısında

başvurucunun, tutma nedenleri konusunda bilgilendirilmediği iddiasının doğru

olup olmadığına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunulmamştır.

126. Bu çerçevede bireysel başvuru dosyası kapsamındaki bilgi ve

belgelerden, başvurucuya Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında,

tutma sebepleri ve haklarındaki iddialar konusunda bir bildirim yapıldığı

sonucuna ulaşılamamıştır.

127. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iii. İdari Gözetim Altında

Tutulma İşlemine Karşı Başvurulabilecek Etkili Bir Yol Bulunmadığına İlişkin

İddia

128. Başvurucu; özgürlüğünün kısıtlanmasının yasaya uygunluğu

hakkında denetim yapacak, kısa süre içinde bir karar verebilecek ve yasaya

aykırı görmesi halinde serbest bırakılmasını sağlayacak bir yargı merciine

başvurma hakkından yoksun olduğunu, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

129. Bakanlık görüş yazısında, tutma hâlinin hukuka uygunluğunun

yargısal olarak denetiminin sağlanması, ayrıca bu yolun teoride değil pratikte

kesin olarak bulunması ve kişiye tahliye imkânı sağlaması gerektiği, Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye

başvurusunda AİHM'in, başvurucuların tutulmalarına

etkin itiraz imkânı sağlayan bir iç hukuk yolu bulunmadığı gerekçesiyle, Sözleşme'nin

5. maddesinin (4) numaralı fırkasının ihlal edildiğine karar verdiği

bildirilmiştir.

130. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarını tekrar etmiştir.

131. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

132. Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden

yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir

süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest

bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

133. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti

kısıtlanan kişiye, tutuklanmasının veya idari gözetim altına alınmasının hukukiliği

hakkında süratle karar verebilecek ve tutuklanması veya tutulması hukuki

değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı

tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak tutukluluğun

veya idari gözetim altına almanın hukukiliğine ilişkin itiraz başvurusu üzerine

bir mahkeme nezdinde tahliye taleplerinin veya idari gözetim tedbirlerinin

uygulanmasının devamına ilişkin kararların incelenmesi açısından bir güvence

oluşturmaktadır.

134. Somut olaya bakıldığında Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası, idari gözetim kararıyla özgürlüğünden yoksun bırakılan

kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü oluşturan

usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı merciine

başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri ile

ilgili olarak yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli nitelik

taşıması ve özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları bakımından uygun

olan teminatları sağlaması gerekmektedir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013, § 64).

135. Söz konusu yargısal denetim, yeri geldiğinde başvuruda

bulunan kişinin serbest bırakılmasını temin edebilmelidir. Bu şekilde öngörülen

hukuk yolunun, sadece teoride değil uygulamada da yeterince sonuç alınabilir

bir yol olması gerekir. Aksi hâlde söz konusu hükmün amaçları açısından gerekli

olan erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden söz edilemez (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 139).

136. Başvurucu hakkında uygulanan idari gözetim altında tutma

işleminin Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasına uygunluğunun incelendiği

bölümde ayrıntılı bir şekilde ortaya konulduğu üzere başvurucunun tutulduğu

dönem (30/9/2013 ila 8/11/2013) itibarıyla yürürlükte olan mevzuattaki boşluk,

tutulan kişinin kısa sürede karar verilmesini ve tutmanın kanuna aykırılığının

tespiti hâlinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurulmasını da kapsamaktadır. Bir başka ifadeyle başvurucunun

tutulduğu dönem itibarıyla yürürlükte olan mevzuatta Anayasa’nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrasındaki güvenceyi sağlayan bir başvuru yolu öngörülmemiştir.

137. Nitekim AİHM de Türk hukuk sisteminin başvurucu ile benzer

şekilde tutulan kişilere, tutulmalarının kanuna uygunluğu konusunda bir yargı

merciine başvurma hakkı tanıyan bir yol sunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 142).

138. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iv. Haksız Tutulma

Nedeniyle Tazminat Sağlama Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

139. Başvurucu; iç hukukta Anayasa'nın 19. maddesinin ihlali

nedeniyle oluşan zararların tazmini için başvurulabilecek bir makam

bulunmadığını, bu kapsamda yapılan başvurularda şikâyet edilen işlemlerin

uygulamada idari işlem olarak değerlendirildiğini ve gözetim altındaki

kişilerin, misafir olarak değerlendirilerek durumlarının özgürlük kısıtlaması

olarak nitelendirilmediğini, idari ve adli yargı mercilerine açılacak

davalardan sonuç eldeedilmesinin mümkün olmadığını,

yargısal makamların, hak ihlalini tespit etmekten ve hukuksuz durumu

denetlemekten kaçındıklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

140. Bakanlık görüş yazısında AİHM kararlarına atıfta

bulunularak Sözleşme'nin 5. maddesinin ilk dört fırkasından birinin ihlaline

karar verilen durumlarda aynı maddenin beşinci fırkası gereğince kişiye

tazminat imkânı sunulması gerektiği bildirilmiştir.

141. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında Anayasa'nın

19. maddesinin dokuzuncu fırkası kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak

Bakanlığın herhangi bir itirazda bulunmadığını ifade etmiştir.

142. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:

“Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan

kişilerin uğradıkları zararlar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,

Devletçe ödenir.”

143. Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış

bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı

vardır.”

144. Görüldüğü üzere Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu ve

Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkralarında, her iki maddenin önceki

fıkralarına aykırı olarak tutulan kişilerin uğradıkları zararların devletçe

tazmin edileceği hükme bağlanmıştır.

145. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince,

aynı maddenin iki ila sekizinci fıkralarından herhangi birinin ihlali hâlinde tazminat

talep etme imkânı sağlayan bir mekanizma oluşturulması zorunludur. Dolayısıyla,

Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasından önce gelen fıkralarından bir

veya daha fazlasının ihlal edildiği sonucuna ulaşılan durumlarda, iç hukukta

herhangi bir tazmin mekanizması bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin

dokuzuncu fıkrasının da ihlali sonucunu doğuracaktır.

146. Somut başvuruda Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü

ve sekizinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık

başvurucunun bireysel başvuruda bulunduğu tarih itibarıyla Türk hukuk

sisteminde, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya

giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması” işlemleri nedeniyle oluşan zararların

tazminine yönelik özel bir mekanizma öngörülmemiştir.

147. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

148. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

149. Başvurucu, maruz kaldığı hak ihlalleri nedeniyle maddi

tazminat olarak 5.000 TL ödenmesini; yaşadığı sıkıntılar, uğradığı hak

ihlalleri ve çektiği ıstırap ve manevi zararlara karşılık 25.000 TL manevi

tazminat ödenmesini talep etmiştir.

150. Başvuruda, başvurucunun idari gözetim altında tutulması

işleminin yürütülmesi ve idari gözetim altında tutulma koşulları sonucu

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası ile bağlantılı olarak 40. maddesinin ve 19. maddesinin ikinci,

dördüncü, sekizinci ve dokuzuncu fıkralarının ihlal edildiğine karar

verilmiştir.

151. Başvurunun özel koşulları dikkate alınarak, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, başvurucuya net

20.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerekir.

152. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucu, tespit edilen ihlaller nedeniyle

maddi zarara uğradığını ortaya koyan herhangi bir belge sunmamıştır. Bu nedenle

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

153. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal

edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki diğer ihlal iddialarının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak Anayasa’nın

40. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci ve

dokuzuncu fıkralarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : T. T. Vekili : Av. Mehmet Ali BAŞARAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8810, 18 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. T. T. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Kumkapı GGM’nin
  11. III. İncelemede Uygulanan Yöntem
  12. V. İncelemeler
  13. VI. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ
  14. “A. Merkez Yetkililerinden Alınan Bilgiler
  15. B. Merkezde Tutulan Kişilerden Alınan Bilgiler
  16. C. Yapılan Gözlem Ve Değerlendirmeler
  17. C. İlgili Hukuk
  18. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  19. A. Başvurucunun İddiaları
  20. B. Değerlendirme
  21. B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli
  22. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  23. B. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal
  24. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  25. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  26. Yıldırım
  27. Özgüldür
  28. Topal
  29. M. Emin KUZ
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8810
Tarih
18 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Kahraman Güvenç Başvurusu (B. No: 2013/2072)
  • Hasan Güngör Başvurusu (B. No: 2013/6152)
  • Arif Şimbil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8660)
  • Metin Güngördü ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4618)
  • Feride Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/7913)
  • Cengiz Topel Çelikoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8049)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.