İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arif Şimbil ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8660)

1. Başvuru; miras yolu ile intikal eden taşınmazın

Başvuru No2013/8660Tarih4 Şubat 2016Okuma30 dk · 5.911 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arif Şimbil Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/8660
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.911 kelime·30 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; miras yolu ile intikal eden taşınmazın

kamulaştırılması sürecinde tebligatların usulüne uygun yapılmaması,

kamulaştırma bedeli olarak idarece herhangi birödeme

yapılmaması, buna rağmen açılan kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan

tazminat davasının reddedilmesi, yargılama sırasında esasa etki edebilecek

önceki yargılama dosyalarının temin edilememesi, ayrıca yargılama sonunda maktu

olarak belirlenmesi gereken vekâlet ücreti yerine nispi olarak belirlenen

vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma ve mülkiyet

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/11/2013 tarihinde İzmir 10. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 16/1/2014tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 26/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 9/9/2015 tarihinde ibraz

etmiştir.

7. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nufüs İdaresi Sistemi'nden yapılan sorgulama neticesinde

başvuruculardan Hasan Şimbil'in (T.C. Kimlik No: [TCKN])

bireysel başvuru tarihinden önce 24/5/2013'te vefat ettiği tespit edilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu Arif Şimbil 24/12/2010 tarihinde

İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı kamulaştırmasız el atmadan

kaynaklanan tazminat davasında, kendisine murislerinden intikal eden İzmir ili

Gaziemir ilçesi Yeşil Mahallesi 233 adada bulunan 70 ve 107 parsel numaralarına

kayıtlı iki parselin 1979 yılında toplu konut yapılması amacıyla Arsa Ofisi

Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu'nun geçici 6. maddesi uyarınca davalı idareye 19/12/2010

tarihinde başvurduğunu ancak talebinin reddedildiğini belirterek fazlaya

ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı idare aleyhine tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

10. Diğer başvurucular 2/5/2011 tarihinde İzmir 9. Asliye Hukuk

Mahkemesinde aynı taşınmazlara ilişkin açtıkları kamulaştırmasız el atmadan

kaynaklanan tazminat davasında taşınmazların kendilerine miras yolu ile intikal

ettiğini, taşınmazların 1979 yılında toplu konut yapılması amacıyla Arsa Ofisi

Genel Müdürlüğü tarafından kamulaştırıldığını ancak kamulaştırma bedelinin mirasçılara

ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı

idare aleyhine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.

11. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi her iki dava dosyasının

aralarında bulunan bağlantı nedeniyle E.2010/614 sayılı dosyada

birleştirilmesine karar vermiştir.

12. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesindegörülen

yargılamasürecinde dava konusu taşınmazlar ile bu

taşınmazlara değer açısından emsal olabilecek taşınmazların tapu kayıtları,

akit tabloları, imar durumları, emlak beyan değerleri incelenmiş; taşınmazlara

davalı tarafça el atılıp atılmadığının, el atılmış ise tazminat miktarının ve

el atılan yerlerin emsallerine göre değerinin tespit edilmesi için

taşınmazlarda keşif yapılarak bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi

raporları ile birlikte bunlara ek raporlar aldırılmıştır.

13. Başvurucular 19/4/2011 tarihli dilekçeleri ile dava değerini

835.051 TL artırarak 845.051 TL olarak ıslah etmişlerdir.

14. Yargılama sonunda İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/12/2012

tarihli ve E.2010/614, K.2012/611 sayılı kararı ile uyuşmazlık konusu

taşınmazların İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1983/179, K.1984/740 ve

İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1985/364, K.1985/754 sayılı kararları ile

Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü adına tesciline hükmedildiğini, kamulaştırma

tebligatlarının usulüne uygun ve yasal olarak yapılmış olduğunu, ayrıca 2942

sayılı Kanun'un öngördüğü süre içinde dava açılmadığı gibi uzun yıllar sonra

kamulaştırma kararına rağmen tebligat yapılmadığından bahisle dava açmanın

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda belirtilen hakkın

kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve bu durumun hukuk düzenince

korunmayacağını belirtmiş; davanın reddine hükmetmiştir. Kararın ilgili

kısımları şöyledir:

"... Taraflar iddia ve savunmaya ilişkin

delillerini bildirmiş, belgelerini ibraz etmiş, celbi gerekli kayıt ve belgeler

ilgili yerlerden celp edilmiştir. İzmir 8.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1985/364

Esas 1985/754 Karar sayılı dosyası istenmiş ise de müzekkeremize verilen cevap

itibariyle bulunamadığının bildirildiği anlaşılmıştır.

...

bilirkişi Y.Ö.'den

29/08/2012 havale tarihli raporunda; Halk Bankası İzmir Şubesine yazılan

müzekkereye verilen cevapta Mustafa Şimbil, Mümine Şimbil, Ahmet Şimbil adına kayıtlı

70 ve 107 parsel ile ilgili yatırılmış ve çekilmiş bir para olmadığının

bildirildiği, ancak Emlak Kredi Bankası İzmir Şubesine paraların yatırıldığının

açılan tescil davalarında belirtildiği, böylece cevap ile kayıtlar arasında

çelişki oluştuğu, öncelikle oluşan çelişkinin giderilmesi ve bankaya para

yatırılıp yatırılmadığının, yatırıldı ise hak sahibi kişiler tarafından bedelin

tahsil edilip edilmediğinin belirlenmesi gerektiği, 26/11/2012 tarihli raporu

dosyaya ibraz olunmuş; İzmir, Gaziemir, Yeşil mah.

213 ada, 70 parsel yönünden; kamulaştırma evraklarının Ayişe

(Ayşe) Vatansever (Şimbil), Fatime

(Fatma) Kardelen (Şimbil), Hüseyin Şimbil ve Ahmet Şimbil'e usulüne

uygun tebliğ edilmediği, Mehmet Şimbil'in 18/03/1948 tarihinde evlendiği ve 08/08/2011 tarihli

mutarlık ilmühaberi ile eki 1986-1989 yıllarına ait

emlak beyannamesine göre kardeşi Hasan Şimbil ile

bitişik binada fakat farklı numaralı meskende ikamet ettiği, her iki meskeninde

Hasan Şimbil'e ait olduğu, Mehmet'e yapılan

tebligatın 28 sokak no:32 adresinde kardeşi Hasan'a yapıldığı, Mehmet Şimbil'in ise 32/A numaralı meskende oturduğu adreslerdeki

yakınlık nedeni ile bu kişilerin aynı çatı altında yaşayan kişiler olup

olmadığının ve kamulaştırma

evrakının usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin takdirinin mahkemeye

ait olduğu, tüm hak sahiplerinin kamulaştırma işleminden açılan tescil davası

sırasında haberdar olduğu, kamulaştırma bedelinin bankaya yatırıldığı, ancak

davacılar veya murisleri tarafından paranını tahsil

edildiğine dair bir belgenin dosyada olmadığı, İzmir , Gaziemir, Yeşil mah., 233 ada 107 parsel yönünden; kamulaştırma

evraklarının, Ayişe (Ayşe) Vatansever (Şimbil), Fatime (Fatma) Kardelen

(Şimbil), Hüseyin Şimbil ve

Ahmet Şimbil'e usulüne uygun tebliğ edilmediği,

Mehmet Şimbil'in 18/03/1948 tarihinde evlendiği ve

08/08/2011 tarihli mutarlık ilmühaberi ile eki

1986-1989 yıllarına ait emlak beyannamesine göre kardeşi Hasan Şimbil ile bitişik binada fakat farklı numaralı meskende

ikamet ettiği, her iki meskeninde Hasan Şimbil'e ait

olduğu, Mehmet'e yapılan tebligatın 28 sokak no:32 adresinde kardeşi Hasan'a

yapıldığı, Mehmet Şimbil'in ise 32/A numaralı

meskende oturduğu adreslerdeki yakınlık nedeni ile bu kişilerin aynı çatı

altında yaşayan kişiler olup olmadığının ve kamulaştırma evrakının usulüne

uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin takdirinin mahkemeye ait olduğu, İzmir

8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1985/364 Esas ve 1985/754 Karar sayılı davasında

107 parselde ki hissenin Kamulaştırma Kanunun 17.maddesi gereği idare adına tescili

için dava açılmış ve davada Ahmet Şimbil adına 7

sokak no:20 Gaziemir adresine, Hüseyin Şimbil adına

173/1 sokak no:6/6 Basın Sitesi/ İzmir adresinde yukarıda belirtilen dört kişi

adına ise 28 sokak Sakarya mah. No:32 Gaziemir/ İZMİR

adresine tebligat çıkartıldığı, mahkemece tüm araştırma ve aramalara rağmen

dava dosyası aslının dosyaya celp edilemediğinden ve karar örneğinden hak

sahiplerine tebligatın nasıl yapıldığı ve tebligatı kimlerin aldığı

anlaşılamadığından tüm hak sahiplerinin kamulaştırma işleminden açılan tescil davası sırasında haberdar olup olmadığı konusunda bir değerlendirme

yapılamayacağı, kamulaştırma bedelinin İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin

gerekçeli kararına göre bankaya yatırıldığı, ancak davacılar veya murisleri

tarafından paranın tahsil edildiğine dair bir belgenin dosyada olmadığı görüş

ve kanaatine vardığı anlaşılmıştır.

Bilirkişi raporunun tafsilatlı ve denetime

açık hazırlamış olması nedeniyle mahkememizce başkaca bilirkişi incelemesi

cihetine gidilmemiştir.

...

Yapılan yargılama sonucunda; Gaziemir ilçesi,

Yeşil mahallesi, Damlacık mevkii, ada 233, parsel 107 de kayıtlı taşınmazın

Ahmet oğlu Mustafa Şimbil 13/24 pay, Ahmet kızı

Nebiye Güven 11/24 pay maliki olduklarından Nebiye Güven'in payının davalı Arsa

Ofisi Genel Müdürlüğüne satıldığı, Ahmet oğlu Mustafa Şimbil'in

payının İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1983/179 Esas 1984/740 Karar sayılı

hükmü ile Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü'ne tescil edildiği, aynı yer 233 ada, 70

parselde kayıtlı taşınmazın 1/3 hisse itibariyle Ahmet oğlu Mustafa Şimbil, Hasan kızı Mümine Şimbil,

Mustafa oğlu Ahmet Şimbil adına tapuda kayıtlı

olduğu, İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1985/364 Esas 1985/754 Karar sayılı

hükmü ile Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü adına tesciline karar verildiği, kamulaştırma

tebligatlarının usulüne uygun ve yasal olarak yapılmış olduğu, Kamulaştırma

Kanunun öngördüğü yasal süresi içinde dava açılmadığı gibi uzun yıllar sonra

Kamulaştırma Kararına rağmen tebligat yapılmadığından bahisle Kamulaştırmasız

El Koyma davasının T.M.K. 2. Maddesinde belirtilen hakkın kötüye kullanılması

olduğu ve hukuk düzenince korumayacağından davanın reddine ve aşağıda hüküm

kısmında belirtildiği şekilde karar verileceği kanısına varılmıştır. ..."

15. İlk Derece Mahkemesi aynı kararında ayrıca asıl dava

yönünden 44.102 TL, birleşen dava yönünden 84.000 TL olmak üzere toplam 128.102

TL nispi vekâlet ücretininbaşvuruculardan tahsili ile

davalı tarafa ödenmesine karar vermiştir.

16. İlk Derece Mahkemesi kararı, temyiz incelemesi sonucu

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 26/3/2013 tarihli ve E.2013/2120, K.2013/4767

sayılı ilamı ile onanmıştır.

17. Onama ilamının ardından başvurucuların karar düzeltme

talebinde bulunmaları üzerine karar düzeltme incelemesi devam ederken 24/5/2013

tarihli ve 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 2942 sayılı Kanun’un geçici 6.

maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek geçici 6. madde uyarınca açılan

davalarda nispi vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücreti uygulanacağı, onuncu

fıkrasıyla da değişen hükümlerin kesinleşmeyen davalara da uygulanacağı hüküm

altına alınmıştır. Söz konusu düzenleme 11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

18. Başvurucuların karar düzeltme istemi Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin 24/9/2013 tarihli ve E.2013/9592, K.2013/12140 sayılı ilamı ile

reddedilmiş ve İlk Derece Mahkemesi kararı aynı tarihte kesinleşmiştir.

19. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvuruculara

30/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucular 26/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

21. 2942 sayılı Kanun'un, 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile

yapılan değişiklikten önceki geçici 6. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

"Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç

yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında

fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis

edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya

tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın

fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminat

talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde, uzlaşmazlık

tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet

olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından

sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan taşınmazınveyaüzerindetesis edilen irtifak hakkının müracaattarihindeki değeri, ikinci fıkranın birinci

cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare

adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir.

Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata

ilişkin temyiz hakkısaklıdır."

22. 2942 sayılı Kanun'un, 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile

yapılan değişiklikten sonraki geçici 6. maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları

ile onuncu fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde malik

veya idare tarafından bedel tespiti davası açılabilir. Dava açılması hâlinde,

fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava

tarihindeki değeri, ikincifıkranın birinci

cümlesindeki esaslara göre mahkemece bu Kanunun 15 inci maddesine göre

bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit ve taşınmazın veya hakkın idare

adına tesciline veya terkinine hükmedilir. Tespit edilen bedel, bu maddenin

sekizinci fıkrasına göre idarece ödenir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm

kesin olup tarafların hükmedilen bedele ilişkin temyiz hakkı saklıdır.

Bu madde kapsamında açılan davalarda mahkeme ve icra harçları ile her

türlü vekalet ücretleri bedel tespiti davalarında öngörülen şekilde maktu

olarak belirlenir.

...

Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm

davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca

sekizinci fıkra hükümleri uygulanır.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Hukukun uygulanması" kenar

başlıklı 33. maddesi şöyledir:

"Hâkim, Türk hukukunu resen uygular."

24. 6100 sayılı Kanun'un "Yargılama

giderlerinin kapsamı" kenar başlıklı 323. maddesi şöyledir:

"Yargılama giderleri şunlardır:

...

ğ)

Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.

..."

25. 6100 sayılı Kanun’un "Zaman

bakımından uygulama" kenar başlıklı 448. maddesi şöyledir:

“Bu

Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

27. Başvurucular; murisleri adına tapuya tescilli taşınmazların

1979 yılında kamulaştırıldığını ancak kamulaştırma kararlarının taraflarına

tebliğ edilmediğini ve kamulaştırma bedellerinin ödenmediğini, 2942 sayılı

Kanun'un geçici 6. maddesi gereği taşınmazın bedelinin ödenmesi talebiyle dava

açtıklarını, yargılama sürecinde taşınmazlardan birine ilişkin ve bu taşınmazınidare adına tescili ile sonuçlanan önceki

yargılama sürecine ait dava dosyasının temin edilemediğini, kamulaştırma

tebligatlarının usulsüz yapıldığını doğrulayan bilirkişi raporunun varlığına

rağmen davanın reddedildiğini ve yargılama sırasında yürürlüğe giren Kanun

gereği maktu olarak belirlenecek vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken

yargılama sonunda nispi olarak belirlenen vekâlet ücretine hükmedildiğini

belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüşler; ihlaller nedeniyle oluşan zararların tazminine, taşınmazların

bedellerinin kendilerine ödenmesine ve yargılama sonunda hükmedilen vekâlet

ücretinin iadesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

28. Başvurucuların adil yargılanma hakkına yönelik

şikâyetlerinin özü, yargılama sürecinde delillerin değerlendirilmesi ve

yorumlanmasında hata yapılarak yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına

ve Kanun'un açık hükmüne rağmen nispi vekâlet ücretine hükmedilerek mahkemeye

erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin olup her iki şikâyetin bu kapsamda

ayrı ayrı değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

29. Öte yandan başvurucuların mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiası, temel olarak başvuruya konu Mahkeme kararının sonucuna bağlı olup

delillerin değerlendirilmesi ile ilgili olarak Mahkeme kararının hakkaniyete

uygun olmaması veya bu konuyla ilişkili olarak yargılama sürecinde ve kararda

başvurucuların anayasal haklarının ihlal edildiğinin anlaşılması hâlinde

incelenebilecek bir konu olduğundan mülkiyet hakkının ihlali iddiası yönünden

ayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

30. Anayasa Mahkemesince Merkezî Nüfus İdaresi Sistemi üzerinden

yapılan incelemede başvuruculardan Hasan Şimbil'in

bireysel başvuru tarihinden önce vefat ettiği anlaşıldığından (bkz. § 7) adı

geçen başvurucu yönünden incelemenin ayrılarak yapılması uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16).

a. Başvurucu Hasan Şimbil Yönünden İnceleme

32. Başvurucu vekili; miras yolu ile başvurucuya intikal eden

taşınmazların kamulaştırılması sürecinde tebligatların usulüne uygun

yapılmadığını, kamulaştırma bedeli olarak idarece herhangi birödeme

yapılmadığını, buna rağmen açılan kamulaştırmasız el koymadan kaynaklanan

tazminat davasının reddedildiğini, yargılama sırasında esasa etki edebilecek

önceki yargılama dosyalarının temin edilemediğini, ayrıca yargılama sonunda

maktu olarak belirlenmesi gereken vekâlet ücreti yerine nispi olarak belirlenen

vekâlet ücretine hükmedildiğini belirterek başvurucunun adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır."

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

35. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından yapılabilir."

36. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun'un

45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa'da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Dolayısıyla

medeni haklara sahip gerçek ve tüzel kişiler bireysel başvuru yönünden dava

ehliyetine sahiptir (Büğdüz Köyü Muhtarlığı, B. No: 2012/22,

25/12/2012, § 24).

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 34.

maddesinde yer alan "mağdur"

kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da ihmalden doğrudan etkilenen kişinin

kast edildiğini belirtmiş (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50); hakkı ihlal edilen kişinin bireysel başvuru yapmadan önce

ölmesi durumunda mağdurluk durumunun ortadan kalkması nedeniyle hukuken bir

başkasının ölen kişi adına bireysel başvuruda bulunamayacağına karar vermiştir

(Davut Kaya, Zöhre

Polat/Türkiye, B. No: 2794/05, 40345/05, 21/10/2008).

38. 4721 sayılı Kanun'un "I.

Doğum ve ölüm" kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla

doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer."

39. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar" kenar

başlıklı 43. maddesi şöyledir:

"Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca

kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın

veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi

veya iflas etmesi durumlarında sona erer.

Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır.

Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır."

40. 6098 sayılı Kanun'un "2.

Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas" kenar başlıklı 513.

maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme,

vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile

kendiliğinden sona ermiş olur."

41. 4721 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre gerçek kişiler

hakkında sağ doğmakla başlayan kişilik ölümle sona ermekte olup ölüm ile

kişiliği sona erenler için artık hak ve fiil ehliyetine sahip olduklarından söz

etmeye olanak bulunmamaktadır. 6098 sayılı Kanun'un anılan hükümlerinden

anlaşıldığı üzere ise hukuki işlemden doğan vekâlet veren ile vekil arasında

temsil yetkisine dair sözleşme,aksi

kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça taraflarının

birinin ölümü, ehliyetini kaybetmesi veya iflası ile hiçbir işleme gerek

kalmaksızın kendiliğinden son bulacaktır (Abdurrehman URAY, B. No: 2013/6140, 5/11/2014, § 28).

42. 6216 sayılı Kanun'un "Başvuru

hakkının kötüye kullanılması" kenar başlıklı 51. maddesi

şöyledir:

"Bireysel

başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığı tespit edilen başvurucular aleyhine,

yargılama giderlerinin dışında, ayrıca ikibin Türk

Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para cezasına hükmedilebilir."

43. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) “Başvuru hakkının kötüye

kullanılması” kenar başlıklı 83. maddesi şöyledir:

“Başvurucunun istismar edici, yanıltıcı ve benzeri nitelikteki

davranışlarıyla bireysel başvuru hakkını açıkça kötüye kullandığının tespit

edilmesi hâlinde başvuru reddedilir ve yargılama giderleri dışında, ilgilinin ikibin Türk Lirasından fazla olmamak üzere disiplin para

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilir.”

44. İlgili düzenlemeler vasıtasıyla genel hukuk teorisinde bir

kamu düzeni kuralı olarak ele alınan ve genel olarak bir hakkın açıkça

öngörüldüğü amaç dışında ve başkalarını zarara sokacak şekilde kullanılmasının

hukuk düzenince himaye edilmeyeceğini ifade eden hakkın kötüye kullanılmasının,

bireysel başvuru alanında özel olarak ele alındığı görülmektedir. Bu bağlamda

bireysel başvuru usulünün amacına açıkça aykırı olan ve Mahkemenin başvuruyu

gereği gibi değerlendirmesini engelleyen davranışların başvuru hakkının kötüye

kullanılması olarak değerlendirilmesi mümkündür (Mehmet Güven Ulusoy, [GK], B. No: 2013/1013, 2/7/2015, § 31;

S.Ö., B. No: 2013/7087,

18/9/2014, § 28).

45. Bu kapsamda özellikle mahkemeyi yanıltmak amacıyla gerçek

olmayan maddi vakıalara dayanılması veya bu nitelikte bilgi ve belge sunulması,

başvurunun değerlendirilmesi noktasında esaslı olan bir unsur hakkında bilgi

verilmemesi, başvurunun değerlendirilmesi sürecinde vuku bulan ve söz konusu

değerlendirmeyi etkileyecek nitelikte yeni ve önemli gelişmeler hakkında

mahkemenin bilgilendirilmemesi suretiyle başvuru hakkında doğru bir kanaat

oluşturulmasının engellenmesi, medeni ve meşru eleştiri sınırları saklı kalmak

kaydıyla bireysel başvuru amacıyla bağdaşmayacak surette hakaret, tehdit veya

tahrik edici bir üslup kullanılması ile söz konusu başvuru yolu kapsamında

ihlalin tespiti ile ihlal ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin amaçla

bağdaşmayacak surette içeriksiz bir başvuruda bulunulması durumunda başvuru

hakkının kötüye kullanıldığı kabul edilebilecektir (Mehmet Güven Ulusoy, § 32; S.Ö.,

§ 29).

46. Başvuru konusu olayda İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde

açılan davanın karar düzeltme incelemesi sırasında 24/5/2013 tarihinde

başvurucu vefat etmiş, daha sonra Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin karar düzeltme

isteminin reddine ilişkin 24/9/2013 tarihli ilamın başvurucu vekiline

tebliğinin ardından vekil tarafından anılan yargılama sonucunda başvurucunun

adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru

yapılmış, başvuru formunda başvurucunun öldüğü konusunda bir bilgiye yer

verilmemiştir.

47. Kamu gücü tarafından hakkı ihlal edilen kişinin bireysel

başvuru yapmadan önce ölmesi durumunda ölen kişi adına bir başkası tarafından

bireysel başvuru yapma imkânı bulunmamaktadır (Abdurrehman URAY, § 30).

48. Açıklanan nedenlerle başvuru tarihinden önce vefat etmiş

başvurucu adına vekâlet ilişkisi sona ermiş olan avukat tarafından yapılan

bireysel başvurunun başvuru hakkının kötüye

kullanımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

49. Bu durumda Avukat Coşkun Doğru aleyhine, Anayasa Mahkemesini

yanıltıcı nitelikte başvuru yapması nedeniyle 6216 sayılı Kanun'un 51. maddesi

ve İçtüzük’ün 83. maddesi uyarınca takdiren 2.000 TL disiplin para cezasına hükmedilmesi

gerekir.

b. Diğer Başvurucular Yönünden İnceleme

i. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığına

İlişkin İddia

50. Başvurucular; murisleri adına tapuya tescilli taşınmazların

1979 yılında kamulaştırıldığını ancak kamulaştırma kararlarının taraflarına

tebliğ edilmediğini ve kamulaştırma bedellerinin ödenmediğini, 2942 sayılı

Kanun'un geçici 6. maddesi gereği taşınmazın bedelinin ödenmesi talebiyle dava

açtıklarını, yargılama sürecinde taşınmazlardan birine ilişkin ve bu taşınmazınidare adına tescili ile sonuçlanan önceki

yargılama sürecine ait dava dosyasının temin edilemediğini, kamulaştırma

tebligatlarının usulsüz yapıldığını doğrulayan bilirkişi raporunun varlığına

rağmen davanın reddedildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda, kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

52. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Mahkeme, .... açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."

53. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

54. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

55. AİHM, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesine

ilişkin şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında “hakkaniyete uygun

yargılanma (fair hearing)

hakkı” çerçevesinde incelenmektedir. AİHM’e göre

“delillerin kabul edilebilirliği”, öncelikle iç hukukun düzenleme alanına girer

ve “delillerin değerlendirmesi” kural olarak ulusal mahkemelerin görevidir.

Bireysel başvuru kapsamında AİHM'in görevi

-delillerin elde edilme yöntemi de dâhil-yargılamanın bir bütün olarak adil

olup olmadığını saptamaktır (Seyla Süvari ve

Leyla Kalyoncu, B. No: 2013/6313, 5/11/2015, § 38).

56. Delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi

konular öncelikle derece mahkemelerinin görevi olup bu konuya ilişkin takdir

yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Derece mahkemelerince olguların veya hukukun

değerlendirilmesindeki farklılıklar, Anayasa ve Sözleşme tarafından güvence

altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru

kapsamında inceleme konusu yapılamaz (Seyla Süvari ve Leyla Kalyoncu, § 39).

57. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürülen

iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla

birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına uygun olup olmadığını

denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi

başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını

değerlendirmektir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması

şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda

delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti, B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 27).

58. Başvuru konusu olayda başvurucuların murisleri adına tapuya

tescilli taşınmazları 1979 yılında kamulaştırılmasına rağmen kamulaştırma

kararlarının taraflarına tebliğ edilmediği ve kamulaştırma bedellerinin

ödenmediği iddiasıyla 2010 ve 2011 yıllarında açılan ve birleştirilerek görülen

davalarda İlk Derece Mahkemesi, yargılama sürecinde söz konusu taşınmazlar ile

onlara emsal olabilecek nitelikteki benzer taşınmazların tapu kayıtlarını, akit

tablolarını, imar durumlarını, emlak beyan değerlerini incelemiş; taşınmazlar

üzerindeki el atma durumunun belirlenmesi, taşınmazlara el atılmış ise el

atılan yerlerin emsaller dikkate alınarak değerlerinin tespit edilebilmesi için

keşif yapmış, keşfin ardından bilirkişi raporu aldırmış, yine yargılama dosyası

üzerinden de bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

59. Bu kapsamda İlk Derece Mahkemesince ayrıntılı ve denetime

açık olarak hazırlandığı kabul edilen bilirkişi raporunda, taşınmazlardan 70

parselde kayıtlı olan yönünden tüm hak sahiplerinin daha önce açılan tescil

davasında kamulaştırma işleminden haberdar olduklarının ve kamulaştırma bedelinin

bankaya yatırıldığının, 107 parselde kayıtlı olan yönünden her ne kadar söz

konusu taşınmazın kamu idaresi adına tesciline ilişkin İzmir 8. Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.1985/364, K.1985/754 sayılı dosyasına ulaşılamamış olsa da

bulunamayan dava dosyasının mevcut olan gerekçeli kararından görüldüğü üzere

kamulaştırma bedellerinin bankaya yatırıldığının tespit edildiği anlaşılmıştır

(bkz. § 14).

60. Yapılan yargılama sonunda ise İzmir 9. Asliye Hukuk

Mahkemesi 24/12/2012 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. İlk

Derece Mahkemesinin davanın reddine yönelik kararında uyuşmazlık konusu 107

parselde kayıtlı taşınmazın başvurucuların murislerine düşen kısmının İzmir 6.

Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1983/179, K.1984/740 sayılı dosyasında görülen

yargılamada uyuşmazlık konusu 70 parselde kayıtlı diğer taşınmazın İzmir 8.

Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1985/364, K.1985/754 sayılı dosyasında görülen

yargılamada kamu adına tescil edildiği, kamulaştırma tebligatlarının usulüne

uygun olduğu ve kanuni süreleri içinde yapıldığı, 2942 sayılı Kanun'da

öngörülen yasal süre içinde dava açılmadığı gibi kamulaştırma işleminden uzun

yıllar sonra tebligat yapılmadığından bahisle kamulaştırmasız el atma davası

açılmasının 4721 sayılı Kanun'da belirtilen hakkın kötüye kullanılması

mahiyetinde olduğu gerekçelerine dayandığı ve kararın Yargıtay denetiminden de

geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

61. Bu durumda dava konusu taşınmazların 1979 yılında

kamulaştırıldığı, bedellerinin taşımaz malikleri adına bankaya bloke edildiği,

1984 ve 1985 yıllarında Mahkeme kararlarıyla Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü adına

tescil edildiği hususları başvurucular veya murislerinin aradan uzun yıllar

geçmesine rağmen bu konuda talepte bulunmamaları gerçeği ile birlikte

değerlendirildiğinde yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığının söylenemeyeceği

sonucuna ulaşılmıştır.

62. Öte yandan başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında

yer alan şikâyetlerinden biri olan İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.1985/364, K.1985/754 sayılı dava dosyasının temin edilememesi durumunun

gerekçeli karadan anlaşıldığı üzere yargılamayı yapan İzmir 9. Asliye Hukuk

Mahkemesince de dikkate alındığı (bkz. § 14) ancak bu durumun davanın esası

üzerinde etkili görülmediği, davanın farklı gerekçeler üzerinden hükme

bağlandığı anlaşılmıştır. Bununla birlikte başvurucular da söz konusu dava

dosyasının bulunamamasının davanın esası üzerinde ne gibi etki yarattığına ya

da yaratacağına yönelik Anayasa Mahkemesine herhangi bir açıklamada

bulunmamışlardır.

63. Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

64. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemeleri

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

65. Başvurucuların, yargılama devam ederken yapılan kanun

değişikliğine rağmen aleyhlerine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi

biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak kabul

edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

66. Başvurucular, 6487 sayılı Kanun'la değiştirilen 2942 sayılı

Kanun’un açık hükmüne rağmen nisbi vekâlet ücreti

ödemesine hükmedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini

iddia etmişlerdir.

67. Bakanlık görüş yazısında AİHM'in

konuyla ilgili içtihatlarına atıfta bulunmakla birlikte başvurucuların, söz

konusu kanun değişikliği yürürlüğe girdikten sonra değişikliğin açtıkları

davaya uygulanması yönünde yargılama makamlarına ek bir dilekçe sunmadıklarını

belirtilmiştir.

68. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında bir usul

hükmü olan yargılama giderlerine ilişkin olarak talepten sonra başka bir

dilekçe ile talepte bulunma imkânı bulunmadığını, ayrıca Yargıtay 18. Hukuk

Dairesinin benzer davalarda talep olmamasına rağmen 2942 sayılı Kanun’un geçici

6. maddesini resen uyguladığını belirtmişlerdir.

69. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

70. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

71. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36.

maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında

ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle gerek Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa'nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

72. Vekâlet ücreti davayı vekille takip eden ve davası kabul

edilen lehine hükmedilen bir ücrettir.Dava

aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu ücret

yükümlülüğü bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir. (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

73. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların kanuni olması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması yani

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, § 38).

74. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür

giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz

başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin

gereksiz yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi

amacıyla başvuruculara kanuna uygun olarak belli yükümlülükler öngörülebilir.

Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi

içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da

aşırı derecede zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez

(Serkan Acar, § 39).

75. Somut olayda 18/6/2010 tarihli ve 5999 sayılı Kanun'la

değişik 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesine dayanarak kamulaştırmasız el

atma nedeniyle tazminat davası açan başvurucuların davası reddedilmiş ve

yargılamayı gören İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesi 24/12/2012 tarihli kararıyla

asıl dava yönünden 44.102 TL; birleşen dava yönünden 84.000 TL vekâlet

ücretinin tahsili ile davalı tarafa ödenmesine hükmetmiştir. Anılan karar

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 26/3/2013 tarihli ilamıyla onanmış, yargılama

dosyası üzerinde karar düzeltme incelemesi devam ederken 24/5/2013 tarihinde

kabul edilen 6487 sayılı Kanun'un 21. maddesi ile 2942 sayılı Kanun’un geçici

6. maddesinin yedinci fıkrası değiştirilerek nispi vekâlet ücreti yerine maktu

vekâlet ücreti uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Bahsedilen düzenleme

11/6/2013 tarihli ve 28674 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.Ancak

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 24/9/2013 tarihli ilamında karar düzeltme talebini

reddetmiş ve vekâlet ücretine ilişkin bir düzeltme yapmamıştır.

76. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesine göre (bkz. § 24) vekâlet

ücreti de yargılama giderleri kapsamında bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 448.

maddesine göre (bkz. § 25) ise Kanun'un hükümlerinin tamamlanmamış işleri

etkilememek kaydıyla derhâl uygulanması gerekir.Bu

hüküm, usul kurallarının yargılamanın her aşamasında hâkim tarafından resen

dikkate alınması ve derhâl uygulanması gerektiği yönündeki ilkenin

karşılığıdır. 2942 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesinin yedinci fıkrası ile

getirilen düzenleme de bir yargılama gideri olduğu açık olan vekâlet ücretine

ilişkin olup bir usul hükmü olduğu ve derhâl niteliğini haiz olduğu, ayrıca

bahsedilen geçici 6. maddenin 10. fıkrasında, yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen

davalara da uygulanacağı hükmünün yer aldığı ve bu nedenle mahkemelerce derhâl

ve resen uygulanması gerektiği açıktır (Seyla Süvari ve Leyla Kalyoncu, B. No:2013/6313, 5/11/2015,§ 57).

77. 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesinde ifade edildiği gibi

hukuku uygulamak hâkimin görevi olduğundan usul hükümlerinin taleple bağlı

olmaksızın hâkim tarafından resen dikkate alınması gerektiği açıktır. Nitekim

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 6/4/2010 tarihli ve E.2010/12803, K.2010/9690 sayılı

kararında bu durumu şu şekilde açıklamıştır: “Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 423. maddesinin 6. bendinde açıkça belirtildiği gibi,

vekâlet ücreti bir yargılama gideridir. Bu nedenle 29.05.1997 gün ve 4/6 sayılı

İçtihadı Birleştirme Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden

olan avukatlık parası, diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece

kendiliğinden hükme bağlanır…” (Seyla Süvari ve Leyla

Kalyoncu, § 58).

78. Usul kurallarının derhâl uygulanması, hakların himayesi

bakımından daha iyi usuller öngördüğü kabul edilmesi gereken yeni usul

hükümlerinin, devam etmekte olan davalar bakımından da hemen uygulanmaya

başlanması düşüncesine dayanır (Seyla Süvari ve

Leyla Kalyoncu, § 59).

79. Nitekim Yargıtay 18. Hukuk Dairesi de Kanun'un yürürlüğe

girdiği tarihin hemen akabinde farklı kararlar verse de kısa süre sonra

içtihadında değişiklik yaparak sonraki kararlarında ilk derece mahkemelerinin

nispi vekâlet ücretine ilişkin kararlarını maktuya dönüştürerek önündeki

davaları düzelterek onamış veya esasla birlikte yargılama giderlerine ait

hükümleri de bozarak karar vermeye başlamıştır. Örneğin Yargıtay 18. Hukuk

Dairesi 26/9/2013 tarihli ve E.2013/10227, K.2013/15845 sayılı kararında ilk

derece mahkemesinin esasa ilişkin hükmünü onarken yargılama giderlerine ilişkin

nispi olarak hükmedilen vekâlet ücretini 1.200 TL olarak düzelterek kararı

onamıştır.

80. Bakanlığın cevap yazısında başvurucuların vekâlet ücretinin

maktuya çevrilmesi için ek dilekçe vermediği ifade edilse de usul kuralı olan

yargılama giderlerine ilişkin hükmün yargılamanın her safhasında resen dikkate

alınarak derhâl uygulanması gerekliliği ve 2942 sayılı Kanun’un değişen geçici

6. maddesinin 10. fıkrasında yapılan değişikliklerin henüz kesinleşmeyen

davalara da uygulanacağı yönündeki açık hüküm dikkate alındığında başvuruculara

yüklenecek bir sorumluluğun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

81. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvurucuların

davalı idareye nispi vekâlet ücreti ödemesine ilişkin mahkeme hükmünün ilgili

kararın karar düzeltme talebi aşamasında yürürlüğe giren açık usul hükmü ve bu

hükmün kesinleşmeyen davalara da uygulanacağına dair açık hüküm ile bu konudaki

açık içtihatlara rağmen maktuya çevrilmediği, bu durumda vekâlet ücretine

ilişkin Mahkeme hükmünün kanuni dayanağının bulunmadığı Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

82. Açıklanan nedenlerle başvurucuların adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

83. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

84. Başvurucular; haklarının ihlal edilmesi nedeniyle

zararlarının tazminine, bireysel başvuruya konu yargılama sürecinde belirlenen

taşınmaz bedellerinin kendilerine ödenmesine, aleyhlerine hükmedilen vekâlet

ücretlerinin iadesine karar verilmesi taleplerinde bulunmuşlardır.

85. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan zararları

karşılığında başvuruculardan Arif Şimbil'e net 42.000

TL; başvurucular Hüseyin Şimbil, Hatice Şimbil, Mustafa Şimbil, Ayişe Vatansever, Fatime

Kardelen, Nuran Öznazlı, Umran

Balaban, Binnaz Şulan, Nesibe İşler ve Zübeyde

Karataş'a ayrı ayrı net 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

86. Başvurucular tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber başvurunun vekâlet ücretine ilişkin mahkemeye erişim hakkı

dışındaki şikâyetleri kabul edilemez bulunduğundan ve tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

87. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvurucular Arif Şimbil, Hüseyin Şimbil,

Hatice Şimbil, Mustafa Şimbil,

Ayişe Vatansever, Fatime

Kardelen, Nuran Öznazlı, Umran

Balaban, Binnaz Şulan, Nesibe İşler ve Zübeyde

Karataş'a müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucu Hasan Şimbil yönünden yapılan başvurunun başvuru hakkının kötüye kullanılması

nedeniyle REDDİNE,

2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucu Arif ŞİMBİL'e net 42.000

TL; başvurucular Hüseyin ŞİMBİL, Hatice ŞİMBİL, Mustafa ŞİMBİL, Ayişe VATANSEVER, Fatime

KARDELEN, Nuran ÖZNAZLI, Umran BALABAN, Binnaz ŞULAN,

Nesibe İŞLER ve Zübeyde KARATAŞ'a ayrı ayrı net 7.000

TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1,998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULAR

Arif ŞİMBİL, Hüseyin ŞİMBİL, Hatice ŞİMBİL, Mustafa ŞİMBİL, Ayişe

VATANSEVER, Fatime KARDELEN, Nuran ÖZNAZLI, Umran BALABAN, Binnaz ŞULAN, Nesibe İŞLER ve Zübeyde KARATAŞ'a MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,

E. 6216 sayılı Kanun'un 51.

maddesi ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 83. maddesi

uyarınca 2.000 TL disiplin para cezasının Avukat Coşkun DOĞRU'dan

TAHSİLİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin İzmir

Barosuna GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Başvurucular

:

1. Arif

ŞİMBİL

2. Hüseyin

ŞİMBİL

3. Hasan

ŞİMBİL

4. Hatice

ŞİMBİL

5. Mustafa

ŞİMBİL

6. Ayişe VATANSEVER

7. Nuran

ÖZNAZLI

8. Umran BALABAN

9. Fatime KARDELEN

10. Binnaz

ŞULAN

11. Nesibe

İŞLER

12. Zübeyde

KARATAŞ

Vekili

:

Av. Coşkun

DOĞRU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8660, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. C. Başvurucu Arif ŞİMBİL'e net 42.000
  13. D. 198,35TL harç ve 1.800 TL
  14. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  15. G. Kararın bir örneğinin İzmir
  16. H. Kararın bir örneğinin Adalet
  17. Gökcan
  18. Perdecioğlu
  19. Şimbil
  20. Şimbil
  21. Şimbil
  22. Şimbil
  23. Şimbil
  24. Öznazlı
  25. Şulan
  26. İşler
  27. Karataş
  28. Doğru
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8660
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Metin Güngördü ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4618)
  • Feride Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/7913)
  • Cengiz Topel Çelikoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8049)
  • Sezai Balta Başvurusu (B. No: 2013/8834)
  • Arif Sarıgül Başvurusu (B. No: 2013/8324)
  • Murat Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/2754)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.