İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Arif Sarıgül Başvurusu (B. No: 2013/8324)

1. Başvuru, 1999-2002 dönemlerine ait ödenmeyen sosyal güvenlik

Başvuru No2013/8324Tarih23 Şubat 2016Okuma23 dk · 4.580 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Arif Sarıgül Başvurusu

Karar tarihi
23 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/8324
R.G. Tarih ve Sayı
24/3/2016-29663
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.580 kelime·23 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 1999-2002 dönemlerine ait ödenmeyen sosyal güvenlik

primleri kaynaklı kamu borcu nedeniyle emekli aylığına haciz konulmasının

yasaların geriye yürümezliği ve hukuk devleti ilkeleri ile mülkiyet hakkını

ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/11/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci

Bölüm Birinci Komisyonunca 16/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm

Başkanı tarafından 26/06/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 21/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı mülga Esnaf ve

Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu

uyarınca 1/10/1999 tarihinde emekli olan ve kendisine emekli aylığı bağlanan

bir kişidir (BAĞ-KUR emeklisi).

9. Başvurucunun daha önce ortağı ve yöneticisi olduğu G.T. Tic. A.Ş.nin 1999-2002 dönemine ait sigorta prim borçları

nedeniyle başvurucunun emekli aylığına 28/4/2008 tarihinde Sosyal Güvenlik

Kurumu (SGK) Muğla İl Müdürlüğünce haciz konulmuştur.

10. Başvurucu, haciz işlemine karşı 30/4/2008 tarihinde Muğla 1.

Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatı ile) şikâyet yolu ile başvurarak

1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca maaşına uygulanan haciz işleminin

kaldırılmasını ve maaştan kesilen paraların iade edilmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

11. Mahkeme; 12/11/2008 tarihli ve E.2008/317, K.2008/374 sayılı

kararında başvurucunun maaşının 1/4'üne konulan hacze rıza göstermemesi üzerine

idarenin 1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi gereğince haczi kaldırdığını

belirterek haciz konusunda karar verilmesine yer olmadığına, haciz kaldırılana

kadar maaştan kesilen paraların iade edilmesine hükmetmiştir.

12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

1/4/2010 tarihli ve E.2008/20983, K.2010/4679 sayılı ilamı ile kararı

onamıştır.

13. SGK Muğla İl Müdürlüğü, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 93. maddesinin 17/4/2008

tarihli 5754 sayılı Kanun'la değiştirilen birinci fıkrasının "...Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye

göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında

haczedilemez." hükmü uyarınca başvurucunun maaşına söz konusu

borçlar nedeniyle tekrar haciz koymuş ve 28/3/2009 tarihinden itibaren

başvurucunun maaşından kesinti yapılmaya başlanmıştır.

14. Haciz işlemi üzerine başvurucu 2/4/2009 tarihinde Muğla 1.

Asliye Hukuk Mahkemesine (iş mahkemesi sıfatıyla) şikâyet yolu ile başvurarak

emekli maaşının haczedilemez olduğunu, daha önce aynı konuda kesinleşmiş bir

mahkeme kararı bulunduğunu, maaş haczine dayanak alınan 5510 sayılı Kanun'un

93. maddesinin geçmişe etkili bir hüküm olmadığını belirterek haczin

kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

15. Muğla 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (iş mahkemesi sıfatıyla);

16/12/2009 tarihli ve E.2009/222, K.2009/865 sayılı kararı ile daha önce aynı

borçtan dolayı başvurucunun maaşına haciz konulduğunu ve 1467 sayılı Kanun'un

67. maddesi uyarınca haczin kaldırıldığını, başvurucunun maaşının 1467 sayılı

Kanun gereği hacze kabil olmadığını ve 5510 sayılı Kanun'un sonradan yürürlüğe

girdiğini belirterek haczin iptaline hükmetmiştir.

16. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 29/3/2011 tarihli ve E.2010/2307, K.2011/2932

sayılı ilamı ile "... "Somut

olayda; davacının Kurumdan almakta olduğu malullük aylığına konulan haczin

dayanağı davacının otel işletmecisi olduğu döneme ilişkin ve 88 inci maddeye

göre takip ve tahsili gereken Kurumun prim, işsizlik sigortası primi ve damga

vergisi alacağı olduğundanve 5510 sayılı Yasanın 93.

maddesinin yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden sonra 28.3.2009 tarihinden

itibaren yapılan haciz işlemi hukuka uygundur." gerekçesine

dayanarak bozmaya hükmetmiştir.

17. Bozma üzerine dosyayı tekrar ele alan Mahkeme, 9/4/2012

tarihli ve E.2011/1102, K.2012/354 sayılı kararı ile bozma ilamında belirtilen

hususlar doğrultusunda ve bozma ilamında belirtilen gerekçeye dayanarak davanın

reddine hükmetmiştir.

18. İlk Derece Mahkemesinin kararı Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin

1/10/2013 tarihli ve E.2012/12106, K.2013/17799 sayılı ilamı ile onanmıştır.

19. Onama ilamı başvurucuya 25/10/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 4/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

21. 1479 sayılı mülga Kanun’un 67. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bu kanun gereğince bağlanacak aylıklar,

nafaka borçları dışında, haciz veya başkasına devir ve temlik edilemez.”

22. 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“…Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve

diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri

hariç, diğer maddeleri uygulanır. Kurum, 6183 sayılı Kanunun uygulanmasında

Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen

yetkileri kullanır…”

23. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 5754 sayılı Kanun'la

değiştirilen birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak

sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel

sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan

alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci

maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında

haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin

haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra

müdürü tarafından reddedilir. ...”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; maaşına haciz konulmasına neden olan ödenmemiş

SGK primleri kaynaklı borçların 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden

önceki döneme ait olduğunu, daha önce ortağı ve yetkilisi olduğu Şirkete

ilişkin sorumluluğunun geriye dönük uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu,

borçların gerçekleşme tarihlerine göre 1467 sayılı Kanun'un uygulanmasının

gerektiğini, yineborçların gerçekleşme tarihleri

dikkate alındığında kendisine herhangi bir tebligat yapılmamasından dolayı

borçların zamanaşımına uğradığını ve daha önce lehine verilen Mahkeme kararı

kazanılış hak olduğu halde olayda kazanılmış hakların geri alınmasıyla

sonuçlanacak şekilde yasaların geçmişe yürütüldüğünü, benzer şekilde geçmişe

dönük uygulama getiren 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun'un ilgili hükmünün

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini belirterek hukuk devleti ilkesi

ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama yapılarak

maaşından haczin kaldırılmasına ve kesilen tutarların iadesine karar

verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun tebligat yapılmamasından dolayı

borçların zamanaşımına uğradığı iddiası, bu konuda başvuru yollarının usulüne

uygun biçimde tüketilip tüketilmediği yönünden incelenecektir. Başvurucunun

emekli aylığından yapılan kesintiyle ilgili şikayetleri ise mülkiyet hakkı

kapsamında incelenecektir.

a. Borcun Zamanaşımına

Uğradığına İlişkin İddia

27. Başvurucu; borçların gerçekleşme tarihleri dikkate

alındığında kendisine herhangi bir tebligat yapılmamasından dolayı borçların

zamanaşımına uğradığını, bu nedenle yapılan müdahale ile haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

28. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

30. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun

Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili

idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip

olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

32. Somut başvuruya konu davada verilen kararlar incelendiğinde

uyuşmazlığın konusunun başvurucunun emekli aylığına yapılan haczin hukuka uygun

olup olmadığına ilişkin olduğu, başvurucunun borcunun zamanaşımına uğradığına

ilişkin bir iddiasının yargılamaya konu edilmediği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun 12/4/2012 tarihinde Mahkeme kaleminde kayda alınan temyiz

dilekçesi incelendiğinde emekli aylığının hacze konu olmasının 5510 sayılı

Kanun hükümlerinin geçmişe yürütülmesi anlamına geldiği ve kazanılmış

haklarının ihlal edildiği ile sınırlı iddiaların ileri sürüldüğü, borcun

zamanaşımına uğradığına dair bir iddianın dile getirilmediği görülmektedir.

33. Bu durumda başvurucunun, borcun zamanaşımına uğradığı

iddiasını somut başvuruya konu davada ileri sürme imkânı varken bu imkândan

yararlanmadığı ve bu iddiasını Mahkemeye esastan inceletemediği anlaşıldığından

somut başvuruda bu iddia yönünden başvuru yollarının usulüne uygun olarak

tüketildiğinin kabul edilmesi mümkün değildir.

34. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu işleme karşı kanunda

öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı usulüne uygun olarak tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

35. Başvurucu emekli aylığına haciz konulması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

37. Başvurucu; maaşına haciz konulmasına neden olan borçların

5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önceki döneme ait olduğunu, daha

önce ortağı ve yetkilisi olduğu Şirkete ilişkin sorumluluğunun geriye dönük

uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu, borçların gerçekleşme tarihlerine göre

1467 sayılı Kanun'un uygulanmasının gerektiğini, daha önce lehine verilen

Mahkeme kararı kazanılmış hak olduğu hâlde olayda kazanılmış hakların geri

alınmasıyla sonuçlanacak şekilde yasaların geriye yürütülerek uygulandığını,

benzer şekilde geçmişe dönük uygulama getiren 5766 sayılı Kanun'un ilgili

hükmünün Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliğini

belirterek hukuk devleti ilkesi ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

38. Bakanlık görüş yazısında mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanuna dayalı ve kamu yararı amacına yönelik olması olması gerektiği, ayrıca müdahalenin kişiler tarafından

öngörülebilir olması gerektiği ifade edilmiştir.

a. Müdahalenin Varlığı ve

Niteliği

39. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu

Protokol'ün "Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

42. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki mülkiyet

hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı

kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup yasal düzenlemeler ile

yargı içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 31).

43. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma kapsamında yer alan

mülkiyet hakkı bireylere sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle beraber

yürürlükteki mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak, sosyal

yardım alma hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal

içtihatlara paralel olarak, ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren

bireyin mülkiyet hakkı kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul

edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, § 36).

44. Başvurucunun ilgili mevzuatta öngörülen şekilde çalışma

süresini ve prim ödeme yükümlülüğünü tamamlayarak emekli olduğu ve emekli

aylığı almaya hak kazandığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda

başvurucunun usulüne uygun bir şekilde almaya hak kazandığı emekli aylığının,

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı

kapsamında korunan bir menfaat olduğunun kabulü gerekmektedir.

45. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak

bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir

(Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, §§ 28, 32).

46. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme'nin ilk

cümlesi, herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha

geniş manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 46).

47. Her iki düzenlemenin üçüncü cümlelerinde ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35.

maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken,

Sözleşmeye Ek (1)No.lu protokolün birinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere

mülkiyeti kamu yararına düzenleme ve vergiler ve diğer katkılar ile cezaların

tahsili konusunda gerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını

saklı tutarak taraf devletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine

sahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi

ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti

düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve Diğerleri, § 47).

48. AİHM’e göre ikinci ve üçüncü

kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci

kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın

ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James

ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, §

37).

49. Anayasa'nın 60. maddesinde 'Herkes,

sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli

tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.' denilmektedir. Sosyal güvenlik,

bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin, kendilerinin ve

geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerlerindeki gelir azaltıcı ve

harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve asgari hayat

standardını güvence altına alabilmek amacıyla kurulan sistemin bütününe verilen

addır. Bu güvencenin gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları

oluşturularak kişilerin yaşlılık, hastalık, malullük, kaza, ölüm ve işsizlik

gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır

(AYM, E.2009/86, K.2011/70, 28/4/2011).

50. Vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve

katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve ödenmesini güvence altına almaya

yönelik düzenlemeler, Sözleşme metninde ayrıca ifade edilmekle ve Anayasa'da

ayrı hükümlerle düzenlenmiş olmakla birlikte bu düzenlemeler de genel

itibarıyla mülkiyetin kullanımını düzenleme ve kontrol etme amacı taşıdığından

ayrı bir başlık yerine devletin mülklerin kullanımını düzenleme veya mülkiyetin

kamu yararına kullanımını kontrol yetkisi kapsamında incelenmesi gerekir.

51. Bu durumda başvurucunun emekli aylığından, ortağı ve

yöneticisi olduğu Şirketin sosyal güvenlik borçları nedeniyle haciz işlemi

uygulanarak kesinti yapılması şeklindeki müdahalenin, Sözleşme'nin açık hükmü

ve Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan devletin gerekli tedbirleri alacağı

hükmü çerçevesinde mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kullanımının kontrolü

veya düzenlenmesi kapsamında incelenmesi gerekir.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

52. Anayasa’nın 35. ve 13. maddelerinde mülkiyet hakkına

getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği

hüküm altına alınmaktadır. AİHM, yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle

hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan

içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini

kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§

66-68) Anayasa, tüm sınırlamaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek

Sözleşme’den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 31).

53. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri kadar hukuki

belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik

koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, § 56).

54. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. Bu bakımdan kanunun metni,

bireylerin -gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle- hangi somut eylem ve

olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve

kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır.

Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanunun, muhtemel etki ve sonuçlarının

yeterli derecede öngörülebilir olması gereklidir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

55. Başvurucu 5510 sayılı Kanun'un emekli olduğu tarihten sonra

yürürlüğe girdiğini ancak bu kanun hükümlerine dayanılarak emekli aylığına

haciz konulduğunu, bu durumun 5510 sayılı Kanun hükümlerinin geriye yürütülmesi

anlamına geldiğini, ayrıca daha önce konulan haciz işleminin hukuki olmadığına

dair kesinleşmiş yargı kararının kazanılmış hak mahiyetinde olduğunu belirterek

yapılan müdahalenin kanuni olmadığını ileri sürmektedir.

56. Başvurucunun mülga 1479 sayılı Kanun döneminde emekli

olduğu, 1/10/1999 tarihinden itibaren emekli aylığı almaya başladığı, ortağı ve

yöneticisi bulunduğu Şirketin 1999-2002 yıllarına ilişkin sosyal güvenlik prim

borcu bulunduğu konularında uyuşmazlık bulunmadığı görülmektedir. Uyuşmazlığın

konusu başvurucunun emekli aylığına 5510 sayılı Kanun'a dayanılarak haciz

konulması işlemidir.

57. Konuya ilişkin yasal düzenlemeler incelendiginde

1479 sayılı mülga Kanun'un 67. maddesi uyarınca emekli aylıklarına nafaka borcu

dışında haciz konulmasının mümkün olmadığı, 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde

17/4/2008 tarihinde yapılan değişiklikle gelir, aylık ve ödeneklerin nafaka

borçları ile aynı Kanun'un 88. maddesine göre takip ve tahsili gereken

alacaklar (SGK alacakları) dışında haczedilemeyeceği hükmü getirilerek bu

tarihten itibaren emekli aylıklarına sosyal güvenlik alacakları nedeniyle haciz

yapılması imkânı sağlandığı görülmektedir.

58. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde 17/4/2008 tarihli

değişiklik yapılmadan önce yapılan haciz işlemi başvurucu Mahkemeye

başvurduktan sonra idarece kaldırılmış, Mahkeme de 12/11/2008 tarihli kararıyla

idarenin 1479 sayılı Kanun'un 67. maddesi gereğince haczi kaldırdığını

belirterek haciz konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş ve bu

karar kesinleşmiştir. Bu davada Mahkeme işin esasına girmeden karar verilmesine

yer olmadığına karar verdiğinden ayrıca başvurucunun somut başvuruya konu

ettiği davanın konusu haciz işleminin yeni Kanun'a (5510 sayılı Kanun) göre

yapılan yeni bir işlem olduğu gözönüne alındığında

başvurucunun iddia ettiği gibi daha önce dava yoluyla elde edilmiş bir

kazanılmış hakkın bulunmadığı açıktır.

59. Somut başvuruya konu haciz işlemi 5510 sayılı Kanun'un 93.

maddesinde değişiklik yapılarak sosyal güvenlik alacakları için emekli maaşı

haczinin mümkün kılındığı 17/4/2008 tarihinden sonra 28/3/2009 tarihinden

itibaren uygulanmıştır. Mahkeme tarafından verilen ilk karar Yargıtay 21. Hukuk

Dairesinin 29/3/2011 tarihli ilamı ile "...

"Somut olayda; davacının Kurumdan almakta olduğu malullük aylığına konulan

haczin dayanağı davacının otel işletmecisi olduğu döneme ilişkin ve 88 inci

maddeye göre takip ve tahsili gereken Kurumun prim, işsizlik sigortası primi ve

damga vergisi alacağı olduğundanve 5510 sayılı

Yasanın 93. maddesinin yürürlüğe girdiği 1.10.2008 tarihinden sonra 28.3.2009

tarihinden itibaren yapılan haciz işlemi hukuka uygundur." gerekçesine

dayanılarak bozulmuş ve bozma üzerine dosyayı tekrar ele alan Mahkeme, 9/4/2012

tarihli kararı ile bozma ilamında belirtilen hususlar doğrultusunda ve bozma

ilamında belirtilen gerekçeye dayanarak davanın reddine hükmetmiştir.

60. Başvurucunun emekli aylığına 28/3/2009 tarihinden sonra

haciz konulmuş ve kesinti yapılmaya başlanmıştır. Bu durumda başvurucunun

emekli aylığına haciz işlemi uygulanabilmesine imkan

tanıyan 5754 sayılı ve 17/4/2008 tarihli düzenleme ile 5510 sayılı Kanun'un 93.

maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 8/5/2008 tarihinden sonra

28/3/2009 tarihinde ve ileriye dönük aylıklardan kesinti yapılacak şekilde

uygulanan haciz işleminin kanunların geriye yürütülmesi anlamı taşımadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

61. Başvurucu 5766 sayılı Kanun'da yer alan benzer düzenlemenin

Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliğini ileri

sürmektedir. Anayasa Mahkemesinin 28/4/2011 tarihli ve E.2009/39, K.2011/68

sayılı bahsedilen kararı incelendiğinde 5766 sayılı Kanun'da esas olarak bir

kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil

sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanun'un geçici 1. maddesi ile yürürlük

tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanmasının hukuk

kurallarının geriye yürütülmesi anlamına geldiği ve hukuk güvenliği ilkesi ile

bağdaşmadığı gerekçesiyle iptal edildiği görülmektedir. Somut başvuruya konu

davada ise kamu alacağı karşısında başvurucunun sorumluluğu artırılmamakta,

yalnızca başvurucunun zaten var olan sorumluluğu kapsamında emekli aylığına haciz

yapılmasına imkân tanınmaktadır.

62. Yukarıda belirtilen düzenlemeler incelendiğinde

anlaşılabilir nitelikte oldukları, Resmî Gazete'de ve

ilgili kurumların internet sitelerinde yayımlandıkları ve ulaşılabilir

oldukları, ayrıca müdahaleye konu işlemin kanuni dayanaklarının muhtemel

sonuçlarının ileriye dönük işlemler için öngörülebilir nitelikte olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

63. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün

kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek

durumundadır. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve yürütme

organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu

belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda bir

uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması

yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları

açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde açıkça temelden

yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamu organlarının kamu yararı

tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusu olamaz. Müdahalenin kamu

yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, §§ 34-36).

64. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Neyin

toplumun genel çıkarına olduğu konusunda da çok farklı görüşlerin ortaya

çıkması kaçınılmazdır. Neyin kamu yararına olduğu, yasama ve yürütme

organlarının siyasi, ekonomik ve sosyal tercihlerine göre farklılaşabileceği

gibi değişen ekonomik, sosyal ve siyasi koşullar kamu yararı amacı ile yapılan

bir iş ya da hizmetin değiştirilmesini gerekli kılabilir (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No:

2013/3845, 1/12/2015, § 33).

65. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 17/4/2008 tarihinde

değiştirilen birinci fıkrası ile "...Gelir,

aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile

nafaka borçları dışında haczedilemez." hükmü getirilmiştir.5754

sayılı Kanun'un genel gerekçesinde sosyal sigortalar sisteminin finansman

sorununun kamu finansmanı üzerinde yarattığı baskının başta enflasyon olmak

üzere temel ekonomik göstergeleri olumsuz olarak etkilediği, sosyal güvenlik

sisteminin kendisinin ülke ekonomisinde istikrarsızlık yaratan ana sebep hâline

geldiği ifade edilmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinde yapılan

değişiklikle sosyal güvenlik alacaklarının tahsilinin sağlanmaya çalışıldığı ve

özellikle sosyal güvenlik alacağının muhataplarının emekli olmaları hâlinde

emekli aylıklarının haczedilemezliği nedeniyle alacak

tahsilini imkânsız hâle getiren uygulamaya son verildiği anlaşılmaktadır.

66. Bahsedilen düzenlemeler, 1999 yılında başlayıp 2008 yılına

kadar süren bir dönemde işsizlik sigortası getirilmesi, sistemin kapsamının

genişletilmesini ve tek sağlık sigortası ile tek sosyal güvenlik sistemi

kurmayı ve sistemin açıklarını azaltmayı amaçlayan bir dizi sosyal güvenlik

reformu kapsamındagerçekleştirilmiştir. Anılan

düzenlemelerle sosyal güvenlik prim alacaklarının emekli aylıklarına yapılacak

haciz yoluyla da sorumlularından tahsil edilmesinin genel amacı, sosyal

risklerin etkilerini azaltmaya ve asgari hayat standartlarını güvence altına

almayı temin etmeye yönelik olarak sosyal güvenlik sisteminin finansmanını

sağlamak ve sürdürülebilir bir sistem oluşturmak olup yapılan tahsilat sadece

bu amaçla kullanılmakta ve sistemin içinde kalmaktadır.

67. Sosyal güvenlik hizmetlerinde aktüeryal

denge, mevcut ve gelecekteki varlıkların toplamının yine mevcut ve gelecekteki

yükümlülüklerin toplamına eşit olması ve sistemdeki bireylere verilen

taahhütlerin, sistem tarafından karşılanabilir olması anlamına gelmekte olup (Yasemin Mutlu, B. No: 2013/1426,

25/3/2014, § 60), sosyal güvenlik alacaklarının tahsili amacıyla emekli

aylıklarına haciz konulabilmesine imkân tanıyan hükmün, genel sosyal güvenlik

sisteminin mali yapısının korunması ve sosyal güvenlik planlaması çerçevesinde

toplumun korunmaya daha çok muhtaç olan fertlerinin de bu sosyal güvenlik

şemsiyesi altına alınması bakımından zorlayıcı nitelikteki kamu yararı taşıdığı

açıktır.

68. Sosyal güvenlik sisteminin finansmanını sağlayarak ve aktüeryal dengeleri koruyarak sürdürülebilir bir sistem

oluşturma ve sosyal güvenlik alacaklarını tahsil ederek sistemin açıklarını azlatma açıkça kamu yararı amacı güttüğünden müdahalenin

meşru amacının bulunduğu açıktır.

iii. Ölçülülük

69. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

70. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunun öngördüğü usullerle ve kamu yararı gereği sınırlanabilir.

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet

haklarının sınırlanması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin

hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.

71. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”,

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını; “gereklilik”, ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu

olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün

olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

72. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve

yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyeti sınırlamaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da kanunilik, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır (Benzer yönde

AİHM kararı için bkz. Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,

§§ 83, 84). Buna göre mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı

amacıyla ve kanunla kullanılmalıdır. Mülk kullanımını düzenleyen bir tedbir söz

konusu olduğunda adil dengenin sağlanıp sağlanmadığını belirlemek için dikkate

alınacak faktörlerden biri de tazminat ödenmemesi olmakla birlikte bu faktör

tek basına, 1 No.lu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlalini oluşturamaz (Depalle/Fransa, § 91; Brosset-Triboulet ve diğerleri/Fransa [BD], B. No:

34078/02, 29/3/2010, § 94).

73. Sosyal güvenlik, devlet tarafından üstlenilen önemli bir

sorumluluk olup bu sorumluluğun gereklerinin sağlıklı bir şekilde yerine

getirilebilmesi için birtakım düzenlemeler yapılması kaçınılmazdır. Dolayısıyla

devletin sosyal güvenlik alanına ilişkin takdir yetkisi geniştir. AİHM de

sosyal güvenliğe ilişkin düzenlemelerin değiştirilmeye açık olduğunu, yasama

organının bu konuda engellenemeyeceğini, kanunlara veya mahkeme kararlarına

dayalı olarak tanınmış emeklilik haklarının, gerektiğinde geçmişe etkili yeni

kanunlarla değiştirilebileceğini kabul etmektedir (Arras ve diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 81; Maggio ve diğerleri/İtalya B. No: 46286/09...,

31/5/2011, § 60; Maurice/Fransa

[BD], B. No: 11810/03, 6/1/2005, § 81; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/1/2005, § 73; Kuznetsova/Rusya [BD], B. No: 67579/01, 7/6/2007, §

50).

74. Anayasa'nın 65. maddesinde "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen

görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî

kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir." hükmüne

yer verilmiştir. Sosyal güvenlik sisteminde bir dizi reform yapan

düzenlemelerin yeni maliyetlere neden olacağı ve bu maliyetlerin ise sistemin

tarafları arasında paylaşılması gerektiği açıktır.

75. Sosyal güvenlik sisteminin finansmanı; çalışanlar,

işverenler ve Hazine katkısı ile gerçekleştirilmekte; ayrıca sistemin açıkları

da kamu kaynakları ile genel bütçeden karşılanmaktadır. Sosyal güvenlik

sisteminde yeni reformlar yapılarak sistemin kapsamı, hizmetlerin niteliği ve

niceliğinin arttırılması istendiğinde başvurulacak kaynakların yine sayılan

unsurlar olduğu, ayrıca başvuru konusu müdahale ile sosyal güvenlik

alacaklarının tahsilinin amaçlandığı, bu nedenle müdahale aracının elverişli ve

müdahalenin de gerekli olduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır.

76. 5510 sayılı Kanun'un 93. maddesinin 17/4/2008 tarihinde

değiştirilen birinci fıkrası ile sosyal güvenlik alacaklarının emekli

aylıklarına haciz uygulanarak tahsiline imkân tanınmıştır. Bahsedilen uygulama

daha önce sorumlu bulunduğu sosyal güvenlik borcunu ödemeyen ilgililere yönelik

olarak kamu borcunun tahsili amacıyla ve Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten

sonraki emekli aylıklarına uygulanmak üzere getirilmiştir.

77. 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinde geçen "Kurumun süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer

alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanunun 51 inci, 102 nci ve 106 ncı maddeleri

hariç, diğer maddeleri uygulanır." hükmü gereği 21/7/1953

tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 71.

maddesine göre emekli aylıklarının haczolunacak

miktarı aylığın üçte biri ile dörtte biri arasında tespit edilmektedir. Somut

başvuruya konu davada da başvurucunun emekli aylığının dörtte birinin (%25)

hacze konu edildiği anlaşılmaktadır.

78. Bahsedilen düzenlemenin muhataplarının sosyal güvenlik

borçlarını ödemeyen borçlular olduğu ve başvurucunun, büsbütün emekli

aylığından veya aylık miktarının belirli bir asgari standardın altına

düşmemesine ilişkin güvenceden mahrum bırakılmamış olduğu, emekli aylığından

Kanun'da öngörülen %25 oranında bir miktar kesinti ile borcunu ödemesinin temin

edilmeye çalışıldığı, bu durumun da başvurucuya ödenen emekli aylığı üzerinde

kısmi sonuç doğurduğu, bu çerçevede yukarıda ifade edilen zorlayıcı nitelikte

kamu yararı amacına dayanan düzenlemenin ve başvurucunun emekli aylığına haciz

konulması işleminin, başvurucuyu ağır ve tahammül edilemez bir yük altına

sokmadığı, müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin orantılı olduğu

sonucuna varılmıştır.

79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Borcun zamanaşımına uğradığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Selami ER Başvurucu : Arif SARIGÜL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8324, 23 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  12. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Gökcan
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8324
Tarih
23 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Murat Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/2754)
  • Abdurrahman Bayam Başvurusu (B. No: 2013/5116)
  • Hüseyin Burçak Başvurusu (B. No: 2014/474)
  • Tarhankule Hava Yolları Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/6785)
  • Sevinç Özdemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2871)
  • Süleyman Üstün Başvurusu (B. No: 2013/6767)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.