İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Burçak Başvurusu (B. No: 2014/474)

1. Başvuru, tutukluluğun uzun sürmesi ile soruşturma ve

Başvuru No2014/474Tarih3 Şubat 2016Okuma20 dk · 4.009 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Burçak Başvurusu

Karar tarihi
3 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2014/474
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.009 kelime·20 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun uzun sürmesi ile soruşturma ve

yargılama süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle Anayasal hakların ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/1/2014 tarihinde Niğde Ağır Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 25/3/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 23/6/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/6373

soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında 23/10/2007

tarihinde tutuklanmıştır.

8. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığının 19/6/2008 tarihli ve

E.2008/2412 sayılı iddianamesi ile başvurucunun “(2 ayrı kişiyi tabancayla ateş etmek suretiyle öldürdüğü iddiasıyla)

kasten öldürme, konut dokunulmazlığını bozma, ruhsatsız silah bulundurma ve

kullanma” suçlarını işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle

aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

9. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi 9/9/2008 tarihli ve E.2008/175,

K.2008/203 sayılı kararı ile dosyanın, hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle aynı

Mahkemenin E.2008/111 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

Birleştirme kararı sonrası yargılamaya E.2008/111 sayılı dosya üzerinden devam

olunmuştur.

10. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 7/2/2012 tarihli ve

E.2008/111, K.2012/44 sayılı kararı ile başvurucunun “kasten öldürme, konut dokunulmazlığını bozma ve ruhsatsız silah

bulundurma ve kullanma” suçlarından mahkûmiyetine ve “almış olduğu ceza miktarı, tutuklulukta geçirdiği

süre, kaçma şüphesi dikkate alınarak” tutukluluğunun devamına karar

verilmiştir.

11. Başvurucu, kararı temyiz etmiş; Yargıtay 1. Ceza Dairesinin

30/10/2013 tarihli ve E.2013/2634, K.2013/5770 sayılı ilamı ile “... sanıklardan birisinin savunulmasının diğer sanık

yönünden savunmada zaafiyet yarattığı durumlarda,

sanıklar arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğunun kabulü gerektiğinden; somut

olayda aynı suçlardan yargılanan ve birlikte suç işledikleri iddia edilen

sanıklar Hüseyin [başvurucu] ve

R. arasında menfaat uyuşmazlığı bulunduğu halde, sanıkların ayrı ayrı müdafiiler yerine, savunmalarının aynı müdafii

tarafından yapılması ve hükümlerin de aynı müdafii

tarafından temyiz edilmesi ...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına

karar verilmiştir.

12. Yargıtay bozma ilamı sonrası dosya, Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2013/404 numarasını almıştır.

13. Başvurucu 10/12/2013 tarihli dilekçesi ile tahliyesine karar

verilmesi talebiyle Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur. Mahkeme

19/12/2013 tarihinde yaptığı tensip incelemesinde “üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın

kaçma şüphesi,işlenen suçun

niteliği, sanığın tutuklulukta kaldığı süre dikkate alındığında makul

tutukluluk süresinin aşılmadığı ve sanık hakkında adli kontrol tedbirlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı” gerekçesiyle başvurucunun

talebinin reddine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

14. Başvurucu 23/12/2013 tarihinde karara itiraz etmiş ancak

Niğde Ağır Ceza Mahkemesinin 6/1/2014 tarihli ve 2014/20 Değişik İş sayılı

kararı ile “tensip ara kararında usul ve

yasaya uygun olmayan bir yön bulunmadığından” itirazın kesin olarak

reddine karar verilmiştir.

15. Anılan karar, başvurucuya 13/1/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu 7/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Yargılama sonucunda Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2014

tarihli ve E.2013/404, K.2014/64 sayılı kararı ile başvurucunun “maktul H.B.yi kasten öldürme” suçundan müebbet hapis, “maktul H.Y.yi kasten öldürme” suçundan müebbet hapis, “konut

dokunulmazlığını bozma” suçundan 2 yıl hapis, “ruhsatsız silah bulundurma ve

kullanma” suçundan 1 yıl hapis ve 450 TL adli para cezaları ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkeme, hüküm ile birlikte “... tutuklama tarihi dikkate alındığında tutukluluk

süresinin 6,5 yıla yaklaştığı, uzun tutukluluk süreleri konusunda Anayasa

Mahkemesi tarafından son dönemde verilen kararlar, bu kararların gerekçesi,

6526 Sayılı Yasa dikkate alındığında sanığın başka bir suçtan tutuklu veya

hükümlü değil ise serbest bırakılmasına, tahliyesine karar verilen sanık

hakkında CMK 109/3-j maddesi gereğince konutunu terk etmeme ve CMK 109/3-a

maddesi gereğince Yurt Dışı Çıkış Yasağı konulmasına” karar vermiş;

başvurucu 11/3/2014 tarihinde tahliye edilmiştir.

18. Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı 25/03/2014 tarihli ve

2014/216 sayılı yazı ile başvurucunun, hakkındaki adli kontrol tedbirine riayet

etmediğini Aksaray Ağır Ceza Mahkemesine bildirmiştir. Mahkemenin 28/3/2014

tarihli ek kararı ile “konutunu terk etmeme

üzere verilen adli kontrol tedbirine uymadığından ve hakkında verilen ceza

miktarı nedeniyle” başvurucu hakkında tutuklanmak üzere yakalama

emri çıkarılmasına karar verilmiştir.

19. Başvurucu, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 28/3/2014 tarihli

ek kararı uyarınca 7/5/2015 tarihinde “almış

olduğu ceza miktarı, tutuklu kaldığı süre, kaçma şüphesi, hakkında daha önce

... verilen konutunu terk etmeme adli kontrol gereklerini yerine getirmemesi ve

tüm dosya kapsamı dikkate alındığında sanık hakkında tutuklamayı gerektirir somutdelillerin bulunduğu, atılı suçun CMK'nın

100. maddesinde belirtilen suçlardan olması nedeniyle kaçma şüphesinin dolayısıyla

bir tutuklama nedeninin var olduğu, atılı suça ilişkin öngörülen ceza miktarına

göre tutuklamanın ölçülü olduğu, bu nedenlerle sanık hakkında tutuklama

şartlarının oluştuğu, aynı gerekçelerle sanık hakkında adli kontrol

tedbirlerinin de yetersiz kalacağı ...” gerekçesiyle yeniden

tutuklanmıştır.

20. Başvurucu, hakkında verilen Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin

11/3/2014 tarihli mahkûmiyet kararını temyiz etmiştir.

21. Dava, inceleme tarihi itibarıyla temyiz aşamasındadır.

B. İlgili Hukuk

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten öldürme” kenar başlıklı 81.

maddesi şöyledir:

“Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis

cezası ile cezalandırılır.”

23. 5237 sayılı Kanun’un “Konut

dokunulmazlığının ihlali” kenar başlıklı 116. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir kimsenin konutuna, konutunun

eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra

buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı

aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

24. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar

İle Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli

silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar

hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para

cezasına hükmolunur.”

25. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

...”

26. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklama

kararı” kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1)

Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi

üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen

mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere

yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki

bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”

27. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklulukta

geçecek süre” kenar başlıklı 102. maddesinin(2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 3/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; yargılandığı davada tutukluluğunun uzun

sürdüğünü, tahliye taleplerinin kabul edilmediğini, soruşturma mercilerinin taraflı

davrandıklarını, Mahkemece tanıklarının dinlenmediğini ve dinlenen tanıkların

gerçeğe aykırı olan beyanlarına itibar edildiğini, delillerin yanlış

değerlendirildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

30. Başvurucu, başvuru formu ve eklerinde şikâyetlerine ilişkin

hangi hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtmemiştir. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp

olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu itibarla başvurucunun, yargılandığı davada tutukluluğun uzun sürdüğü ve

tahliye taleplerinin kabul edilmediği şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi

ile koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı; soruşturma

mercilerinin taraflı davrandıkları, Mahkemece tanıklarının dinlenmediği ve

dinlenen tanıkların gerçeğe aykırı olan beyanlarına itibar edildiği, delillerin

yanlış değerlendirildiği şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesi ile koruma

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; soruşturma mercilerinin taraflı davrandıklarını,

Mahkemece tanıklarının dinlenmediğini ve dinlenen tanıkların da gerçeğe aykırı

olan beyanlarına itibar edildiğini, delillerin yanlış değerlendirildiğini ileri

sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

33. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

34. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

35. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

36. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olmasının yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29)

37. Somut olayda, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 7/2/2012

tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ve karar, Yargıtay

1. Ceza Dairesinin 30/10/2013 tarihli bozma ilamı ile usul yönünden

bozulmuştur. Mahkeme, bozma ilamı sonrası yapılan yargılama sonucunda 11/3/2014

tarihinde, başvurucunun iki kez müebbet hapis, ayrıca 3 yıl hapis ve 450 TL

adli para cezaları ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

38. Dava, bireysel başvuru tarihi itibarıyla İlk Derece

Mahkemesinde derdest olup Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih

itibarıyla da temyiz aşamasındadır. Başvurucu; soruşturma mercilerinin taraflı

davrandıklarından, mahkemece tanıklarının dinlenmediğinden, dinlenen tanıkların

gerçeğe aykırı olan beyanlarına itibar edildiğinden ve delillerin yanlış

değerlendirildiğinden bahisle hakkında İlk Derece Mahkemesinde yargılama devam

ederken Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun,

hakkındaki soruşturma ve yargılama süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetlerini İlk

Derece Mahkemelerinde devam eden yargılamada, süreçlerinde ve sonrasında,

temyiz aşamasında ileri sürebilme ve ileri sürülmüş ise bu şikâyetlerin bu

aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede başvurucu tarafından

hakkındaki Derece Mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmeden

soruşturma ve yargılama süreçlerindeki adil yargılanma hakkı ihlali

şikâyetlerinin bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

39. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemeleri ve temyiz

mercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yolları tüketilmeden

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, yargılandığı davada tutukluluğun uzun sürdüğünü

ve tahliye taleplerinin kabul edilmediğini ileri ileri

sürmüştür.

42. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması, ancak

Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin

varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

43. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğu

hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin; ancak kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıyla

tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

44. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir."

45. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, § 60).

46. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir sanığın tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine

rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkından daha ağır basan somut bir kamu yararının mevcut olması

durumunda haklı bulunabilir (Murat Narman, §

61).

47. Bir davada tutukluluğun belli bir süreyi aşmamasını

sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla yukarıda

belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri

tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarında bu

olgu ve olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, § 62).

48. Tutuklama tedbirine kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delilleri yok

etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde yargılama sürecinin

özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı,

organize suçlarla ilgili olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin

işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir (Murat Narman,

§ 63).

49. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde

kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate alınmalıdır. Öte

yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde

kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak

belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 64, 65).

50. Somut olayda, başvurucunun yargılandığı davada Aksaray

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 19/6/2008 tarihli iddianamede

başvurucunun “kasten öldürme,

konut dokunulmazlığını bozma, ruhsatsız silah bulundurma ve kullanma” suçlarını

işlediğinden bahisle cezalandırılması talep edilmiş; davaya bakan Aksaray Ağır

Ceza Mahkemesi 7/2/2012 tarihli kararı ile başvurucunun isnat edilen suçlardan

mahkûmiyetine karar vermiş, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 1. Ceza

Dairesi 30/10/2013 tarihli ilamı ile anılan mahkûmiyet hükmünü usul yönünden

bozmuştur. Mahkeme; bozma ilamı sonrası verdiği 11/3/2014 tarihli kararı ile

başvurucunun “iki ayrı kişiyi kasten öldürme” suçlarından iki kez müebbet

hapis, “konut dokunulmazlığını bozma, ruhsatsız silah bulundurma ve kullanma” suçlarından toplam 3 yıl hapis ve 450 TL

adli cezaları ile cezalandırılmasına hükmetmiştir (bkz. §§ 8, 10, 11, 17).

51. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği

sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya

hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz.

Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması

da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya

Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren

bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 39).

52. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı kararıyla

tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez. Bununla beraber

tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının

keyfî olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle

ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu

devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir. İtiraz veya temyiz

merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu

karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda buna ilişkin kararını ayrıntılı

olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılık

teşkil etmez (Hanefi Avcı, B. No:

2013/2814, 18/6/2014, §§ 70, 71).

53. Somut olayda, başvurucunun yargılandığı Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2008/111 sayılı dosyasında 14/10/2008, 27/11/2008, 16/1/2009,

13/2/2009, 3/4/2009, 12/5/2009, 28/7/2009, 1/9/2009, 20/10/2009, 24/11/2009,

22/1/2010, 2/3/2010, 27/4/2010, 11/6/2010, 11/8/2010, 14/9/2010, 12/11/2010

tarihli celselerde “üzerlerine atılı suçun

kapsam ve mahiyeti, CMK.nun 100. maddedeki şartlarda

belirtilen tutuklama şartlarında değişiklik olmaması suç şüphesinde değişiklik

olmaması nazara alınarak”; 30/12/2010 tarihli celsede ise bu

gerekçelere ilaveten “sanıklara yüklenen

suçların niteliği ile kanunda öngörülen cezaların niteliği, delillerin henüz

tam olarak toplanmamış olması hususları nazara alınarak” gerekçesiyle

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.

54. Mahkeme 8/2/2011 tarihli celsede daha önceki celselerde

açıkladığı tutukluluğun devamı gerekçelerini tekrarlamış ve ayrıca “(tutukluluğun) CMK’nun

102. maddesinde belirtilen 2+3 yıllık sürenin içerisinde yer alması, suç tipi

ve tutuklamanın devamının bu kapsamda gerekli görülmesi”

gerekçeleriyle başvurucunun tahliye talebini reddetmiştir. Mahkeme,

yargılamanın devamında 19/4/2011, 28/6/2011, 19/7/2011, 8/9/2011, 7/10/2011,

25/11/2011, 23/12/2011 tarihli celselerde aynı gerekçelerle başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

55. Mahkeme, Yargıtay bozma ilamı sonrasında E.2013/404 sayılı

dosya üzerinden devam olunan yargılamada 31/1/2014, 25/2/2014, 7/3/2014 tarihli

celselerde “üzerlerine atılı suçun kapsam ve

mahiyeti, CMK. 100. maddedeki şartlarda belirtilen tutuklama şartlarında

değişiklik olmaması, kuvvetli suç şüphesi, bozma ilamı öncesi her üç sanığın

almış oldukları ceza miktarı, kaçma şüpheleri, sanıklar R.B. ve Hüseyin Burçak [başvurucu] yönüyle her ne kadar makul tutukluluk süresi aşılmış

ise de, sanıkların Yargıtay aşamasında kaldıkları tutukluluk süresi ve buna

ilişkin Ceza Genel Kurulu kararı dikkate alındığında mahkeme aşamasındaki

yargılama süresinin henüz beş yılı aşmadığı, suç şüphesinde değişiklik olmaması”

gerekçesiyle başvurucunun tahliye taleplerini reddetmiş ve tutukluluğun

devamına karar vermiştir.

56. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

57. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından

çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak

tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve

temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır.

Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulunca da benimsenmiş ve temyizde geçen

sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine hükmedilmiştir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §

41). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak bozma kararı sonrasında bireyin

durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi

önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013,

§ 42).

58. Somut olayda başvurucu 23/10/2007 tarihinde tutuklanmıştır.

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 7/2/2012 tarihinde vermiş olduğu başvurucunun

mahkûmiyetine dair karar, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 30/10/2013

tarihli ilam ile bozulmuştur. Bozma ilamı sonrası yargılamanın devamında

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2014 tarihli kararı ile başvurucunun iki

kez müebbet hapis ve ayrıca 3 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve

hükümle birlikte (konutunu terk etmeme ve yurt dışı çıkış yasağı) adli kontrol

tedbirleri uygulanarak tahliyesine karar verilmiştir. Başvurucu, hüküm

sonrasında hakkında verilen adli kontrol tedbirine riayet etmemesi nedeniyle

7/5/2015 tarihinde yeniden tutuklanmıştır.

59. Bu belirlemelere göre başvurucu 23/10/2007-7/2/2012 ve

30/10/2013-11/3/2014 tarihleri arasında “bir suç isnadına bağlı olarak” hürriyetinden yoksun kalmış iken,

7/2/2012-30/10/2013 tarihleri arasında ve 7/5/2015 tarihinden sonra “İlk Derece

Mahkemesince verilen hükme bağlı olarak”

tutulmuştur. Başvurucu, bir suç isnadına bağlı olarak 23/10/2007-7/2/2012

tarihleri arasında 4 yıl 3 ay 14 gün, 30/10/2013-11/3/2014 tarihleri arasında 4

ay 11 gün olmak üzere toplam 4 yıl 7 ay 25 gün süreyle hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır.

60. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler; ancak

kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyor olması,

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz

bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam edip etmediğinin ilgili ve yeterli

gerekçelerle ortaya konması ve yürütülen işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi

gerekir (Burhan İsmailoğlu, B.

No: 2012/349, 25/6/2014, § 37).

61. Dava dosyasının incelenmesinde Derece Mahkemelerince

kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen ve İlk Derece

Mahkemesindeki yargılama sonucunda iki kez müebbet hapis ve ayrıca 3 yıl hapis

cezaları ile cezalandırılmasına karar verilen başvurucunun tutukluluğunun

devamına ilişkin kararların gerekçelerinde genel olarak suçun niteliğine, kaçma

şüphesinin bulunmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen hapis cezasının

miktarına, delillerin toplanmamış olmasına (delillere etki edilmesi ihtimaline)

ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacak olmasına değinildiği

görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı,

kaçma şüphesinin varlığına işaret eden durumlardan biridir. Kaldı ki başvurucu,

yargılama öncesinde Almanya’da ikamet etmiş olup -yurt dışı bağlantısı bulunan

bir kişi olarak- serbest bırakıldığında yurt dışına çıkış yapma ya da saklanma

imkânı diğer kişilere göre daha fazladır. Nitekim başvurucu, adli kontrol tedbirlerine

uymaması nedeniyle hakkında (tutuklanmak üzere) yakalama emri çıkarılmasına

karar verildiği 28/3/2014 tarihinden itibaren bir yılı aşkın bir süre sonra

(7/5/2015 tarihinde) tutuklanabilmiştir.

62. Öte yandan başvurucunun yargılandığı dava, hukuki ve fiilî

irtibat bulunması nedeniyle bir başka kasten öldürme olayına ilişkin dava

dosyası ile birleştirilmiştir. Dava, temelde iki ayrı tarihte üç kişinin kasten

öldürülmesi olaylarına ilişkin olup yargılama sonucunda başvurucunun da

aralarında olduğu bir kısım sanığın “kasten öldürme” suçunu, diğer bir kısım

sanığın ise “suçluyu kayırma” suçunu işlediği sonucuna varılmıştır.

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi E.2008/111 sayılı dosya üzerinden yürütülen

yargılamada otuz dört kez celse açmıştır. Mahkeme 3/4/2009 tarihine kadar

yapılan celselerde sanık savunmalarını almış, müştekileri ve ulaşılabilen

tanıkları dinlemiş, sair delillerin toplanması işlemlerini büyük ölçüde

tamamlamıştır. Mahkemece davanın sonucuna ulaştırılması için gerekli görülen ve

başka ülkelerde yaşayan iki tanığın dinlenilmesi amacıyla ilgili ülkelere

yazılan adli yardım talepli talimatların gereği, uzunca bir süre dava

tamamlanamamıştır. Mahkeme tarafından bu iki tanığın dinlenmesi için 27/11/2008

tarihli celse ile başlatılan işlemler, 7/10/2011 tarihli celsede ancak

sonuçlanabilmiştir. Mahkeme, bu süreçte 1/9/2009, 20/10/2009, 24/11/2009

tarihlerinde ilgili mercilerden talimat akıbetini sormuş; 22/1/2010 tarihinde

ise yargılamanın tutuklu sürdürüldüğünü belirterek talimatın bir an önce tamamlanması

isteğinde bulunmuştur. İlgili mercilerce 14/9/2010 tarihli celsede söz konusu

talimatların tamamlandığı bildirilmişse de tanıklardan birinin anlatımlarının

eksik olması, diğer tanığın ise akrabalık nedeniyle önce tanıklıktan

çekildiğini bildirmesine rağmen sonradan verdiği dilekçe ile tanıklık yapmak

istediğini ifade etmesi nedeniyle Mahkeme, her iki tanığın beyanının yeniden

alınması için ilgili ülkelerin adli makamlarına tekrar talimat yazmak zorunda

kalmıştır. Buna göre Mahkemece davanın çözüme ulaştırılmasında dinlenilmesi

gerekli görülen ve yabancı ülkelerde yaşayan tanıkların beyanlarının

alınmasında yaşanan gecikmenin, Mahkemenin tutumundan ya da özensizliğinden

kaynaklandığı söylenemez. Tanıkların beyanlarının alınması sürecinin

tamamlandığı 7/10/2011 tarihli celseden sonra devam eden celselerde, iddia

makamının esas hakkındaki mütalaasını sunduğu ve sanıkların esas hakkındaki

savunmalarını yaptıkları görülmektedir. Mahkeme, sanıkların esas hakkındaki

savunmalarının tamamlandığı 7/2/2012 tarihli celsede nihai kararını vermiştir.

Yargıtay bozma ilamı sonrası E.2013/404 sayılı dosya üzerinden devam olunan

yargılamada Mahkemenin 4. celsede nihai kararını verdiği görülmektedir. Bu

itibarla genel olarak davanın yürütülmesinde Derece Mahkemelerince bir

özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.

63. İsnat edilen iki kişinin öldürülmesi gibi ağır nitelikteki

suçlara ilişkin kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu kabul edilen, hakkında

adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kaldığı anlaşılan ve İlk Derece

Mahkemesindeki yargılama sonucunda müebbet hapis gibi hukuk sistemindeki en

ağır cezalardan biriyle iki kez cezalandırılmasına karar verilen başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin Derece Mahkemelerince açıklanan gerekçeler,

davanın kısmen karmaşık niteliği ve delillere ulaşılmasındaki aşırı güçlük

dikkate alındığında yaklaşık 4 yıl 8 aylık tutukluluk süresi yönünden ilgili ve

yeterlidir. İlgili ve yeterli gerekçelere dayanılarak başvurucunun

özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında tutukluluk süresinin makul

olduğu görülmektedir.

64. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına

alınan makul sürede serbest bırakılma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

3/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Hüseyin

BURÇAK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/474, 3 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına
  12. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Burçak
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/474
Tarih
3 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Tarhankule Hava Yolları Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/6785)
  • Sevinç Özdemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2871)
  • Süleyman Üstün Başvurusu (B. No: 2013/6767)
  • K.m. ve M.m. Başvurusu (B. No: 2013/8183)
  • Hilmi Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/299)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8735

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.