İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8735

(Başvuru Numarası: 2013/8735)

Başvuru No2013/8735Tarih17 Şubat 2016Okuma69 dk · 13.875 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm

Başvuru No
2013/8735
Karar tarihi
17 Şubat 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

13.875 kelime·69 dk okuma·25 bölüm

F. K. ve DİĞERLERİ BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/8735)

Karar Tarihi: 17/2/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, geri gönderme merkezinde (GGM) sağlıksız, aşırı

kalabalık, temiz olmayan bir ortamda, uzun süre özgürlükten yoksun bırakılmanın

gayri insani ve aşağılayıcı nitelikte olduğu, bu nedenle Anayasa'nın 17.

maddesinin ihlal edildiği; belirtilen koşullara karşı iç hukukta etkili bir

başvuru yolu bulunmadığı, bu nedenle Anayasa'nın 17. maddesi ile bağlantılı

olarak 40. maddesinin ihlal edildiği; özgürlükten mahrum bırakılmanın yasal

dayanaktan yoksun olduğu, yargısal denetiminin bulunmadığı ve bu çerçevede iç

hukukta tazminat sağlama imkanı tanınmadığı, bu nedenlerle Anayasa’nın 19.

maddesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 3/12/2013 tarihinde Bakırköy 6. Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 17/4/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru formu ve ekleri, görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/6/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

10/7/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 25/7/2014 tarihinde ibraz etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Bakanlık görüşünde bildirilen hususlar çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Birinci başvurucu F.K., ikinci başvurucu M.S. ve üçüncü

başvurucu I.S.’nin annesidir. Başvurucular Özbekistan

Cumhuriyeti vatandaşı olup, başvuru tarihi itibarıyla Türkiye’de ikamet

etmektedirler.

8. Birinci başvurucu, Özbekistan’da yaşamaktayken devlet başkanı

tarafından uygulandığını iddia ettiği "baskı

ve zulümden dolayı" çocukları olan ikinci ve üçüncü başvurucuları

da yanına alarak ülkesini terk etmiştir.

9. Birinci başvurucunun eşi İsveç’te sığınmacı olarak

yaşamaktadır. Anılan başvurucu, Türkiye’ye geldikten sonra eşinin yanına gitmek

istemiş, bu nedenle kendi iddiasına göre vize işlemlerini yaptırmak için bu

işlerde aracılık eden bir kişiye para verip vize almıştır. Birinci başvurucu,

vize işlemlerini tamamladıktan sonra uçak biletlerini alarak, çocuklarıyla

birlikte, 28/9/2013 tarihinde İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına gitmiştir.

Ancak kontrol sırasında, pasaportunda bulunan vizenin usulsüz (sahte) olduğu

gerekçe gösterilerek gözaltına alınmıştır. Başvurucunun ifadesi 28/9/2013 günü

saat 14:07’de tamamlanmıştır. Ancak başvurucu ve çocukları, Türkiye’de ikamet

izinleri bulunmasına rağmen, yabancı uyruklu olmaları nedeniyle serbest

bırakılmamışlardır. Başvurucu ve çocukları 30/9/2013 tarihine kadar, anılan

havalimanı nezarethanesinde tutulmuşlardır.

10. Başvurucular 30/9/2013 günü Kumkapı (İstanbul) GGM’ye götürülmüşlerdir.

11. Başvurucular, Özbekistan’a sınır dışı edilme işlemleri

yürütülürken sığınma talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular, ayrıca sığınma

başvurusu için Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliğine de

müracaat etmişlerdir.

12. Tutuldukları dönemde, kendi iddialarına göre, birinci

başvurucu hamile, kızı olan ikinci başvurucu beş, oğlu olan üçüncü başvurucu

ise dokuz yaşlarındadır.

13. Başvurucular, sığınma müracaatına ilişkin işlemleri

tamamlandıktan sonra 4/11/2013 günü serbest bırakılmışlardır.

14. Başvurucular, 3/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Kumkapı GGM’nin

Durumu

15. Başvuru formu ve Bakanlık görüş yazısında sunulan bilgiler

karşılaştırıldığında başvurucuların,30/9/2013 ilâ 4/11/2013 tarihleri arasında

ise Kumkapı GGM’de tutuldukları konusunda tereddüt

bulunmamaktadır.

16. Avrupa İşkencenin ve İnsanlıkdışı

Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) tarafından 2009 yılının Haziran ayında aralarında başvurucuların tutuldukları

Kumkapı GGM’nin de bulunduğu Türkiye’nin farklı

illerindeki altı GGM’ye yönelik bir dizi ziyaret

gerçekleştirilmiştir. Anılan ziyaretler sonucunda hazırlanan 16/12/2009 tarihli

Rapor'un (2009 tarihli CPT Raporu) ilgili kısımları

şöyledir:

“…

2007 yılının Mart

ayında açılan İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezi, 560 kişilik (tutulan 360 erkek

ve 200 kadın için) resmi kapasiteye sahip olan, Türkiye’de tutulu bulunan

göçmenlere yönelik en geniş tutuklu yerleşkesidir. Ziyaret tarihinde merkezde

124 yabancı uyruklu kişi barındırılmaktaydı.

...

44. Ziyaret edilen gözaltı merkezlerindeki

maddi koşullara ilişkin olarak heyet, önceki iki hafta boyunca ziyaret edilen

birkaç gözaltı merkezinde (özellikle İstanbul-Kumkapı ve Edirne-Tunca) tutulan

kişi sayısında keskin bir düşüş olduğunu, söz konusu merkezlerde tutulan tüm

kişilerin neredeyse %50’sinin serbest bırakıldığının anlaşıldığını

belirtmiştir. Bunun ziyaret tarihinde, kuruluşlardaki yaşam koşulları üzerinde

faydalı bir etkisi olduğu aşikârdır.

...

45. İstanbul-Kumkapı’da, yeni tutuklu

yerleşkesindeki maddi koşullar, İstanbul’daki eski tutuklu yerleşkelerindeki

koşullara kıyasla genel olarak çok daha iyiydi [dipnot: Ancak bazı

iyileştirmeler ziyaretten çok kısa bir süre öncesinde yapılmıştır (örneğin;

duvarların boyanması, dışarıdan temizlikçi görevlileriyle sözleşme imzalanması,

v.b.)]. Özellikle, tutulma odalarının çoğu geniş, iyi

ışıklandırılmış (gün ışığına iyi erişim ile) ve çok temizdi.

Bununla birlikte, mevcut yer ve olanaklar göz

önünde bulundurulduğunda, merkezin 560 kişilik mevcut resmi kapasitesinin çok

yüksek olduğu açıktır. Özellikle, tutulma odalarındaki yaşam alanı yetersizdir

(örneğin; 30 yatak için 58 m²) ve ortak kullanılan odalar boyut ve ekipman

bakımından noksandır (örneğin; zemin katında 120 yatak bulunurken, ortak

kullanılan odalarda sekiz masa ve 23 sandalye bulunmaktadır). CPT

İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinin resmi kapasitesinin önemli ölçüde

azaltılması ve ilerideki doluluk düzeyinin daima yeni kapasitenin sınırları

içerisinde tutulmasını sağlamak üzere tedbirler alınmasını tavsiye etmektedir.

...

47. Kırklareli ve çocuklar ile kadınlar

açısından İstanbul-Kumkapı istisna olmak üzere [dipnot: Kumkapı’da mevcut avlu

öncelikle polis araçları için park alanı olarak kullanılmıştır. Kısıtlı alan

bulunmasından dolayı, sadece tutulan kadınlar ve çocuklar günlük açık hava

egzersizi imkânından faydalanabilmekteyken, tutulan erkekler genellikle

haftalar hatta aylar boyunca mütemadiyen açık hava egzersizi imkânından yoksun

bırakılmışlardır.], ziyaret edilen gözaltı merkezlerinde tutulan yabancı

uyruklu kişilere hiçbir açık hava egzersizi imkânı sunulmamıştır.

Ziyaret sonu konuşmaları esnasında heyet

derhal bir tespitte bulunmuş ve Türk makamlarını Ağrı, Edirne-Tunca,

İstanbul-Kumkapı, Konya ve Van’daki gözaltı merkezlerinde tutulan tüm göçmenlerin

günde en az bir saat boyunca açık hava egzersizi imkânından

faydalanabilmelerini sağlamaya yönelik gerekli tedbirleri almaya çağırmıştır.

Türk makamları 23 Eylül 2009 tarihli bir yazı

ile İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezinde tutulan yabancı uyruklu kişilerin

‘günde ortalama bir saat boyunca açık havaya çıkmalarına ve açık hava

faaliyetlerinden faydalanmalarına izin verildiği’ hususunda Komiteyi

bilgilendirmiştir. ...

CPT bu zamana kadar atılan adımları

memnuniyetle karşılamakta ve Ağrı ve İstanbul-Kumkapı Gözaltı Merkezlerinde

tutulan tüm yabancı uyruklu kişilerin günde en az bir saat boyunca açık hava

egzersizi imkânından faydalandığına ilişkin teyidin kendisine ulaştırılmasını

istemektedir.

...

51. Ziyaret edilen birtakım gözaltı

merkezlerinde, verilen yemeğin kalitesi ve/veya miktarına ilişkin çok sayıda

şikâyet alınmıştır. Söz konusu merkezlerden birinin müdürü, kendi deneyimlerine

göre günlük kişi başına tahsis edilen bütçe olan 4.60 TL’nin açık bir şekilde

yetersiz olduğunu heyete beyan etmiştir. CPT, yabancılara yönelik tüm gözaltı

merkezlerinde tutulan göçmenlere temin edilen yemek hizmetinin,

hem miktar hem de kalite bakımından yeterli olmasını sağlamak üzere tekrar

gözden geçirilmesini tavsiye etmektedir.

…”

17. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme

Komisyonu,11/5/2012 tarihinde Kumkapı GGM’ye bir

ziyaret gerçekleştirmiştir. Bu ziyarete ilişkin olarak anılan Komisyon

tarafından 10/10/2012 tarihinde kabul edilen “Edirne,

İstanbul ve Kırklareli İllerinde Bulunan Geri Gönderme Merkezleri Hakkında

İnceleme Raporu” başlıklı raporun (2012 tarihli TBMM Raporu) ilgili

kısımları şöyledir:

“…

III. İNCELEMEDE UYGULANAN YÖNTEM

…

Alt Komisyon, geri gönderme merkezlerinde

yerinde inceleme yapma yöntemini benimsemiştir. Bu amaçla, … 11 Mayıs 2012

tarihinde … İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde inceleme

gerçekleştirmiştir.

…

İncelemeler sırasında illerin valileri,

emniyet müdürleri, diğer idari yetkilileri ve geri gönderme merkezlerinde

barınan yasa dışı göçmenlerle görüşmeler gerçekleştirilmiş, barınma mekânları

incelenmiş, çeşitli bilgi ve belgeler edinilmiştir. İncelemelerde mülteciler,

sığınmacılar ve yasa dışı göçmenlerle ilgili çalışmalarda bulunan sivil toplum

örgütlerinden İnsan Hakları Araştırma Derneği, Mülteciler Dayanışma Derneği,

Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Derneği, Helsinki

Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği, İnsan

Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü temsilcileri

de incelemelere bilfiil katılarak görüş ve önerileriyle Alt Komisyon

çalışmalarına katkı sağlamışlardır.

…

V. İNCELEMELER

1. Genel Bilgi

Hududumuzda yakalanan yasadışı göçmenlerin sınırdışı edilene kadar barınma iaşe ve sağlık ihtiyaçlarının

karşılandığı yerlere geri gönderme merkezi denilmektedir. Ülke genelinde geri

gönderme merkezlerinin kapasitesi 35 ilde toplam 2945 kişiden oluşmaktadır;

ancak faal olarak bu illerden sadece 20’sinde bulunan merkezlerde hizmet

verilmektedir. Ülkemizdeki yasa dışı göçmen sayısının ise geri gönderme

merkezlerinin kapasitesinin oldukça üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

2. Geri Gönderme Merkezlerinde Yapılan

İncelemeler

…

c) İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ca) Geri Gönderme

Merkezi Hakkında Bilgilendirme

Komisyonumuz İstanbul İli Kumkapı Geri

Gönderme Merkezindeki incelemesinden önce İl Emniyet Müdür yardımcısı H… P… ve

Komiser E… Y…’dan bilgi almıştır. Edinilen bilgilere göre;

- Yabancılar Şube Müdürlüğü bünyesinde;

ikamet, vatandaşlık, sığınma, iltica ve sınır dışı işlemleri ile geri gönderme

merkezindeki barınma hizmetleri yürütülmektedir.

- Geri gönderme merkezinin profiline

bakıldığında daha çok yasa dışı göçmenlerden oluştuğu görülmektedir.

- Misafirhanenin barındırabileceği kişi sayısı

100’ü kadın, 200’ü erkek olmak üzere toplam 300’dür. Burada ülkemizde

bulundukları esnada suça karışan, ülkemize illegal yollardan giriş-çıkış

yapan/yapmaya çalışan, vize ve ikamet süresi ihlalinde bulunan, izinsiz çalışan

yabancı uyruklu şahıslar sınır dışı işlemleri için bekletilmektedir.

- Bina, 2007 yılından itibaren geri gönderme

merkezi olarak kullanılmaktadır.

- Geri gönderme merkezine yaklaşık 40 farklı

ülkeden günlük ortalama 30 ila 40 yabancı teslim edilmekte ve yine günde 30 ila

40 yabancının sınır dışı işlemleri yapılmaktadır.

- Yakalanan yasa dışı göçmenlerden üzerlerinde

pasaportu olmayanların konsoloslukları ile irtibata geçilerek belge temin etmek

suretiyle ülkelerine çıkışları sağlanmaktadır. Kişinin maddi imkânı varsa kendi

imkânları ile uçak bileti alınmakta; ancak yoksa uçak biletleri İkmal Şube

Müdürlüğü ve Genel Müdürlük ile yapılan yazışmalar neticesinde devletimizce

karşılanmaktadır.

- Gün içerisinde sabah ve akşam devlet

bütçesinden, öğlen ise Zeytinburnu Belediyesi Aşevinden karşılanmak üzere 3

öğün yemek verilmekte olup, haftanın her günü 24 saat sıcak su imkanı sunulmaktadır.

- İl sağlık müdürlüğü tarafından Merkeze

gönderilen doktor, haftada bir gün gelip sağlık sorunları olanları muayene

etmektedir. Doktorun gelmediği günlerde hastalananlar ise Haseki Hastanesine

götürülmekte, acil hastalar için ambulans hizmeti sunulmaktadır. İnsan

Kaynağını Geliştirme Vakfı aracılığıyla haftanın bir günü Merkeze gelen

psikolog, sadece kadınlara psikolojik yardımda bulunmaktadır. Merkezde

kadınlara yönelik kişisel hijyen malzemeleri ile tüm kalanlara yönelik temizlik

malzemeleri ücretsiz verilmektedir. Ayrıca kıyafeti bulunmayanlara kıyafet

yardımı yapılmaktadır. Özellikle Pakistan, Afganistan ve Bangladeş’ten gelenlerin

yıpranan giysileri yenileriyle değiştirilmektedir. Merkezde kalan çocuklara

oyuncak ve günlük süt verilmektedir.

- Merkezin konumunun kaçmaya müsait olması

nedeniyle sadece haftada 1 gün (özellikle Pazar günü)

havanın müsait olduğu zamanlarda, barınanlar bahçede havalandırmaya

çıkarılmaktadır. Çocuklar ise istedikleri zaman havalandırmaya çıkabilmektedir.

- Merkezde bulunan yasa dışı göçmenlerin boş

zamanlarını değerlendirmeleri ve bir meslek öğrenebilmeleri için bir takım

sosyal faaliyetler sunulmaktadır. Bu kapsamda; geri gönderme merkezindeki spor

aletleriyle spor yapma imkanının sağlanmasının yanı sıra İstanbul Büyükşehir

Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kurslarınca (İSMEK) Merkeze gönderilen hoca

tarafından verilen takı kurslarına da katılım sağlanmaktadır. Merkezde

ibadethane de bulunmaktadır.

…

- 2010 yılı içerisinde İçişleri Bakanlığınca

yayımlanan Genelgeye paralel olarak, geri gönderme merkezine gelenlere

kendisinin anladığı dilde buraya neden alındığı, hangi haklara sahip olduğu,

burada neleri yapmasının yasak olduğu gibi konularda bilgilerin yer aldığı bir

bilgilendirme formu verilmektedir. Bu bilgilendirme formu yaklaşık 40 ila 50

dilde hazırlanmıştır.

- Ayrıca Merkezde herhangi bir suç nedeniyle

yakalanıp sınır dışı işlemleri yapılana kadar tutulanlar da yer almaktadır.

Ancak bu kişiler suç türüne göre bir ayrım yapılmadan koğuşlarda

barındırılmaktadır.

- Yakalananların işlemlerinin yapılacağı

süreçte Merkezde barındırılmaları için 3’er aylık olurlar alınmakta; ancak

ortalama 10 günde işlemlerin gerçekleştirilip kişilerin sınır dışı edilmesi

sağlanmaya çalışılmaktadır. …

- Merkeze ilk defa gelen 3 Pakistanlının el ve

ayak parmaklarının soğuktan kangren olduğunun teşhis edildiği, doktorun

kesilmesi gerektiğini söylediği, ancak tedaviyi kabul etmedikleri, bunun sebebi

olarak da buraya çalışmak için geldiklerini elleri ve ayaklarının kesilmesi

halinde çocuklarına yük olacaklarını söyledikleri, ülkelerine geri gönderilmeyi

istemeleri üzerine geri gönderildikleri belirtildi ve Merkezde duygu yüklü

olaylarla karşılaşıldığının, yapılan işin bu yönden kolay olmadığının üzerinde

duruldu.

cb) Geri Gönderme

Merkezinde Yapılan Gözlemler

İnceleme sırasında Merkezde 291’i erkek, 97’si

kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 3[9]5 kişinin bulunduğu bilgisi edinildi.

Geri gönderme merkezinin inceleme yapılan diğer iki merkezin aksine şehir

merkezinde olduğu görüldü.

Merkezde erkek ve kadınların koğuşlarının ayrı

bloklarda olduğu, koğuşların ayrı ayrı odaları içerdiği ve odalardaki ranza

sayılarının değiştiği gözlemlendi. Koğuşlarda bulunan tuvalet ve banyoların

hijyen açısından yetersiz durumda olduğu kanaatine varıldı.

Merkezde sığınmacıların hemen hemen her

istediklerini bulabilecekleri büyük bir kantin olduğu, kantinde masa ve

sandalyelerin yer aldığı, ayrıca koğuşların önünde yiyecek ve temel

ihtiyaçların satıldığı stantlar olduğu görüldü.

Merkezde her zaman bulunan bir sağlık

görevlisinin olmadığı, sağlık hizmetlerinin sadece haftada bir kez gelen doktor

eliyle yürütüldüğü bilgisi verildi.

İhtiyacı olanlara bedava verilecek

kıyafetlerin toplandığı bir oda bulunduğu ve bu kıyafetlerin Merkeze yapılan

bağışlar sayesinde toplandığı bilgisi edinildi. Yine Merkezde yasa dışı

göçmenlerin özel eşyalarını emanete bırakabilecekleri emanet odalarının

bulunduğu görüldü.

Merkezde barınanların boş zamanlarını

geçirebilecekleri faaliyet odasında İSMEK’ten gelen

hocalarca haftada 3 gün çeşitli kurslar verildiği belirtildi.

Merkezde çocukların günün her anında

istedikleri zaman gelip oynayabilecekleri oyun odaları bulunmakta olup odalarda

çeşitli oyuncaklar ile aktivite imkanları bulunduğu görüldü.

Merkezde hem televizyon odası hem de yemek

odası şeklinde kullanılmak üzere ayrılmış odalarda kişilerin sohbet etmekte

oldukları ve iyi vakit geçirdikleri görüldü. Burada bulunan televizyonların son

teknoloji ve büyük ekranlı oluşu dikkat çekti.

Koğuşların birbirinden demir parmaklıklarla

ayrıldıkları; ancak demir parmaklıkların kişilerin hareket imkanını

engellemediği görüldü. Merkezde bulunan yasa dışı göçmenlerin serbestçe Merkez

içinde dolaşabildikleri ve koğuşların koridorunda bulunan spor aletlerinde spor

yapabildikleri gözlemlendi.

Merkezde kalanların dışarı ile bağlantı

kurabilecekleri telefonların olduğu ve bunların koğuş koridorlarında

konuşlandırıldığına şahit olundu.

…

VI. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ

…

- İstanbul İli Kumkapı Geri Gönderme Merkezi

ile ilgili olarak;

1- Merkezin şehir merkezinde, Kumkapı’nın ara

sokaklarında oldukça dar bir alanda yer aldığı görülmüştür. Merkezde herhangi

bir suç şüphesiyle yakalanıp sınır dışı edilene kadar tutulan kişiler

barındırıldığından ve bu kişilerin havalandırmaya çıkarılması halinde kaçma

şüphesi olacağından dolayı yasa dışı göçmenlerin havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde barındırılması uygun

görülmemiştir. Bu itibarla Merkezin şehir dışında daha sakin ve geniş bir alana

taşınmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

2- Merkezde bulunan suç şüphelisi yasa dışı

göçmenlerin şüphe altında oldukları suçun türüne bakılmadan ve bir farklılaştırmaya

gidilmeden aynı koğuşlara yerleştirildikleri görülmüştür; ancak suçların

kategorize edilerek kişilerin koğuşlara yerleştirilmesi ceza hukukunun temel

gereklerindendir. Böylece çalışma izni olmadığı gerekçesiyle yakalanan kişi ile

uyuşturucu kaçakçılığı veya adam öldürme şüphesiyle yakalanan kişi aynı yerde

barınmamış olacak ve suç türü itibarıyla Merkezde bir sınıflandırma yapılmış

olacaktır.

3- Merkezde yer alan yasa dışı göçmenlerin

gerek Merkezin konumu gerek personel eksikliği nedeniyle sadece haftanın bir

günü kısa sürelerle havalandırmaya çıkarıldığı bilgisi edinilmiştir. Geri

gönderme merkezinin yasa dışı göçmenler için hapishaneden farksız hale

gelmemesi için en temel hakları olan yaşama hakkının bir uzantısı niteliğindeki

bu haktan haftanın her günü diledikleri zaman yararlanmaları sağlanmalıdır.

Bunun için Merkezde bulunan personel sayısının artırılması ve yasa dışı

göçmenlerin kaçmalarını önleyici mekanizmaların geliştirilmesi, gerekirse

Merkezin şehir dışında daha sakin ve geniş bir alana taşınması uygun olacaktır.

4- Merkezin sağlık biriminde haftada bir gün

hizmet veren doktor aracılığıyla sağlık hizmetleri verildiği bilgisi

edinilmiştir. Bunun yasa dışı göçmenlerin sağlık sorunlarını çözmede yetersiz

olduğu düşünülmekte olup, en azından Kırklareli ve İstanbul’da yer alan geri

gönderme merkezlerindeki gibi haftanın her günü acil durumlarda müdahale edecek

bir sağlık görevlisinin görevlendirilmesinin gerektiği düşünülmektedir.

5- Merkez içerisinde bulunan yasa dışı

göçmenlerin belli sınırlar içerisinde serbestçe dolaşabildikleri görülmüştür.

Yasa dışı göçmenlerin boş zamanlarını geçirebilecekleri faaliyet odalarında

çeşitli kursların verilmesi, kadınlara psikolog aracılığıyla psikolojik yardımı

sağlanması, Merkezde barınanların egzersiz yapmalarını sağlayacak spor

aletlerinin olması, çocuklara yönelik olarak oyun odalarının bulunması,

çocuklara süt ve oyuncak temin edilmesi, kıyafeti olmayanlara kıyafet yardımı

yapılması, yasa dışı göçmenlere haklarının ve Merkez kurallarının yer aldığı

kendi dillerinde bilgilendirme broşürlerinin verilmesi gibi imkânlar

Heyetimizce memnuniyet verici bulunmuştur.

- Genel olarak;

1- Yasa dışı göçmenlerin sınır dışı edilene

kadar barındırıldığı geri gönderme merkezlerinin yönetim ve kontrolü, Emniyet

Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Ancak

Emniyet Genel Müdürlüğünün asıl uğraş alanı ve görevi, önleyici ve koruyucu

niteliği ağır basan suç ve suçlularla mücadeledir. Bu nedenle geri gönderme

merkezlerinin yönetim ve kontrolünün İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulacak

olan Göç ve İltica Genel Müdürlüğü tarafından yapılması uygun olacaktır. Bu

kapsamda sınır dışı işlemlerinin iltica, sığınma ve göç konusunda eğitim almış

personel tarafından yürütülmesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır.

TBMM Genel Kurulunda bulunan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı

ile de geri gönderme merkezlerinin İçişleri Bakanlığı tarafından işletileceği

belirtilmektedir.

2- Geri gönderme merkezlerinde bulunan yasa

dışı göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı ve geri gönderme merkezlerinin

işleyişi hakkında tüm geri gönderme merkezlerinde yeknesaklığı sağlayacak bir

düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum geri gönderme merkezlerinde farklı

uygulamalara neden olduğundan bu konuda bir düzenleyici işlem niteliğinde

hukuki metin hazırlanması gerekmektedir. Nitekim Yabancılar ve Uluslararası

Koruma Kanunu Tasarısında da ‘Geri gönderme merkezlerinin kurulması,

işletilmesi, devri, denetimi ve sınır dışı edilmek amacıyla idari gözetimde bulunan

yabancıların geri gönderme merkezlerine nakil işlemleriyle ilgili usul ve

esaslar yönetmelikle düzenlenir.’ hükmü yer almaktadır.

…

4- Geri gönderme merkezlerinde bulunan yasa

dışı göçmenlerin sayısı, uyrukları ve haklarında yapılan işlemlere (sınır dışı,

iltica başvurusu vb.) ilişkin oransal verilerin düzenli olarak tutulması ve

herkesin erişimine açık bir şekilde belli periyotlarla yayınlanması

gerekmektedir.

5- Sivil toplum örgütleri temsilcilerine,

avukatlara geri gönderme merkezlerine giriş ve bilgi talebi hususunda yardımcı

olunması gerektiği düşünülmektedir. Sivil toplum örgütlerinin geri gönderme

merkezi idaresi ile koordineli bir şekilde çalışmalarına imkân tanınmalıdır.

…

6- Geri gönderme merkezine gelen yasa dışı

göçmenlerin uyruklarının tespitinde beyanları esas olduğundan, doğru beyanda

bulunup bulunmadıklarının yapılacak mülakatlarda tercümanlar aracılığıyla

denetlenmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra yasa dışı göçmenlerle iletişimin

sağlanmasında da tercümanların önemi büyüktür. Bu nedenle geri gönderme

merkezlerinde farklı dillerden tercümanlar görevlendirilmesi büyük önem arz

etmektedir.

7- Ülkemizde uluslararası koruma ve

yabancılarla ilgili hususlarda bir kanun bulunmamakta; insan haklarını, milli

güvenliği ve uluslararası ilişkileri doğrudan etkileyen bu son derece önemli

konu, idari düzenlemeler aracılığıyla yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu itibarla

kanunla düzenlenmesi gerekirken daha çok ikincil düzenlemelerle yürütülen

uluslararası koruma ve yabancılar konusu, kanun ve kanun temelinde hazırlanacak

düzenlemelerle yürütülmeli, uluslararası insan hakları standartlarına uyumlu

bir uluslar arası koruma sistemi hayata

geçirilmelidir. Bu bakımdan TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunan ‘Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı’nın bir an önce kanunlaşmasında fayda

bulunmaktadır.

…”

18. Türkiye İnsan Hakları Kurumu (İHK) tarafından Kumkapı GGM

hakkında Kasım 2014 tarihli “İstanbul Geri

Gönderme Merkezi Raporu” (İHK Raporu) yayımlanmıştır. Rapora esas

teşkil eden ziyaret tarihi 2/5/2014’tür. Rapor'da,

Kumkapı GGM’nin özellikleri ve bu Merkezde

tutulanlara sunulan hizmetlere ilişkin ayrıntılı bilgiler yer almaktadır.

Anılan Rapor'da yer alan bazı bilgiler şöyledir:

“A. MERKEZ YETKİLİLERİNDEN ALINAN BİLGİLER

13. İstanbul Geri Gönderme Merkezinde,

02.05.2014 tarihi itibarıyla 350 kişi kalmaktadır. 28.04.2014 tarihinde,

merkezde tutulan kişi sayısı 228 erkek, 149 kadın ve 7 çocuk olmak üzere toplam

384’tür.

- Merkeze günde ortalama 30-40 kişi gelmekte,

aynı miktarda kişi de çıkmaktadır.

- Kişi ülkesine dönmek istemiyorsa ve başvuru

yapmışsa iltica prosedürü ortalama 3-4 ay sürmektedir.

- Büyükşehir Belediyesine bağlı Sağlık A.Ş.

tarafından iki ayda bir genel temizlik yapılmaktadır. Koğuş temizliği

alıkonanlarca yapılmaktadır.

- Haftada bir perşembe günleri doktor

gelmektedir. Hastaların ilaçları temin edilmektedir.

- Merkezde 08.00-17.00 saatleri arasında

çalışan hemşire mevcuttur. Acil durumlarda 24 saat ambulans gelmektedir.

- Yemek için günlük iaşe bedeli 9 TL olup,

yemek, ihaleyi kazanan firma tarafından verilmektedir. Bu bedel İstanbul

şartlarında yetersiz kalmaktadır. Öğlen ve akşam yemeğinde sıcak yemek

verilmekte ve aylık kalori hesabı dikkate alınmaktadır.

- Havaların iyi olduğu mevsimlerde, saat

17.00’den sonra kişiler havalandırmaya çıkmaktadırlar, ancak kış mevsiminde

hasta olmamaları için havalandırmaya çıkartılmamaktadırlar. Bahçe, emniyetten

gelen kişiler ve giriş çıkış yapan araçlar için kullanılmaktadır.

…

B. MERKEZDE TUTULAN KİŞİLERDEN ALINAN BİLGİLER

14. İdarenin kullandığı birimlerden demir

kapılarla ayrılan mekânda, koğuşlar(üniteler) bulunmaktadır. Koğuş kapıları

açıktır. Genel olarak koğuşların bulunduğu mekânın çok pis, bakımsız ve

kalabalık olduğu, kadınların kendi çamaşırlarını ellerinde yıkadıkları,

yataklarda nevresim ve yastık olmadığı gözlemlenmiştir. Koridor ve yemekhane

olarak kullanılan büyük bir salon bulunmaktadır. Koridorda üç adet spor aleti

mevcuttur.

C. YAPILAN GÖZLEM VE DEĞERLENDİRMELER

1. Merkezde Tutulanların Açık Havaya Çıkartılmaması

…

16. Merkez Müdürü, yapılan görüşme sırasında,

gözetim altındakilerin binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde saat

17.00’den sonra günde 45 dakika, hafta sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya

çalıştıklarını, kış aylarında ise soğuktan hastalanabilecekleri endişesiyle

açık havaya çıkış izni vermediklerini, zaten gözetim altındakilerin de soğuk

nedeniyle çıkmak istemediklerini ifade etmiştir. Ayrıca, Müdür, binada

tutulanların güvenli bir şekilde hava alabilecekleri bir mekânın da bulunmadığını

ifade etmiştir.

17. İnceleme esnasında görüşülenler ise,

belirtilen şekilde hava alma imkânı verilmediğini beyan etmişlerdir. Ziyaret, Mayıs ayında gerçekleşmiştir. Kadın koğuşunda görüşülenler

en son iki hafta önce bahçeye çıkartılmıştır. Üç ya da dört aydan beri

Merkez’de olduğunu ancak bütün bu süre boyunca sadece iki defa dışarı çıktığını

beyan eden ve bir yaşında bebeği bulunan kişiler bulunmaktadır.

…

21. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun

2012 tarihli raporuna göre de, ‘… havalandırmaya

çıkarılması halinde kaçma şüphesi olacağından dolayı yasadışı göçmenlerin

havalandırılma imkanı sunulmayan bir yerde barındırılması uygun görülmemiştir.’

Raporda, ‘personel yetersizliği nedeniyle haftanın sadece bir günü kısa süre’yle çıkarılmanın yetersiz olduğu, havalandırmaya

çıkmanın yaşam hakkının bir uzantısı olduğu ve haftanın her günü diledikleri

zaman yararlanmalarının sağlanması gerektiği’ ifade edilmiştir...

23. Buna karşın Merkezde tutulanların bahçeye

çıkartılmamalarının ana gerekçesi, yetkililerin ‘bahçede araç çıkışı olduğu ve

güvenlik sağlanamayacağı’ ve ‘kış aylarında çıkartırlarsa hasta olacakları’

iddiasıdır. … Merkezin bulunduğu yer itibarıyla mesai saatleri içinde araçların

durmasına izin verilmediği ve bu nedenle de park yeri olarak bahçeye ihtiyaç

duyulduğu dile getirilmiştir.

24. Merkez yetkilileri bahçeye çıkarılmama

konusunda, bahçede güvenlik sorunu olmasını gerekçe göstermektedir. Bahçenin,

merkeze gelen araçların giriş çıkışı ve araçların park etmesi için ayrıldığı,

bu nedenle kişilerin bahçeye çıkartılmadığı, aksi durumda kaçışlar olabileceği

ifade edilmektedir.

…

2. Merkezde Kapasitenin Çok Üstünde Kişinin

Barınması

…

29. İstanbul Geri Gönderme Merkezinin normal

kapasitesi, 200 erkek, 100 kadın olmak üzere toplam 300 kişidir. Merkezde,

incelemenin yapıldığı haftanın ilk günü, 384 kişinin kaldığı tespit edilmiştir.

Sivil toplum kuruluşları da, genel olarak 400 ile 500

arasında kişinin tutulduğunu beyan etmişlerdir.

30. 64 metrekarelik bir alanda 40 kişi kalmaktadır. Koğuşlarda yapılan

incelemede, ranzaların bitişik nizam şeklinde dizildiği ve mekânın tahammül

sınırlarını zorlayacak derece kalabalık olduğu görülmüştür. Ranzalarda yer

kalmaması nedeniyle, bazı kişilerin yere battaniye sererek yattığı görülmüştür.

…

31. … karşılamamaktadır.5 [Dipnot 5: Geri

Gönderme Merkezinde 300 kişilik kapasitede bile bir kişiye yaklaşık 3 m2 alan

düşmektedir. Bu sonuç CPT standartlarının yarısından daha azına denk

gelmektedir. Kaldı ki, ortalama 400-500 kişi civarında kişi kalmaktadır.

Dolayısıyla CPT tarafından öngörülen (her bir tutuklu veya hükümlü için asgari

7 m2’lik alan) standardının çok altında olduğu konusunda kuşku yoktur. (CPT

standartları, Bkz. CPT/Inf (92)3 §43

http://www.cpt.coe.int/turkish.htm) Nitekim bu konu AİHM’nin Yarashonen Kararında değerlendirilmiş olup ‘Meclis

raporunda tespit edilen 297 erkek tutulan olduğu dikkate alındığında, ayrılan

yerin 2.27 m2 olup sadece bu durumun tek başına 3. maddenin ihlali niteliğinde

olduğu’ ifade edilmiştir. (Paragraf 8)]

…

77. Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir

denetlemesi de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra

ülkeden sınır dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz

kaldıkları insan hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir.

Başvurucuların yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması

nedeniyle Merkezin yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler

çok az sayıdadır. Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir

daha Türkiye’ye dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar,

adli mercilere intikal etmemektedir.

…”

19. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından, Kumkapı GGM’nin tutma koşullarına ilişkin verilen bilgiler, AİHM’in Yarashonen/Türkiye kararında (B. No: 72710/11,

24/6/2014, §§ 18-19) şöyle özetlenmiştir:

“18. Hükümet, başvuranın tutulduğu Kumkapı

Geri Gönderme Merkezinin 300 kişilik kapasiteye sahip olduğunu ileri sürmüştür.

Tutulan kişiler üç katta barındırılmaktır. İlk iki kat tutulan erkeklere,

üçüncü kat ise kadınlara ayrılmıştır. Her katta sırasıyla 50, 58, 69, 76 ve 84

metrekare büyüklüğünde beş yatakhane bulunmaktadır. Tutulan erkeklere ayrılan

on odanın her birinde on beş ile yirmi arasında yatak bulunmaktadır ve tüm

odalar yeterince havalandırılmaktadır. Ayrıca her katta beş duş ve altı

tuvaletin yanı sıra kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinin her gün tüm katlarda

servis edildiği 69 metrekarelik bir kafeterya bulunmaktadır. Tutulan kişilerin

uygun hava koşulları mevcut olduğunda açık hava egzersizi yapma hakkı

bulunmaktadır. Her perşembe günü bir doktor müessesede hazır olmakta ve tutulan

kişilerin ayrıca acil durumlarda tıbbi tedaviye erişimi mümkün bulunmaktadır.

Tesisteki hijyene gelince, geri gönderme merkezinde tam zamanlı çalışan altı

temizlik görevlisi bulunmakta ve bina gerekli olduğu zaman dezenfekte

edilmektedir.

19. Hükümet iddialarını desteklemek üzere,

diğerlerinin yanı sıra (inter alia)

her ikisi de iyi aydınlatılmış ve oldukça temiz olan iki yatakhanenin ve

tutulan erkekler için ayrılmış katlardan birindeki koridor ve kafeteryanın

fotoğraflarını ibraz etmiştir. Toplam yatak sayısının fotoğraflardan

belirlenmesinin mümkün olmamasına rağmen, her iki odanın duvarlarına karşı konumlandırılmış

ve odanın ortasında dar bir koridor bırakan iki sıra ranza bulunduğu

gözlemlenmiştir. Bazı ranzalar birbiriyle temas halindeyken, diğerleri ise

büyük metal dolaplarla ayrılmıştır. Masa ve sandalye gibi başka hiçbir mobilya

odalarda mevcut değildir; odalardan sadece bir tanesinde yatakların üstünde

battaniyeler vardır ve diğer odada hiçbir yatak takımı bulunmamaktadır.

Kafeteryanın her katında bir televizyon mevcuttur. Ayrıca, tutulan erkeklere

ayrılmış katlardan birine ait koridorun fotoğrafında metal bir mekik aleti ve

bir egzersiz bisikleti görünmektedir.”

20. Yarashonen/Türkiye kararında ayrıca, BM Göçmenlerin

İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından Kumkapı GGM hakkında hazırlanan Rapor’dan alıntılar yapılmıştır. Anılan kararda yer verilen

BM Raporu’un ilgili kısımları şöyledir:

“30. ... (“BM”) Göçmenlerin İnsan Hakları Özel

Raportörü François Crépeau, Türk Hükümeti’nin daveti

üzerine 25-29 Haziran 2012 tarihleri arasında Türkiye’ye resmi bir ziyarette

bulunmuştur. François Crépeau diğerlerinin yanı sıra

(inter alia) Kumkapı ve

Edirne’deki geri gönderme merkezlerini ziyaret etmiş ve 17 Nisan 2013 tarihinde

BM Genel Kurulu’na bir rapor (A/HRC/23/46/Add.2) sunmuştur. Söz konusu raporun

ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

42. Özel Raportör ziyareti esnasında

göçmenlerin idari gözetim altına alınma nedenleri, bu gözetimin süresi, tutulma

koşulları ve idari gözetim altına alınan göçmenlere yönelik güvencelere erişim

konularında yetersiz bir düzenleme olduğunu kaydetmiştir.

...

52. Her ne kadar 2010 yılının Eylül ayında

Türkiye emniyet makamları tarafından yayınlanan bir genelge ile geri gönderme

merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi,

avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır dışı

kararına karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde

bilgilendirilmeleri talimatı verilmiş olsa da, Özel Raportör’ün

Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı

görüşmeler, söz konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata

geçirilmediğini ortaya koymaktadır.

…

54. Özel Raportör ayrıca yukarıda anılan geri

gönderme merkezlerindeki koşullardan da rahatsızlık duymuştur. Çocukların da

aralarında bulunduğu idari gözetim altında tutulan kişiler çoğunlukla odalarda

veya koğuşlarda kilitli tutulmakta ve dış alanlara erişimleri ya oldukça

kısıtlıdır veya hiç bulunmamaktadır. Aşırı kalabalıklık,

sağlığa elverişsiz koşullar ve yetersiz gıda diğer önemli endişe

kaynaklarıdır.’

…”

21. Bakanlık görüşünde nakledilen, Emniyet Genel Müdürlüğünün

14/5/2014 tarihli ve 61243/479/70197 sayılı yazısının ilgili kısımları

şöyledir:

“…

Başvuranların 30.09.2013-04.11.2013 tarihleri

arasında Kumkapı GGM'de tutulduğu koşullar hususunda:

Söz konusu merkezin insani yaşam koşullarına uygun bir merkez olduğu,

başvuranın da içinde yer aldığı yabancı şahıslara karşı herhangi bir kötü

muameleye, onur kırıcı ceza ve işleme tabi tutulmadıkları, bu merkeze zaman

zaman Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (AİÖK), İnsan Hakları İzleme Örgütü

(HRW) gibi uluslararası kuruluşlarca ziyaretlerin yapıldığı, eksiklik tespit

edilmesi durumunda belirlenen eksikliğin giderilmeye çalışıldığı ve bu

doğrultuda personele eğitimlerin verildiği,

Kumkapı GGM'nin 1 ve

2. katının erkeklerin kullanımına açık olmak üzere 3 kattan oluştuğu ve

toplamda 300 kişiyi barındırabildiği, 1 . kat misafirhanede; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 76, 50,

58 ve 84 metrekarelik 4 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 2. kat

misafirhanede; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84

metrekarelik 5 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu, 3. kat bayanlar

misafirhanesinde ise; 69 metrekarelik bir yemekhanenin, 69, 76, 50, 58 ve 84

metrekarelik 5 yatak odasının, 5 duş ve 6 tuvaletin bulunduğu,

Bahse konu tarihler arasında misafirhane

mevcudunun 300 kişiyi aşmadığı, göçmenlerin kendi vatandaşları veya kendilerine

yakın buldukları kişilerle aynı odalarda kalmak istedikleri ve bu duruma

görevlilerce müdahale edilmediği, bundan dolayı şahısların hangi odada ve kaç kişi

kaldıkları hususlarının tam olarak bilinmediği,

Ayrıca, Geri Gönderme Merkezinde hava

şartlarına göre sığınmacıların merkezin bahçesine çıkartılarak temiz havadan

faydalanmalarının sağlandığı, başvuranın da tutulduğu süre içerisinde

havalandırmanın yaptırıldığı, çocukların ise oyun parkında oynadıkları, aynı

zamanda kapalı bir çocuk oyun bölümünün bulunduğu, merkezin içerisinde bir

kantinin yer aldığı ve kantin görevlilerinin sabah, öğlen ve akşamları katlara

çıkarak talepler doğrultusunda hizmet verdikleri, şahısların özel ihtiyaçlarını

buradan sağladıkları, misafirhanede kalanlara üç öğün yemek verildiği, çocuklar

için günlük 500 ml sütün dağıtıldığı, temizliğin özel bir temizlik firması

aracılığı ile 6 görevli tarafından yapıldığı ve katların ilaçlandığı, katlara

sıvı sabun, banyo sabunu vb. temizlik malzemelerinin kesintisiz verildiği,

katlarda 24 saat kesintisiz sıcak ve soğuk suyun bulunduğu, TV izleme, spor

yapma, dinlenme odaları ve mescit gibi ihtiyaçlarının karşılandığı, geri

gönderme merkezinde kalan şahısların hastalanmaları ve acil durumlarda 112 acil

servis yardımı ve günlük şikâyet durumuna göre oluşturulan hastane ekibince

tedavilerinin zaman kaybedilmeden yapıldığı,

Ayrıca haftada bir gün İstanbul İl Sağlık

Müdürlüğü'nden gelen 1 doktor vasıtasıyla şahısların muayene ve tedavilerinin

yapıldığı

…”

22. Emniyet Genel Müdürlüğünün 7/1/2016 tarihli ve 12062 sayılı

yazısı ekinde sunulan, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 3/12/2015 tarihli

yazısında, başvurucuların tutuldukları tarih aralığındaki defter kayıtlarına

göre Kumkapı GGM'nin mevcudunun 310 ilâ 350 kişi

arasında olduğu bilgisine yer verilmiştir.

C. İlgili Hukuk

1. Ulusal Hukuk

23. 15/7/1950 tarihli ve 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun mülga 4. maddesi şöyledir:

“Pasaportsuz, vesikasız veya usulüne uygun

veya muteber olmıyan pasaport veya vesikalarla

Türkiye sınırlarına gelen yabancılar geri çevrilirler.

Bunlardan, pasaport veya vesikalarını yolda

kaybettiklerini iddia edenlerin, İçişleri Bakanlığınca yapılacak soruşturma

sonuna kadar, icabederse, en yakın idare merkezine

gönderilerek haklarında verilecek kararlara göre işlem yapılmak üzere mahalli

mülkiye amirinin göstereceği yerde oturtulabilmek kaydiyle

kabulleri caizdir.

Hükümetin müsaadesiyle gelen göçmenler ellerinde

Türk konsolosluklarının veya göçmen sevkı için yabancı memleketlere Hükümetçe

gönderilen memur veya heyetler tarafından verilmiş bir vesika bulunmak şartiyle pasaportsuz da olsalar Türkiye’ye kabul olunurlar.

Umumiyetle mültecilerin ve iskan

hakkındaki mevzuat dışında olarak yurt tutmak maksadiyle

gelen yabancıların, pasaportları olsun olmasın Türkiye’ye kabulleri İçişleri

Bakanlığının kararına bağlıdır.”

24. 5682 sayılı Kanun’un “Türkiye’ye

girmeleri memnu kimseler” kenar başlıklı mülga 8. maddesi şöyledir:

“1. Serseriler ve dilenciler;

2. Delilikle veya bulaşık hastalıkla malül olanlar (Bu gibilerden umumi sıhhati ve asayişi

tehlikeye sokmıyacak halde olup kendi vasıtalariyle veya kanuni veli veya vasilerinin maddi

himayeleri altında olarak tedavi veya hava değiştirme için gelenler bu hükümden

istisna edilebilirler);

3. Türkiye Cumhuriyetinin

taraf bulunduğu, mücrimlerin iadesine mütaallik

anlaşma veya andlaşmalarla iadeye esas olarak kabul

edilen suçlardan birinden sanık veya hükümlü bulunanlar;

4. Türkiye’den sınır dışı edilmiş olupta avdetine müsaade edilmemiş bulunanlar;

5. Türkiye Cumhuriyetinin

emniyetini ve umumi nizamını bozmak niyetiyle veya bozmak istiyenlere

ve bozanlara iştirak veya yardım etmek maksadiyle

geldikleri sezilenler;

6. Fahişeler ve kadınları fuhuşa

sevkederek geçinmeyi meslek edinenlerle beyaz kadın

ticareti yapanlar ve her nevi kaçakçılar;

7. Türkiye’de kalacaklarını beyan ettikleri

müddetçe yaşamalarına ve tekrar gitmelerine yetişecek paraları bulunmayıp

Türkiye’de kendilerini himaye edecek kimseleri bulunduğunu veya Türkiye’de

yabancılara kanunla menedilmemiş işlerden birini tutacaklarını ispat edemiyenler.”

25. 15/7/1950 tarihli ve 5683 sayılı Yabancıların Türkiye’de

İkamet ve Seyahatleri Hakkında (mülga)

Kanun’un 17. maddesi şöyledir:

“Siyasi sebeplerle Türkiye’ye sığınan

yabancılar ancak İçişleri Bakanlığınca müsaade olunacak yerlerde ikamet

edebilirler.”

26. 5683 sayılı mülga

Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“Memleket dışına çıkartılmalarına karar verilipte pasaport tedarik edemediklerinden veya başka

sebeplerden dolayı Türkiye’yi terkedemiyenler

İçişleri Bakanlığının göstereceği yerde oturmağa mecburdurlar.”

27. 14/9/1994 tarihli ve 94/6169 sayılı Bakanlar Kurulu kararı

ile kabul edilip, 30/11/1994 tarihli ve 22127 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Türkiye’ye İltica Eden veya Başka Bir Ülkeye İltica Etmek Üzere

Türkiye’den İkamet İzni Talep Eden Münferit Yabancılar ile Topluca Sığınma

Amacıyla Sınırlarımıza Gelen Yabancılara ve Olabilecek Nüfus Hareketlerine

Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in “Karar makamı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“(Değişik madde 16/01/2006-2006/9938 S.B.K.

Yön/3.mad)

Türkiye’ye iltica eden veya başka bir ülkeye

iltica etmek üzere Türkiye’den ikamet izni talep eden münferit yabancıların

talepleri, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi

ile Mültecilerin Hukuki Statüsüne ilişkin 31 Ocak 1967 tarihli Protokol ve bu

Yönetmelik gereğince İçişleri Bakanlığı’nca karara bağlanır.

İçişleri

Bakanlığı, karar verme yetkisini uygun göreceği hallerde valiliklere

devredebilir.

Valilikçe

veya İçişleri Bakanlığı’nca alınan karar valilikler aracılığıyla yabancıya

tebliğ edilir.

Talebi kabul edilen yabancı, İçişleri

Bakanlığı’nca uygun görülecek bir misafirhanede barındırılır veya İçişleri

Bakanlığı’nca gösterilecekbir yerde serbest ikamet

edebilir.

Talebi kabul edilmeyen yabancı bu karara karşı

15 gün içerisinde isterse ilgili valiliğe itiraz edebilir.

İtiraz süresi kararın daha hızlı verilebilmesi

için gerekli görülen durumlarda İçişleri Bakanlığı’nca daha kısa olarak

belirlenebilir.

Karara itiraz eden yabancının bu konudaki

ifadesi ve ifadesini destekleyen diğer bilgi ve belgeler valilikçe İçişleri

Bakanlığı’na gönderilir. İtiraz, İçişleri Bakanlığınca sonuçlandırılır ve nihai

karar yabancıya tebliğ edilir.

İtirazları nihai olarak reddedilenlerin

durumu, yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde değerlendirilir.

Yabancılarla ilgili genel hükümler çerçevesinde deikamet

izni verilmesi uygun görülmeyen yabancılara idarece belirlenen süre içerisinde

Türkiye’yi terk etmeleri gerektiği bildirilir. Ülkeyi terk etmeyen yabancılar,

İçişleri Bakanlığının talimatı üzerine valiliklerce veya doğrudan karar verme

yetkisinin valiliklere devredildiği hallerde, valilikler tarafından re’sen Türkiye’den çıkartılırlar.”

2. Uluslararası Hukuk

28. CPT tarafından kabul edilen Yabancı Uyruklu Kişilerin

Tutulma Koşullarına İlişkin Standartlar’ın (CPT/Inf/E (2002) 1- Rev. 2010) ilgili

kısımları şöyledir:

“48. Açık havada egzersiz yapma konusunun

üzerinde özellikle durulmalıdır. Mahkumların (tercihen genel bir faaliyet

programının bir parçası olarak) her gün açık havada en az bir saat egzersiz

yapabilmesi şartı, temel bir önlem olarak genel kabul görmüştür. CPT,

istisnasız bütün mahkumlara (ceza olarak hücre hapsinde olanlar dahil) her gün

açık havada egzersiz yapma imkanı verilmesi

gerektiğine dikkat çekmektedir. Açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul

büyüklükte ve mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde

olması gerektiği barizdir.

…

29. CPT’nin bakış

açısına göre, kişileri yabancılar mevzuatına göre uzun süreli olarak

özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü hallerde, bu kişiler

özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına uygun bir programa,

fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip merkezlerde tutulmalıdır. …

Bu tür merkezlerin yeterli donanıma sahip,

temiz ve bakımlı olması ve orada kalan kişilere yeterli yaşama alanı sağlaması

önemlidir. Ayrıca cezaevi ortamı olduğu izleniminin mümkün olduğu kadar

önlenmesi için, mekan düzenlemesine özen

gösterilmelidir. Program faaliyetlerine gelince, açık havada egzersiz, gün

içinde zaman geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona, gazete/dergilere ve

diğer uygun dinlenme yollarına (örn. kutu oyunlarına,

pinpon masalarına) erişimi içermelidir. Bu kişilerin tutuldukları süre ne kadar

uzun olursa, onlara sunulan faaliyetler de o kadar kapsamlı olmalıdır.

…

79. Yasa dışı göçmenlere uygulanacak

tutukluluk durumu, onların özgürlüklerinin kısıtlanmasının doğasını yansıtıcı,

sınırlı kısıtlamalar içeren ve çeşitlendirilmiş etkinlik rejiminden

oluşmalıdır. Örneğin, özgürlükten yoksun kılınmış yasa dışı sığınmacılar …

tutuldukları kurum içindeki hareket sebestlikleri

mümkün olduğunca az sınırlandırılmalıdır.”

29. BM Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1988 tarihli ve 43/173 sayılı

kararıyla kabul edilen Herhangi Bir Biçimde Tutulan veya Hapsedilen Kişilerin

Korunması İçin Prensipler’in “İnsani tarzda muamele yükümlülüğü” kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her hangi bir

biçimde tutulan veya hapsedilen bir kimse, insaniyetin ve insanın doğuştan

sahip olduğu insanlık onuruna saygının gerektirdiği bir biçimde muamele görür.”

30. Anılan Prensipler’in “Tutmanın ve diğer tedbirlerin yargısal denetimi”

kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Her türlü tutma veya hapsetme kararı ve

tutulan veya hapsedilen bir kimsenin insan haklarını her

hangi bir biçimde etkileyen bütün tedbirlere yargısal veya diğer bir

makam tarafından karar verilir veya bu tedbirler bu makamların etkili

denetimine tabi tutulur.”

31. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Yürütme Komitesinin (UNCHR

EXCOM) “Mültecilerin ve Sığınmacıların

Alıkonulması” konulu 44 numaralı kararının dördüncü fıkrasının (f)

bendi şöyledir:

“Yürütme Komisyonu, Mültecilerin Statüsüne

ilişkin 1951 Sözleşmesi’nin 31. maddesi’ni

hatırlatarak

...

(f) Mültecilerin ve sığınmacıların alıkonma

koşullarının insani olması gerektiğini vurgulamıştır. Özellikle, mülteciler ve sığınmacılar

mümkünse, adi suçlu olarak tutulmakta olan kişilerin yanında tutulmayacak ve

fiziksel güvenliklerinin tehlike altında olduğu yerlerde bulundurulmayacaktır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 17/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

33. Başvurucular, vatandaşı oldukları ve baskıya dayalı bir

rejimle yönetildiğini iddia ettikleri Özbekistan’dan Türkiye’ye geldikten

sonra, İsveç’te bulunan (F.K.'nin) eşinin yanına

gidebilmek için bulundukları Sabiha Gökçen Havalimanında, sahtecilik nedeniyle

gözaltına alındıktan sonra ilk olarak tutuldukları havalimanı nezarethanesinin

dar, kalabalık ve gün ışığından yoksun bir yer olduğunu, 30/9/2013 ilâ

4/11/2013 tarihleri arasında, yaşam ve özgürlüklerinin tehlike altında olduğu

Özbekistan’a sınır dışı edilme riski altında ve herhangi bir yargısal merciin

kararı olmadan 36 gün boyunca Kumkapı GGM’de

gözaltında tutulduklarını, söz konusu merkezin dış dünyadan tecrit edilmiş,

giriş çıkışları sürekli kontrol edilen yüksek güvenlikli bir merkez olduğunu ve

aynı zamanda yaşam koşullarının cezaevinden daha ağır, sağlıksız, gayriinsani

ve onur kırıcı olduğunu, bu nedenle ruhsal ve fizyolojik olarak sağlık

durumlarının bozulduğunu belirterek, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Başvurucular ayrıca, Türkiye’de yabancı kişilerin geri

gönderme merkezlerinde gayriinsanî ve onur kırıcı muamele oluşturacak biçimde

uzun süre tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz

kaldığını, bu nedenle kanun yollarının kullanılmasının etkili olmadığını

belirterek, Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ifade

etmişlerdir.

35. Başvurucular, keyfi ve hukuk dışı gerekçelerle 36 gün

boyunca GGM’de tutulmalarının yabancı olmalarından

kaynaklandığını ve Türk hukukunda bu tür yabancılara ilişkin belirtilen tutma

işlemlerinin yasal denetiminin bulunmadığını, ayrıca kendilerine uygulanan

özgürlük kısıtlamasının “gözaltı”

ve “tutuklama” sayılmaması

nedeniyle tazminat talep edilmesinin de mümkün olmadığını, niçin tutuldukları

konusunda bilgilendirilmedikle- rini

ve yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş bir tutma kararı olmadan

özgürlüklerinin kısıtlanmış olduğunu belirterek, Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini belirtmişlerdir.

36. Nihayet başvurucular, kimliklerinin gizli tutulmasını, adli

yardımdan yararlandırılmalarını ve maruz kaldıklarını iddia ettikleri hak

ihlalleri sonucunda uğradıkları zararlar nedeniyle kendilerine maddi ve manevi

tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

38. Başvurucuların, sınır dışı tehdidi altında GGM’de tutulduklarına, GGM’nin

tutma koşullarının elverişsizliğine ve burada sağlık yardımı taleplerinin

zamanında karşılanmamış olmasına ilişkin şikayetlerinin, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası; yabancı kişilerin geri gönderme merkezlerinde

gayriinsanî koşullarda, uzun süre tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve

başvuruların sonuçsuz kaldığı, bu nedenle kanun yollarının etkili olmadığı

şikayetlerinin Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesi; geri

gönderme merkezinde tutulmalarının kanuniliği, yargısal denetimi, tutma

nedenleri hakkında bilgilendirilmeleri ve tutma nedeniyle tazminat ödenmesi

konularına ilişkin şikayetlerinin ise Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Adli Yardım Talepleri

Yönünden

39. Çocuk yaşta olan ikinci ve üçüncü başvurucular ile anneleri

olan birinci başvurucunun, ülkelerini terk etmek zorunda kaldıkları, herhangi

bir gelirlerinin bulunmadığı, birinci başvurucunun çalışma izninin olmadığı ve

eşinin başka bir ülkede yaşadığı, bu nedenlerle geçimlerini önemli ölçüde zor

duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları,

başvuru formunda sunulan bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Anayasa

Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B.

No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen adli yardım talebinin

değerlendirilmesine ilişkin ilkeler temelinde başvurucuların, açıkça dayanaktan

yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulü gerekir.

2. Sınır Dışı Edilmek

Üzere İdari Gözetim Altında Tutuldukları Yerin Koşullarının Elverişsizliği

Nedeniyle Anayasa’nın 17. Maddesi ile Bağlantılı Olarak 40. Maddesinin İhlal

Edildiği İddiaları

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

40. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu

kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

41. Başvurucular, Türkiye’de yabancı kişilerin gayriinsanî, onur

kırıcı muamele oluşturacak biçimde ve uzun süre GGM’de

tutulmaları nedeniyle yapılan şikâyet ve başvuruların sonuçsuz kaldığını, idare

mahkemesinde açtıkları davaların reddedildiğini, bu nedenle kanun yollarının

etkili olmadığını belirterek, Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

42. Bakanlık görüşünde, iç hukuktaki başvuru yollarının AİHM’in aradığı standartları taşımaması nedeniyle 4/4/2013

tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun kabul

edildiği, ancak bu Kanun’un sınır dışı işlemlerine karşı yargı yolunu

düzenleyen ilgili maddesinin başvuru yapıldığı tarihte yürürlükte olmadığı

bildirilmiştir.

43. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, Bakanlık

görüş yazısında AİHM’in Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye kararına

atıf yapıldığını, anılan kararda, Türk iç hukukundaki düzenlemelerin

Sözleşme’nin 13. maddesindeki şartları taşımadığı gerekçesiyle ihlal kararı

verildiğini, Bakanlık görüşünde belirtildiği gibi, 6458 sayılı Kanun’un başvuru

tarihinden sonra, 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe girdiğini, tutuldukları GGM’nin koşulları ile ilgili idareye yapılan başvuruların

pratikte hiçbir fayda sağlamadığını ifade etmişlerdir.

44. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi

kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”

45. Sözleşme’nin “Etkili

başvuru hakkı” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de

tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi

bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa

dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”

46. Anayasa’nın 40. maddesi, Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlal edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

hakkını güvence altına almaktadır.

47. İhlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için

öngörülen ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için de

tamamının tüketilmiş olması gereken idari ve yargısal başvuru yollarının

ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz olmaları ve tüketildiklerinde

başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir.

Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp

uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §§ 28-29).

48. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları

güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre

değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki, Anayasa’nın 40. maddesi

uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun, hem

teoride hem de uygulamada, ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise

sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da makul bir

tazmin imkanı sunma açısından etkili olması gerekmektedir (K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015, §

71).

49. Ancak, ihlal iddiasına konu edilen hak Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan, “işkence”,

“eziyet” veya “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye

tabi tutmama yasağı olduğunda, Anayasa’nın öngördüğü mutlak yasak gereği, bu

haklar açısından sağlanması gereken başvuru yolunun etkili olmasından söz

edebilmek için bu yolun ihlali önleyici ve bazı durumlarda cezalandırıcı,

ayrıca gerektiğinde tamamlayıcı bir unsur olarak makul bir tazmin imkânı sunan

bir yol olması zorunludur. Aksi takdirde, bu tür ihlaller açısından sadece

tazmin yollarının öngörülmüş olması, bu tür muamelelere maruz kalan kişilere

yapılanları (kısmen/zımnen) meşrulaştırmış ve devletin tutma koşullarını

Anayasa’nın güvence altına aldığı standartlara yükseltme yükümlülüğünü kabul

edilemez bir şekilde azaltmış olacaktır. Bu nedenle, somut başvuruda olduğu

gibi, “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

koşullarda tutulma şikâyetleri açısından, ancak tutulma koşullarının

iyileştirilmesi/düzeltilmesi ve ayrıca bu koşullardan kaynaklanan zararların

tazmin edilmesini sağlayacak bir başvuru yolunun etkililiğinden söz edilebilir.

Elbette, ihlal iddialarına konu yerden ayrılmış olunması durumunda yapılacak

başvurular açısından hâlihazırda gerçekleşmiş olan maddi ve manevi zararlara

karşılık gelecek nitelikte tazmin yollarının bulunması gerekmektedir (K.A. [GK], § 72).

50. AİHM de, Sözleşme tarafından söz

konusu hükme atfedilen özel önemin, Devlet tarafından tazmin edici bir hukuk

yoluna ilaveten, bu tür muamelelerin tamamını süratle sona erdirecek etkili bir

mekanizma kurulmasını gerektirdiğini kabul etmektedir (Yarashonen/Türkiye, B. No: 72710/11, 24/6/2014, §

61).

51. Başvurucuların, 28/9/2013 ilâ 30/9/2013 tarihleri arasında

havalimanı nezarethanesinde, 30/9/2013 ilâ 4/11/2013 tarihleri arasında ise

Kumkapı GGM’de tutuldukları konusunda tereddüt

bulunmamaktadır.

52. Bakanlık görüşünde, başvurucuların tutuldukları dönemde

anılan Merkezlerindeki elverişsiz yaşam koşullarını önleme ve doğan zararları

tazmin etmek üzere belirlenmiş, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ile

güvence altına alınan hukuksal değerlerin korunması noktasında, çözüm üretme

kabiliyetini haiz ve makul bir başarı şansı sunan bir hak arama yolu

sağladığına dair yargısal pratiği ortaya koyan bir açıklama veya somut herhangi

bir karar sunulmamıştır. Kaldı ki, yabancıların GGM’de

tutulma koşullarının incelemeye tabi olduğu varsayılsa dahi, bu tür koşulların

hangi standartlara göre değerlendirileceğine dair başvurucuların tutuldukları

dönemde yürürlükte olan açık bir düzenleme de bulunmamaktadır.

53. AİHM’in konuya ilişkin Yarashonen/Türkiye kararında; tutulan bir göçmenin,

önerilen hukuk yollarından faydalanarak haklarını savunabildiğini, yani idare

mahkemesine veya idari makama yapılan başvurunun tutulma koşullarının

iyileşmesiyle ve/veya olumsuz maddi koşullar nedeniyle yaşanan ıstırap için

tazminata hükmedilmesiyle sonuçlandığını gösteren herhangi bir adli veya idari

kararın, davalı Devlet tarafından ibraz edilmediği, niçin ibraz edilmediğine

ilişkin bir açıklamada da bulunulmadığı tespitlerine yer verilmiştir. (Yarashonen/Türkiye, § 63; ayrıca bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

B. No: 30471/08, 22/9/2009, § 25).

54. 2/5/2014 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen İHK raporunda

da “Merkezlerin erişimi zor olup, etkili bir

denetlemesi de bulunmamaktadır. Avukata erişim imkânı olmayan ve daha sonra

ülkeden sınır dışı edilen yabancıların geri gönderme merkezinde maruz kaldıkları

insan hakları ihlallerini pratikte şikâyet etmeleri mümkün değildir.

Başvurucuların yabancı olması, dil bilmemesi, avukata erişimin zor olması

nedeniyle Merkezin yargısal denetimi ve memurlar hakkında yapılan şikâyetler

çok az sayıdadır. Merkezde tutulanlar genellikle sınır dışı edildiği için bir

daha Türkiye’ye dönmesi oldukça zordur. Bu nedenle, şikâyet konusu olaylar,

adli mercilere intikal etmemektedir.” şeklinde tespitlere yer

verilmiş olması, başvurucuların iddialarını güçlendirmektedir (bkz. § 18).

55. Nitekim, 2012 tarihli TBMM Raporu’nda da benzer şekilde,

tutulan düzensiz göçmenlere ne tür muameleler uygulanacağı ve işleyişlerinin

nasıl olacağı konularında tüm geri gönderme merkezlerinde yeknesaklığı

sağlayacak bir düzenlemenin bulunmadığı, bu durumun farklı uygulamalara neden

olduğu, bu konuda düzenleyici işlem niteliğinde bir hukuki metin hazırlanması

gerektiği ifade edilmiştir.

56. Başvurucuların tutulma tarihlerinden sonra, 11/4/2014

tarihinde yürürlüğe giren 6458 sayılı Kanun’da dahi tutulma koşullarının

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasına uygunluğu açısından denetleme ve

herhangi bir aykırılık tespiti durumunda koşulların düzeltilmesi veya

tutulmanın sonlandırmasına imkân sağlayacak, tutulma koşullarının

standartlarını belirleyen, bu koşulların kontrolünü, gözden geçirilmesini

içeren özel nitelikte bir idari veya yargısal başvuru mekanizmasının

öngörülmediği, Anayasa Mahkemesince daha önce karara bağlanmıştır (K.A. [GK], § 80).

57. Bu tespitler ışığında, GGM’de

idari gözetim altında tutulmuş olan başvurucular açısından, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan hukuksal değerlerin

korunması noktasında, teoride ve pratikte çözüm üretme kabiliyetini haiz ve

makul bir başarı şansı sunan etkili idari ve yargısal bir başvuru yolunun

bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

58. Açıklanan nedenlerle, somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, tutulma koşullarından kaynaklanan Anayasa’nın 17. maddesinin

ihlal edildiği iddiaları açısından Anayasa’nın 40. maddesinin zorunlu kıldığı

etkili bir başvuru yolunun bulunmadığı ve dolayısıyla başvurucuların etkili

başvuru haklarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

3. Kumkapı GGM’nin Koşullarının Anayasa’nın 17. Maddesini İhlal Ettiği

İddiaları

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

59. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu

kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

60. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

61. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

62. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup, her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

23). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile

ardındaki saik de eklenebilir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 83).

63. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini

belirleyebilmek için, anılan fıkrada geçen “eziyet”

ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

64. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan, § 22). Burada “eziyet”ten faklı olarak, kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 89).

65. Yukarıda değinildiği üzere, bir muamelenin bu kavramlardan

hangisini oluşturduğunu belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel

koşulları içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Muamelenin kamuya açık olarak

yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup

olmamasında rol oynasa da bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi

de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca

muamelenin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate

alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı

anlamına gelmeyecektir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar,

ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz

ifadeler, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı

muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 90).

66. Bir kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması

nedeniyle yakalanması veya tutulması mümkündür (Rıda Boudraa, B. No: 2013/9673,

21/1/2015, § 73). Bu amaçla idari gözetim altına alınan yabancının tutulduğu

yerdeki maddi koşulların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına

girebilmesi için asgari bir eşiğe ulaşmış olması gerekmektedir. Bu asgari eşik

değerlendirmesi ise, koşullarla ilgili tüm verilere, özellikle de muamelenin

süresine, fiziksel ya da ruhsal etkilerine ve bazen de mağdurun cinsiyeti, yaşı

ve sağlık durumuna bağlı olarak yapılmalıdır (Rıda Boudraa, § 60, benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Kafkaris/Kıbrıs, B. No: 21906/04, 12/2/2008, § 95,

Yarashonen/Türkiye, § 71)

67. Bir muamelenin “insanlık

dışı” olarak nitelendirilebilmesi için, bunun tasarlanarak

uygulanmış olmasının yanısıra bedensel yaralanma ya

da fiziksel veya ruhsal acıya sebebiyet vermesi; diğer taraftan bir muamelenin

“aşağılayıcı” olarak

nitelendirilebilmesi için mağdurlarını rencide edecek ve küçültecek ölçüde,

onlara, korku, endişe, aşağılanma gibi duyguları hissettirmesi gerekir (Rıda Boudraa, § 61).

68. Bir ceza veya muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında

“aşağılayıcı” olup olmadığını

tespit ederken, bunların amacının ilgiliyi rencide etme ve aşağılık duruma

düşürme olup olmadığının ve etkilerine bakıldığında, söz konusu tedbirin, Anayasa’nın

17. ve Sözleşme’nin 3. maddelerine aykırı şekilde, ilgilinin kişiliğini

etkileyip etkilemediğinin araştırılması gerekmektedir. Bununla birlikte, böyle

bir amacın olmaması, kesin olarak, bu hükmün ihlal edilmiş olması ihtimalini

devre dışı bırakmamakla birlikte, bir ceza veya muamelenin, “insanlık dışı” ya da “aşağılayıcı” olabilmesi için rencide

edilme veya ıstırabın, meşru bir muamele ya da cezanın barındırdığı rencide

olma duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş olması gerekmektedir (Rıda Boudraa, § 62).

69. Tutulma koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi anlamında “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

oluşturup oluşturmadığı incelemesinde bir sonuca ulaşırken bu tür merkezlerde

tutulan her bir kişiye düşen yaşam alanı, ağırlıklı olarak dikkate alınması

gereken bir kriterdir (K.A. [GK],

§ 96).

70. AİHM, bu konuda yaptığı incelemelerde kişi başına düşen dört

metrekare alanın bu konuda asgari standardı oluşturduğuna, kişi başına üç

metrekareden daha az bir alanın düşmesinin de tek başına, tutulma koşullarının

Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlali sonucu doğurmasına neden olacağına karar

vermiştir (Hagyó/Macaristan, B. No: 52624/10, 23/4/2013, §

45; Yarashonen/Türkiye, § 72). Öte yandan, AİHM tutulu

bulunan kişilere her gün en az bir saat açık havada egzersiz yapma imkânı

verilmesinin bu kişilerin refahı açısından temel bir güvence olduğunu kabul

etmektedir (Ananyev ve diğerleri/Rusya, § 150).

71. Geri gönderme merkezlerindeki tutma koşullarının Anayasa’nın

17. maddesine uygunluğunun değerlendirilmesinde, kişi başına düşen alan

hesabının yanı sıra, tutulan kişilerin günlük açık havadan yararlanmaları,

kapalı mekânların gün ışığı alma ve havalandırılma durumları, kalınan mekânın

temizliği ve tutulan kişilere sunulan sağlık hizmetleri gibi hususların da

dikkate alınması gerekmektedir (K.A.

[GK], § 98). CPT’nin “gözetim altında tutulan göçmenler” hakkında kabul ettiği

standartlarda (bkz. § 28), kişileri yabancılar mevzuatına göre uzun süreli

olarak özgürlüklerinden mahrum bırakmanın gerekli görüldüğü hallerde, bu

kişilerin özellikle bu amaç için hazırlanmış, hukuki durumlarına uygun bir

programa, fiziki koşullara ve uygun nitelikli personele sahip merkezlerde

tutulmaları gerektiği, bu tür merkezlerin yeterli donanıma sahip, temiz ve

bakımlı olması ve orada kalan kişilere yeterli yaşam alanı sağlamasının önemli

olduğu, cezaevi ortamı olduğu izleniminin mümkün olduğu kadar önlenmesi

gerektiği, programlı faaliyetlerin açık havada egzersiz, gün içinde zaman

geçirilebilecek bir odaya, radyo/televizyona, gazete/dergilere ve diğer uygun

dinlenme yollarına erişimi içermesi gerektiği, bu kişilerin tutuldukları süre

ne kadar uzun olursa, onlara sunulan faaliyetlerin de o kadar kapsamlı olması

gerektiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda CPT, istisnasız bütün mahkûmlara

(ceza olarak hücre hapsinde olanlar dâhil) her gün açık havada egzersiz yapma

imkânı verilmesi ve açık havada egzersiz yapılacak yerlerin makul büyüklükte ve

mümkün olduğunca kötü hava şartlarında koruma sağlayacak biçimde olması

gerektiğini kabul etmektedir. Mahkûmlar açısından kabul edilen bu standardın “gözetim altında tutulan göçmenler”

açısından evleviyetle geçerli olduğu açıktır.

72. Anayasa Mahkemesi açısından yukarıda yer verilen standartlar

(bkz. §§ 69-71) kural olarak bu konuda yapacağı incelemelerde asgari

standartları oluşturmakla birlikte, burada yer verilen standartların her bir

somut olayın kendi özel koşulları açısından incelenmesi gerekmektedir.

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

73. Başvurucular, sırf yabancı olmaları nedeniyle 30/9/2013 ilâ

4/11/2013 tarihleri arasında Kumkapı GGM’de 36 gün

özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını, yaşamlarının ve özgürlüklerinin

tehlike altında bulunduğu Özbekistan'a sınır dışı edilme riski ve korkusu ile

tüm pencereleri ve kapıları hapishane gibi demir parmaklıklarla çevrili, dış

dünyadan tecrit edilmiş yüksek güvenlikli özel bir binada tutulduklarını, uzun

süre boyunca cezaevinden daha kötü ve ağır fiziksel koşullar altında

tutulduklarını, kaldıkları odanın çok kalabalık olduğunu, geç saatlere yoğun

gürültü ve sigara dumanına maruz kaldıklarını, verilen yemeklerin yetersiz

olduğunu, hamile (birinci başvurucu) ve çocuklara (ikinci ve üçüncü

başvurucular) uygun yemek verilmediğini, kaldıkları koğuşun temiz olmadığını,

böcek ısırıkları nedeniyle vücutlarında kızarıklıklar ve şişlikler oluştuğunu,

özellikle çocukların böceklerden ötürü sürekli bir korku içinde kaldıklarını,

tutuldukları süre içinde sadece iki defa ve kısa süreyle temiz hava almaya

çıkartıldıklarını, geceleri uyumakta zorluk çektiklerini, başvurucuların

tutulduğu odada on yedi ranza (34 yatak) bulunduğunu, yataklar dışında oyun,

oturma ya da sosyal faaliyet için kullanılabilecek bir boşluk bulunmadığını,

kaldıkları odada beşi hamile ve bir veya daha fazla çocuklu en az on sekiz

yetişkin kadın olduğunu, odada kalan kişi sayısının genellikle 35’ten fazla

olduğunu, kaldıkları odanın 24 saat kamera ile izlendiğini, birinci

başvurucunun hamile ve hasta olmasına rağmen doktor muayenesinin yapılmadığını,

avukatının müracaatından yaklaşık üç hafta sonra doktor muayenesine

götürüldüğünü, ikinci ve üçüncü başvurucuların 24 saat boyunca yetişkin

insanların bulunduğu, sürekli sigara içilen ve aşırı kalabalık ortamda

bulunmalarının ve oyun oynayacak veya yaşıtlarıyla zaman geçirebilecek bir yer

tahsis edilmemesinin ruh ve beden sağlıkları yönünden katlanılmaz bir hal

olduğunu, yaklaşık yirmi günde bir, açık havaya çıkarılmalarının gayriinsani ve

onur kırıcı muamele olduğunu, ikinci başvurucunun hasta olmasına rağmen ancak

kustuktan sonra hastaneye götürüldüğünü, belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

74. Bakanlık görüşünde, AİHM’in Dougoz/Yunanistan kararına atıf yapılarak,

Devlet tarafından tutulan kişilerin tutuldukları ortamda aşırı kalabalık,

ısınma, sağlık, uyku, yemek, dinlenme ve dış dünyayla iletişime yönelik

hizmetlerin yetersizliğinin insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleye neden

olabileceği, tutma koşulları değerlendirilirken, söz konusu koşulların

kümülatif etkileri ve başvurucunun iddialarının göz önünden bulundurulması

gerektiği ifade edilmiştir. Somut başvuruya ilişkin olarak Bakanlık görüşünde,

başvurucuların Kumkapı GGM’de tutuldukları koşullar

hakkında Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan bilgilere atıfta bulunulmuştur

(bkz. § 21).

75. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, GGM’nin fiziki koşullarına ilişkin verilen bilgilere itiraz

etmişlerdir. Başvurucular, kadınların tutulduğu üçüncü katta 100 kişiden fazla

kişi tutulduğunu ve kendi kaldığı odada yatak sayısından fazla kişi kaldığını,

Bakanlık tarafından sunulan bilgiler doğru kabul edilse dahi kişi başına düşen

alanın 3,37 metrekare olduğunu, bu miktarın CPT standartlarının (7 metrekare)

yarısından az olduğunu, çocukların sürekli sigara içilen, kirli ve ışıkları

sürekli açık olduğu ortamda yetişkinlerle birlikte yaşadıklarını, çocuk oyun

odası ve bahçedeki oyun parkından yararlandırılmadıklarını, Bakanlık tarafından

biri hamile ve ikisi çocuk olan başvurucuların, belirtilen özel durumlarına

uygun koşullarda tutulmaları ve sağlık hizmeti almaları konusunda özel önlemler

alındığına dair herhangi bir bilgi veya belge sunulmadığını, Bakanlık görüşünde

ifade edildiği şekilde haftada bir gün gelen doktorun, 300 kişi kapasiteli

Merkezde ne kadar sağlık hizmeti verebileceğinin tartışmalı olduğunu, Merkezde

bulunduğu iddia edilen kantin ve dinlenme odalarını hiç görmediklerini ifade

etmişlerdir.

76. Başvuru dosyasında, başvurucuların Kumkapı GGM’de tutuldukları dönemde, Merkezin yaşam koşullarına ve

özellikle de her bir tutulan kişiye düşen yaşam alanına ilişkin net ve kesin

bir bilgi yer almamaktadır. Başvurucuların hangi odayı kaç kişi ile

paylaştıklarına ilişkin de net bir bilgi ne başvurucular,

ne de bu konuda görüşleri sorulan İçişleri ve Adalet Bakanlıkları tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesinin elinde bulunan sınırlı

bilgi nedeniyle, kişi başına düşen yaşam alanının hesaplamasının, Merkezde

tutulan kişilere tahsis edilen alanın, burada kalan kişi sayısına bölünmesi

sonucu elde edilecek yaklaşık bir değerin kabul edilmesi suretiyle yapılması

bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

77. Başvuru formu ve Bakanlık görüş yazısında sunulan bilgiler

karşılaştırıldığında başvurucuların, 28/9/2013 ilâ 30/9/2013 tarihleri arasında

havalimanı nezarethanesinde, 30/9/2013 ilâ 4/11/2013 tarihleri arasında ise

Kumkapı GGM’de tutuldukları konusunda tereddüt

bulunmamaktadır.

78. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından sunulan

bilgiler, 2012 tarihli TBMM Raporu, BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel

Raportörünün tespitleri, AİHM’in 24/6/2014 tarihli Yarashonen/Türkiye kararı ve bu kararda atıf yapılan

2009 tarihli CPT Raporu ile Anayasa Mahkemesinin K.A. başvurusuna ilişkin kararı (bkz. K.A. [GK], B. No: 2014/13044, 11/11/2015)

ve bu karara önemli ölçüde esas teşkil eden İHK’nın

Raporu, eldeki en önemli verileri oluşturmaktadır.

79. Anılan belgelerdeki tespitler, başvurucuların tutuldukları

dönemden yaklaşık bir yıl önce düzenlenmiş olan 2012 tarihli TBMM Raporu ve BM

Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörünün tespitleri ile başvurucuların

tutuldukları dönemden bir yıl sonra düzenlenmiş olan İHK Raporu arasında

belirgin bir çelişkiye rastlanmamıştır. Bu çerçevede, düzenlendikleri zaman

periyotları farklılık arz etse de başvurucuların tutuldukları dönemden önce

veya sonra düzenlenen rapor vb. belgelerin hiçbirinde, Kumkapı GGM’nin tutma koşullarında belirgin bir değişiklik olduğunu

gösteren herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu durum, tutuldukları zaman

diliminin öncesinde veya sonrasındaki saptamaların, başvurucuların tutma

koşulları yönünden de önemli ölçüde geçerli olduğu kanaatini oluşturmuştur. Bu

nedenle, başvurucuların tutuldukları dönem haricindeki zaman dilimlerini

kapsayan bir kısım tespitlerin, başvurucuların tutulma koşullarının

değerlendirilmesi kapsamında dikkate alınması mümkün görülmüştür.

80. Bakanlık görüş yazısında nakledilen, Emniyet Genel

Müdürlüğünün 14/5/2014 tarihli yazısında, Kumkapı GGM’nin

fiziki koşulları ve tutulan kişilere sağlanan hizmetlerle ilgili genel bilgiler

verilmiştir. Anılan Genel Müdürlüğün 7/1/2016 tarihli yazısında da aynı

bilgiler tekrar edilmiş olup, ayrıca yazı ekinde sunulan, İstanbul İl Emniyet

Müdürlüğünün 3/12/2015 tarihli yazısında, başvurucuların tutuldukları tarih

aralığındaki defter kayıtlarına göre Kumkapı GGM'nin

ortama mevcudunun 310 ilâ 350 kişi arasında olduğu bilgisine yer verilmiştir.

81. 2012 tarihli TBMM Raporu’nda, Merkezin kapasitesinin 100’ü

kadın ve 200’ü erkek olmak üzere toplam 300 olduğu, yaklaşık 40 farklı ülkeden

günlük ortalama 30 ilâ 40 yabancının teslim alındığı ve yine günlük aynı sayıda

yabancının sınır dışı işleminin yapıldığı, 11/5/2012 tarihi itibarıyla Merkezde

291’i erkek, 97’si kadın, 7’si çocuk olmak üzere toplam 395 kişi bulunduğu

bilgilerine yer verilmiştir.

82. İHK Raporu'nda Merkez yetkililerinin verdiği bilgiye göre

Merkezin toplam kapasitesi 300 kişi olup, 28/4/2014 tarihi itibarıyla toplam

384 ve 2/5/2014 tarihi itibarıyla toplam 350 kişi Merkezde kalmaktadır. Yine

Merkez yetkililerinin ifade ettiği üzere her gün 30-40 kişi Merkezden

ayrılmakta ve yaklaşık aynı sayıda kişi Merkeze gelmektedir. Başvurucu ve İHK

Raporu'nda görüşleri kayda geçilen STK mensuplarına göre Merkezde 400 ilâ 500

arasında kişi kalmaktadır. Merkez yetkililerinin vermiş olduğu sayılar ve her

gün giriş yapan ve ayrılan kişi sayısının birbirine yakın olduğu dikkate

alındığında, başvurucuların tutuldukları dönem boyunca Merkezde asgari 350 civarında

kişi bulunduğunun, yaklaşık bir değer olarak kabul edilmesi mümkün görülmüştür.

83. Merkezde tutulan kişilere tahsis edilen alanın genişliğinin

tespitine geçildiğinde, Kumkapı GGM’ye ilişkin

hazırlanan rapor ve görüşler (bkz. § 15 vd.) incelendiğinde, başvurucuların

tutuldukları dönem dâhil olmak üzere Merkezin resmi kapasitesinin 300 kişi

olduğunun kabul edildiği, tutulan kişilere tahsis edilen alanda kayda değer bir

değişiklik bulunmadığı görülmektedir. İHK’nın

raporunda görüşleri alınan Merkez yetkililerinin de belirttiği üzere, şehir

merkezinde, yapıların sıkışık olduğu bir alanda bulunan Merkezde tutulu

kişilere tahsis edilen alanda esaslı bir değişiklik yapılması da mümkün

görünmemektedir. Merkeze ilişkin yukarıdaki veriler birlikte değerlendirildiğinde,

kadın-erkek tüm sakinlere tahsis edilen alanın yaklaşık 1.000 metrekare olduğu

ve bu alanın genişliğinin son dönemde değişmediği anlaşılmaktadır.

84. Bu durumda, Merkezde kişi başına düşen alanın yaklaşık

olarak azami üç (3) metrekare olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

85. Bu tür merkezlerde kalan kişilere tahsis edilen alanın

darlığı nedeniyle maruz kaldıkları sıkıntılar, yatakhaneler dışında zaman

geçirebilecekleri alanların bulunması suretiyle kısmen azaltılabilecek olup,

yaşam koşullarının Anayasa’nın 17. maddesi açısından incelenmesinde bir unsur

olarak dikkate alınabilir (K.A.

[BD], § 104).

86. Bu çerçevede başvurucuların içinde yaşadıkları koşullar

incelendiğinde, İHK Raporu’nda ifade edildiğine göre, Merkezde idarenin

kullandığı birimlerden demir kapılarla ayrılan mekânda, koğuşlar (üniteler)

dışında koridor ve yemekhane olarak kullanılan büyük bir salon bulunmaktadır.

Koridorda üç adet spor aleti mevcuttur. Yatakhanelerde yer olmaması nedeniyle

bazı göçmenlerin, bu mekânlardan biri olan televizyon odasında yattıkları

bilgisi yer almaktadır. Bu durumda, Merkezde kalanların ortak kullanım alanı

olarak yararlanabilecekleri mekânların oldukça sınırlı olduğu ve bu mekânların

da yatakhanelerdeki sıkışıklık nedeniyle kalma yeri olarak kullanıldığı

anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak, sadece bitişik nizam ranzaların ve

dolapların bulunduğu kalabalık yatakhanelerde kalan göçmenlere, Merkez içinde

nispeten rahatlayabilecekleri bir ortamın sunulamadığı anlaşılmaktadır.

87. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından 25-29

Haziran 2012 tarihlerinde Kumkapı ve Edirne Geri Gönderme Merkezlerine

gerçekleştirilen resmi ziyaret kapsamında yapılan incelemelerin yansıtıldığı Rapor’da geri gönderme merkezlerindeki koşullardan

rahatsızlık duyulduğu, çocukların da aralarında bulunduğu idari gözetim altında

tutulan kişilerin çoğunlukla odalarda veya koğuşlarda kilitli tutuldukları ve

dış alanlara erişimlerinin oldukça kısıtlı olduğu veya hiç olmadığı, “aşırı kalabalıklık”,

“sağlığa elverişsiz koşullar” ve

“yetersiz gıda” hususlarının

diğer önemli endişe kaynakları olduğu ifade edilmiştir (bkz

§ 28).

88. Yukarıdaki değerlendirme unsurlarına ilave olarak, CPT’nin bu konuda ortaya koyduğu standartlar esas

alındığında, tutulan kişilerin tahammül edilemez koşullarda günlük yaşamlarını

sürdürmelerine engel olabilecek bir tedbir olarak her gün açık havada en az bir

saat egzersiz yapabilme imkânının Merkezde kalan kişilere sağlanması

gerekmektedir.

89. 11/5/2012 tarihli ziyarete istinaden düzenlenen TBMM Raporu’nda, gerek Merkezin konumu ve gerekse personel

eksikliği nedeniyle, tutulan düzensiz göçmenlerin, haftanın sadece bir günü

kısa sürelerle havalandırmaya çıkarıldıkları tespitine yer verilmiştir. Ancak

yetkililerce sunulan teorik bilgilere dayalı bu tespitin, fiili uygulama ile

uyumlu olup olmadığı, Rapor’dan anlaşılamamaktadır.

Kaldı ki, anılan Rapor’da dolaylı olarak, bu tespitin

dahi, GGM’yi düzensiz göçmenler için bir hapishane

haline getirdiği belirtilmek suretiyle, haftada bir defa havalandırmanın

yetersiz olduğuna vurgu yapılmıştır.

90. İHK Raporu’nda, Merkez Müdürünün, gözetim altındakilerin

binanın bahçesinde hava alma imkânını hafta içinde günde 45 dakika, hafta

sonlarında ise günde 2-3 saat sağlamaya çalıştıklarını beyan ettiği

anlaşılmaktadır (bkz. § 18). Bu konuda başvurucular, tutuldukları 36 gün

boyunca sadece iki defa ve kısa süreli olarak açık havaya çıkarıldıklarını

iddia etmektedirler (bkz. § 73). Raporda görüşlerine yer verilen göçmenlerin,

belirtilen şekilde hava alma imkânı verilmediği, hatta içlerinden bazılarının

haftalarca bu imkândan yararlanamadıkları dönemler olduğu, bazılarının ise 3-4

ay boyunca sadece iki defa kendilerine bu imkanın

verildiği yönündeki ifadeleri, başvurucuların iddialarını doğrulamaktadır.

91. Merkez yetkililerince “sağlanmaya

çalışıldığı” ifade edilen açık havaya çıkma imkânının dahi CPT

standartlarını taşımaktan uzak olduğu açıktır. Dahası, yetkililer de Merkezin

bahçesinin araç otoparkı olarak kullanılması, güvenlik açısından riskli olması

ve elverişsiz hava şartları gibi nedenlerle, tutulan kişileri açık havaya çıkma

imkânından yararlandıramadıklarını kabul etmektedirler (bkz. § 18). Görüldüğü

üzere, Merkezde tutulan düzensiz göçmenlere fiilen sağlanan açık havadan

yararlanma imkânı, eldeki en iyimser veriler esas alınsa dahi, CPT tarafından

ortaya konulan ve olması gereken asgari standardın oldukça altındadır. Tutuklu

veya mahkûm olmayan düzensiz göçmenlerin açık havadan yararlanma koşullarının,

CPT standartlarının altında olması kabul edilebilir bir durum değildir.

92. Bu kısımda yapılan tespitler değerlendirildiğinde, Merkezin,

kişi başına üç metrekareden daha az bir yaşam alanına karşılık gelebilecek

şekilde aşırı kalabalık olmasının, başlı başına başvurucuların Merkezde tutuldukları

dönemde maruz bırakıldıkları koşulların Anayasa’nın 17. maddesinde yasaklanan “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinin aşılmasına yol açabilecek nitelikte olduğu, Merkez içindeki barınma

mekânları dışında rahatlamaya imkân sağlayacak ortak kullanım alanlarının

yetersiz ve daha da önemlisi, sağlanan açık havadan yararlanma imkânının

oldukça sınırlı olmasının, başvurucuların Merkezde sahip oldukları koşulları

daha da tahammül edilemez hale getirdiği ve tüm bu koşullar altında biri hamile

ve ikisi çocuk olan başvurucuların 36 gün boyunca tutulmalarının, Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrası açısından açık bir ihlal oluşturduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

93. Bu noktaya kadar yapılan incelemede ortaya konulan koşullar,

başvurucuların Kumkapı GGM’de maruz kaldıkları

muamelenin, bir kişinin sınır dışı etme işleminin yürütülmekte olması nedeniyle

şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması veya tutulu

durumda bulundurulmasının barındırdığı rencide olma duygusu ve ıstırabın

ötesine geçmiş olduğunun kabul edilmesi açısından yeterli olduğundan,

başvurucuların bu bölümde değerlendirilebilecek şekilde ileri sürdükleri diğer

iddialar yönünden Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında ayrıca

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

94. Açıklanan nedenlerle, somut başvurunun özel koşulları

çerçevesinde, Kumkapı GGM’de tutulma koşullarının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

düzeyinde olduğu ve bu suretle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

4. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiaları

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

i. Anayasa’nın 19.

Maddesinin Beşinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

95. Başvurucular, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne”

çıkarılmadıklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

96. Bakanlık görüş yazısında, Sözleşme’nin 5. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının, aynı maddenin (1) numaralı fırkasının (c) bendine göre

tutulan kişilerin hakim önüne çıkarılma hakkını

içerdiği, somut olayda başvurucular anılan bent kapsamında tutulmadıklarından

Sözleşme’nin “5/3 hükmünün”

uygulanma imkanı bulunmadığı, başvurucuların bu şikayetlerinin Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

97. Başvurucular, belirtilen Bakanlık görüşü yönünden herhangi

bir beyanda bulunmamışlardır.

98. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un

45. maddesinin (1) numaralı fıkralarına göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

99. Anayasa’nın “Kişi

hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin ikinci ve

beşinci fıkraları şöyledir:

“Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının

veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması

veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması

veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

…

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine

en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört

gün içinde hâkim önüne çıkarılır.Kimse,

bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun

bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve

savaş hallerinde uzatılabilir.”

100. Sözleşme’nin “Özgürlük

ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

“1. Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine

hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller ve yasada belirlenen yollar dışında hiç

kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

c. Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan

veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonra kaçmasına engel olmak

zorunluluğu inancını doğuran makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir

kimsenin yetkili merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;

…

3. Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen

koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli

görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır;

kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında

serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır

bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.

…”

101. Görüldüğü üzere Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı

fıkrasındaki yakalandıktan sonra en kısa zamanda bir yargıç önüne çıkarılma ve

makul bir süre içerisinde yargılanma veya serbest bırakılma güvenceleri, ancak

suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu

işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran makul

nedenler bulunan kişiler açısından öngörülmüştür. Yani söz konusu güvence,

hakkında bir ceza soruşturması açılan ve devam eden kişiler bakımından

geçerlidir. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının,

Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkralarında öngörülen diğer tutma nedenleri bakımından, yukarıda belirtilen

güvenceleri kapsamadığının kabulü gerekir.

102. Bu çerçevede, başvurucularca yapılan nitelendirme esas

alındığında, Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal edildiği

iddialarının, Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yer

aldığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.

103. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem ya da

ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan

Anayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, … belirtilmesi gerekir. Başvuru

dilekçesine, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem

veya kararların aslı ya da örneğinin ve harcın ödendiğine dair belgenin

eklenmesi şarttır.”

104. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bireysel başvuru hakkında kabul

edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması

gerekir.

(2) Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

105. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel

başvuru formu ve ekleri” başlıklı 59. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer

alır:

…

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan

hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere

ait özlü açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel

hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…”

106. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı, 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59. maddesinin ilgili

fıkraları uyarınca başvurucunun, başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19-20).

107. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

108. Başvurucular, “Sözleşme’nin

5/1(c) fıkrasıyla bağlantılı olarak, derhal bir yargıç veya adli görev yapmaya

yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne” çıkarılmadıkları

iddialarını ortaya koyarken, kendi öznel durumlarının “Sözleşme’nin 5/1(c) fıkrası” kapsamında

olduğunu, bir başka ifadeyle GGM’de tutulmalarının,

suç işledikleri şüphesine veya suç işlemelerinin ya da suç işledikten sonra

kaçmalarının önlenmesine dayalı olduğunu ortaya koyan herhangi bir açıklama

veya kanıt sunmamışlardır.

109. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların ihlal iddialarını

kanıtlayamadıkları anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Anayasa’nın 19.

Maddesi Kapsamındaki Diğer İhlal İddiaları

110. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan başvurunun bu

kısmının, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. İdari Gözetim Altında

Tutulmanın Hukuki Olmadığı İddiası

111. Başvurucular, keyfi ve hukuk dışı gerekçelerle 30/9/2013

ilâ 4/11/2013 tarihleri arasında GGM’de

tutulduklarını, anılan 36 gün boyunca gözaltında tutulmalarının gerekçesinin

sadece yabancı olmaları olduğunu, özgürlüklerinin kısıtlanması için yasal bir

dayanak bulunmadığını, herhangi bir yargı merciinin gözaltı emri veya tutuklama

kararı bulunmadığını, AİHM'in Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye kararında

ulusal sistemin başvurucuları keyfi tutuklamaya karşı koruyamadığına karar verdiğini,

özgürlük kısıtlamasının mahkemeye veya yetkili bir merci önüne çıkarılma

amacını taşımadığını, 36 gün boyunca gözaltında tutulmalarının kanuni bir

dayanağı bulunmadığını ileri sürerek Anayasa'nın 19. maddesi ikinci fıkrasının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

112. Bakanlık görüş yazısında, benzer olaylara ilişkin AİHM

kararlarındaki ilkelere atıfta bulunularak, konuya ilişkin kanun boşluğunun

doldurulması amacıyla kabul edilen 6458 sayılı Kanun’un 11/4/2014 tarihinde

Resmî Gazete’de yayımlandığı, anılan Kanun’da

yabancıların sınır dışı işlemleri öncesi tutulmalarına ilişkin ayrıntılı

düzenleme bulunmakla birlikte, başvurunun yapıldığı tarihte bu hükümlerin henüz

yürürlüğe girmediği, başvuruya konu olayda, başvurucuların tutuldukları tarihte

mevzuatta sınır dışı işlemleri esnasında ilgililerin tutulmalarını düzenleyen

kanun bulunmadığı bildirilmiştir.

113. Başvurucular, Bakanlığın konuya ilişkin görüşlerinin, bu

kapsamdaki iddialarını teyit ettiğini ifade etmişlerdir.

114. Başvurucuların 30/9/2013 ilâ 4/11/2013 tarihleri arasında

Kumkapı GGM’de tutuldukları ve bunun Anayasa’nın 19.

maddesi anlamında bir tutma işlemi niteliğinde olduğu konusunda tereddüt

bulunmamaktadır (Niteleme yönünden benzer tespitler içeren AİHM kararı için

bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 125).

115. Anayasa’nın “Kişi

hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin birinci ve

ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

… usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen

veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.”

116. Sözleşme’nin “Özgürlük

ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı 5. maddesinin (1)numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes kişi özgürlüğü ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen hallerdışında ve yasanın

öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

…

f) Bir kimsenin ülkeye usulüne uygun olmayarak

girmekten alıkonulması veya hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin

yürütülmekte olması nedeniyle usulüne uygun olarak gözaltına alınması veya

tutulması.”

117. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra,

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (Ramazan

Aras, § 43).

118. İdari gözetim altına alma yetkisi Anayasa’nın 19. maddesi

ve Sözleşme’nin 5. maddesi ile kabul edilmiş istisnai bir yetkidir. Buna göre

bir yabancının sınır dışı edilmesi veya geri verilmesi kararının yürütülmesi

sürecinde, şekil ve şartları kanunla gösterilen usule uygun olarak yakalanması

veya tutulması mümkündür (Rıza Boudraa, § 73). Bu gibi durumlarda, bir kişinin

suç işlemesinin veya kaçmasının önlenmesi gibi gerekçelere ihtiyaç

bulunmaksızın sadece bu işlemlerin yürütülmesi sürecine dayanılarak idari

gözetim tedbiri uygulanmasına karar verilebilir. Ancak Anayasa’nın 19. maddesi

uyarınca, sınır dışı etme veya iade işlemleri “gerekli

özen” (due diligence)

içerisinde yürütülmez ise artık kişi özgürlüğünden mahrumiyetin meşruiyetinden

söz edilemez (K.A. [GK], § 123).

119. İdari gözetim istisnai bir yol olduğu ve kişiyi özgürlüğünden

yoksun bırakma sonucunu doğurduğu için, hukuka uygun olması ve keyfi muamele

teşkil etmemesi gerekmektedir. Bu tedbirin, demokratik hukuk devletinin gerekli

ve makul kıldığı ölçüde denetlenebilmesi; koşullarının genel kabul görmüş

standartlara uygun olması; küçültücü, aşağılayıcı ve insanlık dışı muamele

teşkil etmemesi, idari gözetim altında tutulanlara temel usulî

hakların ve güvencelerin sağlanması gerekir. Anılan Anayasa ve Sözleşme

hükümleri, esas olarak, kişinin özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracak

bazı hallerde bu sınırlamanın şekil ve şartlarının kanunla gösterilmesini

isteyerek kişi özgürlüğü açısından daha güvenceli bir hukuki durum ortaya

koymayı amaçlamaktadır (Rıza Boudra, § 74; benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 129; A. ve diğerleri/Birleşik Krallık,

§ 164).

120. Anayasa’nın 19. maddesinin gereklerini karşılamak adına

yapılacak yasal düzenlemenin; sınır dışı amacıyla tutma kararı verme işleminin

koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim

kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan kişinin avukata

erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık bir

şekilde ortaya koyması gerekmektedir. Aksi takdirde kişilerin maruz kaldığı

özgürlükten yoksunluğun keyfiliğe karşı yeterince korunduğundan ve hukuki

olduğundan söz edilemez (K.A.

[GK], § 125).

121. Belirtilen nitelikleri haiz yasal düzenleme olan 6458

sayılı Kanun, 11/4/2014 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, Bakanlık görüş yazısında

da belirtildiği üzere bu tarihten önce ve dolayısıyla başvurucuların GGM’de tutuldukları 30/9/2013 ilâ 4/11/2013 tarihleri

arasında, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan istisnalar

arasında yer verilen usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren,

ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması uygulamasında, tutma kararı verme işleminin

koşulları, süresi, sürenin uzatılması, ilgiliye bildirilmesi, idari gözetim

kararına karşı başvuru yolları, idari gözetim altına alınan kişinin avukata

erişimi, tercüman yardımından yararlanması gibi usul güvencelerini açık bir

şekilde ortaya koyan yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.

122. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

ii. İdari Gözetim Altında

Tutulma Nedeninin Usulüne Uygun Olarak Bildirilmediği İddiası

123. Başvurucular, idari gözetim sürecinde havalimanında ve GGM'de gözaltı nedenleri ve kendilerine yöneltilen

suçlamalar hakkında derhal veya daha sonra bilgi verilmediğini, uzun süre

tutuldukları halde hangi sebeple ve niçin tutuldukları, kendileri hakkında

nasıl bir işlem yapılacağı konusunda bilgi verilmediğini, kendileri hakkında

verilecek idari kararın beklenmesi nedeniyle "belirsizlik" içinde tutulduklarını, bu nedenlerle

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

124. Bakanlık görüş yazısında, başvurucuların belirtilen

iddialarına ilişkin bilgi bulunmadığı, bu hususa ilişkin olarak İçişleri

Bakanlığının görüşünün dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir.

125. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında, Emniyet

Genel Müdürlüğünün yazısında yer verilen “tarafıma

isnat edilen suç anlatıldı” ifadesinin yalnızca ceza soruşturma

kapsamında yapılan gözaltı işlemi için geçerli olduğunu, ceza soruşturması

işlemlerini müteakiben tutulmalarına devam edilmesinin nedenleri, ne kadar süre

tutulacakları ve yasal hakları konularında bilgilendirme yapılmadığını ifade

etmişlerdir.

126. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama

veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bununhemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal,

toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.”

127. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalanan her kişiye, yakalanma nedenlerinin

ve kendisine yöneltilen her türlü suçlamanın en kısa sürede ve anladığı bir

dilde bildirilmesi zorunludur.”

128. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasında, yakalanan

veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama sebeplerinin ve haklarındaki

iddiaların herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak “derhal” bildirileceği kurala bağlanmıştır.

129. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fırkasında ise

yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü

suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirileceği hükme bağlanmıştır.

130. Kişinin yakalanmasına ve tutuklanmasına esas hukuki ve

maddi gerekçelerin teknik olmayan, basit ve kolaylıkla anlaşılır bir dilde

açıklanması, hürriyeti kısıtlanan kişinin, uygun gördüğü takdirde Anayasa’nın

19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın hukuka aykırılığı halinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurabilmesine

imkân sağlayacaktır. Bu yönüyle Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrasındaki

bilgilendirilme hakkı, bu madde kapsamında sağlanan diğer güvencelerin bir nevi

taşıyıcısı mahiyetindedir. İletilen bilginin içeriğinin ve bilgilendirmenin

derhal yapılıp yapılmadığının her somut olayın özel koşullarına göre

değerlendirilmesi gerekir (K. A.

[GK], § 138; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 136).

131. BM Göçmenlerin İnsan Hakları Özel Raportörü tarafından

hazırlanan Rapor’da, bu konuya ilişkin Kumkapı GGM’de başvurucuların tutuldukları dönemdeki uygulama ile

ilgili olarak dikkate alınması gerekenifadelere yer

verilmiştir. Rapor’da, 2010 yılının Eylül ayında

Türkiye emniyet makamları tarafından yayımlanan bir genelge ile geri gönderme

merkezlerinde tutulan düzensiz göçmenlerin tutulma nedenleri, tutulma süresi,

avukata erişim hakkı ve geri gönderme merkezinde tutulma kararına veya sınır

dışı kararına karşı itiraz hakkı konularında sistematik bir biçimde

bilgilendirilmeleri talimatı verildiği, buna rağmen, Özel Raportör’ün

Edirne ve Kumkapı geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerle yaptığı

görüşmelerin, söz konusu genelgenin uygulamada sistematik bir biçimde hayata

geçirilmediğini ortaya koyduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere belirtilen

tespitler, başvurucuların iddialarını destekler mahiyettedir.

132. Konuya ilişkin olarak Bakanlık görüş yazısında atıfta

bulunulan Emniyet Genel Müdürlüğü yazısında, 28/9/2013 tarihinde saat 02:30

sıralarında İsveç’e gitmek üzere geldikleri Sabiha Gökçen Havalimanı pasaport

kontrol noktasında, başvurucuların Avusturya oturum belgelerinin ve Avusturya

sürücü belgesinin sahte olabileceğinden şüphelenildiği, birinci başvurucu

hakkında nöbetçi Cumhuriyet savcısının talimatı doğrultusunda resmi belgede

sahtecilik suçundan adli soruşturma açıldığı ve adli hizmetler büro amirliğinde

ifadesinin alındığı, kendisine isnat edilen suçun belirtildiği ve kendisinin de

“tarafıma isnat edilen suç anlatıldı”

şeklinde beyanda bulunduğu, soruşturma evrakının ilgili Cumhuriyet

Başsavcılığına intikalinin sağlandığı, soruşturmaya konu belgeler üzerine

yapılan kriminal incelemesi sonucunda sahte oldukları

yönünde uzman raporu düzenlendiği bilgilerinin sunulduğu anlaşılmaktadır. Ancak

Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında sunulan bu bilgilendirme

ceza soruşturması kapsamında yapılan işlemlere dönük olup, anılan işlemleri

müteakiben başvurucuların GGM’de tutulmalarına neden

olan prosedüre ilişkin bir bilgilendirme yapıldığına dair herhangi bir bilgi

veya belge sunulmamıştır.

133. Bu çerçevede, bireysel başvuru dosyası kapsamındaki bilgi

ve belgelerden, başvuruculara Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü fıkrası

anlamında, tutma sebepleri ve haklarındaki iddialar konusunda bir bildirim

yapıldığı sonucuna ulaşılamamıştır.

134. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iii. İdari Gözetim Altında

Tutulma İşlemine Karşı Başvurulabilecek Etkili Bir Yol Bulunmadığı İddiası

135. Başvurucular, özgürlüklerinin kısıtlanmasının yasaya

uygunluğu hakkında denetim yapacak, kısa süre içinde bir karar verebilecek ve

yasaya aykırı görmesi halinde serbest bırakılmalarını sağlayacak bir yargı

merciine başvurma hakkından yoksun olduklarını, bu nedenle Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

136. Bakanlık görüş yazısında, 6458 sayılı Kanun ile bu konuda

ayrıntılı düzenleme yapılmakla birlikte bu hükümlerin başvuru tarihi itibarıyla

yürürlükte olmadığı bildirilmiştir.

137. Başvurucular, belirtilen Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda

bulunmuşlardır.

138. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

139. Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden

yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir

süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest

bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

140. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci ve Sözleşme’nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebeple olursa olsun hürriyeti

kısıtlanan kişiye, tutuklanmasının veya idari gözetim altına alınmasının

hukukiliği hakkında süratle karar verebilecek ve tutuklanması veya tutulması

hukuki değilse salıverilmesine hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı

tanımaktadır. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun

veya idari gözetim altına almanın hukukiliğine ilişkin itiraz başvurusu

üzerine, tahliye taleplerinin veya idari gözetim tedbirlerinin uygulanmasının

devamına ilişkin kararların bir mahkeme nezdinde incelenmesi açısından güvence

oluşturmaktadır.

141. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, başvuru

konusu olay açısından bakıldığında, tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun

bırakılan kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yasaya uygunluğunun özünü

oluşturan usule ve esasa ilişkin koşullar ile ilgili olarak yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkı tanımaktadır. Hürriyeti kısıtlanan kişinin şikâyetleri

ile ilgili olarak yetkili yargı merciince yapılacak değerlendirmenin, adli

nitelik taşıması ve özgürlükten mahrum bırakılan kişilerin itirazları

bakımından uygun olan teminatları sağlaması gerekmektedir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 64).

142. Söz konusu yargısal denetim, yeri geldiğinde başvuruda

bulunan kişinin serbest bırakılmasını temin edebilmelidir. Bu şekilde öngörülen

hukuk yolunun, sadece teoride değil uygulamada da yeterince sonuç alınabilir

bir yol olması gerekir. Aksi halde, söz konusu hükmün amaçları açısından

gerekli olan erişilebilirlik ve etkili olma özelliğinden söz edilemez (K.A. [GK], § 152).

143. Başvurucular hakkında uygulanan idari gözetim altında tutma

işleminin Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasına uygunluğunun incelendiği

bölümde ayrıntılı bir şekilde ortaya konulduğu üzere, başvurucuların

tutuldukları dönem (30/9/2013 ilâ 4/11/2013) itibarıyla yürürlükte olan

mevzuattaki boşluk, tutulan kişinin kısa sürede karar verilmesini ve tutmanın

kanuna aykırılığının tespiti halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurulmasını da kapsamaktadır. Bir başka

ifadeyle, başvurucuların tutuldukları dönem itibarıyla yürürlükte olan

mevzuatta, Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasındaki güvenceyi sağlayan

bir başvuru yolu öngörülmemiştir.

144. Nitekim AİHM de Türk hukuk sisteminin başvurucularla benzer

şekilde tutulan kişilere, tutulmalarının kanuna uygunluğu konusunda bir yargı

merciine başvurma hakkı tanıyan bir yol sunmadığı sonucuna ulaşmıştır (Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye,

§ 142).

145. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

iv. Haksız Tutulma

Nedeniyle Tazminat Sağlama Haklarının İhlal Edildiği İddiası

146. Başvurucular, Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrasında

öngörülmüş olan, aynı madde kapsamındaki ihlaller nedeniyle iç hukukta

başvurulabilecek ve tazminat talep edilebilecek bir merci bulunmadığını, idari

yargı veya adli yargıya başvurmaları halinde bir netice elde etmelerinin mümkün

olmadığını, şikayet edilen işlemlerin uygulamada idari işlem olarak

değerlendirildiğini ve gözetim altındaki kişilerin, misafir olarak

değerlendirilerek durumlarının özgürlük kısıtlaması olarak

nitelendirilmediğini, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

147. Bakanlık görüş yazısında, başvuru tarihinde başvurucuların

tutulmalarının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek tazminat talep etmelerine imkan sağlayan iç hukuk yolu bulunmadığı bildirilmiştir.

148. Başvurucular, Bakanlık görüşü ile aynı yönde beyanda

bulunmuşlardır.

149. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:

“Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan

kişilerin uğradıkları zararlar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre,

Devletçe ödenir.”

150. Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu madde hükümlerine aykırı olarak yapılmış

bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkesin tazminat istemeye hakkı

vardır.”

151. Görüldüğü üzere, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu ve

Sözleşme’nin 5. maddesinin (5) numaralı fıkralarında, her iki maddenin önceki

fıkralarına aykırı olarak tutulan kişilerin uğradıkları zararların, Devletçe

tazmin edileceği hükme bağlanmıştır.

152. Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince,

aynı maddenin iki ilâ sekizinci fıkralarından herhangi birinin ihlali halinde

tazminat talep etme imkanı sağlayan bir mekanizma

oluşturulması zorunludur. Dolayısıyla, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasından önce gelen fıkralarından bir veya daha fazlasının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılan hallerde, iç hukukta herhangi bir tazmin mekanizması

bulunmaması, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının da ihlali sonucunu

doğuracaktır.

153. Somut başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü

ve sekizinci fıkralarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşılık,

başvurucuların beyanları ve Bakanlık görüş yazısında da belirtildiği üzere,

başvurucuların bireysel başvuruda bulundukları tarih itibarıyla Türk hukuk

sisteminde, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki “usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya

giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması” işlemleri nedeniyle oluşan

zararların tazminine yönelik özel bir mekanizma öngörülmemiştir.

154. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

5. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

155. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

156. Başvurucular, maruz kaldıkları hak ihlalleri nedeniyle

maddi tazminat olarak (birinci başvurucuya) 4.000 TL ödenmesini; yaşadıkları

sıkıntılar, uğradıkları hak ihlalleri ve olay tarihinde hamile olan birinci

başvurucu ile çocuk olan ikinci ve üçüncü başvurucuların çektikleri ıstırap ve

manevi zararlara karşılık birinci başvurucuya 40.000 TL, ikinci ve üçüncü

başvuruculara ayrı ayrı 20.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.

157. Başvuruda, başvurucuların idari gözetim altında tutulmaları

işleminin yürütülmesi ve idari gözetim altında tutulma koşulları sonucu

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının, Anayasa’nın 17. maddesi ile

bağlantılı olarak 40. maddesinin ve 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci

ve dokuzuncu fıkralarının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

158. Başvurunun özel koşulları dikkate alınarak, yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında, başvuruculara

net 25.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesi gerekir.

159. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların sunmuş oldukları belgeler,

iç hukuktaki hak arama süreci kapsamında yapılan masraflara ilişkin olup,

tespit edilen ihlaller nedeniyle maddi zarara uğradıklarını ortaya koyan

herhangi bir belge sunmamışlardır. Bu nedenle, başvurucuların maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

160. Dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,

B. Başvurucuların kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizli

tutulması taleplerinin KABULÜNE,

C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal

edildiği iddialarının “açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle” KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki diğer ihlal iddialarının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak 40. maddesinin

ihlal edildiği iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. 1. Anayasa’nın 17. maddesi ile bağlantılı olarak Anayasa’nın

40. maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci, dördüncü, sekizinci ve

dokuzuncu fıkralarının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Başvuruculara net 25.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekalet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

17/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA Raportör : Recep ÜNAL Başvurucular : 1. F. K. 2. M.S. 3. I. S. Vekilleri : Av. Abdulhalim YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8735, 17 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. F. K. ve DİĞERLERİ BAŞVURUSU
  4. Birinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. Kumkapı GGM’nin
  11. III. İncelemede Uygulanan Yöntem
  12. V. İncelemeler
  13. VI. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ
  14. “A. Merkez Yetkililerinden Alınan Bilgiler
  15. B. Merkezde Tutulan Kişilerden Alınan Bilgiler
  16. C. Yapılan Gözlem Ve Değerlendirmeler
  17. C. İlgili Hukuk
  18. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  19. A. Başvurucuların
  20. B. Değerlendirme
  21. B. Başvurucuların kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizli
  22. C. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin beşinci fıkrasının ihlal
  23. E. Başvuruculara net 25.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN
  24. F. 1.800 TL vekalet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  25. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  26. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  27. Gökcan
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8735
Tarih
17 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Yunus Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/4383)
  • Ferit Tetik Başvurusu (B. No: 2013/9807)
  • Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/7732)
  • Zeyni Arat Başvurusu (B. No: 2013/3951)
  • Cemal Çamlı Başvurusu (B. No: 2013/2173)
  • Mehmet Kurt Başvurusu (B. No: 2013/2552)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.