İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yunus Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/4383)

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda infaz koruma memurları

Başvuru No2013/4383Tarih18 Şubat 2016Okuma31 dk · 6.234 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yunus Kalkan Başvurusu

Karar tarihi
18 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/4383
R.G. Tarih ve Sayı
31/3/2016-29670
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.234 kelime·31 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumunda infaz koruma memurları

tarafından gerçekleşen darp eylemi ve sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkı ile

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 20/6/2013 tarihinde Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 10/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 7/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

21/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 7/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Denizli D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda

bulunduğu 12/8/2009 tarihinde, aynı havalandırmayı kullandığı K.Y.ve D.Ş. ilekavga etmiş; kavga sırasında darbedilmiştir.

Anılan darp fiili nedeniyle başvurucu Ceza İnfaz Kurumu revirine götürülmüş,

doktorun olmaması nedeniyle Sağlık Memuru H.K. tarafından muayenesi

yapılmıştır.

9. Sağlık Memuru H.K. tarafından 12/8/2009 tarihinde saat

18.30'da bilgi amaçlı düzenlenen raporda alın sol bölgede 3 milimetrelik kesi,

sağ göz ve çevresinde morluk, boyun sol bölgede morluk, sırt alt bölgede üç

adet sıyrık ve lezyon, dudak sol altta patlama mevcut olduğu kayda

geçirilmiştir.

10. Başvurucuya kavga sırasında birkaç defa yumruk atıldığı,

yüzündeki yaralanmaların bu şekilde ortaya çıktığı, belindeki yaralanmanın ise

kavga sırasında, spor yaparken kullandıkları bir aletin üzerine düşmesi sonucu

oluştuğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

11. Başvurucu, olay tarihinden iki gün sonra 14/8/2009 tarihinde

Ceza İnfaz Kurumu doktorunun görevine başlaması üzerine darp olayıyla ilgili

rapor düzenletilmek üzere Kurum revir odasına götürülmüştür. Doktor Z.A.

tarafından muayene edilirken odada bulunan İnfaz Koruma Memuru B.K. ile

başvurucu arasında bir tartışma yaşanmış, başvurucu, kolları arkadan tutularak

muayene masasına yatırılmış, doktor tarafından ani müdahale ekibinin çağrılması

üzerine başvurucu, gözetim odasına götürülmüştür. Başvurucu, muayene odasında

ve daha sonra götürüldüğü gözetim odasında darbedildiğini

ileri sürmektedir.

12. Başvurucu gözetim odasında cama yumruk atmış ve bu nedenle

sağ elinde kesi meydana gelmiştir. Başvurucunun kesilen eline sağlık memuru

tarafından gerekli müdahale yapılmıştır. Doktor Z.A., başvurucunun aynı günün

akşamında kulağından kan geldiğini söylemesi üzerine kendisini Ceza İnfaz

Kurumuna çağırdıklarını, yaptığı muayene sonucunda kulaktan kan gelmediğini

ancak kulağın tahriş olduğunu gördüğünü ve tedavi için damla verdiğini

hatırladığını, rapor düzenlenmesi istenmediği için darp ve cebir izi olup

olmadığına dikkat etmediğini beyan etmiştir.

13. Aynı gün başvurucunun ziyaretine gelen babasının başvurucuda

darp izleri gördüğü iddiasıyla Savcılığa şikâyette bulunduğu ve başvurucunun

aynı gün Denizli Devlet Hastanesine götürüldüğü ve başvurucu hakkında sağlık

raporu düzenlendiği anlaşılmaktadır.

14. 14/8/2009 tarihinde saat 20.10'da düzenlenen adli muayene

raporunda; alında sağda ve solda ciltte morluklar, her iki göz altında hematomlu ağrılı şişlikler, sağ göz sklera

lateralinde hemoraji, sol klavikula (köprücük kemiği) üzerinde düz hat şeklinde

ciltte 10 cm'lik kızarıklık, sağ deltoid

kas üzerinde ve biceps kası dış kısmında kızarıklık,

sağ skapula (kürek kemiği) altında kızarıklık, sol deltoid kas alt kısmında kızarıklık, sağ el sırtında ciltte

kesi, lumbal bölge vertebralar

üzerinde üzeri kabuklu abrazyonların mevcut olduğu

belirtilmiştir.

15. Başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu, mevcut doktor

raporları ile birlikte 12/8/2009 ve 14/8/2009 tarihlerindeki yaralanmaları ayrı

ayrı tarif ve tespit edilmek suretiyle Denizli Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğüne

sevk edilmiş ve başvurucunun muayenesi yaptırılmış; 13/10/2009 tarihli raporda,

başvurucunun mevcut yaralanmalarının iki olaydan hangisine bağlı olduğu

konusunda kanaat takdirine tıbben imkân bulunmayıp mevcut fiziksel travma

bulgularının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek şekilde hafif nitelikte olduğu, yüzde sabit iz yönünden olay

tarihinden itibaren altı ay geçtikten sonra tekrar muayeneye gönderilmesi

gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun nakledildiği Isparta E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda talimatla aldırılan Isparta Devlet Hastanesi Baştabipliğinin

1/3/2010 tarihli raporunda, başvurucunun yaralanmasının yüzde sabit iz

niteliğinde olmadığı tespit edilmiştir.

16. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakultesi

Psikiyatri Ana Bilim Dalı Başkanlığının 1/10/2009 tarihli kurul raporuna göre

başvurucunun ruh sağlığında bozulma olduğu, anksiyete

ile giden uyum bozukluğu tanısı düşünüldüğü, rahatsızlığının darp olayıyla

ilgili olduğu, yine aynı Fakültenin 9/12/2009 tarihli raporuna göre ruh

sağlığındaki bozulmanın basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir düzeyde, ancak düzenli

takip ve tedavi gerektirdiği belirtilmiştir.

17. Honaz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7/4/2010 tarihli

iddianame ile başvurucu hakkında hakaret, tehdit, mala zarar verme ve görevi

yaptırmamak için direnme; İnfaz Koruma Memurları Ö.E., B.K., H.Ö., S.Ç. ve

Sağlık Memuru S.G. hakkında ise kasten yaralama hükümleri gereğince

cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlenmiştir.

18. İddianame kabul edilerek dava, Honaz Asliye Ceza

Mahkemesinin E.2010/118 sayılı dosyasına; anılan Mahkemenin kapatılmasından

sonra ise Denizli 8. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2012/751 sayılı dosyasına

kaydedilmiştir.

19. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma aşamasında verdiği

beyanlarda özetle, koğuş arkadaşlarıyla ettiği kavgada sağ gözünden ve belinden

yaralandığını, o gün doktorun görevde olmaması nedeniyle 14/8/2009 tarihinde

sabah saat 10.30 gibi rapor alınması amacıyla revire götürüldüğünü, doktorun

soyunmasını söylediğini, çamaşırı hariç soyunduğunu, odada bulunan İnfaz Koruma

Memuru B.K.nın kendisine gülmesi üzerine tartışmaya

başladıklarını; B.K.nın, boğazına sarılarak kendisini

muayene sedyesi üzerine yüzüstü yatırdığını, odada bulunan S.G ve birkaç infaz

koruma memuru tarafından yumruklandığını, bir süre sonra gözetim odasına

götürüldüğünü, burada da yaklaşık on kişinin dizleriyle ve yumruklarıyla

kendisine vurduğunu, S.G. tarafından yüzüne tükürüldüğünü, memurlar çıktıktan

sonra aynaya baktığını, darptan dolayı tanınmayacak hâle geldiğini gördüğünü,

ağzından kulağından kan geldiğini görünce sinirlenip cama yumruk attığını,

bunun üzerine Başmemur Ö.E.nin

itfaiye hortumu ilekendisine tazyikli su sıktığını

ifade etmiştir.

20. İnfaz Koruma Memuru Ö.E. soruşturma ve kovuşturma aşamasında

özetle revirde bulunmadığını, başvurucuyu gözetim odasına götürülürken

gördüğünü, gözetim odasına kapatıldıktan sonra camı kırarak elinde cam

parçasıyla "Bana müdürü çağırın, başmemuru çağırın." diye bağırdığını,

kendisinin gözetim odasına girmediğini, Z.G. ve A.S.nin

içeri girip ikna ettikten sonra başvurucunun elindeki camı aldığını, daha sonra

başvurucunun koğuşuna götürüldüğünü ifade etmiştir.

21. İnfaz Koruma Memuru B.K. soruşturma ve kovuşturma aşamasında

özetle doktor muayenesi sırasında başvurucunun kendisine "Niye gülüyorsun?" diyerek küfür

ettiğini, üzerine saldırdığını, S.G. ve G.Ç. ile birlikte kollarından tutarak

muayene sedyesine yatırdıklarını, bu arada doktorun ani müdahaleye haber vermek

için odadan çıktığını, ani müdahale ekibinden H.Ö., Ö.A. ve hatırlamadığı

birinin daha geldiğini, kendisini gözetim odasına götürdüklerini, gözetim

odasına girmediğini ve kimsenin başvurucuyu darbetmediğini

belirtmiştir.

22. İnfaz Koruma Memuru S.Ç. soruşturma ve kovuşturma aşamasında

özetle olay günü ani müdahale ekibinde görevli olduğunu, başvurucunun revirde

memurlara saldırdığına yönelik haber gelince olay yerine gittiğini, gittiğinde

başvurucuyu gözetim odasına almış olduklarını gördüğünü, görev yerine geri

döndüğünü, kimseyi darbetmediğini beyan etmiştir.

23. İnfaz Koruma Memuru H.Ö. soruşturma ve kovuşturma aşamasında

özetle olay günü ani müdahale ekibinde görevli olduğunu, revir odasından

bağrışmalar gelmesi üzerine olay yerine gittiğini, vardığında başvurucuyu

etkisiz hâle getirdiklerini gördüğünü, birlikte gözetim odasına götürdüklerini

ve başvurucuyu darbetmediğini beyan etmiştir.

24. Sağlık Memuru S.G. soruşturma ve kovuşturma aşamasında

özetle olay günü daha önce meydana gelen darp olayı nedeniyle başvurucunun

muayenesinin yapılmaya başlandığını, Doktor Z.A. ve Sağlık Memuru G.Ç.

tarafından muayene yapıldığı sırada kendisinin de B.K. ile birlikte odada

bulunduğunu, başvurucunun, kendisine güldüğü iddiasıyla B.K.ya

yönelik saldırıda bulunduğunu, ani müdahale ekibinin çağrıldığını ve

başvurucuyu gözetim odasına götürdüklerini kendisinin de eşlik ettiğini,

saldırgan tutum nedeniyle başvucuya infaz koruma

memurları tarafından zor kullanıldığını ancak kimsenin vurmadığını beyan

etmiştir.

25. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında doktor, sağlık

memurları, infaz koruma memurları, başvurucunun kavgaya karıştığı hükümlüler

ile olaydan sonra birlikte kaldığı hükümlüler tanık olarak dinlenmiş; olay

yerinde keşif yapılmış, Ceza İnfaz Kurumu kamera görüntüleri bilirkişi

marifetiyle yerinde izlenerek (teknik nedenlerden dolayı görüntülerin CD

ortamına aktarılamaması nedeniyle) rapor düzenlenmesi sağlanmıştır.

26. Tanık anlatımları genel olarak başvurucunun 12/8/2009

tarihinde koğuş arkadaşlarıyla kavgaya karıştığı, bu olay nedeniyle birtakım

yaralanmaların mevcut olduğu, doktor raporu alınması için 14/8/2009 tarihinde

götürüldüğü revirde başvurucunun, infaz koruma memurları ile tartıştığı ve

saldırgan tutumu nedeniyle başvurucuya güç kullanıldığı, ikinci olay sonrasında

başvurucunun yaralanma bulgularında artış olduğu, ancak bu artışın ilk olay

akabinde hemen ortaya çıkmayan zaman geçtikçe artan belirtiler de olabileceği,

başvurucunun ikinci olaydan sonra infaz koruma memurları tarafından darbedildiğini beyan ettiği şeklindedir.

27. Kamera görüntüleri doğrultusunda düzenlenen bilirkişi

raporuna göre revir ya da gözetim odasının içini gören kamera bulunmayıp

koridorları gören kamera kayıtları mevcuttur. Rapordan, kamera kayıtlarına

yansıyan herhangi bir darp olayı görüntüsü bulunmadığı, başvurucuyla birlikte

infaz koruma memurlarının gözetim odasına girdiği, üç dakikaya yakın bir süre

içeride kalındığı anlaşılmaktadır.

28. Mahkemenin 28/2/2013 tarihli ve E.2012/751, K.2013/123

sayılı kararıyla başvurucu; tehdit, hakaret ve kamu malına zarar verme

suçlarından toplam 4 yıl 16 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edilmiş; görevi

yaptırmamak için direnme suçundan beraat etmiştir. Aynı kararda S.Ç. ve H.Ö.

hakkında atılı kasten yaralama suçunu işlediklerine dair mahkûmiyete yeterli

kesin inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verilmiş;

Ö.E., B.K., S.G. hakkında kasten yaralama suçunu işledikleri sabit görülerek

1.500 TL adli para cezası öngörülmüş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Doktor raporlarının incelenmesinde;

sanık Yunus Kalkan hakkında koğuşta karıştığı kavga nedeni ile sağlık memuru

H... K... tarafından 12/08/2009 tarihinde düzenlenen raporda sol alın

bölgesinde 3 mm kesi, sağ gözde ve göz altında ve etrafında morluk, sol boyun

bölgesinde morluk, sırt alt bölgede 3 adet sıyrık ve lezyon, sol alt dudakta

patlak mevcut olduğu, pansuman yapıldığı, hayati tehlikesinin bulunmadığı,

...bu işlemin vizite defterine kaydedildiği, sanık Yunus Kalkan ın ailesinin şikayeti üzerine Yunus Kalkan ın 14/08/2009 tarihinde Denizli Devlet Hastanesinde muayene

edildiği, alın sağda ve solda morluklar, her iki göz altında hematomlu ağrılı şişlikler, sağ göz lateralinde

hemoraji, sol klavukula

üzerinde 10 cm uzunlukta kızarıklık, sağ scapula

altında kızarıklık, sağ ve sol delterol kas alt kısmında

kızarıklık, sağ el sırtında kesi, lumbal bölge

üzerinde kabuklu abrazyon tespit edildiği, ATK

Denizli Şube Müdürlüğü'nün 13/10/2009 tarih 26541 sayılı raporu ile mevcut

yaralanmaların hangiolaya bağlı olduğunun tespitinin

tıbben mümkün bulunmadığı, BTM ile giderilecek nitelikte olduğu sabit eseryönünden 6 ay sonra rapor düzenleneceği mütalaa

edilmiş, ATK 2. İhtisas Kurulunun 30/05/2012 tarih 3392 karar sayılı raporunda

da 12/08/2009 ve 14/08/2009 tarihlerinde gerçekleşen olaylarla ilgili

değerlendirme yapmanın tıbben mümkün bulunmadığı, gönderilen fotoğraflardaki

lezyonların oluşum zamanı konusunda görüş bildirilemediği, lezyonların sert ve

uygun bir zemine birden fazla çarpma, çarptırılma, künt

cisim yada yumruk, tekmenin vücuda birden fazla havalesi sureti ile oluşmasının

mümkün olduğu mütala edilmiştir.

Olaydan sonra ceza evinde bulunan güvenlik

kamerası kayıtlarının bilirkişi C... T... tarafından

düzenlenip rapor haline getirildiği görülmüş, raporda sanık Yunus Kalkan'ın

B... K... ile birlikte revir odasına girdiği, yaklaşık

3 dk sonra doktor Z... A... ın odadan çıktığı, kısa süre sonra siyah tşörtlü birinin revirden koridora çıktığı, bu kişinin S... G... olduğunun tespit edildiği, daha sonra sanık Yunus

Kalkan'ın gözetim odasına götürüldüğü gözetim odasına Yunus Kalkan ile birlikte

Ö... E..., S... S... E...,

Ö... A..., N... K..., B... K... ve sağlık memuru S... G.. ün girdiğinin tespit edildiği görülmüştür.

Toplanan delillerin birlikte

değerlendirilmesinde sanık Yunus Kalkan ın kaldığı

koğuşta bir kavga olayına karıştığı, bu kavga sırasında ceza evinde bulunan

K... Y... ve D... Ş... ile tartıştığı, müştekilere

ağzında sakladığı jileti göstererek tehdit ettiği, bu şekilde birden fazla

kişiye karşı silahla tehdit suçunu işlediği, tartışma sonrasında Yunus un darp

edildiği, bunun üzerine sağlık memuruna götürülerek muayenesinin yapıldığı

muayene sırasında yukarıda özetlendiği şekilde darp izlerinin tespit edildiği,

daha sonra sanık Yunus un rapor düzenlenmek üzere ceza evinde görev yapan

doktorun yanına götürüldüğü, muayene işlemi sırasında sanık Yunus ceza evi

doktoru, tanık Z... A..., infaz koruma memuru B... K..., sağlık memuru G... Ç... ve

S... G..'ün olduğu, sanık Yunus'un kendisine

gülündüğü iddiası ile tepki gösterdiği, sanık Yunus'un bulunduğu yerden ayağa

kalkıp ne gülüyorsun lan diyerek sinkaflı sözler ile

küfür ettiği, sanıklardan Bülent i hedef aldığı ve B..

e yöneldiği, görevlilerin sanığa müdehale

etmek için yerlerinden kalktıkları, içeride kavgaya dönen bir tartışma olduğu

için görevli doktorun dışarıya çıktığı, görevlileri çağırdığı, görevlilerin

sanık Yunus u alıp götürdükleri, daha sonra gözetim odasına konulduğu, diğer

sanıklar aksini savunmuş olsalar dahi kamera kayıtlarına yansıyan görüntülere

göre Yunus Kalkan ile birlikte Ö... E..., S... S...

E...., Ö... A..., N... K...,

B... K... ve sağlık memuru S... G..'ün

de gözetim odasına girdikleri, burada kendilerine hakaret eden saldıran Yunus

Kalkan'ı raporunda belirlendiği şekilde adiyen darp

ettikleri anlaşılmıştır.

Sanıklar S... Ç...

ile H... Ö... hakkında Yunus Kalkan a yönelik darp

eylemleri nedeni ile cezalandırılmaları için kamu davası açılmış ise de her iki

sanığın bu eylemi gerçekleştirdiklerine dair soyut iddia dışında delil

bulunmadığından atılı suçtan beraatlerine karar

vermek gerekmiştir.

Her ne kadar sanıklar Ö... E...,

B... K.... ve S.... G... darp suçunu işlemediklerini

savunmuşlarsa da olaydan sonra sanığı gözetim odasına götürüp sanık Yunus ile

birlikte gözetim odasına girdikleri anlaşıldığından savunmalarına itibar

edilmemiş tahrik altında Yunus Kalkan ı darp ettikleri mahkememizce sabit

görülmüş, iddianame doğrultusunda cezalandırılmalarına, şartları oluştuğundan

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair aşağıda yazılı karar

verilmiştir."

29. Başvurucunun hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına

karşı yaptığı itiraz, Denizli 2. Ağır CezaMahkemesinin

6/5/2013 tarihli ve 2013/418 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

30. Anılan ret kararı başvurucuya 22/5/2013 tarihinde tebliğ

edilmiş ve başvurucu 20/6/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

31. Beraat ve mahkûmiyet hükümleri yönünden temyiz edilen karar,

bireysel başvuru tarihinden sonra Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2/11/2015 tarihli

ve E.2015/22393, K.2015/36888 sayılı ilamıyla beraat kararları yönünden

onanmış; başvurucu hakkında haksız tahrik hükümlerinin dikkate alınmamış olması

nedeniyle mahkûmiyet hükümleri yönünden bozulmuştur.

32. Ayrıca yapılan incelemede, İnfaz Koruma Memuru B.K. ve

Sağlık Memuru S.G. hakkında Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Amirliği tarafından 2009

yılında, başvuru konusu olaya ilişkin disiplin soruşturması yürütüldüğü,

8/10/2009 tarihinde disiplin cezası almalarını gerektirecek bir davranışta

bulunmadıkları kanaatine varılarak disiplin cezası verilmesine yer olmadığına

karar verildiği anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

33. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86.

maddesi şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

34. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

231. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan

ceza, iki yıl (2) veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise;

mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,

kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve

davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda

kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen

iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmez."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 18/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunda

infaz koruma memurları tarafından darbedildiğini,

anılan darp fiili nedeniyle şikâyetçi olması üzerine kendisine karşı dava

açıldığını, infaz koruma memurlarının eyleminin işkence suçunu oluşturmasına

karşın görevsizlik kararı verilmesi talebinin cevapsız bırakıldığını ve basit

yaralama suçundan hüküm kurulduğunu, kovuşturma aşamasında TÜBİTAK'tan rapor

alınmasına karar verilmesine karşın anılan rapor beklenilmeden hükme

gidildiğini, hukuka aykırı olarak haksız tahrik hükümlerinin uygulandığını ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, etkili soruşturma

yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkı ile işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti, tazminat ve yeniden

yargılanma talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurunun tamamı işkence ve kötü muamele

yasağı kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memurları

tarafından darbedildiğini, yargılama sırasında

birtakım usul eksiklikleri yapıldığını (bkz. § 36) ve sorumlular hakkında

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini belirterek işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

40. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

42. Bakanlık görüşünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihatları ve somut olaya değinilerek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal

edilip edilmediğine ilişkin takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade

edilmiştir.

43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyan

dilekçesinde Ceza İnfaz Kurumunda meydana gelen olaylara ilişkin usulüne uygun

sağlık raporu alınmasının devletin yükümlülüğünde olduğunu, soruşturmanın etkin

yürütülmediğini ve cezasızlık politikası uygulandığını ileri sürmüştür.

44. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin,

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin

negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı

muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük

hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili

bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,

negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün

iki unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

45. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin birinci

fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da kimseye

“işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

46. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

47. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca

devletin, -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

48. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye

maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Anılan

yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,

devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Koruma

doğrultusunda, yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muamele

tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları

durumunda devletin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında

sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 82).

49. AİHM kararlarında da ifade edildiği gibi tüm adli

kovuşturmaların, mahkûmiyet veya belirli bir hüküm alma ile sonuçlanmasına

yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte mahkemeler hiçbir koşul

altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır

saldırıların cezasız kalmasına, af ya da zamanaşımına uğramasına izin

vermemelidirler. Adli makamların, yetki alanları kapsamındaki kişilerin

yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzere konan kanunların

koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım uygulamakta kararlı olmaları ve

suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığa izin

vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin, kişilerin fiziksel ve ruhsal

bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif

yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

50. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin aşılıp

aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, B. No: § 23). Değerlendirmeye

alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de

eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda

meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür. (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83)

51. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin

“işkence” olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için

anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın

Anayasa tarafından, özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti

insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme

yapmak amacıyla getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme

altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından

daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

52. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt” unsuruna da yer

verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

53. "İşkence" seviyesine varmayan fakat yine de

önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki

yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba

sebep olan insanlık dışı muameleler "eziyet" olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak "eziyet"te,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda

yapılması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü

şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade

etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok

edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu

korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında "eziyet" olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

54. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür

(Tahir Canan, § 22). Burada

"eziyet"ten farklı olarak kişi üzerinde

uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya

alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 89).

55. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

56. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklıyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda, söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında açık sorunların

ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 104).

57. Aynı ilke, özgürlükten yoksun bulundukları ve ceza infaz

kurumu yönetiminin sorumluluk ve kontrolüne tabi oldukları değerlendirildiğinde

ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ve hükümlüler için de geçerli olacaktır (Satık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 31866/96,

10/10/2000, § 54).

58. Özgürlüğü kısıtlanan bir kişiye karşı, bu kişinin tutumu tam

olarak gerekli kılmadıkça fiziksel güç kullanılması kural olarak Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal etmektedir (Cezmi Demir ve diğerleri, §§ 92, 102) .

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Başvuru konusu olay, devletin kontrolü altında bulunduğu

Ceza İnfaz Kurumunda başvurucunun maruz kaldığı eylemler nedeniyle işkence ve

kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiası ile ilgilidir.

60. Tamamıyla devletin hüküm ve kontrolü altında bulunulan bir

zaman diliminde maruz kalınan davranışlar nedeniyle yapılan şikâyetlerin

desteklenmesi için kanıt toplanmasının zorluğu gözönünde

bulundurularak bu tür iddialar hakkında ancak tüm dosya kapsamındaki verilerin

birlikte incelenmesi hâlinde bir sonuca ulaşılabileceği açıktır (Deniz Yazıcı, B. No:2013/6359, 10/12/2014,

§ 79).

61. Somut olayda koğuş arkadaşları ile kavga etmesi sonucu

yaralanan başvurucunun, iki gün sonra yapılan sağlık muayenesi sırasında infaz

koruma memurları ile arasında tartışma yaşanması ve bu sırada infaz koruma

memurları ve bir sağlık memuru tarafından darbedilmesine

ilişkin iddia bulunmaktadır.

62. Başvurucunun koğuş arkadaşlarıyla kavga ettiği gün olaydan

çok kısa bir süre sonra sağlık memuru tarafından yapılan muayenesinde elde

edilen bulgular kaydedilmiş, buna göre başvurucunun; alın sol bölgesinde 3

milimetrelik kesit, sağ göz ve çevresinde morluk, sol boyun bölgesinde morluk,

sırt alt bölgede üç adet sıyrık ve lezyon, sol alt dudakta patlama mevcut

olduğu tespit edilmiştir. Anılan yaraların oluşum şekline ilişkin olayın

taraflarınca getirilen açıklamalara göre başvurucunun belindeki yaralanmanın

kavga sırasında, spor yaparken kullandıkları bir aletin üzerine düşmesi sonucu,

yüzündeki yaralanmaların ise yumrukla vurulması sonucu oluştuğuna ilişkin bir

uyuşmazlık bulunmamaktadır. Başvurucunun kavga ettiği mahkûmlar ayrıca,

başvurucuyu kollarından tuttuklarını beyan etmektedirler.

63. Başvurucunun infaz koruma memurları ile yaşadığı olay

sonrasında aynı gün alınan raporda ise alında sağda ve solda ciltte morluklar,

her iki göz altında hematomlu ağrılı şişlikler, sağ

göz sklera lateralinde hemoraji, sol klavikula üzerinde

düz hat şeklinde ciltte 10 cm'lik kızarıklık, sağ deltoid kas üzerinde ve biceps

kası dış kısmında kızarıklık, sağ skapula altında

kızarıklık, sol deltoid kas alt kısmında kızarıklık,

sağ el sırtında ciltte kesi, lumbal bölge vertebralar üzerinde üzeri kabuklu abrazyonlar

tespit edilmiştir. Başvurucunun sağ elinde tespit edilen kesiğin, gözetim

odasında başvurucunun cama yumruk atması sonucu oluştuğuna ilişkin uyuşmazlık

bulunmamaktadır.

64. İlk rapordan farklı olarak ikinci sağlık raporunda

başvurucunun alnındaki ve gözündeki bulguların arttığı ve ilk raporda tek yönlü

iken (sağ-sol) ikinci raporda bulguların her iki yöne yayıldığı, ayrıca yine

ilk rapordan farklı olarak ikinci raporda başvurucunun kol ve omuz bölgelerinde

birtakım bulguların tespit edildiği anlaşılmaktadır.

65. İki olay sonrasında alınan sağlık raporları arasındaki

farkların, ilk raporun bir sağlık memuru tarafından düzenlendiği ve adli

muayene raporu niteliği taşımadığı ve başvurucunun ilk olaydan yalnızca beş

dakika sonra sağlık muayenesinin yapılmış olduğu, birtakım bulguların zaman

geçmesiyle ortaya çıkabileceği ya da artabileceği de dikkate alınarak

değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim Denizli Adli Tıp Kurumundan istenen

raporda da (bkz. § 15)mevcut yaralanmaların iki

olaydan hangisine bağlı olduğu konusunda kanaat takdirine tıbben imkân

bulunmadığı şeklinde rapor düzenlenmiştir.

66. Denizli Asliye Ceza Mahkemesi, muayene odasında başvurucu

ile infaz koruma memurları arasında kavgaya dönen bir tartışma yaşandığının

sabit olması ve kamera kayıtlarından, başvurucu ile birlikte bazı infaz koruma

memurlarının gözetim odasına girdiğinin tespit edilmesi ile sağlık raporlarınıbirlikte değerlendirerek darp fiilinin sabit

olduğu değerlendirmesi yapmıştır. Yapılan incelemede Mahkemenin kabulünden

ayrılmayı gerektirir bir durum tespit edilmemiştir.

67. Başvuruya konu olayın Ceza İnfaz Kurumu dâhilinde ve diğer

hükümlü/tutuklardan ayrı bir ortamda meydana geldiği, infaz koruma memurları

ile ani müdahale ekibi tarafından olaya derhâl müdahale edildiği, başvurucunun

kendisine ya da başkasına zarar verebileceğine ilişkin bir emarenin bulunmadığı

gibi hususlar gözetildiğinde, başvurucunun saldırgan tutumu nedeniyle etkisiz

hâle getirilmesi amacıyla başlayan ancakbaşvurucunun

gözetim odasına götürülmesinden sonra da devam ettiği anlaşılan kuvvet

kullanımının, zorunlu ve orantılı olma sınırını aştığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Müdahale; süresi, amacı ve etkisi ile birlikte değerlendirildiğinde insan

haysiyeti ile bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilebilecek olup Anayasa’nın

17. maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüne aykırı davranıldığı

sonucuna ulaşılmıştır.

68. Somut olayda anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturması

yürütüldüğü dikkate alındığında, bu durumun başvurucu açısından yeterli ve

etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılama

sonucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesi

gerekmektedir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek ya

da kişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında bulunmuyor ise de kamu görevlilerinin işledikleri kötü

muamele suçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık derecesi

ile verilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda, Anayasa

Mahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).

69. Usul boyutuna ilişkin yapılacak incelemenin konusu olmakla

birlikte bu aşamada, mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti

açısından gerekli olduğu kadarıyla başvurucu açısından yeterli ve etkili bir

telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Devletin

negatif yükümlülüğüne aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen üç sanık

hakkında 1.500 TL adli para cezası öngörülmüş ve hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına hükmedilmiştir. Ayrıca kamu görevlilerinden ikisi hakkında

disiplin soruşturması yürütüldüğü ancak disiplin cezası verilmesine yer

olmadığı kararı verildiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak maruz kaldığı kötü

muamele nedeniyle başvurucu açısından giderim sağlayabilecek herhangi bir

yaptırıma hükmedilmediği anlaşılmaktadır.

70. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

71. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usul boyutu bulunmaktadır. Bu usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

72. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu olanaklı olmazsa bu

madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı

durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak

kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün

olacaktır (Tahir Canan, § 25).

73. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai

soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu

hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 55).

74. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

75. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının

resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde

yürütülmelidir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

76. Şartlar ne olursa olsun yetkililer, resmî şikâyet yapılır

yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü

muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler olduğunda soruşturma

açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, kamu

denetimine tabi olarak özenli, süratli, bağımsız biçimde yürütülmesi ve bir

bütün olarak etkili olması gerekir (Tahir

Canan, § 25).

77. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma

söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte

belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da

zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü muameleye yönelik

soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere

hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir

hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin

sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın azami hız ve özenle

yürütülmesi gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri , § 117).

78. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleyle

suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun amaçları

çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına

uğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem

taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren

görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men

edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, § 55).

79. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015,

§ 105).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

80. Somut olayda başvurucunun babası tarafından şikâyette

bulunulması üzerine Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun sağlık

raporları aldırılmış, Ceza İnfaz Kurumunda keşif yapılmış, şüpheli ve tanık

beyanları alınmış, Ceza İnfaz Kurumu kamera kayıtlarına ilişkin bilirkişi

raporu aldırılmış, şüpheliler hakkında kasten yaralama suçu hükümleri gereğince

cezalandırılmaları istemiyle iddianame düzenlenmiştir.

81. Kovuşturma aşamasında beyanlar yeniden alınmış, kamera kayıtlarına

ilişkin inceleme yeniden yapılmak istenmiş, kayıtların üstüne yeni kayıtlar

yapıldığının anlaşılması üzerine olay tarihine ilişkin görüntülerin elde edilip

edilemeyeceğine ilişkin TÜBİTAK'ın da içinde bulunduğu birkaç kurumdan rapor

istenmiş, istenilen raporların gerekli sürede gelmemesi üzerine Savcılık

tarafından aldırılan bilirkişi raporu yeterli görülerek hükme gidilmiştir.

82. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma aşamalarına ilişkin

birtakım usul eksikliklerden yakınmaktadır (§ 36). Soruşturma ve kovuşturmanın

makul bir hızla sonuçlandırılması gerekliliği karşısında, soruşturma aşamasında

aldırılan bilirkişi raporu yeterli görülerek TÜBİTAK raporu beklenmeden hükme

gidilmesinde soruşturmanın etkililiği açısından bir sorun tespit edilmemektedir.

Başvurucunun görev itirazının cevapsız bırakıldığı iddiası karşısında ise

kovuşturma aşamasında anılan talebin reddine ilişkin hüküm kurulmuş olduğu

tespit edilmektedir.

83. Başvurucu ayrıca, darp fiili nedeniyle şikâyetçi olması

üzerine kendisine karşı dava açıldığının bunun da işkence ve kötü muamele

yasağını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvurucuhakkında

hakaret, tehdit, kamu malına zarar verme ve görevi yaptırmamak için direnme

suçları yönünden başlatılan soruşturma ve kovuşturma sürecinin, başvurucuyu

şikâyetinden vazgeçirme ya da başvurucunun ifade vermesini engelleme amacı

taşıdığına yönelik başvurucunun soyut iddiası dışında bir bulgu tespit

edilememektedir.

84. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında, maddi olayın ortaya

çıkarılması ve sorumluların tespiti için özenli bir inceleme yapılmış olduğu

tespit edilmekle birlikte, iki infaz koruma memuru ve bir sağlık görevlisi

tarafından başvurucunun darbedildiğinin sabit

görülmesi karşısında, seçimlik ceza öngörülen suç bakımından alt sınırdan adli

para cezasına hükmedildiği, takdiri indirim uygulanarak infaz koruma

memurlarının her biri için hükmedilen 75 gün adli para cezasının, gün karşılığı

alt hesaplama birimi (20 TL) dikkate alınarak 1.500 TL adli para cezası olarak

belirlendiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği

anlaşılmaktadır.

85. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun

araçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan (bkz. § 79) yargılamanın

nihai olarak mutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği

söylenemeyecek olmakla birlikte Mahkemelerin, hukuku, sanıkların fiilen cezasız

kalmalarını sağlayacak şekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın

etkinliğinin sağlanamadığı sonucuna varılabilecektir.

86. Somut olayda yargılama sonucu (bkz. § 84), kamu görevlileri

hakkında bir disiplin cezası da uygulanmadığı hususuyla (bkz. § 32) birlikte

değerlendirildiğinde soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının koşullarından

biri olan, sorumluların fiilleriyle orantılı ceza almaları koşulunun yerine

getirilmediği ve cezasızlık sonucunun doğduğu anlaşılmaktadır.

87. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

88. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

89. Başvurucu, yeniden yargılama ve 50.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

90. Yapılan inceleme sonucunda insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele yasağının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

91. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Denizli Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, ihlal gerekçesi (bkz. § 86)

değerlendirildiğinde ihlalin tespiti ve yeniden yargılamaya hükmedilmesinin

ihlalin ve sonuçlarının giderilmesinde yeterli olacağı anlaşıldığından

başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden

İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen

devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Denizli Asliye Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

18/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Basvurucu : Yunus KALKAN Temsilcisi : Kemal KALKAN (Vasi) Vekili : Av. Senem DOĞANOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4383, 18 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine
  13. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  16. Paksüt
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4383
Tarih
18 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Ferit Tetik Başvurusu (B. No: 2013/9807)
  • Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/7732)
  • Zeyni Arat Başvurusu (B. No: 2013/3951)
  • Cemal Çamlı Başvurusu (B. No: 2013/2173)
  • Mehmet Kurt Başvurusu (B. No: 2013/2552)
  • Serdar Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7532)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.