İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/7732)

1. Başvuru, besicilik faaliyeti yürütülen taşınmazın kısmen

Başvuru No2013/7732Tarih4 Şubat 2016Okuma20 dk · 3.986 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/7732
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.986 kelime·20 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, besicilik faaliyeti yürütülen taşınmazın kısmen

kamulaştırılması sonucunda besicilik yapma imkânının ortadan kalktığı ileri

sürülerek açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının,

İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesiz olması ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 10/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

19/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 31/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuya ait Şanlıurfa ili Merkez Gölpınar

köyü 720 parsel numaralı 16.350.00 m² büyüklüğündeki

bağ ve ahır niteliğini haiz taşınmazın 2.419,16 m²’lik kısmı hakkında

Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu Birecik-Şanlıurfa kesimi doğu bağlantı yolu yapımı

ve emniyet sahası tesis etme amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından

kamulaştırma kararı alınmış; 13/12/2002 tarihinde Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açılmıştır.

9. Mahkemenin 7/4/2003 tarihli ve E.2002/1336, K.2003/430 sayılı

kararıyla iki ayrı keşif yapıldığı, bilirkişi raporları alındığı, ilk bilirkişi

raporunda taşınmaz üzerinde bütünleyici parça bulunduğunun belirtildiği, bu

nedenle ikinci bilirkişi raporuna göre daha yüksek bir değerin takdir edildiği,

ikinci keşifte yapılan gözlem ve alınan fen bilirkişisi raporu sonucunda

bütünleyici parçanın bu taşınmaz üzerinde bulunmadığının anlaşıldığı,

tarafların bu duruma bir itirazının bulunmadığı, taşınmazın kuru tarım arazisi

olarak değerlendirildiği, ikinci bilirkişi kurulu raporuna göre karar

verildiği, taşınmazın konumuna ve diğer özelliklerine göre objektif değer artışının

uygulanamayacağı belirtilerek 5.239,59 TL kamulaştırma bedelinin başvurucuya

ödenmesine ve kamulaştırılan kısmın davacı idare adına tesciline karar

verilmiştir.

10. Mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda kısmi

kamulaştırma nedeniyle taşınmazın kalan kısmında tarımsal işletme büyüklüğünün

bozulmadığı, kalan arazi şekil ve büyüklüğünün ekonomik tarımsal faaliyete

imkân verdiği, 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12.

maddesi dikkate alınarak dava konusu parselin herhangi bir değer değişmesine

uğramadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

11. Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 10/7/2003

tarihli E.2003/7791, K.2003/9473 sayılı ilamıyla Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinin kararı onanmıştır.

12. Başvurucu 10/3/2003 tarihinde Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, Şanlıurfa ili Merkez Gölpınar köyü 720 numaralı parselde bulunan, bağ ve ahır

niteliğinde olan taşınmazının otoyol yapımı nedeniyle kısmen kamulaştırılması

sonucunda ahırının otoyol kenarında kaldığını, besicilik faaliyetini

gerçekleştirmesi için yol ile ahırı arasında olması gereken mesafenin ortadan

kalktığını, dolayısıyla besicilik faaliyetinde bulunamadığını belirterek

uğradığı zararın giderilmesini talep etmiştir.

13. Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin, 13/5/2003 tarihli

kararı ile söz konusu uyuşmazlıkta idari yargı yerinin görevli olduğu

belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir.

14. Anılan karar üzerine başvurucu, Gaziantep İdare Mahkemesinde

aynı uyuşmazlık nedeniyle tam yargı davası açmış; ayrıca Şanlıurfa 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir.

15. Gaziantep İdare Mahkemesinin 19/9/2003 tarihli kararı ile

uyuşmazlığın adli yargıda çözümlenmesi gerektiğini belirtilerek görevsizlik

kararı verilmiştir.

16. Temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

29/6/2006 tarihli ilamıyla Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik

kararı bozulmuştur.

17. Bozmaya uyularak yürütülen yargılamada Şanlıurfa 1. Asliye

Hukuk Mahkemesinin 12/4/2007 tarihli ve E.2006/719, K.2007/355 sayılı kararıyla

keşif yapılmış ve iki ayrı bilirkişi raporu alınmış, işletmede yetiştirilen

hayvanların dışarıdan gelecek hastalıklar ile diğer tehlikelere karşı

korunmasını ve sağlıklı olarak yetiştirilmesini sağlamak amacıyla olması

gereken sağlık koruma bandının kara yoluna yakınlık nedeniyle oluşmadığı, kara

yolundan gelebilecek yüksek seslerin ve egzoz gazlarının hayvanlar üzerinde

olumsuz etkilere neden olacağı, taşınmazda hayvancılık faaliyetinin

yürütülemeyeceği yönündeki bilirkişi raporu dikkate alınarak davanın kabulüne

karar verilmiştir.

18. Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/9/2007

tarihli ve E.2007/9856, K.2007/10505 sayılı ilamıyla fenni bilirkişi tarafından

tanzim edilen krokide otoyola uzaklıkları ve yüz ölçümleri yazılı besi

ahırlarına konulacak büyükbaş besi hayvanlarının sayısı, tesislerin

özellikleri, açık alanda bulundukları dikkate alındığında bu hayvanların otoyol

nedeniyle meydana gelecek olumsuzluklardan etkilenmeyeceği yönündeki bilirkişi

raporunun dikkate alınması gerektiği belirtilerek İlk Derece Mahkemesinin

kararı bozulmuştur.

19. Karar düzeltme istemi üzerine aynı Dairenin 18/2/2008

tarihli ve E.2007/14576, K.2008/1554 sayılı ilamı ile "...Mahkemece, dava konusu taşınmazda yer alan besi ahırlarının

otoban geçmeden önce, Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliğine göre sağlık koruma

bant mesafeleri de dikkate alınarak tesis edilip edilmediği araştırılıp, söz

konusu tesislerin, Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde işletilmediğinin

tespiti halinde davanın reddine; Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde

işletildiğinin tespit edilmesi halinde ise; mahallinde yeniden oluşturulacak

bilirkişi kurulu eşliğinde keşif yapılarak, taşınmazdaki kamulaştırmanın,

sağlık koruma bandı mesafesini ortadan kaldırıp kaldırmadığı tespit edilerek,

otoban nedeniyle usulüne uygun şekilde oluşturulmuş sağlık koruma bandının

ortadan kalktığının tesbiti halinde ise davanın

kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu hususta inceleme yapılmadan hüküm

kurulduğu anlaşıldığı ..." gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi

kararının bozulmasına karar verilmiştir.

20. Bozmaya uyarak yürütülen yargılamada, Mahkemenin 4/4/2011

tarihli ve E.2008/201, K.2011/332 sayılı kararıyla yapılan araştırma ve

değerlendirmeler sonucunda Bayındırlık İl Müdürlüğü arşivinde Şanlıurfa ili

Merkez Gölpınar köyü 720 parsel numaralı taşınmaza

ilişkin besi hayvancılığı ile ilgili herhangi bir başvurunun bulunmadığı,

başvurucunun taşınmazında yer alan besi ahırlarının; 26/10/1983 tarihli ve

18203 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Gayri

Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği hükümlerine uygun olmadığı, Yönetmelik'in

belirlediği sağlık koruma bandı mesafeleri dikkate alınarak inşa edilmediği ve

Yönetmelik hükümlerine göre işletilmediği belirtilerek davanın reddine karar

verilmiştir.

21. Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 9/4/2012 tarihli

ve E.2011/20030, K.2012/7227 sayılı ilamı ile İlk Derece Mahkemesi kararı

onanmıştır.

22. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/10/2012 tarihli ve

E.2012/13255, K.2012/19075 sayılı ilamıyla 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde yazılı hâllerden hiçbirinin

bulunmadığı belirtilerek reddedilmiştir.

23. Karar, başvurucuya 30/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

24. Başvurucu 11/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

25. Mülga Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin 6. maddesinin “Sağlık Koruma Bandı Zorunluluğu” birinci

fıkrası şöyledir:

“Sanayi bölgelerinin ve sanayi bölgelerinin

dışında kurulacak olan birinci ve ikinci sınıf gayrı sıhhi müesseslerin

etrafında sağlık koruma bandı konulması zorunludur. Bu alanda mesken ve

insanların yiyip içmesine dinlenip eğlenmesine mahsus yerler yapılamaz. Sağlık

koruma bandı içinde uygun tarımsal faaliyetler yapılabilir, atıklara dayanıklı

bitkiler yetiştirilebilir.”

26. 26/9/1995 tarihli ve 22416 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin “Sağlık Koruma Bandı Mecburiyeti” kenar başlıklı 5. maddesi

şöyledir:

"Sanayi bölgelerinin ve

sanayi bölgelerinin dışında kurulacak birinci ve ikinci sınıf gayri sıhhi

müesseselerin etrafından sağlık koruma bandı konulması mecburidir. Bu alanda

yapılaşmaya izin verilmez; ancak uygun zirai faaliyetler yapılabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, taşınmazının otoyol yapımı nedeniyle kısmen

kamulaştırılması sonucunda ahırının otoyol kenarında kaldığını, otoyol nedeniyle

besicilik faaliyetinin önemli ölçüde kısıtlandığını belirterek 10/3/2003

tarihinde Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı tazminat davasında

talebinin Mahkemenin 12/4/2007 tarihli kararıyla kabul edildiğini ancak bozma

ilamlarına ilişkin gerekçelerinin hatalı olduğunu, yargılamada esas alınan

Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin 1995 yılında yürürlüğe girdiğini ancak

kendi işletmesinin 1994 yılında kurulduğunu dolayısıyla işletmenin yapımından

sonra yürürlüğe giren Yönetmelik'in davasının reddine gerekçe yapılamayacağını,

ayrıca anılan Yönetmelik'in 2012 yılına kadar aynı bölgedeki hiçbir kurum ya da

kuruluş tarafından dikkate alınmadığını ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; tazminat ödenmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

29. Başvurucu; Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı

davanın hukuka aykırı olarak reddedildiğini, bozma ilamlarına ilişkin

gerekçelerin hatalı olduğunu, yargılamada esas alınan Gayri Sıhhi Müesseseler

Yönetmeliği’nin 1995 yılında yürürlüğe girdiğini ancak kendi işletmesinin 1994

yılında kurulduğunu, dolayısıyla işletmenin yapımından sonra yürürlüğe giren

Yönetmelik uyarınca karar verilmesinin hatalı olduğunu, ayrıca anılan

Yönetmelik'in 2012 yılına kadar aynı bölgedeki hiçbir kurum ya da kuruluş

tarafından dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

30. Bakanlığın görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerinin kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, ayrıca mülga Gayri Sıhhi Müesseseler

Yönetmeliği’nin "Sağlık Koruma Bandı

Zorunluluğu" kenar başlıklı 6. maddesi ile 26/9/1995 tarihli

Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Gayri

Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin

"Sağlık Koruma Bandı Mecburiyeti" kenar başlıklı 5.

maddesinin aynı hükmü ihtiva ettiği belirtilmiştir.

31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevap yazısında şikâyetlerini

tekrarlamıştır.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."

33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

34. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

35. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi

kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz, Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

36. Somut olayda, Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

tazminat davasında Mahkemenin 12/4/2007 tarihli kararıyla otoyol yapımı sonucu

başvurucuya ait taşınmaz ile kara yolu arasında olması gereken koruma bandı

mesafesinin ortadan kalkması nedeniyle hayvancılık faaliyetinin

gerçekleştirilemeyeceği belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş (bkz. §

12), temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/9/2007 tarihli ilamıyla

hayvanların otoyol nedeniyle meydana gelecek olumsuzluklardan etkilenmeyeceği

yönündeki bilirkişi raporunun dikkate alınması gerektiği belirtilerek İlk

Derece Mahkemesinin kararı bozulmuştur. Karar düzeltme istemi üzerine aynı

Dairenin 18/2/2008 tarihli ilamıyla dava konusu taşınmazda yer alan besi

ahırlarının otoban geçmeden önce Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği'ne göre

sağlık koruma bandı mesafeleri dikkate alınarak tesis edilip edilmediğinin

araştırılması gerektiği yönündeki farklı bir gerekçeye dayanılarak karar

bozulmuştur. Bozmaya uyularak yürütülen yargılamada Mahkemenin 4/4/2011 tarihli

kararıyla başvurucunun taşınmazında yer alan besi ahırlarının; Gayri Sıhhi

Müesseseler Yönetmeliği hükümlerine uygun olmadığı, Yönetmelik'in belirlediği

sağlık koruma bandı mesafeleri dikkate alınarak inşa edilmediği gerekçesiyle

davanın reddine karar verilmiş; temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin

9/4/2012 tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararı onanmıştır. Aynı

Dairenin 9/10/2012 tarihli ilamıyla karar düzeltme istemi reddedilmiştir.

37. Başvurucunun şikâyetleri incelendiğinde mülga Gayri Sıhhi

Müesseseler Yönetmeliği’nin "Sağlık

Koruma Bandı Zorunluluğu" kenar başlıklı 6. maddesi ile 26/9/1995

tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’nin "Sağlık

Koruma Bandı Mecburiyeti" kenar başlıklı 5. maddesinin aynı

hükmü ihtiva ettiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 20, 21). Ayrıca başvurucu, anılan

Yönetmelik'in 2012 yılına kadar aynı bölgedeki hiçbir kurum ya da kuruluş

tarafından dikkate alınmadığını ileri sürmüşse de anılan Yönetmelik hükümleri

dikkate alınarak Yargıtay tarafından birçok karar verildiği, Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun 15/4/1992 tarihli ve E.1992/3, K.1992/242 sayılı kararında

Gayrı Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği’ne göre verilen faaliyetten men

kararlarında görevli yargı yerinin belirtildiği, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin

29/11/2000 tarihli ve E.2000/12752, K.2000/13045 sayılı kararında ise yerleşim

yeri içinde ahır ve benzeri hayvan barınaklarının verilen sürede kaldırılmaması

hâlinde Gayrı Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği hükümlerinin de dikkate alınması

gerektiği yönünde tespitlere yer verildiği, dolayısıyla anılan Yönetmelik'in

Yargıtay kararlarında esas alındığı anlaşılmıştır.

38. Mahkemenin ve Yargıtayın gerekçesi

ile başvurucunun iddiaları incelendiğinde iddiaların özünün, Derece Mahkemeleri

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığı ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

39. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi İlk

Derece Mahkemesinin ve Yargıtayın kararlarında bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi

bir durum da tespit edilmemiştir.

40. Açıklanan nedenle başvurucu tarafından ileri sürülen bu

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

41. Öte yandan başvurucu, Yargıtay kararlarının yeterli gerekçe

ihtiva etmediğini belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

42. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

44. Ancak derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara

yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber ileri sürülen iddialardan biri

kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu

hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda

dahi ileri sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 56).

45. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin

kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

46. Somut olayda Mahkemece verilen davanın kabulüne ilişkin

karar, Yargıtay 5. Dairesi tarafından bozulmuş; karar düzeltme incelemesinde

ise farklı bir gerekçeye dayanılarak tekrar kararın bozulmasına karar

verilmiştir (bkz. §§ 13, 14). Mahkemece bozmaya uyularak başvurucunun

taşınmazında yer alan besi ahırlarının Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği

hükümlerine uygun olmadığı, Yönetmelik'in belirlediği sağlık koruma bandı

mesafeleri dikkate alınarak inşa edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiş, Temyiz üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 9/4/2012 tarihli ilamıyla

Mahkemenin gerekçesi kabul edilerek karar onanmıştır. Karar düzeltme istemi

Kanun’da sayılan hâllere uygun bulunmayarak reddedilmiştir. Dolayısıyla somut

olayda Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

47. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurucuların bu yöndeki iddialarının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

48. Başvurucu, besicilik faaliyetinde kullandığı taşınmazın

kısmen kamulaştırılması sonucunda besicilik yapma imkânının ortadan kalktığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

50. Başvurucu, 10/3/2003 tarihinde Şanlıurfa Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı dava nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

52. Başvurucu; taşınmazının otoyol yapımı nedeniyle kısmen

kamulaştırılması sonucunda ahırının otoyol kenarında kaldığını, otoyol

nedeniyle besicilik faaliyetinin önemli ölçüde kısıtlandığını, uğradığı zararın

giderilmesi istemiyle açtığı tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

53. Bakanlığın görüş yazısında, başvurucunun mülkiyet hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddiası hakkında değerlendirmede bulunulmamıştır.

54. Başvurucunun ihlal iddiasına konu olan mülkiyet hakkı,

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenmiştir.

55. Anayasa'nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu

haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet

hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

56. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki

hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını

düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının

ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip

oldukları hakka halel getirmez."

57. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip

olunan bir mülk"e

ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 26).

58. Başvurunun konusu, otoyol yapımı sebebiyle başvurucuya ait

taşınmazın kısmen kamulaştırılması sonucunda taşınmazın geri kalan kısmı

üzerinde bulunan hayvancılık işletmesinde yürütülen faaliyetin önemli ölçüde

kısıtlandığı iddiası hakkındadır. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen

mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu'nda yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı değildir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 30). Bununla birlikte taşınmaz mülkiyetinin;

taşınmaz üzerinde bulunan bütünleyici parçaların, eklentilerin ve işletmelerin,

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

59. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural, genel olarak

mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu husus,

birinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten yoksun

bırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı fıkranın

ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu yararına

uygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması yoluyla

mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci fıkrada yer

almaktadır (Ayşe Öztürk, B. No:

2013/6670, 10/6/2015, § 72).

60. Başvurucuya ait taşınmazın kısmen kamulaştırılması, Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde yer alan

ikinci kural kapsamında bir müdahale niteliği taşımaktadır. Başvurucunun

bireysel başvuru konusu yaptığı şikâyetlerinin ise söz konusu müdahalenin

devamı niteliğinde olduğu anlaşıldığından müdahalenin bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle kısmi kamulaştırma

sonrasında açılan kamulaştırma bedeli ve tescil davasının da başvurucunun iddia

ettiği zararının gideriminde katkısı dikkate

alınmalıdır.

61. Mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yapılan herhangi bir

müdahale sonucunda kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki adil dengenin

korunması zorunlu olup kamulaştırma nedeniyle gerçekleşen müdahale iddialarında

bu denge, çoğunlukla taşınmazın değerine uygun miktarda kamulaştırma bedelinin

ödenmesi suretiyle sağlanmaktadır. Bununla birlikte özellikle zirai faaliyette

kullanılan binaları ilgilendiren kamulaştırmalar bakımından kamulaştırma

sonucunda ortaya çıkan durumun somut olay çerçevesinde incelenmesi önem arz

etmektedir. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.Lallement/Fransa, B. No: 46044/99, 11/4/2002, §§ 22,

23).

62. Somut olayda, kısmi kamulaştırma işlemi ve kamulaştırma

bedelinin ödenmesine ilişkin bir ihtilaf bulunmamakta; başvurucunun icra ettiği

mesleki faaliyetinin, kısmi kamulaştırma sonucunda taşınmazın yanından geçen

otoyol nedeniyle gerçekleştirilemediği iddiasına dayanan zarardan şikâyet

edilmektedir.

63. Başvurucuya ait taşınmazın fiziki özellikleri incelendiğinde

16.350.00 m² büyüklüğünde üzerinde dört adet yapı

bulunan bağ ve ahır niteliğini haiz taşınmazın 2.419,16 m²’lik kısmının kamulaştırıldığı,

kamulaştırılan kısmın taşınmazın güneyinde yer aldığı, taşınmazın genel yüz

ölçümünün yaklaşık sekizde birini oluşturan kamulaştırma sonrasında taşınmazın

genelinin kullanılabilir olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 9). Bununla birlikte

kamulaştırma bedeline ilişkin bir ihtilafın bulunmadığı; başvurucunun,

taşınmazın kalan kısmında artık mesleki faaliyetini gerçekleştirememesi

nedeniyle zarar gördüğünü iddia ettiği anlaşılmıştır. Söz konusu zararın kısmi

kamulaştırma sonrasında taşınmazın kalan kısmının hayvancılık faaliyeti için

yetersizliği sonucundan kaynaklanmadığı, kamulaştırmanın amacından

kaynaklandığı anlaşılmıştır.

64. Başvuru konusu olayın koşulları dikkate alındığında kısmi

kamulaştırma işleminin kamu yararı amacına hizmet eden ve bölge için önem arz

eden bir şehirler arası otoyol yapımı nedeniyle gerçekleştirildiği,

kamulaştırma işlemi sonucunda başvurucu lehine uygun bir tazminata

hükmedildiği, taşınmazın kalan kısmının bütünlüğünün bozulmadığı, müdahalenin,

yapılan yolun ahırın yakınından geçmesiyle sınırlı bir sonuç doğurduğu

anlaşılmaktadır. Otoyolun hayvancılık faaliyeti üzerindeki zararlı etkisi

konusunda Mahkemece alınan raporlarda farklı değerlendirmeler yer almaktadır.

Derece mahkemeleri, delilleri değerlendirme noktasında Anayasa Mahkemesine göre

daha iyi bir konumdadır. Somut olayın koşullarında, derece mahkemelerinin

bilirkişi raporlarını değerlendirdikten sonra vardıkları sonuçtan ayrı bir

sonuca varmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Buna göre somut olayda

başvurucunun otoyol yapımı nedeniyle kişisel ve aşırı bir yük altına girmediği,

müdahalenin amacı ile başvurucuya yüklenen külfetin ölçülü olduğu sonucuna

varmak gerekir.

65. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

66. Başvurucu 10/3/2003 tarihinde Şanlıurfa 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tazminat davasının makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

67. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek, bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–64).

68. Başvuru konusu olayda, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

açılan tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle 1086 sayılı mülga Kanun

ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu alan somut

yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için başlangıcı, uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50) bu tarih

somut başvuru açısından 10/3/2003'tür.

69. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52) somut

başvuru açısından söz konusu tarih ise karar düzeltme isteminin Yargıtay 5.

Hukuk Dairesince reddedildiği 9/10/2012'dir.

70. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

yargılamanın konusunun başvurucuya ait taşınmazın kısmen kamulaştırılan kısımda

otoyol yapılması sonucunda taşınmazda hayvancılık faaliyetinin

gerçekleştirilemediği iddiasıyla açılan tazminat davası olduğu, davanın 10/3/2003

tarihinde açıldığı ve son olarak 4/4/2011 tarihinde verilen kararın Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 9/10/2012 tarihli karar düzeltme isteminin reddine ilişkin

ilamı onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.

71. Başvuruya konu tazminat davasının hukuki meselenin

çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık

olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte başvurucunun da tutum ve

davranışlarıyla ve usule ilişkin haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla

yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da söylenemez. Dolayısıyla

somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı ve 9 yıl 6 aylık bir sürede tamamlanan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

73. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

74. Başvurucu40.000 TL manevi ve 372.000 TL maddi tazminat talep

etmiştir.

75. Başvurunun incelenmesi sonucunda 9 yıl 6 ay süren yargılama

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya

net 11.900,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

77. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.898,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınanmülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya

net 11.900,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE; tazminata ilişkin diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 198,35

TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ

UYGULANMASINA,

F. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Gökçe GÜLTEKİN Başvurucu : Mehmet Hanif ARIKAN Vekili : Av. Mehmet EJDER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7732, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvurucuya
  12. D. 198,35
  13. F. Kararın
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7732
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Zeyni Arat Başvurusu (B. No: 2013/3951)
  • Cemal Çamlı Başvurusu (B. No: 2013/2173)
  • Mehmet Kurt Başvurusu (B. No: 2013/2552)
  • Serdar Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7532)
  • Osman Gümüşcü Başvurusu (B. No: 2013/6440)
  • Lütfi Karaca Başvurusu (B. No: 2013/6808)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.