İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Lütfi Karaca Başvurusu (B. No: 2013/6808)

1. Başvuru, 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu

Başvuru No2013/6808Tarih4 Şubat 2016Okuma33 dk · 6.648 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Lütfi Karaca Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/6808
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.648 kelime·33 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunu

uyarınca tahsis edilen taşınmazın tahsis kararının geri alınması işlemine karşı

İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açılan iptal davasının kabul edilmesi üzerine

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından tahsis edilen yeni taşınmazın

değerinin daha az olduğu gerekçesiyle İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan tam

yargı davasının reddedilmesi ve bu davanın makul sürede sonuçlanmaması

nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru

26/8/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/2/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

3/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 18/3/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Alibeyköy Belediye Başkanlığınca İstanbul ili Eyüp ilçesi

Alibeyköy geçici 151 ada 10 parsel (sonradan 220 ada 10 parsel) sayılı

taşınmaz, 775 sayılı Kanun uyarınca 1973 yılında başvurucuya tahsis edilmiştir.

9. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının tahsis işlemini

iptal etmesi üzerine başvurucu bu idari işleme karşı İstanbul 5. İdare

Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkemenin E.1993/50, K.1993/1596 sayılı

kararı ile dava reddedilmiş, bu karar temyiz edilmiş, Danıştay Altıncı

Dairesinin 13/1/1995 tarihli ve E.1994/528, K.1995/177 sayılı kararı ile hükmün

bozulmasına karar verilmiştir.

10. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve 17/10/1996 tarihli ve

E.1996/73, K.1996/1237 sayılı kararında "Uyuşmazlıkta,

davacıya 775 sayılı Kanun uyarınca yapılan tahsisin geri alınmasını gerektiren

koşulların kanıtlanamaması karşısında, mümkün ise aynı yerin mümkün bulunmaması

halinde ise başka bir taşınmazın tahsisi suretiyle işlem tesisinin gerekmesine

karşın davacının 775 sayılı Kanundan doğan hakkını ortadan kaldıracak biçimde

işlem tesisinde hukuka uyarlık görülmemiştir." gerekçeleriyle

davanın kabulüne ve davacıya yapılan arsa tahsisi işleminin geri alınması

işleminin iptaline karar vermiştir.

11. Temyiz edilen karar, Danıştay Altıncı Dairesinin

E.1997/1059, K.1998/64 sayılı kararı ile onanmıştır.

12. Büyükşehir Belediyesi, önceki taşınmazın bir kooperatife

tahsis edilmiş olması nedeniyle 9/3/2004 tarihinde başvurucuya bu defa önceki

taşınmazın yerine, İstanbul ili Eyüp ilçesi Emniyettepe

Mahallesi'nde bulunan 571 ada 5 parsel sayılı taşınmazı tahsis etmiştir.

13. Başvurucu, tahsis edilen taşınmazların eş değer olup

olmadıklarının tespiti amacıyla Eyüp 1. Sulh Hukuk Mahkemesinden 11/5/2006

tarihinde delil tespiti talebinde bulunmuş; Mahkemenin 2006/94 Değişik İş

sayılı dosyasına sunulan 8/6/2006 tarihli bilirkişi raporunda, Alibeyköy 220

ada 19 parsel sayılı taşınmazın Emniyettepe Mahallesi

571 ada 5 parsel sayılı taşınmaza göre 5 kat daha değerli olduğunun tespit

edildiği bildirilmiştir.

14. Başvurucu 25/1/2007 tarihinde Büyükşehir Belediyesine

başvurarak eş değer bir arsa verilmesini veya tahsis edilen iki taşınmaz

arasındaki değer farkının ödenmesini talep etmiş; Büyükşehir Belediyesi

19/2/2007 tarihli yazı ile talebi reddetmiştir.

15. Başvurucu 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde

tam yargı davası açmış; Mahkeme, 5/12/2007 tarihli ve E.2007/730, K.2007/2501

sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

16. Bu karar temyiz edilmiş, Danıştay Altıncı Dairesinin

3/12/2010 tarihli ve E.2009/184, K.2010/10573 sayılı ilamıyla "Temyize konu Mahkeme kararında, 'Dosyanın

incelenmesinden, ...' kısmınının eksik yazılmış

olması nedeniyle yukarıda yer alan usul kurallarına aykırılık bulunduğu

açıktır. Bu itibarla, belirtilen eksikliğin tamamlanması gerektiğinden İdare

Mahkemesinin kararında usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir."

gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

17. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme,

15/4/2011 tarihli ve E.2011/620, K.2011/402 sayılı kararı ile davanın reddine,

55,90 TL tutarındaki yargılama giderleri ile 128,90 TL tutarındaki temyiz

yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve 9.900 TL tutarındaki

avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar vermiştir.

Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Davacı daha önceki mahkeme kararına

rağmen idarenin kendisine eşdeğer bir yer vermeyerek zarara uğramasına neden

olduğunu ileri sürmüş ise de yeniden tahsis edilen taşınmaz ile eski taşınmaz

arasında konum, büyüklük ve değer yönünden bir fark bulunduğunun iddia edilmesi

ve bunun kanıtlanması halinde bu durumun aradaki farkın tazminini gerektiren

bir tazmin nedeni olmayıp sonraki tahsisin iptalini gerektirecek bir neden

olduğu açıktır. Dolayısıyla hak sahibinin sonraki tahsis kararının hukuka

aykırı olduğu iddiasıyla iptali için dava açabilecekken bu yola başvurmadığına

göre doğduğu kanıtlanmamış bir zararın varlığından bahisle tazmini istemiyle

açılan davada hukuka uyarlık görülmemiştir."

18. Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 25/4/2012 tarihli ve E.2011/14729, K.2012/3042 sayılı ilamı ile

onanmıştır.

19. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 9/7/2013

tarihli ve E.2012/10312, K.2013/5520 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

20. Nihai karar başvurucu vekiline 29/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 26/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

22. 775 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:

“Belediyelerin mülkiyetinde bulunan ve bundan sonra bu kanuna göre

mülkiyetine geçecek olan arazi ve arsalardan, belediye meclisi kararı ile belli

edilip, Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca uygun görülenler, bu kanun hükümleri

dairesinde konut yapımına ayrılır.

...”

23. 775 sayılı Kanun’un 25. maddesi şöyledir:

“7 nci madde

gereğince tesbit olunan önleme bölgelerindeki

arsalar, öncelikle gecekonduların ıslahı ve tasfiyesi sebepleriyle açıkta

kalacaklara ve diğer konutsuz vatandaşlara verilir.

Bu arsalardan, ıslah ve tasfiye bölgelerinde

bulunan diğer yapı sahiplerinden yapısının tasfiyesini istiyenler

de faydalanabilirler.

Her ne sebeple olursa olsun, bu kanun

hükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması,

kendisinin veya eşinin veya ergin olmıyan çocuğunun

herhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı bir

dairesine karşılık olan payına sahip bulunmaması şarttır.

Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı,

kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğer

hususların esasları yönetmelikte belirtilir."

24. 775 sayılı Kanun’un 26. maddesi şöyledir:

"25 inci maddede sözü geçen arsalar

yönetmelikte belirtilen şekil ve esaslar dahilinde ve tespit olunacak

bedellerle kendilerine arsa verilmesi gerekenlere dağıtılır.

Arsa ve binaların halihazır durumları ile

şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis veya satışları valiliklerince

tespit ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca onaylanan emsal bedel üzerinden

yapılır.

Binalar ve konutlar, valiliklerin teklifi

üzerine, bu bedelin yüzde yirmibeşi (% 25) peşin olarak yatırılmak ve vade farkı alınmak kaydıyla

taksitle de satılabilir.

Şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına,

arsaların ve binaların satış veya tahsisine dair esaslar Toplu Konut İdaresi

Başkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir."

25. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin

(4) numaralı fıkrasına eklenen ve 30/4/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren

cümle şöyledir:

“Ancak, tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere

artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap

verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

26. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu;

i. 775 sayılı Kanun uyarınca kendisine tahsis edilen

taşınmaza yönelik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesince tahsis işleminin

geri alınması üzerine açtığı davanın kabul edilerek tahsis işleminin geri

alınmasına ilişkin idari işlemin iptal edildiğini, bunun üzerine Büyükşehir Belediyesince

yeniden başka bir taşınmazın tahsis edildiğini ancak tahsis edilen yeni

taşınmazın değerinin daha önce tahsis edilen taşınmaza göre daha az olduğunu,

bu nedenle Mahkeme kararına rağmen eş değer bir arsa tahsis edilmeyerek yapılan

tahsis işlemi yüzünden uğradığı 100.000 TL tutarındaki zararının giderilmesi

için açtığı davanın İstanbul 8. İdare Mahkemesince reddedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini,

ii. Mahkeme kararının temyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen onama ve karar düzeltme

ilamlarında yeterli gerekçe bulunmadığını,

iii. Danıştayca verilen diğer

kararlarda gerekçe bulunmasına rağmen bu onama ve karar düzeltme ilamlarında

yeterli gerekçeye yer verilmemesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini,

iv. Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı ile aleyhine

9.900 TL vekâlet ücretine hükmedilerek mülkiyet hakkının ve hak arama

hürriyetinin ihlal edildiğini,

v. Mahkemece keşif talebinin reddedildiğini ve delillerinin

değerlendirilmeyerek keyfî biçimde karar verildiğini,

vi. Ayrıca yargılamanın makul bir sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama, maddi ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki tavsifi ile bağlı değildir (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet ve

adil yargılanma haklarının ihlali iddiaları yanında ayrıca eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Somut olayda başvurucunun bu yöndeki

iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı, somut

olayda onama ve karar düzeltme ilamlarında yeterli gerekçe bulunmamasına

yönelik başvurucunun iddiasının esas itibarıyla gerekçeli karar hakkının ihlali

şikâyetine, dolayısıyla adil yargılanma hakkına ilişkin olduğu

değerlendirilmiştir.

30. Başvurucunun belirtilen diğer ihlal iddiaları da mülkiyet ve

adil yargılanma hakları kapsamında incelenmiştir.

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu kendisine tahsis edilen Eyüp ilçesi Alibeyköy 220

ada 10 parsel sayılı taşınmazın tahsis kararının geri alınması işlemine karşı

açtığı davanın kabulü üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesince bu defa Eyüp

İlçesi Emniyettepe Mahallesi 571 ada 5 parsel sayılı

taşınmazın kendisine tahsis edildiğini ancak bu taşınmazın daha önce tahsis

edilen taşınmazdan beş kat daha az değerli olduğunu, dolayısıyla daha önce

tahsis edilen ile eş değer nitelikte bir taşınmaz tahsis edilmediğini, bu

nedenle uğradığı zararın tazmininine dair açtığı

davanın ise İstanbul 8. İdare Mahkemesince reddedildiğini belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık görüş yazısında tam yargı davasının reddine dair

kararda başvurucunun tahsisin iptaline ilişkin olarak iptal davası

açabileceğinin vurgulandığı, başvurucunun mülkiyet hakkı ihlali iddiasına

yönelik başvurabileceği yargısal yolların mevcut olduğu, ancak başvurucunun

kararda işaret edildiği üzere iptal davası açtığına ilişkin herhangi bir

bilginin bulunmadığı belirtilerek karar verilirken bu hususların gözetilmesi

gerektiği bildirilmiştir.

33. Başvurucu ise cevap dilekçesinde, iptal davası açabileceği

gibi doğrudan doğruya tam yargı davası da açabileceğini, yasa ile öngörülen bu

seçimlik hakkının Mahkemece kısıtlanmasının hukukun en temel ilkelerine aykırı

olduğunu ifade etmiştir.

34. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

35. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"

veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet

hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal

Yeler ve Ali Arslan Çelebi,§§

36, 37).

36. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra

edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne

veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir

yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (İbrahim Mete, B. No: 2013/2495, 8/9/2015,

§ 31).

37. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında

olan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sisteminde

iddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuat

hükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,

20/11/2014, § 37).

38. Somut olayda başvurucuya tahsis edilen her iki taşınmaz da

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetinde bulunan taşınmazlardır.

Dolayısıyla anılan taşınmazlar yönünden başvurucunun mevcut bir "mülk"ünün varlığından söz edilemez. Mülkiyeti

Büyükşehir Belediyesine ait olan Eyüp ilçesi Alibeyköy 220 ada 10 parsel sayılı

taşınmaz başvurucuya 775 sayılı Kanun kapsamında tahsis edilmiş ancak konut

yapılmadığı gerekçesiyle Büyükşehir Belediyesince tahsis kararı geri

alınmıştır. Ancak başvurucunun İstanbul 5. İdare Mahkemesinde tahsisin geri

alınması işleminin iptali istemiyle açtığı davada Mahkemece, aynı taşınmazın

veya mümkün değilse başka bir taşınmazın başvurucuya tahsisi gerektiği

belirterek işlemin iptaline karar verilmiştir. Bu durumda başvurucunun Mahkeme

kararına dayalı olarak aynı taşınmazın veya başka bir taşınmazın kendisine

tahsis edileceğine dair "meşru beklentisi" bulunmaktadır.

Başvurucunun Mahkemece verilen iptal kararının uygulanmasını talep etmesi

üzerine kararın yerine getirilmesi kapsamında başvurucuya, Büyükşehir

Belediyesince 9/3/2004 tarihinde Eyüp ilçesi Emniyettepe

Mahallesi 571 ada 5 parsel sayılı taşınmaz tahsis edilmiştir.

39. 775 sayılı Kanun'un 2. maddesinde gecekondu, imar ve yapı

işlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın kendisine

ait olmayan arazi veya arsalar üzerinde sahibinin rızası alınmadan yapılan

izinsiz yapılar olarak tanımlanmıştır. 775 sayılı Kanun, gecekonduların ıslahı,

tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınması

gereken tedbirleri düzenlemeyi kapsamaktadır. Bu Kanun ile gecekonduların

tasfiye edilmesi ve yeniden gecekondulaşmanın önlenmesi için Hazineye ve

vakıflara ait iken Belediyeye devredilen taşınmazlar ile Belediyece yapılacak

kamulaştırmalar sonucu edinilen taşınmazların belirli koşullar dâhilinde hak

sahiplerine dağıtılması ve dağıtılan arsalar üzerinde bu defa imar mevzuatına

uygun yeni konut yapımının sağlanması amaçlanmıştır.

40. Gecekondu ıslah bölgelerine ilişkin projeler, hızlı

şehirleşmenin getirdiği sorunların çözümü için düzenli ve etkin yerleşme

politikalarını gerçekleştirmenin aracı olmuştur. Büyük boyutlara ulaşan

gecekondulaşmanın sosyal bir sorun hâline geldiği ülkemizde çağdaş şehircilik

anlayışı içinde bu sorunun çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir. Gecekonduların

ıslahı, tasfiyesi ya da yeniden yapımının önlenmesi amacı, uzun süreli bir

planlamayı gerekli kılar (AYM, E.1992/22, K.1992/40, 17/6/1992).775 sayılı

Kanun'da belirtilen kamulaştırma veya kamuya ait arsalarının devri gibi

yollarla Belediyelerce edinilen arsaların dağıtılması sonrasında koşulları uyan

kişilerle dağıtım yapan kamu kuruluşu arasındaki hukuksal işlemlerin uzun

yıllara yayılması ve karmaşıklığı nedeniyle tahsis edilen taşınmaz malın eski

tahsis sahibine geri verilmemesinde meşru bir amacın ve kamu yararının mevcut

olduğu anlaşılmaktadır.

41. Nitekim somut olayda da tahsis işleminin geri alınmasına

ilişkin işleme karşı açılan iptal davasında İstanbul 5. İdare Mahkemesi "aynı veya mümkün olmadığı takdirde başka bir taşınmazın"

başvurucuya tahsis edilmesi gerektiğine karar vermiş, Büyükşehir Belediyesi de

daha önce başvurucuya tahsis edilen taşınmazın aradan geçen süre içinde üçüncü

kişilere tahsis edilmesi nedeniyle başvurucuya farklı bir taşınmazı tahsis

etmiştir (bkz. § 12).

42. Başvurucu ise önceki taşınmaz ile eş değer bir taşınmaz

tahsis edilmediği iddiasıyla bu tahsis işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmektedir. Ancak başvurucu yeniden yapılan tahsis işlemine karşı dava

açmamış, Büyükşehir Belediyesince daha önce tahsis edilen taşınmaz ile eş değer

nitelikte bir taşınmaz tahsis edilmediği gerekçesine dayalı olarak zarara

uğradığı iddiasıyla İstanbul 8. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

Kural olarak 2577 sayılı sayılı Kanun'un 12. maddesine göre ilgililer haklarını

ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası veya

iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerdir. Ancak başvuru konusu

olayda Mahkeme, taşınmazın eş değer nitelikte olmaması hâlinde bu durumun

aradaki farkın tazminini gerektiren bir neden olmayıp sonraki tahsisin iptalini

gerektirecek bir sebep olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; temyiz

edilen karar Danıştay tarafından onanmış, karar düzeltme istemi de reddedilerek

hüküm kesinleşmiştir (bkz. §§ 17-19).

43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan

önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

46. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır.

Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığının

değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel

koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle

başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42;

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

İlhan/Türkiye, B. No: 22277/93, 27/7/2000, §§ 56-64).

47. 775 sayılı Kanun'un yukarıda izah edilen amacı (bkz. §§ 45,

46) ve bu amaç doğrultusunda Belediyenin gecekondulaşma ile mücadele kapsamında

mülkiyeti kendisine ait taşınmazları konut yapımı için kişilere yasada

belirtilen koşullarla tahsis ettiği ve kişilerin de ancak bu tahsis amacı

doğrultusunda ve belirli sınırlamalar dâhilinde bu taşınmazları

kullanabildikleri, dolayısıyla somut olay bakımından tam karşılığı ödenmiş bir

mevcut mülkün söz konusu olmayıp belirli koşullar dâhilinde sosyal amaçlarla

konut yapılması için bir arsa tahsisinin söz konusu olduğu ve Büyükşehir

Belediyesince Mahkeme kararının yerine getirilmesi kapsamında başvurucuya

yeniden bir tahsis işlemi de yapıldığı gözetildiğinde tahsis işleminin hukuka

aykırılığı hâlinde idarenin tazminatla sorumlu tutulması yerine tahsis

kararının iptalinin istenilmesi yoluyla daha etkin bir giderim sağlanabilir.

48. Bu durumda başvurucunun, eş değer nitelikte arsa tahsis edilmediği

gerekçesine dayalı olarak zarara uğradığı iddiasıyla İstanbul 8. İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açtığı ancak hukuka aykırı olduğunu düşündüğü ve

mülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet verdiğini ileri sürdüğü tahsis işlemine

karşı başvurucu tarafından bir iptal davası açılmadığı görülmektedir.

Dolayısıyla başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ile

ilgili olarak tam yargı davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuru

açısından daha etkili giderim yolu olan iptal davası açma imkânı

kullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir

deyişle ihlale neden olduğu ileri sürülen iddiaya ilişkin olarak idari ve

yargısal bütün yollara başvurulmadığından başvuru yolları usulünce

tüketilmemiştir.

49. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlali iddiasına

yönelik olarak başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvuru

konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

50. Başvurucu, tam yargı davasının reddine ilişkin İstanbul 8.

İdare Mahkemesinin temyiz edilen kararının Danıştay tarafından gerekçesiz

şekilde onandığını ve karar düzeltme isteminin de gerekçe gösterilmeksizin

reddedildiğini ileri sürmüştür.

51. Bakanlık görüş yazısında AİHM içtihatlarına göre temyiz

mahkemesinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu

ya o gerekçeyi kararında kullanarak veya basit bir atıfla kararına

yansıtmasının yeterli olduğu, somut olayda da Danıştay onama ilamında İlk

Derece Mahkemesinin kararına atıfta bulunulduğu, karar düzeltme talebinin

reddine dair ilamda ise 2577 sayılı Kanun'un 54. maddesindeki sebeplerin

bulunmadığının açıklanladığı belirtilerek bu

hususların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiğinin düşünüldüğü

bildirilmiştir.

52. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarını tekrar etmiştir.

53. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

54. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

55. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

56. Somut olayda, başvurucunun açtığı davada İstanbul 8. İdare

Mahkemesince, başvurucunun iddiaları ve davalının savunması getirtilen bilgi ve

belgeler ile birlikte değerlendirilmiş; yukarıdaki gerekçelerle ve temel olarak

başvurucunun sonraki tahsis kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali

için dava açabilecekken bu yola başvurmaması nedeniyle doğduğu kanıtlanmamış

bir zararın varlığından bahisle tazmini istemiyle açılan davada hukuka uyarlık

bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 17). Kararın

temyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesince,

Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul

edilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 2577

sayılı Kanun'un 54. maddesinde yazılı nedenlerin bulunmadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir (bkz. §§ 18, 19). Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesiz

olduğundan söz edilemez.

57. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Silahların Eşitliği ve

Çelişmeli Yargılama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

58. Başvurucu, İstanbul 8. İdare Mahkemesince keşif talebinin

reddedilerek delillerinin incelenmediğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık bu konu ile ilgili olarak görüş bildirmemiştir.

60. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup bu hak adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden

biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı

birçok kararında ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya

İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).

61. Taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin

sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği ilkesi,mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler

bakımından taraflar arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın

her aşamasında korunmasını ifade etmekte olup bu usul güvencesi gereğince

uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri

sunma imkânı tanınmalıdır (Yüksel Hançer,

B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18).

62. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeli

yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve

yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların

dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi yargılama faaliyetinin

hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (Ahmet Türko, B.

No: 2013/5949, 12/3/2015, § 33). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların

eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar

niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda

davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.

Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor

olması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır

bulunması da dâhil olmak üzere yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarını

gerektirir (Tahir Gökatalay,

B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 25).

63. Anayasa Mahkemesinin silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkeleri bağlamında yapacağı inceleme, başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).

64. Somut olayda başvurucu keşif talebinin reddedildiğini ileri

sürmekteyse de, İstanbul 8. İdare Mahkemesince,

sonraki tahsis kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali için dava

açabilecekken bu yola başvurulmadığı gerekçesiyle, dolayısıyla esasa girilmeden

davanın reddedildiği göz önünde bulundurulduğunda, somut davada Mahkeme

tarafından keşif yapılmasının, davanın reddine ilişkin değerlendirme bakımından

bir etkisinin olmayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, delillerin ve keşif yapılıp

yapılmamasının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdir

yetkisi dâhilindedir.

65. Ayrıca başvurucunun iddiasının aksine Mahkemece resmî

kurumlardan gerekli bilgi ve belgelerin getirtildiği, tarafların bilgi, beyan

ve belgeleri de dikkate alınarak karar gerekçesinde davanın niteliğine uygun ve

talepleri karşılayacak değerlendirmeler yapıldığı ve yukarıdaki gerekçelerle

(bkz. § 17) davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

66. Bu kapsamda başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek

usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı ve

başvuruya konu yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında başvurucuya

karşı tarafça ileri sürülen veya dava dosyasına intikal eden dava malzemesine

ulaşma, bunları tetkik ile beyan ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilerek

yargılamaya aktif katılımının temin edildiği, sonuç olarak somut olayda

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık ve görünür bir

ihlalin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

67. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

d. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

68. Başvurucu, aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin mahkemeye

erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

69. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. İstanbul 5. İdare

Mahkemesinde Görülen İptal Davası Yönünden

70. Başvurucu, tapu tahsis belgesinin iptaline dair idari işleme

karşı açtığı davada yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı gerekçesiyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

71. Bakanlık, İstanbul 5. İdare Mahkemesinde görülen davaya

ilişkin şikâyet yönünden Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından

başlangıcının 23/9/2012 tarihi olduğunu ve ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihani işlem ve kararların bireysel başvurunun konusu

olabileceğini, somut olayda ise tahsis işleminin geri alınmasına yönelik iptal

davasının Danıştay Altıncı Dairesince hükmün onandığı 1996 yılında verilen

karar ile sonuçlandığını belirterek bu hususların Anayasa Mahkemesinin

dikkatine sunulması gerektiğini bildirmiştir.

72. Başvurucu cevap dilekçesinde konu hakkında beyanda

bulunmamıştır

73. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."

74. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan ve bu

başvuru şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün

değildir.

75. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir

tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması

hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer

Öztürk, B. No. 2012/51, 25/12/2012, § 18).

76. Somut olayda başvurucu, makul sürede yargılanma şikâyetine

ilişkin olarak tarafı olduğu idari yargı sürecinin başlangıç tarihini 1996 yılı

olarak belirtmektedir. Ancak başvuru formu ve ekleri incelendiğinde

başvurucunun tarafı olduğu iki ayrı yargılama sürecinin mevcut olduğu

görülmektedir. Başvurucunun tahsis kararının geri alınması işlemine karşı

açtığı İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 1993/50 esas sayılı iptal davasında

verilen karar Danıştayca 13/1/1995 tarihinde

bozulmuş, bozma ilamı üzerine verilen 17/10/1996 tarihli hüküm ise Danıştay

Altıncı Dairesinin E.1997/1059, K.1998/64 sayılı kararı ile onanmış ve

Büyükşehir Belediyesince 9/3/2004 tarihinde başvurucuya yeniden tahsis işlemi

yapılmıştır. Bu durumda kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

dışında kalan 20/3/2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

77. Açıklanan nedenlerden dolayı başvuru konusu İstanbul 5.

İdare Mahkemesinin kararının 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olduğunun

anlaşılmasıyla başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. İstanbul 8. İdare

Mahkemesinde Görülen Tam Yargı Davası Yönünden

78. Başvurucu ayrıca tapu tahsis belgesinin geri alınması

işleminin iptali üzerine yeniden yapılan tahsis işlemi nedeniyle uğradığını

iddia ettiği zararın tazminine karşı açtığı davanın makul sürede sonuçlanmadığı

gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

79. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

80. Başvurucu, aleyhine yüksek miktarda avukatlık ücretine

hükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

81. Bakanlık görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin daha önce

vekâlet ücretine ilişkin bir başvuruyu mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelediği ve AİHM'in konuya ilişkin içtihatları

doğrultusunda başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez bulduğu bildirilmiştir.

82. Başvurucu cevap dilekçesinde, asgari ücretin çok üzerinde

olan bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin dava açma hakkını ortadan kaldırdığını

ifade etmiştir.

83. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36.

maddesi şöyledir:

"Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

..."

84. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, mahkeme kararını önemli ölçüde

etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

85. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir

amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu

yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil

dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş

olması gerekir (Özkan Şen,§§ 61, 62).

86. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlık

ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi

için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması

gerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011 tarihinde

yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların,

idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar

tarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık

ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksiz başvuruların

önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere

meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla

başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını

belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derece

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.

Dolayısıyla başvurucunun davayı kaybetmesi hâlinde kendisine yüklenecek olan

avukatlık ücreti, bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan Acar, §§ 38, 39).

87. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan

başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık

ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli

dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye

başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel

koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim

hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan

Şen, § 54).

88. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla

aşılması da 2577 sayılı Kanun gereği davanın açıldığı 16/4/2007 tarihi

itibarıyla mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacının,

tazminat talebine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneğinin

olmadığı görülmektedir (Oğuzhan Kozacıoğlu, B. No: 2013/4513, 24/6/2015, § 45).

89. Başvuru konusu olayda da başvurucunun bu nedenle İstanbul 8.

İdare Mahkemesinde açtığı davada, uğradığını iddia ettiği zararın tazmini

amacıyla 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mahkeme, davayı reddettikten sonra başvurucunun reddedilen tazminat talebi

üzerinden davalı idare lehine 9.900 TL nispi avukatlık ücreti ödemesine karar

vermiştir.

90. Her ne kadar başvurucu tam yargı davası açmadan önce

tazminat iddiasına konu her iki taşınmazın değerinin tespitini sulh hukuk

mahkemesinden talep etmiş ise de delil tespitine ilişkin başvurusunda Sulh

Hukuk Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, bu taşınmazlar yönünden açık bir

değer gösterilmeyip salt karşılaştırma yapılarak öncesinde tahsis edilen

taşınmazın beş kat daha değerli olduğu görüşünün belirtilmesiyle yetinildiği

görülmektedir. Kaldı ki başvurucunun taşınmazların değerlerini tam olarak

bilebilecek bir ekspertiz veya uzman olmadığı ve delil tespitinde bir değer

belirlense dahi tam yargı davasında işin esasına girilmesi durumunda ancak

keşif ve uzman bilirkişi incelemesiyle ve mahkemece uygulanacak kriterlere göre

tazminat tutarının belirlenebileceği, dolayısıyla somut olay bakımından

başvurucunun açtığı tam yargı davasında talep edeceği tutarı tam olarak önceden

öngörebilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

91. Buna göre başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının

olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu,

davanın reddedilmesi sonrasında 9.900 TL avukatlık ücreti ödeme yükümlülüğü

altına girdiği anlaşılmaktadır.

92. Tam yargı davalarının konusu parayla ölçülebildiğinden bu

tür davalarda nispi vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Başvurucu aleyhine

avukatlık ücreti ödenmesini öngören düzenlemenin tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu düzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin

ölçülü olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Vekâlet ücretinin orantılılık

incelemesi yapılırken öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlam ifade

ettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlar dikkate

alınmalıdır.

93. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde başvurucunun, dava açtığı sırada ıslah imkânının olmaması

nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılama

sonucunda talep edilen ancak reddedilen tazminat talebi üzerinden 9.900 TL

avukatlık ücretini davalı idareye ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Bu

durumda başvurucunun, ıslah imkânı olmadığından davanın açıldığı sırada yüksek

tazminat talebinde bulunduğu, buna göre yargılamanın sonucunda aleyhine

hükmedilen avukatlık ücretinin ise ölçülü olmadığı, bu nedenle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

94. Açıklanan nedenlerle yapılan müdahale ölçülü olmadığından

başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılama

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

95. Başvurucu tahsis işlemlerine ilişkin tarafı olduğu idari

yargı sürecinin 1996 yılından beri devam ettiğini belirterek makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

96. Bakanlık görüş yazısında, daha önce benzer olayda görüş

bildirildiğinden bu konuda yeniden görüş bildirilmesine gerek olmadığını

belirtmiştir.

97. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan

ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği

açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 38, 39).

98. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

diğerleri, §§ 41-45).

99. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancak

sonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici

olan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali veya bu karar nedeniyle uğranılan zararın

tazmini talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın

tahsis kararının geri alınması işlemi nedeniyle uğranılan zararın tazmini

istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılama

faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğuna

kuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B.

No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

100. Başvurucu açmış olduğu iki davanın toplam yargılama

sürecinin 1996 yılından beri devam ettiği gerekçesiyle makul süre şikâyetini

dile getirmekle beraber zaman bakımından yetki bölümünde anlatıldığı gibi

başvurucunun 1993 yılında İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasında

Mahkeme 17/10/1996 tarihinde davayı kabul etmiş ve karar, Danıştay Altıncı

Dairesince 1998 yılında onanıp İstanbul Büyükşehir Belediyesince 9/3/2004

tarihinde uygulanmak suretiyle kesinleştiğinden bu davada öne sürülen

şikâyetler zaman bakımından yetki nedeniyle kabul edilmez bulunmuştur. Bu

sebeple başvurucunun 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açtığı

tam yargı davası makul süre şikâyeti yönünden incelenecektir.

101. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili ilişkin makul süre

değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı karara

bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergun

ve diğerleri, § 50). Ancak bazı özel durumlarda uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih de başlangıç tarihi olarak kabul

edilebilmektedir. Bu durum özellikle, yargısal süreç öncesinde ilgili idareye

müracaat edilmesinin söz konusu olduğu başvurular bakımından geçerlidir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun Büyükşehir Belediyesine müracaat ettiği

25/1/2007'dir.

102. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen hükmün

onanmasına dair ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Danıştay Ondördüncü Dairesince reddedildiği 9/7/2013 tarihidir.

103. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

Büyükşehir Belediyesine 25/1/2007 tarihinde yapılan başvurunun reddedilmesi

üzerine 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan ve

başvurucunun yeniden yapılan tahsis işlemi nedeniyle zarara uğradığı iddiasıyla

tazminat istemini konu alan davada Mahkemece, tarafların dilekçeleri ve

delillerin toplanması sonucu 5/12/2007 tarihli kararla davanın reddine karar

verildiği, temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin

3/12/2010 tarihli ilamı ile "kararın

eksik yazıldığı" gerekçesiyle hükmün bozulduğu, bozma ilamı

üzerine Mahkemece 15/4/2011 tarihli kararla davanın reddine karar verildiği,

temyiz edilen kararın anılan Dairenin 25/4/2012 tarihli ilamı ile onandığı,

karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin 9/7/2013 tarihli kararı ile

reddedilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği ve yargılamanın bu

tarih itibarıyla sonlandığı görülmektedir.

104. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal

sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru

konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, §§ 54-60).

105. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucunun

tutumunun yargılamanın uzamasına bir etkisi olduğunun tespit edilmediği,

İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen 5/12/2007 tarihli ilk kararın Danıştay

Altıncı Dairesinin3/12/2010 tarihli ilamı ile salt "kararın eksik yazıldığı" gerekçesiyle bozulduğu

ve yargılamanın özellikle bu nedenle uzadığı gözetildiğinde 2577 sayılı

Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı, yaklaşık altı yıl beş ay süren yargılama sürecinde makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

106. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

107. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

108. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

109. Başvuruda mahkemeye erişim ve makul sürede yargılanma

haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

110. Başvurucunun yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya makul sürede yargılanma hakkının

ihlali nedeniyle net 5.000 TL ve mahkemeye erişim hakkının ihlali nedeniyle de

net 4.000 TL olmak üzere toplam net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

111. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruda mahkemeye erişim ve makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmakla beraber başvurucu

tarafından ileri sürülen zarar ile tespit edilen ihlaller arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

112. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. İstanbul 5. İdare Mahkemesinde görülen iptal davası yönünden

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

6. İstanbul 8. İdare Mahkemesinde görülen tam yargı davası

yönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya mahkemeye erişim hakkının ihlaline ilişkin olarak

net 4.000 TL ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin olarak net

5.000 TL olmak üzere toplam net 9.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

4/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Lütfi KARACA Vekili : Av. Ahmet Teyit KEŞLİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6808, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvurucuya mahkemeye erişim hakkının ihlaline ilişkin olarak
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. Gökcan
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6808
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/4566
  • Sep İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Başvurusu (B. No: 2013/311)
  • İ. F. A. Başvurusu (B. No: 2013/8564)
  • Hamza Bozan Başvurusu (B. No: 2013/8917)
  • Yahya Salihoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5800)
  • Tez-Koop-İş Sendikası ve Yalçın Çalışkan Başvurusu (B. No: 2013/6759)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.