İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hilmi Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/299)

1. Başvuru, kamu görevlilerinin

Başvuru No2013/299Tarih4 Şubat 2016Okuma25 dk · 4.920 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hilmi Yıldız Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/299
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.920 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kamu görevlilerinin

tabi olduğu soruşturma usulüne aykırı olarak yürütülen soruşturma kapsamında

elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve bu bağlamda

yapılan soruşturma ile devamındaki kovuşturma işlemlerinin adil olmadığı, elde

edilen delillerin haberleşme hürriyetinin ihlali suretiyle temin edildiği ve tutukluluk

süresinin makul süreyi aştığı iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/1/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruda

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

14/11/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş

için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 16/12/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 5/1/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucu İstanbul ili

Akfırat beldesi belediye başkanı iken yürütülen soruşturma kapsamında

görevinden alınmıştır.

9. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyası üzerinde yapılan talepler

neticesinde, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21

sayılı kararı ile üç ay süreyle iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti

ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararı ile de, farklı bir GSM numarası

itibarıyla, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın birinci kez 4/11/2008 tarihinden

itibaren üç ay süre uzatılmasına karar verilmiştir.

10. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğine

gönderilen 12/1/2009 tarihli tutuklama talebi üzerine, Mahkemenin 12/1/2009

tarihli ve 2009/10 sorgu sayılı kararı ile başvurucunun birden fazla suç

kapsamında (ihaleye fesat karıştırma, zimmet, görevi kötüye kullanma, suç

işlemek amacıyla örgüt kurma vd.) tutuklanmasına karar verilmiştir.

11. Başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı

dosyası üzerinde diğer bir kısım soruşturma evrakları da birleştirilmek

suretiyle yürütülen soruşturma neticesinde, 25/2/2009 tarihli ve 2009/145

sayılı iddianame ile birden fazla suç isnadı ile kamu davası açılmıştır.

12. İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin (CMK 250. madde ile görevli) E.299/69 sayılı dosyası üzerinde

yürütülen yargılamada, başvurucunun birçok defa serbest bırakılma talebi

reddedilerek tutukluluk halinin devamına hükmedilmiş ve başvurucunun da

sanıkları arasında bulunduğu bir kısım dosyalar da dahil olmak üzere, farklı

yargılama evrakları belirtilen dosya üzerinde birleştirilmiştir.

13. Başvurucunun 29/3/2012

tarihli duruşmada tutukluluk halinin devamına, belirtilen celseyi takiben

yapılan 19/6/2012 tarihli duruşmada ise tahliyesine karar verilmiş ve

başvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/1/2009 tarihli ve 2009/10

sorgu sayılı tutuklama müzekkeresinden bihakkın tahliyesine ilişkin yazı, aynı

tarihte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

14. İstanbul 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 7/3/2014 tarihli ve E.2006/69, K.2014/115 sayılı dosya inceleme ve

devir kararı ile, 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve

Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun’un

1. maddesi gereğince, 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin

Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın

Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un

geçici 2. maddesi ile görevlendirilen Mahkemenin görevinin sona erdiği

belirtilerek, dosyanın görevli ve yetkili İstanbul Anadolu Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

15. Belirtilen yargılama

evrakının İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/114 sayılı dosyasına

kaydı yapılmıştır. İlgili yargılamanın 28/1/2016 tarihli celsesinde, duruşmanın

16/4/2016 tarihine bırakılmasına karar verilmiş olup, davanın derdest olduğu

anlaşılmaktadır.

16. Başvurucu tarafından,

soruşturma kapsamında yapılan delil toplama işlemlerinin hukuka aykırı

olduğundan bahisle ilgili kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda

bulunulmuştur.

17. İstanbul Jandarma Bölge

Komutanlığının 2/10/2012 tarihli yazısı ile görevlendirilen bilirkişi

tarafından, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyası

kapsamında alınan iletişimin dinlenmesi, tespiti, kayda alınması ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesi ile arayan ve aranan numaralar ile baz

istasyonlarını gösterir görüşme dökümleri talep kararları incelenmiş olup,

10/10/2012 tarihli raporunda, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008

tarihli ve 2008/20 sayılı uzatma kararı içerisinde bulunan hedeflerin daha önce

takibe alındığını gösteren bir karara dosya kapsamında yapılan incelemede

rastlanılmadığı, Adalet Bakanlığının 14/2/2007 tarihli ve 26434 sayılı Resmi

Gazetede yayımlanan Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon

Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla

İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 7. maddesinin 6.

fıkrası kapsamında yer alan, dinleme ve kayda alma işleminin yerine getirilmesi

sırasında şüphelinin başka bir iletişim aracını kullandığı belirlendiğinde buna

ilişkin verilecek karar ya da kararların süresinin önceki tedbir kararında

verilen sürenin bitiş tarihini geçmeyeceği hükmüne aykırı olarak, başvurucu

hakkında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21

sayılı kararı ile üç ay süreyle iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti

ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin

28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararı ile de 4/11/2008 tarihinden

itibaren üç ay süre iletişimin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği, başvurucu hakkında verilen

2008/21 sayılı kararda öngörülen sürenin bitiş tarihi 28/1/2009 olduğu halde,

daha sonra verilen 2008/20 kararın üç aylık süre sonundaki bitiş tarihinin,

birinci kararın bitiş tarihi olan 28/1/2009 tarihini geçtiği ve bu suretle yedi

gün süre ile fazla dinleme ve tespit yapıldığı belirtilmiştir.

18. İstanbul Valiliği İl

Jandarma Komutanlığının 12/10/2012 tarihli ve 2012/9 sayılı kararı ile,

iletişimin tespiti ile ilgili evrakların incelenmesi sonucunda bazı kararlarda

süre aşımı olduğu ve abone bilgilerinde hata yapıldığı, bu evrakların tamamında

o dönemde Ümraniye İlçe Jandarma Komutanı olan bir asker kişinin imzasının

bulunduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, ancak yapılan bu işlemlerin

personel atama dönemine rastlaması, tayin olan personelin henüz yeni görevine

intibak edememiş olması sebebiyle her hangi bir kasıt olmaksızın sehven

yapıldığı, bu kapsamda haklarında soruşturma izni istenen Jandarma personelinin

görevlerini ifa ederken kasıt veya ihmal şeklinde kusurları bulunmadığı

belirtilerek, 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 6. maddesi uyarınca soruşturma

izni verilmemesine karar verilmiştir.

19. İstanbul Bölge İdare

Mahkemesinin 11/12/2012 tarihli ve E.2012/722, K.2012/748 sayılı kararı ile,

başvurucu hakkında yürütülen soruşturmada usulsüzlük yapıldığı iddiaları

kapsamında ilgili kolluk görevlileri hakkında yapılan ön inceleme sonucunda,

hazırlık soruşturması yapılmasına yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı

itibarıyla mevcut olmadığı belirtilerek, soruşturma izni verilmemesine ilişkin

kararın usul ve yasaya uygun olması nedeniyle onanmasına karar verilmiştir.

20. Karar başvurucu vekiline

7/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 11/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

21. İstanbul Anadolu 8. Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesine hitaben gönderilen 2014/114

sayılı yazıda, başvurucu hakkında 2008/20 sayılı iletişimin tespiti kararından

başka ayrıca 2008/108 sayılı ve 04/08/2008-04/11/2008 tarihlerini kapsayacak

şekilde verilmiş bir iletişimin tespiti kararı daha bulunduğunun tape dökümlerinin üst kısmında bulunan bilgilerden

anlaşıldığı, ancak bu kararın klasörler içerisinde bulunmadığı ve 2008/20

sayılı iletişimin tespiti kararının sanığın tutuklandığı 12/01/2009 tarihinden

sonra kaldırıldığına ilişkin herhangi bir karara dosya içerisinde rastlanılmadığı

belirtilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

22. 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun, olay tarihinde yürürlükte olan şekliyle,

"İletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması" kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“(1) Bir suç

dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması

durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının

kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit

edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. Cumhuriyet savcısı kararını

derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört

saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi

halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüphelinin

tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda

alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar

derhâl yok edilir.

(3) Birinci fıkra

hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak

kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim

bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi

belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha

uzatılabilir.

(4) Şüpheli veya

sanığın yakalanabilmesi için, kullanmakta olduğu mobil telefonun yeri, hâkim

veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına

istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda,

kullanılan mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit

işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir.

(5) Bu Madde

hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli

tutulur.

(6) Bu Madde

hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk

Ceza Kanununda yer alan;

...

11. İhaleye fesat

karıştırma (madde 235),

…

(7) Bu Maddede

belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon

yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.”

23. 5271 sayılı Kanun’un olay tarihinde

yürürlükte olan şekliyle, “Kararların yerine

getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi” başlıklı 137.

maddesi şöyledir:

“(1) 135 inci maddeye

göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî

kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların

yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin

yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak

istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor

kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi

yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.

(2) 135 inci maddeye

göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca

görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı

dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçe'ye

çevrilir.

(3) 135 inci maddeye

göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre

hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı

tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye

ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde

yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.

(4) Tespit ve

dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin

bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde,

Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında

ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.”

24. 14/2/2007 tarihli ve 26434

sayılı Resmi Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen

Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve

Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’in 7.

maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Dinleme ve kayda

alma kararının yerine getirilmesi sırasında şüphelinin başka bir iletişim

aracını kullandığı belirlendiğinde buna ilişkin verilecek karar ya da

kararların süresi önceki tedbir kararında verilen sürenin bitiş tarihini

geçemez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/1/2013 tarihli ve 2013/299 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

26. Başvurucu, belediye başkanı

ve büyükşehir meclis üyesi olarak görev yaptığını, bu kapsamda kamu görevlisi

statüsü konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte kamu görevlilerinin tabi

olduğu soruşturma usulüne aykırı olarak yürütülen soruşturma kapsamında hukuka

aykırı delillere dayalı olarak tutuklandığını, söz konusu tutukluluk durumunun

makul süreyi aştığı, hakkında 4483 sayılı Kanun uyarınca verilmiş bir

soruşturma izni bulunmadığı halde başvuruya konu soruşturma sürecinde hakkında

delil toplanarak kamu davası açıldığını, bu nedenle toplanan tüm delillerin ve

yapılan soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yok hükmünde sayıldığını ve

toplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğunu, soruşturmada

görev alan kolluk personelinin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine yönelik

olarak yaptığı şikâyet neticesinde ilgililer hakkında soruşturma izni

verilmediğini, özellikle soruşturma aşamasında verilen iletişimin tespiti

kararlarının hukuka aykırı olduğunu beyan ederek, Anayasa’nın 19., 22., 36. ve

40. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir.

Başvurucu tarafından Anayasa’nın 19., 22., 36. ve 40. maddelerinde tanımlanan

haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, ihlal iddialarının

mahiyeti gereği, Anayasa’nın 19., 22. ve 36. maddeleri açısından değerlendirme

yapılması uygun görülmüştür.

1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

28. Başvurucu, hukuka aykırı

olan tutukluluk halinin makul süreyi aştığını belirterek kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

29. Adalet Bakanlığı görüşünde,

devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel

başvurularda şikayetin amacının, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da

devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespiti olduğu,

başvurucunun tahliye edilmiş olması veya hakkında ilk derece mahkemesince hüküm

kurulmuş olması durumunda ise, bireysel başvurunun amacının hukuka aykırılığın

tespiti ve gerekiyorsa belirli bir miktar tazminata hükmedilmesi olduğu, ayrıca

bireysel başvurunun kabul edilebilir bulunması için ihlal iddiasına dayanak

teşkil eden nihai işlem veya kararların 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmemiş

olması gerektiği belirtilmiş, bu kapsamda somut başvuru açısından başvurucunun

18/6/2012 tarihinde tahliye edildiği, bahse konu ceza davasının derdest olduğu

ve başvurucunun tutuklulukla ilgili şikayetlerinin bir bütün olarak hakkında

hüküm kurulmadan önce verilen kesinleşmiş kararlara ilişkin olduğu hususunun

göz önünde bulundurulması gerektiği ifade edilmiştir.

30. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme,

23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılacak bireysel başvuruları inceler."

31. Bu hüküm gereğince Anayasa

Mahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkeme'nin zaman

bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu

düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları

da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

32. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde,

ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu

açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

33. Ancak başvurucu hali hazırda

tahliye olmuş ya da hakkında ilk derece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise

bireysel başvuru açısından talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa

belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu

tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel

başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

34. Bununla birlikte başvurunun

kabul edilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veya

kararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemiş olmaları gerekmektedir.

Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce kesinleştikleri tespit

edildiği takdirde, ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargı yetkisine ilişkin bu

tespitin, bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında yapılabilmesi mümkündür

(Korcan Pulatsü, § 32).

35. Somut olayda başvurucu,

isnat edilen suçlar kapsamında 12/1/2009 tarihinde tutuklanmış ve 19/6/2012

tarihinde tahliye edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk hali, tahliye

kararının verildiği 19/6/2012 tarihinde sona ermiştir. Bu bağlamda başvurucunun

bireysel başvuruya konu ettiği kararların, söz konusu tahliye kararı öncesinde

verilen tutuklamaya ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlar olduğu

anlaşılmaktadır.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihai kararların, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce

verildiği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

37. Başvurucu kamu

görevlilerinin tabi olduğu soruşturma usulüne aykırı olarak ve 4483 sayılı

Kanun uyarınca verilmiş bir soruşturma izni bulunmadığı halde, başvuruya konu

soruşturma sürecinde hakkında delil toplanarak kamu davası açıldığını, bu

nedenle toplanan tüm delillerin ve yapılan soruşturma ve kovuşturma

işlemlerinin yok hükmünde sayıldığını ve toplanan delillerin hukuka aykırı

delil statüsünde olduğunu beyan ederek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

38. Adalet Bakanlığı görüşünde,

adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin görüş bildirilmemiştir.

39. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca, Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu

protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini

iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19-20; Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

40. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında birden fazla suç

kapsamında yürütülen soruşturma neticesinde kamu davası açıldığı, adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına konu yargılamanın ilk derece mahkemesi önünde derdest

olduğu ve Mahkemece henüz uyuşmazlığın esasına dair bir karar verilmediği

görülmektedir. Derdest olan yargılama faaliyeti nazara alındığında, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının incelenebilmesi için, kanunda

öngörülmüş olan yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmemiş olduğu

anlaşılmaktadır.

41. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarak

kanunen öngörülmüş olan başvuru yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda

bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin "başvuru

yollarının tüketilmemesi" nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Haberleşme Hürriyetinin İhlali İddiası

42. Başvurucu, hakkında

yürütülen soruşturma sürecinde verilen iletişimin tespiti kararlarının ve söz

konusu soruşturma işlemi neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı

olduğunu belirterek, haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

43. Adalet Bakanlığı görüşünde,

haberleşme hürriyetinin ihlali iddiasına ilişkin görüş bildirilmemiştir.

44. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle,

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir (Onurhan Solmaz, B. No. 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

45. Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22.

maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme

hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar

kendiliğinden kalkar.

İstisnaların

uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”

46. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve

aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın

kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla

öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin

ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir

tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”

47. Anayasa’nın “Haberleşme hürriyeti” kenar başlıklı 22.

maddesinde, herkesin haberleşme özgürlüğüne sahip olduğu ve haberleşmenin

gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmıştır. Sözleşme’nin 8. maddesinde de

herkesin haberleşmesine (“correspondence”) saygı gösterilmesini isteme

hakkına sahip olduğu düzenlemesine yer verilmiştir (Yasemin Çongar ve Diğerleri, B. No: 2013/7054, 6/1/2015, § 48).

48. Bu kapsamda, haberleşme

hürriyeti ve haberleşmenin gizliliğine saygı hakkı,

gerek Anayasa’da gerekse Sözleşme’de güvence altına

alınmaktadır. Anılan düzenlemelerde ifade edilen haberleşme kavramının, telefon

vasıtasıyla yapılan iletişimi de içine aldığı, dolayısıyla başvurucunun,

telefonunun hukuka aykırı olarak dinlendiği ve haberleşme hürriyetinin ihlal

edildiği iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında yer

aldığı konusunda tereddüt yoktur.

49. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra, içeriği ve biçimi ne

olursa olsun, haberleşmenin gizliliğini de güvence altına almaktadır.

Haberleşme bağlamında, bireylerin karşılıklı ve toplu olarak sözlü, yazılı ve

görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin gizliliğinin sağlanması gerekir (Yasemin Çongar ve Diğerleri, § 49).

50. Posta, elektronik posta,

telefon, faks ve internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetlerinin, haberleşme

hürriyeti ve haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Kamu

makamlarının, bireyin haberleşme hürriyetine ve haberleşmesinin gizliliğine

keyfi bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, Anayasa ve Sözleşme ile

sağlanan güvenceler kapsamında yer almaktadır. Haberleşmenin içeriğinin

denetlenmesi, haberleşmenin gizliliğine ve dolayısıyla haberleşme hürriyetine

yönelik ağır bir müdahale oluşturur. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin

dinlenmesi ve kayda alınması da bu kapsamdaki müdahaleler arasındadır (Yasemin Çongar ve Diğerleri, § 50).

51. Somut olayda, başvurucunun

kullandığı iddia edilen ve farklı şahıslar adına kayıtlı iki farklı GSM

numarası itibarıyla iletişiminin dinlenmesi, kayda alınması, tespiti ve sinyal

bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilmiş olup, başvurucu hakkında

uygulanan bu tedbirlerin, haberleşme hürriyetine yönelik bir müdahale

oluşturduğu açıktır.

52. Haberleşme hürriyeti, mutlak

nitelikte olmayıp, meşru bir takım sınırlamalara

tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri, Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasında sıralanmaktadır.

53. Anayasa’nın 22. maddesinin

ikinci fıkrasına göre, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi,

genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak ve

usulüne göre verilmiş hâkim kararı ile veya aynı sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri ile haberleşme hürriyetine ve haberleşmenin gizliliğine müdahale

edilebilir. Yetkili merciin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim kararını kırk sekiz saat içinde açıklar, aksi halde

karar kendiliğinden kalkar.

54. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

55. Belirtilen Anayasa hükmü,

hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip

olup, Anayasada yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından

hangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya

koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının

bir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunlu

olduğundan, Anayasa’nın 22. maddesi kapsamında yapılan bir müdahalenin

meşruluğunun denetlenmesinde de, Anayasanın 13.

maddesinde yer alan başta yasa ile sınırlama hükmü olmak üzere tüm güvence

ölçütlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim

Akat Eşki, B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §

35).

56. Hak ve özgürlüklerin yasayla

sınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da

özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus,

müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir

temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim

Akat Eşki, § 36).

57. Sözleşme’nin lafzı ve AİHM

içtihadı uyarınca da, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında yapılacak bir

müdahalenin meşruluğu, öncelikle söz konusu müdahalenin yasa uyarınca

gerçekleştirilmesine bağlı tutulmuş olup, müdahalenin hukukîlik

unsurunu taşımadığının tespiti halinde, Sözleşmenin 8. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında yer alan diğer güvence ölçütleri tetkik edilmeksizin, müdahalenin

ilgili maddeye aykırı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır (Bkz. Y.F./Türkiye, B. No. 24209/94, 22/7/2003,

§ 44).

58. Anayasa’nın 22. maddesi

kapsamında yapılan bir müdahalenin yasallık şartını sağladığının kabulü için,

müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması zaruridir. Bununla birlikte, temel

hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması

yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de

gerektirmekte olup, bu noktada yasanın niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla

sınırlama ölçütü, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve

kesinliğini ifade etmekte, böylece uygulayıcının keyfi davranışlarının önüne

geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukuk

güvenliği güvencesi sağlamaktadır.

59. Kanunun, bu gerekliliklere

uygun olduğunun söylenebilmesi için, yeterince ulaşılabilir olması, yani

vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının

varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun

keyfiliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin

genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Silver ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B.

No: 5947/72, 25/3/1983, § 86-88; Malone/Birleşik

Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, § 66-68; Rotaru/Romanya, [B. D.], B. No. 28341/95, 4/5/2000, § 55).

60. Hukukun kendisi, beraberinde

getireceği idari pratiğin dışında, yetkili makamlara bırakılan takdir

yetkisinin kapsamını, söz konusu işlemin meşru amacını da göz önünde tutarak,

keyfi müdahalelere karşı bireyi korumak için yeterince açık bir şekilde

göstermelidir. Hukuk sistemi vatandaşlara, kamu makamlarına hangi koşullarda ve

hangi sınırlar içinde haberleşme hürriyetini konu alan ve potansiyel olarak

haberleşmenin gizliliğine karşı tehlike oluşturabilecek müdahalelerde bulunma

yetkisi verdiğini, yeterince açık ifadelerle gösterecek nitelikte olmalıdır.

61. Bununla birlikte, her

ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın gereken koruma seviyesi,

büyük ölçüde, ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte,

muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle,

kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve bu nedenle

hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hale gelmesi, tek başına hukuken

öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe

müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya

sunabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta

belirlenmesi ve kuralın asgari bir kesinlik içermesi zaruridir.

62. Bu kapsamda ilgili kanuni

düzenlemenin, söz konusu sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla

birlikte, özellikle uygulama koşulları ve prosedürel

ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması mümkündür. Ancak bu ihtimalde de

söz konusu düzenleyici işlemin, yine muhataplarınca ulaşılabilir olması ve

içeriği hakkında ilgilileri yeterince aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması

gerekmektedir.

63. Gizli uygulanmaları

nedeniyle kötüye kullanılma riski barındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelik

tedbirlerin uygulama alanı ve prosedürünün de çok açık kanun hükümleri ile

düzenlenmesi şarttır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Amann/İsviçre, B. No: 27798/95, 16/2/2000, § 56).

64. Gizli tedbirlere ilişkin

kanun hükümlerinin barındırması gereken asgari koşullar kapsamında; izleme

kararı verilmesine yol açabilecek suçların niteliği, iletişimleri izlenecek

kişi kategorisi, izleme sürelerinin sınırları, elde edilen verilerin inceleme,

değerlendirme ve saklanmalarına ilişkin esaslar, verilerin başkalarıyla paylaşılmasına

ilişkin önlemler ve elde edilen verilerin ortadan kaldırılmasına ilişkin

koşulların kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi zaruridir (Benzer yöndeki AİHM

kararı için bkz The Association For European Integration And Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B. No: 62540/00,

28/6/2007, §§ 76-77).

65. 5271 sayılı Kanun’un 135. ve

137. maddelerinde telefon görüşmelerinin dinlenmesine yönelik açık ve detaylı

kurallar ortaya konulmuş, kamu makamlarının değerlendirme yetkisinin kapsam ve

sınırları net bir şekilde belirtilmiştir. Aynı şekilde dinleme tedbirinin hangi

suçlar için verileceği, süresi, kayıtların saklanma ve imha edilme şartları

belirlenmiştir. Ayrıca, acele hallerde dahi dinleme tedbirinin uygulanmasının,

keyfiliğe karşı yeterli bir güvence sağlayacak şekilde hâkim onayına tabi

tutulması öngörülmüştür. Bunu yanı sıra, Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen

Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve

Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik

hükümlerinde, söz konusu tedbir kararlarının kapsam ve uygulanması ile ilgili prosedürel ayrıntılar düzenlenmiştir. Buna göre,

müdahalenin dayanağı olan kanun ve yönetmelik hükümlerinin, haberleşme

hürriyeti ve haberleşmenin gizliliğine yönelen müdahalelerin sınırlarını

yeterli açıklıkta ortaya koyan, erişilebilir ve öngörülebilir nitelikte

düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.

66. AİHM tarafından yapılan

değerlendirmelerde de, iletişimin tespitine ilişkin

mevzuatın, Avrupa İşkenceyi ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya

Cezaları Önleme Komitesi tarafından incelendiği, herhangi bir eleştiriye maruz

kalmadığı, hükümlerin yapılan herhangi bir haksız müdahaleye karşı yerinde

koruma sağlayabilecek derecede açık ve ayrıntılı olduğu tespit edilmiştir (Gülmez/Türkiye, B. No:16330/02, 20/5/2008,

§ 51).

67. Somut başvuru açısından da, 5271 sayılı Kanun’da öngörülen koşullar nazara alınarak

iletişimin denetlenmesi tedbirine hükmedildiği anlaşılmaktadır.

68. Ancak, söz konusu

tedbirlerin kapsam ve uygulanmasına ilişkin prosedürün düzenlendiği Ceza

Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin

Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin

Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümlerinde, dinleme ve kayda alma kararının

yerine getirilmesi sırasında şüphelinin başka bir iletişim aracını kullandığı

belirlendiğinde buna ilişkin verilecek karar ya da kararların süresinin önceki

tedbir kararında verilen sürenin bitiş tarihini geçemeyeceğinin belirtilmiş

olmasına rağmen, söz konusu düzenlemeye aykırı ve ilk kararın bitiş süresini

yedi gün aşacak şekilde tedbir kararı verildiği görülmektedir.

69. Bu bağlamda, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının S.2008/1891 sayılı dosyası üzerinden yapılan talepler

neticesinde, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/21

sayılı kararı ile üç ay süreyle başvurucunun iletişimin dinlenmesi, kayda

alınması, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verildiği,

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı kararı

ile de, başvurucunun farklı bir GSM numarası itibarıyla, iletişimin dinlenmesi,

kayda alınması, tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin

kararın birinci kez 4/11/2008 tarihinden itibaren üç ay süre ile uzatılmasına

karar verildiği anlaşılmaktadır. 2008/21 sayılı kararda belirtilen GSM

numarasından farklı bir numara üzerinden iletişimin denetlenmesine hükmedilen

2008/20 sayılı kararda, her ne kadar, iletişimin dinlenmesi, kayda alınması,

tespiti ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin kararın birinci kez

4/11/2008 tarihinden itibaren üç ay süre uzatılmasına karar verildiği

belirtilmiş ise de, İstanbul Jandarma Bölge Komutanlığının 2/10/2012 tarihli

yazısı ile görevlendirilen bilirkişi tarafından ibraz edilen raporda yer alan,

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/10/2008 tarihli ve 2008/20 sayılı uzatma

kararı içerisinde bulunan hedeflerin daha önce takibe alındığını gösteren bir

karara dosya kapsamında yapılan incelemede sırasında rastlanılmadığı yönündeki

tespit ve dosya kapsamında daha önce bu GSM numarası itibarıyla temin edilen

bir iletişimin tespiti kararının yer almadığı nazara alındığında (bkz. § 21),

başvurucu hakkında verilen 2008/21 sayılı kararda öngörülen sürenin bitiş

tarihi 28/1/2009 olduğu halde, farklı bir GSM numarası itibarıyla verilen

2008/20 kararın üç aylık süre sonundaki bitiş tarihinin, diğer tedbir kararının

bitiş tarihi olan 28/1/2009 tarihini geçtiği anlaşılmaktadır.

70. Bununla birlikte, bahse konu

soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğine gönderilen 12/1/2009 tarihli tutuklama

talebi üzerine, Mahkemenin 12/1/2009 tarihli ve 2009/10 sorgu sayılı kararı ile

başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği, başvurucunun bu tarih itibarıyla

ceza infaz kurumuna alınarak söz konusu iletişimin tespiti kararının hukuka

aykırı olmasına yol açtığı iddia edilen yedi günlük zaman dilimini de içerecek

şekilde ceza infaz kurumunda bulunduğu, bu bağlamda belirtilen karar kapsamında

yedi gün süre ile fazla dinleme ve tespit yapılmasının fiilen mümkün olmadığı,

suç işlenmesinin önlenmesi ve suç kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik

olarak 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca ve Sulh Ceza Mahkemesi

kararıyla başvurucunun telefon görüşmelerinin dinlenildiği, anılan mahkeme

kararında iletişimin tespiti ve kayda alınması tedbirine esas olmak üzere,

şüphelilerin suç işlemek amacıyla örgüt kurdukları şüphesine ve soruşturma

konusu olayın aydınlatılabilmesi için bu aşamada başkaca delil elde etme imkânı

bulunmadığı gerekçesine yer verildiği, 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesinde,

iletişimin denetlenmesi tedbiri karşısında kişilerin özel hayatlarının ve

haberleşme hürriyetlerinin korunması bağlamında yeterli güvencelere yer

verildiği, başvurucu hakkında anılan Kanun'un 135. maddesinde sınırlı sayıda

sayılmış olan suç isnadı dolayısıyla iletişimin denetlenmesi tedbirine

başvurulduğu (bkz. § 10) ve üç aylık bir süreyle sınırlı olacak şekilde ilgili

tedbire hükmedilmiş olduğu nazara alındığında, başvurucunun Anayasa'nın 22.

maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine

yönelik iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın “başvuru yollarının tüketilmemesi”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına,

4/2/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Hilmi YILDIZ Vekili : Av. Coşkun ATILĞAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/299, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. Kişi özgürlüğü ve
  16. B. Yargılama giderlerinin
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/299
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8735
  • Yunus Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/4383)
  • Ferit Tetik Başvurusu (B. No: 2013/9807)
  • Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/7732)
  • Zeyni Arat Başvurusu (B. No: 2013/3951)
  • Cemal Çamlı Başvurusu (B. No: 2013/2173)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.