İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Süleyman Üstün Başvurusu (B. No: 2013/6767)

1. Başvuru, taşınmazın tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi

Başvuru No2013/6767Tarih4 Şubat 2016Okuma27 dk · 5.393 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Süleyman Üstün Başvurusu

Karar tarihi
4 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/6767
R.G. Tarih ve Sayı
18/3/2016-29657
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.393 kelime·27 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi

üzerine İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açılan iptal davasının reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkı ile eşitlik ilkesinin, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/8/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 26/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 10/12/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

18/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 30/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. İstanbul ili Kadıköy ilçesi Bostancı Mahallesinde bulunan 703

ada 19 parsel numaralı taşınmaz, tapuda Todori kızı

Atina adına kayıtlı iken Kadıköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 5/3/1984 tarihli

ve E.1975/884, K.1984/128 sayılı kararı gereğince Tapu Müdürlüğünce 1/10/1985

tarihinde Maliye Hazinesi adına tescil edilmiştir.

9. Başvurucuların miras bırakanı Satı Üstün, bu taşınmazda

bulunan gecekondusu için 10/6/1983 tarihinde, 24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı

İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785

Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi

Hakkında Kanun kapsamında imar affı başvurusu yapmıştır.

10. Millî Emlak Müdürlüğü tarafından 22/10/1987 tarihinde bu

taşınmaz için, anılan Kanun’a göre “tapu tahsis belgesi” düzenlenerek

başvurucunun miras bırakanına verilmiştir. Anılan “tapu tahsis belgesi” Tapu

Müdürlüğü tarafından 3/11/1987 tarihinde, taşınmazın tapu kaydının beyanlar

hanesine işlenmiştir.

11. Başvurucu 16/9/1998 tarihinde tapu tahsis belgesi karşılığı

olarak 318.000 TL (eski TL ile) ödemiştir.

12. Tapu tahsis belgesi verilen taşınmazdaki bina, Kadıköy

Belediyesince yapılan imar uygulaması sonucu aynı Mahalle 2890 ada 2 parsel

sayılı taşınmazda kalmıştır.

13. İstanbul Defterdarlığının (Defterdarlık) 7/5/2002 tarihli

yazısı ile tapu tahsis belgesinin iptal edildiği başvurucu ve diğer mirasçılara

bildirilmiştir.

14. Başvurucu, Defterdarlık aleyhine 15/10/2002 tarihinde

İstanbul 6. İdare Mahkemesinin (Mahkeme) E.2002/1612 sayılı dosyasında açtığı

davada, tapu tahsis belgesinin iptaline ilişkin Defterdarlığın 7/5/2002 tarihli

işleminin yürütmesinin durdurulmasını ve iptalini talep etmiştir.

15. Mahkemenin 27/6/2003 tarihli ve E.2002/1612 sayılı kararı

ile 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen şartların birlikte gerçekleştiği

gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verilmiştir.

16. Mahkeme, 26/4/2004 tarihli ve E.2002/1612, K.2004/581 sayılı

karar ile davanın kabulüne ve davaya konu tapu tahsis belgesinin iptaline dair

işlemin iptaline karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...davacının gecekondusunun bulunduğu

alana ilişkin Kadıköy Belediyesince yapılan ikinci şuyulandırma

işleminin yoldan ihdas edilerek belediye adına tescil edilen parsellere ilişkin

kısmının İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 28/2/1997 tarihli ve E.1997/823,

K.1997/158 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, davalı idarece davacıya

ait gecekondunun da imar uygulaması ile önce yol alanı, ikinci imar uygulaması

ile belediye adına tescil edilen alan üzerinde bulunduğu, dava konusu taşınmazın

konut alanında kalmakta olup, yapılaşma şartlarının Taks:

0,25 Kaks: 2,07 H: Serbest olarak düzenlendiği, bu

durumun 2981/3290 sayılı yasanın 20. maddesine, amacına ve yargı kararlarına

aykırılık teşkil ettiğinden bahisle davacıların murisi adına düzenlenen tapu

tahsis belgesinin iptali yönünde işlem tesis edildiği anlaşılmaktadır.

...

Uyuşmazlıkta davacıya ait gecekondunun

bulunduğu alan anılan idare mahkemesi kararı kapsamında bulunan alan içinde yer

almadığı gibi, imar planının yapımı ve yürürlüğe girmesinde herhangi bir yetki

ve sorumluluğu bulunmayan ve yasada öngörülen azami yüksekliği aşan yükseklikte

yapı yaptırdığı yolunda bir saptamada bulunmayan davacıların murisi adına

düzenlenen tapu tahsisbelgesinin anılannedenlerle

iptal edilmesinde mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

..."

17. Kararın temyizi üzerine Danıştay Altıncı Dairesinin 6/3/2007

tarihli ve E.2004/8054, K.2007/1306 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır. Ancak

davalı taraf karar düzeltme isteminde bulunmuş, aynı Dairenin 2/3/2009 tarihli

ve E.2007/9794, K.2009/1912 sayılı ilamıyla "....

dava konusu gecekondu için imar affı başvurusunun

yapıldığı tarih itibariyle taşınmazın, özel bir şahsa ait olup olmadığı, özel

şahıs adına kayıtlı ise, 2981 sayılı Yasa'nın 10. maddesinin (a) bendi kapsamında

değerlendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı incelenerek, tapu tahsis

belgesinin iptaline ilişkin işlem hakkında yeniden karar verilmesi

gerekmektedir." gerekçeleriyle

karar

düzeltme isteminin kabulüne, onama kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına

karar verilmiştir.

18. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme,

24/9/2009 tarihli ve E.2009/798, K.2009/1482 sayılı kararı ile davanın reddine

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"... davacı tarafından 2981 sayılı Kanun

uyarınca af başvurusunun 10/6/1983 tarihinde yapıldığı, bu tarih itibariyle

taşınmazın Todori kızı Atina adına kayıtlı olduğu

anlaşılmaktadır.

Bu durumda, dava konusu gecekondu için imar

affı başvurusu yapıldığı tarih itibariyla taşınmazın

özel bir şahsa ait olduğu hususu karşısında 2981 sayılı Kanun'un 10/a maddesi

kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığından tesis edilen dava konusu

işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

..."

19. Temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü

Dairesinin 11/4/2012 tarihli ve E.2011/7049, K.2012/2637 sayılı ilamıyla hükmün

onanmasına karar verilmiştir.

20. Karar düzeltme istemi, Danıştayın

aynı Dairesinin 18/6/2013 tarihli ve E.2012/10379, K.2013/5009 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

21. Karar başvurucu vekiline 26/7/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 23/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

23. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

verme” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“a) Bu Kanun

hükümlerine göre hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar Genel

Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu sahiplerince

yapılmış yapılar, 12 nci madde hükümlerine göre

tespit ettirildikten sonra, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer hak sahibine

tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde

gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir.

Tapu tahsis belgesi, ıslah imar planı veya

kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerine verilecek tapuya esas

teşkil eder.”

24. 2981 sayılı Kanun’un “Tapu

tahsis belgesi verilen gecekondular” kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

“Tapu tahsis belgesi verilen gecekondular

hakkında aşağıdaki uygulamalar yapılır.

a) (Değişik :

22/5/1986 - 3290/6 md.) Bu Kanun gereğince arsa

tahsis edilecek kimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun

oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya

bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak

kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir.

b) (Değişik :

22/5/1986 - 3290/6 md.) Hazine, belediye, il özel

idarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun

uyarınca mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları

ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine

aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa

veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli 4/11/1983 tarih ve

2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve 3016 sayılı Kanuna göre tespit edilir.

…

c) (Değişik:22/5/1986 -

3290/6 md.) Islah imar planları belediye veya

valiliklerce mümkün olduğu kadar fiili durum dikkate alınarak ve yapılanma

şartları da belirlenerek yapılır veya belediye veya valiliklerce Yeminli Özel

Teknik Bürolara yaptırılır. En geç (1) ay içinde belediye meclislerince kabul

edilenler belediye meclislerince, büyük şehir yönetiminde ilçe belediye

meclislerince Kabul edilenler ilçe belediye meclislerince, il idare

kurullarınca kabul edilenler valilikçe tasdik edilerek yürürlüğe girer. Bu planların

tescili de (1) ay içinde ivedilik ve öncelikle yapılır.

İmar planı olan yerlerde mevcut imar planları

gerektiği takdirde ıslah imar planları şeklinde yeniden düzenlenir.

…”

25. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,

49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu,

i. 1987 yılında miras bırakanına verilen tapu tahsis

belgesinin 2002 yılında bir sebep gösterilmeden iptal edildiğini, anılan idari

işlemin iptali istemiyle açtığı davanın ise imar affı kapsamında yaptığı

başvuru tarihinde söz konusu taşınmazın Hazine adına kayıtlı olmadığı

gerekçesiyle reddedildiğini,

ii. Özel kişinin mülkiyetinde bulunan bir taşınmaza tapu

tahsis belgesi verilmesinde idarenin kusurunun bulunduğunu, idarenin kendi

ihmal ve kusuruna dayalı olarak tapu tahsis belgesini iptal edemeyeceğini,

kendisiyle benzer durumda bulunan kişilere tapularının verildiğini,

iii. Ayrıca açtığı davanın yaklaşık 11 yıl gibi makul olmayan

bir sürede tamamlandığını ifade etmiştir.

28. Başvurucu bu nedenlerle, Anayasa'nın 10., 35. ve 36.

maddelerinde tanımlanan eşitlik ilkesi ile mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi tazminat talep etmiştir

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu mülkiyet hakkı ile bağlantılı

olarak eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmekle birlikte,

başvurucunun hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığına dair somut

bir bilgi veya belge sunmadığı görülmektedir. Bu nedenle başvurucunun

belirtilen ihlal iddiaları, mülkiyet ve makul sürede yargılanma hakları

kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlaline İlişkin İddia

30. Başvurucu Kadıköy ilçesinde bulunan taşınmaz üzerindeki

binanın miras bırakanına ait olduğunu, 1987 yılında da kendisine tapu tahsis

belgesi verildiğini, ancak Defterdarlıkça bir sebep gösterilmeden tapu tahsis

belgesinin iptal edildiğini, anılan işlemin iptali amacıyla İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde açtığı davanın ise reddine karar verildiğini, böylece tapu tahsis

belgesi olan taşınmazın elinden alındığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık, görüş yazısında Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) sadece mevcut mülkü ve varlıkları koruduğunu, bir

kişinin sahip olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkının -bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- bu korumadan yararlanamayacağını,

başvurucuya verilen tapu tahsis belgesinin tapu senedi olmadığını, dolayısıyla

mülkiyet hakkı sağlamadığını; somut olayda taşınmaz, af başvurusu tarihi

itibarıyla Hazine adına değil, özel kişi adına kayıtlı olduğu için başvurucu

tarafından açılan davanın reddedildiğini, başvurucunun miras bırakanının tapu

tahsis belgesi alırken belirlenen bedeli ödediğini belirterek başvurucunun

miras bırakanına verilen tapu tahsis belgesinin iptali nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespitinde bu hususların da gözetilmesi

gerektiğini bildirmiştir.

32. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyanında, yasal koşulları

oluştuğu halde tapunun verilmediğini ve tapu tahsis belgesinin keyfi olarak

iptal edildiğini belirtmiştir.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

35. Belirtilen hükümler uyarınca bir anayasal hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi

için başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olması ve Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına

temel alınan hakkın kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunması

gerekir (Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 31).

36. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

37. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

38. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğine kuşku yoktur.

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren

başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30,

31).

39. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için "sahip olunan bir mülk"e

müdahale edilmesi gerekmektedir (Selçuk

Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

40. Sahip olunan mülk kavramı, Sözleşme ve Anayasa'daki

düzenlemeler açısından özerk bir kavram olarak ele alınıp incelenmektedir.

Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmeler gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarak

değerlendirilmektedir (Depalle/Fransa, B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62;Selçuk Emiroğlu, § 27).

41. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip olunan bir

mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin hâlihazırda sahip

olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati

ne kadar güçlü olursa olsun- mevcut mülke sağlanan bu korumadan

yararlanamayacaktır (Murat İslamoğlu,

B. No: 2013/614, 25/6/2014, § 32).

42. Yukarıdaki hususun istisnası olarak belli durumlarda, bir

"ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını

elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa'nın ve Sözleşme'nin

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına

dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir

bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir. (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, § 37).

43. Yukarıda belirtildiği üzere mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu,

en azından meşru bir beklenti kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğunu

kanıtlaması gerekmektedir. Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının değerlendirilebilmesi için öncelikle mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilecek

bir hakkının mevcudiyetinin tartışılması gerekmektedir.

44. Başvuru konusu olayda taşınmazın tapuda Hazine adınakayıtlı olduğu hususunda şüphe bulunmamaktadır.

Bununla birlikte başvurucunun miras bırakanı tarafından 16/9/1988 tarihi itibarıyla

tapu tahsis belgesi için318.000 TL (eski TL ile) (enflasyon oranlarına göregüncellendiğinde yaklaşık 1.919 TL) ödenmiştir. Bu

tutar -başvurucunun sunduğu belgelere göre- taşınmazın tam karşılık değeri

değildir. Ayrıca başvurucunun miras bırakanı ve kendisinin Hazine adına kayıtlı

bu taşınmazı uzun süredir bedelsiz olarak kullanmaya devam ettikleri

anlaşılmaktadır. Diğer taraftan başvurucu, iptal edilen tapu tahsis belgesi

için ödenen bedeli geri alamadığı yönünde şikâyette de bulunmamıştır. Öte yandan

başvurucu, tapu tahsis belgesi iptal edilen taşınmaz üzerinde bulunan binanın

yıkımına veya tahliyesine dair bir işlemi de şikâyet etmemiştir. Bu nedenle

somut olayda Anayasa Mahkemesi, şikâyet konusu yapılan tapu tahsis belgesinin

iptali üzerine binanın bulunduğu taşınmazın (arazinin) tapusunun alınamaması

nedeniyle mülkiyetinin ihlal edildiği iddiası ile sınırlı olarak inceleme

yapacaktır.

45. Yargıtay ve Danıştay içtihatlarına göre “tapu tahsis

belgesi”, imar ve gecekondu mevzuatı çerçevesinde; hazine, belediye, Vakıflar

Genel Müdürlüğü ve il özel idarelerinin müstakilen

sahip oldukları taşınmazlar üzerinde 2981 sayılı Kanun'a göre belirlenen

çerçevede ilgili kişilere tanınan ve şahsi hak içeren bir belgedir. Tapu tahsis

belgesi, 4721 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 4721 sayılı Kanun, taşınmazlar

bakımından tapu sicilini ve bu sicile dayalı olarak düzenlenen "tapu senedi"ni esas almaktadır. Bu belge, bir taşınmaz

üzerinde, kişinin mutlak hak sahipliğini gösteren ve herkese karşı ileri

sürülebilen bir hak sağlamaktadır (Ayşe

Öztürk, B. No: 2013/6670, 10/6/2015, § 45).

46. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 8/3/2013 tarihli ve

E.2012/14835, K.2013/3429 sayılı ilamı şöyledir:

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04/12/1996

tarih ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis

belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve

ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Tapu tahsis

belgesinin varlığı tahsis edilen yerin adına tahsis yapılan kişi veya

mirasçıları adına tescili için yeterli değildir.

Tahsis kapsamındaki yerin hak sahibi adına

tescil edilebilmesi için;

-Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu

tahsis belgesinin bulunması,

-Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasa'nın 18.

maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı Yasa ile değişik 2981 sayılı Yasa

uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması,

-İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir

başka yerden tahsis yapılmamış olması,

-Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış

ve imar planına göre konut alanında kalmış olması,

-Tahsise konu yer ile tescili istenilen

taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi

amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması,

-Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması,

ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler

aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek

tevdi mahalline depo edilmiş olması,

-İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı Yasa ile

değişik 2981 sayılı Yasa'nın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı

kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir.”

47. Danıştay Altıncı Dairesinin 11/6/2004 tarihli ve E.2003/685,

K.2004/3717 sayılı ilamı da şöyledir:

“2981 sayılı Yasa'nın gerekçesinde, Yasanın

amacı; ekonomik ve sosyal nedenlerle birer çekim merkezi haline gelen kentlere

akın eden vatandaşların mutlak olan barınak ihtiyaçlarının giderilmesi, imar

mevzuatı ve planlara uygun hale getirilebilecek yapıların belli şartlarda

hukukileştirilmesi olarak belirtilmiştir. Yasa, en temel ihtiyaçlardan biri

olan barınma ihtiyacını dahi karşılayamayacak durumdaki dar gelirli

vatandaşların mağduriyetini gidererek bu durumda olanlara aileleriyle birlikte

barınma olanağı sağlamak için hazine, belediye, il özel idaresi ve vakıf

arazisi üzerine yapılan, barınma amacıyla ya da kısmen barınma kısmen işyeri

olarak kullanılan kaçak yapıları meşrulaştırmıştır.

Bu meşrulaştırma sırasında yasaya özgü olan ve

tapuya esas teşkil ederek hak sahipliğini belirleyecek olan tapu tahsis belgesi

verilmekte ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde

gösterilmektedir.

Bu belge, Medeni Kanunda

tanımlanan tasarruf belgelerinden farklıdır. Mülkiyeti değil, hak sahipliğini

belirlediğinden ve tapuya dönüşünceye kadar işlevi, içinde oturan dar gelirli

ailenin barınma ihtiyacını karşılamak olduğundan bu şekilde tasarruf edilen bir

gecekondunun yıkılması ya da yıkılarak yeniden yapılması tahsisin iptali

sonucunu doğurur ve tapu verilemez. Dolayısıyla tapu tahsis belgesi ile hak

sahibi kabul edilenlerin tasarruf hakları yasanın belirlediği amaçlar

çerçevesinde kısıtlanmıştır.

Bu belirlemeler karşısında, henüz tapuya

dönüşmemiş tapu tahsis belgesi ile tasarruf edilen ve barınma amaçlı

kullanılması gereken gecekondunun, Yasanın öngördüğü amaçlara aykırı olarak

yıkıldığının belirlenmesi üzerine tapu verilmesi isteminin reddedilmesinde

hukuka aykırılık bulunmadığından, İdare Mahkemesince; işlemin iptali yolunda

verilen kararda isabet görülmemiştir.”

48. AİHM’e göre tapu tahsis belgesi

verilen taşınmazlar kamu malı niteliğindedir. Dolayısıyla bu taşınmazların

kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet hakkının kazanılması mümkün değildir.Başvurucuların, tahliye

edilinceye kadar uzun süre taşınmazı kullanmaları mülkiyet hakkının

kazanılmasına gerekçe olamaz. Tapu tahsis belgesi ile mülk sahibi olmanın

şartları olduğundan bu belge şartlı bir hak sağlamaktadır. Bu şartların oluşup

oluşmadığı ise derece mahkemeleri tarafından değerlendirilebilecek bir husustur

(Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,

26/4/2011, § 53).

49. Tapu tahsis belgesi, tapu senedi olmayıp sadece kişinin söz

konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelemektedir. Bu belgenin verilmesi,

belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına gelmemekte ve yetkili

makamlara tapu senedi verme zorunluluğu getirmemektedir. Gerçekten de 2981

sayılı Kanun’un 10. maddesinde bu belgenin, ıslah imar planı

gerçekleştirildikten sonra hak sahiplerine verilecek tapu senedi için esas

teşkil ettiği belirtilmektedir. Tapu tahsis belgesine dayalı olarak tapu kaydı

alınmasının bazı şartları bulunmaktadır. Bu şartların yerine getirilmemesi sebebiyle

tapu kaydı verilmemesi hâlinde sadece bu belgeye dayalı olarak kullanılan

taşınmazın başvurucunun elinden alınması ile alacaklı konuma geldiğinden söz

edilemez. Başvurucu, bu taşınmazla ilgili olarak Sözleşme'yeEk

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında “mülk”ün

varlığını iddia edemez (Anat ve diğerleri/Türkiye,§§ 55, 56).

50. Islah imar planı, düzensiz ve sağlıksız biçimde oluşmuş yapı

topluluklarının veya yerleşme alanlarının, sınırları belli edilmek suretiyle

mevcut durumu da dikkate alınarak dengeli, düzenli ve sağlıklı hâle getirilmesi

amacıyla mevcut haritalar üzerine yapılan ve yapılanma şartlarını da belirleyen

imar planıdır (Ayşe Öztürk, §

50).

51. Tüm bu açıklamalar ışığında başvurucunun, tapu tahsis

belgesine dayalı olarak kullandığı taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkının bulunup

bulunmadığının tespiti gerekir.

52. Somut olayda başvurucuya 22/10/1987 tarihinde Millî Emlak

Müdürlüğü tarafından 2981 sayılı Kanun’a göre “tapu tahsis belgesi”düzenlenerek verilmiş ve 3/11/1987 tarihinde

taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine işlenmiştir. Tapu tahsis belgesine

göre başvurucunun kullandığı binanın, Kadıköy ilçesi Bostancı Mahallesi 703 ada

19 parsel numaralı taşınmazın 318 m2 yüz ölçümlü kısmı

üzerinde bulunduğu, imar uygulaması sonucu 2890 ada 2 parsel sayılı taşınmazda

kaldığı ve bu taşınmaz üzerindeki binanın tek katlı olduğu, taşınmazın

malikinin Maliye Hazinesi olduğu anlaşılmıştır. Taşınmaz üzerinde yapılan

incelemede konut olarak kullanılan binanın 2/6/1981 tarihinden önce yapıldığı

belirlenmiştir.

53. İstanbul Defterdarlığının 7/5/2002 tarihli yazısı ile 2981

sayılı Kanun'un 10. maddesinin (b) bendi uyarınca tapu tahsis belgesinin

iptaline karar verildiği başvurucuya bildirilmiştir. Başvurucu 15/10/2002

tarihinde İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı davada, bu idari işlemin iptali

talebinde bulunmuştur. Mahkemece, başvurucunun murisinin imar affı başvurusu

yaptığı tarih itibarıyla taşınmazın Hazine adına değil, özel kişi adına kayıtlı

olduğu görülmekle 2981 sayılı Kanun'dan yararlanma olanağı bulunmadığından tapu

tahsis belgesinin iptaline dair işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 18). Temyiz üzerine

Danıştay Ondördüncü Dairesince hüküm onanmış ve karar

düzeltme isteminin Danıştayın aynı Dairesi tarafından

reddedilmesi sonucu hüküm kesinleşmiştir.

54. Başvuru konusu olayda tapu tahsis belgesi ile başvurucunun

miras bırakanına tahsis edilen taşınmazın öncesinde Todori

kızı Atina adına kayıtlı iken hükmen Maliye Hazinesi adına tapuya tescil

edildiği anlaşılmıştır. Nitekim tapu tahsis belgesinin taşınmaz maliki

hanesinde bu husus açıkça yazılıdır. Tapu tahsis belgesinin düzenlendiği tapu

kaydının beyanlar hanesine yazılmıştır. Dolayısıyla ortada başvurucu veya miras

bırakanı adına düzenlenen bir tapu kaydı olmadığı açıktır.

55. 2981 sayılı Kanun’un 10. maddesi şöyledir:

“... hazine, belediye, il özel idaresine ait

veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde,

gecekondu sahiplerince yapılmış yapılar, kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yer

hak sahibine tahsis edilir ve bu tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar

hanesinde gösterilerek ilgilisine "Tapu Tahsis Belgesi" verilir. Tapu

tahsis belgesi, ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak

sahiplerine verilecek tapuya esas teşkil eder.”

56. Aynı Kanun’un 13. maddesi şöyledir:

“... hazine, belediye, il özel idarelerine ait

veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün idaresinde olan veya bu Kanun uyarınca

mülkiyetlerine geçen arsa veya araziler üzerinde, ıslah imar planları ile

meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal

ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun

şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak

sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde

başka bir arsa veya hisse verilir. Tahsis edilen arsa veya hissenin bedeli

4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kanun veya 6/6/1984 tarih ve 3016 sayılı Kanuna

göre tespit edilir.”

57. Tapu tahsis belgesi ile başvurucunun miras bırakanının

kullandığı taşınmazın, imar affı başvurusu tarihi itibarıyla tapuda Hazine

adına kayıtlı olmayıp özel bir kişi adına kayıtlı olduğu Derece Mahkemelerinin

kararlarından anlaşılmaktadır.

58. 2981 sayılı Kanun’un 10. maddesinde “hazine, belediye, il özel idaresine ait veya Vakıflar

Genel Müdürlüğünün idare ettiği arsa veya araziler üzerinde, gecekondu

sahiplerince yapılmış yapılar” için tapu tahsis belgesi

verilebileceği açıkça düzenlenmiştir.

59. Tapu tahsis belgesi ile başvurucunun miras bırakanının

kullanımına bırakılan taşınmazın imar affı başvurusu tarihi itibarıyla özel bir

kişi adına tapuda kayıtlı olduğu, sonrasında hükmen Maliye Hazinesi adına

tapuya tescil edildiği ve başvurucu ile miras bırakanı adına tapu kaydının

bulunmadığı, taşınmazın imar affı başvuru tarihinde Hazine adına kayıtlı

olmayıp özel bir kişi adına tapuda kayıtlı olduğu için 2981 sayılı Kanun’un bu

taşınmaz yönünden uygulanamayacağı, taşınmazın Hazine adına tapuya tescilli olması

nedeniyle zamanaşımına dayalı olarak da mülkiyetin kazanılamayacağı

anlaşılmaktadır. Tapu tahsis belgesinin koşullu olarak kullanım hakkı

sağladığı, başvurucunun somut davasında ise bu koşulların oluşmadığı,

dolayısıyla mevcut koşullarda başvurucuya tapu senedi verilmesini sağlayan bir

kanun hükmü veya yerleşik içtihat da bulunmadığı, başvurucunun bunu Mahkeme

önünde ispat da edemediği hususları dikkate alındığında başvurucunun, meşru

beklenti kapsamında dahi bir hak veya alacağının olmadığı anlaşılmaktadır.

60. Bu durumda başvurucuyu, taşınmazın mülkiyetini elde etme

konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek bir kanun

hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihat da bulunmadığından başvurucunun,

Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin korumadan

yararlandırılması mümkün değildir (Ayşe

Öztürk, § 60).

61. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, tapu tahsis belgesi

verilen taşınmaza ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren

korunmaya değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

62. Başvurucu ayrıca tapu tahsis belgesinin iptaline dair idari

işleme karşı açtığı davada yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı

gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

64. Başvurucu İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açtığı idari

işlemin iptaline dair davanın makul olmayan bir sürede sonuçlandığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

65. Bakanlık görüş yazısında,benzer

bir olaya ilişkin daha önce görüş bildirildiğinden bu konuda yeniden görüş

bildirilmesine gerek görülmediği belirtmiştir.

66. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundaki

beyanlarını tekrar etmiştir.

67. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü

Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.

maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

68. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın

hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın

süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

69. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince

"kamu hukuku" alanına dâhil olan ancak sonucu itibarıyla özel

nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları

konu alan davalar da Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesinin

koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilen düzenlemelerde yer verilen

güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararın

iptali talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın

başvurucunun miras bırakanına verilen tapu tahsis belgesinin idarece iptal

edilmesi üzerine söz konusu idari işlemin iptali istemini konu alan bir uyuşmazlık

olduğu görüldüğünden somut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri

konu alan bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

70. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

15/10/2002'dir.

71. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut

başvuru açısından bu tarih, İstanbul 6. İdare Mahkemesince verilen hükmün

onanmasına dair ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Danıştay Ondördüncü Dairesince reddedildiği 18/6/2013'tür.

72. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

15/10/2002 tarihinde İstanbul 6. İdare Mahkemesinde açılan ve başvurucunun,

tapu tahsis belgesinin iptali işleminin iptali istemini konu alan davada

Mahkemece, tarafların dilekçeleri ve delillerin toplanması sonucu 26/4/2004

tarihli kararla davanın kabulüne karar verildiği, temyiz edilen kararın

Danıştay Altıncı Dairesinin 6/3/2007 tarihli ilamı ile onandığı ancak karar

düzeltme isteminin aynı Dairenin 2/3/2009 tarihli ilamı ile kabul edilerek

hükmün bozulmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmesi sonrasında Danıştay

Ondördüncü Dairesinin 11/4/2012 tarihli kararı ile

İlk Derece Mahkemesi kararını onadığı, karar düzeltme talebinin de aynı

Dairenin 18/6/2013 tarihli kararı ile reddedilmesi sonucu İlk Derece Mahkemesi

kararının kesinleştiği ve yargılamanın bu tarih itibarıyla sonlandığı

görülmektedir.

73. İlgili yargılama evrakının incelenmesi neticesinde başvuruya

konu yargılama sürecinin idari yargı makamları nezdinde sürdüğü görülmekle 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama faaliyetinin söz

konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil uyuşmazlıkları konu alan yargılama

faaliyetleri için geçerli usule ilişkin genel hükümler içeren 2577 sayılı

Kanun’un muhtelif maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 25).

74. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alan

uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığı

yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yer

verilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısal

sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde

geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu

anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların

makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer

alan usul hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§ 54-60).

75. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında 2577

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin

somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön

bulunmadığı ve yaklaşık on yıl sekiz ay süren yargılama sürecinde makul olmayan

bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

76. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50.

Maddesi Yönünden

77. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

78. Başvurucu başvuru formunda makul sürede yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlali iddiaları nedeniyle tazminat talebinde bulunmuş,

eksiklik bildirimi üzerine verdiği cevap dilekçesinde de maddi zararlarının

karşılığı olarak 1.600.000 TL tazminat talebinde bulunmuştur.

79. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 13.900 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.

80. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddianın kabul

edilemez olduğuna karar verildiğinden ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmakla beraber başvurucu tarafından ileri sürülen zarar

ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya net 13.900 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE,

4/2/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

1. Başvurucu başvuru formunda adil yargılanma ve mülkiyet

hakları nedeniyle uğradığı zararların tazminini talep etmiş, ancak talep ettiği

tazminatın türünü ve miktarını belirtmemiştir. Bu nedenle istediği tazminatın

türü ile miktarını açıklaması ve tazminata ilişkin dayandığı delillerini ibraz

etmesi için eksiklik bildirim yazısı tebliğ edilmiş, başvurucu tarafından

4/11/2013 tarihli dilekçe ile verilen cevapta, 1.600.000 TL tutarındaki maddi

zararının tazmin edilmesi talep edilmiştir.

2. Gerek başvuru formunda gerekse de eksiklik bildirimine

verilen cevap dilekçesinde, başvurucunun herhangi bir manevi tazminat talebinde

bulunmadığı, manevi bir zararının bulunduğundan da söz etmediği açık olarak

görülmektedir.

3. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 84.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesine göre Anayasa Mahkemesi talep sonuçlarıyla

bağlı olup; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.

4. Başvurucunun anayasal haklarının ihlali nedeniyle tazminat talep

etmesi üzerine başvurucuya eksiklik bildirim yazısı tebliğ edilerek, tazminat

talebini türü ve miktarı yönünden açıklığa kavuşturması istenilmiş, başvurucu

da "sonuç olarak 1.600.000 TL maddi

tazminat" talebinde bulunduğunu ifade etmiş, başvuru formundaki

eksikliği bu şekilde gidererek tazminat talebine miktar ve türünü belirtmek

suretiyle açıklık getirmiştir. Başvurucunun eksiklik bildirimi dilekçesiyle

tazminat talebini açıklığa kavuşturması karşısında, en baştan beri manevi

tazminat talebi bulunmadığına göre, manevi tazminata hükmedilmemesi için bir

feragat gerektiğindensöz edilmesi de mümkün değildir.

Aksine bir yorumun yapılan eksiklik bildirimini işlevsiz hale getireceği de

kuşkusuzdur. Kendisini bir avukat ile temsil ettiren başvurucunun eksiklik

bildiriminin anlam ve amacını öngörerek beyanda bulunduğu dikkate alındığında,

başvurucunun talep ve beyanlarıyla sınırlı olarak karar verilmesi gerektiği

açıktır.

5. Bu durumda, başvuru konusu olayda başvurucu, adil yargılanma

ve mülkiyet haklarının ihlali nedeniyle tazminat talebinde bulunmuş, tazminatın

türünü ve miktarını açıklaması istenildiğinde de talebini miktarını da

belirttiği maddi tazminat ile sınırlı tutmuştur.Dolayısıyla

başvurucu en baştan beri manevi tazminat talep etmemiştir.

6. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkının ihlali nedeniyle kendisine manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi

yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Süleyman ÜSTÜN

Vekili

:

Av. Günay

ÇELİK

Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6767, 4 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Karşı Oy Gerekçesi
  14. Gökcan
  15. Çelik
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6767
Tarih
4 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • K.m. ve M.m. Başvurusu (B. No: 2013/8183)
  • Hilmi Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/299)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/8735
  • Yunus Kalkan Başvurusu (B. No: 2013/4383)
  • Ferit Tetik Başvurusu (B. No: 2013/9807)
  • Mehmet Hanif Arıkan Başvurusu (B. No: 2013/7732)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.