İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cengiz Topel Çelikoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8049)

1. Başvuru; vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında

Başvuru No2013/8049Tarih18 Şubat 2016Okuma30 dk · 6.063 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cengiz Topel Çelikoğlu Başvurusu

Karar tarihi
18 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/8049
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.063 kelime·30 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında

usul kurallarına aykırı işlemler tesis edilmesi, mahkeme ve Yargıtay

kararlarının yetersiz gerekçeye dayanması, temyiz aşamasında duruşma talebi

olmasına rağmen bu talebe ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmaması,

yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması ve mevcut kanuni düzenlemeye rağmen

bölge adliye mahkemelerinde istinaf incelemeleri henüz başlamadığı için kanun

yolu denetiminde etkin bir hukuki koruma sağlanamaması nedenleriyle adil

yargılanma ve üç dereceli yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/11/2013 tarihinde İstanbul 22. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 4/6/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; 26/10/2007 tarihinde Bakırköy 11. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında,

davalılar ile arasında tanzim olunan 1/1/1987 başlangıç 25/12/2000 imza tarihli

vekâlet ücret sözleşmesi kapsamında davalıların kök murisi A.N.İ.nin

terekesinin davalılar adına intikali ve yine davalılar murisi D.İ.nin terekesinin tasfiyesi kapsamında işlemler takip

ettiğini, ancak 4/9/2007 tarihli azil işlemi ile vekâlet ilişkisinin son

bulduğunu, ardından 6/9/2007 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile o güne kadar

davalılar adına yapmış olduğu işlemler neticesinde almaya hak kazandığı vekâlet

ücretlerinin ödenmesine dair müzakere talebinde bulunduğunu ancak talebin

yanıtsız bırakıldığını, bu defa murisler A.N.İ. ve D.İ. terekesinde davalılar

adlarına intikal eden ve edecek değerler üzerinden hesaplanacak %15 oranında

ödenmesi kararlaştırılan vekâlet ücret alacağı olan 58.750 TL’nin ödenmesi için

5/10/2007 tarihinde ihtarda bulunduğunu, bu ihtarın da karşılıksız kaldığını

belirtmiş; bu nedenle vekâlet sözleşmesinden doğan alacağın tespiti ile fazlaya

ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 58.750 TL avukatlık ücretinin

davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

8. Davalı taraf; başvurucunun iddialarına karşı davanın yerinde

olmadığını, yapılan vekâlet sözleşmesinin Avukatlık Ücret Tarifesine uygun

olmadığını, bu nedenle aleyhlerine açılan davanın reddedilmesi gerektiğini

ifade etmiştir.

9. Yargılamaya Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2007/966

sıra sayısında başlanmış, 18/7/2008 tarihli celsede davalı tarafın tanığı

dinlenmiş, başvurucu ise tanık dinleme işlemine muvafakatının

bulunmadığını zapta geçirtmiştir.

10. Aynı celsede Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesi,

başvurucunun delil listesinde belirttiği ancak eksik olduğu tespit edilen

delillerin toplanması yönünde karar vermiştir.

11. Sonraki celse olan 21/10/2008 tarihli celsede ise Bakırköy

11. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucunun eksik delilleri konusunda ilgili

yerlere müzekkere yazılmasına karar vermiştir.

12. Yargılamanın ilerleyen safhalarında 16/3/2010 tarihli

celsede, başvurucunun 21/10/2008 tarihli dilekçesi ile sunduğu dava konusuna

yönelik görülen bir adet ödeme makbuzunun dava dosyasına konulmasına, söz

konusu makbuz da gözetilerek ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir.

13. Yargılama boyuncadeliller

toplanmış, dava konusu ile ilgili görülen birtakım dava dosyaları incelenmiş,

tanık dinlenmiş, bilirkişi raporları ve ek raporlar aldırılmıştır.

14. Bu kapsamda Avukat bilirkişi K.K. tarafından başvurucunun

bakiye vekâlet ücreti alacağı bulunduğu yönünde düzenlenen 25/1/2010 tarihli

rapor İlk Derece Mahkemesine sunulmuş, tarafların rapora itirazları üzerine

aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş,düzenlenen ek raporda da başvurucunun

vekâlet ücreti alacağı olduğu yönünde görüş bildirilmiştir.

15. Sunulan ek rapora da taraflarca itirazlarda bulunulması

üzerine Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesi, 17/6/2010 tarihli oturumda

dosyanın yeniden bilirkişiye tevdiine, bilirkişi olarak hukukçu D.D.nin belirlenmesine karar vermiştir.

16. Yargılama sürerken Bakırköy 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin

kapatılması üzerine yargılamaya Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.2010/424 sıra sayılı dosyasında devam edilmiştir.

17. Hukukçu bilirkişi D.D. tarafından hazırlanan rapor

19/10/2010 tarihinde Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulmuş; raporda,

taraflar arasında imzalanan vekâlet ücreti sözleşmesinin kurulduğu tarihte

yürürlükte olan 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2/5/2001

tarihli ve 4667 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 163. maddesi ile

taraflar arasındaki somut olayların özellikleri dikkate alındığında

başvurucunun davalılardan herhangi bir vekâlet ücretialacağı

bulunmadığı yönünde tespit yapılmıştır.

18. Başvurucu, sunulan bilirkişi raporuna itiraz ederek

bilirkişi raporları arasında karşıtlık ortaya çıktığını belirtmiş; bir hukukçu

bilirkişi ve bir hesap bilirkişisi tarafından düzenlenecek yeni bir bilirkişi

raporu aldırılması yönünde talepte bulunmuştur.

19. Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucunun talebi

doğrultusunda 7/6/2011 tarihli ara kararı ile dosyanın tekrar bilirkişiye tevdi

edilmesine karar vermiş, dava dosyası rapor hazırlanmak üzere hukukçu öğretim

üyesi bilirkişi A.A.ya tevdi

edilmiştir.

20. Bilirkişi A.A. tarafından hazırlanan rapor 24/10/2011

tarihinde İlk Derece Mahkemesine sunulmuş; raporda, taraflar arasında

düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesinin 4. maddesinin 1136 sayılı Kanun'un

164. maddesine uygun olmadığı,dolayısıyla

söz konusu sözleşmenin geçersiz olduğu, bu bağlamda daha önce hukukçu bilirkişi

D.D. tarafından düzenlenerek 19/10/2010 tarihinde Mahkemeye sunulan raporun

hukuken daha isabetli olduğu belirtilmiştir.

21. Bilirkişi A.A. tarafından düzenlenen raporun sunulmasının

ardından Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 6/1/2012 tarihli ve E. 2010/424,

K.2011/352 sayılı kararı ile "... Dava

avukatlık ücret alacağından kaynaklı alacak davası olup tarafların

bildirdikleri deliller, yapılan işler ile ilgili dosyalar ve tanıkları

dinlenilmiş, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış, itiraz üzerine uzman

bilirkişi A.A. resen seçilmiş, A.A. vermiş olduğu raporunda, 15/10/2010 tarihli

raporun da uygun olduğunu, bu rapora karşı davalıların itirazının olmadığı,

davacılar vekili yeniden hesaplama yapılmasını talep etmiş ise de önceki

raporların nitelikleri ve olaya uygun oluşları nedeni ile yeniden rapor alınma

talebi kabule şayan görülmediğinden ve yukarıda anlatıldığı üzere raporlar ile

de davacının ücret alacağının olmadığı bildirilmiş olduğundan..." gerekçesine

dayanarak iddia ispat edilememiş olduğundan davanın reddine hükmetmiştir.

22. İlk Derece Mahkemesinin davayı reddetmesi üzerine başvurucu

kararı temyiz etmiş, temyiz dilekçesinde incelemenin duruşmalı olarak yapılması

talebinde bulunmuştur.

23. Temyiz incelemesi sonunda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi,

18/6/2012 tarihli ve E.2012/5459, K.2012/15638 sayılı ilamı ile "... Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı

delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin

takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz

itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA"karar vermiştir.

24. Yargıtay onama ilamı üzerine bu defa başvurucu karar

düzeltme talebinde bulunmuş, bu talep de Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 9/7/2013

tarihli ve E.2012/26331, K.2013/19083 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Kararın

ilgili bölümü şöyledir:

"... Dosyadaki yazılara, mahkeme

kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre HUMK.nun 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE,

..."

25. Başvurucu, karar düzeltme talebinin reddedildiğini

11/10/2013 tarihinde öğrendiğini beyan etmiştir.

26. Başvurucu 1/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

27. 1136 sayılı Kanun'un"Avukatlık ücreti" kenar başlıklı 164. maddesi şöyledir:

"Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan

meblâğı veya değeri ifade eder.

Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya

hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti

olarak kararlaştırılabilir.

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki

mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.

Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti

kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna

bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar

arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin

belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete

ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava

ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını

incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın

emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin

değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti

olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık

asgari ücret tarifesi uygulanır. "

28. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun "Senetle ispat

zorunluluğu" kenar başlıklı 200. maddesi şöyledir:

"(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi,

devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla

yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat

olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan

kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk

Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.

(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci

fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık

dinlenebilir. "

29. 6100 sayılı Kanun’un “Delil başlangıcı” kenar başlıklı 202.

maddesi şöyledir:

“(1)

Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık

dinlenebilir.

(2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına

yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve

kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya

gönderilmiş belgedir.”

30. 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişiye

başvurulmasını gerektiren hâller"kenar başlıklı 266. maddesi

şöyledir:

"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi

gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden,

bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin

gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda

bilirkişiye başvurulamaz. "

31. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi şöyledir:

“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli

Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve

Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve

başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki

hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2)Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama

tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,

kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı

Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin

uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu

mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı

olmayan hükümleri uygulanır. ”

32. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu'nun 275. maddesi şöyledir:

"Mahkeme, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde

bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin

gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda

bilirkişi dinlenemez."

33. 1086 sayılı mülga Kanun'un 288. maddesi şöyledir:

"Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi,

yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin,

yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüzmilyon

lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir.

Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma

(ibra) gibi herhangi bir sebeple dörtyüzmilyon

liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz."

34. 1086 sayılı mülga Kanun'un 289. maddesi şöyledir:

"288 inci madde uyarınca senetle ıspatı

gereken hususlarda yukardaki hükümler hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakatı halinde tanık dinlenebilir. "

35. 1086 sayılı mülga Kanun'un 292. maddesi şöyledir:

"Senetle ispatı lazımgelen hususlarda

tahriri bir mukaddimei beyyine

mevcut olursa şahit istimaı caizdir.

Mukaddimei beyyine müddeabihin

tamamen sübutuna kafi olmamakla beraber bunun vukuuna

delalet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve

vesaiktir."

36. 1086 sayılı mülga Kanun'un 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı

Kanun'un 16. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki 427. maddesi şöyledir:

"... Alacağın tamamının dava edilmiş

olması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü onmilyon lirayı geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu

kadar ki karşı tarafça temyiz yoluna başvurulması halinde, düzenleyeceği cevap

dilekçesinde temyize ilişkin itirazlarını ileri sürmesi mümkündür.

438 inci maddenin birinci fıkrasındaki ikiyüz

milyon liralık duruşma sınırı ile 440 ıncı maddenin

üçüncü fıkrasının birinci bendindeki yüzelli milyon

liralık karar düzeltme sınırının belirlenmesinde yukarıdaki fıkra hükmü kıyasen

uygulanır.

..."

37. 1086 sayılı mülga Kanun'un 5236 sayılı Kanun'un 16. maddesi ileyapılan değişiklikten önceki 438. maddesi şöyledir:

"Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin

feshine veya genel kurul kararlarının iptaline, evlenmenin butlanına veya

feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete, nesebe ve kısıtlamaya ilişkin

davalarla miktar veya değeri ikiyüzmilyon lirayı aşan

alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevap

dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca

bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile

duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması

gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse

duruşma isteği dikkate alınmaz.

...

Duruşma günü belli edilen hallerde Yargıtay, tarafları veya gelen

tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç biri

gelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder.

..."

38. 1086 sayılı mülga Kanun'un 440. maddesinin (I) numaralı

fıkrası şöyledir:

"I. Yargıtay

kararlarına karşı tefhim veya tebliğden itibaren 15 gün içinde aşağıdaki

sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi istenebilir:

1 – Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle- karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp

hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,

2 –

Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,

3 – Yargıtay incelemesi sırasında hükmün

esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.

4 – Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması"

39. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 2. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma,

karar düzeltme ve senetle ispata ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1 Ocak

1990 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Bu uygulama nedeniyle

görevsizlik kararı verilemez."

40. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 3. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma,

karar düzeltme, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında

muhakeme usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar,

1.1.1998 tarihinden itibaren iki, 1.1.2000 tarihinden itibaren dört katı olarak

uygulanır. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı

verilemez."

41. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:

"Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda

duruşma, senetle ispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme

usulünün belirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar; her takvim yılı

başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca

Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında

artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayı aşmayan kısımları

dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı

verilemez.

Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzere

uygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önce

ilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölge

adliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozma kararı üzerine kararı bozulan mahkemece

yeniden bakılan davalarda uygulanmaz."

42. 1086 sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı

Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,

Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce

aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla

yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur."

43. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun

mükerrer 298. maddesi şöyledir:

"...B) Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın

Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devlet

İstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen

ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile

ilân edilir. ..."

44. 17/11/2011 tarihli ve 28115 sayılı Resmi

Gazete'de yayımlanan 410 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu

Genel Tebliği şöyledir:

"Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298

inci maddesinin (B) fıkrasında “Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme

yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine

göre Türkiye İstatistik Kurumunun Üretici Fiyatları Genel Endeksinde meydana

gelen ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete

ile ilan edilir.” hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranı 2011 yılı için % 10,26 (on virgül yirmi altı) olarak tespit edilmiştir.

Bu oran, aynı zamanda 2011 yılına ait son geçici vergi dönemi için de

uygulanacaktır.

..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 18/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; 26/10/2007 tarihinde Bakırköy 6. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasına ilişkin

yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesince delil listesinin sebepsiz ve

usulüne aykırı olarak kabul edilmediğini, kanuni delil ikamesi gereken

savunmalar hakkında muvafakat etmediği hâlde tanık dinlendiğini ve fiilî

meseleye ilişkin avukatlık hizmetinin ifasına yönelik işlemlerin izahı ve avukatlık

ücret hesabı dışında görevi olan hukuki mesele konusunda bilirkişiden görüş

istendiğini, bu suretle yargılamanın usul kurallarına aykırı olarak

yapıldığını, delil celp taleplerinin zamanında karara bağlanmaması ve davalı

tarafın yersiz mehil taleplerinin kabul edilmesi sureti ile de yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay

kararlarının yetersiz gerekçelere dayandığını, temyiz aşamasında duruşma talebi

olmasına rağmen bu talebine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığını ve

mevcut kanuni düzenlemeye karşın bölge adliye mahkemelerinde istinaf

incelemeleri henüz başlamadığı için hem somut olay denetiminin hem de hukukilik

denetiminin yapılma olanağının bulunmadığını belirterek adil yargılanma

hakkının ve üç dereceli mahkeme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

ihlallerin tespit edilmesini, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini

ve manevi zararlarının tazminine hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

48. Başvurucunun, İlk Derece Mahkemesince delil listesinin

sebepsiz ve usulüne aykırı olarak kabul edilmediği, kanuni delil ikamesi

gereken savunmalar hakkında muvafakat etmediği hâlde tanık dinlendiği ve fiilî

meseleye ilişkin avukatlık hizmetinin ifasına yönelik işlemlerin izahı ve

avukatlık ücret hesabı dışında görevi olan hukuki mesele konusunda bilirkişiden

görüş istendiği yönündeki şikâyetlerinin usul kurallarının hatalı uygulandığı

iddiası kapsamında; İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının yetersiz

gerekçelere dayandığı şikâyetinin ise gerekçeli karar hakkının ihlali iddiası

kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

49. Öte yandan başvurucunun, mevcut kanuni düzenlemeye karşın

bölge adliye mahkemelerinde istinaf incelemeleri henüz başlamadığı için hem

somut olay denetiminin hem de hukukilik denetiminin yapılma olanağının

bulunmadığı, temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen bu talebine

ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığı ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığı şikâyetleri ayrı başlıklar altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Usul Kurallarının

Hatalı Uygulandığına İlişkin İddia

50. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesince delil listesinin sebepsiz

ve usulüne aykırı olarak kabul edilmediğini, kanuni delil ikamesi gereken

savunmalar hakkında muvafakat etmediği hâlde tanık dinlendiğini ve fiilî meseleye

ilişkin avukatlık hizmetinin ifasına yönelik işlemlerin izahı ve avukatlık

ücret hesabı dışında hakimin görevi olan hukuki mesele konusunda bilirkişiden

görüş istendiğini, dolayısıyla yargılamanın usul kurallarına aykırı olarak

yapıldığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir."

52. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

53. Somut başvuruda daAnayasa

Mahkemesinin görevi, usul kurallarının uygulanması konusunda derece

mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerini denetlemek olmayıp usule ilişkin

uygulamaların, başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde

(Sözleşme/AİHS) güvence altına alınan hakları yönünden, bir ihlal oluşturup

oluşturmadığının ortaya konulabilmesidir. Bu bağlamda usul kurallarının, hukuki

güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu

adaletin tecelli etmesine hizmet etmesi gerekmektedir.

54. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de bu konuda, usul

kurallarına yönelik iç hukuk düzenlemelerinin yorumlanmasında başlıca görevin

ulusal makamlarda olduğu, bu bağlamda kendisinin yerel mahkemelerin yerini

alamayacağı ve buradaki rolünün yalnızca iç hukuk kurallarının yerel

mahkemelerce yorumlanmasının ortaya çıkardığı sonucun Sözleşme ile olan uyumunu

saptamak ile sınırlı olduğu görüşlerinibenimsemektedir

(Brualla Gomez De La Torre/İspanya, B. No: 26737/95, 19/12/1997, § 31; Péréz De Rada Cavanilles/İspanya,

B. No: 28090/95, 28/10/1998, § 43).

55. Somut olayda Bakırköy 6. Asliye Hukuk Mahkemesi yürüttüğü

yargılama kapsamında 18/7/2008 tarihli duruşma tutanağından tespit edildiği

üzere başvurucunun muvafakatı olmamasına rağmen

davalı tarafın tanığını dinlemiş, başvurucunun delil listesinde bildirdiği

ancak eksik olan delillerin toplanmasına karar vermiş, yargılamanın ilerleyen

aşamalarında resmî kurumlar ile yazışmalar yapmış, dava dosyası ile ilişkili

görülen diğerdava dosyalarını incelemiş, tarafların

talepleri doğrultusunda üç farklı bilirkişiden raporlar ve ek raporlar

aldırmış, söz konusu raporlara ilişkin taraf beyanlarını toplamış ve yargılama

sonunda, üçüncü olarak alınan ve ikinci rapor ile aynı doğrultuda olan

bilirkişi raporunu gözönüne alarak davanın reddine

hükmetmiştir.

56. Başvurucu öncelikle bu süreçte delil listesinin sebepsiz ve

usulüne aykırı olarak kabul edilmediğinden şikâyet etmektedir.

57. Anılan yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde söz

konusu şikâyete yönelik somut bir veriye rastlanmadığı gibi yargılamaya ilişkin

duruşma tutanaklarının tetkikinde, İlk Derece Mahkemesinin 18/7/2008 tarihli

celsede, başvurucunun delil listesinde bildirdiği ancak eksik olan delillerin

toplanması, 21/10/2008 tarihli celsede başvurucunun eksik delillerine yönelik

olarak ilgili yerlere müzekkere yazılması, yine 16/3/2010 tarihli celsede

başvurucunun talebi üzerine başvurucu tarafından sunulan uyuşmazlık konusu ile

ilgili görülen bir adet ödeme makbuzunun dava dosyasına alınması yönünde ara

kararları verdiği görülmekte (bkz. §§ 10-12), bu belirlemeler dışında başvurucu

tarafından da Anayasa Mahkemesine söz konusu şikâyetini somutlaştıran herhangi

bir bilgi veya belge sunulmadığı, açıklamada bulunulmadığı anlaşılmaktadır.

58. Başvurucu ayrıca aynı yargılama sürecinde, kanuni delil

ikamesi gereken savunmalar hakkında muvafakat etmediği hâlde tanık dinlendiğini

ileri sürmüştür.

59. Bu kapsamda yapılan incelemede ise İlk Derece Mahkemesinin,

18/7/2008 tarihli oturumda davalı tarafın tanığını, başvurucunun muvafakat

etmemesine rağmen dinlediği (bkz. § 9) ancak bu dinlemenin, yargılamanın bu

safhasında yürürlükte bulunan 1086 sayılı mülga Kanun'un 292. maddesinde yer

verilen, senetle ispatı gereken bir hususta yazılı delil başlangıcının varlığı

hâlinde, karşı tarafın muvafakatı olmasa dahi tanık

dinlenebileceğine yönelik düzenleme bağlamında bir dinleme olduğu, dolayısıyla

şikâyet edilen tanık dinleme işleminin usul kurallarına herhangi bir aykırılık

içermediği tespit edilmiştir.

60. Başvurucu, söz konusu yargılama sürecinin usul kurallarına

aykırı olarak yapıldığı şikâyetleri dâhilinde son olarak, fiilî meseleye

ilişkin avukatlık hizmetinin ifasına yönelik işlemlerin izahı ve avukatlık

ücret hesabı dışında hakimin görevi olan hukuki mesele

konusunda bilirkişiden görüş istendiğinden şikâyet etmiştir.

61. İlgili şikâyetin incelenmesi neticesinde ise somut yargılama

faaliyeti dâhilinde İlk Derece Mahkemesince, tarafların iddiaları ve talepleri

doğrultusunda üç ayrı bilirkişiden bilirkişi raporları ve bunlara ek raporlar

alındığı, yargılamanın her safhasında söz konusu raporların taraflara

iletildiği ve tarafların raporlara karşı beyanlarının alındığı, birinci ve

ikinci bilirkişi raporları arasında dava konusu vekâlet ücret sözleşmesinin

geçerliliği hususunda ihtilaf oluşması nedeniyle, ihtilafı gidermek üzere

üçüncü olarak alınan bilirkişi raporunun da vekâlet ücret sözleşmesinin

geçersiz olduğu yönünde ikinci bilirkişi raporu doğrultusunda tespitler

içerdiği, söz konusu süreçlerde başvurucunun, alınan raporların inceleme konusu

üzerinde herhangi bir itirazının olmadığı, yargılamanın sonunda İlk Derece

Mahkemesinin, ikinci ve üçüncü bilirkişi raporları doğrultusunda davanın reddine

hükmettiği ve bu hükmün Yargıtay denetiminden geçerek onandığı hususları gözönüne alınıp yargılama süreci bir bütün olarak

değerlendirildiğinde bu şikâyetin, başvuruya konu edilen yargılamanın adil

olarak sonuçlanması üzerinde etkili olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun bireysel başvuruya konu

ettiği yargılama sürecinin usul kurallarına aykırı olarak yürütüldüğü iddiası

yönünden yapılan incelemede, yargılama sürecinde herhangi bir keyfîliğin ya da usul kurallarını ihlal eden eden bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Dolayısıyla

söz konusu iddia açısından açık ve görünür bir ihlal olmadığı anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

63. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının

yetersiz gerekçelere dayandığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

64. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır."

65. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

66. Ancak derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara

yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri

kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu hususa

belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri

sürülen iddiaların zımnen reddi yeterli olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

67. Öte yandan temyiz mercinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararını uygun bulması halinde bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada

önemli olan husus, temyiz mercinin bir şekilde

temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin

kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

68. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, yargılama sürecinde

tarafların taleplerini dikkate alarak bilirkişi raporları ve bunlara ek

raporlar aldırmış; yargılama sürecinin sonunda üçüncü kez alınan bilirkişi

raporunun, ikinci bilirkişi raporunu doğruladığını, söz konusu rapora davalı

tarafın itirazının olmadığını, başvurucunun ise yeniden hesaplama talep

etmesine rağmen önceki raporlar doğrultusunda yeni bir rapor alınmasına gerek

olmadığını belirtmiş; bu bağlamda bilirkişi raporları ile başvurucunun ücret

alacağının olmadığının ortaya konulduğunu ifade etmiş ve bu tespitlere

dayanarak iddianın ispat edilemediği kabulü üzerinden hareketle davanın reddine

hükmetmiştir (bkz. § 21). Yargıtay tarafından da İlk Derece Mahkemesince

verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek

hüküm onanmış,karar düzeltme

istemi de Kanun’da sayılan hâllere uygun bulunmayarak reddedilmiştir. (bkz. §§ 23, 24). Dolayısıyla somut olayda Mahkeme ve Yargıtay

kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz edilemez.

69. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurucunun bu yöndeki iddiası da açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

c. Üç Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

70. Başvurucu, kanunla kurulmuş olmasına rağmen bölge adliye

mahkemelerinin faaliyete geçmemesi nedeniyle kanun yolu denetiminde etkin bir

hukuki koruma sağlanamadığını belirterek üç dereceli yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

71. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra AİHS ve Türkiye’nin taraf

olduğu ek protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle

Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

72. Hak arama özgürlüğü Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş

ve anılan maddede hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni

öngörülmemiş ise de Anayasa’nın; mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,

işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören 142. ve

davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade eden 141. maddelerinin,

hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır

(Set Makina Ticaret Ltd. Şti., B.No:2013/816,

6/2/2014, § 46).

73. Anayasa’da, “mahkemelerin

kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin”

kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Buna göre usul kanunlarının Anayasa’ya

uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır (Tufan Şahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, §

19). Anayasa’da tüm mahkeme kararlarına karşı bölge adliye mahkemelerine

başvurulabilmesi hakkını içeren bir kurala yer verilmemiştir.

74. Dolayısıyla başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği bölge

adliye mahkemeleri nezdinde kanun yolu incelemesi ve ardından temyiz incelemesi

yapılması yani üç dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir.

75. Açıklanan nedenlerle söz konusu ihlal iddiasının Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından,

başvurunun bu bölümünün konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Temyiz Aşamasında Duruşma Yapılmamasına

İlişkin İddia

76. Başvurucu, temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen

bu talebine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür.

77. Başvurucunun söz konusu iddiası, yargılama sürecinde temyiz

aşamasında sözlü beyanda bulunmasına imkân tanınmamış olmasına yönelik

olduğundan ilgili iddianın aleni yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

78. 6216 sayılıKanun'un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir."

79. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının

salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara

yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir.

80. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk

devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birini oluşturur. Özellikle

ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması silahların eşitliği

ilkesinin ve savunma hakkının güvencesini oluşturur. Ancak bu her türlü

yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılmasının zorunlu olduğu anlamına gelmez.

Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün

azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve

duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (Musa Yılmaz Acar, B. No: 2013/664,

17/9/2013, § 32).

81. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında “aleni yargılama” hakkının tanınması,

zorunlu olarak “sözlü yargılama” hakkını

da içerir. Bununla birlikte Sözleşme’nin bu maddesinde yer alan söz konusu

yükümlülük mutlak değildir (Adnan Altın,

B. No: 2013/9748, 7/1/2016, § 44).

82. Yargılamada, tarafların şüpheye yer vermeyecek şekilde bu

haklarından vazgeçmesi ve kamu yararının sözlü yargılama yapılmasını gerekli

kıldığı bir durumun bulunmaması hâlinde duruşma yapılmayabilir. Vazgeçmenin,

açıkça veya zımnen yapılması mümkündür. Duruşma yapılmasına ilişkin talebin

sürdürülmemesi ya da hiç ileri sürülmemesi, zımnen vazgeçmeye örnek

gösterilebilir. Bunun yanında dava dosyası ve tarafların yazılı görüşleri

temelinde yeterince çözülemeyen hukuki ve olgusal herhangi bir sorunla

karşılaşılmaması örneğinde olduğu gibi yargılamanın istisnai koşulları da

duruşma yapılmasını gerektirmeyebilir (Adnan

Altın, § 46).

83. AİHM, özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık

olmayan veya olaylarla ilgili hiçbir tartışmanın bulunmadığı, oldukça teknik

davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere

dayanarak, adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma

yapılmasının gerekli olmayabileceğini belirtmiştir (Adnan Altın, § 47).

84. Yargılamaya taraf olan kişilerin hakkaniyetli yargılama

temelinde beyanlarını sözlü vermesinin gerektiği durumlarda sözlü yargılama

yapılmaması yargılamanın bir bütün olarak adil olmasını engelleyebilir.

Dolayısıyla, sadece dosyaya dayanılarak tatmin edici bir çözümün

sağlanamayacağı olaylarda, sözlü yargılamanın yapılması gerekebilir. Sözlü

yargılamaya karar vermede, davaya konu meselelerin çokluğu değil, niteliği önem

kazanacaktır (Adnan Altın, § 48).

85. 1086 sayılı mülga Kanun'un 5236 sayılı Kanun'un 16. maddesi ileyapılan değişiklikten önceki 438. maddesinde, temyiz

incelemesinin kural olarak dosya üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmakla

birlikte sınırlı olarak sayılan bazı istisnai durumlarda temyiz incelemesi için

duruşma açılacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede bu istisnalardan biri

olarak, uyuşmazlık miktarı iki yüz milyon lirayı aşan alacak davalarına ilişkin

temyiz incelemesinin, taraflardan birinin talebi üzerine duruşmalı olarak

yapılması düzenlenmiştir.

86. Anılan Kanun maddesinde yer verilen söz konusu iki yüz

milyon liralık sınır, ilgili maddenin yürürlüğe girdiği tarihte geçerli olan

bir miktar olup bu miktar yine 1086 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi uyarınca

her yıl güncellenmektedir. Bu bağlamda başvurucunun duruşmalı olarak temyiz

talebinde bulunduğu 2012 senesinde söz konusu duruşma sınırı miktarının

güncellenmiş değeri 17.220 TL olmaktadır.

87. Somut olayda bireysel başvuruya konu edilen alacak davasında,

talep olunan 58.750 TL alacak miktarının tamamı İlk Derece Mahkemesince

reddedilmiştir. Bu doğrultuda temyizde duruşma talep edebilme sınırının

hesaplanmasına yönelik 1086 sayılı Kanun'un 5236 sayılı Kanun ile yapılan

değişiklikten önceki 427. Maddesi dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesi

kararına yönelik temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması gerektiği

ortaya çıkmaktadır. Ancak başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunularak

temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de (bkz. § 22),

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin temyiz incelemesini dosya üzerinden yaptığı

anlaşılmıştır.

88. Temyiz yolu ilk derece mahkemesi kararlarına karşı

başvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların, bu

mahkemelerce usulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikle

ilgili vakalara kanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiği

olağan kanun yoludur. 1086 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri de temyiz yoluna

müracaatlarda kural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnai

durumlarda ise duruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kurala

bağlamıştır.

89. 1086 sayılı mülga Kanun'un temyiz yoluna ilişkin hükümleri

incelendiğinde tarafların sınırlı olarak sayılan hâllerde temyiz incelemesinin

duruşmalı olarak yapılmasını talep edebileceklerinin, talep üzerine Yargıtayın duruşma için belirleyeceği günü taraflara tebliğ

edeceğinin, belirlenen günde Yargıtayın tarafları

veya gelen tarafı dinledikten sonra ve eğer taraflardan hiçbiri gelmemiş ise

dosya üzerinden inceleme yapabileceğinin hüküm altına alındığı görülmektedir.

90. Bu açıdan somut olay değerlendirildiğinde dava konusu

uyuşmazlık miktarının temyizde duruşma yapılabilmesi için Kanun'da öngörülen

sınırın üzerinde olduğu ve başvurucunun duruşma yapılması yönündeki talebine

karşın incelemenin dosya üzerinden yapıldığı anlaşılmış ise de başvuru konusu

yargılamanın niteliği dikkate alındığında başvurucunun kişisel özellikleri,

davranışları gibi sözlü yargılamayı zorunlu kılan olguların Yargıtayın

kararını doğrudan etkileme potansiyeline sahip olmadığı, Yargıtayın,

dava dosyasının içeriği, yazılı belgeler ve beyanlara istinaden uyuşmazlığı

hakkaniyete uygun bir şekilde sonlandırma imkânına sahip olduğu, başka bir

ifadeyle, şikâyet konusu temyiz incelemesinin yazılı sunumlar temelinde hüküm

vermeye elverişli bir yapıda olduğu, nitekim Kanunda tarafların duruşmaya

gelmemeleri hâlinde incelemenin dosya üzerinden yapılmasına imkân tanındığı

anlaşılmıştır.

91. Bunların yanında, kanunda tanınmış usule ilişkin bir hakkın

mahkeme tarafından resen kullandırılmamasının, yargılamayı her durumda adil

olmaktan uzaklaştırmayacağı hususu ile birlikte başvurucunun da Anayasa

Mahkemesine, sözlü yargılama yapılması hâlinde daha önce sunduğu belge ve

delillerin dışında yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte, esasa

yönelik hangi beyan veya delilleri sunacağına ilişkin bir açıklamada

bulunmadığı anlaşılmıştır.

92. Açıklanan nedenlerle yargılamanın bütünü gözönüne

alındığında aleni yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlal

bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

e. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

93. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan söz

konusu iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

94. Başvurucu, delil celp taleplerinin zamanında karara

bağlanmaması ve davalı tarafın yersiz mehil taleplerinin kabul edilmesi sureti

ile 26/10/2007 tarihinde açtığı alacak davasının makul sürede sonuçlanmadığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

95. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren Gürdal ve diğerleri, B. No:

2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

96. Başvuru konusu olay, Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan

tazminat davasına ilişkindir. 1086 sayılı mülga Kanun ile 6100 sayılı Kanun'da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen ve medeni hak ve yükümlülükleri konu

alan somut yargılama faaliyetinin makul süre değerlendirmesinde sürenin

başlangıcı, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye

başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri,

§ 50) somut başvuru açısından bu tarih 26/10/2007'dir.

97. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52) somut

başvuru açısından söz konusu tarih karar düzeltme talebinin Yargıtay 13. Hukuk

Dairesince reddedildiği 9/7/2013'tür.

98. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkin

alacak talebi olduğu, 26/10/2007 tarihinde açılan davada İlk Derece

Mahkemesinin esasa ilişkin kararını 6/1/2012 tarihinde verdiği, bu kararın

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 18/6/2012 tarihli ilamı ile onandığı ve karar

düzeltme isteminin de 9/7/2013 tarihinde reddedildiği, böylece İlk Derece Mahkemesi

kararının kesinleşerek yargılamanın sona erdiği anlaşılmıştır.

99. Başvurunun değerlendirilmesi sonucunda başvuruya konu alacak

davasının; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır.

Başvurucuların, tutum ve davranışlarıyla ve usul haklarını kullanırken özensiz

davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da gözlemlenmemiştir.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve yaklaşık altı yıl devam eden yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

100. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

101. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

102. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ve üç dereceli

yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitine, yeniden yargılama yapılmasına,

bölge adliye mahkemelerinin kurulması ve faaliyete geçmesi yönünde idareden

işlem tesisinin istenmesine ve manevi tazminata hükmedilmesine karar

verilmesini talep etmiştir.

103. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

104. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan zararları

karşılığında başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

105. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Usul kurallarının hatalı uygulandığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

3. Üç dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik,

4. Temyiz aşamasında duruşma yapılmaması nedeniyle aleni

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUKLARINA,

5. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Basvurucu

:

Cengiz Topel

ÇELİKOĞLU

Vekili

:

Av. Sema

ASAR ÇELİKOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8049, 18 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Topal
  16. M. Emin KUZ
  17. Perdecioğlu
  18. Çelikoğlu
  19. Asar Çelikoğlu
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/8049
Tarih
18 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Sezai Balta Başvurusu (B. No: 2013/8834)
  • Arif Sarıgül Başvurusu (B. No: 2013/8324)
  • Murat Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/2754)
  • Abdurrahman Bayam Başvurusu (B. No: 2013/5116)
  • Hüseyin Burçak Başvurusu (B. No: 2014/474)
  • Tarhankule Hava Yolları Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/6785)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.