İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Garanti Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/4553)

1. Başvurucu, Aralık/2001

Başvuru No2013/4553Tarih16 Nisan 2015Okuma30 dk · 6.016 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Garanti Bankası A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
16 Nisan 2015
Başvuru Numarası
2013/4553
R.G. Tarih- Sayı
13/7/2015-29415
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.016 kelime·30 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Aralık/2001

dönemine ilişkin olarak ihtirazi kayıtla verdiği

beyanname üzerinden banka ve sigorta muameleleri vergisi tahakkuk ettirilmesi

işleminin iptali istemiyle açtığı davada verilen karar nedeniyle Anayasa’nın

35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ve 36. maddesinde tanımlanan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 26/6/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 13/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 6/2/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığı 7/4/2014 tarihli yazı ile görüşünü sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığının görüş

yazısı 17/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 2/5/2014

tarihli yazı ile karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 2001 yılı Aralık

ayına ilişkin banka ve sigorta muameleleri vergisini ihtirazi

kayıtla 15/1/2002 tarihinde posta yoluyla beyan etmiş ve aynı tarihte vergisini

ödemiş, daha sonra ihtirazi kayıt talebi ilgi

gösterilerek, iadenin yerine getirilemeyeceğinin 2/7/2002 tarihinde

bildirilmesi üzerine, 24/7/2002 tarihinde işlemin iptali istemiyle İstanbul 5.

Vergi Mahkemesinde dava açmış, anılan Mahkeme 24/12/2002 tarih ve E.2002/1608,

K.2002/2747 sayılı kararı ile davayı kabul ederek, dava konusu tahakkuk

işleminin iptaline karar vermiştir.

9. Bu kararın davalı idarece

temyizi üzerine Danıştay Yedinci Dairesi 28/12/2005 tarih ve E.2003/1468,

K.2005/3446 sayılı kararı ile dava açma süresi geçtikten sonra açılan davada

süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle İstanbul 5. Vergi Mahkemesi kararını

bozmuştur.

10. Bu karara karşı başvurucunun

yaptığı karar düzeltme başvurusu neticesinde Danıştay Yedinci Dairesi 24/9/2007

tarih ve E.2006/3702, K.2007/3711 sayılı kararı ile karar düzeltme talebini

kabul etmiş ve tahakkuk işleminin başvurucuya tebliğ edilip edilmediği ile dava

konusu işlemle ilgi kurulan ve 30/1/2002 tarihini taşıyan bir dilekçenin

bulunup bulunmadığı, bu dilekçenin 15/1/2002 tarihinde postayla verilen ihtirazi kayıt dilekçesi olup olmadığının araştırılması

gerekirken bu hususlar araştırılmaksızın verilen Mahkeme kararında isabet

görülmediği gerekçesiyle kararı tekrar bozmuştur.

11. İstanbul 5. Vergi Mahkemesi

16/7/2008 tarih ve E.2007/3635, K.2008/1656 sayılı kararı ile davanın süre

aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“…ihtirazı kayıt beyanı, yükümlülerin kendi

beyan ettikleri matrahlar üzerinden yapılan tahakkuklara karşı dava açmalarına

olanak sağlayan istisnai bir durum olup ihtirazi

kayıt beyanı bu niteliği itibariyle idarenin yeni bir işlem tesis etmesini

gerektiren, yada ihtirazi

kaydın kabul edilmediğinin açıkça yada zımni olarak yükümlüye bildirilmesi

zorunluluğu içeren bir başvuru niteliğinde bulunmamaktadır.

Bir başka ifadeyle yükümlüler ihtirazi kayıtla beyanda bulunmakla idareden bir işlem

tesis edilmesini, var olan bir işlemin değiştirilmesini, kaldırılmasını, yerine

yeni bir işlem tesis edilmesini istememekte, sadece ihtirazi

kayıt koymakla kendi beyanına yada kendi iradesiyle

yaptığı ödeme gibi bir işleme karşı dava açma hakkı kazanmakta olup ihtirazi kayıt müessesesi bu amaçla öngörülmüş ve kabul

edilmiş bir müessesedir.

Yine sözü edilen düzenlemeler uyarınca

yükümlüler tarafından beyanname verilmiş olmakla tahakkuk edecek vergilerin

nevi ve miktarı da bilinmektedir. Zira idarece beyanname üzerinden farklı bir

işlem yapılması, farklı bir şekilde tahakkuk verilmesi hukuken mümkün

bulunmamakta olup idarece farklı bir işlem tesisi ancak tarhiyat yapılması ile

mümkün olacaktır.

Bundan dolayı beyannamenin tevdii üzerine

idarenin tahakkuk fişi ile vergileri tahakkuk ettirmesi zorunlu ise de tahakkuk

fişinin ayrıca yükümlüye tebliğine gerek ve ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira

tebliğ işlemi, yükümlülerin hukuki durumunda değişiklik meydana getiren

işlemler için ve yükümlülerin bu hukuki durumlarında meydana gelen

değişikliklerden haberdar edilerek yasal haklarını kullanmalarını sağlamak için

öngörülen yasal bir zorunluluktur. Tahakkuk fişi düzenlenmesi ile idarece, tek

yanlı kamu gücüne dayalı olarak kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem tesis

edilmemekte kişilerin iradesine uygun olarak iradesi doğrultusunda kamusal bir

görev yerine getirilmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun sözü edilen 25

ve 27. maddeleri ile 93. maddelerinde yer verilen düzenlemelerden de bu sonuca

varmak mümkün bulunmaktadır. Zira anılan maddelerde, beyannameyi veren kimsenin

tahakkuk fişini almamasının verginin tahakkukuna engel olmayacağı belirtilmekte

ve tahakkuk fişinin normal posta yoluyla tebliğ edileceği de değil

gönderileceği belirtilmekte ve açıkça tahakkuk fişinden gayrı vergilendirme ile

ilgili işlemlerin iadeli taahhütlü olarak tebliğ edileceği belirtilmekle de bu

hususa işaret edilmektedir.

Bu durumda; ihtirazi

kayıtla verilen beyanname üzerine, ihtirazi kayıtla

beyanda bulunulduğu tarihten itibaren 30 gün içinde dava açılması gerekli ve

zorunlu olup olayda davacı tarafından 15.01.2002 tarihinde ihtirazi

kayıtla iadeli taahhütlü olarak beyanda bulunulması, iadeli taahhütlü olarak

beyanda bulunulmasının mümkün ve bu halde postaya veriliş tarihinin beyan

tarihi olması karşısında iadeli taahhütlü olarak beyanda bulunulduğu ve ödeme

yapıldığı 15.01.2002 tarihinden itibaren 30 gün içinde en son 14.02.2002

tarihinde dava açılması gerekli ve zorunlu iken bu süre geçirilerek 24.7.2002

tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesi olanağı bulunmadığı

ve davanın süreden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Öte yandan idarece 04.02.2002 tarihinde

tahakkuk fişi düzenlenmiş ise de bu tarihte tahakkuk fişi düzenlenmesinin

sebebi PTT ile gönderilen beyannamenin ve ihtirazi

kaydın 30.01.2002 tarihinde idare kayıtlarına girmesi olup her halükarda idarece bu tarihte tahakkuk fişi düzenlenmiş

olduğundan tahakkuk fişinin düzenlendiği 04.02.2002 tarihinden itibaren 30 gün

içinde dava açılması gerektiği düşünülebilecek olsa dahi bu halde de dava açma

süresi geçirildikten sonra dava açıldığı açıktır.

Kaldı ki; idarece iade yönünden yapılan

inceleme sonucu düzenlenen vergi tekniği raporu da 19.06.2002 tarihinde tebliğ

edilmiş durumda olup bu durumda davacının tahakkuku en geç bu tarih itibariyle

bildiğinin kabulü gerekmektedir, 19.06.2002 tarihinden itibaren de 30 günlük

dava açma süresi geçirildikten sonra 24.07.2002 tarihinde dava açılması

karşısında davanın bu haliyle de süresinde olmadığı meydandadır.

İdarece, davacının, 30.01.2002 gün ve 12105

sayılı dilekçesine yer verilerek 02.07.2002 tarih ve 18259 sayılı yazı ile

iadenin yerine getirilemeyeceği davacıya bildirilmiş ise de idarenin yazısında

belirttiği 30.01.2002 gün ve 12105 sayılı davacı dilekçesinin, ara kararı

cevabından, ihtirazi kayıt beyanı ve PTT ile

gönderilen beyannamenin idare kayıtlarına intikal ettiği tarih olduğunun

anlaşılması, bir başka deyişle davacının söz konusu yazıda yer verilen

dilekçesinin ihtirazi kayıt beyanı dışında farklı ve

yeni bir başvuru olmaması, bu itibarla davacının ihtirazi

kayıtla beyandan sonra 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesi

uyarınca yapılmış bir başvurusu bulunduğundan söz edilmesine hukuken olanak

bulunmaması, yine söz konusu dilekçenin yeni bir işlem tesisi başvurusu olarak

değerlendirilmesinin ve davalı idarenin 02.07.2002 gün ve 18259 sayılı

yazısının bu kapsamda yeni tesis edilmiş idari davaya konu olabilecek bir işlem

mahiyetinde olmaması, 02.07.2002 gün ve 18259 sayılı yazının esasında zorunlu

olmamakla birlikte idarece ihtirazi kaydın ve iadenin

neden yapılmadığının izahı mahiyetinde ve tekrar niteliğinde bilgilendirici bir

işlem olduğunun görülmesi karşısında bu yazı ile yeni bir dava açma süresi

başladığının kabulüne de olanak görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle davanın 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/6 ve 15/1-b maddeleri uyarınca SÜREDEN REDDİNE,…”

12. Bu karara karşı yapılan

temyiz başvurusu üzerine Danıştay Yedinci Dairesinin 29/4/2010 tarih ve E.2008/6106,

K.2010/2066 sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar

verilmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“…davacı banka tarafından 15.1.2002 gününde vergi dairesine ödenen Aralık/2001

dönemine ait banka ve sigorta muameleleri vergisinin, 5422 sayılı Kurumlar

Vergisi Kanununun geçici 29'uncu maddesinin 3'üncü fıkrası uyarınca ödenmemesi

gerektiği halde ödendiği belirtilerek, iadesi istemiyle 2577 sayılı Kanunun

10'uncu maddesine göre 15.1.2002 günlü olup, 30.1.2002 gününde idare kaydına

intikal eden dilekçe ile yapılan başvurunun 2.7.2002 tarihli işlemle iade

talebinin yerine getirilemeyeceği gerekçesiyle reddedilerek aynı gün tebliği

üzerine, yukarıda sözü edilen 10'uncu maddesinde yer alan, ilgililerin yetkili

idari makamlarca verilen cevabın tebliğinden itibaren süresi içerisinde dava

açabilecekleri hükmü uyarınca, anılan işlemin iptali istemiyle 24.7.2002

gününde açılmış olan davada; Mahkemece, işin esası incelenmek suretiyle karar

verilmesi gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki temyize konu

mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.”

13. Bu karara karşı davalı

idarece karar düzeltme yoluna başvurulması üzerine Danıştay Yedinci Dairesi

26/3/2013 tarih ve E.2011/2195, K.2013/1471 sayılı kararı ile bu kez davalı

idarenin karar düzeltme talebini kabul ederek kendi bozma kararını kaldırmış ve

İstanbul 5. Vergi Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiş, karar

başvurucuya 27/5/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 26/6/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Diğer taraftan başvurucu,

banka ve sigorta muameleleri vergisinden muaf olduğundan bahisle vergi

tahakkukunun terkini talebiyle idare nezdinde düzeltme ve şikayet başvurusunda

bulunmuş, bu başvuruların reddi üzerine açtığı dava, İstanbul 3. Vergi

Mahkemesinin 28/12/2007 tarih ve E.2007/196, K.2007/3278 sayılı kararı ile

reddedilmiş, bu kararı temyizen inceleyen Danıştay

Yedinci Dairesi de 26/3/2013 tarih ve E.2008/1260, K.2013/1473 sayılı kararı

ile Mahkeme kararının onanmasına karar vermiştir.

16. Bu karara karşı yapılan

karar düzeltme başvurusu, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurudan sonra

anılan Dairenin 26/12/2013 tarih ve E.2013/5147, K.2013/7882 sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

17. 4/1/1961 tarih ve 213 sayılı

Vergi Usul Kanunu’nun 25. maddesi şöyledir:

“Vergi kanunlarına göre beyan üzerinden alınan vergiler

"Tahakkuk fişi" ile tarh ve tahakkuk ettirilir.

Bu esasa göre, vergi dairesince beyannamenin alınması üzerine

bir tahakuk fişi tanzim olunur ve bunun bir nüshası

mükellefe veyahut beyannameyi mükellef namına vergi dairesine tevdi edene

verilir. Bu suretle vergi tahakkuk etmiş olur. Tahakkuk fişinin mükellefe

verilen nüshası aynı zamanda beyannamenin makbuzu yerine geçer.

Lüzum görülen hallerde beyana dayanan vergi tahakkuk fişi

yerine ihbarname ile tebliğ olunabilir. Kanunen belli hallerde tebliğ tekalif

cetvelinin ilaniyle yapılır.”

18. 213 sayılı Kanun’un 28.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Beyannamenin posta ile gönderilmesi halinde de tahakkuk

fişi kesilir. Bu takdirde, tahakkuk fişinin mükellefe verilecek nüshası, kapalı

bir zarf içinde, mükellefin beyannamede gösterdiği adrese gönderilir ve fişin

dairede kalan nüsnasına posta zimmet defterinin tarih

ve numarası işaret olunur.

Beyannamenin elektronik ortamda gönderilmesi halinde

tahakkuk fişi elektronik ortamda düzenlenir ve mükellef veya elektronik ortamda

beyanname gönderme yetkisi verilmiş gerçek veya tüzel kişiye elektronik ortamda

iletilir. Bu ileti, tahakkuk fişinin mükellefe tebliği yerine geçer.”

19. 213 sayılı Kanun’un 93.

maddesi şöyledir:

“Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup,

hüküm ifade eden bilümum vesikalar ve yazılar

adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasiyle

ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmiyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir.

Şu kadar ki,

ilgilinin kabul etmesi şartiyle, tebliğin daire veya

komisyonda yapılması caizdir.”

20. 213 sayılı Kanun’un 114.

maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Beyannamenin posta

ile gönderilmesi halinde, beyan edilen vergi tahakkuk işleminin bitmesi

beklenmeksizin vadesinde ödenir.”

21. 213 sayılı Kanun’un 378.

maddesi şöyledir:

“Vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarh

edilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ

edilmiş olması; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin

yapılmış ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması lazımdır.

Mükellefler beyan

ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava

açamazlar. Bu Kanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur.”

22. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesi şöyledir:

“1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre

gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,

b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve

bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı

olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen

işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin;

tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken

konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği;

Tarihi izleyen günden başlar.”

23. 2577 sayılı Kanun’un 8.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden

itibaren işlemeye başlar.”

24. 2577 sayılı Kanun’un 10.

maddesi şöyledir:

“1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir

işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş

sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi

içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi

mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap

kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi,

kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak,

bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması

veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra

yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış

gün içinde dava açabilirler.”

25. 2577 sayılı Kanun’un 11.

maddesi şöyledir:

“1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari

işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem

yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava

açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava

açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş

sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde

dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre

de hesaba katılır.”

26. 2577 sayılı Kanun’un 14.

maddesi şöyledir:

“…

3. (Değişik: 5/4/1990 - 3622/5 md.) Dilekçeler, Danıştayda daire

başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare

ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye

tarafından:

…

e) Süre aşımı,

…

Yönlerinden sırasıyla incelenir.

…

6. Yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit

edilmesi halinde de davanın her safhasında 15 nci madde hükmü uygulanır.”

27. 2577 sayılı Kanun’un 27.

maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan

davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali

yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil

işlemlerini durdurur. Ancak, 26’ncı maddenin 3’üncü fıkrasına göre işlemden

kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde

işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi

kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden

dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin

durdurulması istenebilir.”

28. 2577 sayılı Kanun’un 54.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri

Kurullarının temyiz üzerine verdikleri kararlar ile bölge idare mahkemelerinin

itiraz üzerine verdikleri kararlar hakkında, bir defaya mahsus olmak üzere

kararın tebliğ tarihini izleyen onbeş gün içinde

taraflarca;

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda

karşılanmamış olması,

b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

d) (Değişik: 5/4/1990 - 3622/23 md.) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve

sahtekarlığın ortaya çıkmış olması,

Hallerinde kararın düzeltilmesi istenebilir.”

29. 6/1/1982 tarih ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.

maddesinin (4) numaralı fıkrası, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 49.

maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 16/4/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/6/2013 tarih ve 2013/4553

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, hatalı yapılan

yargılama nedeniyle 40.809.297,45 TL zararının bulunduğunu, yargılamanın makul

sürede bitirilmediğini, bozma kararında belirtilen çerçevenin dışına çıkılarak

İstanbul 5. Vergi Mahkemesince süre ret kararı verildiğini, aşırı şekilci

davranılarak hakkın özüne dokunulduğunu belirterek, Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının ve 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin giderilmesi için yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesi, aksi halde vergi ve gecikme faizinden

oluşan 40.809.297,45 TL ödemenin tahsil tarihinden itibaren işletilecek yasal

faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Başvurucu,

hatalı yapılan yargılama nedeniyle 40.809.297,45 TL zararının bulunduğunu ve bu

nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de bu iddia

İstanbul 5. Vergi Mahkemesinde açılan davanın süre aşımı yönünden

reddedilmesiyle ilgilidir. Bu nedenle başvuru, mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği ve davanın makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a.

Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali İddiası

33. Başvurucu, açtığı davanın

süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin aşırı şekilci bir yaklaşım

olduğunu ve hakkın özüne dokunduğunu, Danıştay Yedinci Dairesinin bozma

gerekçesinin dışına çıkılarak karar verildiğini belirterek, Anayasa'nın 36.

maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

34. Bakanlık görüşünde,

başvurucu tarafından banka ve sigorta muameleleri vergisinin ihtirazi kayıt beyan edilerek ödemesinden sonra, tahakkuk

eden verginin iptali istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi tarafından

verilen süreaşımı nedeniyle ret kararının Danıştay'ın onamasıyla kesinleştiği,

davanın süresinde açılıp açılmadığına ilişkin değerlendirmenin, 2577 sayılı

Kanun'un 14. maddesinin (6) numaralı fıkrası gereğince resen ve davanın her

aşamasında göz önüne alınması gereken bir husus olduğu, süre ret kararının

aşırı şekilci davranılarak verilmesi suretiyle hakkın özüne dokunulduğu iddiası

değerlendirilirken, yukarıda açıklanan hususların Anayasa Mahkemesinin

dikkatine sunulması gerektiği ifade edilmiştir.

35. Başvurucu, bu kısma ilişkin

Bakanlık görüşüne cevap vermemiştir.

36. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

37. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış

hak ve hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden

başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere

başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki

haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

38. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

39. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

40. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak

kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki

belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu

hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

41. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir yetkilerine

dayanarak bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği

düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu sınırlamalar dava

açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek

seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

42. Mahkemeye erişimi aşırı

derecede zorlaştıran ya da imkânsız hale getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına

aykırılık oluşturmaz. Ne var ki, öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka

aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler

dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97,

11/7/2002, §§ 36-40).

43. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil

yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi

içinde olup, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü

zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

44. Bunun yanında bir mahkemeye

başvuru hakkının yasal bir takım şartlara tabi

tutulması kabul edilebilir olsa da, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir

yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer

yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması

sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

45. Anayasa’nın 40. maddesinin

ikinci fıkrasında Devletin işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları

ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu ifade

edilmiştir.

46. Anayasa’nın 125. maddesinin

üçüncü fıkrasında da idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı

bildirim tarihinden başlayacağı açık bir şekilde hükme bağlanmıştır.

47. 2577 sayılı Kanun’un 7.

maddesi ile vergi uyuşmazlıklarında; tahakkuku tahsilâta bağlı vergilerde

tahsilâtın, tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde

tebliğin, tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin,

tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken

konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği tarihi

izleyen günden başlayacağı hükme bağlanmıştır.

48. Beyana dayanan

vergilendirme, vergi kanunlarında gösterilen tespit şekillerine göre belirlenen

matrahlar ve oranlar üzerinden hesaplanan verginin, mükellefler tarafından,

vergi kanunlarında öngörülen zamanda bir beyanname ile bildirilmesini,

bildirilen bu verginin kural olarak, tahakkuk fişi düzenlenmek suretiyle tarh

edilmesini ifade etmektedir.

49. Vergi mevzuatının

uygulanması sonucunda tesis edilen ve idari davaya konu edilebilecek işlemler

213 sayılı Kanun’un 378. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna

göre vergi mahkemesinde dava açılabilmesi için verginin tarh edilmesi, cezanın

kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonu kararlarının tebliğ edilmiş olması,

tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapılmış olması

ve ödemeyi yapan tarafından verginin kesilmiş olması zorunludur. Maddenin

ikinci fıkrasında ise, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar

üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamayacakları, ancak bu Kanun’un

vergi hatalarına ait hükümlerinin saklı olduğu hükme bağlanmış, aynı Kanun’un

altıncı kısmının "vergi hatalarını

düzeltme ve reddiyat " başlıklı

üçüncü bölümünde ise vergi hatalarıyla ilgili olarak idari uyuşmazlık çıkarma

yöntemine ilişkin kurallara yer verilmiştir.

50. Mükelleflerin beyan

ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava

açamayacakları kuralının istisnalarından birisini oluşturan 2577 sayılı

Kanun’un 27. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan (3) numaralı

fıkrasında yer alan düzenleme uyarınca, ihtirazi

kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açılabileceği

anlaşılmaktadır.

51. Başvurucu, açtığı davanın

süre aşımı nedeniyle reddedilmesinin aşırı şekilci bir yorum olduğundan ve

hakkın özüne dokunduğundan şikâyet etmektedir.

52. Bireysel başvuruya konu olan

ve sonuç itibarı ile süre aşımı nedeniyle reddedilen davada başvurucu,

düzenlediği ihtirazi kayıtlı beyannamesini 15/1/2002

tarihinde posta yoluyla vergi dairesine göndermiş ve aynı tarihte beyan ettiği

vergiyi ödemiştir. Başvurucu ihtirazi kayıtla

gönderdiği beyannameye konu vergiye karşı, kendisine gönderilen 2/7/2002 tarih

ve 18259 sayılı yazı ile iadenin yerine getirilemeyeceğine ilişkin yazının

tebliği üzerine 2577 sayılı Kanun’da öngörülen 30 günlük dava açma süresi

içinde dava açmıştır. İlk Derece Mahkemesi ise ihtirazi

kayıtla verilen beyannamelere karşı beyannamenin verildiği tarihten itibaren

süresi içinde dava açılması gerektiği, zira ihtirazi

kayıt beyanı üzerine idarenin yeni bir işlem tesis etmediği, bu kaydın

beyanname ile verilen vergilere karşı dava açabilmenin ön şartını oluşturduğunu

ifade ettikten sonra davanın hangi sebeplerle süresinde açılmadığını

belirtmiştir. Mahkeme öncelikle beyannamenin postaya verildiği ve beyan edilen

verginin ödendiği tarih olan 15/1/2002 tarihinden itibaren 30 gün içinde dava

açılması gerekirken bu sürenin geçirilmesinden sonra açılan davanın süresinde

olmadığı, ikinci olarak 4/2/2002 tarihinde düzenlenen tahakkuk fişinin

düzenlenme tarihinden itibaren 30 gün içinde dava açılması gerekirken bu

sürenin de geçirildiği, son olarak ise başvurucunun ihtirazi

kayıtla verdiği beyannamede belirttiği iadeye ilişkin talebe yönelik yapılan

inceleme sonucu düzenlenen vergi tekniği raporunun tebliğ tarihi olan 19/6/2002

tarihinden itibaren de 30 gün içinde davanın açılmadığı gerekçeleriyle davayı

süre aşımı nedeniyle reddetmiştir.

53. AİHM, süre koşulu gibi dava

açmaya ilişkin usul koşulları birden fazla yoruma neden olabilecek nitelikte

ise, mahkemeye erişim hakkı kapsamında o yorumlardan birinin davayı açmak

isteyen kişileri engelleyecek şekilde katı bir şekilde kullanılmaması veya söz

konusu koşulların katı bir uygulamaya tabi olmaması gerektiğini ifade etmiştir

(Bkz. Beles/Çek Cumhuriyeti, B. No: 47273/99,

12/11/2002, § 51; Tricard/Fransa, B. No: 40472/98, 10/7/2001, §

33).

54. İdari işlemlerin sürekli bir

biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı

ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılma

süresi kanunlarla düzenlenmiş; Anayasa’nın 125. maddesi ve çeşitli usul

kanunları uyarınca bu sürelerin işlemeye başlaması idari işlemlerin yazılı

bildirimine bağlanmıştır. Yazılı bildirim esasının anayasal kural olarak

düzenlenmesinin temel amacı, idari işlemler karşısında kişilerin hak ve

çıkarlarının yargısal yolla korunması; bunun sağlanması için de dava açma

hakkının kullanılmasının anayasal güvence altına alınmasıdır. Başka bir ifade

ile yazılı bildirimin önemi, özellikle kişilerin menfaatlerini ihlal eden idari

işlemlere karşı dava açma hakkının kullanılmasında ortaya çıkmaktadır Usul

kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde

yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin

davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel

haline gelmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § §

66-68).

55. Bir kanuni düzenlemenin

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle, bu kanunun

düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir

düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması

gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı

bir katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan

değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği,

yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller

içermektedir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 71).

56. Başvuru konusu olayda,

davaya bakan İlk Derece Mahkemesi, öncelikle ihtirazi

kayıt ile verilen beyanname üzerine düzenlenen tahakkuk fişinin hukuki

niteliğini ortaya koymuş ve daha sonra beyan edilen verginin iadesi yönünden

yapılan ihtirazi kaydın neden yerinde görülmediğine

ilişkin başta, başvurucuya 19/6/2002 tarihinde tebliğ edilen vergi tekniği

inceleme raporu olmak üzere üç farklı neden ile davanın süresinde açılmadığı

sonucuna varmak suretiyle davayı karara bağlamıştır. Mahkeme kararın son

kısmında da ihtirazi kayıtla verilen beyanname

dışında verginin iadesine ilişkin bir başvurunun yapılmadığını, başvurucuya

tebliğ edilen 2/7/2002 tarih ve 18259 sayılı yazının da bilgilendirme

niteliğinde olduğunu ve idari davaya konu olacak bir işlem niteliğinde olmadığı

gerekçesiyle bu yazının dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığını

belirtmiştir.

57. 213 sayılı Kanun’un 25.

maddesinde beyan üzerine alınan vergilerin tahakkuk fişi ile tarh ve tahakkuk

ettirileceği, 28. maddesinde beyannamenin posta ile gönderilmesi halinde de

tahakkuk fişinin düzenleneceği ve bu durumda tahakkuk fişinin mükellefe

verilecek nüshasının beyannamede gösterilen adrese posta ile gönderileceği,

elektronik ortamda gönderilen beyannameler için düzenlenecek tahakkuk fişinin

yine elektronik ortamda gönderileceği ve bunun tebliğ yerine geçeceği, 93.

maddesinde tahakkuk fişi dışında vergilendirmeye ilişkin hüküm ifade eden

vesika ve yazıların adresi bilinen mükelleflere posta yoluyla taahhütlü olarak,

adresi bilinmeyen mükelleflere ise ilan yoluyla tebliğ olunacağı, 111.

maddesinde ise beyannamenin posta ile gönderilmesi halinde beyan edilen

verginin, tahakkuk işleminin bitmesi beklenmeksizin vadesinde ödeneceği kural

altına alınmıştır.

58. Beyana dayanan vergilerde

vergi beyannamesine ihtirazi kayıt konulması,

beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmının tahakkukuna karşı

çıkılarak, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenin

tarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarh

edilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava

konusu edilebilmesini olanaklı kılmaktadır (Danıştay Vergi Dava Daireleri

Kurulu E.2012/286, K.2013/558, K.T.27/11/2013).

59. Vergi beyannamesine ihtirazi kayıt konulması yalnızca beyan edilen verginin

tamamına veya bir kısmına karşı dava açma hakkının sağlanması için bir ön şart

olup, usul hükümlerinin uygulanmamasına yönelik bir etkiye ve verginin

vadesinde ödenmesine engel olmadığı gibi, 213 sayılı Kanun’un 25. maddesinde,

posta yoluyla gönderilen beyannameler için düzenlenen tahakkuk fişinin ilgiliye

gönderileceği belirtilmiş ise de aynı Kanun’un 93. maddesinde, tahakkuk fişinin

ilgiliye tebliğ edilmesinin gerekmediği kural altına alınmıştır.

60. Davaya bakan İlk Derece

Mahkemesi, öncelikle ihtirazi kayıt ile verilen

beyanname üzerine düzenlenen tahakkuk fişinin hukuki niteliğini ortaya koymuş

ve daha sonra da üçüncüsü beyan edilen verginin iadesi yönünden yapılan ihtirazi kaydın neden yerinde görülmediğine ilişkin başta,

başvurucuya tebliğ edilen vergi tekniği inceleme raporu olmak üzere üç farklı

neden ile davanın süresinde açılmadığını karara bağlamıştır. Mahkeme kararın

son kısmında da ihtirazi kayıtla verilen beyanname

dışında verginin iadesine ilişkin bir başvurunun yapılmadığı, başvurucuya

tebliğ edilen 2/7/2002 tarih ve 18259 sayılı yazının da bilgilendirme

niteliğinde olduğu ve idari davaya konu olacak bir işlem niteliğinde olmadığı

gerekçesiyle, bu yazının dava açma süresine bir etkisinin bulunmadığını da

belirtmiştir.

61. Başvuru konusu olayda İlk

Derece Mahkemesi ve sonuç itibarıyla Danıştay, mevzuat hükümlerini

değerlendirmek suretiyle dava açma süresinin olayda geçirildiği sonucuna

ulaşmış olup, yapılan değerlendirme ve ulaşılan sonuç, dava açmayı imkânsız

kılacak nitelikte aşırı şekilci bir yaklaşım olmadığı gibi belirtilen kanun

hükümlerine önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışında bir anlam vermek

suretiyle sonuca ulaşıldığına dair bir uygulama olarak da

değerlendirilmemiştir.

62. Diğer taraftan başvurucu

Danıştay Yedinci Dairesinin bozma kararında belirttiği hususların dışına

çıkılarak İlk Derece Mahkemesince değerlendirme yapılmak suretiyle davanın süre

aşımı nedeniyle reddedildiğini de ileri sürmüştür.

63. 2577 sayılı Kanun’un 14.

maddesinde davanın süresinde açılıp açılmadığının ilk inceleme konusu olduğu,

ancak bu durumun ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de süre aşımı

nedeniyle davanın reddine karar verilebileceği düzenlenmiş olup, başvuru konusu

olayda da Danıştay Yedinci Dairesinin bozma kararında belirttiği husus da

araştırılmak suretiyle İlk Derece Mahkemesince davanın süresinde açılmadığı

yönünde sonuca ulaşıldığı görülmekle, başvurucunun bu iddiasının mahkeme

kararının sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

64. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik başvuru konusu olayda usul

kuralları önceden öngörülmeyecek şekilde olağanın dışında farklı yorumlanmadığı

gibi Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik

de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Davanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

65. Başvurucu, açtığı davanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş olup, bu şikâyet açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı gibi diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi

biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu bölümüne ilişkin olarak

kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönden

66. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38–39).

67. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve Diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 41–45).

68. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuru konusu olaya bakıldığında Anayasa Mahkemesine yapılan

başvuruya konu edilen dava vergi tahakkuk işleminin iptali istemiyle açılan

davadır. Bu durumda, makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıç tarihi

somut başvuru açısından davanın açıldığı tarih olan 24/7/2002 tarihidir.

69. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin,

başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Danıştay Yedinci Dairesinin

E.2011/2195, K.2013/1471 sayılı kararının tarihi olan 26/3/2013 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır.

70. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinden anlaşılacağı üzere, başvurucu, banka ve sigorta

muameleleri vergisini ihtirazi kayıtla beyan ederek

ödemiş, daha sonra ihtirazi kayıt talebi ilgi

gösterilerek iadenin yerine getirilemeyeceğinin başvurucuya bildirilmesi

üzerine 24/7/2002 tarihinde dava açılmış, İlk Derece Mahkemesi 24/12/2002

tarihinde tahakkuk işleminin iptaline karar vermiş, Danıştay Yedinci Dairesi

28/12/2005 tarihinde davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle kararı bozmuş,

24/9/2007 tarihinde ise başvurucunun karar düzeltme talebini kabul etmiş, ancak

bu seferde davanın süresinde açılıp açılmadığının araştırılmadığı gerekçesiyle

İlk Derece Mahkemesi kararını yeniden bozmuştur. İlk Derece Mahkemesi 16/7/2008

tarihli kararı ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiş, Danıştay

Yedinci Dairesi 29/4/2010 tarihli kararı ile davanın süresinde açıldığı

gerekçesiyle kararın yine bozulmasına karar vermiş, bu karara karşı yapılan

karar düzeltme talebini ise 26/3/2013 tarihli kararı ile kabul ederek İlk

Derece Mahkemesi kararının onanmasına karar vermiş ve uyuşmazlığa konu

yargılama bu tarih itibarıyla bitmiştir.

71. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 29).

72. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında değinilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar ve

Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (Selahattin

Akyıl, B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

73. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın banka ve sigorta muameleleri vergisi

tahakkuk işlemine yönelik olduğu, davaya bütün olarak bakıldığında, ilk önce

süresinde açıldığı gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verildiği, bu

kararın kanun yolları incelemesinde ilgili Danıştay Dairesince farklı sonuçlara

varıldığı, davaya yeniden bakan İlk Derece Mahkemesince verilen süre aşımı

nedeniyle davanın reddine ilişkin karar hakkında da yine aynı Dairenin kanun

yollarında birbirinden farklı ve istikrarsız kararlar verdiği ve sonuç

itibarıyla karar düzeltme aşamasında İlk Derece Mahkemesi kararını onadığı ve

davanın bu şekilde sonuçlandığı görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı

bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık

10 yıl 8 ay yargılama sürecinde Danıştay ilgili Dairesinin istikrarsız

kararları nedeniyle makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

75. Başvurucu, ihlalin

giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi aksi halde vergi

ve gecikme faizinden oluşan 40.809.297,45 TL ödemenin tahsil tarihinden

itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminini istemiş, ancak

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

76. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, makul sürede yargılanma hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, başvurucu tarafından talep

edilen tazminat talebi ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucu tarafından talep edilen maddi tazminatın

ise reddine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Tespit edilen ihlal ile illiyet bağı bulunmadığından maddi

tazminat talebinin REDDİNE,

C. 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 16/4/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Garanti Bankası A.Ş. Vekili : Av. Tayfun AKTAŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4553, 16 Nisan 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4553
Tarih
16 Nisan 2015

İlgili Kararlar

  • Serap Keskin Başvurusu (B. No: 2013/1815)
  • Mustafa Ersen Erkal Başvurusu (B. No: 2013/4770)
  • Ömer Aslan Başvurusu (B. No: 2014/18842)
  • Mustafa Gürkan Başvurusu (B. No: 2013/7304)
  • Targan Tolga Yungul Başvurusu (B. No: 2013/1386)
  • Nihat Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/1997)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.