İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Güler Ayyıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/511)

1. Başvuru, iş kazası sonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine

Başvuru No2015/511Tarih19 Şubat 2019Okuma39 dk · 7.881 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Güler Ayyıldız Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
19 Şubat 2019
Başvuru Numarası
2015/511
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.881 kelime·39 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iş kazası sonucu meydana gelen ölüm olayı üzerine

işyeri yetkilileri hakkında başlatılan ceza soruşturmasının etkili olmaması ve

olay hakkında açılan tazminat davasının mağduriyetleri gidermekten uzak bir

kararla neticelenmesi nedenleriyle yaşam hakkının; tazminat

davasının sekiz yıl gibi bir sürede tamamlanması nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının; tazminat davası sonucunda aleyhe yüksek miktarda vekâlet

ücretine hükmedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. 2015/511 numaralı bireysel başvuru 9/1/2015 tarihinde;

2015/2095 numaralı bireysel başvuru ise 4/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2015/2095 numaralı başvuru dosyasının konu ve kişi yönünden

hukuki irtibat nedeniyle 2015/511 numaralı başvuru dosyası ile

birleştirilmesine, incelemenin 2015/511 numaralı başvuru dosyası üzerinden

yapılmasına ve 2015/2095 numaralı başvuru dosyasının kapatılmasına karar

verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

9. İlk başvurucunun eşi ve diğer başvurucuların babası H.A., Y.

Yapı End. Tic. Ltd. Şti. isimli bir şirkette S. Gemi

İnşaat A.Ş.ye ait bir sosyal tesisin inşası için çalışmakta iken 16/9/2006

tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu yaşamını yitirmiştir.

A. İşyeri Yetkilileri

Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

10. Olayla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması kapsamında

hazırlanan 16/9/2006 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre başvurucuların yakını

H.A., S. Gemi İnşaat A.Ş.ye ait sosyal tesisin yapımı sırasında demirden ve

tahtadan kurulmuş iskele üzerindeyken 14 metre yükseklikten yere düşmüştür.

Anılan rapora göre H.A. olaydan hemen sonra ambulansla hastaneye götürülmüş,

aynı gün hastanede yaşamını yitirmiştir.

11. H.A.nın

yaşamını yitirmesi üzerine yapılan otopsi işlemi sonucunda hazırlanan raporda; H.A.nın kanında ve idrarında uyutucu ve uyuşturucu madde

bulunmadığı, kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı iç kanama ve beyin

kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir.

12. Tuzla Polis Merkezi Amirliğinde görevli polisler tarafından

olay günü bazı kişilerin ifadesi alınmıştır. Olayın meydana geldiği anda H.A.

ile birlikte iskelenin üzerinde bulunan H.G. isimli bir işçi ifadesinde özetle

dokuz aydır Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. adlı şirkette

çalıştığını, bu Şirketin S. Gemi İnşaat A.Ş.ye ait sosyal tesisin yapım işini

aldığını, 16/9/2006 günü saat 15.45 sıralarında H.A.nın iskele üzerindeyken kalasa basacağı sırada

boşluğa bastığını ve yaklaşık 13-14 metre yükseklikten beton zemine düştüğünü

belirtmiştir. H.G. ayrıca H.A.nın

çalışma sırasında emniyet kemerini çıkardığını, H.A.nın

kaza anında emniyet kemersiz olarak çalışmakta olduğunu ifade etmiştir. İ.Ö.

isimli diğer bir işçi de H.G.nin ifadesine benzer

şekilde beyanda bulunmuştur.

13. İşçilerin iş güvenliği konusunda eğitilmesi ve denetlenmesi

hususunda görevli olduğunu belirten Y.Y. adlı bir kişi ise olay günü alınan

ifadesinde özetle işçilerin iş güvenliği konusunda gerekli tedbirleri alıp

almadığını her gün denetlediğini, söz konusu olaydan yaklaşık yarım saat önce

iskeledeki işçileri denetlediğini, bu sırada işçilerin emniyet kemerlerinin

takılı ve mevcut halata bağlı olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. Y.Y. ayrıca

olaydan bir hafta önce, iş iskelesi kurulmadan önce, yüksekte çalışacak

işçilere gerekli talimatları ve eğitimleri vermek üzere bir toplantı

yaptıklarını ifade etmiştir. Y.Y. ifadesinde son olarak meydana gelen kazanın

düşmeden önce emniyet kemerini çıkaran H.A.nın

kusurundan kaynaklandığını, kendilerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını

belirmiştir. Olay günü ifadeleri alınan diğer yetkililer de genel olarak Y.Y.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.

14. Olay günü ifadesi alınan H.A.nın kardeşi K.A. ise ifadesinde özetle kardeşinin

yaklaşık 8-9 aydır Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.de

çalıştığını, kazada işyeri görevlilerinin kusurlu olduklarını düşündüğünü

belirtmiştir. K.A., yetkililerin olay olduğu esnada işin başında olmadıklarını,

dolayısıyla denetim ve kontrol görevlerini yapmadıklarını, yetkililerin aynı

zamanda çalışma alanında gerekli tedbirleri de almadıklarını ifade etmiştir.

K.A. ayrıca kardeşinin düştüğü anda iskele söküm işinin yapılmakta olduğunu

öğrendiğini, böylesi tehlikeli durumlarda işverenin çalışma alanında olması

gerektiğini belirtmiştir.

15. Tuzla Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında yaptığı

araştırmalar neticesinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Sorumlu Yardımcısı M.Y.,

İş Güvenliği Amiri Y.Y. veY. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti.nin yetkilisi ve müteahhidi T.Y.

hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan iddianame düzenlemiştir.

İddianamenin kabul edilmesiyle Tuzla Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası

açılmıştır.

16. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, olayla ilgili olarak birçok

kişinin ifadesini almıştır. Soruşturma aşamasında da ifadesi alınan H.G, Mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde özetle H.A.nın son iki üç ay kimseyle konuşmadığını, dalgın bir

şekilde çalıştığını, olaydan yaklaşık on dakika önce H.A.nın "Lavaboya gideceğim." diyerek

emniyet kemerini çıkardığını, bu sırada kendisinin de emniyet kemerini

çıkardığını belirtmiştir. H.G. ifadesinde ayrıca emniyet kemerini çalışma

esnasında kendilerini biraz da rahatsız etmesi nedeniyle kullanmadıklarını,

gerek S. Gemi İnşaat A.Ş. yöneticilerinin gerekse Y. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti. yetkililerinin emniyet kemerinin kullanılması hususunda

kendilerini uyardığını ifade etmiştir. H.G. ifadesinde son olarak çalıştıkları

sırada sürekli olarak kendilerine nezaret eden Y. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti. Kalfası Y.K.nın

da emniyet kemeri hususunda kendilerini ikaz ettiğini ancak kendilerinin bunu

dikkate almadığını belirtmiştir. Diğer işçiler de genel olarak H.G.nin ifadesine benzer şekilde beyanda bulunmuşlardır.

17. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, iki iş güvenliği uzmanının ve

bir inşaat mühendisinin bilirkişi olarak katılımıyla olay yerinde keşif

yaptırmıştır. Yapılan keşif sonucunda bilirkişiler tarafından hazırlanan

2/10/2007 tarihli raporun sonuç kısmında Y. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti. işvereni (müteahhidi) olan T.Y.nin

işyerinde gerekli görevlendirmeleri yapması nedeniyle kusursuz olduğu, iş

güvenliği sorumlusu (amiri) olarak görev yapan Y.Y.nin

gerekli denetim görevini yapmaması ve tedbirleri almaması nedeniyle tali

kusurlu olduğu, iş güvenliği sorumlu yardımcısı olarak görev yapan M.Y.nin ise gerekli kontrol ve denetimi yapmaması nedeniyle

tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Raporda H.A.nın ise kendisine verilen emniyet kemerini

kullanmayıp gerekli tedbir ve usullere uymaması nedeniyle asli kusurlu olduğu

ifade edilmiştir.

18. Davada katılan sıfatıyla yer alan başvurucular bilirkişi

raporuna itiraz etmişlerdir. Başvurucular itiraz dilekçesinde özetle işveren

T.Y.ye herhangi bir kusur atfedilmemiş olmasının hatalı olduğunu, T.Y.nin iş sağlığı ve güvenliği için gerekli olan

görevlendirmeleri yapmasının söz konusu olmadığını, iş güvenliği konusunda

görevlendirilen Y.Y.nin inşaat mühendisi olmayıp

inşaat mühendisliği son sınıf öğrencisi olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular

ayrıca olay esnasında veya olay öncesinde işveren tarafından H.A.ya teslim edilmiş bir emniyet

kemeri bulunmadığını, H.A.ya kişisel koruyucu malzeme

olarak teslim edilen araç gereçler içinde emniyet kemerinin yer almadığını

ifade etmişlerdir. Başvurucular son olarak yakınlarına iş güvenliği eğitimi

verilmediğinin dosyadaki bilgilerle sabit olduğunu, dosyadaki eğitime ilişkin

bilgilerin tamamının kazadan aylar sonrasına ait olduğunu iddia etmişlerdir.

19. Sanık konumundaki kişiler ise genel olarak olayda

kusurlarının bulunmadığını, kazaya emniyet kemeri takmayan H.A.nın sebep olduğunu belirterek kendilerini

savunmuşlardır.

20. Tuzla Asliye Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki bilgi ve

belgeleri dikkate alarak olay hakkında hazırlanan bilirkişi raporunu yeterli

görmüş ve bu bilirkişi raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda sanık T.Y.nin beraatine, diğer sanıklar

Y.Y. ile M.Y.nin ise 1 yıl 8 ay hapis cezası ile

tecziye edilmesine 26/12/2008 tarihinde karar vermiştir. Tuzla Asliye Ceza

Mahkemesi, sanıklara verilen hapis cezasının bir gün karşılığının 20 TL'den

paraya çevrilmesine ve sanıkların ayrı ayrı 12.100 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına hükmetmiştir.

21. Başvurucular, eksik incelemeye dayalı ve hukuksal dayanaktan

yoksun bilirkişi raporuna göre karar verildiğini belirterek temyiz talebinde

bulunmuşlardır. Başvurucular temyiz dilekçelerinde, genel olarak bilirkişi

raporuna itiraz dilekçelerinde belirttikleri hususları yinelemişlerdir.

22. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, sanık M.Y. ile sanık Y.Y.

hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün düzeltilerek (adli para cezasının

taksitlendirilmesi ile ilgili bir hususla alakalı olarak) onanmasına, sanık

T.Y. hakkındaki beraat kararının ise eksik inceleme sonucu verildiği

gerekçesiyle bozulmasına 26/3/2012 tarihinde karar vermiştir. Yargıtay 12. Ceza

Dairesi bozma kararında özellikle iş güvenliği konusunda görevlendirilen Y.Y.nin inşaat mühendisi olmayıp inşaat mühendisliği son

sınıf öğrencisi olmasına, H.A.ya kişisel koruyucu

malzeme olarak teslim edilen araç gereçler içinde emniyet kemerinin

bulunmamasına ve işçilere iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin verildiğine

ilişkin evrakın olay tarihinden sonra düzenlenmiş olmasına vurgu yaparak sanık T.Y.nin kusurlu olabileceğini, konu ile ilgili olarak

teknik bir üniversiteden bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirtmiştir.

23. Bozma kararından sonra yargılamaya devam eden Tuzla 2.

Asliye Ceza Mahkemesi bozma kararına uyarak konu hakkında İstanbul Teknik

Üniversitesinden bir bilirkişi raporu almıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi

İnşaat Fakültesinde görevli üç öğretim üyesi tarafından hazırlanan raporda,

sanıklar M.Y. ile Y.Y.nin önceki raporda belirtildiği

gibi tali kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda; Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin uygun bir

şekilde iş iskelesi kurdurmadığı, iş güvenliğinin kişisel koruyucuları kullanıp

kullanmama noktasına indirgendiği, bu sebeple Y. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti. sorumlusu Müteahhit T.Y.nin olayda

asli kusurlu olduğu, olayda yaşamını yitiren H.A.nın ise kişisel koruyucu kullanmadığı, dikkatsiz ve

tedbirsiz davranmak suretiyle kendi canını tehlikeye attığı gerekçesiyle tali

kusurlu olduğu belirtilmiştir.

24. Yargılama devam ederken yeni adliyenin açılması üzerine

dava, İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/187 Esas sayısını almış

ve yargılamaya bu Mahkeme devam etmiştir.

25. İstanbul Anadolu 8. Asliye Ceza Mahkemesi, dava dosyasında

bulunan tüm bilgi ve belgeleri dikkate alarak sanık T.Y.nin

standartlara uygun iskele kurdurmadığı, bu nedenle olayda asli kusurlu olduğu

sonucuna ulaşmış ve 24/9/2013 tarihinde sanık T.Y.nin

2 yıl 1 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine karar vermiştir. Mahkeme, bu

hapis cezasının bir gün karşılığının 20 TL'den paraya çevrilmesine ve sanık T.Y.nin 15.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir.

26. Başvurucular anılan karara karşı temyiz yoluna

başvurmuşlardır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi 15/9/2014 tarihinde, başvurucuların

temyiz itirazlarını yerinde görmeyip sanık T.Y. hakkında kurulan mahkûmiyet

hükmünün düzeltilerek -yanlış hesaplanan adli para cezasının 15.000 TL yerine

15.200 TL olması- onanmasına karar vermiştir.

27. Bu karar 17/12/2014 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

28. Başvurucular, bunun üzerine 9/1/2015 tarihinde 2015/511

numaralı bireysel başvuruyu yapmışlardır.

B. İşverenler Aleyhine

Açılan Tazminat Davası Süreci

29. Başvurucular, yakınlarının ölümünde kusurlarının bulunduğu

iddiasıyla Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti. ile S. Gemi

İnşaat A.Ş. aleyhine 7/3/2007 tarihinde Kartal 1. İş Mahkemesinde 3.000 TL

maddi tazminat talepli bir dava açmışlardır. Başvurucular 18/10/2010 tarihinde

ise manevi zararlarının karşılanması istemiyle toplam 450.000 TL talepli ayrı

bir dava açmışlardır. Bu dava, Kartal 1. İş Mahkemesinde görülen dava ile

birleştirilmiştir.

30. Davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd.

Şti., Kartal 1. İş Mahkemesine sunduğu dilekçelerde özetle kazanın işçinin

kusurundan kaynaklandığını, işyerinde gerekli tedbirlerinin alındığını,

işçilere iş güvenliği eğitiminin verildiğini, gerekli teçhizatın sağlandığını,

kazada hayatını kaybeden işçinin eşinin (başvurucu Güler Ayyıldız) kazadan önce

evini terk ettiğini, bu sebeple bu kişinin destekten yoksun kalma tazminatından

yararlanamayacağını belirterek davanın reddedilmesini talep etmiştir. Diğer

davalı S. Gemi İnşaat A.Ş. ise kazada hayatını kaybeden işçinin kendi işçisi

olmadığını belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

31. Kartal 1. İş Mahkemesi, kusur durumuna ilişkin İş Sağlığıve Güvenliği Uzmanı M.R.Y. adlı kişiden bilirkişi

raporu almıştır. Söz konusu raporda, Y. Yapı End.

Tic. Ltd. Şti.nin %50, S. Gemi İnşaat A.Ş.nin %25 ve başvurucuların yakını H.A.nın %25 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Raporda;

kusur tespiti ile ilgili değerlendirme yapılırken özellikle çalışma alanının

altına güvenlik ağı gerilmemiş olmasına, H.A.nın emniyet kemeri kullanmasının sağlanmamış

olmasına ve dava dosyasında H.A.ya iş güvenliği

eğitiminin verildiğine ilişkin bilgi ve belge olmamasına vurgu yapılmıştır. Bu

rapora davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin itiraz etmesi üzerine olay hakkında yeni bir rapor

alınmıştır. Üç kişilik bir heyet tarafından hazırlanan 30/6/2010 tarihli bu

raporda da önceki rapordaki kusur oranlarının olayın oluşuna uygun olduğu

belirtilmiştir. Bu raporda Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.nin %48, bu Şirketin iş güvenliği sorumlusu olan Y.Y.nin ise %2 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

Raporda S. Gemi İnşaat A.Ş.nin %23, bu Şirketin iş

güvenliği sorumlu yardımcısı olan M.Y.nin ise %2

oranında kusurlu olduğu ifade edilmiştir. Raporda, başvurucuların yakınına ise

%25 oranında kusur atfedilmiştir.

32. Kartal 1. İş Mahkemesi başvurucuların zararlarının

hesaplanması için de bilirkişi raporu aldırmıştır. Başvurucuların vekili

1/11/2010 tarihinde ıslah talebinde bulunarak başvuruculardan Güler Ayyıldız

için talep edilen 1.000 TL maddi tazminatı 53.663,53 TL ye -zararın

hesaplanması ile ilgili olarak alınan bilirkişi raporu doğrultusunda-

yükseltmiştir.

33. Kartal 1. İş Mahkemesi 9/11/2010 tarihinde dava dosyasında

bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak bilirkişi raporları doğrultusunda

davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Kartal 1. İş Mahkemesi, evlenme

ihtimali indirimi ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yapılan ödemeleri

dikkate alarak başvuruculardan Güler Ayyıldız lehine 47.981.75

TL maddi tazminata hükmetmiştir. Kartal 1. İş Mahkemesi, Hüseyin Ayyıldız ile

Merve Ayyıldız'ın maddi zararlarından SGK tarafından bağlanan gelirlerin son

peşin sermaye değerleri mahsup edildiğinde maddi zararlarının bulunmadığı

sonucuna ulaşmıştır. Kartal 1. İş Mahkemesi manevi tazminat talepleri ile

ilgili olarak ise Güler Ayyıldız lehine 75.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve

Ayyıldız lehine ise 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Kartal 1. İş

Mahkemesi ayrıca kabul edilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.478

TL ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.200 TL

tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.200 TL tutarındaki

vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalılara verilmesine karar

vermiştir.

34. Bu karar taraflarca temyiz edilmiştir. Başvurucular temyiz

dilekçesinde özetle hükmedilen tazminatların mağduriyetlerini gidermekten uzak

olduğunu, bunun yanı sıra 14.200 TL vekâlet ücreti ödemek zorunda olduklarını

belirtmişlerdir. Davalılar ise diğer bazı iddiaların yanı sıra savunma

haklarının ihlal edildiği iddiasını ileri sürmüşlerdir.

35. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi manevi zararların tazminine

ilişkin 18/10/2010 tarihli dava dilekçesinin (bkz. § 29), bu dava sonucunda

verilen birleştirme kararının, birleştirme kararı sonrası alınan hesap

bilirkişisi raporunun ve bu rapor üzerine davacıların sunduğu ıslah

dilekçesinin davalı Y. Yapı End. Tic. Ltd. Şti.

avukatına 5/11/2010 tarihinde tebliğ edildiğini, davalı avukatın bu belgelere

ve karara karşı beyanda bulunmak üzere süre istemesine rağmen yerel mahkemece

bu istek hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yargılamanın sona

erdirildiğini belirterek davalı Y. Yapı End. Tic.

Ltd. Şti.nin savunma hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, bu durumun bozma nedeni olduğunu ifade

etmiştir. Bozma kararında ayrıca reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden

davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğu ifade

edilmiştir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, tarafların diğer temyiz itirazlarının

ise reddine karar vermiştir.

36. Bozma kararından sonra yargılamaya Kartal 1. İş Mahkemesi

devam etmiştir. Yargılama devam ederken yeni adliyenin açılması üzerine dava

İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesinin 2013/694 esasına kaydedilmiş ve

yargılamaya bu Mahkeme devam etmiştir.

37. Bozma kararından sonra ek bilirkişi raporu (zararların

hesaplanmasına ilişkin) alınmıştır. Ek bilirkişi raporu, önceki rapordan sonra

yürürlüğe giren asgari ücret artışları ile başka bazı hususlar dikkate alınarak

hazırlanmıştır.

38. Başvurucular, ek bilirkişi raporundaki verileri dikkate

alarak Güler Ayyıldız için 44.535,31 TL, Merve Ayyıldız için 422,98 TL daha

destekten yoksun kalma tazminatı doğduğunu belirterek ayrı bir dava açmıştır.

Bu dava, İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesinde görülen dava ile

birleştirilmiştir.

39. İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi 28/3/2013 tarihinde, dava

kapsamında alınan bilirkişi raporları doğrultusunda davanın kısmen kabulüne

karar vermiştir. Mahkeme, evlenme ihtimali indirimi ile Sosyal Güvenlik Kurumu

(SGK) tarafından yapılan ödemeleri dikkate alarak başvuruculardan Güler

Ayyıldız lehine 90.241,57 TL maddi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme, Hüseyin

Ayyıldız lehine 1.000 TL, Merve Ayyıldız lehine 1.422,98 TL maddi tazminata

hükmetmiştir. Mahkeme, manevi tazminat talepleri ile ilgili olarak ise Güler

Ayyıldız lehine 75.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın her birine

ayrı ayrı 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca kabul edilen

maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 9.463,16 TL ile kabul edilen manevi

tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 14.950 TL tutarındaki vekâlet ücretinin

davalılardan alınarak davacılara verilmesine; reddedilen maddi tazminat miktarı

üzerinden hesaplanan 955 TL ile reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden

hesaplanan 14.200 TL tutarındaki vekâlet ücretinin davacılardan alınarak

davalılara verilmesine karar vermiştir.

40. Taraflarca temyiz edilen bu karar Yargıtay 21. Hukuk

Dairesinin 12/11/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"(...)

Somut olayda,09.10.2011 tarihli hükme karşıdavacılar vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz

itirazlarının red edilmesi nedeniyle davalı şirketler

yararına oluşan usuli kazanılmış hak durumu dikkate

alınmadan, 28.03.2013 tarihli ikinci kararda davacı çocuklar yararına maddi

tazminata hükmedilmesi ile davacı eş yararına ilk hükümdeki miktardan daha

fazla maddi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma

nedenidir.

3- Manevi tazminata yönelik temyiz

itirazlarına gelince;

Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin, özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı

ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun

olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı

gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır.

Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç

edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir.

Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun

etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7

sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak

manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça

gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim,

bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde

objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin, bu takdir hakkını kullanırken,

ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın

satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi

özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve

güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek

gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık

uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş yararına

hükmedilen 75.000,00 TL manevi tazminat ile davacı çocuklar yararına hükmedilen

50.000,00 TL manevi tazminatların fazlaolduğu

ortadadır.

O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan

temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır."

41. İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi, bozma kararına uyarak

Güler Ayyıldız lehine 47.981.75 TL maddi tazminata

hükmetmiştir. Mahkeme, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın maddi tazminat

taleplerinin ise SGK tarafından yapılan ödemeler nedeniyle maddi zararlarının

bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkeme, Güler Ayyıldız

lehine 50.000 TL, Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız'ın her birine ayrı ayrı

25.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca kabul edilen maddi

tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.577,99 TL tutarındaki vekâlet ücreti

ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL

tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacılara verilmesine,

reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 6.090,52 TL tutarındaki

vekâlet ücreti ile reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan

10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin ise davacılardan alınarak davalılara

verilmesine karar vermiştir.

42. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 28/10/2014 tarihinde anılan

kararın düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Yargıtay Yirmibirinci

Hukuk Dairesi, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 6.090,52

TL tutarındaki vekâlet ücretini 5.832,99 olarak, ayrıca yerel mahkeme kararının

yargılama masrafına ilişkin başka bir kısmını daha düzeltmiştir.

43. Bu karar 6/1/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

44. Başvurucular, bunun üzerine 4/2/2015 tarihinde 2015/2095

numaralı bireysel başvuruyu yapmışlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

45. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı 1.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş

sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma

ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir."

46. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İşverenlerin ve

işçilerin yükümlülükleri" kenar başlıklı 77. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir:

"İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve

güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri

noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her

türlü önleme uymakla yükümlüdürler.

İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve

güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya

bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve

sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği

eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve

Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."

47. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İşin durdurulması

veya işyerinin kapatılması" kenar başlıklı 79. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bir işyerinin tesis ve tertiplerinde,

çalışma yöntem ve şekillerinde, makine ve cihazlarında işçilerin yaşamı için

tehlikeli olan bir husus tespit edilirse, bu tehlike giderilinceye kadar

işyerlerini iş sağlığı ve güvenliği bakımından denetlemeye yetkili iki

müfettiş, bir işçi ve bir işveren temsilcisi ile Bölge Müdüründen oluşan beş

kişilik bir komisyon kararıyla, tehlikenin niteliğine göre iş tamamen veya

kısmen durdurulur veya işyeri kapatılır (...)"

48. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İş sağlığı ve

güvenliği kurulu" kenar başlıklı

80. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

"Bu Kanuna göre sanayiden sayılan,

devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin

yapıldığı işyerlerinde her işveren bir iş sağlığı ve güvenliği kurulu kurmakla

yükümlüdür.

İşverenler iş sağlığı ve güvenliği

kurullarınca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak verilen kararları

uygulamakla yükümlüdürler."

49. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İş yeri

hekimleri" kenar başlıklı

81. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Devamlı olarak en az elli işçi

çalıştıran işverenler, Sosyal Sigortalar Kurumunca sağlanan tedavi hizmetleri

dışında kalan, işçilerin sağlık durumunun ve alınması gereken iş sağlığı ve

güvenliği önlemlerinin sağlanması, ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu

sağlık hizmetlerini yürütmek üzere işyerindeki işçi sayısına ve işin tehlike

derecesine göre bir veya daha fazla işyeri hekimi çalıştırmak ve bir işyeri

sağlık birimi oluşturmakla yükümlüdür."

50. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İş güvenliği ile

görevli mühendis veya teknik elemanlar" kenar başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanuna göre sanayiden sayılan,

devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin

yapıldığı işyerlerinde işverenler, işyerinin iş güvenliği önlemlerinin

sağlanması, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için alınacak

önlemlerin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi hizmetlerini yürütmek üzere

işyerindeki işçi sayısına, işyerinin niteliğine ve tehlikelilik derecesine göre

bir veya daha fazla mühendis veya teknik elemanı görevlendirmekle

yükümlüdürler."

51. 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İşçilerin

hakları" başlıklı 83. maddesi şöyledir:

"İşyerinde iş sağlığı ve güvenliği

açısından işçinin sağlığını bozacak veya vücut bütünlüğünü tehlikeye sokacak

yakın, acil ve hayati bir tehlike ile karşı karşıya kalan işçi, iş sağlığı ve

güvenliği kuruluna başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin

alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul aynı gün acilen toplanarak

kararını verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar işçiye yazılı olarak

bildirilir.

İş sağlığı ve güvenliği kurulunun bulunmadığı

işyerlerinde talep, işveren veya işveren vekiline yapılır. İşçi tesbitin yapılmasını ve durumun yazılı olarak kendisine

bildirilmesini isteyebilir. İşveren veya vekili yazılı cevap vermek zorundadır.

Kurulun işçinin talebi yönünde karar vermesi

halinde işçi, gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbiri alınıncaya kadar

çalışmaktan kaçınabilir.

İşçinin çalışmaktan kaçındığı dönem içinde

ücreti ve diğer hakları saklıdır.

İş sağlığı ve güvenliği kurulunun kararına ve

işçinin talebine rağmen gerekli tedbirin alınmadığı işyerlerinde işçiler altı

iş günü içinde, bu Kanunun 24 üncü maddesinin (I)

numaralı bendine uygun olarak belirli veya belirsiz süreli hizmet akitlerini

derhal feshedebilir.

Bu Kanunun 79 uncu maddesine göre işyerinde

işin durdurulması veya işyerinin kapatılması halinde bu madde hükümleri

uygulanmaz."

52. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu'nun "İş

kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması" kenar başlıklı

13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İş kazası;

a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

(...)

meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli

hâle getiren olaydır."

53. 5510 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte

yürürlükte bulunan "İş kazası, meslek

hastalığı, hastalık ve analık sigortasından sağlanan haklar"

kenar başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"İş kazası veya meslek hastalığı halleri

nedeniyle sağlanan haklar şunlardır:

(...)

c) İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen

sigortalının hak sahiplerine; gelir bağlanması.

d) Gelir bağlanmış olan eş ve çocuklara;

evlenme ödeneği verilmesi.

e) İş kazası ve meslek hastalığı sonucu ölen

sigortalı için; cenaze ödeneği verilmesi."

54. 5510 sayılı Kanun'un

"İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü

kişilerin sorumluluğu" kenar başlıklı 21. maddesinin birinci ve

dördüncü fıkraları şöyledir:

"İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin

kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı

bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine

bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan

gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya

hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere,

Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık

ilkesi dikkate alınır.

(...)

İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık,

üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak

sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan

gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep

olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir. "

55. 9/12/2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 5. maddesi şöyledir:

"İşverenlerin yükümlülükleri ile ilgili

genel hükümler aşağıda belirtilmiştir:

a) İşveren, işle ilgili her konuda işçilerin

sağlık ve güvenliğini korumakla yükümlüdür.

b) İşverenin iş sağlığı ve güvenliği konusunda

işyeri dışındaki uzman kişi veya kuruluşlardan hizmet alması bu konudaki

sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

c) İşçilerin iş sağlığı ve güvenliği

konusundaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluğu ilkesini etkilemez."

56. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 6. maddesi şöyledir:

"İşveren aşağıda belirtilen sağlık ve

güvenlikle ilgili hususları yerine getirmekle yükümlüdür:

a) İşveren, işçilerin sağlığını ve güvenliğini

korumak için mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil

gerekli her türlü önlemi almak, organizasyonu yapmak, araç ve gereçleri

sağlamak zorundadır.

İşveren, sağlık ve güvenlik önlemlerinin

değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun sürekli

iyileştirilmesi amaç ve çalışması içinde olacaktır.

b) İşveren, sağlık ve güvenliğin korunması ile

ilgili önlemlerin alınmasında aşağıdaki genel prensiplere uyacaktır:

1) Risklerin önlenmesi,

2) Önlenmesi mümkün olmayan risklerin

değerlendirilmesi,

3) Risklerle kaynağında mücadele edilmesi,

4) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için,

özellikle işyerlerinin tasarımında, iş ekipmanları, çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen gösterilmesi, özellikle de

monoton çalışma ve önceden belirlenmiş üretim temposunun hafifletilerek

bunların sağlığa olumsuz etkilerinin en aza indirilmesi,

5) Teknik gelişmelere uyum sağlanması,

6) Tehlikeli olanların, tehlikesiz veya daha

az tehlikeli olanlarla değiştirilmesi,

7) Teknolojinin, iş organizasyonunun, çalışma

şartlarının, sosyal ilişkilerin ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin

etkilerini kapsayan genel bir önleme politikasının geliştirilmesi,

8) Toplu korunma önlemlerine, kişisel korunma

önlemlerine göre öncelik verilmesi,

9) İşçilere uygun talimatların verilmesi.

c) İşveren, işyerinde yapılan işlerin

özelliklerini dikkate alarak;

1) Kullanılacak iş ekipmanının, kimyasal madde

ve preparatların seçimi, işyerindeki çalışma düzeni gibi konular da dahil

işçilerin sağlık ve güvenliği yönünden tüm riskleri değerlendirir. Bu

değerlendirme sonucuna göre; işverence alınan önleyici tedbirler ile seçilen

çalışma şekli ve üretim yöntemleri, işçilerin sağlık ve güvenlik yönünden

korunma düzeyini yükseltmeli ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde

uygulanmalıdır.

2) Bir işçiye herhangi bir görev verirken,

işçinin sağlık ve güvenlik yönünden uygunluğunu göz önüne alır.

3) Yeni teknolojinin planlanması ve

uygulanmasının, seçilecek iş ekipmanının çalışma ortam ve koşullarına,

işçilerin sağlığı ve güvenliğine etkisi konusunda işçiler veya temsilcileri ile

istişarede bulunur.

4) Ciddi tehlike bulunduğu bilinen özel

yerlere sadece yeterli bilgi ve talimat verilen işçilerin girebilmesi için

uygun önlemleri alır.

d) Aynı işyerinin birden fazla işveren

tarafından kullanılması durumunda işverenler, yaptıkları işin niteliğini

dikkate alarak; iş sağlığı ve güvenliği ile iş hijyeni önlemlerinin

uygulanmasında işbirliği yapar, mesleki risklerin

önlenmesi ve bunlardan korunma ile ilgili çalışmaları koordine eder,

birbirlerini ve birbirlerinin işçi veya işçi temsilcilerini riskler konusunda

bilgilendirirler.

e) İş sağlığı ve güvenliği ile iş hijyeni

konusunda alınacak önlemler hiç bir şekilde işçilere

mali yük getirmez."

57. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 7. maddesi şöyledir:

"İşyerinde sağlık ve güvenlikle ilgili

koruyucu ve önleyici hizmetlerin yerine getirilmesi için aşağıda belirtilen

hususlara uyulacaktır:

a) Bu Yönetmeliğin 5 ve 6 ncı maddelerinde belirtilen yükümlülükler saklı kalmak

kaydıyla, işveren, işyerindeki sağlık ve güvenlik risklerini önlemek ve

koruyucu hizmetleri yürütmek üzere, işyerinden bir veya birden fazla kişiyi

görevlendirir.

b) Sağlık ve güvenlikle görevli kişiler,

işyerinde bu görevlerini yürütmeleri nedeniyle hiçbir şekilde dezavantajlı

duruma düşmezler. Bu kişilere, söz konusu görevlerini yapabilmeleri için

yeterli zaman verilir.

c) İşyerinde bu görevleri yürütebilecek

nitelikte personel bulunmaması halinde, işveren dışarıdan bu konuda yeterlik

belgesi olan uzman kişi veya kuruluşlardan hizmet alır.

d) İşveren hizmet aldığı kişi veya

kuruluşlara, işçilerin sağlık ve güvenliğini etkilediği bilinen veya etkilemesi

muhtemel faktörler hakkında bilgi verir. Bu kişi veya kuruluşlar, bu

Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin (b) bendinde sözü edilen işçiler ve bu

işçilerin işverenleri hakkındaki gerekli bilgilere de ulaşabilmelidirler.

e) İşyerinde sağlık ve güvenlik hizmetlerini

yürütmek üzere:

1) Görevlendirilen kişiler gerekli nitelik,

bilgi ve beceriye sahip olacaktır.

2) Dışarıdan hizmet alınan kişi veya

kuruluşlar gerekli kişisel beceri, mesleki bilgi ve donanıma sahip olacaktır.

3) Görevlendirilen kişiler veya dışarıdan

hizmet alınan kişi veya kuruluşların sayısı; işyerinin büyüklüğü, maruz

kalınabilecek tehlikeler ve işçilerin işyerindeki dağılımı dikkate alınarak,

koruyucu ve önleyici çalışmaların organizasyonunu yapmaya ve yürütmeye yeterli

olacaktır.

f) İşyeri içindeki veya dışındaki kişi veya

kuruluşların bu maddede belirtilen sağlık ve güvenlik risklerini önleme ve

risklerden korunma ile ilgili görev ve sorumlulukları açık olarak belirlenir.

Bu kişi ve kuruluşlar gerektiğinde birlikte çalışırlar.

g) İşverenin yeterli mesleki bilgi, beceri ve

donanıma sahip olması halinde, işyerinin büyüklüğü, işin niteliği ve işçi

sayısı dikkate alınarak bu maddenin (a) bendinde belirtilen hususların yerine

getirilmesi sorumluluğunu kendisi üstlenebilir.

h) İş sağlığı ve güvenliği konularında hizmet

verecek kişi ve kuruluşların nitelikleri ve belgelendirilmesi ile işverenin

sorumluluğu hangi hallerde üstlenebileceği ile ilgili usul ve esaslar Bakanlık

tarafından belirlenir."

58. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 12. maddesi

şöyledir:

"İşyerinde sağlık ve güvenliğin

sağlanması ve sürdürülebilmesi için;

a) İşveren, her işçinin çalıştığı yere ve

yaptığı işe özel bilgi ve talimatları da içeren sağlık ve güvenlik eğitimi

almasını sağlamak zorundadır. Bu eğitim özellikle;

1) İşe başlanmadan önce,

2) Çalışma yeri veya iş değişikliğinde,

3) İş ekipmanlarının değişmesi halinde,

4) Yeni teknoloji uygulanması halinde,

yapılır.

Eğitim, değişen ve yeni ortaya çıkan risklere

uygun olarak yenilenir ve gerektiğinde periyodik olarak tekrarlanır.

b) İşveren, başka işyerlerinden çalışmak üzere

kendi işyerine gelen işçilerin yaptıkları işlerde karşılaşacakları sağlık ve

güvenlik riskleri ile ilgili yeterli bilgi ve talimat almalarını sağlar.

c) Sağlık ve güvenlik ile ilgili özel görevi

bulunan işçi temsilcileri özel olarak eğitilir.

d) (a) ve (c) bentlerinde belirtilen eğitim,

işçilere veya temsilcilerine herhangi bir mali yük getirmez ve eğitimlerde

geçen süre çalışma süresinden sayılır."

59. İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği'nin 13. maddesi

şöyledir:

"İşçiler işyerinde sağlık ve güvenlikle

ilgili aşağıda belirtilen hususlara uymakla yükümlüdür:

a) İşçiler, davranış ve kusurlarından dolayı,

kendilerinin ve diğer kişilerin sağlık ve güvenliğinin olumsuz etkilenmemesi

için azami dikkati gösterirler ve görevlerini, işveren tarafından kendilerine

verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda yaparlar.

b) İşçiler, işveren tarafından kendilerine

verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda, özellikle;

1) Makina, cihaz, araç, gereç, tehlikeli

madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını doğru şekilde kullanmak,

2) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu

donanımı doğru kullanmak ve kullanımdan sonra muhafaza edildiği yere geri

koymak,

3) İşyerindeki makina, cihaz, araç, gereç,

tesis ve binalardaki güvenlik donanımlarını kurallara uygun olarak kullanmak ve

bunları keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek,

4) İşyerinde sağlık ve güvenlik için ciddi ve

ani bir tehlike olduğu kanaatine vardıkları herhangi bir durumla

karşılaştıklarında veya koruma tedbirlerinde bir aksaklık ve eksiklik

gördüklerinde, işverene veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisine derhal haber

vermek,

5) İşyerinde, sağlık ve güvenliğin korunması

için teftişe yetkili makam tarafından belirlenen zorunlulukların yerine

getirilmesinde, işverenle veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisi ile işbirliği yapmak,

6) İşveren tarafından güvenli çalışma ortam ve

koşullarının sağlanması ve kendi yaptıkları işlerde sağlık ve güvenlik yönünden

risklerin önlenmesinde, işveren veya sağlık ve güvenlik işçi temsilcisi ile

mevzuat uygulamaları doğrultusunda işbirliği yapmak,

ile yükümlüdürler."

B. Uluslararası Hukuk

60. 1961 tarihli Avrupa Sosyal Şartı’nın yerini almak üzere

Avrupa Konseyi tarafından 1996 tarihinde kabul edilen (gözden geçirilmiş)

Avrupa Sosyal Şartı'nın "Güvenli ve

sağlıklı çalışma koşulları hakkı" kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

"Âkit Taraflar, işverenlerin ve

çalışanların örgütlerine danışarak, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına

sahip olma hakkının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere;

1- İş güvenliği, iş sağlığı ve çalışma ortamı

hakkında tutarlı bir ulusal politika oluşturmayı, uygulamayı ve bunu belli

aralıklarla gözden geçirmeyi, bu politikanın temel hedefi, iş güvenliği ve iş

sağlığını iyileştirmeyi ve özellikle çalışma ortamının doğasından kaynaklanan

tehlike sebeplerini en aza indirmek yoluyla, çalışma sırasında ortaya çıkan ya

da bununla bağlantılı olan hastalıkları ve kazaları önlemeyi;

2- Güvenlik ve sağlık alanlarında

yönetmelikler hazırlamayı;

3- Denetim yoluyla bu yönetmeliklerin

uygulanmasını sağlamayı;

4- Tüm çalışanlar için, aslen koruma ve

danışmanlık işlevlerine sahip iş sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesini

desteklemeyi;

taahhüt ederler."

61. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur(...)"

62. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre inşaat

alanlarında yürütülen faaliyetler doğaları gereği tehlikeli nitelikte olmaları

nedeniyle insan yaşamına yönelik risk teşkil edebilecek mahiyettedir. Bu

nedenle devletin, -faaliyetin kendine özgü koşullarına bağlı düzenlemeler

yapmak da dâhil olmak üzere- bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik gerekli

makul önlemleri alması gerekir (Cevrioğlu/Türkiye,

B. No: 69546/12, 4/10/2016, § 57).

63. AİHM; Sofya'da bir şantiyede inşaat işçisi olarak çalışan

kişinin yapı iskelesinden düşerek yaşamını yitirmesi üzerine, ölen kişinin

annesi ve babası tarafından ceza soruşturması yolu tüketildikten sonra yapılan

bireysel başvuruda anne ve babanın Bulgar hukukunda etkili bir hukuki çare olan

tazminat yoluna başvurmadığına özellikle vurgu yaparak kabul edilemezlik kararı

vermiştir (Kostovi/Bulgaristan, B. No: 28511/11, 15/4/2014,

§§ 1-35).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

64. Mahkemenin 19/2/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

65. Başvurucular Tuzla Tersanesi'nde çalışan yakınlarının bir

şirkete ait sosyal tesisin yapımı sırasında kalıp sökerken 14 metre yüksekten

düşerek hayatını kaybettiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, söz konusu kazanın

işverenler tarafından işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin

alınmaması, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin işçiye

verilmemiş olması nedenleriyle meydana geldiğini ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular, tüm bunlara rağmen işverenler aleyhine yürütülen kamu davasında

yakınlarına kusur atfedilmesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini

iddia etmişlerdir. Başvurucular, kamu davası sırasında ileri sürdükleri

itirazların dikkate alınmadığını ve lehe olan hususların derece mahkemelerince

değerlendirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkı ile etkili başvuru

hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, kamu davası

sonucunda işverenler hakkında olası kasıtla ya da bilinçli taksirle öldürme

yerine taksirle öldürme suçundan hüküm kurulduğunu, işverenlerin yeterli

olmayan hapis cezaları ile tecziye edildiğini, bu hapis cezalarının ise adli

para cezasına çevrildiğini, işverenlerin üst hadden değil de alt sınırdan

cezalandırılması nedeniyle adeta ödüllendirildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular olay hakkında

yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturmasının sekiz yılı aşkın bir sürede

neticelendiğini belirterek makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini,

olayın etkili bir şekilde soruşturulmadığını, sanıklara etkili ceza

yöntemlerinin uygulanmadığını belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular, Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili

önlemlerin alınıp alınmadığı denetlenmediği için her yıl binden fazla işçinin

iş kazası geçirerek yaşamını yitirdiğini ve bu olaylar neticesinde sorumlular

hakkında sembolik cezalar verildiğini ileri sürmüşlerdir.

66. Başvurucular açtıkları maddi tazminat talepli ek davanın

davalılar lehine usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle

reddedildiğini oysa somut olayda davalılar lehine usule ilişkin kazanılmış hak

doğmadığını, bu hususa ilişkin lehe Yargıtay kararlarının dikkate alınmadığını

belirterek silahların eşitliği ilkesi ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmişlerdir. Başvurucular, ek maddi tazminat taleplerinin

reddedilmesi nedeniyle ayrıca eşitlik ilkesinin ve mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Dava sonucunda hükmedilen manevi tazminat

miktarlarının da mağduriyetlerini gidermekten oldukça uzak olduğunu, Yargıtayın bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesinin

Yargıtay'ın bozma kararına uymasının hâkimlerin bağımsızlığı ilkesine aykırılık

teşkil ettiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

67. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

68. Başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayla

ilgili olarak kamu görevlileri hakkında herhangi bir ceza ve/veya idari

soruşturma başlatılmamasından şikâyet etmedikleri gibi bu olayla ilgili olarak

idari yargıda açılmış bir tam yargı davasından da bahsetmemişlerdir.

Başvurucular başvuru formunda soyut bir şekilde ve genel bir bilgi verme

mahiyetinde Türkiye'de işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili önlemlerin

alınıp alınmadığı denetlenmediği için her yıl binden fazla işçinin iş kazası

geçirerek yaşamını yitirdiğini ve bu olaylar neticesinde sorumlular hakkında

sembolik cezalar verildiğini belirtmiş iseler de kamu makamlarının kusuruna

ilişkin olarak herhangi bir hukuk yoluna başvurmadıkları için mevcut başvuruda

bu kapsamda bir değerlendirme yapılamamıştır.

69. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölüm olayı hakkında

iş yeri yetkilileri aleyhine yürütülen ceza davasının kesin bir kararla neticelenmesinden

ve olay hakkında işverenler aleyhine iş mahkemesinde açtıkları tazminat

davasının kısmen reddedilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

Başvurucular, başvuru formunda genel olarak, gerek iş yeri yetkilileri hakkında

yürütülen ceza soruşturması sonucundan gerekse işverenler aleyhine açılan

tazminat davasında verilen kararlardan şikâyet ederek etkili bir yargısal

korumadan yararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu itibarla başvurucuların

bu başlık altındaki tüm iddialarının bir bütün olarak yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

70. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

71. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısımlarının şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Genel İlkeler

72. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).

73. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

74. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

75. Anayasa Mahkemesi açısından idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 83).

76. Mağduriyetin giderilmesi, özellikle ihlal edildiği ileri

sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın

ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine bağlıdır.

Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı,

söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve

diğerleri, § 84).

77. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

bağlamında mağduriyetin giderilip giderilmediğinin tespiti açısından kasten,

saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olayları ile ihmal sonucu

meydana gelen ölüm olayları arasında bir ayrım yapmak gerekir (Mehmet Aydoğan ve Nufer

Aydoğan, B. No: 2013/3775, 14/4/2016, § 55).

78. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin ölümcül saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi yaşam hakkı

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

79. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük, her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.

Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık

olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

80. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını

veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında

olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı

ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için

gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendi

inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

81. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

82. Başvuruya konu iş kazası sonucunda meydana gelen ölüm

olayıyla ilgili olarak başvurucuların Türk hukuk sisteminde kullanabileceği

birden fazla hukuki yol bulunmaktadır. Bu kapsamda başvurucular, yaşanan olay

hakkında bir ceza soruşturması başlatılmasını ve olayda kusuru bulunan kişiler

hakkında kamu davası açılmasını yetkili Cumhuriyet Başsavcılığından talep

edebilirler. İkinci bir yol olarak başvurucular, yakınlarının ölümünden sorumlu

olduğunu düşündükleri kişiler aleyhine yetkili ve görevli hukuk mahkemesinde

tazminat davası açabilirler. Üçüncü bir yol olarak ise başvurucular, yaşanan

olayda hizmet kusuru bulunduğu kanaatinde iseler ilgili kamu idaresi aleyhine

idari yargıda tam yargı davası açabilirler. Somut olayda başvurucular, ceza

soruşturması yolu ile tazminat davası açma yolunu kullanmışlardır.

Başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayda kamu makamlarının

gerekli olan düzenlemeleri ve/veya denetimi yapmadığı şeklinde bir iddiayla herhangi

bir kanun yoluna başvurmamışlardır. Bu durumda yaşam hakkı kapsamında devletin

sahip olduğu etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün somut

olayda yerine getirilip getirilmediği, işyeri yetkilileri hakkında yürütülen

ceza soruşturması ile işverenler aleyhine açılan tazminat davasının niteliği ve

özelliği dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

83. Başvuru formu ve eklerinde başvurucuların yaşadığı üzüntü

verici olayın kasıtlı bir tutumdan kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi

ve belge bulunmamaktadır. Olayın meydana geldiği koşullar da bu bağlamda

herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Nitekim başvurucular da söz konusu olayın

kasıtlı bir şekilde gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir.

84. Ceza soruşturması ve kovuşturması neticesinde elde edilen

veriler iş yeri yetkililerinin belli ölçüde kusurlarının olduğunu ortaya koysa

da etkili yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün somut olayda

mutlaka ceza davasını gerektirdiği söylenemez. Yaşam hakkı kapsamındaki etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü,

somut olayda başvuruculara hukuk mahkemeleri önünde açabilecekleri bir tazminat

davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş sayılabilir. Bu sebeple somut

olayda ceza yargılaması sürecinin ayrıca incelenmesinin gerekmediği

değerlendirilmiştir.

85. Başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda çalışma

alanının altına güvenlik ağı gerilmemiş olmasına, başvurucuların yakınının

emniyet kemeri kullanmasının sağlanamamış olmasına ve dava dosyasında

başvurucuların yakınına iş güvenliği eğitiminin verildiğine ilişkin bilgi ve

belge olmamasına vurgu yapan bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurularak

işverenlerin somut olayda kusurlu oldukları açıkça kabul edilmiştir. Başka bir

anlatımla başvuruya konu olayda yaşam hakkının ihlal edildiği derece

mahkemelerince hüküm altına alınmıştır.

86. Başvurucuların açtığı tazminat davası sonucunda ayrıca,

başvuru dosyasında objektifliğinden ve yeterliliğinden şüphelenilmesini

gerektirecek herhangi bir veri bulunmayan bilirkişi raporu doğrultusunda

başvuruculardan Güler Ayyıldız lehine toplam 47.981.75

TL maddi, 50.000 TL manevi; başvuruculardan Hüseyin Ayyıldız ile Merve Ayyıldız

lehine ise toplam 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Başvurucuların

diğer taleplerinin ise gerekçesi de açıklanmak suretiyle reddine karar

verilmiştir.

87. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde derece mahkemelerince

dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler dikkate alınmak ve ilgili hukuk

kuralları yorumlanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek

başvurucular lehine belli bir miktar tazminata hükmedildiği, gerek bilirkişi

raporlarının gerekse derece mahkemelerince verilen kararların keyfî olduğundan

söz edilemeyeceği, davanın koşullarına göre belirlenen tazminat miktarları ile

başvurucuların uğradığı zarar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı,

başvurucuların yargılamaya etkin bir şekilde katılıp iddia ve itirazlarını

derece mahkemeleri önünde dile getirebilme imkânı elde edebildiği, dolayısıyla

mevcut yargısal sistemin somut olayda etkisiz bir şekilde işlediğinden söz

edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Somut olayda hâkimlerin bağımsızlığı ve

tarafsızlığı ilkesine aykırılık teşkil eden herhangi bir hususun da bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

88. Somut olayda etkili bir şekilde yürütülen yargılama

sonucunda yaşam hakkının ihlal edildiğinin tespit edildiği ve ihlale karşılık

olarak uygun ve yeterli tazminata hükmedildiği dikkate alındığında

başvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadıkları ve hükmedilen

tazminat miktarlarının mağduriyetlerini gidermediği yönündeki şikayetlerinin

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.

89. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

90. Başvurucular işverenler aleyhine açtıkları maddi ve manevi

tazminat davasının yedi yıl sekiz ay gibi bir sürede tamamlanması nedeniyle

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

91. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §

26) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

92. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle

ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir

başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân

tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması

nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkanına sahip olduğu

hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa

Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı

şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat

Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin

bireysel başvurunun ikincil niteliği

ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

93. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

95. Başvurucular reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları

üzerinden oldukça yüksek miktarda vekâlet ücreti ödemek zorunda kalmaları

nedeniyle adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

96. Başvurucuların bu başlık altındaki şikâyetlerinin mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

97. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak

olmayıp sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek

sınırlandırmaların; hakkın özünü zedeleyecek şekilde kısıtlamaması, meşru bir

amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük

oluşturmaması gerekir (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38). Ulaşılmak istenen

kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları arasında gözetilmesi

gereken adil dengeyi bozan ve başvuruculara çok yüksek bir külfet yükleyen

düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793,

18/9/2014, § 48).

98. Vekâlet ücreti bir yargılama gideri olup kural olarak bu tür

giderler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Ancak gereksiz

başvurular önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz

yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla

başvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını

belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecede

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar, § 39).

99. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi kararlarında da geçen "kaybeden

öder" ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarına hükmedilmesine ilişkin düzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, § 50).

100. Başvurucuların açtığı tazminat davasında, başvurucuların

maddi ve manevi tazminat talepleri kısmen kabul edilerek başvurucular lehine

toplam 147.981,75 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, ayrıca kabul edilen

maddi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 5.577,99 TL tutarındaki vekâlet

ücreti ile kabul edilen manevi tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL

tutarındaki vekâlet ücretinin davalılardan alınarak başvuruculara verilmesine

karar verilmiştir. Benzer şekilde, reddedilen maddi tazminat miktarı üzerinden

hesaplanan 5.832,99 TL tutarındaki vekâlet ücreti ile reddedilen manevi

tazminat miktarı üzerinden hesaplanan 10.400 TL tutarındaki vekâlet ücretinin

ise başvuruculardan alınarak davalılara verilmesine karar verilmiştir.

101. Somut olayda başvurucuların maddi tazminat talepleri

yönünden kısmi olarak haklı olmadıkları yapılan yargılama süreci sonunda

belirlenmiştir. Ayrıca başvurucuların manevi tazminat taleplerinin de kısmen

reddedildiği görülmektedir. Bu durumda, davanın reddedilen kısmı yönünden karşı

tarafın hukuki temsil masraflarını karşılamak üzere ödenmesine hükmedilen

16.232,99 TL tutarındaki vekâlet ücretinin hükmedilen tazminata (147.981,75 TL)

oranı yaklaşık %11 olup, müdahalenin meşru amacı ile karşılaştırıldığında bu

oranın ölçüsüz olmadığı değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucuların mahkemeye

erişim haklarının ihlal edilmediği açıktır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

19/2/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Güler

AYYILDIZ

2. Hüseyin

AYYILDIZ

3. Merve

AYYILDIZ

Vekili

:

Av. Saide

ARSLAN ÇALIŞKAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/511, 19 Şubat 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İşyeri Yetkilileri
  7. B. İşverenler Aleyhine
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Yaşam Hakkının İhlal
  13. B. Makul Sürede
  14. C. Mahkemeye Erişim
  15. B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38). Ulaşılmak istenen
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  17. Özgüldür
  18. Hakyemez
  19. Ayyıldız
  20. Ayyıldız
  21. Ayyıldız
  22. Arslan Çalışkan
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/511
Tarih
19 Şubat 2019

İlgili Kararlar

  • Nur-Ak İnşaat Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/5826)
  • Arzu Çoban ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/8850)
  • Ağa Gündüz Başvurusu (B. No: 2014/5665)
  • Rukiye Gönül Yalçın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/11270)
  • Türkiye İş Bankası A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/931)
  • Eyyüp Elgörmüş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/7910)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.