İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hacer Kahraman Başvurusu (B. No: 2013/7935)

1. Başvuru; öğretmen olarak görev yapan başvurucu hakkında

Başvuru No2013/7935Tarih20 Nisan 2016Okuma46 dk · 9.277 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hacer Kahraman Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/7935
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.277 kelime·46 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; öğretmen olarak görev yapan başvurucu hakkında

yapılan soruşturmalar neticesinde idari görevinin geri alınmasının ve disiplin

cezaları verilmesinin mobbing (psikolojik taciz)

oluşturması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının, idare tarafından mahremiyetine ilişkin bilgi ve belgelerin toplanması

ve ifşa edilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/10/2013 tarihinde Kırıkkale İdare Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

25/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 9/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyaları içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, kimya teknolojisi öğretmeni ve kimya teknolojileri

alanı bölüm şefi unvanıyla görev yaptığı Hacı Hidayet Doğruer Çok Programlı

Lisesi müdürü hakkında okulu kendi koyduğu kurallara göre yönettiği, şahsi

menfaatlerine öncelik verdiği, çalışanlar arasında ayrımcılık yaptığı,

geçinemediği öğretmenleri rencide ettiği, yıldırmak amacıyla kendisine karşı

açık bir tavır içinde olduğu ve psikolojik baskı uyguladığı gerekçeleriyle

idari yönden soruşturulması talebiyle 28/2/2012 tarihinde Bahşılı

İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne dilekçe sunmuştur.

9. Hakkında soruşturma yapılması istenen okul müdürü tarafından

3/4/2012 tarihinde aynı makama sunulan dilekçe ile başvurucu hakkında muhakkik

görevlendirilmesi talep edilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

“i. 2011-2012 eğitim ve

öğretim dönemi içerisinde sürekli olarak sevkli olduğu, sağlık kuruluşuna

gittiğini beyan ettiği saatler ile sağlık kuruluşuna başvurduğu saatlerin

uyuşmadığı,

ii. Planlama ve bakım-onarım görevleri sırasında laboratuar yerine kütüphane ve öğretmenler odasında zaman

geçirdiği,

iii. Bölüm şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve

koordinasyon görevini yapmadığı, bu görevleri alanındaki diğer öğretmenlere

bıraktığı,

iv. İkinci dönem alan zümre toplantısını yapmayıp, kağıt üzerinde yapılmış gibi gösterdiği ve ikinci dönem ders

zümre toplantılarını organize etmediği,

v. 19/3/2012, 26/3/2012 ve 2/4/2012 tarihlerinde

nöbetçi olduğu halde görevine geç geldiği ve İstiklal Marşı törenlerine

katılmadığı,

vi. Alan ve bölümlerde tutulması gereken tüketim

malzemeleri sarf defterini tutmadığı, idare tarafından yapılan uyarıları da

dikkate almadığının tespit edildiği,

vii. Bölüm öğretmenleri ve okul idaresi ile iletişim

ve işbirliğine yanaşmaması nedeniyle okuldaki iş ve

işlemleri aksattığı...”

10. Bölüm şefliği görevini yürüten başvurucunun planlama, bakım

ve onarım görevlerini aksattığı gerekçesiyle okul idaresi tarafından farklı

tarihlerde sevkli olduğu sağlık kuruluşlarına giriş-çıkış saatleri ile poliklinik

kayıtları sorulmuş ve bu kapsamda bilgi edinilmiştir.

11. Başvurucu ve görev yaptığı okulun müdürü hakkında idari

yönden soruşturmalar yürütülmüş ve her ikisi hakkında Kırıkkale Valiliği İl

Milli Eğitim Müdürlüğü Eğitim Denetmenleri Başkanlığınca 19/6/2012 tarihli ve

663.07/8 sayılı soruşturma raporu düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, okul

müdürü hakkındaki iddiaların sübut bulmadığı, dolayısıyla herhangi bir işlem

yapılmasına yer olmadığı; başvurucu hakkındaki “2011-2012

eğitim-öğrenim dönemi içerisinde sürekli olarak sevkli olduğu, sağlık

kuruluşuna gittiğini beyan ettiği saatler ile sağlık kuruluşuna başvurduğu

saatlerin uyuşmadığı” şeklindeki iddianın, tedavilerin başlangıç ve

bitiş saatlerinin belirlenmesi ile ilgili yasal bir düzenlemenin olmayışı ve

tedavilerin belirli saatlerle sınırlandırılmayan bir süreç olduğu gerekçesiyle

sübut bulmadığı, diğer iddiaların ise 10/6/1930 tarihli ve 1702 sayılı İlk ve

Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’un 20. maddesi

ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi

gereğince disiplin yönünden ayrı ayrı ihtar cezası gerektirdiği ve idari

yönden, kimya teknolojisi alanı bölüm şefi olan başvurucunun bu göreve atanma

onayının geri alınması gerektiği şeklinde teklif getirilmiştir.

12. Anılan raporda soruşturulan okul müdürü hakkında yapılan

değerlendirmeler şöyledir:

"Okulu

yasa ve yönetmeliklere göre değil kendi koyduğu kurallara göre yönettiği

iddiasıyla ilgili olarak; ... tanık olarak ifadelerine başvurulanların benzer

ifadelerinde okul müdürü Yalçın Bey’in okulu yasa ve yönetmeliklere göre değil

kendi koyduğu kurallara göre yönettiği iddiasının doğru olmadığını, bu tür bir

duruma ve yasa ve yönetmeliklere aykırı bir durumuna tanık olmadıklarını, okul

müdürünün okulu yasa ve yönetmelikler çerçevesinde yönetmekte olduğunu

belirtmekle, hizmetli Gani B. ifadesinde okul müdürünün 2010 yılında okuldaki

doğalgaz arızasını Hacer Hanım’ın İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne ve yetkililere

bildirelim demesine karşı müdür beyin Hacer Hanım’a bunu yaparsanız beni

karşınızda bulursunuz, köprüleri yıkarsanız sözlerini duymadığını, böyle bir

konuşma duymadığını ifade etmekle ... iddia sübut bulmamaktadır.

Okulun menfaatleri yerine şahsi ilişkilerine öncelik tanıdığı ile

ilgili olarak; ... tanık olarak ifadelerine başvurulanların benzer ifadelerinde

okul müdürleri Yalçın Bey’in okulun menfaatleri yerine şahsi ilişkilerine

öncelik tanıdığı iddiasına tanık olmadıklarını, Yalçın Bey’in okulun

menfaatlerini koruduğunu ve gözettiğini, eğitim ve öğretimi, öğrencilerin

menfaatlerini ön plana almakta olduğunu, okulu daha iyi geliştirmek için

elinden geleni yapmakta olduğunu ifade etmekle ... iddia sübut bulmamaktadır.

Çalışanlar arasında ve ders programı, ek derslerin öğretmenlere

dağıtılması ... vs. gibi konularda öğretmenler arasında ayrım yaptığı

iddiasıyla ilgili olarak; ... tanık olarak ifadelerine başvurulanların benzer

ifadelerinde okul müdürünün çalışanlar arasında ve ders programı, ek derslerin

öğretmenlere dağıtılması ... vs. gibi konularda öğretmenler arasında ayrım

yaptığı iddiasına tanık olmadıklarını, okul müdürü Yalçın Bey’in ders

programlarını yaparken öğretmenlerin görüşlerini aldığını, adil, eşit bir

şekilde programı yaptığının ifade edilmesiyle, programdaki değişikliğindeki

düzenlemenin öğretmen Gülüzar K.’nın

rapor alması nedeniyle olduğunun, Gülüzar K.’nın rapor sonrası göreve başladıktan sonra eski programa

dönüldüğünün, yapılan program değişikliğinde öğretmenlerin mevcut görevlerinin,

boş günlerinin, boş ders saatlerinin gözönünde

bulundurularak hazırlandığının ve Hacer KAHRAMAN’ın

bu değişiklikten sadece bir ders saatinin eksildiğinin, bölüm öğretmenleri

arasında ders sayısı açısından yıl içerisinde anlamlı bir farklılığın

olmadığının anlaşılmasıyla ... iddia sübut bulmamaktadır.

Ayrıca geçinemediği öğretmenleri öğrencilerin önünde rencide ettiği

iddiası ile ilgili olarak; ... tanık olarak ifadelerine başvurulanların benzer

ifadelerinde okul müdürünün herhangi bir öğretmeni, Hacer Hanım’ı, personeli

veya başka birini öğrencilerin, öğretmenlerin, personelin yanında veya başka

bir yerde rencide ettiğine, rencide edici bir sözüne, psikolojik bir baskı

uyguladığına tanık olmadıklarını ifade etmekle ... iddia sübut bulmamaktadır.”

13. Anılan raporda soruşturulan başvurucu hakkında disiplin

cezası verilmesi teklifini içeren değerlendirmelerin bulunduğu ilgili kısımlar

şöyledir:

"Planlama, bakım, onarım görevleri sırasında laboratuar

yerine kütüphane ve öğretmenler odasında zaman geçirdiği iddiasıyla ilgili

olarak; ... okul idaresince 12.3.2012, 20.3.2012 ve 2.4.2012 tarihli müdür

yardımcılarının tuttuğu tutanakla tespit edildiğini belirtmekle, müdür

yardımcıları ... ifadelerinde bu durumu tutanaklarla tespit ettiklerini belirtmekle

ve bu durumun tutanaklarla belirlendiğinin görülmesiyle öğretmen Nilgün Ç.

ifadesinde Hacer Hanım’ın planlama, bakım, onarım görevleri sırasında genelde

öğretmenler odasında olduğunu görüyor olduğunu ifade etmekle öğretmen Hacer

KAHRAMAN ifadesinde planlar doğrultusunda plana uygun olarak yapması gereken

işlerini aksatmadan yaptığını, bunun yanında ek olarak laboratuarlarla

ilgili risk eylem planları, risk analizleri, malzeme kullanım talimatları gibi

bilgisayarda yapması gereken işlerinde olduğunu ve bu işleri de dizüstü

bilgisayarda zor yaptığı için kütüphane veya öğretmenler odasındaki

bilgisayarda yaptığını kabullenmekle iddia sübut bulmaktadır. Sübutbulan bu hususla ilgili olarak ... Hacer KAHRAMAN’ın “Talimatname ve emirler mucibinde yapılması lazım

olan vazifelerin ifasında kusur etmek” eyleminin faili durumunda olduğu ve

fiilinin 1702 sayılı Kanunun 20/1. maddesi kapsamına girdiği anlaşılmaktadır.

Alan şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve koordinasyon görevini

yapmadığı, bu görevleri alanındaki diğer öğretmenlere bıraktığı iddiasıyla

ilgili olarak Hacer KAHRAMAN alan şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve

koordinasyon görevini yürüttüğünü belirtse de, okul müdürü Yalçın K. ifadesinde

öğretmen Hacer KAHRAMAN’ın alan şefliği görevinden

kaynaklanan bölüm öğretmenleri arasında iş bölümünü yapamıyor olduğunu,

2011-2012 eğitim öğretim yılında sene başında ders programının hazırlanması

amacıyla alan derslerinin alan öğretmenlerine dağıtımını kendisi yapamamış

öğretmenler arasında bu nedenle huzursuzluk çıktığını, 2011 yılı METEF fuarına

hazırlanmak amacıyla Hacer Hanım’a görev verildiğini ancak tarafından hiçbir

hazırlık yapılmamış olduğunu, alana alınacak malzemelerle ilgili bölüm

öğretmenlerinin görüşlerine dikkat etmeyip kendi görüşünde ısrarcı olduğunu

ifade etmiş, müdür yardımcısı Fatih K. ifadesinde öğretmen Hacer KAHRAMAN’ın bölümle ilgili yönetim ve organize

faaliyetlerini yapmaktan kaçındığını, bölümle ilgili işlerin diğer bölüm

öğretmenleri tarafından yürütüldüğünü görüyor olduğunu, bölüm öğretmenleri

arasındaki koordinasyon ve iş bölümü sürecinde sorumluluk almamakta olduğunu,

... diğer yedi öğretmenin benzer ifadelerle Hacer Hanım’ın bölüm şefi olarak

bölümdeki diğer öğretmenlerle koordinasyonu sağlayamadığını ifade etmeleri ve kimya

laboratuarının durumu ile ilgili olarak tutulan

tutanağın görülmesiyle, öğretmen Hacer KAHRAMAN’ın

alan şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve koordinasyon görevlerini

aksattığı ve bu görevleri alandaki diğer öğretmenlerin zaman zaman yaptığı

hususu sübut bulmaktadır. ... Hacer KAHRAMAN’ın

“Talimatname ve emirler mucibinde yapılması lazım olan vazifelerin ifasında

kusur etmek” eyleminin faili durumunda olduğu ve fiilinin 1702 sayılı Kanunun

20/1. maddesi kapsamına girdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca idari yönden, öğretmen

Hacer KAHRAMAN’ın alan şefliği görevinden kaynaklanan

yönetim ve koordinasyon görevlerini aksattığı anlaşıldığından, kimya

teknolojisi alanı bölümü şefi olarak atanma görev onayının geri alınmasının

uygun olacağı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.

...

19/3/2012, 26/3/2012 ve 2/4/2012 tarihlerinde nöbetçi olduğu halde

görevine geç geldiği ve İstiklal Marşı törenlerine katılmadığı iddiasıyla

ilgili olarak, ... müdür yardımcıları ve nöbetçi öğretmen tarafından tutulan ve

tutanaklar ve bu kişilerin benzer ifadelerinde Hacer Hanım’ın belirtilen

günlerde sabah nöbet görevine geç geldiğini ve istiklal Marşı törenlerine

katılamadığını tutanaklarla tespit ettiklerini belirtmekle ve tutanaklarda da

bu durumun görülmesiyle, Hacer KAHRAMAN ifadesinde bu günlerde arkadaşının

arabası ile geldiğinden biraz geciktiğini, nöbet görevine geç geldiğini

kabullenmekle iddia sübut bulmaktadır. Sübut bulan bu hususla ilgili olarak ...

Hacer KAHRAMAN’ın “Talimatname ve emirler mucibinde

yapılması lazım olan vazifelerin ifasında kusur etmek” eyleminin faili

durumunda olduğu ve fiilinin 1702 sayılı Kanunun 20/1. maddesi kapsamına

girdiği anlaşılmaktadır.

Mesleki Teknik Eğitim Yönetmeliğine göre alan ve bölümlerde tutulması

gereken “Tüketim Malzemeleri Sarf Defterini” tutmadığı, idare tarafından

yapılan uyarıları da dikkate almadığının tespit edildiği iddiasıyla ilgili

olarak; ... Hacer KAHRAMAN ifadesinde tutulması gereken tüketim malzemeleri

defterini bilgisayar ortamında tuttuğunu, ancak okul bilgisayarların

laptoplardan birinde virüs bulunduğu için bütün klasörlerdeki dosyalarının

silindiğini, defalarca kurtarmaya çalıştığını, ancak kurtaramadığını

belirtmekle iddia sübut bulmaktadır. . Sübut bulan bu hususla ilgili olarak ...

Hacer KAHRAMAN’ın “Talimatname ve emirler mucibinde

yapılması lazım olan vazifelerin ifasında kusur etmek” eyleminin faili

durumunda olduğu ve fiilinin 1702 sayılı Kanunun 20/1. maddesi kapsamına

girdiği anlaşılmaktadır.

Hacer KAHRAMAN’ın bölüm öğretmenleri ve okul

idaresi ile işbirliğine yanaşmaması nedeniyle okuldaki iş ve işlemlerin

aksadığı iddiası ile ilgili olarak; ... öğretmenler Ali A., Nilgün Ç., Murat

E., Orhan Ç., Hakan Şahin E. benzer ifadelerinde Hacer Hanım’ın alan şefi

olması nedeniyle okul idaresi ve kimya bölümü öğretmenleri arasındaki

koordinasyon görevi sorumluluğunda bir birlik sağlayamıyor olduğunu, alan

şefliğinden kaynaklanan görevlerini tam olarak yerine getirememesi nedeniyle

aksaklıklar ortaya çıkıyor olduğunu,bölümün idari

işlerinde aksaklıkların ortaya çıkıyor olduğunu, Gülüzar

K. bu durumun Hacer Hanım’ın iletişim biçiminden kaynaklandığını düşünüyor

olduğunu, İsmail K. kimya bölümü olarak aralarında koordineli bir şekilde

işbirliği içerisinde işleri yürütemediklerini, Aynur A. bölüm şefi Hacer

Hanım’ın okul idaresinin bölüm işleri ile ilgili söylediklerini bazen yapmama

gibi bir tutum içerisine girdiğini birkaç defa gördüğünü ifade etmekle, Hacer

KAHRAMAN ifadesinde okul idaresinin kendisine bölüm şefi olarak bildireceği

bazı konularda yerine diğer arkadaşlardan birine kasıtlı olarak bildiriyor

olmasının alan şefi olarak kendisini dikkate almadığını gösteriyor olduğunu ve

bunun da idareyle alan şefi olarak aralarındaki iş ve işlemlerin aksamasına

neden olduğunu belirtmekte, ifadelerden öğretmen Hacer KAHRAMAN’ın

alan şefi olarak alan öğretmenleri ve okul idaresi ile koordinasyonu

sağlayamadığı, bu durumda iş ve işlemlerde aksaklıklara neden olduğu hususu

sübut bulmaktadır. Sübut bulan bu hususla ilgili olarak ... Hacer KAHRAMAN’ın “Görevin işbirliği

içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak” eyleminin faili

durumunda olduğu ve fiilinin 1702 sayılı Kanunda tam karşılığının olmadığı, 657

sayılı Kanunun 125/A-h maddesi kapsamına girdiği anlaşılmaktadır. Hacer KAHRAMAN’ın alan şefi olarak alan öğretmenleri ve okul

idaresi arasında işbirliği ve koordinasyonu

sağlayamadığı ve bunun da iş ve işlemlerin aksamasına neden olduğu

anlaşıldığından ... Hacer KAHRAMAN’ın kimya

teknolojisi alanı bölüm şefi olarak atanma görev onayının geri alınmasının

uygun olacağı sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.”

14. Söz konusu raporda getirilen teklif dikkate alınarak

Kırıkkale Valiliğinin 18/7/2012 tarihli ve 11136 sayılı kararıyla başvurucunun

kimya teknolojileri alanı bölüm şefliği görevlendirmesi iptal edilerek asli

görevi olan aynı okul kimya teknolojileri öğretmenliğine döndürülmesine karar

verilmiştir. Okul müdürü hakkında ise iddialar sübut bulmadığı gerekçesiyle

herhangi bir işlem yapılmamıştır.

15. Ayrıca anılan rapora karşı başvurucunun 19/7/2012 tarihinde

savunması alınmış ve başvurucu hakkında Bahşılı İlçe

Millî Eğitim Müdürlüğünün 2/8/2012 tarihli ve 679-1077 sayılı işlemiyle

aşağıdaki şekilde disiplin cezaları verilmiştir:

“i. Planlama, bakım, onarım görevleri

sırasında laboratuar yerine kütüphane ve öğretmenler

odasında zaman geçirdiğinizle ilgili fiiliniz mesleki yönden yasak fiillere

ilişkin özel kanun olan 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi

ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’un 20/1 maddesi kapsamında “İHTAR” cezası ile tecziye

edilmeniz gerekmekte ise de; savunmanız yeterli bulunduğundan herhangi bir

işleme gerek bulunmamıştır.

ii. Bölüm öğretmenleri ve okul idaresi ile işbirliğine yanaşmamanız

nedeniyle okuldaki iş ve işlemlerin aksadığıyla ilgili mesleki yönden yasaklı

fiillere ilişkin özel Kanun olan 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat

Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’da tam ve açık karşılığının

bulunmaması nedeni ile genel nitelikte yasal bir düzenleme olan 657 sayılı

Devlet Memurları Kanunu’nun 125/A-h maddesi gereğince “UYARMA” cezası ile

tecziye edilmesi gerekirken, geçmiş hizmetleriniz sırasında olumlu

davranışlarınız tarafımdan değerlendirilmiş olup, 657 sayılı Devlet Memurları

Kanunu’nun 125. maddesinin E/k fıkrasından sonra gelen 2. paragraf göz önünde

bulundurularak cezai tayinine gerek görülmemiştir.

iii. Alan şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve koordinasyon

görevini yapmayarak, bu görevleri diğer öğretmenlere bıraktığınızla ilgili

olarak 19/7/2012 tarihli savunmanız yeterli görülmemiştir. 1702 sayılı İlk ve

Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’un 20/1

maddesi gereğince “İHTAR” cezası ile tecziye edildiniz.

iv. 19/3/2012, 26/3/2012 ve 2/4/2012 tarihlerinde nöbetçi olduğunuz

halde göreve geç geldiğiniz ve İstiklal Marşı törenlerine katılmadığınızla

ilgili olarak 19/7/2012 tarihli savunmanız yeterli görülmemiştir. 1702 sayılı

İlk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’un 20/1

maddesi gereğince “İHTAR” cezası ile tecziye edildiniz.

v. Mesleki Teknik Eğitim Yönetmeliğine göre alan ve bölümlerde

tutulması gereken tüketim malzemeleri sarf defterini tutmadığınız, idare

tarafından yapılan uyarıları da dikkate almadığınızla ilgili olarak 19/7/2012

tarihli savunmanız yeterli görülmemiştir. 1702 sayılı İlk ve Orta Tedrisat

Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanun’un 20/1 maddesi gereğince

“İHTAR” cezası ile tecziye edildiniz.”

16. 3/8/2012 tarihinde tebliğ edilen söz konusu disiplin cezası

işlemine karşı başvurucu tarafından 9/8/2012 tarihinde yapılan itiraz,

Kırıkkale İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 13/8/2012 tarihli yazısı ile

reddedilmiştir.

17. Başvurucu tarafından Bahşılı İlçe

Millî Eğitim Müdürlüğüne sunulan 3/8/2012 tarihli dilekçe ile bilgi edinme

hakkı kapsamında kendisi hakkında düzenlenen soruşturma dosyasının rapor ve

eklerinin birer suretinin kendisine verilmesi talep edilmiş ve idare tarafından

7/8/2012 tarihli yazı ile soruşturma raporunun ilgili sayfaları ile sonuç,

kanaat ve teklif bölümlerinin bir sureti başvurucuya verilmiştir. Yine aynı

makama başvurucu tarafından sunulan 10/8/2012 tarihli dilekçe ile 28/2/2012

tarihli şikâyet dilekçesinin akıbeti sorularak soruşturma dosyasının bir sureti

talep edilmiş; idarenin 14/8/2012 tarihli cevap yazısı ile söz konusu iddialar

sübut bulmadığından işlem yapılmadığı şeklinde başvurucuya bilgi verilmiştir.

Ayrıca başvurucu tarafından görev yaptığı Okul Müdürlüğüne sunulan 12/4/2013

tarihli iki farklı dilekçe ile kendisi hakkındaki planlama, bakım ve onarım

görevleri ile ilgili aylık ve haftalık çalışmaların bir örneği ile nöbet

defterinin belirli tarihlerdeki sayfalarının birer suretleri talep edilmiş; 25/4/2013

tarihli cevap yazısı ile talep edilen hususların 9/10/2003 tarihli ve 4982

sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’nun 19. maddesi kapsamına girdiği gerekçesiyle

talep reddedilmiştir.

18. Başvurucu; görev yaptığı okulun idarecisi tarafından

psikolojik tacizlere varan işlem ve eylemlere maruz kaldığını, sürekli olarak

soruşturulma baskısı hissettiğini, haksız yere ve yıldırma amacıyla hakkında

başlatılan ve sistematik bir hâl alan soruşturmaların çalışma barışını olumsuz

olarak etkilediğini, takdir yetkisi kötüye kullanılarak bölüm şefliği

görevinden alındığını, disiplin cezalarının gerçek dışı ithamlara dayanılarak

verildiğini ileri sürerek hakkında verilen disiplin cezalarının iptali ile

bölüm şefliği görevinden alınması işleminin iptali istemiyle 28/9/2012 tarihinde

Kırıkkale İdare Mahkemesinde iki ayrı dava açmıştır.

19. Disiplin cezalarının iptali istemiyle açılan dava Kırıkkale

İdare Mahkemesinin 1/3/2013 tarihli ve E.2012/535, K.2013/87 sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“..davacının Hacı Hidayet Doğruer Çok

Programlı Lisesi'nde Kimya bölümü alan şefi olarak görev yaptığı dönemde, alan

şefliği görevinin vermiş olduğu sorumlulukların yerine getirilmesinde

aksamalara meydan verdiği için bazıişlerin Kimya

Teknolojisi Alanı Kimya Dalı Laboratuar Şefi Nilgün

Ç. tarafından yerine getirildiği, alan şefliği görevinden kaynaklanan bölüm

öğretmenleri arasında iş bölümü ve koordinasyon ilişkisini yapamaması nedeniyle

öğretmenler arasında huzursuzluklara sebep olması nedeniyle yasal mevzuat

hükümleri çerçevesinde alan şefi olarak kendisine yüklenilmiş olan vazifelerin

ifasında kusurunun bulunduğunun sübuta erdiği, bu çerçevede davacının bu eylemlerininyürütmekte olduğu alan şefliği görevininkendisine yüklediği hizmet, görev ve sorumluluk

yükümlülüklerine aykırı olduğu, alan şefi olarak yerine getirmesi gereken görev

ve emirlerin ifasında kusurlu davrandığı sonuç ve kanaatine varıldığından,

davacının eylemine uyan 1702 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 1. fıkrası

gereğince ihtar cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”

20. Bölüm şefliği görevinden alınma işleminin iptali istemiyle

açılan dava Kırıkkale İdare Mahkemesinin 1/3/2013 tarihli ve E.2012/537,

K.2013/88 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“..davacının Hacı Hidayet Doğruer Çok Programlı Lisesi Kimya

Teknolojisi Alan Şefi olarakgörev yaptığı dönemde,

alan şefliği görevinin vermiş olduğu sorumlulukların yerine getirilmesinde

aksamalara meydan verdiği için bazıişlerin Kimya

Teknolojisi Alanı Kimya Dalı Laboratuar Şefi Nilgün

Ç. tarafından yerine getirildiği, alan şefliği görevinden kaynaklanan bölüm

öğretmenleri arasında iş bölümü ve koordinasyon ilişkisini yapamaması nedeniyle

öğretmenler arasında huzursuzluklara sebep olunduğunun sabit olması karşısında,

sorumluluğunda bulunan birimdeki hizmetleri ilgili mevzuat hükümlerine göre

yürütmekle yükümlü olan davacının yöneticilik vasfına ilişkin alan şefliği

görevinin üzerinden alınmasına ilişkin dava konusuişlemdekamu

yararı ve hizmet gerekleri yönündenhukuka aykırılık

bulunmadığı sonuç ve kanaatinevarılmıştır.”

21. İtiraz incelemesi neticesinde kararın usul ve yasaya uygun

bulunduğu gerekçesiyle ilk dava açısından Kırıkkale Bölge İdare Mahkemesinin

29/5/2013 tarihli ve E.2013/375, K.2013/372 sayılı ilamı ile, ikinci dava

açısından aynı Mahkemenin 29/5/2013 tarihli ve E.2013/350, K.2013/373 sayılı

ilamı ile kararlar onanmıştır.

22. Başvurucunun karar düzeltme talebi, yine aynı Mahkemenin

10/9/2013 tarihli ve E.2013/650, K.2013/634 sayılı kararıyla reddedilmiş ve

karar 1/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu 31/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

24. 1702 sayılı Kanun’un 20. maddesi şöyledir:

“İhtar ve tevbih cezaları şu hareketlere karşı verilir:

1-

Talimatname ve emirler mucibince yapılması lazım olan vazifelerin ifasında

kusur etmek (bu halin neticesinde bir şahıs veya müessese zarar görürse zararın

mahiyet ve derecesine göre daha ağır ceza verilebilir);

2 -

Mektep dahil ve haricinde muallimlik vakarına uymayacak hareketlerde bulunmak;

3- Arkadaşlarına ve talebesine karşı kaba muamelede bulunmak ve kaba

lisan kullanmak;

4- Amirlerine karşı hürmetsiz tavır göstermek;

5- Talebenin vazifelerini tashih etmemek;

6- Yoklama ve imtihan evrakını idareye vaktinde teslim etmemek;

7- Vazifeye geç gelmek veya vazifeden erken çıkmak.

Yukarki hallerin ilk defasında ihtar, tekrarında tevbih cezası verilir.”

25. 657 sayılı Kanun’un “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” başlıklı

125. maddesinin uyarma cezası ile ilgili bölümü şöyledir:

"...

A- Uyarma : Memura, görevinde ve

davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev

mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde,

görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin

korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz

davranmak,

b) Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev

mahallini terketmek,

c) Kurumca belirlenen tasarruf tedbirlerine riayet etmemek,

d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak,

e) Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,

f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya

ilgisiz kalmak,

g) Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak,

h) Görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine

aykırı davranışlarda bulunmak.

...”

26. Türkiye açısından 27/9/2006 tarihinde onaylanan ve 9/4/2007

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın “Onurlu çalışma hakkı” başlıklı 26.

maddesi şöyledir:

"Akit Taraflar, tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili

bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların

örgütlerine danışarak,

1. Çalışanların işyerinde ya da işle bağlantılı cinsel taciz konusunda

bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunun engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları

bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı;

2. Çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak

maruz kaldıkları kınanılacak ya da açıkça olumsuz ya

da suç oluşturan, yinelenen eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve

bunların engellenmesini desteklemeyi ve çalışanları bu tür davranışlardan

korumaya yönelik tüm uygun önlemleri almayı taahhüt ederler.”

27. 4982 sayılı Kanun’un “İdari

soruşturmaya ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 19. maddesi

şöyledir:

“Kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idarî

soruşturmalarla ilgili olup, açıklanması veya zamanından önce açıklanması

hâlinde;

a) Kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak,

b) Kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da

güvenliğini tehlikeye sokacak,

c) Soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek,

d) Gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak

veya soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin

edilmesini güçleştirecek,

Bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.”

28. 3/7/2002 tarihli ve 24804 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren Mesleki ve Teknik Eğitim Yönetmeliği’nin “Şefler” başlıklı 259. maddesi şöyledir:

“Kurumlarda, Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Okul ve Kurumların Yönetici

ve Öğretmenlerinin Norm Kadrolarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine ve uygulanan

mesleki eğitim programlarının tür ve özelliklerine göre alan/bölüm, atölye,

tesis, laboratuar şeflikleri oluşturulur. Şefliklere;

atölye, laboratuar ve meslek dersleri öğretmenleri

arasından müdürün önerisi ile valilikçe atama yapılır.”

29. 2617 sayılı Tebliğler Dergisi’nde yayımlanan Millî Eğitim

Bakanlığına Bağlı Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumlarında Alan/Bölüm,

Atölye ve Laboratuvar Şefliklerine İlişkin Yönerge’nin

(Yönerge) 10. maddesi şöyledir:

"(1) Alan/bölüm, atölye ve laboratuar

şefleri, şeflik görevinden ayrılma isteğinde bulunabilirler.

(2) Ayrıca;

a) Haklarında yapılan adli ve idari soruşturma sonucu hazırlanan

raporların yetkili amir ve kurullarca değerlendirilmesi sonucuna göre

alan/bölüm, atölye ve laboratuar şefliği görevi

üzerinden alınması uygun bulunanların,

b) Sicil raporlarına göre son iki yıl sicili üst üste 76 puanın altında

değerlendirilenlerin,

c) Son iki yıl sicili üst üste olumsuz değerlendirilenlerin

görevlendirilmeleri valilikçe iptal edilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

31. Başvurucu; görev yaptığı okulun idarecisi tarafından

öğrencilerin ve diğer öğretmenlerin önünde rencide edici söz ve davranışlara

maruz kaldığını, 2011-2012 eğitim ve öğretim dönemi boyunca kadınsal hastalıklarından

dolayı belirli dönemlerde sağlık kuruluşlarına başvurmak zorunda kaldığını

ancak idare tarafından kendisine şüphe ile yaklaşılarak sağlık durumu hakkında

ilgili kurumlar ile yazışmalar yapıldığını, bu yazışmalarla giriş-çıkış

saatleri ile sağlığına ilişkin özel birtakım bilgilerin sorgulandığını, ayrıca

mahremiyetine ilişkin bu bilgilerin hakkındaki soruşturma kapsamında ifade

veren mesai arkadaşlarına da sorulduğunu, bu nedenle özel hayat alanına dâhil

olan hastalığıyla ilgili birtakım bilgileri açıklamak zorunda kaldığını, bunun

dışında idare tarafından çalışma şartlarının kasıtlı olarak ağırlaştırıldığını,

hakkında yürütülen idari soruşturmada dosya içeriğine erişememesi nedeniyle

savunma hakkının gözetilmediğini, kamu gücünü elinde bulunduran idareden talep

ettiği bilgi ve belgelerin kendisine verilmediğini, ayrıca ayrımcılık yapılarak

ifadelerin okul müdürünün odasında alındığını ve içeriklerinin çarpıtıldığını,

bölüm şefliği görevini yerine getirdiği halde risk analizlerinin ve zümre toplantılarının

yapılmadığı, tutulması gereken defter ve kayıtların tutulmadığı ve görevlerin

zamanında yerine getirilmediği gibi gerekçelerle hakkında haksız yere disiplin

cezaları verildiğini ve bölüm şefliği görevinin geri alındığını, tüm bu süreçte

idare tarafından asılsız iddialarla üzerine gelindiğini, mobbinge

maruz kaldığını belirterek Anayasa’nın 10., 20., 36., 50. ve 74. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş ve ihlallerin tespiti ile hak ihlallerinin

giderilmesi için yapılması gerekenlere hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

33. Başvurucunun;

i. İdare tarafından

kendisine karşı rencide edici davranışlar sergilenmesi, hakkındaki bilgi ve

belgelere erişme imkânının sağlanmaması, dayanaksız ve gerçek dışı ithamlarla

hakkında soruşturmalar açılarak idari görevinin alınması ve disiplin cezaları

verilmesi suretiyle kendisine mobbing uygulandığını

ileri sürdüğü şikâyetinin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı,

ii. İdare tarafından

sağlığı hakkında özel hayatına ilişkin birtakım bilgi ve belgelerin toplandığı

ve bu bilgilerin ifşa edildiği yönünde ayrıca ileri sürülen şikâyetinin özel

hayata saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

a. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

34. Başvurucu, görev yaptığı okulun idarecileri tarafından

tedavi amacıyla başvurduğu sağlık kuruluşlarından mahremiyetine ilişkin

birtakım bilgi ve belgelerin istendiğini ve bunların ifşa edildiğini belirterek

mobbing iddiası dışında ayrıca özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır."

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru

yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

37. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda

bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle

derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması kanun yollarının tüketilmesi

koşulunu zorunlu kılar (Necati Gündüz ve

Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

38. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin; başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne de şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu

kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate

alınması esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru

yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile

başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması

gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının

tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin

başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28;

İlhan/Türkiye, B. No: 22277/93,

27/7/2000, §§ 56-64).

39. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere

sunulmayan yeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

20).

40. Somut olay incelendiğinde başvurucunun muzdarip

olduğu sağlık sorunlarının tedavisi için başvurduğu sağlık kuruluşlarına idare

tarafından resmî yazılar yazılarak giriş ve çıkış saatlerinin sorulduğu, gelen

cevap yazılarının sürekli sevkli olduğundan görevlerini aksattığı iddiasıyla

başvurucu hakkında başlatılan idari soruşturmaya delil olarak eklendiği,

soruşturma neticesinde söz konusu iddianın sübut bulmadığı gerekçesiyle

başvurucu aleyhine herhangi bir disiplin cezası verilmediği, başvurucunun başka

eylemlerinden dolayı tesis edilen disiplin cezası işlemleri ile idari görevinin

geri alınması işlemine karşı idari yargıda dava açma yoluna gidildiği ancak

mahremiyetine ilişkin bilgi ve belgelerin toplandığı ve ifşa edildiği

iddiasının yürütülen dava sürecinde dile getirilmediği anlaşılmaktadır.

41. Hukuk sistemimizde hukuki sorumluluk alanındaki tazmin

yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu

dikkate alındığında özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer

uyuşmazlıklar açısından hukuki tazmin yolunun yüksek başarı şansı sunabilecek,

kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu görülmektedir (S.S.A., § 31; Murat Durmaz, B. No: 2013/5956, 15/4/2014, § 33).

42. Sonuç olarak başvurucu tarafından her ne kadar özel hayata

saygı hakkının ihlal edildiği iddia edilmişse de Anayasa Mahkemesi önünde ileri

sürülen anılan ihlal iddiasının derece mahkemeleri önünde ileri sürülmediği,

dolayısıyla ihlalin giderilmesi için kendilerine tanınan bütün imkânların

kullanılmadığı ve diğer yargı organlarına ihlalin ortadan kaldırılması fırsatı

tanınmadan başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunabilmek için gerekli olan tüm başvuru yollarının tüketilmesi

koşulunun yerine getirilmediği anlaşılmaktadır (Benzer Anayasa Mahkemesi kararı

için bkz. Hakan Coşkuner, B. No:

2013/4785, 15/4/2014, § 31)

43. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yolları usulüne uygun olarak tüketilmeden ya da yürütülen dava sürecinde dile

getirilmeden, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel

başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve

Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvurucu, idare tarafından sistematik olarak psikolojik

baskılara maruz bırakıldığını, bu doğrultuda bölüm şefliği görevinden

alındığını ve dayanaksız iddialarla hakkında soruşturmalar açılıp disiplin cezaları

verildiğini belirterek idarenin mobbing niteliğindeki

işlem ve eylemleri nedeniyle maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ihlal iddialarını

ortadan kaldıracak ya da zararlarını tazmin edecek bir hukuk yoluna

başvurulmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu

beyan dilekçesinde başvuru dilekçesindeki görüş ve taleplerini tekrar etmiştir.

46. Somut başvuruda mobbing nedeniyle

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiası Kırıkkale İdare Mahkemesinde

yürütülen yargılamalarda dile getirilmiş ve derece mahkemeleri tarafından dava

konusu işlemlerin başta amaç yönünden hukukiliği olmak üzere geçerlilik

koşulları bu iddialar kapsamında değerlendirilmiştir. Söz konusu yargılamalar

neticesinde verilebilecek iptal kararlarının, idari görevin sonlandırılması

işlemi ile disiplin cezalarının tesis edilmesi işlemlerini ortadan kaldırması

ve başvurucunun maruz kaldığı eylem ve işlemlerin haksız olduğunun hüküm altına

alınması sonucunu doğuracağı dikkate alındığında idarenin eylem ve işlemlerine

konu olan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal

edildiği iddiası bakımından tüketilen yargısal yolların başvurucunun zararlarını

giderebilecek yeterlilikte olduğu anlaşıldığından başvuru yollarının

tüketildiği sonucuna varılmıştır.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Başvurucunun iddialarına karşılık (bkz. § 44), Bakanlık

tarafından esasa ilişkin bir görüş bildirilmemiştir.

49. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan

bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

50. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı

3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimseye işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele

veya ceza uygulanamaz."

51. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte

olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme

hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında

güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin kendini

gerçekleştirme ve kendine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık

gelmektedir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

52. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye

"işkence", "eziyet" yapılamayacağı ve kimsenin "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı

düzenlenmiş olup bu hüküm, Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında güvence altına

alınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan

ifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin

"işkence", bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da

yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap veren insanlık

dışı muamelelerin "eziyet", küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki

daha hafif muamelelerin ise "insan haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak belirlenmesi

mümkündür (Tahir Canan, § 22).

53. Ancak bir eylemin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut

olayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki veriler

ışığında belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise

diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

54. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında da başvuru

konusu iddiaların Sözleşme'nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması için

minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte; acımasız, insanlık dışı

veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarak

kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlı

olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir

muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce

uygulanan ve gerçek yaralar, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren

muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük

düşürücü muamelenin ise mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekte

ancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya alçaltmak

olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini Sözleşme'nin 3.

maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği üzerinde

durulmaktadır (Işıl Yaykır,

B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 34).

55. Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzere

doğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat

deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide

stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması ve bu etkileri açısından

özellikle küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkün olmakla

birlikte belirtilen eylemlerin Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında işkence,

insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların Anayasa'nın 17.

maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya haysiyetle

bağdaşmayan muamele veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için mağdurun

sübjektif niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile

özellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından önemli bir

ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, § 35).

56. Belirtilen tespitler ışığında somut başvuru incelendiğinde

başvurucu, öğretmen olarak görev yaptığı okulun idarecileri tarafından

hastalığına ilişkin özel birtakım bilgi ve belgelerin toplanarak soruşturmaya

konu edilmesi, kendisine karşı rencide edici davranışlar sergilenmesi, keyfî

şekilde idari görevinin geri alınması ve gerçek dışı ithamlarla hakkında

disiplin cezaları verilmesi suretiyle kendisine mobbing

uygulandığını belirterek uğradığı manevi zararlar nedeniyle Anayasa'nın 17.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucu tarafından iddia

edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi ve yoğunluk derecesi gibi

unsurların değerlendirilmesi neticesinde kişilik haklarını ihlal edici tarzda

başvurucu üzerinde fiziksel ve ruhsal etkilerinin olması mümkün olmakla

birlikte özellikle kamu görevlisi olan başvurucunun yetişkin bir birey olması

ve mesleki statüsü de dikkate alındığında Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiği aştığı

söylenemez.

57. Belirtilen nedenlerle başvurucunun şikâyetinin maddi ve

manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

a. Genel İlkeler

58. Anayasa'nın 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını

ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,

kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak

ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

59. Anayasa'nın 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez

temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”

60. Anayasa’nın 12. maddesine göre herkes kişiliğine bağlı,

dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Bu

genel nitelikteki anayasal düzenleme ile bireylerin kişilik değerlerine yönelen

ve zarar veren olumsuz tutum ve davranışlar dışlanmaktadır. Yine Anayasa’nın

17. maddesine göre bireylerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğü "maddi ve

manevi varlık" kapsamında ele alınıp korunmaktadır. Böylece bireylerin

sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri açısından kendi varlıklarını koruma ve

geliştirme hakkına sahip olmaları sıkı şekilde anayasal güvence altına

alınmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 5. maddesinde, bireylerin maddi ve manevi

varlıklarının gelişmesi için gerekli şartların hazırlanması devletin temel amaç

ve görevlerinden biri olarak sayılmaktadır. Bu doğrultuda devlet, bireyin maddi

ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve ruhsal bütünlüğe keyfî olarak

müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlü

kılınmaktadır.

61. Sözleşme'nin "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı

gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

62. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavram olup özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal çıkarlardan

biri de bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkıdır. Bu hak kapsamında devlet

için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden

kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak özel

hayata etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri

de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler

alanında olsa da özel hayata saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını

zorunlu kılar (Sevim Akat Eşki, § 26; Ercan

Kanar, B. No: 2013/533, 9/1/2014, § 52; benzer yöndeki AİHM kararı

için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No:

8978/80, 26/3/1985, §§ 23, 24, 27).

63. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen "özel hayat" kavramı AİHM

tarafından oldukça geniş yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım

yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

64. Kişinin bireyselliğinin yani bir kişiyi diğerlerinden ayıran

ve onu bireyselleştiren niteliklerin hukuken tanınması ve bu unsurların güvence

altına alınması son derece önemlidir. Birçok uluslararası insan hakları

belgesinde "kişiliğin korunması ve serbestçe geliştirilmesi"

kavramına yer verilmekle beraber Sözleşme kapsamında bu kavrama açıkça işaret

edilmediği görülmektedir (Sevim Akat Eşki, § 27).

65. Bununla birlikte Sözleşme'nin denetim organlarının

içtihatlarında "bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi"

kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde temel alındığı

anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının sadece mahremiyet hakkına

indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle

uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına dâhil edilmiştir (Sevim Akat Eşki,

§ 28). Anayasa’nın 17. maddesinde, herkesin maddi ve manevini koruma ve

geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen

hak, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında

güvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir.

66. Bireyler için çoğu zaman bir zorunluluk olan iş yaşamının

barındırdığı olumlu ya da olumsuz niteliklerin başta bireylerin beden ve ruh

sağlıklarına olan etkisi dikkate alındığında bu nitelikler genel yaşam

kalitesinin belirlenmesinde önemli bir ölçü oluşturmaktadır. Bu kapsamda,

Anayasa’nın 5., 12. ve 17. maddelerindeki genel düzenlemelerin yanında

Anayasa’nın 49. maddesinde yer verilen “Devlet,

çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için

çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, ..

ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri

alır.” şeklindeki anayasal hüküm de maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkı çerçevesinde bireylerin fiziksel ve ruhsal

olarak zarar görmeyecekleri, asgari koşulları sağlanmış sağlıklı bir çalışma

ortamı içinde bulunabilmelerini güvence altına almaktadır.

67. Mobbing olarak tabir edilen ve

çalışanlara yönelik iş yerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik

biçimde devam eden, yıldırma, dışlama, pasifize etme

veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki

durumlarına, sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren,

bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk

derecesine ulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak

tanımlanan psikolojik taciz niteliğindeki eylem, işlem ya da ihmallerin gerek

Anayasa gerekse Sözleşme ile güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın

korunması, geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi hakkı bağlamında korunmayacağı

açıktır. Mobbing mahiyetindeki bu tür davranışların

önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğine yönelik şikâyetlerin

etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğu gibi yıldırıcı ve

kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararların

giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları da bu gerekliliğin

bir devamını oluşturmaktadır.

68. Çalışanların adil çalışma koşulları altında güvenli ve

sağlıklı ortamlarda çalışmaları ile ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili

diğer birtakım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Örneğin

Türkiye’nin 27/9/2006 tarihinde onayladığı 3/5/1996 tarihli Gözden Geçirilmiş

Avrupa Sosyal Şartı’nın 26. maddesinde, tüm çalışanların onurlu çalışma

haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve

çalışanların örgütlerine danışarak çalışanların birey olarak iş yerinde ya da

işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanacak ya da açıkça olumsuz ya da

suç oluşturan, tekrarlanarak devam eden eylemler konusunda bilinçlenmesi,

bilgilenmesi ve bunların engellenmesi konusunda desteklenmesi ve çalışanları bu

tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemlerin alınması taraf

devletlerin taahhüdü olarak düzenlenmiştir (bkz. § 26).

69. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri

sürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin mobbing

olarak nitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde

değerlendirilmesiyle mümkündür. Müdahalelerin iş yeri ile ilgili, iş yerinde

çalışan diğer şahıslar tarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan,

sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki

durumunda ve sağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerekir.

Müdahalelerin neden olduğu sonuçların boyutu; mağdurun konumuna, muamelelerin

süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun

cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebilmektedir.

70. Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, öncelikle

derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Sistemli olarak

sürdürüldüğü iddia edilen psikolojik tacizlerin nihai ve somut görünümü olduğu

anlaşılan idari görevin sonlandırılması ve disiplin cezalarının tesis edilmesi

şeklindeki işlemlerin hukukiliğinin incelenmesinde olayın tüm tarafları ile

doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarını

değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu tartışmasızdır.

Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup

olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerce

işlemlere dayanak teşkil eden mevzuat hükümleri yorumlanıp uygulanırken

Anayasa’nın 17. maddelerindeki güvencelerin gözetip gözetilmediği,

müdahalelerin varlığının tespiti hâlinde bu müdahalelerin kanunilik ilkesine

dayandırılıp dayandırılmadığı ve müdahaleyi haklı kılan diğer anayasal

sebeplerin var olup olmadığı ile tüm süreç ele alındığında söz konusu eylem,

işlem ya da eylemlerin kişinin maddi ve manevini varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlali anlamına gelip gelmediği hususlarında her somut olayın kendi

koşulları içinde değerlendirmeler yapmak yetkisine sahiptir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

i. Müdahalenin Varlığı

71. Somut başvuru açısından, başvurucunun görev yaptığı kamu

kurumunda mesleki nedenlerle yürütülen bir soruşturma neticesinde idari

görevinin geri alındığı ve üç kez ihtar disiplin cezasıyla cezalandırıldığı

açıktır. Soruşturmaya konu edilen eylemler ile soruşturma raporu içeriğinden ve

idarenin aldığı kararlardan anlaşıldığı üzere başvuruya konu edilen süreç

açısından müdahale iddiaları başvurucunun kurum içindeki ve dışındaki birtakım

davranışlarının disiplin talimatlarına aykırı olduğu gerekçesiyle kendisine

yönelik ithamlarda bulunulması ve neticede idari görevinden alınıp disiplin

cezalarıyla cezalandırılması şeklindedir. Bu şartlar altında, belirli

yoğunlukta devamlılık gösterdiği belirtilen birçok eylem ve işleme dayanılarak

verilen disiplin cezası kararları ile idari görevin sonlandırılması kararının,

başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

72. Anayasa'nın 17. maddesinde maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni

öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün

olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş

olan hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul

edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine

yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Bu noktada

Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

§ 33).

73. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı

olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

74. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence

rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa'da yer alan bütün hak ve

özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz

önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer

alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin,

Anayasa'nın 17. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de

gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

Kanunilik

75. Hak ve özgürlüklerin yasayla sınırlanması ölçütü anayasa

hukukunda önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu

olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren bir kanun

hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

76. Başvuruya konu disiplin cezası uygulamaları ve idari görevin

sonlandırılması ile devam eden yargısal sürecin 657 sayılı Kanun’un 125.

maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi ile 1702 sayılı Kanun’un 20. maddesi ve

Mesleki ve Teknik Eğitim Yönetmeliği temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

Meşru Amaç

77. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat düzenini

devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde çalışmasını

sağlamak, onur ve saygınlığını korumak amacıyla tesis edildiği açıktır.

Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplin cezalarının amacı;

kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini

ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplin cezaları kamu

hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik düzen içinde

uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 657 sayılı Kanun’un 124.

maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kamu

hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacı ile ...”

ifadesi de disiplin cezalarının belirtilen amacını ortaya koymaktadır. Bu

bağlamda disiplin hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu

görevlilerinin işlem ve eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi

belirtilen meşru temellere dayanmaktadır (Sevim

Akat Eşki, § 43). Ayrıca bölüm şefliği

görevinin sonlandırılması ile ilgili olarak bunun idari bir görev olduğu ve

adli ya da idari soruşturma sonucu hazırlanan raporların yetkili amir ve

kurullarca değerlendirilmesi sonucuna göre bölüm şefliğinden alınması uygun

bulunanların idare tarafından işlem şartlarının hukukiliği gözetilerek

görevlendirmelerin iptal edilebileceği dikkate alındığında bu müdahalenin kamu

hizmetinin sürekliliğinin sağlanması ve kamu yararının gözetilmesi gibi meşru

temellere dayandığı anlaşılmaktadır.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

78. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalelerin

ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratik

toplum düzeninde gereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindeki

güvence ölçütlerine uygun olması gerekir.

79. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş

ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin

özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle

getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı

kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı kişilerin hak ve

özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal

düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu

nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni,

yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların tamamı

demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 71).

80. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğü

anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hak

açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Bu

çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamaz

hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların hakkın özüne dokunduğu kabul

edilmelidir. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı

bağlamında da bu hakkın ortadan kaldırılması, hakkın kullanılamaz hâle

getirilmesi veya kullanılmasının aşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu

doğuran müdahalelerin bu hakkın özünü zedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin

amacı da temel hak ve özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının

önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama

için kullanılan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade

eden elverişlilik, sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından

zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü

içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesi anlamına

gelen orantılılık unsurlarını içermektedir (Marcus Frank Cerny, § 72; AYM,

E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).

81. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge,

maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının

sınırlandırılmasında da gözönünde bulundurulmalıdır.

Sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırma ile

ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada

belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti

için müdahale teşkil ettiği, maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkını ihlal ettiği iddia edilen eylem ve işlemlerin temelini

oluşturan meşru amaç karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının gözönünde bulundurulması ve gözetilen genel yararın

gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin

kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur (Marcus Frank Cerny, § 73).

82. Kamusal makamların bir hakkın sınırlandırılması sürecinde

iki ayrı aşamada takdir yetkisi bulunmaktadır. Bunlardan ilki, sınırlama

ölçütünün seçimidir. İkincisi ise ilgili sınırlama ölçütü çerçevesinde izlenen

meşru amacı gerçekleştirmek üzere yapılan sınırlamanın gerekliliğidir. Ancak

kamusal makamlara tanınan bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp ihlal iddiasına

konu önlemin anayasal temel hak ve özgürlüklerle bağdaşır olması yani

müdahaleyi meşrulaştırmak üzere kullanılan argümanların elverişli, zorunlu ve

orantılı olması gerekir (Bülent Polat

[GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 108).

83. Belirtilen takdir yetkisi, her bir vakıa özelinde ayrı bir

kapsama sahiptir. Güvence altına alınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği

ve bunun birey bakımından önemi gibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı

daralmakta veya genişlemektedir (Bülent

Polat, § 109).

84. Bireyin maddi ve manevi varlığına veya kimliğine ilişkin

önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğunda takdir yetkisi daha

dardır. İş yaşamının olağan stres ve yorgunluğunun dışında çalışan bireyleri sistematik

olarak kasıtlı psikolojik tacizlerle yıldırmak suretiyle maddi ve manevi

bütünlüklerine yönelen saldırılar söz konusu olduğunda ise bu tür müdahalelerin

meşru görülebilmesi mümkün olmamalıdır. Zira maddi ve manevi varlığın korunması

hakkının, bireyin ruhsal bütünlüğünün zarar görmemesi ve sağlıklı bir iş

ortamında yaşamın sürdürülebilmesi için gerekli olan en temel haklardan biri

olduğu açıktır.

85. Öte yandan personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi

bir alanda, kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre

değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Her idari işlem ve

eylemin amacının kamu yararını sağlamak olduğu dikkate alındığında söz konusu

takdir yetkisi amacı dışında bireylerin ruhsal bütünlüklerini zedeleyecek

şekilde kullanılamaz. İş yaşamında gerek idarecilerin gerekse aynı konumdaki

diğer çalışanların kimi eylem ve işlemleri bireyin psikolojik olarak

yıpranmasına ve yılmasına neden olabilmektedir. Özellikle disiplin

soruşturmaları yapılarak çalışanların disiplin cezaları ile cezalandırıldığı ya

da idari bir görev üstlenenlerin görevlerinden alındığı durumlarda yoğunluğuna

ve sürekliliğine göre etkileri her olaydaki koşullara göre kişiden kişiye

değişen, sübjektif bir algı olan, kişinin maddi ve manevi varlığına zarar

verebilen psikolojik taciz kavramı ortaya çıkabilmektedir.

86. Bu noktada her somut olay bazında yapılacak

değerlendirmelerle olaya özgü objektif kriterleri belirlemek ve mobbing anlamına gelebilecek maddi ve manevi varlığın

korunması hakkını sınırlayan müdahaleler söz konusu olduğunda bireylerin asgari

güvence ölçütlerinden faydalanmalarını sağlamak gerekir. Özellikle bireylerin

anılan temel hakkı ile kamu hizmetinin aksatılmadan gereği gibi yürütülmesini

gerektiren meşru menfaat arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının gözönünde bulundurulması zorunludur.

87. Ayrıca kişinin maddi ve manevi varlığının etkili şekilde

korunabilmesi ve geliştirilebilmesi için usule ilişkin güvencelerin de

gözetilmesi gerekir (Ata Türkeri,

B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 48). AİHM kararlarına göre Sözleşme'nin 8.

maddesi açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence

altına alınan haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi

doğuran karar alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli

saygıyı sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No: 59532/00, 29/7/2004,

§ 68).

88. Başvuruya konu disiplin işlemleri ile idari görevin geri

alınması işleminin yukarıda belirtilen meşru temellere dayandığı açık olmakla

birlikte başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi

hakkına bir müdahale teşkil ettiği anlaşılan sınırlamaların, belirtilen hakkın

özüne dokunarak hakkı anlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir. Bu

noktada, somut başvuru özelinde başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesi

çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı ya da yine bir başka bireyin

yararı arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığı incelenmelidir.

89. Başvuru konusu idari ve yargısal sürecin

değerlendirilmesinden başvurucunun kimya teknolojisi öğretmeni ve aynı zamanda

kimya teknolojisi bölüm şefi olarak görev yaptığı okulun müdürü tarafından

hakkında soruşturma yapılması talebiyle 3/4/2012 tarihinde sunulan talep

dilekçesi doğrultusunda ihlale neden olduğu ileri sürülen süreç başlamış ve

başvurucu hakkındaki yedi iddia, görevlendirilen il eğitim denetmenleri

tarafından başvurucunun okul müdürü hakkındaki iddiaları ile birlikte soruşturulmuştur.

Okul müdürü ile başvurucunun yakın tarihlerde birbirleri hakkında verdikleri

soruşturma talepli dilekçeler ile soruşturma kapsamında alınan ifadelerde dile

getirdikleri beyanlar dikkate alındığında bir süredir devam eden

anlaşmazlıklarının bulunduğu açıktır. Okulun genel sevk ve idaresi ile görevli

olan okul müdürü ile bölüm şefi olan başvurucu arasındaki bu anlaşmazlığa bağlı

olarak gerçekleştirildiği ileri sürülen eylem ve işlemlerin başvurucunun

psikolojik tacizlere maruz bırakılarak maddi ve manevi varlığına zarar

verildiği şeklinde değerlendirilebilmesi için sürece ilişkin tüm hususların

incelenmesi ve kamu yararı ile başvurucunun bireysel yararı arasında adil bir

dengenin kurulamamış olması gerekir.

90. Başvurucu hakkında soruşturulan yedi iddia, başvurucunun

maruz kaldığını ileri sürdüğü psikolojik tacizlerin nedeni olarak belirtilen

eylem ve işlemlerden oluştuğundan söz konusu idari soruşturma ile bu sürecin

tümden ele alınıp değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla idari soruşturmanın

hem içerik hem de usul yönünden etkililiğinin incelenmesi ile hem soruşturmaya

konu eylem ve işlemlerin beden ve ruh bütünlüğünü zedeleyip zedelemediği hem de

bizatihi soruşturma yapılması ve neticesinde tesis edilen işlemler ile

başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının göz ardı

edilip edilmediği hususları ortaya konmuş olacaktır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi

özellikle müdahalelerin ölçülülüğü noktasında derece mahkemelerinin ileri

sürdüğü gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır.

91. Kırıkkale İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 275 ve 413 sayılı

soruşturma oluru ile yürütülen soruşturma kapsamında, il eğitim denetmenleri

tarafından okul müdürü ve başvurucu ile birlikte aynı okulda görev yapan ve

aralarında başvurucu ile aynı bölümde çalışanların da olduğu on üç öğretmenin

ve aynı okulda çalışan üç hizmetlinin tanık sıfatıyla ifadelerinin alındığı,

ders dağıtım çizelgelerinin ve başvurucu hakkında farklı tarihlerde tutulan

tutanakların incelendiği ve başvurucunun ayakta tedavi beyan belgelerinin

soruşturma dosyasına eklendiği görülmüştür. Soruşturma dosyasının içeriği

incelendiğinde toplanan belgelerin ve özellikle başvurucu ile aynı çalışma

ortamını paylaşan diğer öğretmenlerin tanıklıklarına başvurulup sürecin detaylı

şekilde irdelenmesinin soruşturmaya konu edilen iddiaların gerçekliğini ortaya

koyacak yeterlilikte olduğu anlaşılmaktadır.

92. Başvurucunun bölüm şefliği görevinden kaynaklanan yönetim ve

koordinasyon görevini yapmadığı, bu görevleri bölümdeki diğer öğretmenlere

bıraktığı iddiasıyla ilgili olarak yürütülen soruşturmada, özellikle başvurucu

ile aynı bölümde görev yapan öğretmenlerin beyanlarının alınmış olması

önemlidir. Bu özellikteki dört kimya teknolojisi öğretmeni dinlenmiş ve üçü tarafından

başvurucu hakkındaki soruşturmaya konu iddiaları doğrulayacak şekilde, biri

tarafından ise olay hakkında bilgi sahibi olmadığı şeklinde beyanlar

verilmiştir. Ayrıca başvurucunun sorumluluğunda yapılması gereken zümre

toplantılarının zamanında yapılmadığı, başvurucu hakkında tutulan 12/3/2012,

20/3/2012 ve 2/4/2012 tarihli tutanaklarda planlama, bakım ve onarım görevi

için atölyede olması gereken başvurucunun öğretmenler odasında ve kütüphanede

vakit geçirdiği yine 3/4/2012 tarihinde bir müdür yardımcısı ve iki kimya

teknolojisi öğretmeni tarafından tutulan tutanakta, başvurucunun

sorumluluğundaki atölyenin dağınık şekilde bırakıldığı tespit edilerek bu

hususlar imza altına alınmıştır. Soruşturma neticesinde tüm hususlar gözönünde bulundurularak bu iddia bakımından başvurucuya

1702 sayılı Kanun’un 20. maddesine dayanılarak ihtar cezası verilmiştir.

93. Başvurucunun nöbetçi olduğu hâlde görevine geç geldiği ve

İstiklal Marşı törenlerine katılmadığı iddiası ile ilgili olarak 19/3/2012,

26/3/2012 ve 2/4/2012 tarihlerinde müdür yardımcıları ve nöbetçi öğretmenin

imzalarıyla tutulan tutanakların ve bu yöndeki tanık ifadelerinin soruşturma

dosyasına eklendiği ve başvurucunun da ifadesinde hakkındaki bu iddiayı

doğrulayan beyanlarda bulunduğu görülmüştür. Yine başvurucunun bölümlerde

tutulması gereken tüketim malzemeleri sarf defterini tutmadığı ve idare

tarafından yapılan uyarıları da dikkate almadığı iddiasıyla ilgili olarak

başvurucunun ifadesinde hakkındaki bu iddiayı doğrulayan beyanlarda bulunduğu

görülmüştür. Bu iki iddia bakımından da başvurucuya 1702 sayılı Kanun’un 20.

maddesine dayanılarak iki ayrı ihtar cezası verilmiştir.

94. Başvurucunun bölüm öğretmenleri ve okul idaresi ile iş

birliğine yanaşmaması nedeniyle okuldaki iş ve işlemlerin aksadığı iddiasıyla

ilgili olarak bu tür davranışlar sergilediği yönünde tanık beyanları olmasına

rağmen bu iddia ile ilgili başvurucuya herhangi bir disiplin cezası

verilmemiştir. Ayrıca başvurucunun sürekli sevkli olarak görevini aksattığı

iddiasıyla ilgili olarak sağlık kuruluşuna başvuru saati ve tedavinin bitiş

saati ile ilgili bir yasal düzenlemenin bulunmadığı ve tedavinin de süre ile

sınırlandırılamayacak bir süreç olduğu gerekçesiyle başvuru hakkındaki iddianın

sübut bulmadığı sonucuna ulaşılmış ve başvurucuya herhangi bir disiplin cezası

verilmemiştir (bkz. § 15).

95. Bu kapsamda yapılan idari soruşturmada başvurucunun tüm

savunmalarının değerlendirilmiş olması, tanık ifadelerine eksiksiz

başvurulması, ilgili belgelerin toplanıp incelenmesi, disiplin suçu oluşturan

eylemlerin sübut bulduğunun soruşturmacılar tarafından ayrıntılı olarak

gerekçelendirilerek tespit edilmesi ve ihtar disiplin cezasının niteliği

dikkate alındığında 1702 sayılı Kanun’un 20. maddesine dayanılarak verilen

ihtar disiplin cezalarının makul ve ölçülü bir müdahale olduğu ve bu hususta

Derece Mahkemelerinin gerekçelerini ilgili ve yeterli şekilde oluşturdukları

anlaşılmaktadır.

96. Ayrıca başvurucunun usule ilişkin gerekler gözetilerek

gerçekleştirilen idari soruşturma neticesinde hazırlanan raporların yetkili

amir ve kurullarca değerlendirilmesiyle bölüm şefliği görevinin geri alınması

hususunda idarenin ilgili Yönerge (bkz. § 29) gereğince kamu yararı ve hizmet

gerekleri yönünden takdir yetkisini kullandığı, söz konusu işlemin makul,

öngörülebilir ve ölçülü bir müdahale olduğu ve Derece Mahkemelerince ilgili ve

yeterli gerekçelerle iddiaların karşılandığı değerlendirilmektedir.

97. Başvurucuya yönelik gerçekleştirilen işlemlerin ayrı ayrı

incelenmesinin yanında idarenin genel tutumunun dayandığı saiklerin

irdelenmesi, en azından iddia edildiği gibi başvurucuyu sindirerek onu

psikolojik olarak baskı tutmak kastıyla hareket edilip edilmediği hususunda

genel bir değerlendirmenin ayrıca yapılması gerekir. Somut olay açısından

başvurucu ile birlikte ve aynı idari kadroyla çalışan diğer öğretmenlerin

ifadeleri belirleyici olabilir. Bu kapsamda başvurucuyla aynı okulda görev

yapan ve ifadeleri alınan on üç öğretmen ile üç hizmetlinin ifade tutanakları

incelendiğinde tümü tarafından, okul müdürünün başvurucu dâhil olmak üzere

herhangi bir öğretmeni, personeli ya da başvurucuyu öğrencilerin ve

öğretmenlerin yanında rencide etmediği, bu amaçla bir söz söylemediği ve

psikolojik olarak baskı uygulamadığı şeklinde beyanlar verildiği görülmüştür.

98. Öte yandan tüm bu süreçte başvurucunun hakkındaki bilgi ve

belgelere erişme imkânının sağlanmadığı ileri sürülmüş ise de disiplin

cezalarının iptali istemiyle İdare Mahkemesinde açılan dava dosyası içeriğinde

yer alan soruşturma raporu dâhil diğer bilgi ve belgelerin başvurucu tarafından

incelenebilme imkânın elde edildiği anlaşılmaktadır.

99. Ayrıca başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller

sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine

ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama

yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen yukarıda değerlendirilenler dışında

kişinin maddi ve manevi varlığını korumasını ve geliştirmesini güvenceleyen anayasal hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin

olarak ihlal iddiasına konu eylem, işlem ve ihmallerin içeriklerine dair başka

kanıtlamada bulunulmadığı görülmektedir.

100. Sonuç olarak yukarıda belirtilen sürecin bir bütün olarak

değerlendirilmesinden başvurucuya yönelik eylem ve işlemlerin başvurucuyu

sindirmek, dışlamak ve psikolojik olarak yıpratmak kastıyla sistematik biçimde

gerçekleştirildiğine ve bu iddiaların sürekli olarak soruşturmalara konu

edildiğine ilişkin bir sonuca ulaşılmadığı, idari görevin geri alınmasından ve

hakkında disiplin cezaları verilmesinden ibaret müdahalelerin amaçlanan

hedefler açısından makul ve ölçülü olduğu, söz konusu eylem ve işlemlerin

başvurucunun yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk

derecesine ulaşmadığından hakkın özüne dokunmadığı, Derece Mahkemelerinin

gerekçelerini bu yönde ilgili ve yeterli şekilde oluşturdukları ve netice

itibarıyla müdahalenin demokratik bir toplumda gereklilik ve ölçülülük ilkesine

uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

101. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayata

saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu

üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Hacer KAHRAMAN Vekili : Av. Özlem SAKALLI BOZDAĞ Av. Onur Yüksel BOZDAĞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7935, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Özel hayata
  12. C. Başvurucu tarafından yapılan yargılama giderlerinin başvurucu
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7935
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • S. D. Başvurusu (B. No: 2013/8884)
  • Nurullah Etiz Başvurusu (B. No: 2013/7838)
  • Fevzi Kayacan Başvurusu (B. No: 2013/2513)
  • Alp Büyükkaya Başvurusu (B. No: 2013/8381)
  • Salih Tuğrul Başvurusu (B. No: 2014/1988)
  • Mehmet Derviş Başvurusu (B. No: 2014/14955)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.