İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halas Aslan Başvurusu (B. No: 2014/4994)

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

Başvuru No2014/4994Tarih16 Şubat 2017Okuma27 dk · 5.429 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Halas Aslan Başvurusu

Karar tarihi
16 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/4994
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.429 kelime·27 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Nisan 1993 doğumlu olup olay tarihinde İstanbul'da

bulunan Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun C-5 koğuşunda bir

başka suçtan tutuklu olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucu ile birlikte aynı koğuşta tutuklu olarak bulunan ve

1994 doğumlu olan T.S.nin 19/1/2011 tarihinde ceza infaz kurumundaki bilgisayar

kursuna çıkartıldığı sırada, kurum görevlilerince hâl ve tavırlarının iyi

olmadığı gözlenmiştir. Bunun üzerine T.S. kurum psikoloğuyla görüştürülmüş ve

bu görüşmede cinsel istismara uğradığını beyan etmiştir. Bu anlatım üzerine

soruşturma başlatılmıştır.

10. Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı 21/1/2011 tarihinde mağdur

sıfatıyla T.S.nin ifadesini almıştır. T.S. ifadesinde aynı koğuşta kaldığı

(aralarında başvurucunun da olduğu) üç kişinin 19/1/2011 tarihindekendisini

dövdüklerini, üzerine soğuk su döktüklerini ve fiili livatada (anal yoldan

cinsel istismar) bulunduklarını beyan etmiştir.

11. Başvurucu 24/1/2011 tarihinde Kartal Cumhuriyet

Başsavcılığında verdiği ifadesinde, T.S.ye vurduğunu ancak fiili livatada

bulunmadığını savunmuştur. İfade sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

12. Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 21/1/2011

tarihli raporda T.S.nin anal muayenesinde

"0.5 cm.lik fissür olduğu" ve buna göre "anal livataya maruz kaldığı" tespit

edilmiştir.

13. Nüfus kayıtlarına göre başvurucunun yanı sıra diğer

şüphelilerin de olay tarihinde çocuk olmaları dolayısıyla Kartal Cumhuriyet

Başsavcılığının 18/8/2011 tarihli fezlekesi ile soruşturma dosyası, çocuk ağır

ceza mahkemesine dava açılmak üzere Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

14. Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının (Çocuk Bürosu) 13/10/2011

tarihli iddianamesiyle başvurucunun "basit kasten yaralama ve çocuğun

nitelikli cinsel istismarı" suçlarını işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle aynı yer çocuk ağır ceza mahkemesine kamu davası

açılmıştır. İddianamede, T.S.nin şikâyette bulunduğu başvurucunun dışındaki

diğer iki şüphelinin de aynı olay nedeniyle cezalandırılması talep edilmiştir.

15. Dava Üsküdar Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/315 sayılı

dosyası üzerinden görülmüştür. Mahkeme 9/12/2011 tarihli duruşmada sanık

S.D.nin savunmasını ve mağdur T.S.nin beyanlarını almış; başvurucunun da

aralarında olduğu sanıkların "yüklenen

suçun CMK nın 100/3-a-6 maddesinde yazılı suçlardan olması ve kuvvetli suç

şüphesi altında bulunmaları" gerekçesiyle tutuklanmalarına

karar vermiştir. Mahkemenin duruşmada hazır olmayan başvurucu hakkında

tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkardığı görülmektedir.

16. Başvurucu anılan karar doğrultusunda aynı Mahkemece

28/12/2011 tarihinde tutuklanmıştır.

17. Mahkemece 22/2/2012, 4/4/2012 ve 30/5/2012 tarihli

duruşmalarda ilk tutuklama kararındaki gerekçeler tekrar edilerek tutukluluğun

devamına karar verilmiştir.

18. Mahkeme 26/7/2012 tarihinde, sanıklardan R.D.nin doğum

yılının bir başka mahkeme tarafından 1984 olarak düzeltildiğini ve buna göre

suç tarihi itibarıyla on sekiz yaşını doldurmuş olduğunu, diğer sanıkların

eylemlerinin irtibatı dolayısıyla delillerin birlikte değerlendirilmesi

gerektiğini, davaya bakma hususunda genel görevli mahkeme olarak Kartal ağır

ceza mahkemelerinin görevli olduğunu belirtilerek tüm sanıklar yönünden

görevsizlik kararı vermiştir.

19. Yargılama Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/461 sayılı

dosyası üzerinden ve başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürülmüştür. Mahkeme

6/12/2012 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını almış ve "yüklenen suçların vasıf ve mahiyeti, ceza

süreleri, mevcut delil durumuna göre kuvvetli suç şüphesinin bulunması,

tutuklama nedenlerinin varlığını devam ettirmesi, yüklenen suçun CMK'nun 100/3

maddesinde ön görülen suçlardan oluşu, tutuklama tedbirinin bu duruma göre

ölçülülüğünün devam etmesi" gerekçeleriyle başvurucunun tahliye

talebinin reddine karar vermiştir. Mahkemenin aynı gerekçelerle 28/12/2012

tarihli duruşmada da tutukluluğun devamına karar verdiği görülmektedir.

20. Kartal Adliyesinin kapatılmasıyla İstanbul Anadolu 7. Ağır

Ceza Mahkemesi olarak aynı dosya numarası üzerinden davanın görülmesine devam

olunmuştur. Başvurucu müdafii 18/4/2013 tarihinde yapılan duruşmada,

başvurucunun tutukluluğunun iki yıla yakın bir süredir devam ettiğini

belirterek uzun süredir devam eden tutukluluğun başvurucunun yaşı ve

uluslararası alanda yapılan sözleşme hükümleri gözönüne alınarak

sonlandırılmasını talep etmiştir. Mahkeme başvurucu müdafiinin talebini

reddetmiştir. Mahkemenin talebi reddederken ve daha sonra 12/6/2013, 6/8/2013,

8/10/2013, 4/12/2013, 26/2/2014 ve 26/3/2014 tarihlerinde yapılan duruşmalarda

tutukluluğun devamına karar verirken aynı gerekçeleri (bkz. § 19) tekrar ettiği

görülmektedir.

21. Başvurucu 26/3/2014 tarihli duruşmada verilen tutukluluğun

devamı kararına 1/4/2014 tarihinde itiraz etmiş;İstanbul Anadolu 8. Ağır Ceza

Mahkemesinin 7/4/2014 tarihli kararı ile itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

22. Başvurucu 10/4/2014 tarihinde süresinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

23. Mahkeme 15/4/2014 tarihli duruşmada, "yüklenen suçun vasıf ve mahiyeti, ceza süresi,

mağdurun soruşturma aşamasındaki beyanı, anal livataya maruz kaldığına dair

rapor, ruh halinin bozulduğuna ilişkin rapor, tanık beyanı, düzenlenen

tutanaklar gibi delillere göre kuvvetli suç şüphesi delillerinin bulunması

tutuklama nedenlerinin varlığını devam ettirmesi, yüklenen suçun CMK'nun 100/3

maddesinde ön görülen suçlardan oluşu, tutuklama tedbirinin bu duruma göre

ölçülülüğünün devam etmesi" gerekçeleriyle tutukluluğun

devamına karar vermiştir. Anılan kararda adli kontrol tedbirinin yetersiz

kaldığına da değinilmiştir.

24. Öte yandan başvurucunun yargılandığı davada; Üsküdar Çocuk

Ağır Ceza Mahkemesi 14/10/2011 tarihinde, Adli Tıp Kurumu (ATK) 6. İhtisas

Kurulu Başkanlığına yazı yazarak mağdur T.S.nin beden ve ruh sağlığının bozulup

bozulmadığı hususunda rapor aldırılacağından muayene için randevu verilmesini talep

etmiştir. ATK, randevu günü olarak 11/6/2012 tarihini Mahkemeye bildirmiştir.

Mahkeme 22/2/2012 tarihinde, "mağdurun

korunmaya ihtiyacı bulunan çocuk ve sanığın da suç tarihinde 18 yaşından küçük

olduğunu" belirterek randevu gününün öne alınmasını talep etmiş

ancak ATK'ce randevu gününün değiştirilmediği 6/3/2012 tarihinde Mahkemeye

bildirmiştir. Mahkeme, beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığının tespiti

için mağdur T.S.yi bu kez 9/4/2012 tarihinde Marmara Üniversitesi Eğitim ve

Araştırma Hastanesi Başhekimliği Çocuk Koruma Birimine (Hastane) sevk etmiştir.

Hastane 9/1/2013 tarihinde, rapor tanzimi için bir başka hastanedeki tedavi

kayıtlarının temin edilmesi gerektiğini (davanın görevsizlik kararı ile

gönderildiği) Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesine bildirmiştir. Yapılan yazışmalar

sonunda Hastanece 2/9/2013 tarihinde düzenlenen rapor 30/10/2013 tarihinde

Mahkemeye gönderilmiştir. Mahkemece 4/12/2013 tarihli duruşmada okunan raporda "olay sonrasında, çocukta Travma Sonrası Stres

Bozukluğu ve Majör Depresif Bozukluk geliştiği ve çocuğun ruh sağlığının

bozulduğu, bu ruh sağlığı bozukluğunun yaşadığı cinsel saldırı olayı ile

kuvvetle ilişkilendirildiği" belirtilmiştir.

25. İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/5/2014 tarihli

kararı ile başvurucunun "kasten yaralama" suçundan beraatına;

"çocuğun nitelikli cinsel istismarı" suçundan 8 yıl 4 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mahkemenin bu sonuca ulaşırken

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinin (2) ve

(6) numaralı fıkraları ile aynı Kanun'un 31. maddesinin (3) numaralı fıkrasını

uyguladığı görülmektedir. Mahkeme hükümle birlikte "verilen ceza süresi ve [suçun] CMK'nun 100/3 maddesinde düzenlenen suçlardan

olması" gerekçesiyle tutukluluk hâlinin devamına da karar

vermiştir.

26. Anılan karar, başvurucu tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 12/1/2015 tarihli kararı ile hükmün (ceza süresi

değiştirilmeksizin) düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 5237 sayılı Kanun'un "Tanımlar"

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"Ceza kanunlarının uygulanmasında;

...

b) Çocuk deyiminden; henüz onsekiz yaşını

doldurmamış kişi,

...

Anlaşılır."

28. 5237 sayılı Kanun'un "Yaş

küçüklüğü" kenar başlıklı 31. maddesinin (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Fiili işlediği sırada onbeş yaşını

doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan

yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu

hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz."

29. 5237 sayılı Kanun'un "Çocukların

cinsel istismarı" kenar başlıklı 103. maddesinin (18/6/2014

tarihli ve 6515 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun'un 59. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki hâli)

ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden

kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel

istismar deyiminden;

a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış

olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği

gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit,

hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen

cinsel davranışlar,

Anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair

bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

...

(6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh

sağlığının bozulması halinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına

hükmolunur."

30. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan; (2)

...

4. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

..."

31. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

32. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her

aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir"

33. 5271 sayılı Kanun'un "Tutukluluğun

incelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri

göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar

verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi,

yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan

sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya

koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen

süre içinde de re'sen karar verir."

34. 5271 sayılı Kanun'un

"Adlî Kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı

halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar

verilebilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un

"Tazminat istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

36. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir."

37. 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun "Tanımlar" kenar başlıklı 3.

maddesinin (1) ilgili bölümü şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Çocuk: Daha erken yaşta ergin olsa bile,

onsekiz yaşını doldurmamış kişiyi,

.. .

İfade eder."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" başlıklı

5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü ve (3) numaralı fıkrası

şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

...

3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen

koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin ... makul bir süre içinde

yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir.

Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat

şartına bağlanabilir."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İçtihadı

39. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre tutukluluk

süresinin makul olup olmadığı soyut olarak değerlendirilemez. Bu

değerlendirmenin her olayın şartlarına göre yapılması zorunludur. Bir olayda

tutukluluğun devamı, masumiyet karinesine rağmen kişi özgürlüğü kuralına karşı

üstün gelen gerçek bir kamu yararı bulunduğuna dair olaya özel belirtilerin

bulunması hâlinde haklı görülebilir. Sanığın tutukluluğunun makul süreyi

aşmamasını sağlamak, ilk önce ulusal yargı makamlarına düşen bir görevdir. Bu

amaçla ulusal makamlar, masumiyet karinesine gereği gibi özen göstererek, kişi

özgürlüğü kuralından ayrılmayı gerektirecek nitelikte kamu yararını haklı kılan

gerçek bir ihtiyacın varlığının lehine ve aleyhine ileri sürülen bütün olayları

incelemek ve bunları başvurucunun salıverilme taleplerine karşı verdikleri

kararlarda göstermek zorundadırlar (Labita/İtalya

[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 152).

40. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)

bendi uyarınca, yalnızca bir ceza soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde,

kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamın

huzuruna çıkarılması amacıyla tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B. No: 34578/97, 31/7/2000,

§ 50; Wloch/Polonya, B. No:

27785/95,19/10/2000, § 108) yakın dönemde verdiği Buzadjı/ Moldova [BD], (B.

No: 23755/07, 5/7/2016) kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama

kararından itibaren suçun işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında

tutuklamaya ilişkin nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle

ortaya konulması gerekir.

41. AİHM, tutukluluğun devamını meşru kılan makul dört temel

neden belirlemiştir. Sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62,

10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15), sanığın serbest bırakıldıktan sonra

adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda önlemler alabilecek olma tehlikesi

(Wemhoff/Almanya, B. No: 2122/64,

27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç işleme tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64,

10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7), kamu düzenini bozma tehlikesi (Letellier/Fransa, B. No: 12369/86,

26/6/1991, § 51).

42. Öte yandan AİHM ulusal mahkemelerin tutukluluğa ilişkin

gerekçelerinin ilgili ve yeterli olduğu takdirde, yetkili ulusal makamların

davanın yürütülmesinde "özel bir ihtimam" gösterip göstermediğini de

incelemektedir (Labita/İtalya, §

153). Tutuklu sanık, davasına öncelik verilmesi ve davasının makul bir sürede

sonuçlandırılması hakkına sahiptir. Tutuklu davanın görülmesinde özen

gösterilip gösterilmediği belirlenirken soruşturmanın karmaşıklığı ve özel

nitelikleri dikkate alınmalıdır (Scott/İspanya,

B. No:21335/93, 18/12/1996, § 74).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

43. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; yargılandığı davada yapılan on yedi duruşma

boyunca yaşı gözönüne alınmaksızın hukuka aykırı olarak tutukluluğun devamına

karar verildiğini, tutuklandığı tarihte çocuk olduğunu, uzun süredir devam eden

tutukluluğun ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürmüş ve tahliyesiyle

birlikte tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

45. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları

şöyledir:

"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir ...

...

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

46. Başvurucu, bireysel başvuru formu ve eklerinde hangi temel

hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin bir açıklamada bulunmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Bu itibarla başvurucunun, tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelen

şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süre

veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda, bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya ilk

derece mahkemesi kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ise dava

sonuçlanmış olsun (Hamit Kaya, B.

No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 45-50) ya da olmasın (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62;

İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§§ 33-45) 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat

davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna

varmıştır.

48. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru yollarının her

şeyden önce ulaşılabilir olmaları gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu

yollara yer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa Mahkemesi,

tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması için Kanun'da

öngörülen sürenin geçtiği durumlarda, bu tazminat yolunun ulaşılabilir

olmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,

2/7/2015, §§ 45-50).

49. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 12/1/2015 tarihinde

kesinleşen başvurucunun, bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142. maddesinde

öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır (bkz. § 36). Bu nedenle söz

konusu tazminat yolunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası bakımından

ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek

nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı açıktır.

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Müdahalenin Varlığı

51. Somut olayda bir süre tutuklu kalan başvurucunun kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahalede bulunulduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

52. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

53. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

54. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın19.

maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha

fazlasına dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

55. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancak

kanunla sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan Anayasa'nın 19.

maddesinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralına yer verilmiştir.

Anayasa'nın, 13. maddeyle tüm temel ve hak özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin

getirdiği "kanunilik" şartını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

yönünden 19. maddede ayrıca belirttiği görülmektedir. Bu bağlamda birbirleriyle

uyumlu olan Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri uyarınca kişi hürriyetine ilişkin

müdahale olarak tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 43).

56. Başvurucu, yargılandığı davada isnat edilen "çocuğun

nitelikli cinsel istismarı" suçu dolayısıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesi uyarınca tutuklanmış ve hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet

kararının verildiği 2/5/2014 tarihine kadar tutukluluk hâli devam

ettirilmiştir. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama ve tutukluluğun devamı suretiyle yapılan müdahalenin kanuni bir

temeli bulunmaktadır.

ii. Meşru Amaç

(1) Genel İlkeler

57. Anayasa'nın 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin

yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak

sınırlanabileceği düzenlemesine yer verilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir sınırlama

olarak tutuklamaya kimler hakkında, hangi hâllerde ve kimin tarafından karar

verileceği açıklanmıştır. Maddede, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yok etmelerini veya değiştirmelerini önlemek

maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen

diğer hâllerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri belirtilmiştir.

58. Buna göre tutuklama, ancak "suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişiler" bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamada meşru bir amacın olması için ön koşul, kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Maddede ayrıca tutuklamanın "kaçma"

ya da "delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini" önlemek amacıyla

verilebileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte Anayasa koyucu, tutuklama

nedenlerine ilişkin olarak "bunlar gibi

tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde" ibaresine

yer vermek suretiyle hem tutuklama nedenlerinin Anayasa'da ifade edilenlerle

sınırlı olmadığını belirtmiş hem de bunların dışında bir tutuklama nedeninin

ancak kanunla düzenlenmesini mümkün kılmıştır. Anayasa'nın, tutuklamanın meşru

nedenlerinin belirlenmesi bakımından kanun koyucuya takdir hakkı tanıdığı

görülmektedir.

59. Tutuklama nedenlerinin düzenlendiği 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinde; kişilerin ancak haklarında suç işlediklerine dair kuvvetli

şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması

hâlinde tutuklanabileceği belirtildikten sonra tutuklama nedenleri sayılmıştır.

Buna göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olguların bulunması; şüpheli veya sanığın davranışlarının

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme; tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturması hâllerinde tutukluluk kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir liste bulunmaktadır (AİHM kararlarına

göre tutuklama nedenleri için bkz. § 41).

60. Böylece tutuklama nedenleri Anayasa'nın 19. maddesiyle

birlikte 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde sınırlı bir şekilde sayılmış

olduğundan, bunların dışında bir nedenle tutuklama ya da tutukluluğun devamı

kararı verilmesi hâlinde tutmanın meşru amacının bulunduğundan söz

edilemeyecektir.

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

61. Başvurucu hakkında verilen tutukluluğa ilişkin kararlar

incelendiğinde kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun ifade edildiği ve tutuklama

nedeni olarak isnat edilen suçun5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedeni

varsayılabilen" suçlar arasında olmasına, suçun niteliğine, suça ilişkin

Kanun'da öngörülen cezanın süresine ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmasına

dayanıldığı görülmektedir.

62. Bu nedenle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik tutuklama ve tutukluluğun devamı suretiyle yapılan müdahalenin Anayasa

ve Kanun'un öngördüğü anlamda meşru bir amacı bulunmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

63. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin, bireylerin

özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan temel bir

haktır (Erdem Gül ve Can Dündar [GK],

B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 62).

64. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra, ikinci

ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

hürriyetlerinden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın

anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı

hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, §

42).

65. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan

Anayasa'nın 19. maddesinin, kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığı

durumlardan biri de üçüncü fıkrada düzenlenen tutuklama tedbiridir.

66. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, makul sürede yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan "makul sürede

yargılanmayı" ve "serbest bırakılmayı" isteme haklarının,

birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmeleri gerekir.

67. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

"serbest bırakılmayı" isteme hakkı uyarınca bir ceza soruşturması

veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler, ilgili yargı mercilerinden

serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep edebilirler. Bu hakkın bir

yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

şüpheli veya sanığın soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

salıverilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Yine aynı Kanun'un 108.

maddesininde tutukluluğun soruşturma ve kovuşturma evrelerinde belirli süreleri

aşmayacak şekilde resen incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargı

organlarınca, tutukluluğun her aşamasında gerek kişinin serbest bırakılma

talebi üzerine, gerekse resen yapılan incelemelerde, tutulmanın meşru

nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir

gereğidir (konuya ilişkin AİHM'in yaklaşımı bakımından bkz. §§ 39, 40).

68. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin "makul

sürede yargılanmayı" isteme haklarına sahip olduğu ifade edilmiştir. Genel

olarak yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi

ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkının konusudur. Kişilerin

fiziksel hürriyetlerinin kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği

Anayasa'nın 19. maddesine göre öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması

gerekir. Bununla birlikte maddenin tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılması gerektiğine ayrıca işaret ettiği de görülmektedir.

69. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makul

sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre daha

fazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında belirtilen

tutuklu kişinin "makul sürede yargılanma" hakkı, Anayasa'nın 36.

maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul

sürede yargılanma hakkına göre daha yüksek bir koruma sağlamaktadır.

70. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta savcılıklar ve

mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülen

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması

için özenli davranmalıdırlar (konuya ilişkin AİHM'in yaklaşımı bakımından bkz.

§ 42).

71. Anılan özen yükümlülüğü, kişinin hürriyetinden yoksun

bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının, dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru amacının devam ettiğinin

söylenebilmesi için zorunludur. Bu itibarla tutuklu kişiler hakkındaki

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınmıştır.

72. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

alan "tutuklamayı zorunlu kılan" ibaresiyle

de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret edilmektedir. Anılan Anayasa

hükümlerine paralel bir şekilde, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işin

önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

hâlinde, tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir.

73. Ölçülülük ilkesinin amacı temel hak ve özgürlüklerin,

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararları

uyarınca amaç ve araç arasında makul bir ilişkinin bulunmasını, diğer bir

deyişle yapılan sınırlamayla sağladığı yarar arasında hakkaniyete uygun bir

dengenin bulunması gereğini ifade eden ölçülülük ilkesinin, sınırlayıcı önlem

ile sınırlama amacı arasındaki ilişkinin denetiminde, önlemin sınırlama amacına

ulaşmaya elverişli olup olmadığını saptamaya yönelik "elverişlilik",

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşma ve demokratik toplum düzeni

bakımından zorunlu olup olmadığını arayan "zorunluluk", ayrıca amaç

ve aracın ölçüsüz bir oranı kapsayıp kapsamadığını, bu yolla ölçüsüz bir

yükümlülük getirip getirmediğini belirleyen "oranlılık" ilkeleri

olmak üzere üç alt ilkesi bulunmaktadır (AYM, E.2013/57, K.2013/162,

26/12/2013).

74. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "ölçülülük"

ilkesini gözetmek öncelikle tutuklamayı yapan ve tutuklamayı devam ettiren

yargı mercilerinin görevidir. Bu nedenle bir ceza soruşturması veya

kovuşturması kapsamında uygulanan ya da sürdürülen tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığı öncelikle tutukluluğa ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden

tespit edilebilir (Murat Narman, §

62).

75. Tutukluluğa ilişkin kararların gerekçelerinde, tutuklamanın

ön şartı olan "kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunduğunun" ayrıca "tutuklama nedenlerinin" ortaya konulması

gerekmektedir. Bu husus tutuklama kararlarının düzenlendiği 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesininde de ifade edilmiştir. Buna göre tutuklamaya,

tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin

kararlarda; kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilecektir.

76. Kuvvetli suç şüphesi, tutuklama için bir ön şart olup

varlığını tutukluluğun her aşamasında korumalıdır. Tutmanın bir amacı da kişi

hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek suretiyle ceza soruşturmasını /

kovuşturmasını ilerletmektir (Dursun Çiçek,

B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87). Başlangıçtaki bir tutuklama için

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun, tüm delilleriyle birlikte ortaya

konulması her zaman mümkün olmayabilir (Mustafa

Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73; Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 84). Bununla birlikte soruşturma/kovuşturma süreci

ilerledikçe kişi hakkındaki suç şüphesini doğrulayacak ya da ortadan kaldıracak

delillere erişilecektir. Bu nedenle belirli bir süre geçtikten sonra

tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun

somut olgularla birlikte açıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi bir

aşamasında, kişinin tutuklu olduğu suç yönünden kuvvetli suç şüphesini gösteren

olgular ortadan kalkmışsa artık tutmanın meşru bir amacının bulunduğu

söylenemez.

77. Başlangıçtaki bir tutuklama için işin doğası gereği Anayasa

ve Kanun'da öngörülen tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi yeterli

görülebilir. Ancak soruşturma / kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık

delillere etki edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır.

Ayrıca isnat edilen suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan

ve bu itibarla yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir

bölümünü karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine

göre azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan

tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak

belirtilmesi yeterli değildir(Hanefi Avcı, B.

No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

78. Bu kararlarda tutuklama nedenlerinin somut olgulara dayalı

olarak açıklanması ve bu nedenlerin olayın koşullarında neden zorunlu olduğunun

ortaya konulması gerekir. Tutukluluk devam ettikçe bir taraftan bireye düşen

yükümlülük artarken diğer taraftan tutulmanın dayandığı meşru amaç

zayıfladığından, tutuklulun devamı kararlarında davanın genel durumunun

yanında, tutuklu kişinin özel durumu da dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama

nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı,

§ 84). Tutukluluğun devamı ancak Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrasında "Suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz." ifadeleriyle güvence

altına alınan ve esasında hukukun temel ilkelerinden biri olan "masumiyet

karinesi"ne rağmen, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına üstün gelecek

şekilde tutmanın adaletin işleyişi bakımından gerekli olduğunun dayanaklarıyla

birlikte açıklanması durumunda haklı bulunabilir.

79. Suç işlemekle itham edilen kişiler hakkında,

"ölçülülük" ilkesi uyarınca en genel ifadeyle adaletin iyi işlemesi

meşru amacının sağlanması bakımından tutuklamaya alternatif diğer koruma

tedbirlerinin yeterli olup olmadığının incelenmesi gerekir. 5271 sayılı

Kanun'un 109. maddesinde öngörülen adli kontrol yükümlülükleri tutuklamaya göre

temel hak ve hürriyetlere daha hafif etkide bulunan koruma tedbirleridir.

Dolayısıyla tutukluluğun ölçülü olduğunun söylenebilmesi için buna ilişkin

kararlarda öncelikle adli kontrol tedbirlerinin tutuklama ile ulaşılmak istenen

meşru amaç bakımından neden yeterli olmadığı ortaya konulmalıdır. Bu husus

tutuklama istemleri yönünden 5271 sayılı Kanun'un 101. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ifade edilmiştir.

80. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusunun genel bir

ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir kişinin tutuklu olarak

bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerine

göre değerlendirilmelidir (Murat Narman, §

61).

81. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).Bu

bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin

değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak temyiz incelemesi sonunda bozma

kararı verilirse bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya

dönüşeceğinden bozma sonrası ilk derece mahkemesi önünde geçen süre

değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş

Çetinkaya, B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 42).

82. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri

inceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre ilgili ve yeterli

olup olmadığını ayrıca yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne uyulup

uyulmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir.

83. Bu denetim sonunda tutukluluğa ilişkin gerekçelerin,

başvurucuların hürriyetlerinin kısıtlanmasının meşru nedenlerinin ortaya

konulması bakımından ilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile

bağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun

makul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

84. Başvurucu, bir başka suçtan tutuklu olarak bulunduğu çocuk

ceza infaz kurumunda, aynı koğuşta birlikte kaldığı ve olay tarihinde 18

yaşından küçük olan bir erkek çocuğa karşı cebir kullanarak cinsel istismarda

bulunmakla suçlanmıştır. Başvurucu, Nisan 1993 doğumlu olup isnat edilen suçun

işlendiği tarihte (19/1/2011) 18 yaşından küçüktür (17 yıl 9 ay). Başvurucu

hakkında verilen mahkûmiyet hükmünde yaş küçüklüğü nedeniyle ceza indiriminin

uygulandığı görülmektedir (bkz. § 25).

85. Bununla birlikte başvurucu, soruşturma aşamasında değil,

kovuşturma aşamasında 9/12/2011 tarihinde çıkarılan tutuklamaya yönelik

yakalama emri uyarınca 28/12/2011 tarihinde tutuklanmıştır. Buna göre

başvurucu, tutuklandığı tarihte 18 yaşını doldurmuş olup çocuk değildir (bkz.

§§ 27, 28, 37).

86. Tutuklu olarak sürdürülen yargılama sonunda ilk derece

mahkemesinin 2/5/2014 tarihli kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine ve hükümle

birlikte tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Böylece başvurucunun bir suç

isnadına bağlı olarak tutulması, mahkûmiyet tarihinde sona ermiştir. Anılan

mahkûmiyet hükmünün Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği; böylece

başvurucunun tutulmasının yeniden suç isnadına bağlı hâle dönüşmediği

görülmektedir. Buna göre başvurucu 28/12/2011-2/5/2014 tarihleri arasında 2 yıl

4 ay 4 gün süreyle bir suç isnadına bağlı olarak hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır.

87. Başvurucunun isnat edilen "çocuğun cinsel

istismarı" suçu yönünden kuvvetli suç şüphesi altında bulunduğu ilk

tutuklama kararı da dâhil olmak üzere tutukluluğa ilişkin tüm karalarda

vurgulanmıştır. Başvurucu hakkında verilen 15/4/2014 tarihli tutukluluğun

devamı kararında suç şüphesine ilişkin "mağdurun

soruşturma aşamasındaki beyanı, anal livataya maruz kaldığına dair rapor, ruh

halinin bozulduğuna ilişkin rapor, tanık beyanı, düzenlenen tutanaklar" gibi

somut delillere atıfta bulunulmuştur. Anılan delillerin içeriği dikkate

alındığında, tutukluluğun ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi yönünden mahkeme

kararlarının açıklayıcı ve yeterli olduğu görülmektedir.

88. Derece mahkemelerinin gerekçelerinde yer alan tutuklama nedenlerine

ilişkin açıklamalar incelendiğinde, öncelikle suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasında olmasına değinildiği, ayrıca suçun

niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen cezanın süresine ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir. Kişinin mahkûmiyeti

hâlinde alacağı hapis cezanın ağırlığı, kaçma şüphesinin varlığına işaret eden

durumlardan biridir. Başvurucunun suç işleme eğilimi ve suçun niteliği (çocuk

yaştaki mağdurun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırı olması)

de dikkate alındığında, mahkemelerce verilen tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu

haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu; dolayısıyla tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi dikkate alındığında ilgili

ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

89. Öte yandan başvurucuya isnat edilen "çocuğun cinsel

istismarı" suçunun niteliğinin ve uygulanacak Kanun maddelerinin

belirlenmesi bakımından mağdurun ruh ve beden sağlığının bozulup bozulmadığının

tespit edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır (bkz. § 29). Bu hususta rapor

düzenlenmesine ilişkin olarak başlatılan sürecin tamamlanmasında bir gecikmenin

olduğu görülmekle birlikte anılan rapor bir kimsenin uğradığı cinsel istismar

dolayısıyla ruh sağlığının bozulup bozulmadığı gibi karmaşık ve zor bir konuya

ilişkindir. Bu yönde bir sonuca varılması için birçok tıbbı belgenin temin

edilip incelenmesinin yanı sıra farklı alanlardaki uzmanların görüşüne de

ihtiyaç duyulabilmektedir. Ayrıca bir kimsenin uğradığı cinsel istismar

dolayısıyla ruh sağlığında yaşanan etkilenmenin "bozulma" düzeyine

ulaşıp ulaşmadığının tespiti için olay tarihinden sonra belirli bir sürenin

geçmiş olması da gerekebilmektedir. Diğer taraftan Mahkeme, anılan raporun

düzenlenmesi için süreci hızlandırma bakımından gayret göstermiştir (bkz. §

24). Bu itibarla genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince bir

özensizlik gösterildiği tespit edilmemiştir.

90. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin derece

mahkemelerince açıklanan gerekçelerin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru

nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve davanın

yürütülmesinde bir özensizliğin bulunmaması dikkate alındığında 2 yıl 4 ay 4

günlük tutukluluk süresinin somut olayın koşullarında makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

91. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Halas ASLAN

Vekili

:

Av. Caner

YETKİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/4994, 16 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak
  13. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Kaleli
  15. Dursun
  16. Gökcan
  17. Yetkin
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/4994
Tarih
16 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Abdulkerim Kaçıran ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15590)
  • Uğur Eldemir Başvurusu (B. No: 2014/12287)
  • Mehmet Demir Başvurusu (B. No: 2014/13082)
  • Şehnaz Ayhan Başvurusu (B. No: 2014/14205)
  • Mahmoud Maghmoumı Başvurusu (B. No: 2016/2894)
  • B. A. Başvurusu (B. No: 2016/29879)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.