İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hamit Alihansoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/35581)

1. Başvuru; ceza soruşturması kapsamında mal varlığı üzerine

Başvuru No2017/35581Tarih29 Eylül 2020Okuma24 dk · 4.877 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hamit Alihansoy Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/35581
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.877 kelime·24 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ceza soruşturması kapsamında mal varlığı üzerine

ihtiyati tedbir uygulanması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/10/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2017/35581 numaralı bireysel başvuru ile aynı tarihte yapılan

2017/35583 ve 2017/34484 numaralı bireysel başvuruların konu yönünden hukuki

irtibatlarının bulunması nedeniyle 2017/35581 numaralı bireysel başvuru dosyası

ile birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yürütülmesine ve diğer

başvuru dosyalarının kapatılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Başvuru Tarihinden

Önce Yaşanan Gelişmeler

9. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

başvurucuların da dâhil olduğu bir kısım şüpheli hakkında suç işlemek amacıyla

kurulan örgüte üye olma, petrol kaçakçılığı, özel kanunları gereğince gümrük

vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı ithal amacı

dışında başka bir kullanıma tahsis etme, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi

Usul Kanunu'na muhalefet, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, örgüte

bilerek isteyerek yardım etme, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama

ve kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçlarını işledikleri şüphesiyle

ceza soruşturması başlatılmıştır.

10. Soruşturma sırasında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

7/5/2012 tarihinde 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 282.

maddesinde yer alan suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçunu

işledikleri iddiasıyla başvurucuların bankalarda bulunan hak ve alacaklarına,

ortağı bulundukları şirketlerdeki ortaklık paylarına, nakliye ve taşıt

araçlarına, gayrimenkulleri üzerine devir ve temliki önleme amacına yönelik

olarak 5237 sayılı Kanun'un 54., 55. ve 60. maddeleri kapsamında müsadere

edilebilmeleri için ihtiyati tedbir konulması talep edilmiştir.

11. Nevşehir 2. Sulh Ceza Mahkemesi de Cumhuriyet Başsavcılığının

talebine uygun olarak 7/5/2012 tarihli kararı ile başvurucuların mezkûr mal

varlığına, araçlarına, şirket hisselerine ve banka hesapları üzerine 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 128. maddesi gereğince

elkoyma şeklinde ihtiyati tedbir kararı vermiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığının 16/7/2012 tarihli iddianamesi ile

başvurucuların da dâhil olduğu bir kısım şüpheli hakkında suç işlemek amacıyla

kurulan örgüte üye olma, petrol kaçakçılığı, özel kanunları gereğince gümrük

vergilerinden kısmen veya tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı ithal amacı

dışında başka bir kullanıma tahsis etmek, Vergi Usul Kanunu'na muhalefet, kamu

görevlisinin resmî belgede sahteciliği, örgüte bilerek isteyerek yardım etme,

suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama ve kamu görevlisinin resmî

belgede sahteciliği suçlarından cezalandırılmaları istemiyle kamu davası

açılmıştır.

13. Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince 19/9/2012 tarihinde

görevsizlik kararı verilmiştir. Görevsizlik kararına itiraz edilmesi üzerine

Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesince de 3/10/2012 tarihinde görevsizlik kararı

kaldırılmıştır. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 27/11/2012 tarihli tarihli ilamı

ile görevli mahkemenin Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesi olduğuna karar

verilmiştir.

14. Nevşehir Cumhuriyet Başsavcığı tarafından Nevşehir Ağır Ceza

Mahkemesinde bir kısım şüpheli hakkında resmî evrakta sahtecilik suçundan

cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. Nevşehir Ağır Ceza

Mahkemesi, dosya kapsamından tespit edilemeyen bir tarihte tarafları ve konusu

aynı olup fiilî ve hukuki bağlantı bulunduğunu belirterek E.2012/749 sayılı

dosya ile E.2018/197 sayılı dosyanın birleştirilmesine ve yargılamanın

E.2013/235 sayılı üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.

15. Başvuruculardan Hamit Alihansoy ile bir kısım şüphelilerin

müdafii tarafından 9/5/2017 tarihli duruşmada şirketlerin, mal varlıklarının ve

diğer araçların üzerlerindeki tedbirlerin tamamen kaldırılması talebinde

bulunulmuştur. Mahkeme ise anılan duruşmada dosyanın kapsamlı oluşu ve heyet

değişikliği gözönünde bulundurularak talebin bir sonraki celse

değerlendirilmesine, bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına karar

vermiştir. Buna mukabil Mahkeme 19/9/2017 tarihli bir sonraki duruşmada bu

hususta bir karar vermemiştir.

16. Başvurucular 13/10/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

17. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda 21/2/2019

tarihinde başvurucuların petrol kaçakçılığı, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte

üye olma, özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya tamamen

muaf olarak ithal edilen eşyayı ithal amacı dışında başka bir kullanıma tahsis

etmek, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, örgüte bilerek isteyerek

yardım etme, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerini aklama ve kamu görevlisinin

resmî belgede sahteciliği suçlarından hapis ve adli para cezası ile

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucuların tedbir

kararına konu taşıt ve nakil araçları, paraları ve şirket hisselerinin 5237

sayılı Kanun'un 59. maddesi gereğince ayrı ayrı müsaderelerine karar vermiştir.

Karar gerekçesinde, mahkûmiyet hükmü tesis edilirken 97 No.lu klasörde bulunan

14/12/2018 tarihli ve 67 No.lu klasörde bulunan 17/8/2015 tarihli Mali Suçları

Araştırma Kurulu Başkanlığı raporlarının, iletişimin tespiti tutanaklarının,

arama elkoyma tutanaklarının, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme

ve Denetleme Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı, Konya Küçük ve Orta Ölçekli

Mükellefler Grup Başkanlığı, TUBİTAK Marmara Araştırma Merkezi tarafından

hazırlanan bilirkişi raporlarına dayanıldığı belirtilmiştir.

18. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinaf aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 5271 sayılı Kanun’un

"Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma" kenar başlıklı

128. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"(1) Soruşturma veya kovuşturma konusu

suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan

kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait;

a) Taşınmazlara,

b) Kara, deniz veya hava ulaşım araçlarına,

c) Banka veya diğer malî kurumlardaki her

türlü hesaba,

d) Gerçek veya tüzel kişiler nezdindeki her

türlü hak ve alacaklara,

e) Kıymetli evraka,

f) Ortağı bulunduğu şirketteki ortaklık

paylarına,

g) Kiralık kasa mevcutlarına,

h) Diğer malvarlığı değerlerine,

Elkonulabilir. Somut olarak belirlenen Bu

taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan

başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi

yapılabilir. (Ek cümle: 21/2/2014 – 6526/10 md.) Bu madde kapsamında elkoyma

kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme

Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine

Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan,

suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde

hazırlanır. Özel sebepler zorunlu kıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha

uzatılabilir.

(2) Birinci fıkra hükmü;

a) Türk Ceza Kanununda tanımlanan;

...

6. Dolandırıcılık (madde 157, 158),

...

Hakkında uygulanır.

(3) Taşınmaza elkonulması kararı, tapu

kütüğüne şerh verilmek suretiyle icra edilir.

...

(5) Banka veya diğer malî kurumlardaki her

türlü hesaba elkonulması kararı, teknik iletişim araçlarıyla ilgili banka veya

malî kuruma derhâl bildirilerek icra olunur. Söz konusu karar, ilgili banka

veya malî kuruma ayrıca tebliğ edilir. Elkoyma kararı alındıktan sonra,

hesaplar üzerinde yapılan bu kararı etkisiz kılmaya yönelik işlemler

geçersizdir.

..."

20. 5271 sayılı Kanun’un

"Elkonulan eşyanın iadesi" kenar başlıklı 131. maddesi

şöyledir:

''(1) Şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere

ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek

kalmaması veya müsadereye tabi tutulmayacağının anlaşılması halinde, re'sen

veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme

tarafından karar verilir. İstemin reddi kararlarına itiraz edilebilir.

(2) 128 inci madde hükümlerine göre elkonulan

eşya veya diğer malvarlığı değerleri, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve

bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edilir.''

21. 5237 sayılı Kanun’un "Kazanç

müsaderesi" kenar başlıklı 59. maddesi şöyledir:

"(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya

suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler

ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik

kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı

verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

(2) Müsadere konusu eşya veya maddi

menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde,

bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

(3) (Ek: 26/6/2009 – 5918/2 md.) Bu madde

kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap

eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin

korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelediği elkoyma ve müsadere tedbirleri, suçla mücadele için

etkili ve gerekli bir araçtır (Raimondo/İtalya,

B. No: 12954/87, 22/2/1994, §§ 27, 30). AİHM suçtan elde edilen gelirlerin veya

mal varlığının müsadere edilmesinin suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması

ve suçtan gelir elde edilmemesinin güvence altına alınması yönleriyle kamunun

yararına olduğunu kabul etmiştir (Phillips/Birleşik

Krallık, B. No: 41087/98, 5/7/2001, § 52).

24. AİHM, gerek Avrupa ortak hukukuna gerekse de evrensel hukuk

standartlarına göre yolsuzluk, kara para aklama veya uyuşturucu suçları gibi

ciddi suçlar yönünden müsadere için mahkûmiyet kararının gerekli olmadığını

vurgulamıştır. İkincisi haksız yere elde edilmiş olduğu varsayılan mülkün meşru

kökenini kanıtlama yükümlülüğü kanunla hukuk davaları da dâhil olmak üzere

cezai olmayan müsadereye ilişkin yargılama süreçlerinde muhataplar üzerine de

bırakılabilir. Üçüncü olarak müsadere tedbirinin sadece suçtan elde edilen

gelirlerle ilgili değil suç gelirlerini dönüştürerek veya bu gelirlerin devri

veya karıştırılması yoluyla elde edilen herhangi bir gelir ya da dolaylı

menfaatleri içeren mülkler yönünden de uygulanabileceği belirtilmiştir. Son

olarak ise AİHM'e göre müsadere tedbiri, sadece suç isnadında bulunulan şüpheli

veya sanıklar yönünden değil söz konusu varlıkların elde edilmesindeki rolünü

gizleyen, iyi niyetli olmayan mülk sahibi üçüncü kişiler bakımından da

uygulanabilir (Telbis ve Viziteu/Romanya,

B. No: 47911/15, 26/6/2018, § 76).

25. AİHM'e göre mülkün kamu yararına kullanılmasının kontrolü

kapsamında mülke el konulması hususunda devletlerin geniş bir takdir yetkisi

bulunmakla birlikte bu yetkinin devlete tanınması kişilerin mülkünden yoksun

bırakılması gibi ağır bir sonuca da yol açmaktadır. Bu nedenle başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin keyfî veya öngörülemez olmaması için bazı

usule ilişkin güvenceler öngörülmelidir. AİHM, kişilere keyfî müdahalelerden

korunmak amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirlerin kanun dışı,

keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını

sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesinin sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu değerlendirme ise

uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Saccocia/Avusturya, B. No: 69917/01,

18/12/2008, § 89;

Džinić/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016, § 68).

26. Bu bağlamda suçtan elde edilen gelirlerin müsadere

edilmesinin şikâyet edildiği Denisova ve

Moiseyeva/Rusya (B. No: 16903/03, 1/4/2010) kararında,

başvurucuların müsadereye ilişkin yargılama sürecine dâhil edilmeyerek müsadere

tedbirine yönelik olarak etkili bir şekilde karşı koyabilme imkânının

kendilerine tanınmaması sebebiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz

olduğu sonucuna varılmıştır (Denisova ve

Moiseyeva/Rusya, §§ 60-64).

27. Bunun yanında AİHM, müsadere ve elkoyma gibi tedbirlerin

ayrıca suça konu menfaat ile orantılı olması gerektiğini belirtmektedir.

Nitekim Dzinic/Hırvatistan

kararında, elkoyma tedbirinin muhtemel bir müsadereyi güvence altına almak için

uygulandığını gözeten AİHM, başvurucunun mülküne elkonulması tedbirinin meşru

olsa da el konulan mülkün değeri ile karşılaştırılmaksızın uygulanmasının adil

dengenin gerekliliklerine uygun olmadığını kabul ederek sonuca varmıştır (Džinić/Hırvatistan, §§ 67-82).

28. AİHM ayrıca mülk sahibinin davranışları ile kanuna aykırı

eylem arasındaki illiyet bağının kamu makamlarınca makul bir şekilde

değerlendirilmesini de başka bir güvence ölçütü olarak değerlendirmektedir.

Bununla birlikte AİHM, kamu yararının gerektirdiği bazı durumlarda böyle bir

ilişki mevcut olmasa dahi elkoyma ve müsaderenin uygulanabileceği gerçeğini

yadsımamaktadır. Ancak böyle bir durumda yani elkoyma ve müsaderenin muhakkak

uygulanması gerektiği kabul edildiği takdirde özellikle iyi niyetli üçüncü

kişiler yönünden eşyanın belirli koşullar dâhilinde iadesi veya bu mümkün

olamıyorsa eşya sahibinin zararının tazminine yönelik bir iç hukuk yolunun

mevcut olması, ölçülülüğün unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir (AGOSI/Birleşik Krallık, §§ 57-61; Vasilevski/Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 22653/08, 28/4/2016, §§ 56-60; Sulejmani/Eski

Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 74681/11, 28/4/2016, §§ 40-44). AİHM bu

ilkenin beraat eden mülk sahipleri yönünden de uygulanacağını belirtmektedir (Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008,

§ 36).

29. Riela ve diğerleri/İtalya

((k.k.), B. No: 52439/99, 4/9/2001) kararına konu olayda, organize

suç örgütlerinin faaliyetleri çerçevesinde elde edildiği gerekçesiyle

başvurucuların taşınmazları, araçları ve şirket hisselerinin müsadere edilmesi

söz konusudur. AİHM derece mahkemelerinin başvurucuların mali durumlarının

özenli bir şekilde analiz edilerek müsadere edilen malların yalnızca

başvurucuların kanun dışı kazançlarıyla elde edilebileceği yönündeki değerlendirmelerini

dikkate alarak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin takip edilen meşru amaç ile

karşılaştırıldığında orantısız olmadığı sonucuna varmıştır.

30. Phillips/Birleşik Krallık

kararına konu olayda, başvurucunun uyuşturucu madde ticareti suçundan hapis cezası

ile cezalandırılmasına hükmedilmiş; müsadereye ilişkin olarak ayrıca yürütülen

davada da gümrük makamlarınca görevlendirilen uzman kişi tarafından düzenlenen

rapora istinaden suçtan elde edildiği gerekçesiyle başvurucunun üç yıl içinde

91.400 İngiliz sterlini ödemesine karar verilmiştir. AİHM başvurucunun altı

yıllık bir dönemde uyuşturucu kaçakçılığından gelir elde ettiğini ve bu parayı

mal varlığı içinde akladığı yönündeki derece mahkemelerinin

değerlendirmelerinin makul olduğunu, başvurucuya yeterli itiraz imkânlarının

tanındığını, müsadere usulü çerçevesinde varılan kanaatin ise adil ve savunma

hakkına saygılı bulduğunu belirtmiştir. AİHM sonuç olarak müdahalenin bu alanda

kamu makamlarına tanınan geniş takdir yetkisi de dikkate alındığında ölçülü

olduğu gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir (Phillips/Birleşik Krallık, §§ 50-53).

31. Telbis ve Viziteu

kararında da AİHM, başvurucuların sanığın yakınlarının mal varlığının suçtan

elde edildiği gerekçesiyle müsadere edilmesi hususunda, yolsuzlukla mücadele

alanında kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin bulunduğu ve somut

olayda müsadere tedbirinin uygulanmasına karşı başvuruculara etkili bir savunma

ve itiraz hakkının tanındığı, derece mahkemelerinin kararlarının da keyfî

olmadığı gerekçesiyle ölçülü bir müdahale olduğu sonucuna varmıştır (Telbis ve Viziteu/Romanya, § 81).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

33. Başvurucular, Mahkemece mal varlıkları üzerine konulan

tedbirlerin uzun süredir devam etmesinin ekonomik faaliyetlerini olumsuz

etkilediğinden ve hak ihlali oluşturduğundan yakınmışlardır. Başvuruculara göre

ortak oldukları şirketlerde küçük hisseleri olmasına rağmen konulan tedbir

kararı nedeniyle diğer ortaklar da haksız yere mağdur edilmişlerdir.

34. Başvurucular mevzuata göre mal varlığı değerlerine

elkonulabilmesi için tahdidi olarak sayılan suçlardan olan örgüt kurma suçunun bu kapsamdan çıkarıldığını,

bu nedenle tedbir kararının haksız bir şekilde devam ettiğini belirtmişlerdir.

Başvurucular ayrıca mevzuattaki yeni değişikliklere göre kanun koyucu

tarafından elkoyma kararı verme imkânının sınırlandırılmış olup bu yetkinin

sulh ceza mahkemelerinden alınarak ağır ceza mahkemelerine verildiğini ifade

etmişlerdir. Diğer yandan başvurucular, Türkiye'deki tüm dosyalar üzerindeki

tedbirlerin kaldırılmasına rağmen Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/235 Esas

sayılı dosyası üzerinde devam etmesinin de haksızlık olduğunu ileri

sürmüşlerdir. Başvurucular sonuç olarak uzun süredir devam eden haksız tedbir

kararı nedeniyle mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

35. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular eşitlik ilkesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de mal varlığı değerleri üzerine konulan tedbirin

uzun süredir devam ettiğine yönelik şikâyetlerinin esas itibarıyla mülkiyet

hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurucuların bütün şikâyetlerinin

mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

38. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut

olayda başvurucuların el konulan taşıt ve nakil araçları, bankalarda bulunan

hesaplarındaki para ve şirket hisselerinin mülk teşkil ettiğinde kuşku

bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

39. Anayasa Mahkemesi daha önce müsadere veya mülkiyetin kamuya

geçirilmesi yönündeki tedbirlerin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini

kabul etmiş ve mülkten yoksun bırakma sonucuna yol açsa dahi niteliğini ve

amacını gözeterek müdahaleleri mülkiyetin kamu yararına kullanılmasının

kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelemiştir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, §§ 57, 58; Mahmut Üçüncü,

B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 67-70; Eyyüp

Baran, B. No: 2014/8060, 29/9/2016, §§ 62-67; Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No:

2014/5167, 28/9/2016, §§ 58-62).

40. Somut olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucuların taşıt ve nakil araçlarına, banka

hesapları ve şirket hisselerine suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin

aklama suçunu işledikleri gerekçesiyle el konulmasının ve üzerindeki tedbir

kararların uzun süredir devam etmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

açık olup suçtan mülk edinilmemesini amaçlayan müdahalenin yukarıda değinildiği

gibi üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi uygun görülmüştür.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

42. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Kanunilik

43. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

44. Somut olayda başvurucuların suçtan kaynaklanan mal varlığı

değerlerinin aklama suçunun işlendiği iddiasına ilişkin olarak yürütülen

soruşturma kapsamında başvurucuların taşıt ve nakil araçlarına, banka

hesaplarına ve şirket hisselerine 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesi uyarınca

elkoyma tedbiri uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu kanun hükmünün belirli,

öngörülebilir ve ulaşılabilir olduğunda bir tereddüt bulunmadığından

müdahalenin kanuni bir dayanağı mevcuttur.

ii. Meşru Amaç

45. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (bazı değişikliklerle

birlikte bkz. Nusrat Külah, B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis

Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

46. Müsadere veya müsadereyle suçta kullanılan, kullanılmak

üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun

elinde bırakılmamasıyla suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya

bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile

toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi

amaçlanmıştır. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni

suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve suça konu tehlike arz eden mülkün

kullanılması ile dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Fatma Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, § 69).

47. Suçlarla mücadele çerçevesinde elkoyma, müsadere veya

mülkiyetin kamuya geçirilmesi gibi tedbirlerin önemli ve gerekli birer araç

olduğu kuşkusuzdur. Bu bağlamda suça konu mülkün kullanılmasının ve devrinin

engellenmesi suretiyle suçtan gelir ya da mal varlığı elde edilmemesi veya

başkalarına ait mal varlığı değerlerinin hukuka aykırı olarak elden

çıkarılmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Somut olay bakımından da

başvurucuların suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklama suçundan elde

edilen gelirlerle edinildiği iddia edilen taşıt ve nakil araçlarına, bankalarda

bulunan hesaplarındaki paralara ve şirket hisselerine 5271 sayılı Kanun'un 128.

maddesi uyarınca elkoyma tedbiri uygulandığı anlaşılmaktadır. Böylelikle suçla

mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne

geçilmesi ve başkalarına ait olabileceği değerlendirilen mal varlığı

değerlerinin hukuka aykırı olarak elden çıkarılarak telafisi imkânsız

zararların meydana gelmemesi hedeflenmektedir. Dolayısıyla müdahalenin kamu

yararına dayalı, meşru bir amacının olduğu kuşkusuzdur.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

48. Son olarak kamu makamlarınca başvurucuların mülkiyet

haklarına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacın

gerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

49. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

50. Mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'nın 13. ve

35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için her şeyden önce öngörülen kamu

yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması zorunludur. Diğer taraftan

müdahalede bulunulurken ilgili kamu yararı amacını gerçekleştirmeye en uygun

aracın seçilmesi gerekmektedir. Bu alanda hangi araçların tercih edileceği ise

öncelikli olarak daha isabetli karar verebilecek konumda olan ilgili kamu

makamlarının yetkisindedir. Bu nedenle hangi aracın tercih edileceğinin

belirlenmesi hususunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne

var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu

takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak

istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa

Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak

Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim, seçilen aracın isabet

derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin

ağırlığına dönüktür (bazı değişikliklerle birlikte bkz. Hamdi Akın İpek, B. No: 2015/17763,

24/5/2018, § 108; Hanife Ensaroğlu,

B. No: 2014/14195, 20/9/2017, § 67).

51. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (bazı değişikliklerle

birlikte bkz. Arif Güven, B. No:

2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

52. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk,

B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir

Yazıcı, § 71).

53. Ayrıca mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan tedbirlerin

keyfî veya öngörülemez biçimde uygulanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde

mülkiyet hakkının etkin bir biçimde korunması mümkün olmaz. Bu sebeple kamu

makamlarınca başvurucunun eylemi ile tedbire yol açan kanuna aykırılık arasında

bağlantı olduğunu gösterir makul bir değerlendirme yapılmalıdır. Bu bağlamda

elkoyma veya müsadere gibi tedbirler yoluyla mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında olması gereken

adil dengeyi bozmaması için suça veya kabahate konu eşyanın malikinin davranışı

ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet bağının olması ve iyi niyetli eşya malikine eşyasını

-tehlikeli olmaması kaydıyla- geri kazanabilme olanağının tanınması veya iyi

niyetli malikin bu nedenle oluşan zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir Yazıcı, §§ 31-80; Hanife Ensaroğlu, § 66; Hamdi Akın İpek, § 115).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Somut olayda elkoyma tedbiri ile yapılan müdahalenin suçtan

gelir veya mal varlığı elde edilmemesi yönündeki amacı gerçekleştirmek için elverişli bir araç olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır.

55. Mahkeme tarafından 21/2/2019 tarihinde başvurucuların

mahkûmiyetine ve tedbire konu mallarının da müsadere edilmesine karar

verilmiştir. Buna göre başvurucuların mezkûr mal varlıkları üzerindeki tedbirin

varlığı 6 yıl 9 ay 14 gün sürmüştür. Başvuruculardan Hamit Alihansoy ile bir

kısım şüphelilerin müdafii İ.A. 9/5/2017 tarihli duruşmada şirketlerin, mal

varlıklarının ve diğer araçların üzerindeki tedbirlerin tamamen kaldırılması

talebinde bulunmuşlardır. Mahkeme ise anılan duruşmada dosyanın kapsamlı oluşu

ve heyet değişikliği gözönünde bulundurularak talebin bir sonraki celse

değerlendirilmesine, bu aşamada karar verilmesine yer olmadığına karar

vermiştir. Buna mukabil Mahkeme 19/9/2017 tarihli bir sonraki duruşmada bu

hususta bir ara karar vermeyerek tedbirlerin kaldırılmasına yönelik talepleri

zımnen reddetmiştir. Buna göre başvurucuların mal varlıkları üzerindeki

tedbirin kaldırılması hususunda gerekli yasal girişimde bulunmuş olmalarına

karşılık tedbir kararının kaldırılmasına yönelik taleplerinin hiçbir gerekçe

gösterilmeden zımnen reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuların

mal varlığı üzerindeki tedbirin tedbire konu mal varlığı hakkında müsadere

kararı verilmesine kadar geçen süre boyunca devam etmesinin gerekli olup olmadığı tartışmalıdır.

56. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi tedbir süresinin uzunluğu

bağlamında müdahalenin orantılı olup olmadığını da değerlendirerek sonuca

varacaktır.

57. Somut olayda haklarında yürütülen soruşturma kapsamında

başvurucuların bir kısım mal varlığı değerleri üzerine tedbir konulmuştur.

Soruşturma süresince devam eden tedbir kararları kovuşturma aşamasında da

kaldırılmamıştır. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda 21/2/2019

tarihinde başvurucuların petrol kaçakçılığı, suç işlemek amacıyla kurulan

örgüte üye olma, özel kanunları gereğince gümrük vergilerinden kısmen veya

tamamen muaf olarak ithal edilen eşyayı ithal amacı dışında başka bir kullanıma

tahsis etmek, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği, örgüte bilerek

isteyerek yardım etme ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini aklama

suçlarından hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar vermiştir.

Mahkeme ayrıca başvurucuların tedbir kararına konu taşıt ve nakil araçları,

paraları ve şirket hisselerinin 5237 sayılı Kanun'un 59. maddesi gereğince ayrı

ayrı müsaderelerine karar vermiştir. Dava hâlihazırda istinaf aşamasında

derdest olup mahkeme kararı henüz kesinleşmemiştir.

58. Başvurucuların mal varlıkları hakkında Nevşehir 2. Sulh Ceza

Mahkemesince verilen 7/5/2012 tarihli tedbir kararına ilişkin olarak Nevşehir

Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden yargılama süreci boyunca ise herhangi bir

açıklama yapılmamış, tedbirin kaldırılması veya devamı yönünde hüküm tesis

edilmemiştir. Üstelik 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinde el koyma tedbiri

yönünden katalog suçlar yönünden 21/12/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 10.

maddesi ile 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 25. maddesi uyarınca

yapılan değişikliklerin de tartışılmadığı görülmektedir. Mahkeme tedbirin

kaldırılmasına yönelik talepler hakkında da açık şekilde bir kabul ya da ret

kararı vermemiştir. Bu nedenle yargılama sürecinde kaldırılması yönünde bir

karar verilmeyen tedbire ilişkin kısıtlamanın devam ettiği değerlendirilmiştir.

Başvurucular hakkında yargılama sürecinin sonunda her ne kadar mahkûmiyet hükmü

tesis edilip tedbire konu mal varlıkları hakkında müsadere kararı tesis edilmiş

ise de mezkûr karar istinaf aşamasındadır. Bu durumda başvurucular hakkında

verilen tedbir kararının 6 yıl 9 ay 14 gün devam ettiği görülmektedir.

59. Kişilerin mal varlığı değerleri üzerine konulan tedbirin

ölçülü olduğundan bahsedebilmek için uzayan süreç nedeniyle orantısız,

dolayısıyla ölçüsüz hâle dönüşmemesi gerekir. Her olayın özelliğine göre bu

sürenin makul olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Somut

olayda başvurucuların mal varlığı değerleri üzerinde 2012 yılından bu yana

devam eden tedbir kararının süresinin öngörülebilir ve makul olduğundan

bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki hukuk mahkemelerince de tedbir konulduğunun

belirtilmesine, tedbirin koşullarına ve iadeye ilişkin hükümler karşısında

(bkz. §§ 19, 20) başvurucuların yargılama sürecinde tedbir kararının

kaldırılması talebinin ilk derece mahkemesince niçin değerlendirilmediği ve

niçin tedbirin devamına ihtiyaç duyulduğu da açıklanamamıştır. Dolayısıyla

uygulanan tedbir kararlarının uzun süredir devam etmesinin başvuruculara şahsi

olarak aşırı bir külfet yüklediği, bu sebeple müdahalenin kamu yararı ile başvurucuların

mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi başvurucular

aleyhine bozduğu ve ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

62. Başvurucular, mal varlığı değerleri üzerine konulan

tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunmuştur.

63. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

64. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

65. Anayasa Mahkemesi, elkoyma tedbirinin uygulanmasının makul

bir süreyi aşması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır. Somut başvuruda bu sebeple ihlalin yargı kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

66. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı elkoyma

tedbirinin kaldırılmasını gerektirmemektedir. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan tedbirin uzun

sürmesine ilişkin olarak tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği

ivediliğin ve özenin gösterilmesi bakımından yargısal makamların sorumluluğu

olduğuna dikkati çekmektedir.

67. Buna göre başvuru konusu olayda ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından etkin giderim yolu tazminat olarak görülmektedir.

Mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında her bir başvurucuya ayrı ayrı net 6.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 772,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.772,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE,

D. 772,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam

3.772,50 TL tutarındaki yargılama giderlerinin başvuruculara MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2013/235, K.2019/87) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucular : 1. Hamit ALİHANSOY 2. Kasım ALİHANSOY 3. Metin ALİHANSOY Başvurucular Vekili : Av. Mehmet Şerif HASAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/35581, 29 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvuru Tarihinden
  7. B. Başvuru Tarihinden
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucuların İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. No: 2014/1017, 13/7/2016, §§ 67-70; Eyyüp
  15. B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  18. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. M. Emin ŞAHİNER
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/35581
Tarih
29 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • H.k. ve Z.k. Başvurusu (B. No: 2016/11549)
  • Saat ve Saat Teknik Servis Hizmetleri Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/25089)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Eyüp İrmak Başvurusu (B. No: 2019/17655)
  • M.b. Başvurusu (B. No: 2017/34312)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Fatma Törer Başvurusu (B. No: 2017/14734)
  • Mehmet Tuncay Başvurusu (B. No: 2017/8528)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.