İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hamza Küçük Başvurusu (B. No: 2013/7400)

1. Başvuru, itfaiye memurunun

Başvuru No2013/7400Tarih5 Kasım 2015Okuma15 dk · 3.064 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hamza Küçük Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/7400
R.G. Tarih ve Sayı
15/1/2016-29594
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.064 kelime·15 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, itfaiye memurunun

yangına müdahale sırasında yaralanması nedeniyle idare aleyhine açtığı tam

yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesinin Anayasa’nın 2., 5., 17.,

36., 49. ve 50. maddelerinde güvence altına alınan hakları ihlal ettiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/09/2013

tarihinde Gaziantep 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 9/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

19/6/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir

örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 21/8/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı,

başvurucuya 1/9/2014 tarihinde bildirilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı

beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, itfaiye memuru

olarak görev yapmakta iken 21/9/2006 tarihinde meydana gelen bir yangına

müdahale sırasında yaralanmıştır.

9. Başvurucu olaydan sonra

tedavi altına alınmış, 22/9/2006 tarihinde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma

Hastanesine yatışı yapılmış ve 11/10/2006 tarihinde hastaneden taburcu

edilmiştir. Anılan hastanenin taburcu yazısında şu ifadeler yer almaktadır:

“22-9-2006 tarihinde bilateral el,

önkol ve kollarda, yüzde toplam % 15 oranında 2.

derece alev yanığı nedeni ile servise yatırılan hastanın pansumanları yapılarak

takip ve tedavisi yapılmıştır, ek sorunu olmayan hasta 11-10-2006 tarihinde

salah ve önerilerle taburcu edilmiştir.”

10. Başvurucu taburcu olduktan

sonra çeşitli tarihlerde istirahat raporları almıştır. Yanık sekeli nedeniyle

23/10/2009 tarihinde özel bir hastanenin plastik cerrahi servisine sevki

yapılan başvurucu, bahsedilen hastanede ameliyat edilmiş ve 28/10/2009

tarihinden itibaren 10 (on) gün istirahatı uygun

görülmüştür.

11. Başvurucu vücut bütünlüğünde

meydana gelen zararı ve iş gücü kaybını tespit ettirmek için Gaziantep

Şehitkamil Devlet Hastanesine başvurmuş, anılan hastanece başvurucunun %3

fonksiyon kaybının olduğuna ilişkin 21/12/2011 tarihli kesin sağlık raporu

düzenlenmiştir.

12. Başvurucu anılan raporu

ibraz ederek 24/1/2012 tarihinde, çalışmakta olduğu kamu idaresine başvurmuş ve

zararının tazminini talep etmiştir.

13. İlgili kamu idaresi

tarafından başvurucunun talebine olumsuz cevap verilmesi üzerine başvurucu

Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde 70.000 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle

dava açmıştır.

14. Gaziantep 1. İdare Mahkemesi

20/4/2012 tarihli ve E.2012/686, K.2012/420 sayılı kararıyla davayı süre aşımı

yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesi şöyledir:

“Dava dosyasının incelenmesinden; Gaziantep Büyükşehir

Belediye Başkanlığı İtfaiye Müdürlüğü'nde memur olarak görev yapan davacının,

21.09.2006 tarihinde Gaziantep Küsket Sanayi

Sitesinde meydana gelen yangına müdahale sırasında yaralandığı, olay ile ilgili

21.12.2011 tarihinde Şehitkamil Devlet Hastanesine başvuruda bulunması üzerine

aynı tarihte %3 fonksiyon kaybı olduğuna dair kesin sağlık raporu verildiği,

alınan rapor doğrultusunda meydana gelen zararın giderilmesi istemiyle

24.01.2012 tarihinde davalı idareye başvurulduğu, söz konusu başvurunun reddi

üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

Olayda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13.

maddesi uyarınca, dava konusu tazminat talebinin dayanağı olan olayın meydana

geldiği 21.09.2006 tarihinden itibaren beş yıl içerisinde söz konusu olay ile

ilgili uğranıldığı ileri sürülen zararın giderilmesi istemiyle davalı idareye

başvurulması gerekirken bu süre geçirildikten sonra 24.01.2012 tarihinde davalı

idareye yapılan başvuru dava açma süresini canlandırmayacağından, olay

tarihinden beş yıl süre geçtikten sonra idareye yapılan başvurunun reddi

üzerine açılan davanın, süreaşımı nedeniyle esastan incelenmesine olanak

bulunmamaktadır.”

15. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar Danıştay Sekizinci Dairesinin 10/12/2012 tarihli ve E.2012/8135,

K.2012/10285 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

27/6/2013 tarihli ve E.2013/4188, K.2013/5562 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

16. Karar başvurucuya 5/9/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu tarafından

25/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

18. Anayasa’nın 125. maddesinin

son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

19. 6/1/1982 tarihli ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi şöyledir:

“1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari

dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde

eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının

yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen

reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

2. Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı

mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma

şartı aranmaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 5/11/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/9/2013 tarihli ve 2013/7400

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, itfaiye memuru

olarak görev yapmakta iken meydana gelen bir yangına müdahale sırasında

yaralanması üzerine idare aleyhine açtığı davanın süre aşımı nedeniyle

reddedildiğini, oysa Danıştay içtihatlarına göre kesin sağlık raporunun

alındığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılan davanın süresinde olduğunu,

idarenin kusursuz sorumluluk esaslarına göre zararını karşılaması gerektiğini,

başvuruya konu yangına müdahale sırasında korunaklı ve uygun ekipmanların idare

tarafından sağlanmadığını belirterek Anayasa’nın 2., 5., 17., 36., 49. ve 50.

maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Anayasa Mahkemesi, başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp olay ve olguların

hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir

Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Buna göre başvurucunun

şikâyetinin özü, açtığı tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi

nedeniyle esasının incelenememesi dolayısıyla adil yargılanma hakkının

güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkına ilişkindir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

24. Başvurucu, açtığı davanın

süre aşımı yönünden reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının alt

güvencelerinden olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

25. Bakanlık görüş yazısında,

mahkemeye erişimin bir unsuru olan mahkeme hakkının mutlak bir hak olmadığı,

özellikle bir davanın açılabilirliğine ilişkin bazı

sınırlamalar ve niteliği gereği bu konuda düzenleyici işlemlere konu

olabileceği, bununla birlikte, bu sınırlamaların dava açmak isteyen bir kişinin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmaması gerektiği,

başvurucunun iddiaları incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması

gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

26. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması”

kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme

hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde,

ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin

edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

28. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

29. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye

etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri

olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru

konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin

mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını

gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da

uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği

durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

30. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142, 28/11/2013).

31. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu

üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin olarak takdir hakları gereği bazı

sınırlamalar getirebilir ve bu davalar niteliği gereği düzenleyici işlemlere

konu olabilir. Bununla birlikte bu sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego S.A./İspanya,

B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya, B. No: 47792/99,

11/10/2001, § 22).

32. Mahkemeye ulaşmayı aşırı

derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına

aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka

aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler

dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için

bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97,

11/7/2002, §§ 36-40).

33. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil

yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin

zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor

kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar

vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk

güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre

sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93, 22095/93; 22/10/1996, § 51).

34. Başvurucu, itfaiye memuru

olarak görev yapmakta iken 21/9/2006 tarihinde meydana gelen bir yangına

müdahale sırasında el, kol ve yüzünden yaralanmış, hastaneye yatışının ardından

11/10/2006 tarihli rapora göre salah ve önerilerle taburcu edilmiş, bu tarihten

sonra rahatsızlığı nedeniyle bir çok defa istirahat raporu almış, 23/10/2009

tarihinde özel bir hastanenin plastik cerrahi servisinde ameliyat edilmiş ve

yine istirahat raporu verilmiş, daha sonra vücut bütünlüğünde meydana gelen

zararı ve iş gücü kaybını tespit ettirmek için Gaziantep Şehitkamil Devlet

Hastanesine başvurmuş, anılan Hastanece başvurucunun %3 fonksiyon kaybının

olduğuna ilişkin 21/12/2011 tarihli kesin sağlık raporu düzenlenmiştir.

Başvurucu bu rapor sonrasında 24/1/2012 tarihinde idareye başvuru yaparak olaydan

dolayı uğradığı zararın tazmini talebinde bulunmuş, talebin reddi üzerine İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

35. Gaziantep 1. İdare Mahkemesi

ise 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayı

uğranılan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin

yazılı bildirimi veya öğrenilme tarihinden itibaren bir yıl ve son olarak eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde zararın tazmini için ilgili idareye

başvurulması gerektiği, başvuru konusu olayda 21/9/2006 tarihinde meydana gelen

yaralanma olayından itibaren beş yıl geçtikten sonra 24/1/2012 tarihinde

yapılan başvurunun ardından açılan davanın bu sebeple süresinde olmadığı

gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.

36. Bu bağlamda mahkemelerin usul

kurallarını uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar

katı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

37. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği mevzuatın yorumlanması ve uygulanması derece

mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu yorum ve uygulamaların etkilerinin

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle

bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye

erişim hakkı yönünden yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları

çerçevesinde olacaktır.

38. İdari işlem ve eylemlerin

sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında kalmasını engellemek, kamu

hizmetinin hızlı ve etkin biçimde yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari

davaların açılma süresi kanunlarla düzenlenmiş; 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesi uyarınca idari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilmiş olanların dava

açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her durumda eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde yetkili makama başvurarak zararlarının tazminini istemeleri, bu

isteklerin kısmen veya tamamen reddi hâlinde ise bu konudaki işlemin tebliğ

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açmaları gerektiği

düzenlenmiştir.

39. Başvurucunun 2577 sayılı

Kanun’da belirtilen bir ve beş yıllık idari başvuru ve dava açma süresinin

mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde bir şikâyeti bulunmayıp anılan

sürenin başlangıç tarihinin esas itibarıyla yaralanmanın meydana geldiği eylem

tarihi esas alınarak belirlenmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden

şikâyet etmektedir.

40. AİHM, askerde meydana gelen

ölüm olayıyla ilgili olarak açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesine

ilişkin olarak kendisine yapılan başvuruda zararın ölüm olayıyla meydana

geldiğine, AYİM tarafından bir yıllık idareye başvuru süresinin ölümle ilgili

yapılan kovuşturmanın sonucunda verilen takipsizlik kararının ilgililere tebliğ

tarihi ile değil, ölüm olayının öğrenilmesi ile başlayacağına dair yorumunun

mahkemeye erişim hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir (Canan Eyilmez ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 74704/11, 1/7/2014, §§ 32-34).

41. AİHM, Rodoplu/Türkiye (B. No: 41665/02,

23/1/2007) kararında, hastanede yapılan ameliyat sonrasında bir gözünü kaybeden

başvurucunun açtığı tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesine

ilişkin olarak başvurucunun mevzuatta öngörülen süreye uymaması için geçerli

bir nedeninin olmadığını, her hâlükârda belirlenen süreler içinde başvuru yapma

imkânına sahip olduğunu belirterek başvurunun bu kısmının mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmediğinden kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

42. AİHM, Eşim/Türkiye (B. No:59601/09, 17/9/2013)

kararında, süre aşımı nedeniyle davası reddedilen başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının engellenip engellenmediği hususunu değerlendirmiştir. Söz konusu

olayda başvurucu, askerlik hizmetini yerine getirirken 25/9/1990 tarihinde

yaşanan bir çatışmada yaralanmış, tedavi süresi uzunca bir süre devam etmiş ve

sonunda başvurucunun 1992 yılında askeriye ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu

sonraki yıllarda sürekli baş ağrısından ve baş dönmesinden yakınmış, 2004

yılında başında niteliği belirlenemeyen metal bir cismin olduğu tespit edilmiş,

2007 yılında Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki muayenesinde başvurucunun

başında mermi olduğu anlaşılmıştır. Başvurucu 19/9/2007 tarihinde tazminat

talebiyle idareye başvurmuş ancak bu talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine

başvurucunun idare aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı davada

Askerî Yüksek İdare Mahkemesi söz konusu olayın meydana geldiği tarihten

itibaren beş yıl içerisinde dava açılmadığı gerekçesiyle davayı süre aşımı

yönünden reddetmiştir..

43. AİHM anılan kararında

davanın temelinde yer alan konunun aslen, beş yıllık süre sınırını,

başvurucunun yaralandığı 1991 yılından itibaren hesaplayan mahkeme kararındaki

gerekçelendirme olduğunu ifade etmiş (Eşim/Türkiye,

§ 23), başvurucunun 25/9/1995 tarihinde kafatasındaki mermiden haberdar

olmadığı tartışma konusu olmadığından, kendisinden beş yıl içinde tazminat

davası açmasının beklenmesinin makul olarak değerlendirilemeyeceğine,

Mahkemenin nazarında, şahsi yaralanmayla ilgili tazminat davalarında dava açma

hakkının, tarafların uğradığı zararı gerçekte değerlendirebildiğinde

kullanılması gerektiğine hükmetmiş (Eşim/Türkiye,

§ 25) ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin süre sınırı hakkındaki katı

yorumunun, davanın esasının tam olarak incelenmesine engel olması nedeniyle,

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Eşim/Türkiye, § 26).

44. Somut olayda ise başvurucu

yangına müdahale sırasında yaralanmış, daha sonra tedavisi yapılmıştır.

Başvurucunun, başvuru dosyasına sunduğu belgelere bakıldığında son olarak

28/10/2009 tarihinde ameliyat geçirerek istirahatı

uygun görülmüştür. Başvurucunun bu tarihten sonra herhangi bir tedavi gördüğü

hususunda başvuru kapsamında bir bilgi bulunmamakla birlikte, kendi isteğiyle

özürlülük durumunun tespiti için yaptığı başvuru üzerine aldığı 21/11/2011

tarihli rapor sonrasında idareye başvuru yaparak tazminat talebinde bulunmuş,

bu talebinin reddedilmesinin ardından idari yargıda tam yargı davası açmıştır.

45. İlk Derece Mahkemesi, olayın

meydana geldiği tarihten sonra alınan sağlık raporlarında başvurucunun rahatsızlığı

ile ilgili yapılan tespitler hakkında bir gerekçeye yer vermemiş,

rahatsızlığının hangi tarihte kalıcı hâle geldiği, başvurucunun bu kalıcı

rahatsızlığı hangi tarihte öğrenebileceği ve bunun sonucunda da eylemden

kaynaklı zararı tam olarak hangi tarihte değerlendirebileceği hakkında herhangi

bir açıklamaya yer vermeksizin 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde yer alan beş

yıllık süreyi olayın meydana geldiği tarihten itibaren işleterek davanın süre

aşımı nedeniyle reddi gerektiği sonucuna varmıştır.

46. Anayasa Mahkemesi bir temyiz

incelemesi yapmamakla birlikte usul kurallarının yorumlanmasının, dava açmak

isteyen kişinin mahkemeye ulaşmasını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da

imkânsız hâle getirmemesi gerekir. Buna göre İlk Derece Mahkemesince,

başvurucunun sağlık durumunda meydana gelen değişikliklerin ve buna ilişkin

sağlık raporlarının dava açma süresine etkisi hakkında bir gerekçeye yer

verilmeksizin salt zararı doğuran olayın meydana geldiği tarihi baz alarak

açılan davada süre aşımı bulunduğu şeklinde yapılan değerlendirmenin,

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu sonucuna

varılmakla, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği

anlaşılmıştır.

47. Belirtilen nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

48. Başvurucu, yangında

yaralanması nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü manevi zararların tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

49. 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde mahkemeye erişim hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edildiğinden ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

51. Başvurucu tarafından,

uğradığı zararın tazmini talebinde bulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın

36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş ve yeniden yargılama yapılmasına

karar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

52. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun, mahkemeye

erişim hakkının ihlali iddiasına yönelik şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Mahkemeye erişim hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun tazminat

talebinin REDDİNE,

D. 198,35 harç ve 1.500 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

E. İhlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için kararın Gaziantep 1. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın

tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

5/11/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Raportör : Bahadır YALÇINÖZ Başvurucu : Hamza KÜÇÜK Vekili : Av. Özgür YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7400, 5 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. V. Hüküm
  16. A. Başvurucunun, mahkemeye
  17. B. Mahkemeye erişim hakkının
  18. C. Başvurucunun tazminat
  19. D. 198,35 harç ve 1.500 TL
  20. F. Ödemelerin, kararın
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7400
Tarih
5 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Hakan Atmaca Başvurusu (B. No: 2013/7871)
  • Nurdan Sarı Başvurusu (B. No: 2013/1644)
  • Müslüm Turfan Başvurusu (B. No: 2013/2516)
  • Mehmet Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/512)
  • Hasan Şimşek Başvurusu (B. No: 2013/1602)
  • İmmahan Kaya Başvurusu (B. No: 2013/9615)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.