İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Müslüm Turfan Başvurusu (B. No: 2013/2516)

1. Başvuru, işkence sonucu elde edilen delillere dayanılarak

Başvuru No2013/2516Tarih18 Kasım 2015Okuma23 dk · 4.540 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Müslüm Turfan Başvurusu

Karar tarihi
18 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/2516
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.540 kelime·23 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, işkence sonucu elde edilen delillere dayanılarak

mahkûmiyete karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 1/4/2013 tarihinde İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın yazılı görüşü 13/2/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 2/12/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne beyanlarını 24/3/2015 tarihinde sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP sisteminden temin edilen ek bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, "yasadışı silahlı örgüte üye olmak"

suçunu işlediği iddiasıyla 12/11/1998 tarihinde

gözaltına alınmış; 15/11/1998 tarihinde tutuklanmış ve 13/4/2001 tarihinde

serbest bırakılmıştır.

9. Gözaltına alındığı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna göre

başvurucunun vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmamıştır. Gözaltı süresi

sonunda Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda başvurucunun gözaltı

sırasında dayak, basınçlı soğuk su tutma, cinsel organına baskı yapma ve

psikolojik işkenceye maruz kalma iddialarına yer verilmiş ve vücudunda kısmen

iyileşmiş sıyrık ve kabuklu yaraların olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuya beş

günlük iş göremezlik raporu verilmiştir. Başvurucu, 15/11/1998

tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede, gözaltında iken

işkence altında ifade verdiğini beyan etmiştir.

10. Başvurucu hakkında 24/11/1998 tarihli

iddianame ile yasa dışı silahlı örgüte üye olmak suçlamasıyla İstanbul 3 No.lu

Devlet Güvenlik Mahkemesinde E.1998/382 sayılı dava açılmıştır.

11. Başvurucu, işkenceye uğradığı iddiasını 3 No.lu Devlet Güvenlik

Mahkemesindeki yargılamada dile getirmiş ve Mahkeme konunun araştırılması

amacıyla 12/7/1999 tarihinde Savcılığa ihbarda

bulunmuştur.

12. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4/7/2000

tarihli ve 2000/36731 sayılı iddianame ile başvurucuya işkence yaptığı iddia

edilen kamu görevlileri hakkında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde dava

açılmıştır.

13. Mahkeme tarafından 30/9/2004

tarihli ve E.2000/203, K.2004/306 sayılı kararla kamu görevlileri hakkında

beraat kararı verilmiştir. Anılan karar Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24/4/2006 tarihli ve E.2005/2802, K.2006/3712 sayılı

kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesi şöyledir:

“Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; yasadışı

örgüt üyesi olmak suçundan gözaltına alınan müteakiben de sevkedildiklerinde

verilen doktor raporlarında, mağdur Dinçer E.’nin

gözündeki darp izi dışında bedenlerinde herhangi bir darp ve cebir asarı

bulunmadığı bildirilen tüm mağdurların, daha sonra gözaltından

çıkarıldıklarında ise şikayetleriyle uyumlu bilgiler

içeren 15.11.1998 tarihli hekim raporlarından hayati tehlikeye maruz

kalmaksızın mağdur Dinçer E.’nin 3 gün, diğer

mağdurlar Ahmet T. ile Müslim Turfan’ın

[Başvurucu]5’er gün mutad iştigallerinden kalacak

şekilde yaralandıklarının belirlenmiş olması ve bu yaralanmalarının da

15.11.1998 tarihinden yaklaşık 3-6 gün önce meydana geldiğinin, İstanbul

Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında görevli üç

öğretim üyesi tarafından verilen 5.7.1999 tarihli raporda açıklanması

karşısında, gözaltında bulundukları sırada mağdurlara işkence yapıldığının

kanıtlanmasına göre, mağdurların sorgularına katılan ve polis memuru olan

sanıkların hangisinin hangi mağdura yönelik eylemde bulunduklarının ayrı ayrı

ve açıkça belirlenerek atılı suçtan mahkumiyetleri yerine dosya içeriğine uymayan

bir gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş katılanlar vekilinin

temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepden dolayı (BOZULMASINA), 26.4.2006 gününde

oybirliğiyle karar verildi.”

14. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2006

tarihli ve E.2000/229, K.2006/274 sayılı kararıyla kamu görevlilerine isnat

edilen suça ilişkin davanın, zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar

verilmiştir.

15. Bu arada İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 28/11/2011 tarihli ve E.1998/382, K.2001/338 sayılı

kararıyla 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar

İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine

Dair Kanun'un 169. maddesi gereğince başvurucu hakkındaki kamu davasının kesin

hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiştir.

16. Başvurucu hakkında verilen erteleme kararının temyizi

üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/5/2002 tarihli ve E.2002/436,

K.2002/1184 sayılı ilamı ile “Sanıkların faaliyetlerinin

yoğunluğu ve çeşitliliği, kod adı ve sanık Servet'in sahte kimlik kullanması,

semt komitesinde yer almaları, evlerinde ele geçirilen doküman malzemeler,

sahte kimlik ve sair belgeler ile diğer sanıkların beyanları ve tüm dosya

kapsamına göre TCK.nun

168/2.maddesi ile cezalandırılmaları yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek

yazılı şekilde hüküm tesis” edildiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.

17. Bu arada başvurucu ve diğer sanık A.T.,

gözaltı sırasında polis karakolunda işkence ve kötü muameleye maruz

kaldıklarını ve şikâyetlerini sunmak için etkili bir başvuru yolunun

bulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. ve

13. maddelerinin; kararın işkence altında alınan ifadelere dayandığını ve ilk

soruşturma sırasında avukat tarafından temsil edilmediklerini, bu sebeple

Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürerek Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) 25/10/2002 tarihinde başvurmuşlardır. Başvurucu, kamu

görevlileri yönünden düşme kararı verilen (mağdur sıfatıyla yer aldığı)

yargılama ile hakkında “yasa dışı örgüt üyesi olmak” suçundan yürütülen

yargılamayı başvuru konusu yapmıştır.

18. İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/1/2004 tarihli ve E.2002/206, K.2004/3 sayılı ilamıyla Yargıtayın bozma kararına uyarak başvurucunun 12 yıl 6 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

19. Temyiz üzerine İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin

21/1/2004 tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

1/7/2004 tarihli ve E.2004/2658 sayılı ilamı ile “Müslüm Turfan'a kolluk görevlilerinin kötü muamelede bulundukları

iddiasıyla açılan davanın akıbeti beklenmeden hüküm tesis” edildiği gerekçesiyle

yeniden bozulmuştur.

20. 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılı

Kanun'un geçici 1. maddesi ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev ve

yetkilerine son verilmiş; aynı Kanun'un geçici 2. maddesi gereğince başvurucu

hakkındaki yargılama, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.

21. Bu arada, yapılan başvuru hakkında AİHM, 15/12/2009

tarihinde Sözleşme'nin 3, 6/1 ve 6/3-c maddelerinin ihlal edildiğine karar

vermiştir. İlgili kararın özet çevirisinde; başvurucunun 12/11/1998

tarihinde sahte kimlik bulundurması nedeniyle evinde yakalandığı ve yasa dışı

örgüt üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alındığı, gözaltına alınmadan önce

alınan sağlık raporunda başvurucunun vücudunda herhangi bir darp ve cebir izine

rastlanılmadığı belirtilmiştir. Anılan kararda ayrıca AİHM, başvurucuların

mağdur oldukları eylemleri savcılığın işkence olarak nitelendirdiğini

belirterek Sözleşme'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğini, Ağır

Ceza Mahkemesinin dosyanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle yargılamaya son

vermesi nedeniyle de Sözleşme'nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğini

belirtmiştir. AİHM, başvurucu hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesinde yürütülen

yargılamada, gözaltı sırasında baskı altında alındığı ileri sürülen başvurucu

ifadesinin, başvurucuların mağduriyetine dayanak oluşturan unsurlardan biri

olduğunu tespit etmiştir. Buna dayanarak AİHM, Sözleşme’nin 6/1 ve 6/3-c

maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

22. Başvurucuya yönelik işkence iddialarıyla ilgili yürütülen

yargılamanın sonucunu bekletici mesele yapan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 13/10/2010 tarihli ve E.2004/258, K.2010/296 sayılı kararı

ile başvurucu ve sanık S. P.nin her birinin 6 yıl 3

ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararın

ilgili kısmı şöyledir:

“DELİLLER

VE GEREKÇE

Sanık Müslüm Turfan yönünden:

Dizi 12 Kira kontratosu

Dizi 15 Yakalama ve zaptetme

tutanağı,

Dizi 18 Eşya tespit tutanağı,

Dizi 37 Yasemin Derman'ın emniyet ve savcılık

ifadesi.

Dizi 47 ifadeli yüzleştirme tutanağı (Sanıklar

birbirlerini teşhis etmişler.),

Dizi 57 tutanak,

Adlı rapor. (5 gün iş ve güçten kalacak

şekilde darp cebir izi vardır.),

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/229

Esas sayılı kararı ve AİHM’in 1413/03 başvuru

numaralı 15 Aralık 2009 tarihli kararı,

….

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Yukarıda özetlenen sanık anlatımları ve tüm

dosya kapsamından;

Sanıklardan Müslüm Turfan'ın

Bursa'da tanıdığı, Fatma Hoca tarafından 03 Kasım 1997 tarihinde Susurluk

mitingine götürüldüğü, Cemal kod olan tanıtan kişi tarafından İstanbul'a

çağırıldığı, burada bir süre Şirinevler’de daha sonra Esenyurt’taki

örgüt evinde kaldığı, evinin masraflarının Ali Haydar kod tarafından

karşılandığı, evinde zaman zaman toplantılar yapıldığı, ve bir süre Dinçer E.

ve Yasemin D.'nin de kaldığı, Esenyurt’ta

yazılama ve bildiri dağıtma,afiş

yapıştırma eylemlerine katıldığı, 31 Ekim 1998 tarihinde Seka

işçilerinin gösterisine katılıp slogan attığı, evinde örgüte ait dokümanlar ve

sahte nüfus cüzdanı ve afişlerin bulunduğu,

…

Sanıklar MÜSLÜM TURFAN ve S. P.’nin işkence gördüğü ileri sürülmüş olması karşısında bu

sanıkların polis ifadeleri delil olarak kabul edilmeyip, dosyadaki diğer

delillerden yakalama tutanakları, sanık S. P.’de ele

geçen sahte kimlik, buna ait ekspertiz raporu, Ahmet T.,

Dinçer E. hakkında daha önce verilen ve Yargıtayca

kesinleşen karar ve Sanıklar hakkında anlatımda bulunan şahısların beyanları,

teşhis tutanakları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde,

Sanıkların yasadışı EKİM isimli silahlı terör

örgütünün üyesi oldukları anlaşıldığından sanıkların kastları, bunun toplumda

doğuracağı tehlikede dikkate alınarak eylemine uyan ve lehe olan 5237 Sayılı

TCK ' nun 314/2 maddesi, 3713 sayılı yasanın

5.maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilerek aşağıdaki şekilde

hükmü kurmak gerekmiştir.”

23. Temyiz üzerine İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2010 tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/1/2013

tarihli ve E.2012/8766. K.2013/235 tarihli ilamı ile onanmıştır.

24. Onama kararı 27/3/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

25. Başvurucu 1/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

26. 5190 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Devlet

güvenlik mahkemeleri ve Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılıklarının

yetki ve görevleri sona erer.”

27. 5190 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yayımı tarihinde görev ve yetkileri sona eren

Devlet güvenlik mahkemelerinde ve Devlet güvenlik mahkemeleri Cumhuriyet

Başsavcılıklarında mevcut dava ve soruşturma dosyaları ayrıca bir karar verilmesine

gerek kalmaksızın durumlarına, mahiyetlerine ve kanun hükümlerine göre,

bulundukları aşamadan itibaren yargılama ve soruşturmaya devam edilmek üzere

görevli ve yetkili ağır ceza mahkemelerine ve bu mahkemelerin bulundukları

illerin Cumhuriyet Başsavcılıklarına devredilir.

Bu Kanun kapsamına girmeyen suçlar nedeniyle;

a) Hazırlık soruşturma safhasında bulunan dosyalar hakkında

ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca,

b) Son soruşturma safhasında bulunan dosyalar hakkında ağır

ceza mahkemelerince dosya üzerinden,

Kanun hükümlerine göre gerekli kararlar verilmek suretiyle,

dosyalar görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarına veya mahkemelere

gönderilir.”

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve

sorgunun tarzı” kenar başlıklı 147. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veya

sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

…

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî

yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya

sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda

olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine

baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.”

29. 5271 sayılı Kanun’un “İfade

alma ve sorguda yasak usuller” kenar başlıklı 148. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine

dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,

yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi

bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

…

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş

olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim

veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas

alınamaz.”

30. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda

tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle

serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her

türlü delille ispat edilebilir.”

31. 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı

mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138. maddesi şöyledir:

“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda

olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi

tayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekiz

yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede

malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi

aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”

32. 1412 sayılı mülga Kanun’un 94. maddesi şöyledir:

"Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık

etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranma

yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.

Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydana

çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir."

33. 1412 sayılı mülga Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Hakim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde

aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi

bulundurulur."

34. Yüce Divanın 19/12/2012 tarihli ve

E.2011/1, K.2012/1 sayılı kararında konuya ilişkin şu ifadelere yer

verilmiştir:

"…Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukuka

aykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususunda

iki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortaya

çıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanması

sırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basması

hâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması,

aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre ise

delillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak ve

hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamu

yararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı deliller

hükme esas alınmamalıdır.

Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında,

"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak

değerlendirilemez."; 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü

delille ispat edilebilir" denilmiştir. Aynı Kanun'un

206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilin

kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı;

230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde

hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosya

içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca

ve açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkate

alındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak ve

özgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırı

delillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşün

benimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay Ceza

Genel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması için

yapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarının

bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 1/4/2013 tarihli ve 2013/2516 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

36. Başvurucu, diğer sanıkların kolluk tarafından işkenceyle ve

avukatlarının katılımı sağlanmaksızın alınan ifadelerinin kendisi aleyhine

delil kabul edildiğini, kendisinin işkence sonucu verdiği ifadelerinin de

mahkûmiyete esas alındığını, bu hususun AİHM’in

kendisi hakkında verdiği ihlal kararı (B. No: 1413/03, 15/12/2009)

ile de sabit olduğunu, hukuka aykırı yolla elde edilen delillere dayanılarak

mahkûm edildiğini, yargılamasının uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Adil Yargılanma

Hakkının İhlali İddiası

38. Başvurucu; diğer sanıkların, kolluk tarafından işkenceyle ve

avukatın katılımı sağlanmaksızın alınan ifadelerinin kendisi aleyhine delil

kabul edilerek kanuna aykırı bir şekilde hükme esas alındığını, diğer

delillerin de soruşturma evresinde işkence altında alınan beyanlar

doğrultusunda oluşturulmuş tutanaklar olduğunu ve bu şekilde adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüş yazısında, sunulan

delillerin kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü düzenleyen ve

hangi delillerin kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunu

belirleyen bir kuralın bulunmadığını; AİHM’in,

delillerin elde edilme yöntemi de dâhil, yargılamanın bir bütün olarak adil

olup olmadığı sorusuna cevap aradığını, zorlama, baskı ve tuzak gibi

yargılamayı lekeyebilecek nitelikli ve kaynaklı

olması hâlinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin adil yargılama

standartlarına uymadığını, kişinin ikrarının işkence veya kötü muamele sonucu

elde edilmesi hâlinde bu durumun yargılamayı adil olmaktan çıkardığını, somut

olayda işkence gördüğü ileri süren sanıkların kolluk ifadelerinin delil olarak

kabul edilmediğini belirtmiştir.

40. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde başvuru

formunda belirttiği iddiaları tekrarlamıştır.

41. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fırkası

şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...”

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

44. Belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut

yargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

45. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırı

olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme

bağlanmıştır.

46. Ancak bu yönüyle Anayasa

Mahkemesinin görevi, belirli delil unsurlarının kanuna uygun şekilde elde

edilip edilmediklerini tespit etmekten ziyade bu türden "kanuna aykırılığın" Anayasa'da

korunan başka bir hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını ve bu "kanuna aykırılığın" bir bütün

olarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,

§ 52). Bu yapılırken delillerin elde edildiği koşulların, onların

gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının dikkate

alınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61).

47. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan

hakların etkili bir şekilde korunması gereklidir. Bu itibarla işkence ve kötü

muamele yasağına aykırı eylemler sonucunda elde edilen delillerin kullanılması

da yargılamanın adilliğine yönelik ciddi sorunlar ortaya çıkarır. Zira işkence

ve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul edilebilirliğine karar

verilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü muameleye yönelik bir

tolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu görevlerinin bu

yöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Güllüzar Erman, § 64; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya, B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 178).

48. Özetle, hüküm kurulurken işkence, insanlık dışı ve onur

kırıcı muamele ile toplanan delillere dayanılması, hakkaniyete uygun yargılama

hakkı ile bağdaşmamaktadır. Öte yandan ikrar içeren ifadelerin müdafi huzurunda

alınmış olması da önemli olup müdafiin hazır

bulunmadığı ifadelerin hükme esas alınabilmesi için kovuşturma aşamasında bu

ifadelerin baskı altında alınıp alınmadığını kontrol edecek yeterli

mekanizmaların mevcut olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır (Güllüzar Erman, §§ 65, 67).

49. Ayrıca ikrarın kişinin hür iradesine dayalı olup

olmadığının, kovuşturma aşamasında, çelişmeli bir usulle yargılama makamı

tarafından irdelenip değerlendirilmiş olması da gereklidir. Dahası özellikle

sanığın soruşturma aşamasındaki ikrarını, kötü muamele veya işkence altında

verdiğini belirterek hâkim önünde reddetmesi hâlinde işin esasına geçilmeksizin

öncelikle bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekli olup aksi yöndeki

uygulamalar, hakkaniyete uygun yargılama hakkı bakımından önemli eksiklik

oluşturur (Güneş/Türkiye, B. No:

28490/95, 19/6/2003, § 91).

50. Başvurucunun gözaltına alınırken ve emniyette tutulduğu

sırada manevi baskı ve işkenceye uğradığı Adli Tıp Kurumu raporuyla Yargıtay 8.

Ceza Dairesi kararındaki gerekçeyle ve AİHM kararıyla maddi bir vakıa hâlini

almıştır. İlk Derece Mahkemesi de başvurucu ve sanık S.P.nin

ifadelerini "işkence gördüklerini ileri

sürdükleri için" delil olarak kabul etmediğini vurgulamıştır

(bkz. § 23; gerekçeli karar, s.

6)

51. Başvurucu, polisler tarafından

düzenlenen "kendisini ve bazı kişileri

suçlayıcı ifadeler içeren" tutanakları imzalamak zorunda

kaldığını ifade etmiş; soruşturma evresinden itibaren bu beyanların kendisine

ait olmadığını belirtip itiraz etmiştir. İfadede isimleri geçen diğer sanıklar

da ifadedeki suçlamaları kabul etmemişlerdir.

Gerekçeli karar incelendiğinde bu beyanlara dayalı olarak tanzim

edilmiş tutanakların delil olarak kullanıldığı görülmektedir.

52. Gerekçeli kararda delil olarak gösterilen “eşya tespit tutanağı”, başvurucunun

eşyalarının ev sahibine teslimine ilişkindir. “Yüzleştirme

tutanağı”, başvurucunun işkence gördüğü dönemde tanzim edilmiş, müdafii olmaksızın düzenlenmiş, başvurucu ile diğer

sanıkların birbirlerini tanıdıklarına ilişkin bilgileri içerir bir belgedir. Delil

olarak sıralanan ve dizi 57’de olduğu belirtilen belge, adli raporda belirtilen

bilgilerin doğru olmadığına ilişkin kolluk tarafından tanzim edilmiş bir

tutanaktır. A.T. ve D.E. hakkında daha önce verilen ve Yargıtayca

kesinleşen karar ise AİHM tarafından (bkz. § 21) A.T. ve başvurucunun, müdafii hazır olmaksızın savunmalarının alındığı ve işkence

yasağının ihlal edildiği gerekçeleriyle hak ihlali tespit edilmiş ve

yenilenmesi gerektiği belirtilen bir yargılamaya ilişkin karardır.

53. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/7/2004

tarihli ve E.2004/2658 sayılı bozma ilamında“Müslüm Turfan'a kolluk görevlilerinin kötü muamelede bulundukları

iddiasıyla açılan davanın akıbeti beklenmeden hüküm tesis”

edildiği gerekçesi yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle Yargıtay, mahkûmiyet

hükmüne dayanak yapılan yüzleştirme, yer gösterme gibi belgeleri hükmün

onanması için yeterli görmemiş; kötü

muamele iddiasına ilişkin davanın sonucunun beklenilmesinin yargılamanın

sonucunu etkileyeceğine vurgu yapmıştır.

54. 5271 sayılı Kanun’un 148. maddesinin (3) numaralı fıkrasına

göre müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme

huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

Gerekçeli kararda başvurucunun aleyhinde delil olarak gösterilen Y.D.ye ait

olan ve müdafii olmaksızın alınmış ifadeler ise

muhatabınca kovuşturma evresinde reddedilmiş ve korkudan imzalamak zorunda

kalındığı ifade edilen beyanlardır. Son olarak yakalama ve zapt etme tutanağı

ise başvurucunun evinde icra edilen aramada örgüte ait dokümanlar, sahte nüfus

cüzdanı ve afişlerin ele geçirildiğine ilişkindir. Aramada, başvurucu dışında

yer gösteren sıfatıyla sanık D.E. de hazır bulunmuş; kanunda belirtilen, işlem

tanıkları hazır olmaksızın arama icra edilmiştir. Her iki sanık da anılan

tutanağı imzalamıştır.

55. Başvurucu hakkındaki

yargılama; arama esnasında elde edilen “eşyalar”, başvurucunun işkence gördüğü döneme

ilişkin olarak müdafii olmaksızın alınmış beyanlara

dayalı olarak tanzim edilmiş “tutanaklar”

ve kollukça müdafii olmaksızın alınan diğer sanıklarca doğrulanmamış “beyanları” üzerine bina edilmiştir. İlk

derece Mahkemesinin mahkûmiyet gerekçesi

incelendiğinde başvurucu aleyhinde beyanda bulunan diğer sanık beyanları,

teşhis tutanakları ve aramada ele geçirilen deliller mahkûmiyete esas

alınmıştır. “Diğer sanık beyanları”

olarak hükme esas alınan ifadelerin bir kısmının AİHM tarafından (bkz. § 21)

işkence altında alındığının belirlendiği, diğer kısmının ise sanıklar

tarafından Mahkeme huzurunda doğrulanmadığı ve müdafi hazır olmaksızın

soruşturma evresinde alınmış beyanlar olduğu görülmektedir (bkz. §§ 51, 53,

55). Adli aramaya ilişkin tutanak ise kovuşturma evresinde işkence altında

imzalandığı gerekçesiyle sanıklarca kabul edilmemiştir. Kaldı ki adli arama da usulüne uygun yapılmamıştır.

56. Belirli bir davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye ait

olmakla birlikte somut olayda, mahkûmiyete esas alınan delillerdeki hukuka

aykırılıkların bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği,

delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği

üzerinde şüphe doğurduğu ve mahkeme huzurunda sanıklar tarafından doğrulanmayan

beyanlara ilişkin "kanuna

aykırılıkların" yargılamanın

bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatine

varılmıştır.

57. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

58. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

59. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkin

daha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerek

görülmediği bildirilmiştir.

60. Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya

çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.

Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında

ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul

sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

61. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

62. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında " terör örgütüne üye olma" suçunu

işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan

suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir şekilde

tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B.E.,

§ 32).

63. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltına

alındığı 12/11/1998’dir. Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili

kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,

B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).

64. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 12/11/1998 tarihinde başvurucunun gözaltına alınarak

15/11/1998 tarihinde tutuklandığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/11/1998

tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında açılan kamu

davası sonunda İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 13/10/2010 tarihinde verilen

mahkûmiyet kararının, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/1/2013 tarihli ilamıyla

onandığı anlaşılmıştır.

65. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E.,

§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40).

66. Başvuruya konu davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarak

bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı ve yaklaşık on dört yıldır devam eden yargılama sürecinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

68. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılmadığı için

30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasanın Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

70. Başvurucunun tarafı olduğu, uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on

dört yıldır devam eden yargılama süresi nazara alındığında yargılama

faaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan

manevi zararları karşılığında başvurucuya net 14.950 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesine ilişkin esaslar

çerçevesinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

72. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden tespit edilen

ihlal, bir mahkeme kararından kaynaklanmakta olup ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucunun,

1.

Adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.

Başvurucunun,

1.

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında makul

sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili

mahkemeye

GÖNDERİLMESİNE,

D.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle başvurucuya net

14.950 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E.

198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F.

Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru

tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde

bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına 18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Akif YILDIRIM Başvurucu : Müslüm TURFAN Vekili : Av. İbrahim ERGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2516, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. “Deliller
  8. Ve Gerekçe
  9. Delillerin Değerlendirilmesi Ve Gerekçe
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2516
Tarih
18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Mehmet Karabulut Başvurusu (B. No: 2013/512)
  • Hasan Şimşek Başvurusu (B. No: 2013/1602)
  • İmmahan Kaya Başvurusu (B. No: 2013/9615)
  • Ali Karçaaltıncaba Başvurusu (B. No: 2013/9669)
  • Levent Yanlık Başvurusu (B. No: 2013/1189)
  • Özgür Dinçer Başvurusu (B. No: 2013/6575)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.