İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Levent Yanlık Başvurusu (B. No: 2013/1189)

1.

Başvuru No2013/1189Tarih18 Kasım 2015Okuma26 dk · 5.146 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Levent Yanlık Başvurusu

Karar tarihi
18 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/1189
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.146 kelime·26 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1.

Başvuru, daha önce Almanya’da mahkûm olunan suç için Türkiye’de de yargılama

yapılması nedeniyle aynı suçtan iki kez yargılanmama ilkesinin, gerekçesiz

biçimde ya da klişe gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verilmesi

nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının; eksik soruşturma sonucunda mahkûmiyete

hükmedilmesi, ifadesi hükme esas alınan tanıkların duruşmada dinlenilmemesi ve

mahkeme kararlarının yeterli gerekçeyi içermemesi nedeniyle de adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.

Başvuru, 25/1/2013 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3.

Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/2/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve

başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmesine karar verilmiştir.

5.

Bakanlık tarafından 26/6/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş, 3/7/2015 tarihinde başvurucuya bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı beyanlarını 20/7/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6.

Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

1. Başvurucu Hakkında Almanya’da Yürütülen Yargılama Süreci

7.

DHKP/C terör örgütünün Almanya’daki faaliyetleri kapsamında Ocak 1997 ile Ekim

1998 tarihleri arasında örgütün alt yapılanması olan “Özgür Halk Komitesi”nin (ÖHK) sorumluluğunu yürütmek suretiyle örgüt

üyeliği suçunu işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında Almanya’da dava

açılmıştır.

8. Düsseldorf Eyalet Yüksek Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, 29/11/2006 tarihli kararıyla (kesinleşme 7/12/2006)

başvurucunun örgüt üyeliğinden 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir.

9.

Alman Mahkemesinin kararında, başvurucunun Ocak 1996 tarihinde bir kişinin

örgüte para vermeye zorlanması eyleminden Almanya’da tutuklandığı, Ö.K. ismi

altındaki mahkûmiyetinin 1/11/1996 tarihinde

kesinleştiği, cezasının infazı ertelenerek başvurucunun cezaevinden tahliye

edildiği ifade edilmiştir. Ayrıca Mahkeme, başvurucunun;

1997-1998 yılları arasında ÖHK’nın sorumlusu olarak

faaliyet gösterdiğini, Ekim 1998’de bu görevine son verildiğini, örgüt

yönetiminin emriyle 1999 başından 1999 yaz sonuna kadar Orta Doğu’da kaldığını,

sonrasında Avrupa’ya geri döndüğünü, DHKP/C’nin Avrupa Komitesine tekrar

katıldığını, örgüt adına Belçika ve Hollanda sorumluluğunu üstlendiğini,

örgütün basın açıklamalarının hazırlanmasının ve örgüt yayınlarının

işletilmesinin başvurucunun faaliyetlerinin önemli bir kısmını oluşturduğunu,

örgüt adına yapılan bir eylem nedeniyle Nisan 2000 ile Ocak 2001 tarihleri

arasında Hollanda’da tutuklu kaldığını, 2005 yılı sonunda belirlenemeyen bir

nedenle örgütten ayrıldığını belirtmiştir. Mahkeme, Federal Başsavcılık

tarafından 25/7/2006 tarihinde yapılan sorgusunda

suçlamaların önemli oranda doğru olduğunu başvurucunun kabul ettiğini

belirtmiş; başvurucunun beyanlarının, üç adet tanığın ifadeleri ile

başvurucunun “Hüseyin” kod adıyla imzaladığı 24/6/2001 tarihli özgeçmişte yer

alan ve diğer delilerden elde edilen bilgilerle uyuştuğu sonucuna varmıştır.

2. Başvuruya Konu Yargılama Süreci

10.

Başvurucu, 25/7/2007 tarihinde Türkiye’ye giriş

yaptığı sırada havaalanında gözaltına alınmıştır.

11.

Aynı tarihli polis sorgusunda başvurucuya, 1/4/2004

tarihinde Hollanda’da DHKP/C örgütüne yönelik yapılan operasyon sonucu ele

geçirilen ve örgüt üyeleri arasındaki yazışmaları içeren bilgisayar kayıtlarına

ve Türkiye’de yürütülen farklı bir soruşturma kapsamında tutuklanan K.A. isimli

kişinin başvurucunun Fransa’da örgüt adına faaliyet gösteren ikinci kişi

konumunda olduğu yönündeki beyanlarına ilişkin sorular yöneltilmiştir.

12.

2/10/2003 tarihli polis ifadesinde K.A., gösteri

yapmak için gittikleri Fransa’da başvurucunun ve kendisinin de aralarında

bulunduğu bazı kişilerin tutuklandığını, iki yıl tutuklu kaldıktan sonra

kendisinin 1997 yılında tahliye edildiğini, başvurucunun Fransa’da ikinci kişi

konumunda olduğunu ileri sürmüştür.

13. Başvurucu; 1994 yılında yasa dışı yollardan yurt dışına

çıktığını, sadece Almanya ve Hollanda’da bulunduğunu, iki veya üç defa gasptan

dolayı tutuklandığını ancak bunlardan sadece birinde kendi ismiyle tutuklu

kaldığını, DHKP/C veya başka bir örgütle ilişkisinin olmadığını, Hollanda’da

ele geçirilen bilgisayar kayıtlarının kendisiyle ilgili olmadığını, kimliğini

kaybettiği için başka birinin kendi ismini kullanmış olabileceğini, Fransa’ya

hiç gitmediğini belirtmiştir. Başvurucu, Hollanda makamlarına kimliğini beyan ettiğinde bu

isimde bir kişinin zaten var olduğunu, kendisinin belirttiği kişi

olamayacağının söylendiğini, bu nedenle kimliğini DNA yoluyla ispatlamak için

annesini Hollanda’ya getirttiğini söylemiştir.

14.

Başvurucu, 29/7/2007 tarihli savcılık ve hâkim

önündeki ifadelerinde de herhangi bir örgütle bağlantısının bulunmadığını,

bilgisayar kayıtlarındaki “Levent Yanlık” isimli kişinin kendisi olmadığını,

başka birisinin kendi ismini kullanarak suç işlemiş olabileceğini, K.A. isimli

kişinin Fransa’da bulunduğunu iddia ettiği tarihlerde kendisinin Almanya’da

tutuklu olduğunu ileri sürmüştür.

15.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 29/7/2007 tarihinde

başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

16.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 15/8/2007 tarihli ve

E.2007/1121 sayılı iddianame ile başvurucu hakkında silahlı terör örgütü

yöneticiliği suçundan ceza davası açmıştır. İddianamede, Hollanda’da ele

geçirilen bilgisayar kayıtlarından “05110…” isimli dosyada başvurucunun şahsi

ve ailevi bilgilerini bildirerek örgütün amaç ve felsefesine bağlı olduğunu

beyan ettiğinin, örgüt içindeki önceki faaliyetlerini anlattığının, ÖHK ile

Avrupa Komitesi içerisinde yer aldığının anlaşıldığı belirtilmiştir. Yine bu öz

geçmiş raporuna göre başvurucu 1994-1998 yılları arasında Yunanistan’da ve

Almanya ÖHK’da, 1999 yılında ve hapisten çıktıktan

sonra 2001 yılında Hollanda’da farklı kod isimlerle faaliyet göstermiştir.

“5-46-….” isimli belgede Özgür Politika isimli

gazeteye başka bir kişi adına başvurucunun imzası ile ilan verildiği

görülmektedir. “03079-…” isimli belgede “Hollanda DHKP/C sözcüsü Yanlık”

tabirine yer verildiği, örgütle “Hüseyin” adıyla yazışma yaptığı, başvurucunun

2003 yılında iki kez Türkiye’ye silah ve mermi gönderdiği bilgisine yer

verilmiştir. İddianamede başvurucunun diğer bazı yazışmalarının da tespit

edildiği belirtilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun, “Hollanda ve Almanya’da yasa dışı terör örgütü adına etkin faaliyetlerde

bulunduğu, örgütün Hollanda ve Belçika sorumlusu olduğunun tespit edildiği, bu

sebeple örgütün yönetici kadrosu içerisinde sayılabilecek durumda bulunduğu”

ileri sürülmüştür.

17.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 7/12/2007

tarihli ilk duruşmada, iddianame ve ekleri başvurucunun huzurunda okunmuştur.

Başvurucu, K.A.nın polis ifadesindeki iddialarını

kabul etmemiş; Almanya’nın Köln kentinde Ö.K. ismiyle tutuklu kaldığını, B.A.

ismindeki bir kişinin kendi ismini kullandığını, bu adla Almanya'ya iltica

talebinde bulunduğunu, bu kişinin Fransa’da (Nasante)

1995-1997 yılları arasında tutuklu kaldığını ve 1999 yılında bir çatışmada

öldürüldüğünü belirtmiştir. Başvurucu ayrıca 1999 yılında kendi ismiyle

Hollanda’ya iltica başvurusunda bulunduğunu; ilgili makamlarca kendisine bu

kişi olmadığının, gerçek Levent Yanlık’ın Fransa’da

tutuklu olduğunun ve daha öncesinde Almanya’ya iltica talebinde bulunduğunun

söylendiğini, bunun üzerine 2005 yılında annesini Hollanda’ya getirttiğini ve

DNA testi yoluyla kendisinin Levent Yanlık olduğunun kanıtlandığını ifade

etmiştir. Aynı duruşmada dinlenen başvurucunun annesi, 2005 yılında DNA testi

için Hollanda’ya gittiğini ve böylelikle başvurucunun kendi oğlu olduğunun tespit

edildiğini belirtmiştir.

18.

Başvurucu 4/4/2008 tarihli duruşmada tahliye

edilmiştir.

19.

Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2008 ile 29/9/2009 arasında

tanık olarak dinlemek üzere K.A. isimli kişiyi araştırmıştır. K.A., öncelikle kaldığı cezaevinden sorulmuş; tahliye

edildiğinin anlaşılması üzerine resmî kayıtlara bildirdiği adresten

araştırılmıştır. Açık adresinin bulunamaması üzerine 29/9/2009

tarihli duruşmada görüşü sorulan başvurucu vekili, gereğinin Mahkemece takdir

edilmesini talep etmiş ve tanık ifadesini esas hakkındaki savunmalarında

değerlendireceklerini belirtmiştir. Mahkeme, tüm aramalara rağmen bulunamaması

ve adresinin de tespit edilememesi nedeniyle K.A.nın

dinlenmesinden vazgeçmiştir.

20. 26/1/2011 tarihli duruşmada başvurucu vekili, K.A.nın başvurucuya ilişkin ifadesinden daha sonrasında

vazgeçtiğini ve ifadede geçen hususların doğru olmadığını, Fransa’da olduğunu

belirttiği tarihlerde başvurucunun Almanya’da cezaevinde tutulduğunu,

Hollanda’da ele geçirilen belgelerde adı geçen “Levent Yanlık”ın

başvurucu olmadığını, bu kişinin B.A. isimli kişi olduğunu ileri sürmüştür.

Diğer yandan başvurucu vekilinin de talebi üzerine başvurucunun Türkiye’de

yargılanabilmesi için 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun 13. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet

Bakanı’nın talebinin sorulmasına karar verilmiştir. Bakanlık yazısında,

başvurucuya atılı suçun düzenlendiği 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin

ikinci kitap, dördüncü kısım, beşinci bölümünde yer alması nedeniyle aynı Kanun’un

13. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanı’nın talebine gerek

olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, bunun üzerine yargılamaya devam etmiştir.

21.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 30/11/2011 tarihli

ve E.2007/565, K.2011/190 sayılı kararıyla başvurucunun Hollanda ve Belçika’da

DHKP/C terör örgütünün yöneticisi konumunda olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme,

başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.

Mahkeme, terör örgütü üyeliği nedeniyle başvurucunun Almanya’da yargılanarak

mahkûm edilmesi nedeniyle bahse konu hapis cezasının infaz edilen kısmının 5237

sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca mahsup edilmesine hükmetmiştir.

22. Mahkeme, kararında başvurucunun savunmalarına, DHKP/C

örgütüyle ilgili Hollanda’da ele geçirilen belgelere, başvurucunun

mahkûmiyetine hükmeden Alman Mahkemesinin kararına, ifade tutanakları

duruşmalarda okunan K.A.nın ifadesine, Ş.Ç. isimli

kişinin başka bir dosya kapsamında polise ya da yargı makamlarına verdiği ve

yargılama aşamasında okunduğuna dair Mahkeme tutanaklarında bilgi bulunmayan

beyanlarına ve diğer bazı belgelere dayanmıştır. İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesi Hollanda’da örgüte yönelik operasyonda ele geçirilen bilgisayar

kayıtlarından başvurucunun, Avrupa ülkelerinde DHKP/C terör örgütünün sorumlu

düzeyde yöneticisi olduğunun anlaşıldığını ve örgüte verdiği özgeçmişte kişisel

ve ailevi bilgilerini verdikten sonra örgüt bünyesinde yaptığı görevleri

anlattığını da dikkate almıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, Alman Mahkemesinin

kararına göre Almanya’da bulunduğu dönemde DHKP/C terör örgütü içinde

faaliyette bulunduğunu başvurucunun kabul ettiği konusunu da ayrıca

belirtmiştir.

23.

Mahkeme, Ş.Ç.nin ifadesinde, fotoğrafı gösterilen

kişinin başvurucu olduğunu belirttiğini, başvurucunun “Sedat” ve “Hüseyin” kod

isimlerini kullandığını ve örgüt içinde sorumlu düzeyde olduğunu, Türkiye’de

düzenlenen bombalı saldırıların talimatını verdiğini, devlet büyüklerine

suikast düşüncesi içinde olduğunu söylediğini belirtmiştir. Ağır Ceza

Mahkemesi, DHKP/C örgütünün faaliyetleri ile dosyadaki diğer bilgileri

karşılaştırdığında tanığın beyanlarının oluşa uygun olduğu sonucuna varmıştır.

24.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi; tanık beyanlarını, ele geçirilen bilgisayar

dosyalarını ve Alman Mahkemesinin kararını dikkate alarak başvurucunun suçu

işlemediğine yönelik savunmalarına itibar etmemiştir. Cumhuriyet savcısı terör

örgütü üyeliğinden mahkûmiyet yönünde mütalaa vermiş ise de Ağır Ceza Mahkemesi,

davanın terör örgütü yöneticiliğinden açıldığını ve başvurucunun yönetici

konumunda olduğunun açık olduğunu belirterek terör örgütü yöneticiliğinden

hüküm kurmuştur.

25. Başvurucu bu kararı; tanıklar K.A. ve Ş.Ç.nin

duruşmada veya talimat yoluyla dinlenmediği, K.A.nın

beyanlarının aksine tanığın belirttiği tarihlerde Fransa’da değil, Almanya’da

cezaevinde olduğunun araştırılmadığı; ele geçirilen bilgisayar belgelerinde adı

geçen Levent Yanlık’ın kendisi olmadığının

araştırılmadığı, Alman Mahkemesi kararına konu suçun örgüt yöneticiliği

olmadığı, 2005’te örgütten ayrıldığına dair tespitlerin aleyhine

değerlendirildiği ve mükerrer yargılama olduğu gerekçeleriyle temyiz etmiştir.

26.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi duruşmalı inceleme yapmış, 17/12/2012

tarihli ve E.2012/8617, K.2012/14822 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin

kararını onamıştır.

27.

Yargıtay ilamı 26/12/2012 tarihinde başvurucu

vekilinin yokluğunda tefhim edilmiştir.

28.

Başvurucu 25/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

29.

5237 sayılı Kanun’un “Diğer suçlar”

kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı

ülkede işlenmesi halinde, Türk kanunları uygulanır:

…

b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci,

Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar.

…

(2) (Ek ikinci fıkra: 29/6/2005 – 5377/3 md.) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü,

Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci

fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılması, Adalet

Bakanının talebine bağlıdır

(3) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar

dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa

bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılır.”

30.

5237 sayılı Kanun’un “Cezadan mahsup”

kenar başlıklı 16. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan

dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya

hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup

edilir.”

31.

5237 sayılı Kanun’un ikinci kitap, dördüncü kısım, beşinci bölümünde yer alan “Silâhlı örgüt” kenar başlıklı 314. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Bu

kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla,

silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş

yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32.

Mahkemenin 18/11/2015 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda, başvurucunun 25/1/2013 tarihli ve 2013/1189 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesinin kararında yeterli gerekçe

gösterilmediğini, K.A.nın ifadesinin aksine Fransa’da

değil, Almanya’da cezaevinde olduğuna ve ele geçirilen belgelerdeki Levent

Yanlık isimli kişinin kendisi olmadığına ilişkin araştırma yapılmadığını,

tanıkların Mahkeme huzurunda dinlenilmediğini belirterek gerekçeli karar hakkı

ve silahların eşitliği ilkesini de içerecek şekilde adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir. Başvurucu ayrıca aynı

iddialar temelinde Almanya’da yargılanması nedeniyle hakkındaki davanın

mükerrer yargılama oluşturduğunu, tutukluluğuna ve ara kararlara yapmış olduğu

itirazların gerekçesiz ya da basmakalıp gerekçelerle reddedildiğini ve

temyizdeki itirazların dikkate alınmadığından etkili başvuru hakkına sahip

olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığını

belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu,

yukarıdaki iddialarını Anayasa’nın 36., 38., 40. ve

141. maddelerine dayandırmış; 259.200 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

34. Anayasa

Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile

bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru

formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun iddialarının asıl olarak adil

yargılanma hakkına yönelik olduğu görülmektedir. Diğer yandan başvurucunun

masumiyet karinesinin ihlal edildiği şikâyeti de adil yargılanma hakkı

kapsamında; mükerrer yargılama yapıldığı hakkındaki iddiası, ayrı bir alt

başlık olarak değerlendirileceklerdir. Başvurucunun etkili başvuru hakkına

sahip olmadığına ilişkin iddiaları ise tutukluluğunu ilgilendirdiği ölçüde

özgürlük ve güvenlik hakkı yönünden, temyizde ileri sürdüğü gerekçelerin kabul

edilmemesi bakımından ise adil yargılanma hakkı altında incelenecektir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

35.

Başvurucu, tutuklu yargılanmasından ve tutukluluğuna yaptığı itirazların

reddedilmesinden şikâyet etmektedir.

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012

tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. ”

37.

Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenleme karşısında anılan tarihten

önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının

genişletilmesi mümkün değildir.

38.

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin

belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk

güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer Öztürk,

B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

39.

Somut olayda başvurucunun tutukluluğu, tahliye edildiği 4/4/2008

tarihinde sonlanmıştır (bkz. § 18). Başvuruya konu tutukluluk, bireysel

başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012

gününden önce sona ermiştir.

40.

Dolayısıyla başvurunun bu kısmının zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiaları

i. Aynı Suçtan İki Kez Yargılanma İddiası

41. Başvurucu,

daha önce Almanya’da yargılandığını belirterek mahkûmiyetiyle sonuçlanan

davanın mükerrer yargılama olduğundan şikâyet etmiştir.

42.

6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,

… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

43.

5237 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca aynı Kanun’un

314. maddesinde düzenlenen silahlı örgüt üyeliği veya yöneticiliği suçunun

yabancı bir ülkede işlenmesi ve bu ülkede mahkûm olunması ya da beraat kararı

verilmesi hâlinde kişinin Türkiye’de yargılanması adalet bakanının talebine

bağlı kılınmıştır.

44. Mahkemenin

talebi üzerine gönderilen Bakanlık cevabında 5237 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına atıfla başvurucuya atılı suçun niteliği

itibarıyla yargılama yapılabilmesi için bakan talebine gerek olmadığı

belirtilmiştir (bkz. § 20). Ancak başvurucu hakkında Almanya’da verilmiş bir

mahkûmiyet hükmü bulunmasına rağmen aynı maddenin (3) numaralı fıkrası altında

bir değerlendirme yapılmamıştır. Bununla birlikte yargılamaların aynı eylemi

ilgilendirip ilgilendirmediğine dair yapılacak değerlendirmeler gözetildiğinde bu

eksiklik sonucu etkilemeyecektir.

45.

Somut olayda başvurucu, Almanya’da örgüt üyeliğinden mahkûm edilmişse de

yargılamaya konu eylemlerin, başvurucunun bu ülkedeki 1997 ile 1998 yılları

arasındaki faaliyetleri olduğu anlaşılmaktadır (bkz. § 9). İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından yürütülen yargılamanın esas aldığı eylemlerin ise

başvurucunun Belçika ve Hollanda’da yürüttüğü örgüt yöneticiliğini

kapsamaktadır (bkz. §§ 16, 21). Dolayısıyla yargılamaların konusu farklılık arz

etmektedir ve başvurucunun aynı eylemden dolayı değil, farklı eylemlere ilişkin

yargılanması söz konusudur. Başvurucunun Almanya’daki mahkûmiyetinin infaz

edilen kısmının cezasından mahsubu ile de başvurucu lehine bir uygulama

yapılmıştır.

46. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Eksik

Soruşturmaya Dayalı ve Yeterli Delil Olmaksızın Mahkûm Edilme İddiası

47. Başvurucu;

K.A.nın ifadesinin aksine Fransa’da değil, Almanya’da

cezaevinde olduğuna ve ele geçirilen belgelerde adı geçen Levent Yanlık’ın kendisi olmadığına yönelik araştırma

yapılmamasının eksiklik oluşturduğundan ve mahkûmiyetine yeter delil

bulunmadığından şikâyet etmektedir.

48.

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel

başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

49.

6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

50.

Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu

yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi,

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel

başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası, derece mahkemelerinin tespit

ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Onur Gür, B. No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

51.

Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilen kararın değil, yargılama

sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletme imkânı verir. Bu nedenle

bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkin şikâyetlerin incelenebilmesi için

başvurucunun yargılama sürecinde haklarına saygı gösterilmediğine, bu çerçevede

yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi

sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığın

çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafından

dinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi mahkeme kararının oluşumuna

sebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açık keyfîliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması

gerekir (Naci Karakoç, B. No:

2013/2767, 2/10/2013, § 22).

52.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bariz takdir hatası ve açık keyfîlik olmadıkça belirli bir kanıt türünün -iç hukuk

açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere-

kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup

olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ndeki (Sözleşme) bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen

ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006,

§ 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e

göre delillerle ilgili esas olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz

etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir

(Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

§ 700).

53.

Başvurucunun eksik soruşturma yapıldığına ve yeterli delil olmaksızın

cezalandırılmasına hükmedildiğine dair iddialarının özü, Derece Mahkemesinin

delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğine ve esas itibarıyla

yargılamanın sonucuna ilişkindir.

54. Tanık

K.A.nın belirttiği tarihlerde başvurucunun Fransa’da

bulunmadığına ve Hollanda’da ele geçirilen belgelerde adı geçen Levent Yanlık’ın kendisi olmadığına ilişkin araştırma yapılmaması,

maddi olayların kanıtlanmasını gerektirmekte ve Derece Mahkemelerinin takdir

yetkisi kapsamında kalmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ileri sürdüğü

hususların ayrıca araştırılmamasının, suçun sübutu ve savunma haklarının

kullanılması yönünden esaslı bir eksikliğe yol açmadığını değerlendirmektedir.

Bu kapsamda başvurucunun 2006 yılında Almanya’da cezaevinde kaldığı, Alman

Mahkemesinin kararından da anlaşılmaktadır. Hollanda makamları, başvurucunun “Levent Yanlık” olup olmadığına ilişkin

çelişki yaşanması ve başvurucunun DNA testi yaptırmak üzere annesini getirtmesi

hususunda bizzat annesini tanık olarak dinlemiştir (bkz. § 17).

55. Öte

yandan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi somut başvuruya konu kararında,

başvurucunun mahkûmiyetine hükmederken DHKP/C örgütüyle ilgili Hollanda’da ele

geçirilen belgelere ve başvurucu hakkında Alman Mahkemesince verilen karara,

ayrıca K.A. ve Ş.Ç. isimli tanıkların daha önceki beyanlarına dayanmıştır (bkz.

§ 22).

56. Delillerin

yeterliliği bakımından tanık ifadeleri, atılı suçun kanıtlanması bakımından

belirli bir önem taşımakta ise de Alman Mahkemesinin kararında ve Hollanda’da

ele geçirilen bilgisayar belgelerinde yer alan bilgiler dikkate alındığında

başvurucuyu mahkûmiyete götüren tek ya da esaslı delil niteliği taşımamaktadır.

Bu kapsamda K.A.nın ifadesinde başvurucunun DHKP/C

terör örgütünün Fransa’daki ikinci adam konumunda olduğu ve 2005 yılında

Fransa’ya geldiği ve burada bir süre tutuklu kaldığı ileri sürülmektedir. Ancak

başvuruya konu dava, başvurucunun Hollanda ve Belçika’daki faaliyetlerine

yöneliktir ve mahkûmiyet hükmü de bu çerçevede kurulmuştur (bkz. §§ 16, 21).

Başvurucunun, tanık ifadesinde belirtilen tarihlerde Almanya’da tutuklu olduğu

iddiasına ilişkin olarak ise Alman Mahkemesinin kararı başvurucuya belirli bir

dayanak sağlamaktadır (bkz. § 9).

57. Başvurucu, yargılama sürecinde sunulan deliller ve

görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma

olanağı bulamadığına, ortaya konan temel delillere ve iddialara etkili bir

şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme

kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin

kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilmemiştir. Başvurucunun tanıkları

sorgulayamadığına ilişkin iddiası ise ayrı bir başlık altında ele alınacaktır.

58.

Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri

sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece

Mahkemelerinin kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

59. Başvurucunun

diğer bir iddiası, İlk Derece Mahkemesinin kararını yeterince

gerekçelendirmediğine ve Yargıtay önünde dile getirdiği itirazlarının

karşılanmadığına ilişkindir.

60.

Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır.”

61. Anayasa’nın 141. maddesinde özel olarak güvence altına

alınan gerekçeli karar hakkı, mahkeme kararlarında kararların dayandığı hukuki

gerekçenin yeterli açıklıkta gösterilmesini gerektirir. Bununla birlikte

mahkeme kararlarının gerekçesinde tarafların tüm iddialarının ayrıntılı bir

biçimde tartışılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Gerekçenin ayrıntısı davanın

niteliğine göre değişmekle birlikte karara dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).

62. İstanbul

14. Ağır Ceza Mahkemesi başvuru konusu kararında

başvurucunun hangi gerekçeyle örgüt yöneticiliği suçundan mahkûm edildiğini,

delillerle ulaşılan sonucu ilişkilendirmek suretiyle yeterince açıklamıştır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013, § 24). Mahkeme,

başvurucunun savunmasına neden itibar edilmediğini de kararında belirtmiştir.

Ortaya konulan gerekçe dikkate alındığında yargılamayı esastan etkileyecek bir

iddia ve savunmanın karşılanmaması söz konusu değildir. Temyiz mercii

incelemesi bakımından ise İlk Derece Mahkemesi kararı hukuka uygun bulunarak

onanmıştır (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 50). Dolayısıyla Derece Mahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

63. Başvurucunun temyiz aşamasındaki itirazlarının

karşılanmadığı şeklindeki şikâyeti genel mahiyette kaleme alındığından daha

detaylı bir incelemeyi gerektirmemektedir.

64. Bu itibarla başvurucunun şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Tanıkları Sorgulama Hakkının İhlali İddiası

65.

Başvurucu, ifadeleri hükme esas alınan tanıkların Mahkeme huzurunda

dinlenilmediğinden şikâyet etmektedir.

66.

Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de görülmeyen başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

67. Bakanlık görüşünde, bir mahkûmiyet kararının esaslı biçimde

veya sadece tanık ifadelerine dayanması ve sanığa tanıkları sorgulama veya sorgulattırma imkânı tanınmaması hâlinde sanığın haklarının

Sözleşme’nin 6. maddesinde öngörülen garantilerle uyumlu olmayan bir şekilde

sınırlandırılmış olacağı ve bu durumun anılan maddenin ihlaline yol açacağı

belirtilmiştir. Somut olay bakımından ise tanıklar K.A. ve Ş.Ç.nin

ifadelerinin hükme esas alındığına fakat bu tanıkların kovuşturma aşamasında

dinlenilmediklerine vurgu yapılmıştır.

68. Başvurucu karşı beyanlarında Bakanlık görüşünde belirtilen

hususların, adil yargılanma hakkının gereği olan silahların eşitliği ilkesinin

başvuruya konu yargılamada ihlal edildiğini ortaya koyduğunu ileri sürmüştür.

69.

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (3) numaralı fıkrasının (d)

bendi şöyledir:

“1. Herkes davasının, … cezai

alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun ve kamuya açık

olarak, … görülmesini isteme hakkına sahiptir.

…

3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara

sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma

tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve

dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

70.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve “suç isnadı altındaki kişiler”e ilişkin olan “suçlamayla ilgili bilgilendirilme”, “savunma için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma”,

“bizzat, müdafii

vasıtasıyla veya adli yardımla savunma”, “tanık dinletme ve tanık sorgulama” ile “çevirmenden ücretsiz yararlanma” hakları,

6. maddenin (1) numaralı fıkrasında koruma altına alınmış daha genel

nitelikteki “hakkaniyete uygun yargılanma”

hakkının özel görünüm şekilleridir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Sakhnovskiy/Rusya

[BD], B. No: 21272/03, 2/11/2010, § 94; Asadbeyli ve

diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05…, 11/12/2012, §§ 130, 132). Diğer taraftan 6. maddenin (3)

numaralı fıkrasının (a) ve (e) bentlerinde düzenlenen güvenceler arasında da

bağ bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri dikkate

alınmalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No: 25444/94,

25/3/1999, §§ 51-54.).

71.

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinde ilk olarak,

sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı güvence altına

alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için kural olarak

bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulmaları

gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte eğer bir mahkûmiyet sadece

veya belirleyici ölçüde sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulama

veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere

dayandırılmış ise sanığın hakları, Sözleşme’nin 6. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bu

tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık duruşmada dinlenmeli

ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulama imkânı

bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı

verilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Sadak ve diğerleri/Türkiye (no. 1),

B. No: 29900/96, 17/7/2001, §§ 64, 65).

72.

Bir sanığın; hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması sürecinde tanıklara

soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların beyanlarının

doğruluğunu sınama imkânına sahip olması, adil bir yargılamanın yapılabilmesi

bakımından gereklidir. Böylelikle sanık, aleyhindeki tanık beyanlarının

zayıf/itibar edilmez noktalarını ortaya koyup çelişmeli yargılama ilkesine

uygun olarak onların güvenilirliğini huzurda sınayabilecek (test edebilecek), tanığın

inandırıcılığı ve güvenilirliği bakımından sorduğu sorularla kendi lehine

sonuçlar ortaya çıkartabilecek ve yargılama makamının uyuşmazlık konusu olayı

sadece iddia makamının ileri sürdüğü şekliyle değil, savunmanın argümanlarıyla

da algılamasını sağlayabilecektir (AZ. M.,

B. No: 2013/560, 16/4/2015, § 55).

73.

Bir sanığı suçlayan tanıklık veya başka beyan türleri, gerçek dışı düzenlenmiş

veya hatalı olabilir. Savunmanın, bu ifadenin sahibinin güvenilirliğini

sınayabileceği veya itibarına şüphe düşürebileceği bilgilerden yoksun kalması

hâlinde bu noktaları aydınlatma ihtimali çok düşük olacaktır. Böyle bir durumda

var olan tehlikeler çok belirgindir (Sebahat

Tuncel, B. No: 2014/1440, 26/2/2015, § 95).

Bu bakımdan sanığın aleyhine olan tanıkları çapraz sorguya tabi tutabilmesi,

Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin kilit

unsurlarından biridir.

74.

Yukarıda anlatılan ilkeler doğrultusunda kural olarak tüm delillerin sanığın

huzurunda ortaya konulması gerekmekle birlikte bu şart, uyuşmazlık konusu

kovuşturmanın öncesinde ya da haricinde alınan ifadelerin katiyetle delil

olarak kabul edilemeyeceği şeklinde anlaşılamaz. Tanık ifadelerinin okunmasıyla

yetinilmesi kimi durumlarda sanık aleyhinde beyanda bulunan kişilerin mahkeme

huzurunda dinlenmesini imkânsız kılacak bir zorunluluktan (ölüm, adresin tespit

edilememesi vb.) kaynaklanabilmektedir. Dolayısıyla savunma haklarına saygı

gösterilmek kaydıyla bu ifadelerin yargılamada kullanılması, adil yargılanma

hakkına ve özelde tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkına aykırılık teşkil

etmez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Asch/Avusturya, B. No: 12398/86, 26/4/1991, § 25; Buglov/Ukrayna, B. No: 28825/02, 10/7/2014, § 58).

75.

Sonuç olarak somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık

ifadelerinin delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip

vermediğini değerlendirmek için iki aşamalı bir test uygulanmalıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik

Krallık [BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011,

§ 119; Gabrielyan/Ermenistan, B. No: 8088/05, 10/4/2012, § 77; Rudnichenko/Ukrayna,

B. No: 2775/07, 11/7/2013, § 103). İlk olarak tanığın mahkemede

hazır edilmemesi geçerli bir nedenin mevcudiyetine dayanmalıdır. İkinci olarak

ise okunmasıyla yetinilen ifadenin karara götüren tek ya da belirleyici kanıt

olması hâlinde savunma haklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak

ölçüde sınırlandırılıp sınırlandırılmadığına bakılacaktır.

76.

Yukarıdaki değerlendirme yapılırken “geçerli neden” şartı, öncelikli olarak

gözetilmelidir. Çünkü tek veya yegâne ispat unsuru olmasa dahi ifadesi hükme

esas alınan bir tanığın geçerli bir neden olmaksızın duruşmada dinlenilmemesi

tek başına adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturabilir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Al-Khawaja

ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], § 120; Gabrielyan/Ermenistan, § 78; Rudnichenko/Ukrayna,

§§ 104, 109). Kamu makamları bu nedenle ifadesi hükme dayanak

yapılacak tanıkların duruşmada hazır edilmesi için makul bir çaba sergileme

yükümlülüğü altındadır.

77.

Mevcut başvuru açısından tanıklar K.A. ve Ş.Ç.nin

durumları ayrı başlıklar altında incelenecektir.

a. Tanık

K.A. Bakımından İnceleme

78.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 5/11/2008 ile

29/9/2009 tarihleri arasında gerçekleşen duruşmalar süresince tanık K.A.nın mahkeme huzurunda dinlenebilmesi için araştırmalar

yapmıştır. Bu kapsamda K.A., öncelikle kaldığı

düşünülen cezaevinden sorulmuş; tahliye edildiğinin anlaşılması üzerine bilinen

son adresinden sorulmuştur. Tanığın son adresinde de bulunulmaması üzerine

Mahkeme, başvurucunun vekilinin de görüşünü alarak K.A.nın

dinlenilmesinden vazgeçmiştir (bkz. § 19).

79.

Bu nedenle kamu makamlarının tanığın hazır edilmesi için gerekli araştırmaları

yaptığı ve duruşmada dinlenilmemenin kamu makamlarına atfedilemeyeceği

değerlendirilmektedir. Başvurucu vekilinin tanığın dinlenilmesinden

vazgeçilmesine karşı çıkmaması da yeterli çabanın gösterildiği ve tanığın

ileride bulunabileceğinin öngörülemezliği sonucunu

desteklemektedir.

80.

Bu aşamada tanık ifadesinin tek veya esaslı delil olup olmadığını incelemek

gerekmekle birlikte duruşmada okunan ifadelerin böyle bir nitelik taşımadığı

anlaşılmaktadır (bkz. § 62). Yine de başvurucuya tanık ifadesine karşı

diyeceklerini sunma imkânı tanınmış ve bu yöndeki iddialarını Mahkeme önünde

dile getirebilmiştir (bkz. §§ 19, 20).

81.

Bu nedenle tanık K.A.nın duruşmada dinlenilmemesinin

savunma haklarını aşırı ölçüde kısıtlamadığına ve başvurucunun adil yargılanma

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Tanık

Ş.Ç. Bakımından İnceleme

82.

Duruşma tutanaklarında tanık Ş.Ç.nin ifadesinin

okunduğuna dair bir bilginin yer almamasından tanık ifadesinin ilk olarak

gerekçeli kararla birlikte dosyaya girdiği sonucu çıkmaktadır (bkz. § 22).

İddianamede sadece tanık K.A.nın ifadelerine atıf

yapılması, başvurucuya K.A.nın beyanlarına ilişkin

sorular sorulmasına ve bu tanığın adresinin araştırılmasına rağmen tanık Ş.Ç.ye

ilişkin bu işlemlerin yapıldığını gösteren bir ibarenin bulunmaması da yukarıda

belirtilen değerlendirmeye işaret etmektedir. Bu nedenle kamu makamlarınca

tanığın hazır edilmesini sağlayacak herhangi bir çabanın gösterildiği

söylenemez.

83.

Tanık ifadesinin ilk olarak gerekçeli kararda geçmesi, en azından karşı

beyanlarını sunmak suretiyle ifadenin güvenilirliğine karşı çıkabilme ve

güvenilirliğini şüpheye düşürme olanağından da başvurucuyu mahrum bırakmıştır.

84.

Başvurucu, tanığın duruşmada dinlenmesi gerektiğini temyiz dilekçesinde ileri

sürmüş fakat bu husus temyiz aşamasında karşılanmamıştır.

85.

Dolayısıyla her ne kadar Ş.Ç.nin ifadesi, yargılamada

yegâne veya belirleyici delil konumunda bulunmuyorsa da tanığın duruşmada hazır

edilmesini haklı gösterecek geçerli bir nedenin ortaya konulamaması nedeniyle

başvurucunun savunma haklarının adil yargılanmanın gerekleriyle bağdaşmayacak

ölçüde sınırlandırıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

86. Sonuç

olarak duruşmada dinlenilmeyen tanık Ş.Ç.nin

ifadesinin karara esas alınmasının, başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

87.

Başvurucu, 259.200 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında yeniden yargılama

talebinde de bulunmuştur.

88.

Bakanlık yazısında başvurucunun tazminat taleplerine ilişkin görüş

bildirilmemiştir.

89.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

90.

Mevcut başvuruda tanıklardan Ş.Ç.nin duruşmada

dinlenilmemesi dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit

edilmiş olduğundan ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için dosyanın ilgili

Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

91.

Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesinin başvurucu bakımından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

92. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların zaman bakımından yetkisizlik,

2.

Aynı suçtan iki kez yargılanma, eksik incelemeye dayalı ve yeterli delil

olmaksızın mahkûm edilme ile gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tanıkları sorgulama ve

sorgulatma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. 1.

Tanık K.A.nın duruşmada dinlenilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

adil yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Tanık Ş.Ç.nin duruşmada dinlenilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesiyle korunan adil yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin İstanbul (Kapatılan) 14.

Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Maddi ve manevi tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

E. 198,35

TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına

18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Okan TAŞDELEN Başvurucu : Levent YANLIK Vekili : Av. Ercan KANAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1189, 18 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e
  12. V. Hüküm
  13. E. 198,35
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1189
Tarih
18 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Özgür Dinçer Başvurusu (B. No: 2013/6575)
  • Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A. Ş. Başvurusu (B. No: 2013/2623)
  • Hamdiye Aslan Başvurusu (B. No: 2013/2015)
  • Bilal Demirdağ Başvurusu (B. No: 2014/4892)
  • Özgür Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/9636)
  • Utku Kalı Başvurusu (B. No: 2013/6900)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.