İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hanife Ensaroğlu Başvurusu (B. No: 2014/14195)

1. Başvuru, suçta kullanıldığı şüphesiyle el konulan otobüsün

Başvuru No2014/14195Tarih20 Eylül 2017Okuma35 dk · 6.935 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hanife Ensaroğlu Başvurusu

Karar tarihi
20 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/14195
R.G. Tarih ve Sayı
25/10/2017-30221
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.935 kelime·35 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, suçta kullanıldığı şüphesiyle el konulan otobüsün

iyi niyetli üçüncü kişiye ait olduğu tespit edilmekle müsaderesine yer

olmadığına karar verilmesine rağmen uğranılan zararların karşılanmaması

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 34 EY 3480 plaka numaralı 2007 model Mercedes Travego marka bir yolcu otobüsünü 11/7/2007 tarihinde M.B.

Finansal Kiralama T.A.Ş.den "finansal

kiralama" yoluyla kiralamıştır. Başvurucu, bu otobüsü 8/4/2008 tarihinde

Ö.O. Turizm Ltd. Şti.ne kiralamıştır. Kira sözleşmesi

kapsamında aylık belirli bir meblağın ödenmesi karşılığında söz konusu otobüs,

adı geçen Şirketin kullanımına bırakılmıştır. Bu Şirket de otobüsü uluslararası

yolcu taşıma işinde kullanmıştır.

A. Araca El Konulması ve

Ceza Davası Süreci

9. Yolcu taşımacılığı faaliyeti kapsamında kullanılan otobüs

28/4/2009 tarihinde saat 22.35'te Bulgaristan'dan Türkiye'ye giriş yapmak üzere

yirmi bir yolcusuyla Edirne Kapıkule Gümrük Sahasına gelmiştir. Gümrük tescil

işlemleri sonrasında otobüste kızılötesi ışın (x-ray) ile araç taraması

yapılmıştır. Gümrük görevlilerinin şüphelenmesiüzerine

otobüste detaylı arama yapılmış ve bu arama neticesinde otobüsün orta kapısı

altında merdiven basamağına denk gelen yerde özel olarak sonradan yapıldığı

anlaşılan küçük bir bölme içinde 507.350 euro, 80.000

ABD doları ve 2.277 gram hurda altın tespit edilmiş olup bu döviz ve altınlar

ile otobüse el konulmuştur. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine

Edirne 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 29/4/2009 tarihli kararıyla el koyma işleminin

onaylanmasına karar verilmiştir.

10. Cumhuriyet Başsavcılığınca, el konulan dövizler ile ilgili

soruşturma tefrik edilerek ayrılmış; otobüste bulunan altınların ithaliyle

ilgili düzenlenen 7/5/2009 tarihli iddianame ile aracın şoförleri K.K., B.B. ve

K.A.nın eşyayı gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın

ithal etmek suçundan 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele

Kanunu'nun 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile 4.

maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına

karar verilmesi kamu adına talep olunmuştur. İddianamede ayrıca Ö.O. Turizm

Ltd. Şti. malen sorumlu olarak gösterilmiş ve el konulan otobüsün suçta

kullanıldığı gerekçesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi talep edilmiştir.

11. Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) iddianamenin

kabulü ile görülmeye başlanan yargılama sırasında malen sorumlu sıfatıyla

başvurucu da duruşmaya çağrılmış, başvurucu 3/6/2009 tarihli ilk oturumda

avukatı ile birlikte beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, bu otobüsü finansal

kiralama sözleşmesi kapsamında zilyedi olduğunu ve Ö.O. Turizm Ltd. Şti.ne kiraladığını beyan etmiştir. Başvurucu bu otobüsün

uluslararası yolcu taşıma işinde kullanıldığını bildiğini ancak kaçakçılıkta

kullanıldığını bilmediğini ifade etmiştir.

12. Başvurucu adına vekili 10/9/2009 tarihinde yapılan üçüncü

oturumda, el konulan otobüsün yargılama sonuçlanıncaya kadar teminatsız olarak

iade edilmesini talep etmiştir. Mahkeme aynı oturumda araçta özel bir bölmenin

bulunmasını gerekçe göstererek aracın -kasko değeri, bu değerin bulunmaması

durumunda rayiç değeri üzerinden nakdi teminat veya banka teminat mektubunun

yatırılması kaydıyla- yargılama sonuna kadar olmak üzere iadesine karar

vermiştir.

13. Mahkeme 3/12/2009 tarihinde sanıkların eşyayı gümrük

işlemlerine tabi tutmaksızın ithal etme suçundan 5607 sayılı Kanun'un3.

maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 4. maddesinin ikinci fıkrası hükümleri

uyarınca ayrı ayrı 1 yıl 6 ay hapis cezası ve 10.940 TL adli para cezası ile

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, el konulan altınların

5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre müsaderesine

karar vermiştir. Mahkeme, el konulan otobüsün ise nakilde kullanılmakla

birlikte iyi niyetli üçüncü kişi konumunda kabul ettiği M.B. Finansal Kiralama

T.A.Ş. ve finansal kiracısı başvurucuya ait olduğu gerekçesiyle müsaderesine

yer olmadığına karar vermiştir. Ayrıca karar kesinleştiğinde otobüsün sahibine

teslimine, teminatla iade edilmiş olması hâlinde teminatın iadesine, tasfiye

işlemine tabi tutulmuş olması hâlinde ise tasfiye bedelinin karar

kesinleştiğinde sahibine iadesine karar vermiştir.

14. Başvurucu, dosya Yargıtaya

gönderilmeden önce aracın teminatsız olarak iadesini talep etmiş; Mahkeme

31/12/2009 tarihinde bu talebi kısmen kabul etmiş ve otobüsün kasko değeri olan

364.131 TL teminat karşılığında vetrafik siciline

-aracın devredilemeyeceğine dair şerh konulmak kaydıyla- teslimine karar

vermiştir. Başvurucu 19/1/2010 tarihinde bu karara itiraz etmiş, Edirne 1. Ağır

Ceza Mahkemesinin aynı tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.

15. Gümrük Müsteşarlığı, malen sorumlu sıfatıyla Ö.O. Turizm

Ltd. Şti. ile başvurucu kararı temyiz etmişlerdir. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin

16/2/2011 tarihli ilamıyla başvurucunun temyiz istemi süre yönünden

reddedilmiştir. Sanıklar K.K. ve B.B.nin temyiz

itirazları yönünden ise bu sanıkların mahkûmiyetlerine yeter somut bir delil

bulunmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiği

belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Sanık K.A. yönünden ise

talebe rağmen 5237 sayılı Kanun'un 51., 52. ve 61. maddelerinin tartışılmaması,

ayrıca kabule göre de yargılama giderlerinin ayrı ayrı yükletilmemesi

nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

16. Malen sorumlu sıfatıyla M.B. Finansal Kiralama T.A.Ş. adına

vekili 26/4/2011 tarihinde aracın yargılama sonuçlanıncaya kadar olmak üzere

teminatsız iade edilmesini talep etmiştir. Mahkeme ise 27/4/2011 tarihinde,

kasko değeri olan 364.131 TL teminat karşılığında ve trafik siciline

devredilemeyeceğine dair şerh konulmak kaydıyla sahibine otobüsün teslimine

karar vermiştir.

17. Bozma ilamına uyan Mahkeme 16/6/2011 tarihinde sanıklar K.K.

ve B.B.nin beraatlerine,

sanık K.A.nın ise 5607 sayılı Kanun'un3. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre 10 ay hapis ve 6.080 TL adli para cezası ile

cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. madddesi uyarınca ertelenmesine karar vermiştir. Mahkeme,

el konulan altınların 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası

uyarınca müsaderesine karar vermiştir. El konulan otobüsün ise 5607 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 5237

sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümleri gereğince

müsaderesine yer olmadığına karar vermiştir. Mahkeme, otobüsün mülkiyetinin

M.B. Finansal Kiralama T.A.Ş.ye ait olduğunu, finansal kiracısının ise

başvurucu olduğunu tespit etmiştir. Mahkemeye göre malik Şirket ve finansal

kiracı başvurucu, iyi niyetli üçüncü kişi konumundadır. Bu sebeple anılan kanun

maddeleri gereğince otobüsün müsadere edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca

otobüsün karar kesinleştiğinde iade edileceği belirtilmiştir.

18. Hüküm temyiz edilmeksizin 30/6/2011 tarihinde

kesinleşmiştir. Mahkeme 1/7/2011 tarihinde otobüsün karar gereği sahibine iade

edilmesi için Edirne Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğüne yazı göndermiştir.

Otobüs, anılan karar ve yazı doğrultusunda gümrük makamlarınca 2011 yılı Temmuz

ayında başvurucuya teslim edilmiştir.

B. Tazminat Davası Süreci

19. Başvurucu el koyma nedeniyle uğradığı zararların tazmini

istemiyle 2/3/2012 tarihinde İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde Maliye

Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde, otobüse el

konulduğu tarihten iade edilen tarihe kadar kazanç kaybı olarak 405.000 TL;

yıpranma bedeli olarak 10.000 TL maddi tazminat ve 425.000 TL de manevi

tazminat talebinde bulunulmuştur.

20. Mahkeme, hesap konusunda uzman bir bilirkişiden rapor

aldırmıştır. 3/9/2012 tarihli hesap bilirkişisi raporunda, başvurucunun aracına

el konulması nedeniyle uğradığı kazanç kaybının 221.003,99 TL olduğu

belirtilmiştir.

21. Mahkeme 26/2/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararda, otobüsün suçta kullanıldığı ve araçta orijinalinde bulunmayan gizli

bir bölme oluşturulduğuna dikkat çekilmiştir. Mahkemeye göre 5607 sayılı

Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kaçak

eşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını

engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış tertibat içinde saklanmış veya

taşınmış olması el koymayı gerektirmektedir. Mahkeme, bu şekilde el konulan

otobüsün aynı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca ancak kasko

değeri kadar teminat yatırılmak kaydıyla sahibine iade edilebileceğini

belirtmiştir. Mahkeme sonuç olarak emredici nitelikteki anılan Kanun hükümleri

dikkate alındığında el koyma işleminin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle

tazminata hükmedilemeyeceği kanaatine varmıştır.

22. Başvurucu, kararı temyiz etmiş; Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

16/5/2014 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamında

da araçta özel bir gizli bölmenin mevcut olduğuna dikkat çekilerek dava konusu

el koymanın haksız bir el koyma niteliğinde olmadığına vurgu yapılmıştır.

Daire, bu aracın yargılama sırasında kasko değeri kadar teminat karşılığında ve

trafik kaydına şerh konularak iadesine karar verildiğini de belirtmiştir.

Ayrıca Daireye göre başvurucu, el koyma işlemi nedeniyle uğradığını iddia

ettiği maddi ve manevi zararları, aracını kendisinden habersiz şekilde suçta

kullanan kişilerden talep de edebilir. Onama ilamında, el koyma nedeniyle

tazminata ilişkin 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

141. maddesindeki koşulların oluşmadığı gerekçesiyle temyiz edilen hükümde bir

isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir.

23. Nihai karar, başvurucu vekiline 22/7/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucu 8/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 5607 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın

ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî

para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye

sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır.”

26. 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesi şöyledir:

"(1) Bu Kanunda tanımlanan suçların

işlenmesinde kullanılan taşıtlara, Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci

maddesinin dördüncü fıkrası hükmüne göre elkonulur.

(2) 13 üncü maddenin birinci fıkrasının (a)

bendi kapsamına girmesi, Türkiye’de sicile kayıtlı olmaması ya da soruşturma ve

kovuşturma devam ederken, kaçakçılık suçunun işlenmesinde tekrar kullanılması

halinde, elkonulan araç alıkonulur. Sahibinin aracın değeri kadar teminatı

alıkoyma tarihinden itibaren otuz gün içinde gümrük idaresine teslim etmesi

halinde, araç sahibine iade edilir. Aksi takdirde, tasfiye idaresi tarafından

soruşturma ve kovuşturma sonucu beklenmeksizin derhal tasfiye olunur.

Tasfiyenin satış suretiyle gerçekleşmesi halinde, satıştan elde edilen gelirden

taşıtın muhafaza edilmesi ve satışı için gerekli olan bütün masraflar

karşılandıktan sonra kalan miktar, kovuşturma sonucuna göre işlem yapılmak

üzere emanet hesabına alınır.

(3) İkinci fıkra hükmünün uygulanmasındaki

değerden, kara taşıtlarında kasko değeri; deniz taşıtlarında, tekne ve makine

sigortasına esas teşkil eden değer; sigortasız taşıtlar ile hava ve demiryolu

taşıtlarında ise piyasa değeri anlaşılır."

27. 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili

olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine

ilişkin hükümleri uygulanır. Ancak kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan

veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere

edilebilmesi için aşağıdaki koşullardan birinin gerçekleşmesi gerekir:

a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini

kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak

hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış veya taşınmış olması.

b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre

miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya

naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması.

c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ye

girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından

zararlı maddelerden olması"

28. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak

koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine

tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun

işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı

veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin dördüncü fıkrası

şöyledir:

"Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında

verilen elkoyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek

suretiyle icra olunur."

30. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

" Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

...

j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,

koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler

alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan

veya zamanında geri verilmeyen

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

B. Uluslararası Hukuk

1. Uluslararası

Sözleşmeler

31. Suçtan gelir elde edilmesinin önlenmesi amacıyla suç

gelirlerinin müsadere edilerek aklanmasının önlenmesi ve ayrıca bu amaçla

uluslararası iş birliğinin sağlanmasına yönelik olarak Avrupa Konseyi

tarafından 8/11/1990 tarihinde Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt

Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi kabul

edilmiştir. Strazburg Konvansiyonu olarak bilinen bu sözleşme, Türkiye

tarafından 27/9/2001 tarihinde imzalanmış ve onaylanması 16/6/2004 tarihli ve

5191 sayılı Kanun ile uygun bulunmuştur. Strazburg Konvansiyonu'nun 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Taraf olan her devlet, suç vasıtaları

ile gelirlerini veya bu gelirlere eşdeğer malların zoralımını gerçekleştirmek

için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaktır."

32. Strazburg Konvansiyonu'nun 11. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bir cezaî kovuşturma veya bir zoralım

işlemi başlatan diğer bir Tarafın talebi ile bir Taraf Devlet, daha sonra bir

zoralım talebine konu oluşturabilecek veya böyle bir talebi karşılayabilecek

herhangi bir malla ilgili olarak, bu mal üzerinde herhangi bir işlemi, devir

veya elden çıkarılmasını engellemek amacıyla bloke etmek ve el koymak gibi

gerekli geçici önlemleri alacaktır."

33. Strazburg Konvansiyonu, uluslararası gelişmeler

doğrultusunda yeniden gözden geçirilerek güncellenmiş ve bu kapsamda hazırlanan

Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi

Sözleşmesi 16/5/2005 tarihinde imzaya açılmıştır.

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Kararları

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) suç isnadına bağlı

olarak yapılan el koyma işlemlerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne

(Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kamu makamlarınca kişilerin mülküne el

konulması mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Mahkeme, bu suretle

yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolüne ilişkin üçüncü kural

çerçevesinde incelenmesi gerektiği görüşündedir (Raimondo/İtalya, B. No: 12954/87, 22/2/1994, § 27; Andrews/Birleşik Krallık (k.k.),

B. No: 49584/99, 26/9/2002; Adamczyk/Polonya (k.k.),

B. No: 28551/04, 7/11/2006; JGK Statyba Ltd ve Guselnikovas/Litvanya, B. No: 3330/12,

5/11/2013, § 117). Buna göre el koyma işlemiyle başvurucu, mülkünden tamamıyla

yoksun bırakılmamakta; başvurucunun mülkünden yararlanması veya tasarrufta bulunması

geçici olarak sınırlandırılmaktadır. AİHM ayrıca el koyma işleminin -kimi

durumlarda- muhtemel bir müsadere kararının uygulanmasını güvence altına almaya

yönelik olarak geçici bir tedbir şeklinde uygulandığına da dikkat çekmektedir (Rafig Aliyev/Azerbaycan, B. No: 45875/06,

6/12/2011, § 118).

35. AİHM, el koyma yoluyla yapılan müdahalenin öncelikle iç

hukukta yeterli bir temelinin olması ve kamu yararına dayalı meşru bir amacı

içermesi gerektiğini kabul etmektedir (Ali

Esen/Türkiye, B. No: 74522/01, 24/7/2007, § 32). Nitekim Viktor Konovalov/Rusya

(B. No: 43626/02, 24/5/2007) kararında, iç hukukta bu konuda bir düzenleme

bulunmadığı hâlde el konulan aracın nihai karar beklenmeden satılması suretiyle

mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Sözleşme'ye ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında hukuka dayalı olma gerekliliğini

karşılamadığı sonucuna varılmıştır (Viktor Konovalov/Rusya, §§ 38-47).

Bununla birlikte Mahkeme, el koyma yönünden kamu makamlarının geniş bir takdir

yetkisi olduğunu kabul etmektedir (Dzinic/Hırvatistan, B. No: 38359/13, 17/5/2016, § 68). AİHM

ayrıca, muhtemel bir müsadere için el koyma tedbirinin uygulanmasının kamu

yararına dayalı olup meşru bir amacı da içerdiğini sıklıkla içtihatlarında

belirtmektedir (Borzhonov/Rusya, B. No: 18274/04, 22/1/2009, § 58; East West Alliance

Limited/Ukrayna, B. No: 19336/04, 23/1/2014, § 187).

36. AİHM'e göre mülkün kamu yararına

kullanılmasının kontrolü kapsamında mülke el konulması hususunda devletlerin

geniş bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte bu yetkinin tanınması, kişilerin

mülkünden geçici süreyle de olsa yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca da yol

açmaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılan

müdahalenin keyfî veya öngörülemez olmaması için bazı usule ilişkin güvenceler

öngörülmelidir. AİHM, özellikle el koyma ve müsadere yoluyla yapılan

müdahaleler yönünden verdiği kararlarında keyfî müdahalelerden korunmak

amacıyla mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden bu önlemlerin kanun dışı veya

keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını

sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının kişilere

tanınması güvencesinin sağlanması gerektiğini belirtmektedir. Bu değerlendirme

ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/10/1986, § 60; Saccoccia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008,§

89; el koyma ile ilgili kararlar için bkz. Dzinic/Hırvatistan,§ 68; Borzhonov/Rusya, §§ 60, 61).

37. Bunun yanında AİHM, müsadere gibi el koymanın da orantılı

olması gerektiğini belirtmektedir. Nitekim Dzinic/Hırvatistan kararında, el koyma tedbirinin muhtemel bir

müsadereyi güvence altına almak için uygulandığını gözeten AİHM, başvurucunun

mülküne el konulması tedbirinin meşru olsa da el konulan mülkün değeri ile

karşılaştırılmaksızın uygulanmasını adil dengenin gerekliliklerine uygun

olmadığını kabul ederek sonuca varmıştır (Dzinic/Hırvatistan, §§ 67-82).

38. AİHM bu kapsamda başvurucunun davranışları ile kanuna aykırı

eylem arasındaki illiyet bağının kamu makamlarınca makul bir şekilde

değerlendirilmesini de başka bir güvence ölçütü olarak değerlendirmektedir.

Bununla birlikte AİHM; kamu yararının gerektirdiği bazı durumlarda böyle bir

ilişkinin, mevcut olmasa dahi el koyma ve müsaderenin uygulanabileceği

gerçeğini yadsımamaktadır. Ancak böyle bir durumda yani el koyma ve müsaderenin

muhakkak uygulanması gerektiği kabul edildiği takdirde özellikle iyi niyetli

üçüncü kişiler yönünden eşyanın belirli koşullar dâhilinde iadesi veya bu

mümkün olamıyorsa eşya sahibinin zararının tazminine yönelik bir iç hukuk

yolunun mevcut olması ölçülüğün unsurlarından biri

olarak değerlendirilmektedir (AGOSI/Birleşik

Krallık, §§ 57-61; Vasilevski/Makedonya,

B. No: 22653/08, 28/4/2016, §§ 56-60; Sulejmani/Makedonya, B. No: 74681/11, 28/4/2016 , §§ 40-44). AİHM bu

ilkenin beraat eden mülk sahipleri yönünden de uygulanacağını belirtmektedir (Jucys/Litvanya, B. No: 5457/03, 8/1/2008, §

36).

39. AİHM, el koyma ve müsadere yoluyla yapılan müdahalelerin

sonuçlarını da kararlarında tartışmaktadır. Buna göre Mahkeme, her el koyma ve

müsaderenin muhakkak bir zarara yol açtığını kabul etmektedir. Ancak Mahkeme,

el koyma ve müsaderenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesine göre adil olabilmesi için mülkün sahibinin güncel

zararının kaçınılmaz olandan daha fazla olmaması gerektiğini sıklıkla

vurgulamaktadır (Raimondo/İtalya, § 33; Borzhonov/Rusya, § 61; Jucys/Litvanya, § 36). Bu bağlamda Borzhonov/Rusya kararında, yapılan kanun

değişikliğiyle el konulan otobüsün sahibine iadesi gerektiği hâlde kamu

makamlarının altı yıl boyunca hareketsiz kalması kaçınılmaz olandan daha ağır

bir zarar olarak görülmüştür (Borzhonov/Rusya,

§§ 61-63). East/West Alliance

Limited/Ukraine kararında, başvurucunun

mülkünden on yıl boyunca yoksun kalmasına yol açan el atma tedbirinin mülkiyet

hakkına ölçüsüz bir müdahale olduğu sonucuna varılmıştır (East/West Alliance Limited/Ukraine, §§ 166-218). Jucys/Litvanya kararında ise el

koyma tedbirinin yaklaşık 8,5 yıl sürdüğüne vurgu yapılarak mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin başvurucuya aşırı ve orantısız bir külfet yüklediği

belirtilmiştir(Jucys/Litvanya, §§ 34-39).

40. AİHM, iade edilmekle birlikte ceza soruşturmasında eşyaya el

konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasını Ali Esen/Türkiye kararında ölçülülük

yönünden tartışarak sonuca varmıştır. Bu başvuruda başvurucu, daha önce sahte

kimlik bilgileri kullanılarak ve sahte bir senetle satıldığı iddia edilen bir

aracı satın almıştır. Ceza soruşturması sırasında 20/9/1999 tarihinde araca el

konmuş, aracı daha önce sahtecilik yoluyla satan bir kişi hakkında resmî

evrakta sahtecilik suçundan iddianame düzenlenerek ceza davası açılmıştır.

Yargılama devam ederken 19/9/2002 tarihinde aracın teminatsız olarak başvurucuya

iadesine karar verilmiştir. AİHM, kovuşturma sürecinin tamamlanması beklenmeden

aracın teminatsız olarak iade edildiğine vurgu yapmıştır. Mahkemeye göre

özellikle aracın mülkiyeti konusunda uyuşmazlığın olduğu durumlarda kanun dışı

kullanımı önlemek amacıyla araca el konulması meşru bir amaçtır. AİHM,

devletlerin bu alandaki geniş takdir yetkileri de dikkate alındığında

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin, takip edilen meşru amaç ile

karşılaştırıldığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varmış; başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir (Ali

Esen/Türkiye, §§ 27-36). Diğer taraftan Islamic Republic

of Iran Shipping Lines/Türkiye

(B. No: 40998/98, 13/12/2007) kararında ise el konulan gemi ve bu gemideki

yüklere, iade edildikleri tarihe kadar yaklaşık bir yıl boyunca keyfî olarak el

konulduğunun ceza yargılamasında tespit edildiği gerekçesine dayalı olarak el

koyma ile başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz ve adil

dengeyi bozucu nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır (Islamic Republic

of Iran Shipping Lines/Türkiye,

§§ 97-103). Son olarak Vendittelli/İtalya

(B. No: 14804/89, 18/7/1994) kararında, bir suç isnadı kapsamında

başvurucunun taşınmazına konulan tedbirin hükümden sonra gerek de kalmadığı

hâlde on bir ay daha uygulanmaya devam edilmesi ölçüsüz bir müdahale olarak

görülmüştür (Vendittelli/İtalya, §§ 31-40).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 20/9/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu, kiraladığı aracına gizli bölme yapılarak yurda

hurda altın sokulmaya çalışıldığı gerekçesiyle ceza soruşturması sırasında

araca el konulduğunu ancak aracın maliki olan kendisinin iyi niyetli üçüncü kişi

konumunda olduğunun yargılama makamlarınca da kabul edildiğini ifade etmiştir.

Başvurucu, yargılama sonunda da aracın müsadaresine

karar verilmediğini belirtmiştir. Başvurucuya göre iyi niyetli üçüncü kişilere

ait araçların müsaderesi 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin birinci fıkrası

uyarınca mümkün olmadığından yapılan el koyma işlemi hukuka aykırıdır.

Başvurucu ayrıca bu tespitlere ve aracın kaydında devredilemeyeceğine dair şerh

de konulmuş olmasına rağmen yargılama sırasında yediemin olarak dahi aracın

teslim edilmediğinden yakınmıştır. Başvurucu, sonuç olarak el koyma işlemi

nedeniyle aracını yaklaşık yirmi yedi aydır kullanamadığından kazanç kaybına

uğradığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

43. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

45. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile

Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539,

16/5/2013, § 31).

46. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen

mülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu

alanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı

içtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,

B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31).

47. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı

sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir

(Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

48. Başvuruya konu ceza soruşturması sırasında el konulan

otobüsün ekonomik bir değer ifade eden taşınır mallardan olduğu kuşkusuzdur. Bu

otobüsün mülkiyeti, M.B. Finansal Kiralama T.A.Ş.ye ait olup başvurucunun ise

aracın finansal kiracısı olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla araca el koyma ve

teslim tarihleri itibarıyla başvurucu bu aracın maliki değildir. Bununla

birlikte uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte olan 10/6/1985 tarihli ve 3226

sayılı mülga Finansal Kiralama Kanunu'nun 13. maddesine göre kiracı, sözleşme

süresince finansal kiralama konusu malın zilyedi olup sözleşmenin amacına uygun

olarak her türlü faydayı elde etmek hakkına sahiptir. Benzer şekilde bu Kanun'u

ilga eden 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'nun 24.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında da kiracı sözleşme süresince finansal

kiralama konusu malın zilyedi olup sözleşmenin amacına uygun olarak kiracının

her türlü faydayı elde etme hakkına sahip olduğu düzenlenmiştir.

49. Bu durumda başvurucu, finansal kiralama sözleşmesinin devam

ettiği sürece sözleşmeye konu otobüs üzerinde amaca uygun olarak her türlü

faydayı elde etme hakkına sahiptir. Buna göre otobüsün zilyedi olan

başvurucunun finansal kiralama sözleşmesi çerçevesinde elde ettiği hakkın mal

varlığına dâhil olabilecek ekonomik bir değer ifade ettiği de dikkate

alındığında başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkiyet hakkının

mevcut olduğunda tereddüt bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

50. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, semerelerinden

yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin

sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §

53).

51. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na

yer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına

müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak

mülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksun bırakma

şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetin kullanımının

kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte; ancak mülkiyet hakkının malike

tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerek belirlenmekte

veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale ise

genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin

kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahalenin mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınması gerekmektedir.

Bununla birlikte özellikle kamu otoritelerinin doğrudan mülkün kullanımına

yönelik olmayan ancak sonuçları itibarıyla mülkiyet hakkını etkileyen

müdahaleler mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında

görülmelidir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§§ 55-58).

52. El koyma tedbiri, suç isnadı kapsamında uygulanan geçici bir

koruma tedbiri mahiyetindedir. Başvurucunun geçici bir süreyle de olsa

mülkünden yoksun bırakılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

kuşkusuzdur. Müdahalenin türünün ise yol açtığı sonuçlar yanında amacı da

gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Somut olayda "el koyma tedbiri"nin uygulanmasıyla başvurucu, mülkünden

bütünüyle yoksun bırakılmış değildir. Başvurucunun finansal kiracı sıfatıyla

zilyedi olduğu otobüsüne hurda altınların gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın

yurda sokulması eyleminde nakil aracı olarak kullanıldığı gerekçesiyle el

konulmuştur. Dolayısıyla esas itibarıyla toplum yararına aykırı olarak suçta

kullanılmasının önlenmesi amacıyla mülkün kontrolü söz konusu olduğuna göre

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kullanımının

kontrolüne veya düzenlenmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi

gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

53. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

54. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler,

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın

Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

55. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

56. Somut olayda başvuruya konu el koyma tedbiri, 5607 sayılı

Kanun'un 10. maddesi hükmü kapsamında uygulanmıştır. Bu maddenin birinci

fıkrasına göre anılan Kanun'da tanımlanan suçların işlenmesinde kullanılan

taşıtlara 5271 sayılı Kanun'un 128. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca sicile

şerh verilmek suretiyle el konulur. Olayda ise aracın yalnızca siciline şerh

verilmemiş, fiilen de araca el konmuştur. Fiilen araca el koymanın dayanağının

ise 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrası olduğu anlaşılmaktadır.

Bu madde hükmüne göre anılan Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasının (a)

bendi kapsamında, kaçak eşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin

ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat

içinde saklanmış veya taşınmış olması durumunda nakil aracına fiilen el konur.

Söz konusu Kanun hükümlerinin açık, ulaşılabilir ve öngörülebilir mahiyette

olduğu dikkate alındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

kanuna dayandığı kuşkusuzdur.

ii. Meşru Amaç

57. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması imkânı

vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının kamu

yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir sınırlama

sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §

53).

58. 5607 sayılı Kanun’a göre kaçakçılık ülkeye ithali ya da

ülkeden ihracı yasak olan veya ithal ve ihracı gümrük işlemlerine tabi olan bir

eşyayı gümrük işlemleri yaptırılmadan ithal veya ihraç etmek, bu eşyayı ülke

içinde satmak veya satın almaktır.

59. Günümüzde uluslararası ticaretin giderek artması ve

serbestleşmesi toplum ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkileyen, ülke

ekonomisi ve güvenliğini tehdit eden her türlü kaçakçılık faaliyetlerindeki

artışı da beraberinde getirmiştir. Ülke ticaretinin ve güvenliğinin korunması

ve kontrolü ile haksız rekabetin önlenmesi amacıyla kaçakçılıkla mücadele etmek

için ülkeler tarafından hukuki düzenlemelerle gerekli önlemler alındığı gibi bu

türden fiillerle mücadelede etkinliğin artırılması maksadıyla uluslararası

anlaşmalar da yapılmaktadır. Bu yüzden kaçakçılıkla mücadelede etkinliğin

artırılması gayesiyle “kaçak eşya”nın müsadere

edilmesinin kamu yararı amacı taşıdığı değerlendirilmektedir (Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044,

17/12/2015, § 64).

60. Öte yandan müsadereyle suçta kullanılan, kullanılmak üzere

hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde

bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi

suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve

çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesi amaçlanmıştır.

Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin

önüne geçilmesi ve suça konu tehlike arz eden mülkün kullanılmasının ve

dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Fatma

Çavuşoğlu ve Bilal Çavuşoğlu, B. No: 2014/5167, 28/9/2016, § 69).

61. Somut olayda otobüse fiilen de el konulması yönündeki

tedbirin otobüsün yeniden suçta kullanılmasının önlenmesi, caydırıcılığın

sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmaması için gerekli

görüldüğü anlaşılmaktadır. Nitekim 5607 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci

fıkrasının (a) bendinde, kaçak eşyanın suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya

fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli

tertibat içinde saklanmış veya taşınmış olması durumunda nakil aracının

müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır. Bu Kanun'un 10. maddesinin ikinci

fıkrasında ise böyle bir durumun varlığı hâlinde el konulan aracın

alıkonulacağı düzenlenmiştir. Dolayısıyla suçta kullanıldığı anlaşılan otobüse

fiilen de el konulmasının belirtilen şekilde kamu yararına dayalı meşru bir

amacı bulunmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

63. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumun gerektirdiği

ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve

özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması,

kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk

devleti anlayışıyla bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

64. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve

“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını

yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, § 38).

65. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması

hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir

dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarak

aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§ 58). Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır (Arif Güven, § 60).

66. Müsadere veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yoluyla mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin bireyin menfaatleri ile kamunun yararı arasında

olması gereken adil dengeyi bozmaması için öncelikle suça veya kabahate konu

eşyanın malikinin davranışı ile kanunun ihlali arasında uygun bir illiyet

bağının olması ve "iyi niyetli" eşya malikine müsadere edilen veya

mülkiyeti kamuya geçirilen eşyaları -tehlikeli olmaması kaydıyla- geri

kazanabilme olanağının tanınması veya iyi niyetli malikin bu nedenle oluşan

zararının tazmin edilmesi gerekmektedir (Bekir

Yazıcı, §§ 31-80).

67. Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir tedbirin uygulanmasının

Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre ölçülü olabilmesi için bu tedbirin

öngörülen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olması ve bu tedbirin

uygulanması dışında aynı amacı gerçekleştirmeye yarar daha elverişli başka bir

aracın da bulunmaması gerekmektedir. Bunun yanında söz konusu tedbir -gerek

kapsamı gerekse de süresi itibarıyla- orantılı olarak uygulanmalıdır. Ayrıca

kamu yararı amacı doğrultusunda mülkle ilgili olarak bu ve benzeri tedbirlerin

uygulanmasının zarara yol açması ise kaçınılmazdır. Ancak bu zararın kaçınılmaz

olandan ağır veya aşırı sonuçlara da yol açmaması ya da oluşması durumunda

böyle bir zararın kamu makamlarınca makul bir sürede, uygun bir yöntem ve

vasıtalarla gideriminin sağlanması gerekmektedir.

Buna göre kamu makamlarının kanuna dayalı olarak ve ilgili kamu yararı amacı

doğrultusunda mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirler uygulaması ve bu

tedbirlerin belirli bir süre de devam etmesi ancak bireyin haklarının

korunmasının gerekliliklerine uyulduğu takdirde ölçülü görülebilir.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

68. Öncelikle başvurucuya el koyma ve müsadere kararlarına karşı

iddia ve savunmalarını etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınıp

tanınmadığı değerlendirilmelidir. İddianamede malen sorumlu sıfatıyla yer

almasa da başvurucunun kovuşturma sırasında Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesinde

görülen yargılamaya katılma olanağı bulduğu görülmektedir. Başvurucu 3/6/2009

tarihli ilk oturumda avukatı ile birlikte beyanlarda bulunmuş, savunma ve

itirazlarını sunabilmiştir. Ayrıca yargılama sırasında çok defa aracın iadesini

talep edebilmiş, Mahkeme de bu talepleri teminat karşılığında kabul etmiştir.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına el koyma suretiyle yapılan müdahaleye karşı

başvurucunun etkin bir biçimde itiraz edebilme olanağı bulduğu ortadadır.

69. İkinci olarak mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu

otobüsün kaçakçılık suçunda kullanıldığı derece mahkemelerince tespit edilmiş

bir olgudur. Üstelik izinsiz olarak yurda sokulmaya çalışılan hurda altınların

bu otobüsün içinde, sonradan oluşturulmuş gizli bir bölmede yakalandığı da

belirlenmiştir. Nitekim başvurucu da bu olguları inkâr etmemektedir.

70. Başvurucunun temel şikâyeti, kendisinin iyi niyetli üçüncü

kişi konumunda olması nedeniyle kanun gereği müsadere edilmesi mümkün

olmamasına rağmen aracına el konularak yargılama boyunca bu aracın iade

edilmemesine ilişkindir.

71. Gerçekten de araca el konulmasına neden olan eylemle ilgili

olarak başvurucu hakkında herhangi bir suç isnadında bulunulmamıştır.

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede, aracı başvurucudan kiralayan

Şirket malen sorumlu olarak gösterilmiş ve aracın şoförleri hakkında

cezalandırma talebinde bulunulmuştur. Mahkeme de başvurucuyu malen sorumlu

sıfatıyla yargılamaya dâhil etmiş ve yargılama neticesinde yalnızca bu

şoförlerden birinin mahkûmiyetine karar vermiştir. Başvurucu, yargılama

sırasında finansal kiracısı olduğu otobüsü bir şirkete kiraladığını ve bu kira

sözleşmesi çerçevesinde otobüsün yolcu taşımacılığında kullanıldığını bildiğini

ancak kaçakçılıkta kullanıldığını ise bilmediğini savunmuştur. Mahkeme de

başvurucunun bu savunmasına itibar etmiş, gerek bozma ilamı öncesi verdiği

3/12/2009 tarihli gerekse de bozma ilamı sonrası 16/6/2011 tarihli kararlarında

başvurucunun otobüsün finansal kiracısı olup somut olay bakımından iyi niyetli

üçüncü kişi konumunda olduğunu kabul etmiştir. Başvurucunun açtığı tazminat

davasında da derece mahkemeleri, mülk sahibi başvurucunun somut olay bakımından

iyi niyetli üçüncü kişi durumunda olduğunu kabul etmiştir.

72. Bu tespitlere rağmen el konulan otobüs, ceza davasında

başvurucuya iade edilmemiştir. Başvurucunun ve finansal kiralama Şirketinin

iadeye ilişkin talepleri ise Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesince aracın kasko

değeri kadar teminatın yatırılması şartına bağlanmıştır. Mahkeme, bu işlemi

5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandırmıştır.

Anılan Kanun'un 10. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 5271 sayılı Kanun'un

128. maddesinin (4) numaralı fıkrası hükümlerine göre el koyma, kural olarak

aracın siciline şerh verilmek suretiyle yapılabilir. Bununla birlikte 5607

sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirli durumlarda el

konulan aracın alıkonulabilmesine de olanak tanınmıştır. Böyle bir durum ise üç

koşuldan birinin gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlardan ilki, aracın anılan

Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamında olmasıdır.

İkincisi, aracın Türkiye'de sicile kayıtlı olmamasıdır. Üçüncüsü ise soruşturma

veya kovuşturma devam ederken aracın yeniden suçta kullanılmasıdır. Öte yandan

5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bu durumlardan

birinin gerçekleşmesi hâlinde mülk sahibine aracın değeri kadar teminat

yatırılması için otuz günlük süre verileceği, aksi takdirde aracın derhâl

tasfiye edileceği düzenlenmiştir.

73. Somut olayda otobüsün içinde kaçakçılık suçunun

gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak ve gizlemek için özel bir bölme

oluşturulduğundan söz konusu aracın bu Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi kapsamında olduğu tespit edilmiştir. Ancak 5237 sayılı

Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı fıkrasında suçta kullanılsa dahi iyi

niyetli üçüncü kişilere ait eşyaların müsadere edilmemesi öngörülmüştür. Olayda

yargılama makamlarınca ceza soruşturması ve kovuşturması sırasında eşyanın

sanıklar dışındaki üçüncü kişilere ait olduğu gözetilerek teminat yatırılması

için eşya sahiplerine süre verilmesi ve otobüsün 5607 sayılı Kanun'un 10.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre tasfiye edilmesi yoluna gidilmemiştir.

Bunun yerine aracın alıkonulmasına devam edilmiş, başvurucunun iade talebi ise

teminat şartına bağlanmıştır.

74. Yukarıda da değinildiği üzere suçta kullanılan veya suça

konu eşyalara el konulması; bu eşyaların yeniden suçta kullanılmalarının önüne

geçilmesi, caydırıcılığın sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz

kalmasını önlemek gibi amaçlar taşımaktadır. El koyma ve müsadere tedbirlerinin

suçla mücadelede en etkili araçlardan biri olduğu ve kamu makamlarının bu

alanda geniş bir takdir yetkilerinin mevcut olduğu da kuşkusuzdur. Bununla

birlikte kamu makamlarının söz konusu tedbirleri alırken kişilerin mülkiyet

haklarının korunmasını da gözetmeleri gerekmektedir. El koyma tedbirinin

uygulanması, kişilerin geçici süreyle de olsa mülkünden yoksun bırakılması gibi

ağır bir sonuca yol açmaktadır. Nitekim somut olayda başvurucunun otobüsüne

yaklaşık 2 yıl 3 ay boyunca fiilen el konulmuştur. Finansal kiralama sözleşmesi

çerçevesinde otobüs üzerinde her türlü faydayı elde etme hakkına sahip olan

başvurucu, bu olay öncesinde otobüsünü kiralamak suretiyle ekonomik bir menfaat

elde etmekte iken el koyma işlemi nedeniyle belirtilen süre boyunca bu

menfaatten yoksun kalmıştır.

75. Sonradan iyi niyetli üçüncü kişilere ait olduğu anlaşılsa

dahi özellikle suçta kullanılan veya suça konu eşyanın mülkiyetinin ihtilaflı

olduğu durumlarda el koyma tedbirinin uygulanması ve bu tedbirin makul bir süre

devam etmesi de anlaşılabilir bir durumdur. El koyma tedbirinin içerdiği kamu

yararı amacı dikkate alındığında bazı durumlarda böyle bir tedbirin uygulanması

gerekli de olabilir. Eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığı veya suça konu

olup olmadığı, mülkiyetinin kime ait olduğu, malikin iyi niyetli üçüncü kişi

olup olmadığı ve eşyanın müsaderesinin gerekip gerekmediği gibi hususların

bütün açıklığıyla ortaya konması belirli bir süreç gerektirebilir. Böyle

durumlarda başvurucunun açtığı tazminat davasında Yargıtayca

belirtildiği üzere malikin eşyayı izinsiz kullanan maliklere dava açabilmesi

yeterli de görülebilir. Ancak sanıklara karşı açılabilecek böyle bir tazminat

davasının kamu makamlarının hatalı tutum ve işlemlerinden kaynaklanan

sorumluluk hâllerini kapsamadığı açıktır. Somut olay bakımından başvurucunun,

müsadere gerekmediği hâlde kamu makamlarınca el koyma tedbirinin

uygulandığından yakındığı gözetilmelidir.

76. Başvuru konusu olayda Edirne 1. Asliye Ceza Mahkemesi

3/12/2009 tarihli mahkûmiyet hükmüyle suçta kullanılan otobüsün iyi niyetli

üçüncü kişiye ait olduğunu kabul etmiş ve bu otobüsün müsadere edilmesine yer

olmadığına karar vermiştir. Yargıtayın 16/2/2011

tarihli bozma ilamından anlaşıldığı üzere bu karar müsadere yönünden yalnızca

lehe temyiz edilmiş, Yargıtay da hükmün bu bölümünü bozma sebebi yapmamıştır.

Dolayısıyla bu aracın suçta kullanılmakla birlikte iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki

finansal kiralama Şirketi ile finansal kiracı sıfatıyla başvurucuya ait olduğu

en azından belirtilen ilk hüküm tarihi itibarıyla açıklığa kavuşmuştur. Buna

rağmen Ceza Mahkemesi, otobüs üzerindeki fiilî el koyma tedbirini devam

ettirmiştir. Hâlbuki 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinin (1) numaralı

fıkrasındaki "suçta kullanılan

eşyaların iyi niyetli üçüncü kişilere ait olduğunun anlaşılması durumunda

müsadere edilmeyeceği" yönündeki hükmü gözeten Mahkeme

16/6/2011 tarihli kararıyla ilk hükmü tekrar ederek el konulan otobüsün

müsaderesine yer olmadığına karar vermiştir. Ancak Ceza Mahkemesi bu tespite

rağmen yine eşyayı hemen iade etmemiş, bunun yerine hüküm kesinleştiğinde

eşyanın iadesine karar vermiştir.

77. Kamu makamları mülkiyet hakkına müdahale ederken Anayasa'nın

35. maddesi gereğince takip edilen kamu yararı amacını gerçekleştirmeye en

uygun ve elverişli aracı seçmek durumundadır. Somut olayda, el konulan otobüsün

trafik siciline şerh konulmasının mümkün olmasına rağmen bu otobüsün iyi niyetli

üçüncü kişi konumundaki finansal kiralama Şirketi ile kiracısı olan başvurucuya

ait olduğu anlaşıldıktan sonra dahi el koyma tedbirinin fiilî olarak

uygulanmasına devam edilmiştir. El konulan otobüsün fiilen alıkonulması yerine

trafik siciline şerh konulmasının niçin yetersiz kaldığı ise derece

mahkemelerinin kararlarından anlaşılamamaktadır. Ayrıca kamu makamlarınca, el

koyma tedbirinin fiilen uygulanmasına devam edilmesini gerektirir makul ve

haklı bir gerekçe de ortaya konulamamıştır. Nitekim kanun koyucunun asıl

tercihinin de el koyma tedbirinin yalnızca aracın sicil kaydına şerh konularak

uygulanması yönünde olduğu açıktır. Buna göre sadece istisnai durumlar ile

sınırlı olarak el koyma tedbirinin fiilen de uygulanması öngörülmüştür. Olayda

Ceza Mahkemesi ise 5607 sayılı Kanun'un 10. maddesinin (2) numaralı

fıkrasındaki hükmü iyi niyetli üçüncü kişilerin eşyalarını da kapsar şekilde

yorumlamış ve bu maddede belirtilen prosedürü de uygulamadığı hâlde 2 yıl 3 ay

boyunca otobüsü başvurucuya iade etmemiştir. Başvurucunun açtığı tazminat

davasında da yargılama makamları aynı katı yorumu devam ettirmiştir. İyi

niyetli üçüncü kişiye ait olduğu tespit edilmekle müsaderesi gerekmediği hâlde

yargılama sonuna kadar otobüse fiilen el konulmasının hukuka uygun olduğu ve bu

gerekçeyle uğranılan zararın tazmininin gerekmediği yönündeki derece

mahkemelerinin yorumu ise el koyma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın

kaçınılmaz olandan daha fazla olmasına yol açmıştır.

78. Sonuç olarak el konulan otobüsün müsadere edilemeyeceğinin

anlaşılmasına ve başvurucunun finansal kiracısı olduğu otobüsün sicil kaydına

şerh konulmak suretiyle daha az zarara yol açabilecek bir yolun da varlığına

rağmen yargılama sonuna kadar otobüse fiilen alıkonulması şeklindeki

müdahalenin ölçülülük anlamında gereklilik ölçütünü sağlamadığı

anlaşılmaktadır. Bunun yanında el konulan otobüsün derece mahkemelerince iyi

niyetli üçüncü kişi konumundaki finansal kiralama Şirketi ile kiracısı olan

başvurucuya ait olduğu tespit edildiği ve ortada tedbirin devamını gerektirir

makul ve haklı bir gerekçe de bulunmadığı hâlde el koyma tedbirinin fiilî

olarak uygulanmasına devam edilmesi ve iade hükmünün infazı kesinleşme şartına

bağlanarak mülkiyetin kısıtlanma süresinin uzamasına neden olunması orantılı da

değildir. Bu durumda tedbirin uygulanmasında meşru bir amacın mevcut olduğu ve

bu alanda kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisinin de bulunduğu kabul

edilmekle birlikte somut olay bağlamında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle başvurucuya şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfet

yüklenmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında

olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varılmıştır.

79. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

81. Başvurucu, ihlallerin tespiti ile tazminat taleplerinde

bulunmuştur.

82. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

83. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 2. Ağır

Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

84. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir

tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2012/111, K.2013/52)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/9/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Hanife

ENSAROĞLU

Vekili

:

Av. Yasin

ŞAMLI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/14195, 20 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Araca El Konulması ve
  7. B. Tazminat Davası Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Gökcan
  19. Hakyemez
  20. Ensaroğlu
  21. Şamlı
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/14195
Tarih
20 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Nesih Altuner Başvurusu (B. No: 2014/12072)
  • Funda İnciler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2582)
  • Mehmet Boz Başvurusu (B. No: 2014/11124)
  • Sabri Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/14193)
  • Kadriye Ozan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16552)
  • A Teknik Yapı Teknolojileri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/12603)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.