İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Gün Başvurusu (B. No: 2018/9459)

1. Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması

Başvuru No2018/9459Tarih19 Kasım 2020Okuma29 dk · 5.803 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasan Gün Başvurusu

Karar tarihi
19 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2018/9459
R.G. Tarih ve Sayı
17/2/2021-31398
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.803 kelime·29 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yargı kararının gereği gibi uygulanmaması

nedeniyle kararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 29/3/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. 25/8/2011 tarihli ve 652 sayılı Millî Eğitim

Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (652

sayılı KHK) 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun ile eklenen geçici 10.

madde hükmü uyarınca, okul müdürü olarak görev yapan ve görev süresi dört yıl

ve üzeri olan öğretmenlerin müdürlük görevi 2013/2014 ders yılının bitimi

itibarıyla başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona erdirilmiştir. 652 sayılı

KHK'nın 37. maddesi uyarınca da müdürlük görevine atama yapılmasına dair usul

ve esasların yönetmelik ile düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm

uyarınca, Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin

Görevlendirilmelerine İlişkin Yönetmelik (Yönetmelik) 10/6/2014 tarihli ve

29026 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

9. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde

ilkokul müdürü olarak görev yapmakta iken 652 sayılı KHK gereği sona erecek

olan yöneticilik görev süresinin uzatılması için başvuruda bulunmuştur.

10. Bu talebi üzerine Yönetmelik uyarınca değerlendirmeye

tabi tutulan ve 58,25 puan takdir edilen başvurucunun yöneticilik görev süresi,

müdürlük görevi için gereken 75 puan şartını sağlayamadığı gerekçesiyle

uzatılmamıştır.

11. Başvurucu söz konusu işleme karşı Mardin İdare

Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal davası açmıştır.

12. Mahkeme 10/12/2014 tarihli kararı ile yürütmenin

durdurulmasına hükmetmiş ve 29/4/2015 tarihli kararıyla da aynı gerekçeye yer

vermek suretiyle işlemi iptal etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"... yönetmelikte yer alan Görev

Süreleri Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri Değerlendirme Formu incelendiğinde,

değerlendirme kriterlerinin; olumluluk arz eden düşünce yapısı, tavır ve

davranış, vasıf, karakter ve benzeri niteliklerden oluştuğu, bu kriterlerin

evet ya da hayır ile doldurulacağı ve hayır denilen kriterler için puan verilmemesinin

öngörüldüğü, bu duruma göre, hakkında değerlendirme yapılan yönetici için puan

verilmeyen kriterler bakımından, puan vermemenin dayanağının, somut bilgi ve

belge ile açıklığa kavuşturularak ispatlanması gerektiği görülmektedir.

...

... değerlendirmeleri haklı kılacak

somut bilgi ve belgelerin sunulmadığı, diğer taraftan davacının müdürlük

görevinde başarısızlığına veya yetersizliğine ilişkin bilgi ve belgelerin

sunulmadığı, nitekim davacının müdür olarak görevini sürdürürken yapılan teftiş

ve değerlendirmelerde 'çok iyi' başarı derecelerinin verildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, davacı hakkında düzenlenen

değerlendirme formunun bazı kısımlarında yer alan değerlendirme puanlarının

nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterlerine dayanmadığı ve bu haliyle

objektiflikten uzak, soyut ve dayanaksız olduğu anlaşılmakta olup, dava konusu

işlemlerde hukuka ve mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

Öte yandan, davacıya düşük puan verilmek

suretiyle görev süresinin uzatılmamasına ilişkin işlemin hukuka aykırı

bulunarak iptal edilmesinin davacının doğrudan müdürlük görevine devam

ettirmesi anlamına gelmeyeceği, bu karar uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı'na

Bağlı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Görevlendirilmelerine İlişkin

Yönetmeliğin ekinde yer alan 'Görev Süreleri Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri

Değerlendirme Formu (Ek-1)' nun nesnel, somut ölçme ve değerlendirme kriterleri

ile Mahkememizin yukarıda belirtilen gerekçelerine uygun olarak yeniden

yapılacak değerlendirme sonucunda davacının görev süresinin uzatılıp

uzatılamayacağına idarece karar verilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. "

13. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi iptal hükmünü

31/12/2015 tarihli kararı ile onamış ve karar düzeltme istemini de 4/4/2016

tarihinde reddetmiştir.

14. Başvurucu, söz konusu iptal kararı gereği yeniden

değerlendirmeye tabi tutulmuş ve 63,30 puanla takdir edilmiştir. Başvurucunun

yeniden yapılan değerlendirmeye göre yine 75 puan barajının altında kalması

nedeniyle görev süresi uzatılmamıştır.

15. Başvurucu, ikinci değerlendirme üzerine tesis edilen

görev süresinin uzatılmaması işlemini de dava konusu etmiştir.

16. Mahkeme 18/12/2015 tarihli kararıyla ikinci

değerlendirme üzerine tesis edilen işlemi iptal etmiştir. Gerekçenin ilgili

kısmı şöyledir:

" İdari yargıda, idare, yargı

kararlarının genel anlamı ile bağlıdır. Bir iptal kararı verildikten sonra, bu

kararın uygulanması ile ilgili olarak, idare, ancak kararın maksat ve kapsamı

içerisinde karar alabilir. İdarenin iptal kararından sonra girişeceği işlem ve

eylemler iptal kararının ışığında yapılacaktır. Bu eylem ve işlemlerin iptal

kararıyla güdülen amaca uygun olması 'hukuk devleti ilkesinin' de bir

gereğidir.

Anayasanın

141 inci maddesinde, mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak

yazılması gerektiği belirtilmektedir. Bir yargı kararında yer alması zorunlu

olan gerekçe bölümü hüküm fıkrası gibi kararın esaslı bir unsurunu

oluşturmaktadır ve hüküm fıkrası, karar gerekçesi ile bir anlam kazanmaktadır.

Dolayısıyla, yargı kararının uygulanması, karar gerekçesinin gözetilmesini

zorunlu kılmaktadır.

Bu

durumda; Mahkememizin 10/12/2014 tarih ve E:2014/2612 sayılı yürütmeyi durdurma

kararının gerekçesinde 'davacı hakkında doldurulan değerlendirme formunun bir

kısım sorular hakkında olumsuz kanaat belirtilmesine (Hayır cevabı verilmesine)

rağmen, bu değerlendirmeleri haklı kılacak somut bilgi ve belgelerin

sunulmadığı, diğer taraftan davacının müdürlük görevinde başarısızlığına veya

yetersizliğine ilişkin bilgi ve belgelerin sunulmadığı anlaşıldığından

davacının değerlendirme sonucunda 58,25 puan alarak başarısız sayılmasına

ilişkin işlem ve bu işleme dayalı olarak müdürlük görev süresinin

uzatılmamasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmediği' gerekçeleriyle

işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir.

Anılan

mahkeme kararının gerekçesi ve hüküm fıkrası bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, değerlendirme formunda herhangi bir konunun olumsuz

olarak değerlendirilebilmesi için bu durumun hukuken kabul edilebilir bilgi ve

belgelerle somut olarak ortaya konulması gerektiği ve davalı idare tarafından

davacının müdürlük görevinde yetersizliği yada başarısızlığı, görevinde özensiz

davrandığı, verimsiz ya da yetersiz olduğu somut olarak ortaya konulmadan görev

süresinin uzatılmamasının hukuka aykırı bulunduğu, dolayısıyla hukuka bağlı ve

saygılı bir idare tarafından hakkında olumsuz herhangi bir bilgi ve belge

bulunmayan, görevinde yetersizliği yada başarısızlığı ortaya konulamayan ve

hatta teftiş ve sicil raporları çok iyi düzenlenerek görevinde başarılı bir

personel olduğu açık olan davacı hakkında düzenlenen sicil raporları ile

olumsuz kanaat oluşturacak herhangi bir bilgi ve belgenin idarece dosyaya

sunulamadığı hususu ile Mahkememizin E:2014/2612 sayılı dava dosyasında verilen

yürütmenin durdurulması kararının gerekçesi birlikte gözetildiğinde, davacı

hakkında yürütmesi durdurulan işlemin esasa etkisi olmayacak küçük

değişiklikler yapılarak aynı şekilde yeniden tesis edilmek suretiyle davacının

müdürlük görev süresinin ikinci kez uzatılmaması şeklinde tesis edilen dava

konusu işlemde, yukarıda anılan Anayasal ve yasal ilkeler ile hukuka uyarlık

bulunmamaktadır. "

17. İptal hükmü, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari

Dava Dairesi tarafından 14/12/2016 tarihinde onanmıştır.

18. Diğer taraftan başvurucu, ikinci değerlendirme

işlemine dair yargı süreci devam ederken 31/7/2015 tarihinde emekli olmuştur.

19. Başvurucunun emekliye ayrılması nedeniyle 18/12/2015

tarihli iptal kararı üzerine yeniden bir değerlendirme yapılmadığı

anlaşılmaktadır.

20. Başvurucu; bu süreci takiben hukuka aykırı işlemler

nedeniyle mağdur olduğunu, bu işlemler iptal edilmesine karşın yargı

kararlarının gereği gibi uygulanmadığını belirterek 5.000 TL tutarında manevi

tazminatın ödenmesi istemiyle tam yargı davası açmıştır.

21. Mahkeme 31/3/2017 tarihli kararıyla davayı

reddetmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"... dosya kapsamındaki tüm

bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; her iki değerlendirme

puanının hukuka aykırılığı ortaya konulmuş olmakla beraber Mahkeme kararı

doğrultusunda işlem tesis edilmesi halinde dahi davacının doğrudan müdür olarak

görev süresinin uzatılmasının kesin olmadığı, diğer bir ifadeyle yargı

kararlarının davacının müdürlük görevine iade edilmesine yönelik olmadıkları,

bu nedenle ilk yargı kararının gereğinin yerine getirilmemesinin müdür olarak

atanamamaktan kaynaklı manevi zararlara sebebiyet vermeyeceği; öte yandan,

ikinci yargı kararının da davacının emekli olmasından ötürü gereğinin yerine

getirilemediği görüldüğünden idarenin işlem ve eylemlerinden dolayı davacının

fizik yapısını zedeleyen, yaşama ve kazanma gücünün azalmasını doğuran

olayların meydana gelmediği, ayrıca, ortada ağır bir elem ve üzüntünün

duyulmasına neden olabilecek bir durumun söz konusu olmadığı, dolayısıyla

manevi tazminat ödenmesini gerektiren şartlar oluşmadığından manevi tazminat

isteminin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır."

22. İstinaf dilekçesinde başvurucu; açtığı tam yargı

davasının yargı kararının uygulanmamasından kaynaklı olarak açtığı bir dava

olduğunu, müdürlüğe atanmaması nedeniyle uğradığı zarara ilişkin açtığı bir

dava olmadığını açıkça ifade etmiş ve kararın bozulmasını istemiştir. Ret hükmü

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi tarafından 25/1/2018 tarihinde

onanmıştır.

23. Başvurucu tam yargı davasına dair nihai hükmü

5/3/2018 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 29/3/2018 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili

mevzuat

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı 28.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"1. Danıştay, bölge idare

mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına

ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye

veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye

tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.

...

3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,

idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde

bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi

ve manevi tazminat davası açılabilir."

25. 652 sayılı KHK'nın mülga geçici 10. maddesinin (8)

numaralı bendi ile 37. maddesinin (8) numaralı bendi sırasıyla şöyledir:

"Bu maddenin yürürlüğe girdiği

tarih itibarıyla halen Okul ve Kurum Müdürü, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcısı

olarak görev yapanlardan görev süresi dört yıl ve daha fazla olanların görevi,

2013-2014 ders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın

sona erer. Görev süreleri dört yıldan daha az olanların görevi ise bu sürenin

tamamlanmasını takip eden ilk ders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme

gerek kalmaksızın sona erer."

"Okul ve Kurum Müdürleri, İl Millî

Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul

veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali

tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre

tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile

bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle

düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve

terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz."

26. 10/6/2014 tarihli ve 29026 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan (ilk işlem tarihi itibarıyla yürürlükte olan) Yönetmelik'in "Müdürlük

görev süresinin uzatılması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Görev sürelerinin uzatılmasını

isteyen müdürler elektronik ortamda başvuruda bulunur. Müdürlükte dört yıllık

görev süresini dolduranlar ile görev yaptıkları eğitim kurumunda sekiz yıllık

görev süresini dolduran müdürler, Ek-1’de yer alan Görev Süreleri Uzatılacak

Eğitim Kurumu Müdürleri Değerlendirme Formu üzerinden değerlendirilir.

Ek-1’de

yer alan Form üzerinden yapılacak değerlendirme, müdürlük görev süresinin sona

ereceği ders yılının son gününe göre üç ay öncesinden itibaren yapılır.

Ek-1’de

yer alan Formun değerlendirilme sürecine ilişkin iş ve işlemler, il millî

eğitim müdürlüklerinin koordinesinde eğitim kurumunun bağlı olduğu ilçe millî

eğitim müdürlüklerince yürütülür."

27. Yönetmelik'in Ek-1 kısmında "Görev Süreleri

Uzatılacak Eğitim Kurumu Müdürleri İçin Değerlendirme Formu" yer

almaktadır. Bu kısımda 120 farklı önerme bulunmaktadır. Önermeler mesleğin

yürütümüne ilişkin davranışlara/eylemlere (problem çözmede inisiyatif

kullanarak acil kararlar alabilir, kurumun fiziki kapasitesinin etkin ve

verimli kullanılmasını sağlar, öğretmenleri ve öğrencileri motive edici

çalışmalar planlar, katılır ve destekler vb.) yöneliktir ve her önerme ayrı

ayrı puanlanmaktadır. Yönetmelik bugüne değin birden fazla kez olmak üzere

değiştirilmiştir. Günümüzde 21/6/2018 tarihli ve 30455 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumlarına Yönetici Görevlendirme

Yönetmeliği yürürlüktedir.

2. Yargı Kararları

28. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargı

kararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde

verilen ısrar kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088,

K.2014/1787 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Anayasada ve Yasada yer alan

emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre

uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin

uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık

bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle

duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi

gerekmektedir.

İncelenen olayda; davacının 2006 yılı

sicil raporunun 'orta' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ile

iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyine

karşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir. Ayrıca

davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgili sicil

hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündeki iptal

kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılı sicil

raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicil haneleri

aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının 2006 yılı

sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir.

Belirtilen durum karşısında, idarenin

mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararının

uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının manevi

olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla; olayda manevi tazminat

ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını

uygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği ve

ağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevi

tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir."

29. Danıştay Onikinci Dairesi 17/10/2017 tarihli ve

E.2016/8661, K.20174829 sayılı kararı ile hizmet sözleşmesinin feshi işleminin

iptaline dair verilen yargı kararının uygulanmaması üzerine açılan tazminat

davasının kabulüne ilişkin olarak Afyonkarahisar İdare Mahkemesince verilen 15/3/2013

tarihli ve E.2012/943, K.2013/205 sayılı kararı onamıştır. Kararın ilgili kısmı

şöyledir:

"...idare tarafından yargı

kararının uygulanmaması ve/veya çeşitli bahanelerle uygulanmasının

geciktirilmesi sonucunu doğuran ve hukuk düzeniyle bağdaşmayacak ve hatta yok

denilecek kadar ağır nitelikte hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin

iptal edilerek hukuk düzeninden silinmesi gerektiği sonuç ve kanaatine

varıldığı, yaklaşık 8 ay gibi bir süredir yargı kararını uygulamadığı anlaşılan

davalı idarenin bu tavrının ağır hizmet kusuru oluşturduğu sonuç ve kanaatine

varıldığından, davacının yaşadığı üzüntünün karşılığı olacak ve davalı idarenin

olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde ve istemiyle

sınırlı olarak 10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren

işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazmini gerektiği

gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ve davalı idarece olayda kişisel

kusuru bulunan kişi veya kişilere rücu edilmek kaydıyla davacının manevi

tazminat isteminin kabulüyle, 10.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihi

olan 19.11.2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte

davacıya ödenmesi..."

30. Danıştay İkinci Dairesi yargı kararının uygulanmaması

nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönünde verilen kararı 28/11/2017

tarihli ve E.2017/1297, K.2017/7408 sayılı hükmü ile bozmuştur. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"Anayasada ve Yasada yer alan

emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukuki koşullara göre

uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizin

uygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açık

bulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyle

duyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesi

gerekmektedir.

İncelenen olayda; davacının 2006 yılı

sicil raporunun "iyi" olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı

kararı ile iptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı

düzeyine karşılık gelecek not seviyesinde (84,5 notla yine iyi olarak)

düzenlenmesi karşısında, idarenin mevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı

etmek suretiyle yargı kararının uygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun

sonucunda davacının manevi olarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla; olayda manevi tazminat

ödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararını

uygulamadığı saptanan davalı idarenin olaydaki kusurunun niteliği ve

ağırlığının dikkate alınarak, davacının talebini aşmayacak ve Mahkemece takdir

edilecek miktarda manevi tazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmekte

iken, koşulları oluşmadığı gerekçesiyle istemin reddine hükmedilmesinde hukuki

isabet görülmemiştir."

31. Danıştay Beşinci Dairesi "girilen

meslek sınavında başarısız sayılma işleminin iptaline dair yargı kararının

uygulanmaması nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların ve duyulan üzüntüye

karşılık gelen manevi tazminatın ödenmesine hükmeden" Ankara 7. İdare

Mahkemesinin 8/4/2014 tarihli ve E.2014/245, K.2014/439 sayılı kararını 26/1/2015

tarihli ve E.2014/7198, K.2015/399 sayılı hükmü ile onamıştır.

32. Danıştay Sekizinci Dairesi, yargı kararının

uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının süre aşımı gerekçesiyle reddi

yönünde verilen İstanbul 6. İdare Mahkemesinin 22/5/2015 tarihli ve

E.2015/1148, K.2015/1270 sayılı kararını bozmuştur. Daire, kararında yargı

kararının uygulanması taleplerinin on yıllık genel zamanaşımı süresine tabi

olduğunu ifade etmiştir. Bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Olayda, davacı şirket tarafından

İstanbul 9. İdare Mahkemesi'nin 19/07/2012 gün ve E:2011/1673, K: 2012/1601

sayılı kararının 20/12/2012 tarihinde kesinleşmesi üzerine, söz konusu yargı

kararının uygulanması istemiyle on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde

13/10/2014 tarihinde yapılan başvuruya altmış günlük cevap verme süresi ve bu

süreden itibaren altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra 21/04/2015

tarihli işlem ile cevap verildiği görülmektedir.

Bu durumda; dava açma süresinin, 2577

sayılı Kanunun 10. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında,

davacının başvurusunun reddine ilişkin 21/04/2015 tarihli işlemin davacıya

tebliğ edildiği tarihinden itibaren başlatılması gerektiği ve bu sonuçla da

bakılmakta olan davada süre aşımı bulunmadığı anlaşıldığından, temyize konu

kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,

görülmesini isteme hakkına sahiptir."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

34. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargı

kararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biri

olarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı

mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını

isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama

sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur.

Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan,

B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).

35. AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilen

bir kararın icrası, 6. maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz bir

parçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya

(No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihai

yargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde

6/1. maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olurlar (Burdov/Rusya,

B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 37).

36. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacının

medeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamalar bağlamında- daha büyük bir önemi olduğunu ifade etmektedir.

Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda

bulunmak suretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil

aynı zamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadan

kaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekilde

korunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icra

etme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan,

B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).

37. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının

lehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda

Sözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin bir

yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi 6. madde anlamında davanın

tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, § 34).

38. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargı

yerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynı

zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir

beklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No:

40765/02, 28/2/2007, § 54).

39. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye (B. No:

6334/05, 23/10/2012, §§ 73-75) kararında 2577 sayılı Kanun'a göre açılabilecek

tazminat davalarının yargı kararının icra edilmemesi şikâyetleri bakımından

etkili bir iç hukuk yolu olup olmadığı tartışılmıştır. AİHM, bir kararın uygulanma

biçiminin ilgilinin uğradığı maddi veya manevi zararın tazmin edilmesi

hususuyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM, tam yargı

davalarında bir yargı kararını uygulamamanın genellikle hizmet kusuru

olarak değerlendirildiği doğru olsa dahi bu durumun bundan dolayı ortaya çıkan

zararın tazminini sağlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir.

40. AİHM 2577 sayılı Kanun'un özel hüküm (lex

specialis) niteliğindeki hükümleri kapsamında öngörülen hukuk yolunun

-mevcut davada olduğu gibi- yargı kararlarının uygulanmamasına dayandırılan

şikâyetler bakımından uygun tazminat yolu oluşturmadığını belirtmiştir. AİHM

aynı kararda, genel hüküm niteliğindeki tam yargı davası hükümlerinin idare

tarafından yargı kararlarının icra edilmemesi konusunda uygulanabileceği

varsayılsa dahi ne teorik ne de pratik olarak bu tarz bir davada etkinlik ve

erişebilirlik şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını vurgulamıştır. AİHM bu

bağlamda, Türk hukukuna göre yargı kararlarının aynen icrasının önünde aşılamaz

bir engelin varlığı saptanmışsa idarenin başvuranlara mevcut durumun özelliklerine

uygun olarak eski hâle getirmeye (restitutio in integrum) denk

düşecek en uygun alternatif çözümü teklif etme yükümlüğünün olduğunu

hatırlatmıştır. AİHM'e göre başvurucuların lehine herhangi bir sonuç doğuracağı

varsayılsa dahi tam yargı davasından elde edecekleri sonuç, iptal davalarında

elde ettiklerinden farklı olmayacaktır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,

§§ 95-98).

41. Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015,

§§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargı kararıyla

iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışı nedeniyle ilgili

yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHM, başvurucunun dava

açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkün olamadığına dikkati

çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığı veya devletin bütçe

sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebilir yargısal kararların

makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlama yükümlülüğünden

devleti muaf tutamaz.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 19/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

43. Başvurucu; müdürlük görev süresinin uzatılmamasına

ilişkin işleme yönelik olarak verilen iptal kararının şeklen uygulandığını,

gereği gibi yerine getirilmediğini belirterek anayasal haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

44. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

45. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

"Yasama ve yürütme organları ile

idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme

kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini

geciktiremez."

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiaları dikkate alındığında temel olarak yargı kararının

gereği gibi uygulanmaması ve bu uygulamamaya bağlı olarak ihlal iddialarında

bulunulduğu görüldüğünden incelemenin kararın icrası hakkı kapsamında yapılması

uygun görülmüştür.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel

İlkeler

48. Hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğünün

sağlanabilmesi için devletin her türlü işlem ve eyleminin yargı denetimine açık

olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk

cümlesinde “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu

açıktır.” denilmek suretiyle bu husus anayasal güvenceye kavuşturulmuştur.

Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için devletin işlem

ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulması yeterli olmayıp yargı

mercileri tarafından verilen kararların gecikmeksizin uygulanması da gerekir.

Yapılan yargısal denetim neticesinde bir işlemin hukuka aykırı olduğu tespit

edilmesine rağmen işlemin iptali yönündeki kararın uygulanmaması, devletin

işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık tutulmasını anlamsız hâle

getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğü sadece hukuka aykırılıkların

tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıyla

sağlanabilir (AYM, E.2012/73, K.2013/107, 3/10/2013).

49. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasına göre

yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu

hükümde mahkeme kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerine

getirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare lehine herhangi bir

istisnaya yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu makamlarınca

zamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıyla

kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün

olmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini

sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu

yolla bireylerin kamu otoriteleri ile hukuk sistemine olan güven ve saygılarını

korumakla yükümlüdür. Bu sebeple Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ile hukuk

sistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifa

eden yargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul

edilemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Arman Mazman, B. No:

2013/1752, 26/6/2014, § 61).

50. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun

doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütme

organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme

kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade

eden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Arman Mazman, § 57).

51. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve

davalı olarak iddiada ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda

hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9,

14/1/2010). Bu bağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın

uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması

yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç

doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir

anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeye erişim

hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda

mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili

bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını

taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren

düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde

engellenmesi hâllerinde mahkemeye erişim hakkı da anlamını yitirecektir

(Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).

52. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen

yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel

ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir

gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin

hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (Arman

Mazman, § 65).

53. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin üçüncü fıkrasında

öngörülen tazminat yolu, idarenin mahkeme kararlarını uygulama yönündeki

anayasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığı gibi bu tazminat hükümleri

kararın uygulanmamasının alternatif bir yolu olarak kabul edilemez. Ayrıca

idarenin hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı

uygulamak için elinden gelen her gayreti gösterdiğini ve ilgiliye eski hâle

getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek yargı kararına uyma

iradesini haiz olduğunu ortaya koyması gerekmektedir. Bu doğrultuda kesinleşmiş

bulunan yargı kararlarının uygulanmadığı durumlarda kararın icrası hakkından

şikâyet edebilmek adına başvurucuların başka bir yolu tüketmeye, tazminat

davası açmaya zorlanamayacağı açıktır (Erol Aksoy [GK], B. No:

2016/11026, 12/12/2019, §§ 47-58).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

54. Başvurucu, 652 sayılı KHK uyarınca müdürlük görevinin

sona erecek olması nedeniyle yöneticilik görev süresinin uzatılması adına MEB

nezdinde başvuruda bulunmuştur. Yapılan değerlendirmede 58,25 puan alarak

müdürlük için gereken 75 puan barajının altında kalan başvurucunun görev süresi

uzatılmamıştır. Başvurucunun bu işleme karşı açtığı davada 29/4/2015 tarihli

kararla işlemin iptaline karar verilmiştir. Karar gerekçesinde

"başvurucu hakkında düzenlenen değerlendirme formunun bazı kısımlarında

yer alan değerlendirme puanlarının nesnel, somut ölçme ve değerlendirme

kriterlerine dayanmadığı ve bu hâliyle objektiflikten uzak, soyut ve dayanaksız

olduğu" ifade edilmiştir. Bu iptal kararı kesinleşmiştir. İptal hükmü

üzerine gerçekleştirilen yeni değerlendirmede de başvurucu 63,30 puan ile

değerlendirilerek başvurucunun görev süresi uzatılmamış ve bu işlem de dava

konusu edilmiştir. Mahkeme yeniden yapılan değerlendirme üzerine tesis edilen

işlemi de 18/12/2015 tarihli kararıyla iptal etmiştir. İptal gerekçesinde

öncelikle idarenin iptal kararından sonra yapacağı işlemlerin iptal kararının

ışığında tesis edileceği, yargı kararı üzerine tesis edilecek bu işlemlerin

iptal kararıyla güdülen amaca ve kararın gerekçesine uygun olmasının hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olduğu vurgulanmıştır. Ardından ilk iptal

kararının gerekçesi kısaca hatırlatılmış, yeni değerlendirmede de olumsuz

kanaat oluşturacak herhangi bir bilgi ve belgenin idarece sunulamadığı

belirtilmiştir. Sonuç olarak "önceki iptal kararına konu olan işlemin

esasa etkili olmayacak küçük değişiklikler yapılması suretiyle aynı şekilde

yeniden tesis edildiği" ifade edilmiştir. Bu iptal kararı da

kesinleşmiş ancak başvurucu yargı sürecinde emekli olduğundan iptal kararı

uyarınca yeniden bir değerlendirme yapılmamıştır.

55. Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri;

yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve

kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarına

uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138.

maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri

uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması

ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur.

56. Yargı makamları tarafından verilmiş bulunan kesin

hükmün idarece uygulanması yönündeki zorunluluk Anayasa ve 2577 sayılı Kanun

tarafından açıkça güvence altına alınmıştır. Kararın uygulanması mecburiyeti,

adil yargılanma hakkına anlam kazandıran bir güvencedir. Yargı kararının

uygulanmaması hâli, adil yargılanma hakkını kapsadığı tüm diğer usule ilişkin hak

ve güvencelerle birlikte içerikten yoksun kılacak ve yargısal süreci anlamsız

hâle getirecektir. Açık olduğu üzere bu durum hak arama özgürlüğünün temel

bileşenlerinden biri olduğu hukuk devleti ilkesi ile de

bağdaşmayacaktır. Zira hukukun üstünlüğü, yargı makamlarınca hukuksuzluğun

tespit edilmesi ile değil hukuka aykırılığın tüm sonuçları ile birlikte ortadan

kaldırılması ile sağlanabilir. Yargı kararının uygulanması, tespit edilen

hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması adına yargı kararının icaplarına göre

işlem ve/veya eylemde bulunulması ile gerçekleşecektir. Bu uygulama yargı

kararı ile ulaşılmak istenen amaca uygun düşmelidir. Bunun sağlanması adına en

önemli yol gösterici yargı kararının gerekçesidir. İdarenin yargı kararını

uyguladığından söz edilebilmesi için kararın gerekçesinde açıklanan nedenlere,

kararla güdülen amaca uygun olarak işlem tesis etmesi veya eylemde bulunması

şarttır. Bu bağlamda iptal hükmü üzerine iptale konu işlem ortadan kaldırılarak

yeni bir işlem tesis edilmekle birlikte karar gerekçesinde belirtilen hususlar,

kararın güttüğü amaç dikkate alınmadan işlem tesis edilmesi veya eylemde

bulunulması durumunda yargı kararının uygulanmış olduğundan söz

edilemeyecektir. Dolayısıyla kararın icrası hakkının gerçek bir güvence

sağlaması, yargı kararının şeklen değil gerekçesi ve icapları doğrultusunda

uygulanmasını gerektirir.

57. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin

kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu

belirtilmiştir. Bu hüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal

temelini oluşturmaktadır. 2577 sayılı Kanun'un dava türlerini belirleyen 2.

maddesi hükmü ile de idarenin işlem ve eylemleri nedeniyle hakları ihlal

edilenlerin açabilecekleri tam yargı davaları etkin bir iç hukuk yolu olarak

açıkça güvence altına alınmıştır. Ayrıca uygulanmayan yargı kararları nedeniyle

uğranılan zararların giderimi için 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi, tazminat

davası açılmasına yönelik etkin bir imkân sunmaktadır (bkz. §§ 28-32). Hatta

Danıştay bu gibi uyuşmazlıklarda uygulanmadığı ileri sürülen kararın

tebliğinden itibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde idari başvuru

yapılabileceğini ve talebin reddi üzerine uğranılan zararın giderimi için tam

yargı davası açılabileceğini ifade ederek kişiler lehine dava açma hakkını

genişletici bir yorumda bulunmuştur (bkz. § 32). Bu bağlamda kararın icrası

hakkını -uğranılan maddi, manevi zararların yerine getirilmesi ile sınırlı da

olsa- güvence altına alan etkin bir hukuk yolu mevcuttur. Bununla birlikte

yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 53) bu tazminat davası, yargı kararının

uygulanmasının alternatif bir yolu olmadığı gibi kişilerin kararın icrası

hakkından şikâyet edebilmesi adına tazminat davası açmaya zorlanamayacağı da

açıktır. Ancak somut olayda başvurucu, bireysel başvuru yapmadan önce ihtiyari

olarak tazminat davası yolunu seçmiş ve iptal kararlarının uygulanmaması

nedeniyle -bir başka ifadeyle kararın icrası hakkının ihlal edilmesi sonucu-

oluşan zararlarının giderilmesini istemiştir. Buna karşın derece mahkemesi

yargı kararının uygulanmaması bağlamında 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin

üçüncü fıkrası uyarınca bir değerlendirme yapmadan tazminat talebini

reddetmiştir (bkz. § 21).

58. Somut olayda Mahkemenin 29/4/2015 tarihli ilk iptal

kararı işlemi yetki ve şekil unsuru yönünden değil esas yönünden hukuka aykırı

bulmuştur. Gerekçede işlemin hukuki bir dayanağa sahip olmadığı, yapılan

değerlendirmenin somut verilerle desteklenmediği ifade edilmiştir. Yukarıda

anılan ilkeler çerçevesinde bu iptal kararı üzerine idarenin yargı kararının

uygulanması adına yapması gereken somut verilerle desteklenen bir değerlendirme

gerçekleştirmek suretiyle yeniden işlem tesis etmektir. Ancak Mahkeme 29/4/2015

tarihli ilk iptal kararının iptal ile güdülen amaca ve iptal kararının

gerekçesine uygun olarak uygulanmadığını verdiği 18/12/2015 tarihli ikinci

iptal kararında açıkça ve net olarak ifade etmiştir (bkz. § 16). Mahkeme iptal

kararına konu olan ilk işlemin esasa etkili olmayacak küçük değişiklikler

yapılması suretiyle aynı şekilde yeniden tesis edildiğini belirtmiştir. Bir

başka deyişle ikinci işlemin hukuka aykırılığı, ilk iptal kararının gereğinin

yerine getirilmemesi durumu üzerine inşa edilmiş ve gerekçelendirilmiştir.

59. Bu bağlamda somut başvuruya temel olan süreçte esasa

ilişkin olarak verilen, kesinleşmiş ancak gerekçesine, icaplarına ve güttüğü

amaca uygun olarak icra edilmemiş bulunan bir yargı kararının varlığı hususunda

tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte kesinleşmiş yargı kararının gereği gibi

uygulanmadığını, bir başka ifadeyle kararın icrası hakkına yönelik müdahaleyi

derece mahkemesi bizzat tespit etmiş bulunmaktadır (bkz. § 16).

60. Her ne kadar iptal hükmünün idarece uygulanmadığı,

dolayısıyla müdahalenin asıl olarak idareden kaynaklandığı açık ise de iptal

kararlarının uygulanmamış olduğuna ilişkin tespitin derece mahkemelerince

yapılmış olması ve başvurucunun söz konusu "uygulamamaya"

yönelik olarak tazminat yolu ile giderimi seçmiş olması karşısında başvurucunun

yargı kararının uygulanmaması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin

üçüncü fıkrası uyarınca açtığı davanın reddedilmesinin kararın icrası hakkını

ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında kararın

icrası hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

63. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

64. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK],

B.NO

2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

65. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

66. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

67. İncelenen başvuruda adil yargılanma hakkı kapsamında

kararın icrası hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Somut başvuruda

ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

68. Bu durumda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden

yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan farklı ve bireysel

başvuruya özgü bir düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda yeniden yargılama sürecinde mahkemelerce yapılması

gereken iş, öncelikle hak ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan

kaldırılmasından ve Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri

gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden

ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

69. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu sonucuna varıldığından

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

SONUÇ / HÜKÜM

B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Mardin 1. İdare Mahkemesine (31/3/2017 tarihli ve E.2016/880, K.2017/950)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 19/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Volkan ÇAKMAK Başvurucu : Hasan GÜN Vekili : Av. Aladdin İRAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/9459, 19 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. B.no
  17. VI. Hüküm
  18. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  19. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/9459
Tarih
19 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2016/13328
  • İdris Tan Kamer ve Mustafa Aycan Başvurusu (B. No: 2018/20175)
  • Öner Çoban Başvurusu (B. No: 2019/18869)
  • Selma Özdil ve İsmail Özcan Başvurusu (B. No: 2016/7034)
  • Emre Sakarya Başvurusu (B. No: 2018/2743)
  • Ömer Tekeli Başvurusu (B. No: 2019/22141)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.