İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Kara ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17126)

1. Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen

Başvuru No2015/17126Tarih27 Haziran 2018Okuma34 dk · 6.796 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasan Kara Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
27 Haziran 2018
Başvuru Numarası
2015/17126
R.G. Tarih ve Sayı
19/9/2018-30540
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.796 kelime·34 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen

intihar olayı nedeniyle yaşam hakkının, bu olay üzerine açılan davada ise

bağımsız ve tarafsız mahkeme hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 9/11/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. İlk iki başvurucunun oğlu ve diğer başvurucuların kardeşi

olan 1992 doğumlu S.K., Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde asker

iken 24/1/2013 tarihinde ateşli silahla yaralanma sonucu yaşamını yitirmiştir.

A. S.K.nın

Askerlik Süreci ve Ölümü

9. S.K., Yenifoça 7’nci Jandarma

Komando Eğitim Alay Komutanlığı (İzmir/Foça) emrinde bir aylık asker iken

komando seçilemediği için jiletle kendisine zarar vermesi üzerine İzmir Asker

Hastanesinde muayene olmuş ve 6/6/2012 tarihinde organik olmayan psikoz tanısıyla daha ileri tetkik ve tedavi

için Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri

Polikliniğine sevk edilmiştir.

10.GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde

muayene edilen S.K.ya psikotik bozukluk

tanısıyla üç ay hava değişimi verilmiştir. 20/6/2012 tarihli bu raporda ayrıca S.K.nın bazı ilaçları

kullanmasının ve ayda bir kontrole gelmesinin uygun olduğu belirtilmiştir.

Raporun açıklamalar kısmı şöyledir:

“(...) Hastanın önceden bilinen psikiyatrik

sağlık kurul işlemi bulunmamaktadır.

Hasta unutkanlık ve dalgınlık şikâyetinin

olduğunu belirtiyor.

RUHSAL MUAYENE

Ayakta, yaşında görünümde, özbakımı azalmış, çevresine ilgisi azalmış, mizacı durgun,

mimik ve jestleri mizacına uyumlu, sosyabilitesi

çekingen, ürkek, konuşması soru cevap tarzında azalmış, ses tonu azalmış,

bilinç açık, dikkat azalmış, bellek normal, algı tabii. Yönelimi tam. Zeka klinik olarak yeterli. Yargılama bozuk. Uyku normal,

iştah normal. Fikir akış hızı ve ritmi azalmış, amacına geç varıyor. Fikir

içeriğinde askerlik sürecine yoğunlaşma ve referens

sanrılar var. Duygulanım hafif ölçüde endifere.

Davranışlarında psikomotor retardasyon,

zaman zaman ajitasyon şeklinde bozulmalar var.

Öyküsünden; hastanın sivil hayatında psikiyatrik

tanı ve tedavisinin olmadığı, lise yıllarından beri esrar kötüye kullanım

öyküsünün bulunduğu, askerlik görevine başladıktan sonra dezorganize

davranışlar, psikomotor huzursuzluk, sosyal izolasyon

tarzında şikâyetlerin ortaya çıktığı, komando seçilemediği için jiletle

kendisine zarar verdiği, işlevselliğinin azalması üzerine sevk edildiği

anlaşılmaktadır.

Kıta anket formunda: iletişimden uzak olduğu,

esrar ve hap kullandığı, kavgaya karıştığı, çelişkili ve tutarsız konuştuğu,

arkadaşlarının kendisinin arkasından konuştuğunu düşündüğü, jiletle kendisini

yaraladığı belirtilmiştir.”

11. S.K. üç aylık hava değişimi süresinin bitmesi üzerine

30/9/2012 tarihinde Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığındaki birliğine

katılmıştır. S.K., Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığındaki birliğine

katılmasından sonra Rehberlik ve Danışma Merkezi (RDM) takibine alınmış ve

takibe alındığı için kendisine silahlı görevler verilmemiştir.

12. S.K. 17/10/2012 tarihinde Manisa Asker Hastanesi Psikiyatri

Polikliniğinde muayene edilmiştir. Psikiyatrist E.Ö. tarafından muayene edilen S.K.ya “Depresif nöbet, tanımlanmamış.” Tanısı konulmuştur. Raporda

ayrıca S.K.nın E. 75 mg ve

Z. Adlı ilaçları kullanmasının ve bir ay sonra kontrole gelmesinin uygun olduğu

belirtilmiştir.

13. S.K. bu muayeneden altı gün sonra 23/10/2012 tarihinde

Manisa Asker Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde aynı psikiyatrist tarafından

tekrar muayene edilmiştir. Psikiyatrist E.Ö. tarafından yapılan bu muayene

neticesinde ise “Geçirilmiş uyum bozukluğu

yakınması yok, tedavi gerektirmez.” Kararı verilmiştir.

14.Bu karar üzerine 21/12/2012 tarihli Manisa İl Jandarma

Komutanlığı Emniyet Kaza Önleme Kurulu toplantısında S.K.nın RDM takibinden çıkarılmasına karar verilmiştir.

J Er S.K.ya 4/1/2013

tarihinden itibaren silahlı görevler de verilmeye başlanmıştır.

15. S.K. 24/1/2013 tarihinde doldur-boşalt istasyonuna gidip

gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra 15.00 ile 18.00 saatleri arasında nöbetçi

olduğu İlçe Jandarma Komutanlığı ön nizamiyesindeki nöbetçi kulübesine

gitmiştir. Saat 15.20 sıralarında S.K.nın

nöbetçi olduğu yerden silah sesi duyulmuş, bu sesin geldiği yere gidilmesi

üzerine S.K.nın nöbet kulübesinin içinde baş bölgesinden

vurulmuş bir vaziyette olduğu görülmüştür. Bunun üzerine S.K., olay yerine

gelen ambulansla hastaneye götürülmüş ancak kurtarılamayarak aynı gün yaşamını

yitirmiştir.

B. Ceza Soruşturması Süreci

16. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askerî

Savcılığı (Askerî Savcılık) tarafından olay hakkında resen bir soruşturma

başlatılmıştır. Ölüm olayının gerçekleştiği gün olay yeri incelemesi, ölü

muayene işlemi ve klasik otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir. Klasik otopsi

işlemi sonucunda hazırlanan otopsi raporuna göre S.K.nın çenesinin alt orta kısmında 0.7 cm çapında

mermi çekirdeği giriş yarası, sol frontoparietal

bölge saçlı deri içinde ise 2x2 cm boyutlarında mermi çekirdeği çıkış yarası

bulunmaktadır. Otopsi raporuna göre mermi çekirdeği, çenenin alt orta kısmından

girip aşağıdan yukarıya ve önden arkaya doğru bir seyir izleyerek vücudu terk

etmiştir. Otopsi raporunda, cilt-cilt altı bulgulara göre atışın bitişik

mesafeden yapılmış olduğu ve bu atışın tek başına öldürücü nitelikte olduğu

belirtilmiştir. Otopsi raporunda ayrıca S.K.nın

idrarında esrar maddesi bulunduğu belirtilmiştir. Soruşturma kapsamında yapılan

araştırmalar neticesinde olay yerinde bulunan bir adet 9x19 mm çapındaki mermi

kovanı ile mermi çekirdeğinin yine olay yerinde bulunan S.K. üzerine zimmetli

36557 seri numaralı silahla atıldığı tespit edilmiştir.

17. Askerî savcı, S.K.yı

vurulmuş vaziyette ilk gören J Er Ö.Ç.nin ifadesini

almıştır. Ö.Ç. ifadesinde özetle Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığı nizamiye

girişi yanında bulunan noktada nizamiye görevlisi olarak sabah 06.30’dan akşam

18.15’e kadar görev yaptığını, S.K.nın

olay günü saat 15.00’te nöbet yerine geldiğini, nöbeti devralırken kendisine “Nasılsın abi?” dediğini ve ardından nöbet

yerine gittiğini, aralarındaki mesafenin 2-3 metre olduğunu belirtmiştir. Ö.Ç.

devamında saat 15.20 sıralarında S.K.nın

bulunduğu yerden bir el silah sesi geldiğini, sesin geldiği yere dönüp

baktığında S.K.nın kanlar içinde yere düştüğünü

gördüğünü ifade etmiştir. Ö.Ç. ayrıca onun içine kapanık bir asker olduğunu da

belirtmiştir.

18. Askerî savcı, Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığında astsubay

olarak görev yapan ve can dostu sistemine göre S.K. ile ilgilenen A.D.nin ifadesini almıştır. Astsubay A.D. ifadesinde özetle

S.K.nın Turgutlu İlçe

Jandarma Komutanlığına kendi devrelerinden iki ay geç olarak 30/9/2012

tarihinde katılış yaptığını, katılış yaptığında S.K.nın

RDM takibinin olduğunu, bu takipten dolayı S.K.ya

silah vermediklerini ifade etmiştir. Astsubay A.D., S.K.nın

kendisine silah verilmemesinden rahatsızlık duyduğunu, “Komutanım bana niye silah vermiyorlar, ben silah

almak istiyorum.” Şeklinde yakınmalarının olduğunu, kendisinin de

RDM takibinin olduğunu, kurallar gereği RDM takipli askerlere silah

verilmediğini, silahın ancak asker hastanesi tarafından verilecek kurul

raporuna istinaden İl Jandarma bünyesinde oluşturulan Birlik Psikolojik Danışma

Kurulu tarafından RDM kapsamından çıkarılması kararını müteakip

verilebileceğini söylediğini belirtmiştir. Astsubay A.D., daha sonraki

görüşmelerinde de S.K.nın

sürekli olarak silah alma isteğinde bulunduğunu, onun bu taleplerini İlçe

Jandarma Komutanı’na ilettiğini, İlçe Jandarma Komutanı’nın da S.K. için “Asker hastanesine sevk edin.” Dediğini,

bunun üzerine S.K.yı hastaneye sevk ettiklerini ifade

etmiştir. Astsubay A.D., Manisa Asker Hastanesinin 17/10/2012 tarihli ilk

muayenede S.K.nın RDM takibinden çıkarılmasını uygun

görmeyip ilaç tedavisine devam etmesi yönünde karar verdiğini, Manisa Asker

Hastanesinin yaklaşık bir hafta sonraki 23/10/2012 tarihli muayenede ise “Geçirilmiş uyum bozukluğu, yakınması yok, tedavi

gerektirmez.” Şeklinde karar verdiğini, kendilerinin de bu raporu

Manisa İl Jandarma Komutanlığına gönderdiklerini, Manisa İl Jandarma

Komutanlığının ise Kasım-Aralık ayındaki heyet toplantısında S.K.yı RDM kapsamından çıkardığını belirtmiştir. Astsubay

A.D., S.K.ya bu karardan

sonra 4/1/2013 tarihinde MP-5 marka bir silah verdiklerini ve S.K.nın yaklaşık yirmi gün silahlı görevlere çıktığını

ifade etmiştir. Astsubay A.D. silah verdikten sonra S.K.yı ceza infaz kurumunda görevlendirmek

istediklerini ancak S.K.nın bu görevi istemediğini,

bunun üzerine onu gece devriyesine verdiklerini belirtmiştir.

19. Askerî savcı, Turgutlu İlçe Jandarma Komutanı Jandarma

Yüzbaşı L.T.nin ifadesini almıştır. Yüzbaşı L.T.

ifadesinde özetle;

i. S.K.nın

30/9/2012 tarihinde Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığı emrine katılış

yaptığını, standart olarak birliğe katılış yapan tüm erbaş/erlerle rütbeli

personelin görüştüğünü, askere bir can dostu tayin edildiğini, oluşturulan

gruplar içine ayrıca sorumlu rütbeli bir personelin atandığını,

ii. S.K.nın

acemi birliğindeki şahsi dosyasında yer alan bilgiler doğrultusunda 17/10/2012

tarihinde Manisa Asker Hastanesine sevk edildiğini, burada yapılan muayenede S.K.ya depresif nöbet tanısı konulduğunu, eğitim birliğinde

RDM kaydı olan S.K.ya zaten silahsız görev

verdiklerini, bu rapordan sonra uygulamanın aynı şekilde devam ettiğini,

iii. S.K.nın 17/10/2012 tarihli

muayeneden sonra tekrar psikiyatriye gitmek istediğini kendisine Astsubay A.D.nin ilettiğini, kendisinin özelikle psikiyatrik açıdan

rahatsız olduğunu belirten askerlere karşı herhangi bir sorgulama yapmadan sevk

yazılarını imzaladığını, kişinin kısa bir süre önce psikiyatriye gitmiş

olmasının buna engel olmadığını çünkü verilen ilaçların sıkıntı yaratmasının ya

da kişinin başka bir sorun yaşıyor olmasının mümkün olabileceğini, sevk

yazılarında matbu olarak “personelin silah

kullanmasında sakınca olup olmadığının bildirilmesi” ibaresinin yer

aldığını, neticede J Er S.K.nın 23/10/2012 tarihinde

Manisa Asker Hastanesinde tekrar muayene olduğunu ve hakkında “Yakınması yok, tedavi gerektirmez.” Şeklinde

rapor düzenlenmiş olduğunu,

iv. Bu rapor üzerine kendilerinin başka bir değerlendirme

yapmasının mümkün olmadığını, S.K.nın birliğe katılış

yaptığı tarihten yaşamını yitirdiği tarihe kadar uyumsuzluk gösteren, problem

yaratan ya da sorun çıkaran bir asker olmadığını, S.K. hakkında kendilerini

farklı bir düşünceye itecek ne kendisinin ne de diğer rütbeli personelin bir

gözleminin bulunduğunu, S.K.nın arkadaşları ile

uyumlu, rütbeli personel tarafından sevilen bir yapıda olduğunu, bu sebeple söz

konusu tabip raporunu irdelemelerini gerektirecek bir durumun bulunmadığını,

zaten böyle bir rapor olmasına rağmen sıkıntılı bir durum tespit edilirse

sıkıntıya vücut veren somut olaya ilişkin bir tutanak ve Kıta Anket Formu

düzenlenerek hastaneye sevk işlemlerinin yapıldığını,

v. İl Jandarma Komutanlığında her ay Emniyet Kaza Önleme Kurulu

toplantısı yapıldığını, bu toplantılarda birçok konuyla birlikte silahsız görev

yapan erbaş ve erlerin durumunun da değerlendirildiğini, bu değerlendirme

yapılırken tabip raporunun ilgili birlik komutanlarının kanaatlerinin bir bütün

olarak değerlendirildiğini, sıkıntılı bir durum yoksa askere silahlı görevler

verilebildiğini, S.K.nın da Emniyet ve Kaza Önleme

Kurulu tarafından verilen karar doğrultusunda silahla görev yapmaya

başladığını, bu göreve başladıktan sonra S.K.nın

sıkıntılı bir durumunu ne kendisinin gözlemlediğini ne de bu konuda kendisine

bir rapor verildiğini, süreç bu şekilde devam ederken S.K.nın

24/1/2013 tarihinde nizamiye girişinde nöbet esnasında ateşli silah yaralanması

sonucu yaşamını yitirdiğini,

vi. İlaç tedavisi gören askerlerin ilaçlarının ya bizzat karakol

komutanı ya da görevlendirilen başka bir personel tarafından verildiğini, S.K.nın otopsi sırasında alınan idrarında çıkan esrar

maddesinin çarşı izni sırasında temin edilmiş olabileceğini, çarşı izninden

dönen erlerin nöbetçi personel tarafından kontrol edildiğini ancak az

miktardaki esrarı bulmanın mümkün olmayabileceğini, S.K. ile ilgili olarak

sivil hayatında esrar kullandığı şeklinde bir bilginin olduğunu ancak askerlik

hizmeti esnasında esrar kullandığı yönünde tespitlerinin ya da böyle bir

ihbarın olmadığını ifade etmiştir.

20. Soruşturma kapsamında, Manisa Asker Hastanesinde S.K.yı muayene eden ve 17/10/2012

tarihli rapor ile 23/10/2012 tarihli raporu düzenleyen Psikiyatrist E.Ö.nün ifadesi alınmıştır. Psikiyatrist E.Ö. ifadesinde

özetle psikiyatri servisinde muayene olan ve ilaç kullanan askerlerin diğer

askerler ve komutanlar tarafından damgalanmaları nedeniyle ilaç kullanmak ve

muayeneye gelmek istemediklerini ifade etmiştir. Psikiyatrist E.Ö., S.K.nın 23/10/2012 tarihli

muayenesinde olağan dışı bir durumun dikkatini çekmediğini, S.K.nın

ilaç kullanmak ve psikiyatri polikliniğine gelmek istemediğini kendisine söylediğini,

ayrıca herhangi bir şikâyetinin olmadığını kendisine ifade ettiğini

belirtmiştir. Psikiyatrist E.Ö. S.K.nın durumunu

sosyal faktörlere bağlı olarak gelişen depresif belirtilerin olduğu uyum

bozukluğu tablosu olarak değerlendirdiğini, 23/10/2012 tarihli muayenede

hastanın şikâyetinin olmamasını, ilaç kullanmak ve psikiyatri polikliniğine

gelmek istemediğini ifade etmesini, muayene sırasında önemli bir bulgu

olmamasını ve Kıta Anket Formu’nda önemli bir konunun

bulunmamasını dikkate alarak sosyal faktörlerin bu tabloda düzelme için çok ani

ve iyileştirici bir etkisinin olduğunu değerlendirdiğini ve bu şekilde bir

rapor düzenlediğini ifade etmiştir.

21. Askerî savcı, ölüm olayı sonrasında S.K.nın naaşını memleketine

götüren ve burada ailesiyle görüşen Astsubay M.A.E.nin

ifadesini almıştır. Astsubay M.A.E. ifadesinde özetle cenazeyi Kahramanmaraş’ın

Pazarcık ilçesine götürdüğünü ve daha sonra S.K.nın evinin önünde kurulan taziye çadırına

geçtiğini, S.K.nın annesi başvurucu Mücelle Kara’nın burada kendisine “Olaydan bir gün önce [S.K.] kız kardeşini telefonla arayarak konuşmuşlar. [S.K.] kız kardeşine ben bu askerliği yapmayacağım, kendimi

vuracağım süresiz izine geleceğim gibi şeyler söylemiş kızım da beni aradı. Ben

de sabah saat 08:00 gibi [S.K.yı] aradım oradaki askerlere [S.K.nın] rüyalarıma

girdiğini [S.K.nın] asker arkadaşları ve komutanları ile arasında

herhangi bir sıkıntısının olup olmadığının oradaki askerlere sordum. (...) Ben

sabah saat 08:00’da aradığımda oradaki askerlere beni komutanlarınızla

görüştürün [S.K.nın] silahını alsınlar diyemedim. O anda herhalde nutkum

tutuldu yavrumun ölmesine ben sebep oldum.” Şeklinde sözler

söylediğini ifade etmiştir. Astsubay M.A.E. ayrıca S.K.nın sessiz, sakin ve sevilen bir asker olduğunu

belirtmiştir.

22. Askerî savcı, S.K.nın

babası başvurucu Hasan Kara’nın da ifadesini almıştır. Hasan Kara ifadesinde

özetle oğluyla askerlik görevini yaptığı usta birliğinde hemen hemen her gün

görüştüğünü, en son onunla olaydan bir gün önce saat 16.00 sıralarında

telefonla görüştüğünü, bu görüşmenin toplam on dakika kadar sürdüğünü, bu

görüşmede oğlunun izinde olan Kahramanmaraşlı bir arkadaşıyla kendisine telefon

göndermesini istediğini belirtmiştir. Hasan Kara, bu görüşmeden sonra gece saat

00.00 sıralarında kızının mesaj attığını, mesajda “Baba [S.K.nın] canı mı sıkkın bir onu arayın.” Dediğini,

bunun üzerine kızını aradığını, kızının “Baba

beni [S.K.] aradı ve bana ‘Abla

ben izine geleceğim sen de eve gel, orada görüşelim.’ Dedi. Sıkıntısı mı var, [S.K.yı] bir arayın.” Diye de eklediğini ifade etmiştir. Hasan Kara,

bu görüşmenin hemen akabinde oğlunu defalarca aradığını fakat oğluna ulaşamadığını,

eşinin de aynı anda askeriyenin santralini arayarak bir görevli ile

görüştüğünü, santral görevlisi tarafından kendisine S.K.nın uyuduğunun söylendiğini belirtmiştir. Hasan

Kara ayrıca oğlunun askerlik öncesinde herhangi bir sıkıntısının olmadığını,

askerlik süresince yaptığı görüşmelerde de oğlunun herhangi bir huzursuzluğunun

bulunduğu veya sıkıntısının olduğu yönünde kendisine bir şey söylemediğini

fakat oğlunun acemilik döneminde psikolojik bunalım geçirmiş olması nedeniyle

İstanbul GATA’ya gönderildiğini ve yaklaşık yirmi gün orada tedavi gördüğünü,

tedaviden sonra oğluna üç ay hava değişimi verildiğini ifade etmiştir. Hasan

Kara; oğlu ile üç aylık hava değişimi süresince herhangi bir sıkıntı

yaşamadıklarını, zaten kendisine hastaneden tedavi amaçlı iki hap verildiğini,

oğlunun bu süre içinde hapları düzenli olarak kullandığını belirtmiştir. Hasan

Kara son olarak oğlunun intihar etmediğini düşündüğünü, oğlunun bu şekilde

davranacak bir insan olmadığını, olayın kaza sonucu meydana geldiğini ve oğlunun

şehit olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir.

23. Soruşturma kapsamında, S.K.nın annesi Mücelle Kara’nın

olay günü telefonla konuştuğu J Er M.K.nın da ifadesi

alınmıştır. M.K. ifadesinde özetle olayın gerçekleştiği günün sabahında S.K.nın annesinin santrali arayarak oğlu ile görüşmek

istediğini söylediğini, kendisinin de ona telefonu kapatıp beş dakika sonra

aramasını, S.K.yı çağıracağını söylediğini, daha

sonra S.K.yı çağırmak için yukarı çıkıp S.K.ya “Annen arıyor, 5

dakika sonra seni tekrar arayacak.” Dediğini, S.K.nın

da “Ben onu sonra ararım.” Deyip

tekrar uyumaya devam ettiğini, bunun üzerine aşağıya inip S.K.nın

annesine “Teyze şu an [S.K.] istirahatte, seni sonra arayacakmış.” Dediğini

ve telefonu kapattığını ifade etmiştir. M.K. ayrıca S.K.nın sessiz ve sakin biri olduğunu ifade etmiştir.

24. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan diğer kişiler de genel

olarak S.K.nın içine kapanık

ve sessiz bir asker olduğunu, arkadaşlarıyla herhangi bir probleminin

bulunmadığını ifade etmişlerdir.

25.Askerî Savcılık 21/6/2013 tarihinde Adli Tıp Kurumu

Başkanlığına müzekkere yazarak kişinin ölüm sebebinin belirlenmesi ve kişinin

gördüğü psikiyatrik tedavilerde tıbbi açıdan bir kusur ya da ihmal bulunup

bulunmadığının tespit edilmesi talebinde bulunmuştur.

26. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, olay hakkındaki adli ve

tıbbi evrakı dikkate alarak 17/7/2013 tarihli bir rapor hazırlamıştır. Raporda;

kişinin ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması dışında başka bir travmatik tesirle öldüğünün delillerinin bulunmadığı,

idrarında esrar maddesi bulunan kişinin zehirlenerek öldüğünün delillerinin de

bulunmadığı, kişinin ölümünün ateşli silah mermi yaralanmasına bağlı beyin

kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana

geldiği belirtilmiştir. Raporda, S.K.ya altı gün

arayla iki farkla rapor verilmesi hususu ile ilgili olarak ise “Kişinin antisosyal

kişilik özellikleri, esrar kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan psikotik süreçlerin arasında depresif yakınmaları saptayıp

tedavisinin başlaması hekimin özeninin ve dikkatinin göstergesi olduğu, 1 hafta

sonraki kararının değiştirilmesi ise hastanın özgüven eksikliğinin giderilmesi

bakımından sosyal müdahale olarak tedavinin parçası olarak kabul edildiği,

intiharın ön görülemez bir “belirti” olduğu, herhangi bir insanda herhangi bir

zamanda ortaya çıkabileceği de dikkate alındığında; İzmir Askeri Hastanesi,

Haydarpaşa GATA Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Manisa Askeri Hastanesinde

psikiyatri bölümlerinde kişinin takip ve tedavilerinde bulunan hekimlere atfı

kabil kusur bulunmadığı oy birliğiyle mütalaa olunur.” Şeklinde

değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu raporda, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. N.K.

dâhil toplam yedi kişinin imzası bulunmaktadır.

27. Başvurucular, psikiyatrik rahatsızlıklarla ilgili hususlarda

yetkili Adli Tıp Kurumu Kurulunun 4. İhtisas Kurulu olduğunu, bu sebeple somut

olayda Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini ancak

Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan rapor alındığını belirterek rapora itiraz

etmişlerdir.

28. Askerî Savcılık, soruşturma kapsamında elde ettiği tüm bu

verileri değerlendirerek S.K.nın

ölümünde herhangi bir kişiye atfı kabil kusur ve ihmal bulunmadığı, ölümün

intihar sonucu meydana geldiği kanaatine varmış; 2/7/2014 tarihli karar ile

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Askerî Savcılık, gerek S.K.nın arkadaşlarının gerekse

aile fertlerinin beyanlarında S.K.nın RDM takibinden

çıkarılmasının ve S.K.ya silah verilmesinin yerinde

olmadığına işaret edecek, dış dünyaya yansıyan herhangi bir sorunlu hâl, hareket

ve davranıştan bahsedilmediğinden birlik komutanlarının bu süreçte bir ihmali

ve yanlış değerlendirmesinin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Askerî Savcılık

ayrıca ölümlü olaylarda Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun görevli olduğunu,

konu ile ilgili olarak başka bir uzmanlık alanının bilgisi gerekiyorsa ilgili

uzmanlık alanından bir bilirkişinin de görüşünün alındığını, somut olayda da

Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. N.K.nın

toplantıya katılarak görüşünün alındığını dikkate alarak başvurucuların

bilirkişi raporuna yönelik itirazlarını yerinde görmemiştir.

29. Başvurucuların anılan karara yaptığı itiraz, Kara Kuvvetleri

Komutanlığı Ege Ordusu Komutanlığı Askerî Mahkemesinin (Askerî Mahkeme)

25/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

C. Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davası Süreci

30. Başvurucular, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle

29/4/2013 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığına (İdare) müracaat etmiş; İdare,

dilekçeye süresi içinde cevap vermeyerek başvuruyu zımnen reddetmiştir.

31. Başvurucular, zımni ret üzerine 3/9/2013 tarihinde Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) idare aleyhine tam yargı davası açmıştır.

Başvurucular dava dilekçesinde özetle yakınları S.K.nın sivil yaşantısında herhangi bir psikolojik

sorun yaşamadığını ve bu kapsamda bir tedavi görmediğini, yakınlarının askerlik

görevini ifa ettiği sırada psikolojik yönden rahatsızlandığını, bu durumun

komutanlar tarafından da bilindiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular 17/10/2012

tarihli raporda yakınlarına ilaç tedavisi önerilmesine rağmen bundan altı gün

sonraki 23/10/2012 tarihli raporda “Tedavi

gerektirmez.” Şeklinde rapor tanzim edilmesinin görevli komutanlar

ile tabibin ihmalini ortaya koyduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, yakınlarına

gerçek mermi ve silah verilerek nöbet tutturulmasının İdarenin kusurunu daha da

artırdığını, ayrıca yakınlarının ilaçlarını alıp almadığının kontrol

edilmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, somut olayda hem askere alım

işlemleri sırasındaki muayenelerin hem de askerlik hizmeti sırasındaki muyene ve kontrollerin yetersiz olduğunu iddia etmişlerdir.

32. Davalı İdare ise başvurucuların yakını S.K.nın intihar ettiğinin soruşturma dosyasında bulunan

bilgi ve belgelerden anlaşıldığını, yasal dayanaktan yoksun davanın

reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.

33. AYİM İkinci Dairesi 21/1/2015 tarihli karar ile

başvurucuların dilekçelerini, ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak oyçokluğuyla davanın

reddine karar vermiştir. AYİM kararının ilgili kısmı şöyledir:

“(...) [S.K.nin] ailevi, kişisel

veya yalnızca kendisince bilinebilecek başka nedenlerden dolayı kapıldığı ani

bunalım sonucu ateşli silahla intihar ettiği, olayda kendisine kusur izafe

edilebilecek başkaca bir personel bulunmadığı (kötü muamele veya hakarete

uğradığına dair bir emare de bulunmadığı), olayla ilgili yapılan adli

soruşturma neticesinde de tespit edildiği üzere, müteveffanın tamamen kendi

iradesi ile ölümü olayında zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında

illiyet bağının bulunmadığı, davacılar vekilinin de intihar olayına ilişkin

olarak davalı idarenin kusurlu ya da kusursuz sorumluluğunu doğuracak herhangi

bir somut delili ortaya koyamadığı, davalı idareye yüklenebilecek bir

nedensellik bağının mevcut olmadığı, davalı idarenin herhangi bir hizmet

kusurunun ya da kusursuz sorumluluk şartlarının mevcut olmadığı

değerlendirilerek, dava konusu olayda idareye yüklenebilecek hukuki bir

sorumluluğun bulunmadığı, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde

davacıların maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi

gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.”

34. Karara katılmayan iki üye ise S.K.nın

acemi birliğinden hatta sivil hayatından beri süregelen bir psikiyatrik

rahatsızlığının bulunduğunu, soruşturma kapsamında alınan ifadelere göre S.K.nın içine kapanık, çevresiyle fazla iletişim kurmayan

bir yapıya sahip olduğunu, öncesinde RDM takibinde olan S.K.nın

ısrarlı talepleri sonucu Manisa Asker Hastanesine sevk edildiğini ve Manisa

Asker Hastanesinin bir hafta arayla iki farklı rapor düzenlediğini ve bu

farklılığın izah edilmemesinin çelişki olduğunu, bu hâliyle S.K.nın

ısrarlı talebine dayanılarak iyi niyetle rapor düzenlendiğinin anlaşıldığını

ancak bunun hizmete uyarlı olmadığını, davalı idarenin bu şekilde davranmakla S.K.nın intihar etmesine katkıda bulunduğunu belirterek

davanın kısmen kabul edilmesi gerektiğini, bu sebeple karara katılmadıklarını

ifade etmiştir.

35. Başvurucular genel olarak dava dilekçesinde belirttikleri

hususları yineleyerek karar düzeltme isteminde bulunmuş ve eksik inceleme

sonucu kurulan hükmün kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesi talebinde

bulunmuşlardır.

36. Başvurucuların karar düzeltme talebi, AYİM İkinci Dairesinin

16/9/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

37. Anılan kararın 9/10//2015 tarihinde başvurucuların vekiline

tebliğ edilmesiyle 9/11/2015 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

38. 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adlî Tıp Kurumu Kanunu’nun “Görev” kenar başlıklı 2. Maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Adlî Tıp Kurumunun görevleri şunlardır:

F) Mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü

alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adlî tıpla ilgili

konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmek,

(...)”

39. 2659 sayılı Kanun’un “Adlî

Tıp İhtisas Kurulları” kenar başlıklı 7. Maddesinin olayların

meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan şekliyle ilgili kısmı şöyledir:

“Adli Tıp Kurumunda altı ihtisas kurulu

bulunur. Aşağıdaki ihtisas kurulları, bir başkan ve adli tıp uzmanı iki üye

ile;

a) Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu birer;

- Tıbbi patoloji,

- İç Hastalıkları,

- Kardiyoloji,

- Genel Cerrahi,

- Beyin ve Sinir Cerrahisi,

- Anesteziyoloji ve Reanimasyon,

- Kadın Hastalıkları ve Doğum,

- Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları,

(...)

d) Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulu;

- Ruh Sağlığı ve Hastalıkları için iki,

- Çocuk psikiyatrisi için bir,

- Nöroloji için bir,

(...)

Uzmanlarından oluşur.

(...)”

40. 2659 sayılı Kanun’un “Adlî

Tıp Kurumunda bilirkişi dinlenmesi ve toplantılara katılma” kenar

başlıklı 24. Maddesi şöyledir:

“I- Adlî Tıp Üst Kurulları ve adlî tıp ihtisas

kurulları ile adlî tıp ihtisas daireleri, inceledikleri konularla ilgili olarak

Adlî Tıp Kurumunda bulunmayan tıp ve diğer uzmanlık dallarında Adlî Tıp Kurumu

dışından uzmanların bilirkişi olarak davet edilmesine karar verebilirler. Uzman

kişiler oy hakları olmamakla beraber görüşlerini bir raporla Adlî Tıp Üst

Kurulları, adlî tıp ihtisas kurulu veya adlî tıp ihtisas dairesi başkanlığına

bildirirler.

Bilirkişilere yönetmelikteki esaslara göre

Adlî Tıp Üst Kurulları, adlî tıp ihtisas kurulu ve adlî tıp ihtisas dairesi

başkanlığınca yaptıkları çalışmaya uygun ücret takdir olunur.

II- a) Adlî Tıp Üst Kurulları, adlî tıp

ihtisas kurulları ile adlî tıp ihtisas daireleri, inceledikleri konularla

ilgili olarak kendi kurul veya dairelerinde bulunmayan, Adlî Tıp Kurumundaki

diğer kurul veya dairelerde bulunan uzmanların davet edilmesine karar

verebilirler. Uzman kişiler, o olayla ilgili toplantıya katılır ve oy

kullanırlar.”

41. İlgili hukuk için ayrıca bkz. Kumrişan Akkuş ve Sefer Akkuş, B.

No: 2014/14672, ½/2017, §§ 45-56.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 27/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

43. Başvurucular; zorunlu askerlik hizmetini ifa eden

yakınlarının ateşli silah yaralanması sonucu yaşamını yitirdiğini, olay

hakkında açtıkları tam yargı davasının meydana gelen ölüm olayının intihar

olduğu gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararına dayanılarak

reddedildiğini belirtmişlerdir.

44. Başvurucular, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın

İdarenin kusurlu olmadığı ve tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı sonucunu doğurmadığını

ifade etmişlerdir. Başvurucular, yakınları S.K.nın askerliğe elverişliği

olmadığının askere gitmeden önce veya askerliğinin ilk dönemlerinde tespit

edilmesi mümkün iken yetkili makamların hmali

davranışları ve askere alma sisteminin iyi kurulmamış olması nedenleriyle

tespit edilemediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, S.K.nın psikolojik rahatsızlığının üstlerince

bilinmesine rağmen bu konuda gerekli tedbirlerin alınmadığını ve hiç ihtiyaç

yokken S.K.ya silahlı nöbet tutturulduğunu iddia

etmişlerdir. Başvurucular ayrıca yakınlarının tedavisinin gerektiği gibi

yaptırılmadığını ileri sürmüşlerdir.

45. Başvurucular, devletin askere sevk işlemlerinden önce

yükümlülerin askerliğe elverişli olup olmadığının tespiti için etkili bir tıbbi

kontrol mekanizması kurması ve makul sayılabilecek tüm tıbbi muayene ve

tetkikleri gerçekleştirmesi gerektiğini ancak Türkiye’de son yoklama

muayenelerinin son derece yüzeysel olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular,

yakınlarının daha önceden de var olan psikolojik sorunlarının ve esrar

kullanmasının askere alındıktan ancak bir ay sonra tespit edilebildiğini,

devletin askere alımlarda uyguladığı sağlık tarama sisteminin yaşam hakkını

koruma bakımından yetersiz olduğunu belirtmişlerdir.

46. Başvurucular; devletin yükümlülerin askere alınmasından

sonra da yaşam hakkını koruma bakımından yükümlülüklerinin bulunduğunu,

askerlik hizmeti sırasında psikolojik sorunların ortaya çıkmasını önleyecek

düzenli ve periyodik bir muayene sisteminin kurulması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Başvurucular; yakınlarının askerlik hizmetini ifa ettiği sırada psikolojik

yönden rahatsızlandığını, yakınlarının psikolojik durumunun birlik

komutanlarınca bilindiğini, buna rağmen gerçek mermi ve silah verilerek nöbet

tutturulduğunu, ilaçlarını alıp almadığının kontrol edilmesi gerekirken bunun

yapılmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular 17/10/2012 tarihli raporda ilaç

tedavisi önerilmesine ve bir ay sonra kontrole gelmesi gerektiği belirtilmesine

rağmen yakınlarının bu rapordan altı gün sonra tekrar hastaneye sevk

edilmesinin ve bu defa “Tedavi gerektirmez” şeklinde

rapor düzenlenmesinin gerek birlik komutanlarının gerekse görevli tabibin

ihmalini ortaya koyduğunu ifade etmişlerdir.

47. Başvurucular; davanın reddine dayanak yapılan ceza soruşturması

sırasında alınan bilirkişi raporunun da akla, mantığa ve tıp bilimine aykırı

olduğunu, raporun açıkça meslektaş dayanışması saikiyle

hazırlanmış olduğunu, kaldı ki anılan raporun Adli Tıp Kurumunun psikiyatrik

rahatsızlıklarla ilgili raporları hazırlayan 4. İhtisas Kurulunca hazırlanması

gerekirken 1. İhtisas Kurulunca hazırlandığını, branş itibarıyla ilgisiz

kişilerin raporu hazırladığını, heyette bir psikiyatri uzmanının bulunmasının

ise yeterli olmadığını ileri sürmüşlerdir.

48. Başvurucular, ayrıca yakınlarının desteğinden yoksun

kalmaları nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirtmişlerdir.

2. Değerlendirme

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, AYİM kararından sonra bireysel

başvuru yapmış olup olay hakkında yürütülen ceza soruşturması ile ilgili olarak

herhangi bir iddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir. Başvurucular, AYİM

kararından sonra yaptıkları bireysel başvuruda temel olarak yakınları S.K.nın yaşamının yetkili

makamlarca korunamadığını ve bu konuda etkili bir yargısal korumadan

yararlanamadıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple başvurucuların bu başlık

altındaki tüm iddialarının Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınan

yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

50. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. Maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

51. Anayasa’nın 5. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

53. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif

bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını

gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

54. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin pozitif

yükümlülükleri açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın

17. Maddesi, devlete elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş

yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği

gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu

yükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının tehlikeye girebileceği

her türlü faaliyet bakımından geçerlidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

55. Bu kapsamda bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Zorunlu askerlik hizmeti için de

geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askerî mercilerin kendi

kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk

olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit

etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden

beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekir. Ancak özellikle insan

davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar

değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi dikkate

alınarak pozitif yükümlülük; yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekilde

yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede,

basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askerî

yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 74).

56. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk seviyesine

uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin bulunması

gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu kıldığı için özellikle

silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli; psikolojik

sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun tedbirlerin

alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde, askerlik

yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan askerlerin

etkin bir şekilde korunmasını sağlayan uygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir

komuta zinciri içinde yer alan sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve

hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir. Bu

çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesi,askerlik öncesinde ve

sırasında kişilere gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması büyük önem

taşımaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri,

§§ 75, 76).

57. Kişilerin yaşamının korunması için yeterli yasal ve idari

bir çerçevenin oluşturulması yükümlülüğü, askerlik hizmetini ifa eden kişilerin

yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda başvurucular, yakınlarının üçüncü kişi ya da

kişilerce kasıtlı bir şekilde öldürüldüğü yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir.

Bu durumda başvuru konusu olay açısından yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde devletin S.K.nın

yaşamını kendi eylemine karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti

gerekmektedir. Bu bağlamda öncelikli olarak askerî yetkililerin S.K.nın intihar etme riskini bilip

bilmediklerinin veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konulması,

böyle bir durum söz konusu ise yetkileri çerçevesinde kendilerinden makul

olarak beklenebilecek tedbirleri alıp almadıklarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

59. S.K.nın askere alındığı tarihte

yürürlükte bulunan, 24/11/1986 tarihli ve 19291 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 86/11092 sayılı mülga Türk Silahlı

Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 5. Maddesinde; askerlik

çağına giren yükümlülerin askere alınmadan önce sağlık muayenesinden

geçirileceği, bu muayene sırasında yükümlünün bildiği herhangi bir hastalık

veya arızasının bulunup bulunmadığına ve muayene sırasında herhangi bir sağlık

yakınmasının olup olmadığına ilişkin yazılı beyanının alınacağı belirtilmiştir.

Aynı Yönetmelik’in S.K.nın

askere alındığı tarihte yürürlükte bulunan 10. Maddesinde ise sağlık

kontrolleri neticesinde askerliğe elverişli olmadığı tespit edilen yükümlülerin

askere alınmayacağı belirtilmiş; sağlık durumları geçici olarak bozuk olan son

yoklamaya tabi yükümlüler hakkında ertesi yıla bırakma kararı, sevke tabi

olanlar hakkında ise sevk tehiri kararı verileceği ifade edilmiştir.

60. Başvurucular; askere sevk işlemlerinden önce yapılan tıbbi

muayene ve kontrollerin son derece yüzeysel olduğunu, devletin askere alımlarda

uyguladığı sağlık tarama sisteminin yaşam hakkını koruma bakımından yetersiz

olduğunu ileri sürmekle birlikte askere sevk işlemlerinden önce yakınlarına

uygulanan tıbbi muayeneye ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa

Mahkemesine sunmamışlardır. Kaldı ki başvurucular gerek AYİM’e

sundukları dava dilekçesinde gerekse AYİM kararına karşı başvurdukları karar

düzeltme yolunda yakınları S.K.nın

sivil yaşantısında herhangi bir psikolojik sorun yaşamadığını ve bu kapsamda

bir tedavi görmediğini, yakınlarının askerlik görevini ifa ettiği sırada

psikolojik yönden rahatsızlandığını ifade etmişlerdir (bkz. §§ 31, 35).

Başvurucuların herhangi bir somut iddiası olmaması nedeniyle derece mahkemesi

de askerlik öncesine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmamıştır.

61. Bu durumda somut olayda incelenmesi gereken asıl sürecin

askerlik dönemi olduğu anlaşılmaktadır.

62. Bu incelemeye geçmeden önce başvurucuların Adli Tıp Kurumu

1. İhtisas Kurulu raporuna yönelik iddialarına değinmek gerekir. Başvurucular

davanın reddine dayanak yapılan bilirkişi raporunun akla, mantığa ve tıp

bilimine aykırı olduğunu, raporun branş itibarıyla ilgisiz kişilerce

hazırlandığını iler sürmüş ise de başvuru formu ve eklerinde, psikiyatri

alanında uzman bir profesörün de katılımıyla hazırlanan Adli Tıp Kurumu

raporunun objektifliğinin ve/veya yeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek

herhangi bir husus tespit edilememiştir. Başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi

ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında

varsayıma dayalı olarak fikir yürütmek Anayasa Mahkemesinin görevi de değildir.

Dolayısıyla Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporunda belirtilen kanaatlere

göre değerlendirmelerde bulunmanın somut olayda herhangi bir sakıncasının

olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

63. Başvurucuların yakını S.K, Yenifoça

7’nci Jandarma Komando Eğitim Alay Komutanlığı (İzmir/Foça) emrinde bir aylık

asker iken komando seçilemediği için jiletle kendisine zarar vermiştir. Bunun

üzerine İzmir Asker Hastanesinde muayene olan S.K., 6/6/2012 tarihinde organik olmayan psikoz tanısıyla daha

ileri tetkik ve tedavi için GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri

Polikliniğine sevk edilmiştir. GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Psikiyatri

Polikliniğinde muayene edilen S.K.ya 20/6/2012 tarihinde psikotik bozukluk tanısıyla üç ay hava değişimi raporu verilmiştir.

Bu hususlar dikkate alındığında S.K.nın

askerliğinin ilk dönemlerinde kendisine zarar verme eğiliminin olduğu ve bu

durumun yetkili makamlarca da bilindiği açıktır.

64. Üç aylık hava değişimi süresinin bitmesi üzerine 30/9/2012

tarihinde Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığındaki birliğine katılan

S.K., RDM takibine alınmış ve takibe alındığı için kendisine silahlı görevler

verilmemiştir. Manisa Asker Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde görevli

Psikiyatrist E.Ö. tarafından 17/10/2012 tarihinde muayene edilen S.K.ya “Depresif nöbet, tanımlanmamış.” Tanısı konularakilaç tedavisi

önerilmesine rağmen aynı psikiyatrist tarafından 23/10/2012 tarihinde yapılan muayenede”Geçirilmiş uyum bozukluğu yakınması yok tedavi gerektirmez.”

Şeklinde değerlendirmeler yapılarak herhangi bir ilaç tedavisi önerilmemiştir.

Psikiyatrist E.Ö., ceza soruşturması kapsamında alınan ifadesinde sosyal

faktörlerin iyileştirici etkisinin olduğunu gözönünde

bulundurarak ilaç tedavisinden vazgeçtiğini belirtmiştir. Benzer şekilde Adli

Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, bir hafta sonraki karar değişikliğini”(...) hastanın özgüven eksikliğinin giderilmesi bakımından

sosyal müdahale olarak tedavinin parçası (...)” olarak

değerlendirmiştir. Bu durumda, 23/10/2012 tarihli muayenede S.K.nın yaşadığı psikolojik sorunların geçtiği yönünde

bir tespitte bulunulmadığına, bu muayene neticesinde sosyal faktörlerin

iyileştirici etkisine vurgu yapılarak sadece ilaç tedavisinden vazgeçildiğine

hatta 23/10/2012 tarihli ikinci muayene sonucunda verilen kararın Adli Tıp

Kurumu 1. İhtisas Kurulunca tedavinin bir parçası olarak değerlendirildiğine

özellikle vurgu yapmak gerekir.

65. Yukarıdaki tespitler dikkate alındığında S.K.nın askerî yetkililerinin dikkatini çekebilecek

derecede kendisine zarar verme eğilimi gösterdiği değerlendirilmektedir.

Nitekim askerî yetkililer kendisine zarar verebileceği düşüncesiyle 23/10/2012

tarihli muayeneden sonra da S.K.ya

belli bir dönem silah vermemişlerdir. Dolayısıyla somut olayda S.K.nın kendisine zarar verme

riskinin bulunduğunun askerî yetkililerce bilindiğinin, en azından bilinmesi

gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

66. Bu durumda somut olayın koşulları çerçevesinde S.K.nın sağlığının korunması ve

kendisine zarar vermemesi açısından önleyici bazı tedbirlerin alınması

gerektiği açıktır. Dolayısıyla başvuru formu ve eklerinin bu kapsamda

incelenmesi gerekir.

67. Bu kapsamda öncelikle daha önceden kendisine zarar verici

eylemlerde bulunan ve psikolojik rahatsızlığının bulunduğu sağlık kurumlarınca

da tespit edilen bir kişiye silah verilmesinin bazı durumlarda oldukça

sakıncalı sonuçlara yol açabileceği belirtilmelidir.

68. Somut olayda 23/10/2012 tarihli muayeneden sonra belli bir

dönem gözlemlenen ve bu gözlem neticesinde RDM takibinden çıkarılan S.K.,

kendisine silah verilmesinden yirmi gün sonra tek başına nöbet tuttuğu sırada

üzerine zimmetli silahlaintihar ederek yaşamını

yitirmiştir.

69. İntihar olayından önce kendisine zarar verici eylemlerde

bulunmuş ve psikotik

bozukluk tanısıyla üç ay hava değişimi raporu verilerek evine

gönderilmiş olan S.K.nın üç

aylık hava değişimi süresinin bitmesi üzerine askerlik hizmetine tekrar

başlamasından sonra kısa sayılabilecek bir süre içinde RDM takibinden

çıkarılarak silahlı bir şekilde tek başına nöbet tutmayla görevlendirilmesi

somut olayın koşulları bağlamında makul görünmemektedir.

70. Başvuru formu ve eklerinde, S.K.nın 23/10/2012 tarihli muayeneden sonra kontrol

amaçlı olarak tekrar hastaneye götürüldüğüne ve muayene edildiğine ilişkin bir

bilgi ve belge de bulunmamaktadır. 23/10/2012 tarihli muayenede Psikiyatrist

E.Ö. tarafından yapılan değerlendirmenin Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca

sosyal bir müdahale ve tedavinin bir parçası olarak kabul edildiği gözönünde bulundurulduğunda S.K.nın bu tarihten sonra hastaneye kontrol amaçlı

olarak hiç götürülmemesi S.K.nın yaşamının korunması

için alınması gereken tedbirler yönünden önemli bir eksiklik olarak göze

çarpmaktadır.

71. Başvuru konusu olayda S.K.nın 23/10/2012 tarihinden sonra hastaneye

götürülerek muayene ettirilmesi ve S.K.ya silahlı

nöbet görevi verilmemesi yetkililerden beklenebilecek makul tedbirlerdir. S.K.nın yaşamının korunması için

alınması gereken bu tedbirler, yetkili makamlara aşırı bir yük de

yüklememektedir.

72. Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda S.K.nın yaşamının korunması için

gerekli olan makul tedbirlerin alındığının söylenemeyeceği sonucuna

varılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

74. Başvurucular ayrıca bağımsız ve tarafsız bir mahkemede

yargılama yapılmadığını, AYİM’in yapısı itibarıyla

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını ileri sürmüşlerdir.

75. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerin en fazla

dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında Disiplin

Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri boyunca idari veya askerî

yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subayların

idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30).

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

78. Başvurucular, yaşam hakkının ihlalinin tespiti ile yeniden

yargılama yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır. Başvurucular tazminattalebinde bulunmamışlardır.

79. Somut olayda, yaşam hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

80. Yaşam hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere yetkili idari yargı merciine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

SONUÇ / HÜKÜM

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere -Anayasa’nın

21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. Maddesinin

birinci fıkrasının € bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış

olduğundan anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE

GÖNDERİLMESİNE (Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin E.2015/1357

sayılı dosyası),

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/6/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Zorunlu askerlik hizmeti sırasında meydana gelen intihar

nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde, intihar olayından önce kendisine zarar

verici eylemlerde bulunmuş ve "psikotik

bozukluk" tanısıyla üç ay hava değişimi verilerek evine gönderilmiş olan

kişinin bu sürenin bitmesinden ve askerlik hizmetine tekrar başlamasından kısa

bir süre sonra silahlı nöbet görevine verilmesinin makul görünmediği ve bu

kişinin yaşamının korunması için makul tedbirlerin alındığının söylenemeyeceği

belirtilmektedir (§§ 69-72).

Önceki kararlarımızda olduğu gibi bu kararda da vurgulanan genel

ilkeler çerçevesinde Devletin, başvurucuların yakını olan ve zorunlu askerlik

hizmeti sırasında intihar ettiği belirtilen kişinin yaşamını kendi eylemine

karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti ve bu bağlamda askerî

yetkililerin sözü edilen kişinin intihar etme riskini bilip bilmediklerinin

veya bilmelerinin gerekip gerekmediğinin ortaya konulması, böyle bir durum söz

konusu ise yetkileri çerçevesinde kendilerinden makul olarak beklenebilecek

tedbirleri alıp almadıklarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Başvurucular yakınlarının askerlik öncesinde herhangi bir

psikolojik sorun yaşamadığını, bu kapsamda bir tedavi görmediğini ve askerlik

görevi sırasında rahatsızlandığını belirttiklerinden, incelenmesi gereken asıl

sürecin askerlik dönemi olduğu anlaşılmaktadır (§§ 60-61).

Yapılan incelemede; başvurucuların yakınının yaklaşık bir aylık

asker iken komando seçilemediği için jiletle kendisine zarar vermesi üzerine

önce İzmir Asker Hastanesine, sonra da GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesine sevk

edilerek muayene ve tedavi olduğu, ardından "psikotik

bozukluk" teşhisiyle hava değişimi verildiği, ilaç tedavisinin de devam

ettiği üç aylık hava değişimi süresinin sonunda Birliğine katılan anılan

kişiye, Birliğine katılmasından yaklaşık iki hafta, ilk muayenesinden ise

yaklaşık dört ay sonra "Depresif nöbet, tanımlanmamış" teşhisiyle

ilaç kullanmaya devam etmesi yönünde rapor verildiği, bu muayeneden altı gün

sonra ise aynı hastanenin psikiyatri polikliniğinde aynı psikiyatrist

tarafından yapılan muayene sonucunda "Geçirilmiş uyum bozukluğu, yakınması

yok, tedavi gerektirmez" kararı verildiği görülmektedir (§§ 9-13).

Bu karardan yaklaşık iki ay sonra, ilgilinin Birliğine

katılmasından sonra hakkında alınan ve kendisine silahlı görev verilmesini

engelleyen Rehberlik ve Danışma Merkezi (RDM) takibinden çıkarılmasına karar

verildiği, bu karardan iki hafta sonra silahlı görevler de verildiği

anlaşılmaktadır.

Olayla ilgili ceza soruşturması kapsamında alınan ifadelerden,

başvurucuların yakınının kendisine silahlı görevler verilmemesinden rahatsızlık

duyduğu ve bunu üstlerine ilettiği, ayrıca bir aylık kontrol tarihi gelmeden tekrar

muayene talebinde bulunduğu, yetkililerin muayeneye sevk etmemenin kişi

hakkında olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendirmesiyle sevk kararı aldığı

ve muayene neticesinde hakkında tedavi gerekmediği yönünde rapor düzenlendiği

dikkate alındığında, raporu veren psikiyatristin bu gibi durumlarda sosyal

faktörlerin iyileştirici etkisinin olduğunu gözönünde

bulundurarak tedavi gerekmediği kararı verdiğine ilişkin açıklamalarının,

süresinden önce hastaneye sevk kararının ve ikinci raporun açıkça keyfi olduğundan

söz edilemeyeceği değerlendirilmektedir.

Nitekim Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporunda da, tedavinin sona erdirilmesi hastanın özgüven

noksanlığının giderilmesi bakımından isabetli bulunarak ilgili psikiyatriste

bir kusur atfedilmemiştir.

Ayrıca, askerî yetkililerin; söz konusu rapordan hemen sonra bu

kişiye silahlı görev vermedikleri ve belli bir süre (yaklaşık iki buçuk ay)

daha gözlemledikleri, davranışlarında herhangi bir anormallik görmemeleri

üzerine silahlı görevler vermeye başladıkları gözönünde

bulundurulduğunda, gördüğü tedaviden sonra gerçek intihar riski olarak kabul

edilebilecek anormal bir davranış sergilemeyen mezkûr kişinin intihar etme

riskini bildikleri veya bilmeleri gerektiği sonucuna ulaşılmasının mümkün

olmadığı düşünülmektedir.

Diğer taraftan, çoğunluğun ihlal gerekçesinde söz konusu kişinin

son muayeneden sonra kontrol amacıyla tekrar hastaneye götürülmemesinin

ilgilinin yaşamının korunması için alınması gereken tedbirler yönünden önemli

bir noksanlık olduğu belirtilmekte ise de (§ 70), ilgilinin son muayenesinde

verilen raporda tedavisinin gerekmediğinin belirtilmesi karşısında böyle bir

sevke gerek görülmemesinin bir noksanlık olarak değerlendirilemeyeceği

düşünülmektedir.

Dolayısıyla askerî yetkililerin, eğitim birliğinde psikolojik

sorunlar yaşayan ve tedaviden sonra intihar riski olarak kabul edilebilecek bir

davranış göstermeyen kişinin intihar etme riskini bildikleri veya bilmeleri

gerektiği sonucuna ulaşılmasının mümkün olmadığı, aksinin kabulünün yaşam hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülükler bakımından askerî makamlara aşırı bir yük

yüklemek anlamına geleceği değerlendirilmektedir.

Bu sebeplerle, yaşam hakkının ihlal edilmediği düşüncesiyle

çoğunluğun ihlal kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Hasan

KARA

2. Mücelle KARA

3. Aynur

KARA

4. Fatma

Ayten KARA

5. Mustafa

Kemal KARA

6. Asuman

KARA

Vekili

:

Av. İlter

AKSOYLU

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/17126, 27 Haziran 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. S.K.nın
  7. Ruhsal Muayene
  8. B. Ceza Soruşturması Süreci
  9. C. Askeri Yüksek İdare
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. II- a) Adlî Tıp Üst Kurulları, adlî tıp
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Yaşam Hakkının İhlal
  14. B. Adil Yargılanma
  15. C. 6216 Sayılı Kanun’un
  16. VI. Hüküm
  17. B. Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınan yaşam
  18. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  19. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Yıldırım
  22. Topal
  23. M. Emin KUZ
  24. Kara
  25. Kara
  26. Kara
  27. Aksoylu
  28. M. Emin KUZ
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/17126
Tarih
27 Haziran 2018

İlgili Kararlar

  • E-Ba İnşaat Taahhüt Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/13921)
  • Ali Ünlü Başvurusu (B. No: 2015/7626)
  • Nihat Akbulak Başvurusu (B. No: 2015/10131)
  • Ömer Şahin Başvurusu (B. No: 2017/27238)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/5016
  • Taciser Gürler Başvurusu (B. No: 2015/13764)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.