İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Okan Deligöz Başvurusu (B. No: 2015/16727)

1. Başvuru, iddianame esas alınarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden

Başvuru No2015/16727Tarih21 Mart 2019Okuma19 dk · 3.775 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hasan Okan Deligöz Başvurusu

Karar tarihi
21 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/16727
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.775 kelime·19 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, iddianame esas alınarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden

ihraç edilme ve bu işleme karşı açılan davanın aynı gerekçe ile reddedilmesi

nedenleriyle masumiyet karinesinin; ayırma işlemi sırasında savunma alınmaması,

ilgili mevzuatın uygulanmaması, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yapısından

dolayı tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmaması ve kararlarına karşı

başvurulabilecek etkili bir kanun yolunun bulunmaması nedenleriyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/10/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 14/3/2014 tarihine kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinde

(TSK) subay olarak görev yapmıştır.

8. Başvurucu görev yapmakta iken 2013 yılında işlediği iddia

olunan ihaleye fesat karıştırma suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında

Gölcük Cumhuriyet Savcılığınca 6/11/2013 tarihli iddianame düzenlenerek dava

açılmış olup Gölcük 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/273 esas sayılı dosyasında

yargılama devam etmektedir.

9. Anılan iddianamede ileri sürülen hususlara ilişkin Deniz

Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığınca başvurucu ile ilgili olarak

TSK'dan ayırma süreci başlatılıp başvurucunun durumu aynı Komutanlık

bünyesindeki komisyonda incelenerek sicil yolu ile TSK'dan ayırma işlemi

yapılmasının uygun olacağı hususu komutanın onayına sunulmuştur. Deniz

Kuvvetleri Komutanı tarafından bu kararın tasvip görmesi üzerine Deniz

Kuvvetleri Komutanı ve Genel Kurmay Başkanı'nca "Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir"

sicil belgesi düzenlenmiştir. İlgili silsile takip edilerek nihayetinde

14/3/2014 tarihinde başvurucunun TSK'dan ilişiği kesilmiştir.

10. Başvurucu, ayırma işlemine karşı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 17/3/2015

tarihli kararıyla davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme 31/1/2013 tarihli ve

6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun yürürlüğe girmiş

olmakla birlikte dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla 6413

sayılı Kanun'un 49. maddesinde öngörülen yönetmeliğin henüz yürürlüğe

girmediğinden aynı Kanun'un geçici 1. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun

50/c maddesinin uygulanmasına devam edilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu

ve buna göre başvurucu hakkındaki ayırma işleminin anılan 50/c maddesi ve Subay

Sicil Yönetmeliği'nin 91. ve 92. maddeleri uyarınca tesis edilmesinde hukuka

aykırılık bulunmadığını belirtmiştir. Kararda dava konusu işlemin yetki ve

şekil unsurları yönünden hukuka uygun bulunduğu da açıklandıktan sonra

başvurucu hakkında bir mahkeme kararı olmadığı için suçluluğunun sabit olmadığı

yönündeki iddiası incelenmiş ve şöyle denilmiştir:

"...; davacı hakkındaki Gölcük Cumhuriyet

Başsavcılığının 06.11.2013 tarihli iddianamesinde teknik ve fiziki takip,

kolluk fezlekesi ve iletişim tespit kayıtları ve buna ilişkin tapeler, bilirkişi raporları şeklinde sözü edilen ayrıntılı

deliller çerçevesinde gerek davacıya isnad edilen

eylemlerin davacıdan sadır olduğu gerekse bu eylemlerin (tipiklik bakımından isnad edilen suçları oluşturup oluşturmadığı hususuna

ilişkin ceza yargılamasından bağımsız olarak) disiplin hukuku ilkelerine göre

değerlendirilmesi sonucunda niteliği ve niceliği itibariyle vahim olduğu

yönündeki davalı idare değerlendirmesinin olgulara uygun olduğu; bu itibarla

sözü edilen eylemlerin Türk Silahlı Kuvvetlerinın

disiplin ve ahlak anlayışına açıkça ters düştüğü ve TSK'nın itibarını sarsacak

şekilde ahlak dışı hareketler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği; bu

bağlamda davacının statüsü itibariyle kamu görevlisi olma nitelik ve

yeterliliğini yitirdiği, bu durum karşısında kamu hizmetinde istihdam

edilmesinin kamu yararına açıkça aykırılık teşkil ettiği, sonuç olarak, davacı

hakkında Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununun 50/c ve Subay Sicil

Yönetmeliğinin 91 ve 92'nci maddeleri uyarınca tesis edilen ayırma işleminde

takdir yetkisinin objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı-birey

yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı, dolayısıyla

tesis edilen işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna

varılmıştır."

11. Başvurucunun karar düzeltme istemi AYİM Birinci Dairesinin

15/9/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu karar 5/10/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir. Başvurucu 27/10/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

12. 16/2/2013 tarihli ve Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 6413 sayılı Kanun'un "Geçiş dönemi" kenar başlıklı geçici

1. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:

"(4) Bu Kanunun

yürürlüğe girdiği tarihte kurulu bulunan disiplin mahkemeleri, 49 uncu maddede

öngörülen yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar disiplin kurulu olarak bu Kanun

hükümlerine göre faaliyetlerine devam eder. Söz konusu yönetmelik yürürlüğe

girinceye kadar 926 sayılı Kanunun, bu Kanunun 45 inci maddesinin altıncı

fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan hükümlerinin uygulanmasına

devam olunur."

13. 926 sayılı Kanun'un olayda uygulanan mülga 50. maddesinin

birinci fıkrasının(c) bendi şöyledir:

"c) Disiplinsizlik veya ahlaki durum

sebebiyle ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle

Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmeyen subayların hizmet sürelerine

bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkında

sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,

inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler

tarafından yapılacağı subay sicil yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi

subaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından

incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden

ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır."

14. Anayasa Mahkemesi, 6413 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin

(4) numaralı fıkrasının (bkz. § 12) iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusu üzerine

anılan düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulmamış ve istemi reddetmiştir.

Mahkemenin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/24, K.2014/122 sayılı kararının ilgili

kısımları şöyledir:

"İtiraz konusu kural,

Kanun’un 49. maddesi gereğince Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca

müştereken çıkarılacak olan yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar, Kanun’un 45.

maddesinin altıncı fıkrasının (c) bendi ile yürürlükten kaldırılan 926 sayılı

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 50. maddesinin birinci fıkrasının

(c) bendi ve 94. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan,

disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle silahlı kuvvetlerden ayırma cezasını

düzenleyen hükümlerin uygulanmasına devam olunacağını düzenlemektedir.

...

İtiraz konusu kural ile getirilen düzenleme,

esasları belirlenmiş, çerçevesi çizilmiş, sınırları kanun koyucu tarafından

düzenlenmiş olan Kanun hükmünün yürürlüğe gireceği zamanın belirlenmesine

ilişkindir. Kaldı ki bu durum, yeni kanunun uygulanma şekli için çıkarılması

mecburi olan yönetmeliğin hazırlanmasının belli bir süre almasından

kaynaklanmaktadır. Burada her ne kadar yönetmeliğin yayımlanmasının belirli bir

süreye bağlanmadığı ve bu durumun belirsizlik oluşturacağı ileri sürülebilecek

ise de yönetmelik yürürlüğe girinceye kadar olan dönemde bir boşluk söz konusu

olmayıp hem önceki dönemde hem de sonraki dönemde kişiler için uygulanacak olan

düzenlemeler kanun ile yapılmış düzenlemelerdir. Kanun koyucunun, geçiş

döneminde diğer hükümleri henüz yürürlükten kaldırmadığı dolayısıyla iradesini

bu şekilde koruduğu gerçeği göz önüne alındığında yasama yetkisinin devrinden

ve belirsizlikten söz edilemez.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural

Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi

gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

15. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir..."

"Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır."

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

a. Genel Olarak

16. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yerleşik içtihadı

uyarınca, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlükleri ihlal etmediği sürece ulusal

mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi

olmadığını belirtmektedir (García Ruiz/İspanya

[BD], B.No: 30544/96,

21/1/1999, § 28; Perez/Fransa [BD], B. No: 47287/99, 12/2/2004,

§ 82). Bu içtihada göre Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını

güvenceye almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin

nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar

öncelikli olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal

şartlarda ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki

uyuşmazlıktaki tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi

meseleler Mahkemenin yeniden inceleme alanına girmez. AİHM, bir dördüncü derece

yargı yeri gibi davranmamalıdır; dolayısıyla keyfî olduğu ya da makul olmadığı

açıkça görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin

kararlarını 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna ((No.2)

[BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015, § 61).

b. Masumiyet Karinesine İlişkin İçtihat

17. Sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin üyelerinin

sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini ifade eden

ve Sözleşme’nin 6. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen masumiyet karinesi,

birinci fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli

unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre,

B. No: 8660/79, 25/3/1983,§ 27).

18. Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı

yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar”

çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin

uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan

maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza

mahkemesinin daha önce verdiği cezai sorumluluğun bulunmadığını tespit eden

kararına uygun hareket etmelidir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya [GK], B. No: 9295/81,

6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında

verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha

düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde

yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38).

19. Ayrıntılı AİHM içtihatları için bakınız (Galip Şahin, B. No: 2015/6075, 11/6/2018,

§§ 18-30).

c. Disiplin Cezalarına

İlişkin İçtihat

20. AİHM devlet ile kamu görevlileri arasındaki anlaşmazlıklarda

Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının uygulanabilirliği hakkındaki

içtihadını Vilho Eskelinen ve

diğerleri/Finlandiya ([BD], B. No: 63235/00, 19/4/2007) kararında

ortaya koymuştur. AİHM, bu kararında ilke olarak kamu görevlileri ile ilgili

uyuşmazlıkların adil yargılanma hakkı kapsamında ele alınabileceğini kabul

etmektedir. Ancak devlete özel bir güven ve sadakat bağı ile bağlı olan kamu

görevlileri (asker, polis vb.) açısından konuyu ayrı değerlendirmektedir. Bu

çerçevede kamu görevlileri ile devlet arasındaki uyuşmazlıkların adil

yargılanma hakkının kapsamı dışında tutulabilmesi için şu iki koşulun birlikte

gerçekleşmiş olması gerekir. İlk olarak devlet, söz konusu uyuşmazlığa ilişkin

iç hukukunda mahkemeye başvuru hakkını tanımamış olmalıdır. İkinci olarak bu

yoksun bırakma devletin menfaatiyle ilgili objektif sebeplerle haklı

kılınmalıdır (Vilho Eskelinen ve

diğerleri/Finlandiya, § 62).

21. Diğer taraftan AİHM disiplin hukukunun kapsamına giren bir

suçtan dolayı meslekten ihraç kararlarına karşı yapılan başvurularda, olayın

Sözleşme'nin 6. maddesinin medeni haklar kapsamında incelenebileceğini kabul

etmektedir. AİHM, meslekten çıkarmayla ilgili soruşturmanın olayın kendine özgü

koşulları altında “bir suç isnadının karara

bağlanmasını içermediği”ni,

dolayısıyla 6. maddenin cezai yönü bakımından uygulanamayacağını belirtmektedir

(Oleksandr Volkov/Ukrayna,

B. No:21722/11, 9/1/2013, §§ 92-95)

22. Ayrıca AİHM içtihatlarına göre “medeni hak ve yükümlükler”le ilgili uyuşmazlıklara karar veren bir

yargısal organ 6. maddenin birinci fıkrası gereklerini bazı açılardan yerine

getirmese bile bu organ önündeki yargılamalar sonradan tam yargı yetkisine

sahip ve 6. maddenin birinci fıkrasındaki güvenceleri sağlayan yargısal bir

organın denetimine tabi olursa Sözleşme ihlal edilmemiş olabilir (Albert And Le Compte/Belçika [GK], B. No: 7299/75, 7496/76,10/2/1983, § 29).

23. Memurluk görevinden çıkarma disiplin cezasının uygulanması

sırasında Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) önünde savunma yapılamamasına ilişkin

şikâyet daha önce AİHM önüne taşınmıştır. Melek

Sima Yılmaz/Türkiye, B. No: 37829/05, 30/9/2008 kararına konu olayda

başvurucu; YDK’nın kendisini 14/7/1965 tarihli ve 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 129. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan

yazılı veya sözlü olarak kendisi veya temsilcisi vasıtasıyla savunma yapmak,

şahit dinletmek, soruşturma raporunu incelemek gibi haklar konusunda

bilgilendirmediği için bu tür hakları olduğundan haberi olmadığını, bu nedenle

YDK önünde savunma hakkına saygı gösterilmediğini iddia etmiştir.

24. AİHM,başvurucunun

YDK tarafından verilen görevden alınma kararına yasal yollarla itiraz etme

imkânı bulduğunu ve savunma hakkının çiğnendiği iddiasını idari mahkemelerin

önüne götürebildiğini tespit etmiştir. AİHM söz konusu idari davada esas

itibarıyla ilgili tüm belge ve bilgilerin ilgili şahsa sunulduğu, disiplin

dosyasında yer alan tutanaklar da dâhil olmak üzere karşı tarafın bütün

argümanlarına itiraz etme şansı bulabildiği hususlarına da dikkat çekerek

başvurucunun bu şikâyetleri yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği

sonucuna varmıştır (Melek Sima Yılmaz /

Türkiye, §§ 26-28).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 21/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, hakkındaki ceza davasının henüz sonuçlanmadığı

hâlde anılan ceza davasında ileri sürülen iddialar gerekçe gösterilerek

görevine son verilmesi ve bunun iptali istemiyle açtığı davanın aynı gerekçeyle

reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Genel İlkeler

27. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre bireysel

başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye'nin taraf olduğu Sözleşme'ye ek protokoller

kapsamına da girmesi gerekir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18). Masumiyet karinesi; Anayasa'nın 38.

maddesinin dördüncü, Sözleşme'nin ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkralarında

düzenlenmektedir (Ahmet Altuntaş ve

diğerleri [GK], B. No: 2015/19616, 17/5/2018, §7).

28. Bir başka ifadeyle masumiyet karinesi, Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir unsuru olmakla

beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı

belirtilmek suretiyle Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında ayrıca

düzenlenmiştir (Galip Şahin, B.

No: 2015/6075, 11/6/2018, § 37).

29. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu

ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

30. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyet

karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır (Galip Şahin, § 38).

31. Güvencenin birinci yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması

sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir

suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu

olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında

erken açıklamalarda bulunulmasını yasaklar.Güvencenin

bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı

değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve

kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde

ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç

isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı

olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk,

disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir (Galip Şahin, § 39).

32. Masumiyet karinesinin ikinci yönü ceza yargılaması sonucunda

mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki

yargılamalarda ceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe

duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu

izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (Galip Şahin, § 40).

33. Diğer taraftan bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile

disiplin hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku;

kurumun iç düzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin

mevzuata, çalışma düzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik

olarak uygulanacak yaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve

esasları düzenleyen bir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiilî

ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku

yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş,

B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, § 30). Böyle bir durumda Anayasa'da

güvence altına alınan masumiyet karinesinin bir eylemi nedeniyle ilgili

hakkında hem ceza hem de disiplin işlemlerinin yürütülmesine engel teşkil

etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı olarak devam etmesinin de önünde anılan

güvence bakımından bir mâni bulunmadığını belirtmek gerekir.

34. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet suçu işlemediğine dair hükümler dışında ceza

mahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir.

Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha

hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun

tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş,

§ 25; Kürşat Eyol,

§ 30).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

35. Somut olayda başvurucu, aleyhine ceza davası açılmış

olmasının ihracına ve ihraca karşı açtığı davanın reddine gerekçe olarak

gösterilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bir

başka ifadeyle başvurucu gerek idarenin ihraç kararında gerekse AYİM kararında

geçen somut herhangi bir ifadeden şikâyet etmemiş, bir bütün olarak

iddianamedeki suçlamalar esas alınarak ihraç edilmesinden ve buna karşı açtığı

davanın reddedilmesinden yakınmıştır.

36. Olayda başvurucu hakkındaki ceza ve disiplin hukuku

süreçlerinin eş zamanlı olarak yürütüldüğü ancak disiplin işlemine karşı açılan

idari davanın ceza yargılaması devam ederken sonuçlandığı; öte yandan ceza

davasının derdest olduğu, bir başka ifadeyle başvurucunun suçluluğunun hükmen

sabit olmadığı görülmektedir. Bu itibarla somut olayda disiplin soruşturması ve

yargılaması sürecinde kamu makamlarının kararlarında belirttiği gerekçeler veya

kullandığı dil nedeniyle henüz ceza mahkemesi tarafından suçlu bulunmamış olan başvurucunun

masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verilip verilmediğinin ortaya

konulması gerekmektedir.

37. AYİM kararının (bkz. § 10) incelenmesinden başvurucunun

ihracının salt iddianame düzenlenmiş olmasına dayanmadığı, iddianamede

belirtilen teknik ve fiziki takip, kolluk fezlekesi, iletişim tespit kayıtları

ile buna ilişkin tapeler, bilirkişi raporları gibi

deliller çerçevesinde ve ceza yargılamasından ayrı olarak disiplin hukuku

çerçevesinde durumu değerlendirilerek ihracına karar verildiği, söz konusu

kararın da AYİM tarafından hukuka uygun bulunarak davanın reddedildiği

anlaşılmaktadır.

38. Dolayısıyla başvuru tarafından da açıkça gösterilmediği gibi

başvuruya konu AYİM kararında başvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir ithamın

bulunmadığı, suç vasfının ve mahiyetinin tartışılmadığı, yalnızca somut olayın

işlem tarihindeki koşullar dikkate alınarak mevzuat bağlamında idari yönden

değerlendirildiği ve tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu yönünde hüküm kurulduğu

görüldüğünden bireysel başvuruya konu edilen AYİM kararında masumiyet

karinesine yönelik bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

39. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir

ihlal olmadığının açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. AYİM'in Yapısında Subay Üyeler Bulunması Nedeniyle Bağımsız

ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel

haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık

olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013,

§ 24).

42. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanunda hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun

bulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıkları, ayrıca

disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara

bağlandığı görülmektedir (Yaşasın Aslan,

B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerinin en

fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda

bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri içinde idari veya

askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu

subayların idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, § 30; benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Mustafa Yavuz ve

diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 29870/96,

25/5/2000; Bek/Türkiye (k.k.), B. No: 23522/05, 20/4/2010).

43. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. İki Dereceli

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu, AYİM kararına karşı etkili bir yol

bulunmadığından şikâyet etmiştir.

2. Değerlendirme

45. İki dereceli yargılanma hakkı, ihlal iddiasına konu karar

tarihi itibarıyla Sözleşme ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden

herhangi birinin ortak kapsamına girmemektedir (Hikmet Balabanoğlu, § 40).

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Savunması Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

47. Başvurucu; ihracına ilişkin iddialarla ilgili olarak

savunması alınmadan işlem yapıldığını, bu durumun Anayasa'nın 129. maddesine

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

48. Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi

hükümlerine göre adil yargılanma hakkı dava sürecine özgülenmiştir. Dolayısıyla

söz konusu hak kapsamındaki güvenceler, esas olarak mahkemedeki yargılama

sürecine uygulanmaktadır. Ancak dava öncesi ya da sonrasındaki süreçte yaşanan

birtakım ihlal ya da eksiklikler yargılamanın bir bütün olarak adilliğine zarar

verebilecek nitelikte ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin dava

öncesi ya da sonrasındaki süreçler için de uygulanması gerekmektedir. Bu

gereklilik adil yargılanma hakkının tam anlamıyla gerçekleştirilebilmesi

amacından kaynaklanmaktadır. Örneğin bir suç şüphesi ile yakalanan kişinin

polis tarafından sorgulanması aşaması, dava öncesine ilişkin bir aşama olmakla

birlikte adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Zira sorgulama sırasında şüpheli

kişinin bu hakkın getirdiği güvencelerden yararlanmaksızın vermiş olduğu

ifadelerinin mahkemede delil olarak kullanılması bir bütün olarak muhakemenin

adil bir şekilde gerçekleştirilmesini tehlikeye sokabilir. Yine yargı mercileri

önünde dava açılmasından önce idari bir başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu

olduğu bazı hâllerde adil yargılanma hakkına ilişkin güvencelerin idari süreç

bakımından da uygulanması gerekebilmektedir. Adil yargılanma hakkının davadan

önceki ve sonraki aşamalara uygulanması uyuşmazlığa konu olayın ve yargılama

sürecinin koşullarına bağlı olup her davada ayrıca incelenmesi gereken bir

husustur (Yusuf Gezer, B. No:

2013/2103, 14/1/2014, § 24).

49.Somut olayda başvurucu, ayırma işleminin iptali istemiyle

tarafsız ve bağımsız yargılama yapan AYİM nezdinde dava açarak anılan işleme

yönelik bilgi ve kanıtlar ile iddia ve savunmalarını yargı mercilerine sunma

fırsatı elde etmiştir. Yargılama bir bütün olarak değerlendirildiğinde işlemin

tesisi aşamasında savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

yargılamanın adil bir şekilde yürütülmesini engelleyecek bir duruma yol açacak

nitelikte olmadığı görülmüştür. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Diğer İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu, ayırma işlemi sırasında 6413 sayılı Kanun'un

uygulanmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ileri

sürdüğü iddiaların özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir.

Bu nedenle başvuru, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası

başlığı altında incelenmiştir.

53. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

54. Başvuruya konu olayda başvurucunun ileri sürdüğü iddiaya

ilişkin olarak AYİM tarafından değerlendirme yapılmış ve gerekçede (bkz. § 10)

ayrıntılı şekilde uygulanması gerekli olan mevzuat hükmü tartışılmış, 6413

sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (4) numaralı fıkrası hükmüne istinaden önceki

mevzuat hükümlerine göre işlem tesis edilmesinde yetki ve şekil unsurları

yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı saptanmıştır.

55. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, derece

mahkemesince delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına

ilişkin olup mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate

alındığında ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Diğer ihlal ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Serruh KALELİ Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Hasan Okan DELİGÖZ Vekili : Av. Kemal Nevzat GÜLEŞEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/16727, 21 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No:21722/11, 9/1/2013, §§ 92-95)
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Masumiyet Karinesinin
  12. B. AYİM'in Yapısında Subay Üyeler Bulunması Nedeniyle Bağımsız
  13. C. İki Dereceli
  14. D. Savunması Hakkının İhlal
  15. E. Diğer İddialar
  16. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ileri
  17. A. 1. Masumiyet karinesinin
  18. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/16727
Tarih
21 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • O.y. Başvurusu (B. No: 2015/9353)
  • Ramazan Doğan Başvurusu (B. No: 2015/2788)
  • Murat Demir Başvurusu (B. No: 2015/7216)
  • Eliçe Aydın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5228)
  • Patimat Gitinova Başvurusu (B. No: 2015/8962)
  • Halkevleri Derneği Başvurusu (B. No: 2015/9174)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.