İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Tarık Karagöz Başvurusu (B. No: 2013/1550)

1. Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden

Başvuru No2013/1550Tarih24 Mart 2016Okuma33 dk · 6.576 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasan Tarık Karagöz Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/1550
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.576 kelime·33 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi

nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/2/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/7/2015

tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken

yapılan idari bir tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından 29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlak durumu gözetilerek

“ayırma sicili” tanzim edilmiştir.

8. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil

Yönetmeliği’nin 61. maddesi gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde

oluşturulan Komisyonda başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon,

başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar 13/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından

onaylandıktan sonra Genelkurmay Başkanının onayına sunulmuş; Genelkurmay

Başkanı tarafından da 21/10/2011 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı kararı

doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Bunun üzerine 3/11/2011 tarihli kararnameye istinaden 15/11/2011 tarihinde

başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. Başvurucu 5/1/2012

tarihinde göreve iadesi talebiyle Millî Savunma Bakanlığına dilekçeyle

başvurmuş, Hava Kuvvetleri Komutanlığının 8/1/2012 tarihli yazısı ile

başvurucuya talebinin uygun görülmediği bildirilmiştir.

9. Başvurucu 23/1/2012 tarihinde,

TSK’dan çıkarılmasını gerektiren bir disiplinsizliği veya adli eylemi mevcut

olmadığı hâlde disiplinsizlik ve ahlaki durumu nedeniyle ilişiğinin

kesildiğini, tesis edilen ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu belirterek

ayırma işleminin iptali istemiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açmıştır.

10. Yargılama sırasında davalı idarenin 3/4/2012

tarihli yazısının ekinde gönderilen savunmasında 27/7/1967 tarihli ve 926

sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma”

başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğinin kesildiği, başvurucunun

TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gözönüne alınarak tesis edilen dava konusu ayırma işleminde

hukuka aykırılık bulunmadığını belirtilmiş 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında gizli bilgi ve

belge gönderildiği bildirilmiştir.

11. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun

cinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet

derecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisinde

değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı

nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük

ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep

unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline

karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.

12. AYİM Birinci Dairesi 3/10/2012

tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dava dosyası ve davacının özlük dosyasının

incelemesinden; 1996 neşetli muvazzaf astsubay statüsünde

bulunan davacının meslek hayatı boyunca sicil notları ortalamasının ‘tam nota

yakın çok iyi’ seviyede gerçekleştiği, sıralı sicil üstleri tarafından davacı

hakkında menfi kanaat belirtilmediği fakat 1999, 2000, 2001 ve 2002 yıllarında

sicil üstü olabilme niteliği ile ilgili olarak menfi kanaat niteliğindeki

kıstasların işaretlendiği, meslek hayatı boyunca sadece 20.07.2010 tarihinde üç

sivil arkadaşını uçuş kulesine izinsiz olarak izinsiz soktuğu için, ‘3 gün göz

hapsi’ cezası ile cezalandırıldığı, ayrıca 14 kez takdirname ile, 1 kez üstün

hizmet ödülü ve bir kez de harekat şerit rozeti ile taltif edildiği, evli olan davacının ... hususlarının tespit edilmesi üzerine davacının

sıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlak durumu gözetilerek 926 sayılı

Kanun’un 94 ve Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin 60’ncı maddeleri çerçevesinde

29/4/2011 tarihinde ayırma sicili tanzim edildiği, Yönetmeliğin 61’nci maddesi

gereğince Hv.K.K.lığı

bünyesinde teşkil eden komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda davacı

hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar verildiği, bu kararın 13.10.2011

tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay

Başkanının onayına sunulduğu, bu makam tarafından da 21.10.2011 tarihinde Hava

Kuvvetleri Komutanının kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görülmesi

sonucunda 03.11.2011 tarihli kararnameye istinaden 15.11.2011 tarihinde

davacının ilişiğinin kesilmesinden sonra davacının 05.01.2012 tarihli dilekçesi

ile görevi iadesi hususunda ihtiyari başvurusunun 08.01.2012 tarihli işlem ile

reddedilmesi üzerine iş bu davanın açılmış olduğu anlaşılmaktadır.

…

... davacının durumu

değerlendirildiğinde; davacının evli olmasına rağmen pek çok bayanla cinsel

ilişki yaşadığı, bu bayanların bazılarını birliğine ve bazılarını da lojmana

getirdiği, bu tür ilişkilerini kayda alarak mesai arkadaşlarına izlettiği

hususları dikkate alındığında; dava konusu işlemin sebep unsurunun maddi

gerçeklik ile uyumlu olduğu; davacının ahlaki durumunun TSK’nın güvenirliğini

sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin gerektirdiği şekilde

tavır ve hareketler sergilemediği; idarenin, dava konusu işlemi tesis ederken,

takdir yetkisini kişi yararı ile kamu yararı arasındaki dengeyi gözeterek,

ölçülü ve nesnel olarak kullandığı; davalı idarece davacının sabit görülen

eylemleri nedeniyle işlem tesis etmesinde herhangi bir hukuka aykırılığın

bulunmadığı, sonuç olarak davacı hakkında ‘Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun

Değildir’ sicil belgesi düzenlenmesi işlemi ve bu sicil belgesine istinaden

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 94/b ve Astsubay Yönetmeliği’nin 60

ve 61’nci maddeleri kapsamında ayırma işlemi tesis edilmesinde takdir

yetkisinin ölçülü ve objektif olarak kullanıldığı ve anılan işlemlerde hukuka

aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır.”

13. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 22/1/2013 tarihli ve E.2013/74, K.2013/66 sayılı kararı ile

reddedilmiştir.

14. Anılan karar, başvurucuya 1/2/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 25/2/2013 tarihinde

süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

16. Anayasa Mahkemesinin 15/10/2015

tarihli yazısı ile yargılama dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun TSK’dan

ilişiğinin kesilmesi işlemine dayanak oluşturan belgelerin gönderilmesi

istenmiştir.

17. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 5/11/2015

tarihli yazısında idari işlemin dayanağını oluşturan belgelerin, yürütülen

idari tahkikat kapsamında temin edilen ifade tutanaklarından ibaret olduğu

belirtilmiş ve bu belgeler, bazı bölümleri karartılarak Anayasa Mahkemesine

sunulmuştur.

18. Anılan belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri

Komutanlığınca yürütülen bir idari tahkikat kapsamında 12/1/2011

tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde, Hava Kuvvetleri

Komutanlığı Ankara Karargahı'nda başvurucunun ifadesinin alındığı; söz konusu

ifade metninde, hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun

belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz konusu metnin “ifadeyi

alan” kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış

olduğu anlaşılamamaktadır. Anılan ifade metninde, başvurucuya

S.B. isimli yabancı uyruklu bir kadını tanıyıp tanımadığı, tanıyorsa nasıl

tanıştığı ve birlikte neler yaptığı, yabancı uyruklu başka kişilerle

irtibatının olup olmadığı, Kayseri’de görev yaptığı dönemde nerede ve kimlerle

kaldığı, internet ortamında bayanlar ile sanal olarak cinsel birliktelik

yaşayıp yaşamadığı, askerî birlik içerisinde yaşanılan (ve disiplin yaptırımına

konu olan) olayla ilgili bildiklerinin neler olduğu hususlarının sorulduğu

görülmüştür. Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve ifade metnini

imzaladığı anlaşılmıştır. Yine aynı şekilde 4/4/2011

tarihinde başvurucunun ikinci kez ifadesi alınmıştır. Söz konusu bu ifade

metninde ise başvurucuya internet üzerinden tanıştığı bayanlarla sanal olarak

cinsel birliktelik yaşayıp yaşamadığı, grup şeklinde cinsel ilişkide bulunup

bulunmadığı, ilişki yaşadığı bayanları kamera ile kayıt edip etmediği, porno film

arşivi olup olmadığı hususları sorulmuş, başvurucu anılan soruları yanıtlamış

ve ifade metnini imzalamıştır.

19. Başvurucu dışında dört rütbeli askerin ifadelerinin alınmış

olduğu, bu kişilerden başvurucu ve S.B. isimli yabancı uyruklu kadın hakkında

bildiklerini anlatmalarının istendiği görülmüştür. Bu kişilerin ifadelerinde,

başvurucunun cinsel birlikteliklerine yönelik bizzat tanık oldukları ya da

katıldıkları veya başvurucunun anlatımıyla öğrendikleri bir kısım olaylara

ilişkin anlatımlarda bulundukları anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

20. 926 sayılı Kanunu’nun “Çeşitli

nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”

kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası

şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle

ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle

Silahlı Kuvvetlerde kalmaları uygun görülmiyen

astsubayların hizmet sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı

Kanunu hükümleri uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar

hakkındaki sicil belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere

gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve

kimler tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi

astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi

Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma

işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”

21. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil

Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar

başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik

veya ahlâkî durumları gereği Türk Silâhlı

Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir

veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine

bakılmaksızın emeklilik işlemi yapılır:

a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen

ıslah olmaması,

b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve hareketlerini ikazlara rağmen

düzenleyememesi,

c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137)

Aşırı derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkün olması,

...

e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını

sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,

...”

22. Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte

olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum

nedeniyle ayırma sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar

başlıklı 61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle

ayırma iki şekilde yapılır.

a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle

ayırma sicil belgesinin düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman

düzenlenebilir. Temel nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret

konulmaz. Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel nitelikler

ve son bölümdeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan

hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ kanaatini

yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil

üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra, Kuvvet

Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı

Personel Başkanlığına gönderirler.

...

Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel

Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce karargâhta bulunan dosya ve

diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve bunlar Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı karargâhında; Kurmay

Başkanının başkanlığında personel, istihbarat ve harekât başkanları, personel

ve tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem,

personel yönetim şube müdürleri ve adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden

oluşan komisyona sevk edilir. Bu

komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli

belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir

değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri

alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu

inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet

Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar

ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı

veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin

sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri

değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay

Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel

başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına

sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine

sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada

görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra

toplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri

tamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada

görüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi

astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...

Bu Yönetmeliğin 60 ncı

maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında

‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili

düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali

sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil düzenlenebilir.

Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.

b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:

Sıralı sicil

üstlerince haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması

Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma

Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı Personel Başkanlıklarınca

bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil belgeleri, özlük dosyaları

ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi sonucu durumları, bu Yönetmeliğin

60 ıncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı

fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden uyan personelin tespiti

hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen

komisyona sevk edilirler. Komisyon,

inceleme ve değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet

Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına

sunar...

Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında

Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile

Genelkurmay Başkanı tarafından ‘Silâhlı Kuvvetlerde

Kalması Uygun Değildir’ şeklinde sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu

maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”

23. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk

Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi

kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

24. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

25. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri

hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

…

(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve

yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,

yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp

kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

26. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından mülakat adı altında tanık olarak çağrıldığı havası oluşturulup

sonucunda herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını ve bu

ifadenin okunmadan imzalatıldığını, aldatma yöntemiyle özel hayatına ilişkin

bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edilmeye çalışılıp bu bilgilerin

ayırma işlemine dayanak olarak alındığını, tesis edilen işlemde ölçülülük

ilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemi tesis edilmeden önce savunmasının

alınmadığını, bu durumda tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyle

Anayasa’nın 10., 11., 13., 17., 20., 38. ve 129.

maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı

yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi

tesis edilmesi olup ihlal iddialarının niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın

20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

30. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde

görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma

kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını

öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya

kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas

ve usuller kanunla düzenlenir.”

31. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı

düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevi

bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel

yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015, §

46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da

bu hakkın içinde yer almaktadır.

32. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi

yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel

hayatı" güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi

geçen hak, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas

kurma hakkını da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde

yürütülen faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağı

belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal

kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde

yansıttığı ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada

belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan

ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde

yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010,

§ 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

33. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, 31/3/1987; Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).

34. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).

a. Müdahalenin

Varlığı

35. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevinden

sadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesinde

çıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle

TSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat

sürecinden TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarından

anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı

kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Bu

şartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen

ayırma kararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale

oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel

hayatın gizliliği hakkı açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı

anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

37. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

38. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan,

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

39. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde, kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan

sebeplerin var olup olmadığı, her somut olayın kendi koşulları içinde

değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

40. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün, yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

41. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin,926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.

ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

42. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru

Amaç

43. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından disiplin

cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin gereği

gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir. Disiplin

cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik

düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı

Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir

itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca

askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve

idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

44. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

41).

45. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin; askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

46. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili

olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve

aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini

de içermektedir (Ata Türkeri, §

42).

47. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla

ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

48. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde

olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak

kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik

toplum düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre

sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da

başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

49. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve

“ölçülülük” ilkelerine uygun

olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 54)

50. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,

özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel

hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).

51. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

52. Millî güvenliği korumanın meşru bir amaç teşkil etmesinin

sonucu olarak kamu makamlarının, millî güvenlik bakımından önemli kadrolarda

çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken kişiler hakkında

topladığı bilgileri kullanma yetkisine sahip olmaları gerektiğinde kuşku

bulunmamaktadır. Bununla birlikte, millî güvenliği korumak için getirilen

sistemin kötüye kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması

gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Leander/İsveç, B. No:9248/81, 26/3/1987,

§§ 59, 60).

53. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda idari bir tahkikat kapsamında Hava Kuvvetleri

Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı askerî personelin ifadelerinin

alındığı, başvurucunun cinsel yaşamına dair hususların esas olarak başvurucunun

12/1/2011 ve 4/4/2011 tarihli ifadelerinden öğrenilmiş

olduğu anlaşılmaktadır. Anılan ifade metinleri başvurucu tarafından

imzalanmıştır. Başvurucunun ifadelerinde açıkladığı cinsel yaşamına ilişkin

olayların bir kısmının ifadeleri alınan diğer askerî personel tarafından da

doğrulandığı görülmektedir. Buna göre başvurucunun aralarında

yabancı uyruklu bir kadının da olduğu birçok kişiyle cinsel birliktelik

yaşadığı, yine bu cinsel birlikteliklerinin bir kısmını ilişki sırasında kayda

aldığı ve bazı mesai arkadaşlarına anılan kayıtları gösterdiği, görev yaptığı

yerlerin birinde kendisine görevi dolayısıyla tahsis edilmiş lojmanda kadın

arkadaşlarıyla cinsel birliktelik yaşadığı ve bu durumun komşularının

yakınmasına sebebiyet verdiği, cinsel birliktelik yaşadığı kişilere asker

olduğunu ve havacı olduğunu (Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görev

yaptığını) ifade ettiği anlaşılmıştır.

54. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucu hakkında idari

tahkikat başlatıldığı belirtilmemiş ve hangi kapsamda başvurucunun ifadesine

başvurulduğu hususu açıklanmamış olmakla birlikte başvurucun, yargılama

sırasında ifadelerinde belirttiği olguların gerçeğe aykırı olduğu yönünde bir

iddiasının bulunmadığı görülmektedir. AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararıyla davanın reddedilmesi sonrasında

başvurucu tarafından sunulan karar düzeltme talepli dilekçede, ifade alma

işlemi sırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığı,

ifadelerinin çarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığı, ifadelerinde

geçen yabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeği

yansıtmadığı, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birden

özel hayatına ilişkin sorular yöneltildiği iddia edilmiş ise de başvurucunun ve

ifadeleri alınan diğer dört askerî personelin anlatımlarında geçen olayların ve

özellikle başvurucunun kadın arkadaşlarıyla lojmanda cinsel birliktelik

yaşadığı ve durumun komşularının yakınmasına sebebiyet verdiği olgusunun

hakikate uygun olmadığına yönelik bir itirazın bulunmadığı anlaşılmıştır. Öte

yandan AYİM Birinci Dairesinde görülen davada, başvurucunun dava dilekçesinde

ya da yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında dile getirmediği söz konusu

ifadelerin alındığı koşullara yönelik iddialarını, davanın reddine karar

verildikten sonra karar düzeltme aşamasında yeni bir olguymuş gibi ileri sürdüğü

görülmektedir.

55. Başvurucu Hava Kuvvetleri Komutanlığında astsubay olarak

görev yapmış, sıralı sicil üstleri tarafından disiplin ve ahlaki durumu

gözetilerek başvurucu hakkında “ayırma sicili” düzenlenmesi sonrasında ilgili

komisyonun kararı ve bu kararın Hava Kuvvetleri Komutanı ve Genelkurmay Başkanı

tarafından onaylanması sonucu başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir. AYİM

Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli kararı ile

başvurucunun evli bir kişi olarak birçok kadın ile cinsel birliktelik yaşaması,

cinsel birliktelik yaşadığı kadınların bazılarını görev yaptığı birliğe ve

lojmana getirmesi, cinsel ilişkilerini kayda alarak bu kayıtları mesai

arkadaşlarına izletmesi olgularına dayanılarak başvurucunun ahlaki durumunun

TSK’nın güvenirliğini sarsacak derecede kötü nitelik arz ettiği ve hizmetin

gerektirdiği şekilde tavır ve hareketler sergilemediği sonucuna varıldığı

görülmektedir. Bu durumda çalıştığı askerî kurumun saygınlığını zedeleyen bir

astsubayın statü dışına çıkartılmasının, TSK tarafından kurum itibarının tamiri

ve bu tür fiillerin yeniden yapılmasının önlenmesi amacıyla sosyal bir ihtiyaç

olarak görüldüğü anlaşılmıştır. TSK’nın millî güvenliğin sağlanması ve

korunmasında üstlendiği görev dikkate alındığında askerî disiplinin sağlanması,

TSK’da çalışanların diğer kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabi

olmalarını gerektirmektedir. Dolayısıyla TSK’nın istihdam ettiği personelde

arayacağı nitelikler konusunda daha geniş bir takdir yetkisine sahip olduğuna

kuşku yoktur.

56. Öte yandan disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma

işlemine tabi tutulan başvurucunun 926 sayılı Kanun'un 94. maddesinin işlem

tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası uyarınca hizmet süresine bakılmaksızın

Emekli Sandığı Kanunu hükümlerinden yararlanacağı anlaşılmaktadır.

57. Askerî disiplinin gerekleri nedeniyle daha sıkı kuralların

geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin

daha geniş olduğu ve ayırma işlemi sonrasında başvurucunun sosyal güvenlik

hakkından yaralanma imkanının bulunduğu dikkate

alındığında idarece yapılan tespitler ve AYİM kararındaki gerekçeye göre

TSK'nın güvenilirliğini sarsacak ve askerlik hizmetinin gerekleriyle

bağdaşmayacak nitelikte eylemlerde bulunduğu ve bu eylemlerini görev yaptığı

birliğe ve görev gereği tahsis edilmiş lojmana sirayet ettirdiğitespit

edilen başvurucunun, görevine, sosyal ve aile yaşantısına zarar verecek

derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıyla statü dışına

çıkartılmasının demokratik toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı söylenemez.

58. Açıklanan nedenlerle başvurucunun iddialarının bir ihlal

içermediği anlaşıldığından Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM'ın

karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

24/3/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvurucu muvazzaf astsubay statüsünde görev yapmakta iken

yapılan idari bir tahkikat sonucunda29/4/2011 tarihinde, disiplin ve ahlak

durumu gözetilerek hakkında “ayırma sicili” tanzim edilmiştir.

2. Ayırma işleminin hukuka aykırı olduğunu iddia eden başvurucu

bu işlemin iptali istemiyle Milli Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır. Yargılama sırasında davalı idare,

başvurucunun TSK’nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde

bulunduğu gözönüne alınarak, 926 sayılı Türk Silahlı

Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94. maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca ilişiğinin kesildiğini

belirtmiştir.

3. AYİM Başsavcılığı; başvurucunun

cinsel hayatının, kamu görevi ve asker kişi sıfatı ile bağdaşmayacak vahamet

derecesine ulaşmadığını, tamamen özel hayatın dokunulmaz sahası içerisinde

değerlendirilmesi gereken mahiyet arz ettiğini ve sonuç olarak bu hayat tarzı

nedeniyle başvurucu hakkında ayırma sicili tanzim edilmesinin ölçülülük

ilkesini ihlal ettiğini, başvurucunun statü dışına çıkarılması işleminin sebep

unsuru yönünden hukuka aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptaline

karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.

4. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı

düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram, kişinin maddi ve manevi

bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel

yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§ 46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel

gelişim, aile hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır.

5. Özel hayat, "özel bir sosyal hayat" sürdürmeyi yani

kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir "özel hayatı"

güvence altına almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak,

ilişki kurmak ve geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını

da içermektedir. AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen

faaliyetlerin "özel hayat" kavramı dışında tutulamayacağı

belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal

kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde

yansıttığı ölçüde Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada

belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan

ilişkilerini geliştirme olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde

yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye,

B. No. 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya,

B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29).

6. AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının

özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47-48).

7. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E. 2009/1, K. 2011/82, K.T. 18/5/2011; E. 1986/24, K. 1987/7, K.T. 31/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).

8. Somut başvuru açısından, başvurucunun askerlik görevinden

sadece meslekî nedenlerle yürütülen bir disiplin soruşturması neticesinde

çıkarılmamış olduğu söylenebilir. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle

TSK’dan ayırma işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat

sürecinden, TSK’dan ayırma kararından ve Derece Mahkemesi kararlarından

anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı

kapsamındaki davranış ve ilişkilerinin en önemli yeri tuttuğu görülmektedir. Bu

şartlar altında, özel yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma

kararının, başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu

açıktır.

9. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından, birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber, özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu

noktada Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği

haizdir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

10. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar

başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

11. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda

öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün,

yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).

12. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve ilgili yargısal

sürecin, 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60.

ve 61. maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına yapılan müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

13. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek; onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır.Disiplin

cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların hiyerarşik

düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211 sayılı

Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir

itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca

askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası ve

idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

14. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması temel amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesi meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin hukukuna

ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve eylem

tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru temellere

dayanmaktadır.

15. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili

olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve

aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini

de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).

16. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny

[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

17. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, § 44).

18. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin, toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyulup koyulmadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No:

2014/12151, 4/6/2015, § 54)

19. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,

özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel

hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).

20. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, § 47).

21. AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça usul

şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan haklardan

etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar alma

sürecinin, bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı sağlayacak

nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç, başvurucunun 8.

maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda

savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No:

59532/00, 29/7/2004, § 68).

22. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve

diğer bazı askerî personelin ifadelerinin alındığı, başvurucunun cinsel

yaşamına dair hususların esas olarak başvurucununifadelerinden

öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu ifade metinlerinde, başvurucu

hakkında idari tahkikat başlatıldığının belirtilmediği gibi hangi kapsamda

başvurucunun ifadesine başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun

kendisine sorulan soruları yanıtladığı ve cinsel yaşamına ilişkin mahrem tüm

hususları (detaylı bir şekilde) içeren ifade metinlerini imzaladığı

anlaşılmıştır. Yine ifadeleri alınan dört askerî personelin beyanlarında,

başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin olarak bizzat tanık oldukları bazı

olayların yanı sıra genellikle başvurucudan duydukları bir kısım olayları

anlattıkları görülmüştür. Söz konusu ifadeler de başvurucunun ifadeleri ile

aynı yöntemle alınmıştır.

23. Başvurucu yargılama aşamasında AYİM Birinci Dairesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2012/236, K.2012/990 sayılı ret

kararına karşı sunduğu karar düzeltme talepli dilekçesinde, ifade alma işlemi

sırasında zorlayıcı ve gayri ahlaki sorulara maruz bırakıldığını, ifadelerinin

çarpıtılarak ve amacından saptırılarak imzalatıldığını, ifadelerinde geçen

yabancı uyruklu bayanlarla cinsel birliktelik yaşadığı hususunun gerçeği

yansıtmadığını, tanık olarak çağrılıp ifadesi alındıktan sonra kendisine birden

özel hayatına ilişkin sorular yöneltildiğini iddia etmiştir.

24. Başvurucunun ifade tutanaklarının sıhhati hususu, AYİM

Birinci Dairesince 3/10/2012 tarihli ret kararında

değerlendirme konusu yapılmamıştır. Yine başvurucunun karar düzeltme talep

dilekçesinde dile getirdiği ifade alma işleminin ve ifade tutanaklarının hukuki

geçersizliğine yönelik iddiaları, karar düzeltme isteminin reddine dair 22/1/2013 tarihli kararda herhangi bir şekilde

değerlendirilmemiş ve bu iddialara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir.

25. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadelerinin, belirli

ve somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması, anılan ifadeleri şüpheli duruma

getirmektedir. Derece Mahkemesi kararlarında başvurucunun ifadelerinin sıhhati

hususunun incelenmediği, karar düzeltme aşamasında ileri sürülen iddialara

rağmen ifadelerin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği,

başvurucunun özel hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel yaşamını tüm

detaylarıyla anlatmasının sağlandığı koşulların neler olduğu hususunun ortaya

konulmadığı görülmektedir.

26. Öte yandan Mahkeme kararında başvurucunun özel hayatına

ilişkin tutum ve eylemlerinin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair

yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin

TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de detaylı bir şekilde

açıklanmadığı görülmektedir. Bu durumda, karar düzeltme

aşamasında da olsa muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen ve

davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan başvurucunun söz

konusu ifadelerinin alındığı koşullara yönelik iddialarına Derece Mahkemesince

makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi ve başvurucunun özel hayatına ilişkin

hususların mesleği üzerindeki etkisinin açıklanmaması nedenleriyle Derece

Mahkemesi kararının konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabul

edilmelidir.

27. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ Alparslan ALTAN Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucu : Hasan Tarık KARAGÖZ Vekili : Av. Mustafa BOZKURT Başkan Engin YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1550, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
  12. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına özel hayatın
  13. D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Paksüt
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1550
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Melike Tekin Başvurusu (B. No: 2013/4951)
  • İbrahim Varol Başvurusu (B. No: 2013/3763)
  • Zeki Akkuşoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8801)
  • Yıldız Oto Ağca Başvurusu (B. No: 2013/7038)
  • Zeki Kaba Başvurusu (B. No: 2014/5486)
  • Hadra Akgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/867)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.