İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yıldız Oto Ağca Başvurusu (B. No: 2013/7038)

1. Başvuru, ekolayhaber

Başvuru No2013/7038Tarih23 Mart 2016Okuma17 dk · 3.420 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yıldız Oto Ağca Başvurusu (2)

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/7038
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.420 kelime·17 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ekolayhaber

isimli internet sitesinde yayımlanan haberde kullanılan ifadelerin başvurucunun

kişilik haklarını zedelediği ve gerçeğe aykırı olduğu, bu kapsamda açılan

tazminat davasında taleplerin gerekçesiz kararlarla reddedilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği ve yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/9/2013 tarihinde Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 8/1/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/2/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

11/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 23/3/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Alanya Vergi Dairesinde memur olarak görev

yapmaktayken adının karıştığı bazı adli olaylar nedeniyle memuriyetten

çıkarılmıştır. Olayların geçtiği tarihte başvurucu hakkında ceza mahkemelerinde

bazı davalar açılmıştır.

9. Bir medya grubuna ait olan ekolayhaber

isimli internet sitesinde 19/6/2009 tarihinde başvurucu hakkında “Vergici Yıldız Teyze Tehditle Köşe Olmuş”

başlıklı bir haber yayımlanmıştır. Bahse konu haber içeriği şöyledir:

“Antalya’nın Alanya İlçesi’nde oğluyla

tartışan tezgáhtarı dövdürmekten iki yıl altı ay

hapse çarptırılan ve dava sırasında 8 milyon TL değerinde mal varlığı ortaya

çıkan Vergi Dairesi Gelir Şefi 55 yaşındaki Yıldız Oto Ağca’nın servetini vergi

mükelleflerini tehdit ederek elde ettiği öne sürüldü.

Ağca’nın mal varlığına el konuldu. Ağca ise,

’yemediğim için karalıyorlar’ dedi.

ANTALYA’nın Alanya İlçesi’nde adli bir olayla ilgili dava görülürken, gelen ihbar

mektubuyla başlatılan soruşturmada 8 milyon TL değerinde varlığı belirlenen

Vergi Dairesi Gelir Şefi Yıldız Oto Ağca (55) ve öğretmen eşi Orhan Ağca’ya bu

kez ’rüşvet, irtikap ve haksız mal edinmek’ten’ 2.

dava açıldı.

Oğlu Onurhan Ağca

ile tartıştığı için o tarihte 16 yaşında olan tezgehtar

Yunus Emre Eret’i alıkoyarak dövdüren Yıldız Oto Ağca

ve Orhan Ağca (51) ile genci döven Osman Kaldırım (36), Yaşar Sağlam (42),

Kenan Kutlar (35) ile Hasan Beyaz (42), Alanya 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde

yargılandı. 5 Mart 2009’da Ağca çifti ile diğer sanıklar 2’şer yıl 6’şar ay

hapis cezasına çarptırıldı.

Bu dava görülürken bir ihbar mektubu geldi.

Alanya Vergi Dairesi’ne hitaben ’vatanını seven bir esnaf’ imzasıyla gönderilen

ihbar mektubunda, 4 villa fotoğrafı ile Yıldız Oto Ağca ile ilgili olarak

şikâyette bulunularak, "Vergi dairenizde görev yapan Yıldız Ağca adlı

memurunuz, kendisinin müdür başyardımcısı olduğunu söyleyerek gerek tehdit, gerekse şantajla kendisine Alanya’da zenginlerin

bile sahip olamadığı bir şato yaptırdı. Arazi 3 dönüm civarında. Cicikli Beldesi’nde ev ve arsa yaklaşık 1 veya 1.5 trilyon değerindedir" denildi.

Bu ihbar üzerine Ağca çifti için başlatılan

soruşturma, adli olayla birleştirildi. İncelemelerde yaklaşık 8 milyon TL

değerindeki gayrimenkul ve banka hesapları ortaya çıkan Ağca çiftinin mal

varlığına tedbir konulması karalaştırıldı.

Alanya 5’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde

görülen davanın iddianamesinde Yıldız Oto Ağca’nın ’Kaynanam zengin’

savunmasının geçersiz olduğu ve Yıldız Oto Ağca’nın kaynanasının bu miktarda

varlığının bulunmadığı belirtildi.

Kısa süre önce emekliye ayrılarak izini

kaybettirdiği ileri sürülen Yıldız Oto Ağca’ya DHA muhabirleri ulaştı.

Alanya’daki villasında konuşan Ağca, kendisine iftira atıldığını ileri sürerek,

şunları söyledi: "Devletin kasasını boşaltanlarla uğraştığımız için bizimle

uğraşıyorlar. Bütün bunları eski müdür tezgáhladı. O

müdürün her şeyini bildiğim için benimle uğraşıyor. Köyde villam değil, iki

katlı bir evim var. Bankada ufak çaplı hesabım var. Üç bankada hesabım var,

biri emekli ikramiyem, diğerleri de birikimim. Keşke yarım trilyon paramız

olsa. Aynı dairede şef olan bir kişinin 10 katlı binası var. Ben yemediğim için

karalanıyorum. Evimin her köşesinde daha önce arama yapıldı, klozetin içine

kadar baktılar, temiz raporu var."

1976’da Maliye Bakanlığı’nda memur olarak göreve

başlayan Yıldız Oto Ağca ile öğretmen eşi Orhan Ağca’nın tayinleri Bitlis’e

çıktı. 1977’de Tatvan’da 400 metrekarelik bir bir

araziden ibaret mal varlığına, 1995’de 153 bin TL’lik altın ve 100 bin TL’lik

hisse senedi eklendi. Ağca çifti, 1995’de memleketleri Yalova’da 305 bin TL

değerinde bir daire ve otomobil aldı. Buraya kadar mal varlıklarındaki artış

normal kabul edilen çift, 2000’de Alanya’ya taşındıktan sonra şu mal

varlıklarını edindi:

Korkuteli İlçesi Ulucak Köyü’nde 15 bin lira

değerinde 12 bin 250 metrekare tarla. Yalova’da daire. Alanya Cicikli Beldesi’nde 2002’de bin metrekare arazi.

Bilirkişinin geçen yıl 489 bin TL değer biçtiği dört katlı villa. 15 bin lira

değerinde 1996 model Kia marka otomobil. Banka hesaplarında 440 bin 887 TL, 66

bin 850 Euro, 180 bin TL mevduat hesabı, oğulları Onurhan

Ağca adına bankada 37 bin 500 Euro”

10. Başvurucu 17/6/2010 tarihli dava dilekçesiyle ekolayhaber internet sitesinin sorumluları aleyhine haberde

yer alan bilgilerin doğru olmadığı, bir delile dayanmadığı, kendisi hakkında

açılan bütün davaların yapay olduğu, sonuçlanmamış davayla ilgili bilgi

yayımlamanın yargıya müdahale olduğu, hakkında suç üreterek kişilik haklarına

saldırıda bulunulduğu iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

11. Alanya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 28/9/2011 tarihli kararıyla

davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"… yapılan incelemede söz konusu yazı

içeriğinde dikkat edildiği üzere Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin her ne

kadar esas numarası verilmese de 2007/209 Esas sayılı dosyasına atıf yapıldığı,

söz konusu dosyada davacıların 2 yıl 6 ay ayrı ayrı hapis cezasına

çarptırıldıkları, davacıların mal varlığı durumu da bu davanın devamı esnasında

sanık olan davacıların sosyal ve ekonomik durumları tespit edilirken ortaya

çıktığı, daha sonradan davacı Yıldız Oto Ağcanın

Alanya Vergi Dairesi Şefi olması nedeni ile Gelir idaresi Başkanlığı tarafından

da Alanya Cumhuriyet Başsavcılığına gerçeğe aykırı mal bildiriminden suç

ihbarında bulunulduğu ve söz konusu ihbar çerçevesinde davacılar hakkında

iddianame düzenlendiği ve 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/1075 Esas sayılı

dosyasının açıldığı ve söz konusu dosyada davacıların gerçeğe aykırı mal

bildirimden ceza aldıklarının görüldüğü yine söz konusu dosyanın gerekçeli

kararında 2007 yılı içerisinde muhtelif banka hesaplarından 440.887,67 TL,

66.850,16 Euro ve 9258 Dolar olmak üzere toplamda 600.000 TL yine 2008 yılının

ilk altı ayında 214.464,07 TL ve 43.198,46 Euro paraların çekildiğinin

belirtildiği, yine söz konusu gerekçeli kararda davacının gayrimenkulleri ile

ilgili bilgilere yer verildiği görülmüş olup bu çerçevede söz konusu internet

haberi değerlendirildiğinde söz konusu yazının mahkemelerde devam eden

dosyalardan edinilen bilgiye dayanılarak yapıldığı, bu duruma yazı içeriğinde

mahkeme dosyasının esas numarası belirtilmeden atıf yapıldığı, söz konusu

internet haberinin veriliş tarihi itibari ile mahkeme dosyalarından edinilen

bilgilere uygun olduğu olduğu, söz konusu yazı

içeriğinde davacının kişilik haklarına saldırı bulunmadığı ayrıca mevcut olayda

maddi tazminat şartları oluşmadığından davacının davalılaraleyhine

açtığı davanın reddi yönünde mahkememizde kanaat oluşmuş ve aşağıdaki şekilde

hüküm kurulmuştur."

12. Anılan karar, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin 17/1/2013 tarihli ve E.2012/1432, K.2013/418 sayılı ilamıyla

onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/6/2013

tarihli ve E.2013/8335, K.2013/11750 sayılı ilamıyla reddedilmiştir. Nihai

karar 5/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 4/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 1/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49.

maddesinin şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

15. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu;

i. Davalıların 19/6/2009 tarihinde ekolayhaber

isimli internet sitesinde kime ait olduğu belli olmayan, hakkında gerçeğe

aykırı haber yapıp 8 milyon Türk lirası değerinde gayri meşru servetinin

olduğu, vergi şefi olarak çalışan kendisinin kasaları boşaltarak izini

kaybettirdiği, emekli maaşı ve ikramiyelerine el konulduğu şeklinde basın

yoluyla kişilik haklarına saldırıda bulunup iftira ettiklerini,

ii. Kendisi, eşi ve çocuğunun açık kimlikleri ve

fotoğraflarının izinleri olmadan yayımlandığını, bu durumun kendisini ve

ailesini telafisi imkânsız maddi ve manevi zararlara uğrattığını,

iii. İlk Derece Mahkemesince hakkında açılan davaların

sonuçları beklenmeden, dava dosyasına sunduğu emsal kararlar ve tekzip

kararları ile lehine olan deliller dikkate alınmadan, hukuk kuralları hatalı

yorumlanarak, eksik incelemeyle mevcut deliller de yanlış değerlendirilerek

davasının reddedildiğini,

iv. İlk Derece Mahkemesi kararındaki gerekçeler yeterli

olmadığı gibi Yargıtay onama ve karar düzeltme talebinin reddine ilişkin

ilamların ulusal ve uluslararası kurallara aykırı biçimde gerekçesiz olduğunu,

v. Davaya konu haber içeriğindeki bilgilerin tamamen yanlış

olup 8 milyon değerinde mal varlığı olmadığını, maaş ve ikramiyesine el

konulmadığını, kendisinin kasaları boşaltıp izini kaybettirdiği iddiasının

doğru olmayıp hakkını arama peşinde olduğunu,

vi. Kendisinin adli sicil kaydında her

hangi bir sabıkası gözükmeyip masum olduğu hâlde Mahkemenin

kesinleşmemiş ceza mahkemeleri kararlarına göre davayı reddettiğini, davaya

konu haber içeriğinin yanlış olduğunu ispatlamak için ekonomik sosyal durumunun

Anayasa Mahkemesince araştırılması gerektiğini,

vii. Gerçeğe aykırı yapılan yayın nedeniyle ailecek

psikolojik sorunlar yaşadıklarını, hakkını aramak için ev ve arsalarını satmak

zorunda kaldığını, hakkında komplolar kurulduğunun Alanya Cumhuriyet Başsavcılığının

dosyalarıyla sabit olduğunu,

viii. Yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını belirterek

Anayasa'nın 10., 36., 40. ve 141. maddelerinde tanımlanan ilke ve haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yeniden yargılama ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, hakkında yapılan haberin

gerçeği yansıtmadığını, haberde geçen sözlerin tahkir içerdiğini, şeref ve

itibarın korunması hakkının ihlal edildiğini belirterek Anayasa’nın 10., 36.,

40. ve 141. maddelerinin ihlal edildiği iddialarının temel olarak, açtığı

tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarının korunmasında

toplandığı ve şikâyetin, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kişilik

haklarının korunması kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

19. Öte yandan başvurucu, gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ise de Anayasa Mahkemesinin benzer şikâyetlerdeki

görevi, yargı mercilerinin şeref ve itibar hakkı ile basın özgürlüğü arasında

Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun bir şekilde bir

denge kurup kurmadıklarını ve mahkemelerin başvuranı aşırı bir eleştiriden

korumakta yetersiz kalıp kalmadıklarını denetlemektir. Bu yapılırken derece

mahkemelerinin gerekçeleri gözönüne alınacaktır.

20. Buna ek olarak masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilmemesini ve suçlu muamelesine tabi tutulmamasını güvence

altına alır. Anayasa Mahkemesi, yargılama makamları veya diğer devlet

görevlilerinin ifadeleri veya kışkırtmasına dayanmayan basın ve yayın

organlarındaki yazılar veya bazı küçük düşürücü haberlerle ilgili şikâyetleri,

bir bütün olarak şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı kapsamında

değerlendirmektedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, § 31).

21. Son olarak başvurucu, söz konusu haber ile birlikte

kendisinin, eşinin ve çocuklarının fotoğraflarının da kullanıldığını ileri

sürmüş ise de başvuru formu ve eklerinde şikâyete konu internet sitesi haberi

ya da kullanılan fotoğraflara yer verilmemiştir. Kaldı ki başvurucunun bu

iddiaları derece mahkemeleri önüne taşıyıp incelenmesini sağladığı da tespit

edilememektedir. Bu sebeplerle söz konusu habere ilişkin bireysel başvuru

incelemesi, başvurucunun Anayasa Mahkemesine sunduğu İlk Derece Mahkemesinin

gerekçesinde yer verilenle sınırlı olarak yapılacaktır.

22. Başvurucunun, yargılamanın makul sürede tamamlanmamasına

ilişkin şikâyeti ayrı bir başlık altında incelenecektir.

1. Şeref ve İtibarın

Korunması Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, tahkir içeren sözler karşısında derece

mahkemelerinin değerlendirmelerinin kendisini korumaması nedeniyle kişilik

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

24. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun, özel hayatına

müdahale edildiğine dair şikâyetlerinin, başvurucunun özel hayatı ile

gazetecilerin basın ve haber verme özgürlüğü arasında adil bir dengenin

sağlanıp sağlanmadığı açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

25. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru dilekçesindeki

iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca İlk Derece Mahkemesinin

kesinleşmemiş kararlara dayanarak tespitler yaptığını ve daha sonrasında bu

yargılamaların kendi lehine ve beraatla sonuçlandığını hatırlatmıştır.

26. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkeler

ilk olarak İlhan Cihaner kararında (İlhan Cihaner,

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74) ortaya konulmuştur. Daha sonra aynı

ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç, §§ 35-66; Nihat Özdemir, B. No: 2013/1997, 8/4/2015,

§§ 29-61) ve Bölümler önlerine gelen şikâyetlerde sözü geçen ilkeleri

uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun,

B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali

Suat Ertosun (2), B. No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).

27. Başvuruya konu sözler ve iddialar nedeniyle başvurucunun

kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği, kabul edilebilirlikten

uzak değildir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını

isteme hakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu haberin yazarı

gazetecinin Anayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve

bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına

alınan ifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.

28. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında bir

denge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şu

şekilde sayılabilir: genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıp

sağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veya

sıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veya

makalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları; yayının içeriği, şekli ve

sonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner,

§§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66;

Nihat Özdemir, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§ 44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§ 42-50).

29. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin,

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaf, büyük ölçüde dava konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular ispatlanabilse

de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı dikkate

alınmalıdır (Kadir Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner, §

64). Yine de yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte

yargılamaya konu bir yazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını

ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini

ortaya koymaktadır. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya

konulmasında aranan kesinlik derecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin

değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek basın

özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Scharsach ve News Verlagsgesellschaft

GmbH/Avusturya, B. No: 39394/98,

13/2/2004, §§ 39-43).

30. Başvurucu; henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı

olmadığı hâlde suçlu olarak gösterildiğini, söz konusu haberin kendisi hakkında

kurulan komplonun bir parçası olduğunu, hakkında suç üretilerek yargıya

müdahale edildiğini iddia etmektedir. Buna karşın İlk Derece Mahkemesi,

başvurucunun olayların gerçekleştiği tarihlerde vergi dairesinde şef olarak

görev yaptığını, başvurucunun görevi nedeniyle hakkında çeşitli suçlardan iki

ayrı ceza davasının devam ettiğini, bir ceza davasının ise kesinleşmemiş olmakla

beraber başvurucunun cezalandırılması ile sonuçlandığını hatırlatmıştır. İlk

Derece Mahkemesine göre haberde geçen iddialar, başvurucunun yargılandığı ceza

davalarında dile getirilen iddialar olup başvurucunun cezalandırılmasına

ilişkin Ceza Mahkemesi kararının gerekçesi ile büyük oranda uyumludur.

Mahkemeye göre söz konusu yazı, basın özgürlüğü sınırlarını aşmayan eleştirel

nitelikte bir yazıdır. İlk Derece Mahkemesi başvurucunun talebini, söz konusu

haberin bir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki

dengenin bozulmadığı gerekçesi ile reddetmiştir. Bu kararla dava konusu edilen

haberin doğrulandığı anlamının çıkarılması mümkün değildir.

31. İlk olarak davalının başvuruya konu gazete yazısında dile

getirdiği düşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup

sunmadığı ve içeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip

geçmediği sorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda, bir haber veya yazının

kamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber veya

makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksine, yazının

bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da o kadar çok

üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar nitelikli

bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu

bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.

32. Şikâyet konusu haberin yayımlandığı dönem, başvurucuya karşı

bazı ceza davalarının devam ettiği bir dönemdir ve başvurucu yönetici konumunda

bir devlet memurudur. Bir bütün olarak şikâyet konusu yazıda daha önce vergi

şefi olarak çalışan başvurucunun adının karıştığı bazı adli vakalardan söz

edilmiş, başvurucunun önemli bir miktar parayı alarak kaçtığı iddia edilmiştir.

Bu bakımdan söz konusu haberde sarf edilen sözlerin, bir ölçüde genel yarar

nitelikli tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir. Bu hususla ilgili

olarak basının genel yarar nitelikli bütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve

fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bu bilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği

hatırlanmalıdır.

33. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilik

mesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğini

belirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimle

aktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamda

Anayasa’nın 26. maddesinin sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini

değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırda tutulmalıdır

(Ali Suat Ertosun, § 66).

34. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, davalının basın özgürlüğü

ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarının korunması

hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk Derece Mahkemesi, söz

konusu yazının genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı

sorusuna özel bir önem vermiş ayrıca haberin yapıldığı şartlar üzerine de

eğilmiştir. İlk Derece Mahkemesi davaya konu yazıda geçen olayların gerçekliği

meselesine eğilmiş ve yayınların yapıldığı tarihte meydana gelen olaylarla

yayınların içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığına ve başvuruya

konu sözlerde geçen olayların “gerçekliğe

uygun” olduğuna karar vermiştir.

35. Bu şartlarda, yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı

mercilerinin farklı çıkarları dengelenirken sahip oldukları takdir payları da

dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

pozitif yükümlülüklere uyulduğu, Derece Mahkemelerince tarafların haklarının

değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda bir

ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle zarara

uğradığını belirterek makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

37. Bakanlık, başvurunun bu kısmına ilişkin olarak yerleşik

uygulamaya vurgu yapmış ve görüş sunulmasına gerek görmemiştir.

38. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde

açılan haksız fiile dayalı tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle 6100

sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur.

39. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilmiştir. Buna göre bir

davadaki yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın

karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların

yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla

sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı

belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucu

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir

(Gülseren Gürdal ve diğerleri, B.

No: 2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

40. Kanunlarda, bazı davaların sonuçlandırılması için öngörülen

süreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup

mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri

kararların geçerli olduğunda şüphe yoktur. Nitekim AİHM de benzer şekildeki

düzenleyici sürelerin yargılama süresini kısaltma amacı taşıdığını

vurgulamaktadır. AİHM, ulusal mahkemelerin yasal süreye riayetlerine ilişkin

yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını ve uyguladıklarını denetlemenin görevi

olmadığını belirterek davaların "makul

süre" içerisinde tamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek

amacıyla yargılama süresinin bütününü ele almakta ve bu sürenin Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin 1. fıkrasına uygun olup olmadığıyla

sınırlı bir inceleme yapmaktadır. (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Çalık/Türkiye, B. No: 3675/07, 31/8/2010; Dildirim ve diğerleri/Türkiye, B. No: 42927/10,

12/3/2013).

41. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarihtir. Somut başvuru açısından bu tarih

17/6/2010'dur.

42. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebi

hakkında verilen Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E.2013/8335, K.2013/11750 sayılı

karar tarihi olan 18/6/2013 olduğu anlaşılmaktadır.

43. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde

yargılamanın konusunun haksız fiile dayalı tazminat talebi olduğu, 17/6/2010

tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde İlk Derece Mahkemesince delil

olarak sunulan başka mahkeme dosyalarının toplandığı, Mahkemenin 28/9/2011

tarihinde bir yıl üç aylık bir süre sonunda davanın esası hakkında karar

verdiği, temyiz incelemesinin yaklaşık bir yıl üç ayda, karar düzeltme

incelemesinin ise beş ayda tamamlandığı ve kararın 18/6/2013 tarihinde

kesinleştiği böylece yargılama sürecinin toplamda üç yılda tamamlandığı

anlaşılmaktadır.

44. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti

nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliğine bütün olarak bakıldığında

somut başvuru açısından yaklaşık üç yıllık yargılama sürecinde mahkemeler

nezdinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde makul olmayan bir gecikme

olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Abuzer

YAZICIOĞLU

Başvurucu

:

Yıldız OTO

AĞCA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7038, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2013/1047, 15/4/2015, §§ 21-52; Ali
  12. B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  13. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Gökcan
  15. Yazıcıoğlu
  16. Ağca
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7038
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Zeki Kaba Başvurusu (B. No: 2014/5486)
  • Hadra Akgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/867)
  • Selçuk Taşdemir Başvurusu (B. No: 2013/7860)
  • Abdulhalim Bozboğa Başvurusu (B. No: 2013/6880)
  • Mehmet Bolat ve Diğerleribaşvurusu (B. No: 2013/5974)
  • Fevzi Soner Başvurusu (B. No: 2013/4594)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.