İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdulhalim Bozboğa Başvurusu (B. No: 2013/6880)

1. Başvuru; 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde orta

Başvuru No2013/6880Tarih23 Mart 2016Okuma32 dk · 6.373 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Abdulhalim Bozboğa Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/6880
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.373 kelime·32 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde orta

derece hasar alan konutun yetkililerce yıkılması sonucu uğrandığı ileri sürülen

zararın tazmini için açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının; bu davaya konu zararının kısa sürede karşılanmaması

nedeniyle oluşan değer kaybından dolayı da mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/9/2013 tarihinde Gölcük 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/3/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını

2/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Kocaeli ili Gölcük ilçesi 40 pafta 244 ada 671

parselde maliki bulunduğu konutu 17/8/1999 tarihinde meydana gelen deprem

nedeniyle orta derece hasar almış ve yıkımı yapılacak binalar arasında

olmamasına rağmen yıkım ve enkaz kaldırma ihalesini alan şirket tarafından

konutun bulunduğu bina yıkılmıştır.

9. Başvurucu, idarenin kontrol yükümlülüğünü yerine getirmeyerek

binanın yıkılmasında kusurlu olduğundan bahisle meydana gelen zararının tazmini

istemiyle 25/11/1999 tarihinde Sakarya 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.

10. Mahkemece davanın “idari

merci tecavüzü” nedeniyle merciine tevdi edilmesi sonucu

başvurucunun talebini Kocaeli Valiliğinin zımnen reddetmesi üzerine 24/4/2000

tarihinde kayda giren dilekçeyle başvurucu tarafından 15.000 TL zararın tazmini

istemiyle açılan dava Sakarya 2. İdare Mahkemesince görülmeye başlanmıştır.

11. Öte yandan başvurucu, yıkım işini yapan şirket aleyhine de

Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

12. Sakarya 2. İdare Mahkemesi 31/10/2002 tarihli ve

E.2001/2199, K.2002/1432 sayılı kararıyla idarenin gözetim ve denetim

yükümlülüğünü yerine getirmedeki kusurundan kaynaklanan, kamu hizmetinin kötü

ve geç işlemesi nedeniyle oluşan zararı idarenin tazminle yükümlü olduğu

gerekçesiyle dava kısmen kabul edilerek bilirkişi raporuna göre başvurucunun

konutunun, yıkımın gerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedeli olan 10.080 TL

maddi tazminatın ödenmesine hükmedilmiş, maddi tazminat talebinin bu miktarı

aşan kısmı ise reddedilmiştir.

13. Davalı, Kocaeli Valiliği ile davalı yanında davaya katılan

Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca karar temyiz edilmiş; Danıştay Onbirinci Dairesinin 14/6/2005 tarihli ve E.2003/2087,

K.2005/3597 sayılı kararıyla başvurucu tarafından aynı olaya ilişkin olarak iki

farklı yargı kolunda dava açıldığı, her iki davanın sonuçları itibarıyla

birbirini ilgilendirdiğinden bu davalarda alınacak kararların mükerrer ödemeye

neden olacağı gözetilmeden eksik incelemeye dayalı olarak verilen kararda

hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararına karşı

başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 10/10/2007

tarihli ve E.2005/5101, K.2007/7331 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14. Dosya tekrar kendisine gelen Sakarya 2. İdare Mahkemesi

22/11/2007 tarihli ve E.2007/1285, K.2007/1306 sayılı ilamıyla Kocaeli ilinde

idare mahkemesinin kurulduğunu ve bu mahkemenin 14/7/2003 tarihinde fiilen

faaliyete geçtiğini belirterek davanın yetki yönünden reddine ve dava

dosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

15. Kocaeli 1. İdare Mahkemesi 31/12/2008 tarihli ve E.2008/52,

K.2008/1796 sayılı kararıyla Danıştay’ın bozma kararına uymuş ve Gölcük Asliye

Hukuk Mahkemesinde başvurucu tarafından açılan davada dosyanın işlemden

kaldırılmasına karar verildiğini belirterek, yıkılan konutun yıkımın

gerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedeli olan 10.080 TL tazminatın ilgili

idarece başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

“Dava konusu olayda, davalı idare

elemanlarınca 17/8/1999 tarihinde meydana gelen deprem sonucunda orta hasarlı

(onarılabilir) olarak tespit edilen davacı konutunun, davalı idare tarafından

oluşturulan komisyonca ihale edilmesi neticesinde, ihaleyi alan .. şirketi tarafından sehven

yıkılması nedeniyle meydana gelen zararın davalı idarece tazmin edilmesi

gerektiği tartışmasızdır.”

16. Başvurucu anılan karara dayalı olarak Kocaeli Valiliği ile

Bayındırlık ve İskan Bakanlığı hakkında Gölcük İcra

Dairesinin 2012/3100 esas sayılı icra dosyasında 7/4/2009 tarihinde ilamlı icra

takibi başlatmıştır. 19/7/2012 tarihinde icra dosyasına 44.269,01 TL tutarında

bir ödeme yapılmış, cezaevi yapı pulu harcı düşüldükten sonra kalan 43.383,71

TL başvurucuya 24/7/2012 tarihinde ödenmiştir.

17. İlk Derece Mahkemesinin kararı temyiz edilmiş, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 13/12/2011 tarihli ve E.2011/13301,

K.2011/4660 sayılı ilamıyla hüküm onanmış, karar düzeltme talebi ise aynı

Dairenin 26/6/2013 tarihli ve E.2012/4069, K.2013/5272 sayılı ilamıyla

reddedilmiştir.

18. Karar, başvurucu vekiline 2/8/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

19. Başvurucu 2/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. Anayasanın 125. maddesinin son fıkrası şu şekildedir:

“İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür”.

21. 10/6/1949 tarihli ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“A) Vali, … kamu düzen ve güvenini korumak için gereken

tedbirleri alır...

C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, …kamu

esenliğinin sağlanması… valinin ödev ve görevlerindendir.

Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri

alır…”

22. 5442 sayılı Kanunu’nun 32. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“A) Kaymakam, …kamu düzen ve güvenini korumak için gereken

tedbirleri alır…

Ç) İlçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, …kamu

esenliğinin sağlanması kaymakamın ödev ve görevlerindendir.

Bunları sağlamak için kaymakam gereken karar ve tedbirleri

alır; ”

23. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir

Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun’un 1.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması,

kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesisleri

genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan

yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu kanun hükümleri

uygulanır.”

24. 7269 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“İçişleri, İmar ve İskan,

Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve Tarım Bakanlıklarınca acil yardım

teşkilatı ve programları hakkında genel esasları kapsayan bir yönetmelik

yapılır.

Bu yönetmelik esasları dairesinde afetin meydana gelmesinden

sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma, ölüleri gömme,

yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleri iaşe gibi

hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanma yerlerini

tespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalar

hazırlanarak muhafaza olunur.

Bu programların uygulanması, valiliklerce kurulacak kurtarma

ve yardım komitelerince sağlanır. ”

25. 7269 sayılı Kanun’un 13. maddesinde afet bölgelerinde

yapılacak teknik işlere dair düzenlemenin ilgili kısmı şöyledir:

“a) Yapılacak işlemlere esas olmak

üzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin

meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri

incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.

(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Gereken

hallerde, yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve

kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli

yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında

derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.

(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü hasar

bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve ilçenin en

büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle binalar

derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre verilerek

tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi bulunmadığı

takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri yapılmış

sayılır.

(Değişik: 31/8/1999 - KHK - 574/1 md.) Mal

sahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3 gün içinde yetkili idare kurullarına

itiraz edebilir. İdare kurulları bu itirazı en geç 3 gün içinde inceler ve

karara bağlar. Süresinde itiraz olunmayan, yahut

itiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları mal sahibi

yıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan elde

edilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirinin

emri ile yıktırılır.

…

b) (Değişik: 31/8/1999 - KHK 574/1 md.) Hasar

görmüş, fakat ıslahı mümkün olan binaların fen kurullarının göstereceği

şartlara göre tamiri yapılıncaya kadar içine girilmesine ve oturulmasına izin

verilemez. Bu binalar 1 yıl içinde tamir ettirilmediği ve itiraz da olmadığı

takdirde yukarıdaki esaslar dahilinde yıktırılır. İtiraz halinde, bu itiraz

yukarıdaki mahalli idare kurullarınca 5 gün içinde incelenir ve karara

bağlanır. İtiraz sebepleri yerinde görüldüğü takdirde süre 6 ay daha uzatılır.

… ”

26. 7269 sayılı Kanun’un Geçici 13. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Geçici Madde 13 – (Ek: 31/8/1999 -

KHK-574/3 md.)

(Değişik ibare : 23/3/2000 - KHK -

598/2 md.) 17

Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihinde vuku bulan depremler dolayısıyla genel

hayata etkili afete maruz bölgede yer alan illerde afete maruz kalanların,

hasar tespiti ve hak sahipliği işlemlerine dair esas ve usullerin belirlenmesi

ile geçici ve kesin iskanlarının temini amacıyla yeni yerleşim alanlarının

tespiti

ve prefabrik veya kalıcı konutların, kamu

yapıları ve tesislerinin inşaat ve esaslı onarım işlerinin yapımı için her

türlü alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hakları tesis

etmede ve taşıma işlerinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı yetkilidir. ”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu; orta hasarlı olarak tespit edilen konutunun

onarımı mümkün olduğu hâlde ağır hasarlı konut varsayılarak Kocaeli Valiliğince

enkazların kaldırılması işinin ihale edildiği

hafriyat şirketi tarafından yıkıldığını, bu yıkım işlemi nedeniyle uğradığı

zararın tazmini için Kocaeli 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasının

yaklaşık on dört yıl gibi makul olmayan bir sürede sonuçlandırıldığını, bu

süreçte konut fiyatlarının yükseldiğini ve lehine hükmedilen tazminat miktarı

ile konut alma imkânını kaybettiğini, yıllarca kirada oturmak zorunda

kaldığını, evinin orta hasarlı olarak tespit edilmesi nedeniyle kalıcı konut

edinme hakkından da yararlanamadığını, bu durumun Anayasa’nın 35. ve 36.

maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet ile adil yargılanma haklarını ihlal

ettiğini iddia etmiş; zararının geç tazmin edilmesinden kaynaklandığını

belirttiği 40.000 TL maddi ve uzun süren yargılama nedeniyle 50.000 TL manevi

zararının idare tarafından tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mahkemenin makul sürede karar

vermiş olması durumunda yeniden ev alma imkânına kavuşabilecek iken

yargılamanın çok uzun sürmesi, bu arada konut fiyatlarının yükselmesi gibi

nedenlerle aldığı tazminatın yıkılan evinin yerine yeniden ev alma imkânını

vermediğini ifade etmektedir. Başvurucunun şikâyetlerinin özü; yargılamanın

uzun sürmesine bağlı olarak zararının geç tazmin edilmesi, buna ilave olarak

arada geçen zamanda konut fiyatlarının yükselmesi ve satın alma gücünün düşmesi

nedenleriyle 10.080 TL tutarındaki ilamlı asıl alacağına uygulanan faizin, enflasyon

karşısında oluşan değer kaybı dikkate alındığında gerçek zararını karşılamaktan

uzak olduğu hususuna ilişkin olup bu şikâyetler mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilmiş; başvurucunun makul sürede yargılama yapılmadığına yönelik

şikâyeti ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Başka bir kabul edilemezlik

nedeni de bulunmadığından başvurunun bu şikâyete ilişkin kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucunun, yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti de

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak da kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu, deprem sonucu orta hasarlı (onarılabilir) durumda

olan konutunun Valilikçe enkaz kaldırma işinin ihale edildiği şirket tarafından

ağır hasarlı zannedilerek yıkılması üzerine açtığı tam yargı davasının uzun

sürmesine bağlı olarak zararının geç tazmin edilmesi, buna ilave olarak arada

geçen zamanda konut fiyatlarının yükselmesi ve satın alma gücünün düşmesi

nedeniyle eline geçen tazminatın gerçek zararını karşılamaktan uzak kaldığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

33. Bakanlığın görüş yazısında, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol'ün 1. maddesinin, mülkiyet

hakkının kullanılmasını devlet müdahalesine karşı korumakla birlikte mülkü

koruma yükümlülüğünün; özel kişilerin müdahalelerinin engellenmesi

mükellefiyetini de içerdiği, başvurucuya ilk olarak idarenin gözetimi ve

denetimi altında bulunan hasarlı bina yıkım işini üstlenen firma tarafından

24/1/2002 tarihinde 7.000 TL ödeme yapıldığı, devamında ilama bağlı olarak

başlatılan icra takibinin sonucunda 24/7/2012 tarihinde bilirkişi raporu ile

tespit edilip mahkeme kararıyla hüküm altına alınan zararına, idareye başvuru

tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek toplam 43.091,53 TL ödeme yapıldığı,

ödenen faiz miktarının zararın doğduğu tarih ile ödemenin yapıldığı tarih

arasındaki enflasyon oranının altında olmadığı, bu durumun, başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik şikâyetinin incelenmesi sırasında güncel ve kişisel

bir hakkının ihlal edilip edilmediği ile başvurunun açıkça dayanaktan yoksun

olup olmadığının değerlendirilmesi sırasında gözönünde

bulundurulması gerektiği, yapılan inceleme sonucunda ihlalin tespit edilmesi

durumunda ise uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağı

bildirilmiştir.

34. Başvurucu Bakanlığın görüşüne karşı cevap dilekçesinde

başvuru formundaki beyanlarını tekrar etmiştir.

35. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

36. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

Ek (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 29).

37. Mutlak değil, sınırlanabilir bir hak olan mülkiyet hakkı Anayasa’da

yer alan temel hak ve özgürlüklerin sınırlama rejimine tabidir. Anayasa’nın 35.

maddesinin birinci fıkrasında genel olarak hak tanınmakta, ikinci ve üçüncü

fıkralarında da sınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir. Bu sınırlama

ve güvencelerin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Mülkün Varlığı

38. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanındaki mülkiyet

hakkı özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen mülkiyet hakkı

kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda kabul edilen

mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından bağımsız olarak

özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin

Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015,

§ 31).

39. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir

kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti" Anayasa'nın

ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden

yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan

Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36, 37).

40. Başvuru konusu olayda, başvurucunun Kocaeli ili Gölcük

ilçesi Kavaklı Mahallesi 671 parselde bulunan ve ağır hasarlı yapı kapsamında

düşünülerek yıkılan konutu, tapu sicilinde adına kayıtlı olduğundan

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı

konusunda şüphe yoktur.

ii. Müdahalenin Varlığı

41. Başvurucunun tapuda adına kayıtlı olan taşınmazın üzerinde

bulunan yapının depremde orta derecede hasara uğramasına rağmen Kocaeli

Valiliğinin yaptığı ihale sonucunda yıkım işini üstlenen, üzerinde idarenin

gözetim ve denetim yetkisi bulunan şirket tarafından yıkılması, Anayasa’nın 35.

maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale niteliği taşımaktadır.

iii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Kanunilik

42. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması ve benzeri afetlerde

yapıları genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel

olan yerlerde alınacak tedbirler 7269 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir. Bu

Kanun’a göre bir bölgede deprem gibi bir umumi afet meydana geldiğinde evvela,

yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskân (Çevre ve Şehircilik)

Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinin

durumu ile kamu tesisleri dâhil bütün yapıların incelenerek hasar tespit

raporunun düzenlenmesi gerekmektedir.

43. 17/8/1999 tarihli Marmara depreminin ardından 31/8/1999

tarihinde söz konusu Kanun’da yapılan değişiklikle ikinci olarak deprem meydana

gelen arazinin tehlikeli durumu ve binaların uğradığı hasar bakımından

yıktırılması ve boşaltılması gerekli görülenler hakkında, o il ve ilçenin en

büyük mülki amirine ayrı bir rapor tevdi edilmesi icap etmektedir. Bunun

ardından söz konusu makamlarca bu tip binaların derhâl boşalttırılarak

yıkılması lüzumlu olanlar için en çok üç gün süre verilerek tehlikenin

giderilmesinin yapı sahiplerinden istenilmesi, mal sahipleri yahut vekillerince

üç gün içinde yapılacak itirazların da en geç üç gün içinde incelenip karara

bağlanması, süresinde itiraz olunmayan veya itiraz olunup da idare kurullarınca

yıkılması onaylanan binaların sahiplerince yıkılmadığı takdirde bu binalara el

konularak yıkma parası yıkıntıdan elde edilecek malzeme bedelinden ödenmek

üzere mahallin en büyük mülki amirinin emriyle yıktırılması, hasar görmüş fakat

ıslahı mümkün olan binaların fen kurullarının göstereceği şartlara göre tamiri

yapılıncaya kadar içine girilmesine ve oturulmasına izin verilmemesi, bu

binaların bir yıl içinde tamir ettirilmediği ve itiraz da olmadığı takdirde

kanunda belirlenen esaslar dâhilinde yıktırılması öngörülmüştür.

44. Kanun’un geçici 13. maddesinde ise 17/8/1999 ve 12/11/1999

tarihlerinde vuku bulan depremlere özgü düzenleme yapılmış olup bu depremler

dolayısıyla genel hayata etkili afete maruz bölgede yer alan illerde afete

maruz kalanların, hasar tespiti ve hak sahipliği işlemlerine dair esas ve

usullerin belirlenmesi ile geçici ve kesin iskânlarının temini amacıyla yeni

yerleşim alanlarının tespiti ve prefabrik veya kalıcı konutların, kamu yapıları

ve tesislerinin inşaat ve esaslı onarım işlerinin yapımı için her türlü alım,

satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hakları tesis etmede

ve taşıma işlerinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığının yetkili olduğu kurala

bağlanmıştır.

45. Somut olayda ise 17/8/1999 tarihli depremin ardından Kocaeli

Valiliği yetkililerince hasarlı yapıların tespit edildiği 13/9/1999 ve 12/10/1999

tarihli hasar tespit raporlarıyla başvurucunun konutunun bulunduğu yapının orta

hasarlı olarak belirlendiği, yıkık ve ağır hasarlı olarak saptanan binaların,

mevzuat hükümlerine (bkz. §§ 23-26) uygun olarak yıkımı ve enkazlarının

kaldırılması işlerinin Kocaeli Valiliği bünyesinde oluşturulan Enkaz Kaldırma

Komisyonunca 10/9/1999 tarihli ve 4 sayılı ihale kararıyla dört ayrı şirkete

ihale edildiği ancak Kocaeli il sınırları içerisinde yürütülen enkaz kaldırma

çalışmaları sırasında başvurucuya ait ve orta hasarlı olan konutun bulunduğu

binanın 11/10/1999-15/10/1999 tarihleri arasında, ihaleyi alan şirket

tarafından ağır hasarlı zannedilerek yıkımının gerçekleştirildiği

anlaşılmaktadır.

46. Netice olarak başvurucuya ait yapının bulunduğu bölgede

depremden zarar görüp de yıktırılması yönünde tespit yapılan yapıların, 5442

sayılı Kanun tarafından kamu düzenini sağlamakla görevlendirilen idare

elemanlarının kararları doğrultusunda ve 7269 sayılı Kanun’un 4., 13. ve geçici

13. maddelerindeki usul ve yöntemler kullanılarak yıktırıldığı gözetildiğinde

söz konusu bölgede gerçekleştirilen umumi yıkım faaliyetinin kanuni dayanağının

bulunduğu anlaşılmaktadır.

Meşru Amaç

47. Depremden zarar gören yıkılacak derecede tehlikeli yapıların

yıktırılması, kamu idaresinin kolluk faaliyetinin bir gereği olup başvurucunun

konutunun bulunduğu alanlardaki bu türlü yapıların yıktırılması işi de idari

kolluk faaliyeti kapsamında gerçekleştirildiğinden dolayı, anılan umumi yıkım

faaliyetinde meşru amaç bulunmaktadır.

Ölçülülük

48. Son

olarak başvurucuya ait konutun, depremden zarar gören ve yıktırılması gereken

yapılar arasında kabul edilerek idarenin gözetim ve denetimi altında bulunan

yıkım ekibince yıkılması ile meydana gelen zararın giderilmesi maksadıyla

başvurucuya yapılan ödeme karşılaştırıldığında “mülkiyet

hakkına” yapılan müdahalede makul bir dengenin gözetilip

gözetilmediği değerlendirilmelidir.

49. Başvurucunun açtığı ve Kocaeli 1. İdare Mahkemesinde görülen

davada yapılan yargılama neticesinde Mahkeme, başvurucunun konutunun orta

hasarlı (onarılabilir) olmasına rağmen ağır hasarlı zannedilerek idarece enkaz

kaldırma işinin ihale edildiği şirket tarafından yıkılmasını hizmet kusuru

olarak değerlendirmiş ve bu nedenle başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir

(bkz. § 15). Temyiz edilen karar, Danıştay Ondördüncü

Dairesince onanmış ve karar düzeltme istemi de aynı Dairece reddedilerek hüküm

kesinleşmiştir (bkz. § 17).

50. Başvurucu konutunun yıkılması nedeniyle uğradığı zararın geç

ödendiğini, uygulanan faizin de satın alma gücünün düşmesi ve konut

fiyatlarının artması nedeniyle yeterli olmadığını ileri sürmüştür.

51. Başvurucunun konutun yıkılması nedeniyle uğranılan zararın

belirlenmesi amacıyla açtığı davada yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde

başvurucuya ait konutun yıkımının gerçekleştirildiği tarihteki yıpranma ve orta

hasar değer düşümü yapıldıktan sonra rayiç bedeli 10.080 TL olarak

hesaplanmıştır. Kocaeli 1. İdare Mahkemesinin 31/12/2008 tarihli kararıyla

bilirkişi raporu doğrultusunda yıkılan konutun yıkımın gerçekleştirildiği

tarihteki rayiç bedeli olarak belirlenen 10.080 TL’nin, davalı idareye başvuru

yapıldığı 30/12/1999 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte

başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir.

52. İlk Derece Mahkemesinin bu kararına dayanılarak Gölcük İcra

Müdürlüğünce 27/6/2011 tarihinde Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi

Başkanlığından 1/7/2011 tarihi itibarıyla 44.437,91 TL olan toplam borcun

Gölcük İcra Müdürlüğünün hesabına yatırılması istenilmiş 1/7/2011 tarihinden

sonra yapılacak ödemelerde 10.080 TL’ye günlük %9’dan 2,52 TL faiz ilave

edilmesi gerektiği belirtilmiştir. İcra müdürlüğünce çıkarılan hesap dökümü ise

şu şekildedir:

"10. 080,00 TL İlamlı asıl alacak

33.

018,00 TL İşlemiş faiz (takip tarihi olan 7/4/2009’a kadar)

1. 209,60 TL Mahkeme vekalet ücreti

125,10 TL Yargılama gideri

544,32 TL İlam harcı

-7.

000,00 TL (24/1/2002 tarihinde ödenen)

37. 977,46 TL TAKİP MİKTARI

4. 397,52 TL İcra vekalet ücreti

2. 026,08 TL İşlemiş faiz %9, 804 gün (Takip

Tarihinden 1/7/2011 Tarihine Kadar)

+ 36,85 TL İcra masrafı

44. 437,91 TL TOPLAM BORÇ

1/7/2011 TARİHİ İTİBARIYLA

NOT

1) İlamlı alacağa 1/7/2011 tarihinden

sonra yapılacak ödemelerde 10.080,00 TL’ye günlük %9’dan 2,52 TL faiz ilave

edilmelidir.

2)İlam

Kocaeli 1. İdare Mahkemesinin 2008/52 E,2008/1796 K sayılı ilamıdır…"

53. İcra takibine bağlı olarak 44.269,01 TL icra müdürlüğünün

hesabına aktarılmış, buradan da 24/7/2012 tarihinde cezaevi harcı düşüldükten

sonra 43.383,71 TL başvurucunun vekili tarafından bu hesaptan çekilmiştir.

54. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet hakları

ancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlanabilir.

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği, kişilerin mülkiyet

haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve ulaşılmak istenen

kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil bir dengenin

kurulması gerekir.

55. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik",

"gereklilik" ve "orantılılık"

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik"

öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını "gereklilik"

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca

daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyin

hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin

gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, §, 38).

56. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonra ödenmesi

durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan

hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin

tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da

bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek

haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).

57. Anayasa Mahkemesi kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü

veya kamu borcu hâline gelmiş ödemelerin geç yapılması nedeniyle mağdur

olunduğu iddiasıyla yapılan başvurularda kamu kurumlarının fazla tahsil

ettikleri tarih ile ödeme tarihi arasında geçen sürede alacakta veya hakka konu

bedelde meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir

yük oluşturması hâlinde ihlal kararları vermiştir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015).

58. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyon

karşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir. Mahkemelerce

belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi hâlinde daha katı bir tutum

sergileyerek %5'e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki

değişkenlerle ilgili kabul etmektedir (Arabacı/Türkiye,

B. No: 65714/01, 7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme

kararlarının icra edilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen

yargılama süresindeki enflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybında

ise meydana gelen farkın, tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve

bu konuda ulusal yargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle daha

esnek yorumlamakta bu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip

getirmediğini inceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekilde

incelediği bir davada AİHM %10,74'lük bir değer kaybının aşırı bir yük

getirmediğine karar vermiştir (Güleç ve

Armut/Türkiye, B. No: 25/969/09, 16/11/2010).

59. Başvurucu, konutunun yıkılması nedeniyle oluşan zararının

tazmini istemiyle 25/11/1999 ve 24/4/2000 tarihli dilekçelerle 15.000 TL

tutarındaki zararın tazmini istemiyle dava açmıştır. Kocaeli 1. İdare

Mahkemesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/52, K.2008/1796 sayılı kararıyla dava

kısmen kabul edilerek 10.080 TL tutarındaki maddi tazminatın, başvurucunun

idareye başvurduğu (merciine tevdi kararının davalı idareye tebliğ edildiği)

30/12/1999 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı

idareden alınarak başvurucuya ödenmesine karar verilmiş, icra takibi sonucunda

43.383,71 TL icra müdürlüğü kanalıyla 24/7/2012 tarihinde başvurucuya

ödenmiştir.

60. Yapılan ödemenin detayı yukarıda belirtildiği üzere (bkz. §

52), 10.080 TL asıl zarar, idareye başvuru tarihi olan 30/12/1999 tarihinden

başlatılıp takip tarihi olan 7/4/2009 tarihine kadar hesap edilen 33.018 TL

faiz miktarı ile birlikte başvurucuya on iki yıl altı ay yirmi dört gün (151

ay) sonra ödenmiştir. Takip tarihi olan 7/4/2009’dan 1/7/2011 tarihine kadar

geçen 804 gün için %9 oranı üzerinden 2.026,08 TL işlemiş faiz, ayrıca mahkeme

vekalet ücreti, yargılama gideri, ilam harcı, icra vekalet ücreti ve icra

masrafı takibe dâhil edilip yıkım işini yapan firma tarafından başvurucuya

24/1/2002 tarihinde ödenen 7.000 TL tutarındaki meblağ düşülerek icra takibine

esas alınan meblağ belirlenmiştir. Diğer yandan söz konusu takipte 1/7/2011

tarihinden sonra yapılacak ödemelerde 10.080 TL asıl alacağa yine günlük %9’dan

2.52 TL faiz ilave edileceği açıkça belirtilmiştir.

61. Somut olayda iki aşamalı bir ödeme vardır. İlk olarak

24/1/2002 tarihinde 7.000 TL tutarında bir ödeme yapılmıştır. Merkez Bankası

verilerine göre 1999 yılı Aralık ayı ile 2002 yılı

Ocak ayı tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış % 146,78’dir. Bu

durumda başvurucuya ödenmesi gereken tazminatın 2002 yılı Ocak

ayı itibariyle Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer

kaybının giderilmiş karşılığı 24.875 TL’dir. Başvurucuya 24/1/2002 tarihinde

ödenen 7.000 TL mahsup edildiğinde bu tarih itibariyle başvurucunun ödenmemiş

17.875 TL alacağı bulunmaktadır.

62. Yine Merkez Bankasının verilerine göre 2002 yılı Ocak ayı ile ikinci ödemenin yapıldığı 2012 yılı Temmuz ayı

arasında enflasyonda meydana gelen artış ise % 185,99’dur. Bir başka ifadeyle

2002 yılı Ocak ayındaki 100 TL’nin 2012 yılı Temmuz

ayı itibariyle enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 285,99

TL’dir. Bu durumda başvurucuya ödenmesi gereken 10.080 TL tutarındaki

tazminatın yapılan ilk ödeme de mahsup edildikten sonra ödeme tarihi itibariyle

Merkez Bankası verileri kullanılarak enflasyon karşısında değer kaybının

giderilmiş karşılığı 51.121 TL’dir.

63. Davanın açıldığı Aralık 1999 tarihi ile başvurucuya yapılan

ödeme tarihi olan Temmuz 2012 tarihi arasında geçen sürede Merkez Bankası

verilerine göre mahkemenin hüküm altına almış olduğu tazminat, yapılan 2002

Şubat ayı ara ödemesi de dikkate alındığında % 507,15

oranında değer kaybına uğramıştır. Bir diğer ifade ile Mahkemece ödenmesine

karar verilen 10.080 TL'nin değer kaybını telafi edebilmek için 41.041 TL

ödenmesi gerekmektedir.

64. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından yapılan

giderlerin toplamı olan 6.424,64 TL, 24/7/2012 tarihinde alacaklı tarafından

yapılan ödeme miktarından düşüldükten sonra kalan 36.959,07 TL tutarındaki

alacak ve faiz ödemesi, başvurucunun lehine hükmedilen tazminat bedelinin

enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığı olan 51.121 TL’den

mahsup edildiğinde başvurucu lehine hükmedilen tazminat miktarındaki değer

kaybını telafi edecek fark 14.161,93 TL’dir.

65. Sonuç olarak onarılabilir durumdaki orta hasarlı konutunun

idarece yıktırılması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahale nedeniyle

başvurucunun uğradığı zararın geç tazmin edildiği, mahkemece başvurucu lehine

hükmedilen tazminat bedelinin geç tazmin nedeniyle enflasyon oranlarına bağlı

olarak başvurucunun gerçek zararını karşılamaktan uzak kaldığı, bahsedilen

değer kaybı oranı dikkate alındığında bu durumun başvurucu üzerinde aşırı ve

orantısız bir yüke sebep olduğu anlaşılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

67. Başvurucu; idari yargıda açmış olduğu davanın yaklaşık on dört

yıl sonra karara bağlandığını, bu sürenin makul olmadığını belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

68. Bakanlığın görüş yazısında yargılamanın uzun sürmesi

hususuyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen içtihatları

dikkate alındığında bu konuda bir görüş belirtilmesine gerek bulunmadığı

bildirilmiştir.

69. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

70. Anayasa'nın "Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması" kenar başlıklı 141.

maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

"Davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının

görevidir."

71. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir."

72. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.

maddesinin Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No:2012/13, 2/7/2013, § 39).

73. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması, adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazasıdır. Hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (Güher Ergun ve

diğerleri, § 40).

74. Makul süre incelemesinde yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usule ilişkin haklarını kullanırken

gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri, yargı makamları yanında dava

süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir

yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup

olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin

gösterilip gösterilmediği, başvurucu için hukuki korumanın bir an önce

gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine

ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir

(Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772,

7/11/2013, § 58)

75. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber bazı özel durumlarda girişimin

niteliği gözönünde tutularak uyuşmazlığın ortaya

çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (Selahattin Akyıl, B. No: 2012/1198,

7/11/2013, § 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup

makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak zaman diliminin başlangıç

tarihi, başvurucu tarafından 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca yapılması gereken idari başvurunun

atlanarak idare mahkemesinde doğrudan tam yargı davası açılması üzerine Sakarya

2. İdare Mahkemesinin ‘idari merci tecavüzü’

nedeniyle dava dilekçesi ve eklerinin Kocaeli Valiliğine tevdiine karar

verildiği 30/11/1999’dur.

76. Söz konusu mahkemenin, dava dilekçesi ve eklerini Kocaeli

Valiliğine tevdi etmesinden sonra valilikçe başvurucunun tazminat ödenmesi

talebine kanuni süresi içinde cevap verilmeyerek başvuru zımnen reddedilmiş

bunun üzerine 24/4/2000 tarihinde kayda giren dilekçeyle ve 15.000 TL zararın

tazmini istemiyle söz konusu mahkemede (yeniden) dava açılmıştır.

77. Sakarya 2. İdare Mahkemesi 31/10/2002 tarihli kararıyla

davayı kısmen kabul ederek 10.080 TL maddi tazminatın başvurucuya ödenmesine

hükmetmiş, talebin fazlaya ilişkin kısmını ise reddetmiştir.

78. Davalı ve davalı yanında katılan idareler tarafından kararın

temyiz edilmesi üzerine bu karar Danıştay Onbirinci

Dairesinin 14/6/2005 tarihli kararıyla bozulmuş, bozma kararına karşı başvurucu

tarafından yapılan karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 10/10/2007 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

79. Dosya tekrar kendisine gelen Sakarya 2. İdare Mahkemesi

22/11/2007 tarihli ilamıyla Kocaeli ilinde idare mahkemesinin kurulduğunu ve bu

mahkemenin 14/7/2003 tarihinde fiilen faaliyete geçtiğini belirterek davanın

yetki yönünden reddine ve dava dosyasının yetkili Kocaeli İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar vermiştir.

80. Davaya bakmaya yetkili olan Kocaeli 1. İdare Mahkemesi

31/12/2008 tarihli kararıyla Danıştay’ın bozma kararına uymuş ve başvurucu

tarafından hasar gören konut için idare aleyhine İdari Yargıda açılan tam yargı

davasına ek olarak zarara sebebiyet veren ve yıkım işini üstlenen firma

aleyhine Gölcük Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada dosyanın işlemden

kaldırılmasına karar verildiğini belirterek ilgili idarece başvurucuya yıkımın

gerçekleştirildiği tarihteki rayiç bedel olan 10.080 TL tutarında tazminatın

ödenmesine hükmetmiştir.

81. Söz konusu kararı temyizen

inceleyen Danıştay Ondördüncü Dairesi 13/12/2011

tarihinde yerel mahkeme kararını onayıp karar düzeltme talebini 26/6/2013

tarihlinde reddetmiş, nihai karar başvurucu vekiline 2/8/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

82. Bireysel başvuruya konu edilen ve iki dereceli olarak

yapılan yargılamanın yaklaşık on üç yıl yedi ay devam ettiği görülmektedir.

83. Yargılama süreci incelendiğinde idare mahkemesinin bilirkişi

incelemesi yaptırarak verdiği 31/10/2002 tarihli kararı, mahkemeye yapılan ilk

müracaatın üzerinden yaklaşık üç yıldan, merciine tevdi kararından sonra

yeniden yapılan müracaatın üzerinden iki buçuk yıldan daha uzun bir süre

geçtikten sonra verilmiştir. Bu kararın temyiz incelemesi iki buçuk yılı, karar

düzeltme incelemesi de iki yılı aşmıştır.

84. Bozma kararı üzerine yapılan yeniden yargılamada Kocaeli 1.

İdare Mahkemesi bozma kararına uymanın gereği olarak ara kararıyla Gölcük

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın akıbetini sormuş, “Takip edilmeyen dosyanın HUMK’un

409. maddesi uyarınca işlemden kaldırılmasına karar verildi. 24/1/2002”

cevabını alması üzerine 31/12/2008

tarihinde uyuşmazlığı yeniden esastan karara bağlamış ve bu süreç bir yıl kadar

devam etmiştir. Söz konusu kararın temyiz incelemesi yaklaşık üç yıl, karar

düzeltme incelemesi de bir buçuk yıl kadar sürmüştür.

85. Başvurucunun, dava açma süresini kaçırmama, zararın tazmini

maksadıyla kendisini güvenceye alma gibi saiklerle

hareket ederek aynı uyuşmazlık konusu için zarara neden olan firma aleyhine

Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası, yeterli denetim görevini yapmadığı

iddiasıyla ilgili idare aleyhine İdare Mahkemesinde tam yargı davası açması

dışında yargılamanın uzun sürmesine sebebiyet verdiğinin söylenemeyeceği,

yaklaşık on üç yıl yedi ayı bulan yargılama sürecinin makul süreyi aştığı,

sürecin uzamasının başvurucudan ziyade yargılamanın işleyişi ile ilgili

sorunlardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

86. Sonuç olarak İdare Mahkemesinde görülen tam yargı davasının

yaklaşık on üç yıl yedi aylık bir süre sonucunda neticelendiği; uyuşmazlığın

konusu, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

bilgi ve belgelerin temin edilmesindeki engeller, taraf sayısı gibi hususlar gözönünde bulundurulduğunda yargılamanın bu kadar uzun

sürmesini gerektirecek derecede davanın karmaşık olmaktan uzak olduğu, ayrıca

başvurucunun tutumunun veya usule ilişkin haklarını kullanırken gösterdiği

tavrın davanın uzamasına sebebiyet vermediği anlaşılmıştır.

87. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

88. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

89. Başvurucu 40.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

90. Başvuruda mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

91. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 18.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

92. Başvurucu lehine zararının karşılığı olarak Mahkemece

ödenmesine karar verilen tazminatın ödeme tarihinde Merkez Bankası verilerine

göre enflasyon karşısında değer kaybının giderilmiş karşılığının 51.121 TL

olduğu, bu tutardan giderler düşüldükten sonra idarece ödenen 36.959,07 TL

tutarındaki asıl alacak ve faiz ödemesi toplamının çıkarılması sonucunda elde

edilen fark 14.161,93 TL olup bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali

nedeniyle başvurucuya net 14.161,93 maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

Burhan ÜSTÜN bu görüşe katılmamıştır.

93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Başvurucuya mülkiyet

hakkının ihlali nedeniyle net 14.161,93 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE Burhan ÜSTÜN’ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA, başvurucuya makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle de

net 18.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE OYBİRLİGİYLE, başvurucunun bu miktarı

aşan maddi ve manevi tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

D. 198,35 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE

23/3/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY YAZISI

Başvuru, 17/8/1999 tarihinde meydana gelen depremde orta

derecede hasar alan konutun yetkililerce yıkılması sonucu uğrandığı ileri

sürülen zararın tazmini için açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması

nedeniyle adil yargılanma hakkının; bu davaya konu zararının kısa sürede

karşılanmaması nedeniyle oluşan değer kaybından dolayı da mülkiyet hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

Mahkememizce adil yargılama hakkına ve mülkiyet hakkına yönelik

şikâyetler nedeniyle kabul edilebilir olduğuna, her iki hakkın ihlal edildiğine,

başvurucuya talebi doğrultusunda maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar

verilmiştir.

Çoğunluğun adil yargılanmaya ve mülkiyet hakkına ilişkin kabul

edilebilirlik ile bu hakların ihlali ve manevi tazminat verilmesine dair

görüşüne aynen iştirak etmekle birlikte, başvurucuya maddi tazminat verilmesine

ilişkin görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü, tazminat davaları, çekişmeli

yargılamayı gerektiren dava çeşitlerindendir. Bunun için davacının dilekçe ile

harcını yatırarak mahkemeye başvurması gerekir. Mahkemece karşı tarafa dava

dilekçesi tebliğ edilerek, savunma hakkı verilir ve Hâkim tarafından davanın

türüne göre deliller toplanarak yargılama sonunda hüküm fıkrası kurulur. Hüküm

fıkrasında, davacının istek sonuçlarından her biri hakkında taraflara

yüklenilen borç ve tanınan haklar sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt

uyandırmayacak şekilde belirtilip, faiz, harç, yargılama gideri ve vekâlet

ücreti miktarları gösterilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, ihlalin tespit edilmesi halinde başvurucuya

maddi ve manevi tazminat verilmesi usulünü AİHM kararlarını örnek alarak

uygulamakla neredeyse tesbit ettiği her ihlale

tazminat verme yoluna gitmektedir. AİHM uluslararası yargılama yapan bir

mahkeme olduğundan, esas aldığı bütün kurallar uluslararası niteliktedir. Orada

açılan her davanın başvurucusunun (davacısının) mutlaka bir karşı tarafı

(davalısı) ulusal devlet bulunmaktadır. AİHM’de başvuru dilekçesi karşı tarafa

(davalıya) tebliğ edilerek savunma ve delil ikamesi imkânı verilmekte, davanın

bütün aşamalarına katılımı sağlanarak sonuca gidilmektedir. Tazminatla ilgi

olarak uluslararası yargılama yapan başka bir yargı mercide bulunmadığından,

AİHM’nin tazminata da karar vermesi yapısına göre yerindedir. Bireysel

başvuruyu uygulayan Avrupa ülkelerinin bir kısmının mevzuatında tazminat

verilmesi hususu hiç düzenlenmemiş, tazminat verilmesi kabul edilen ülkelerin

uygulamalarında ise çok özel durumlara ilişkin, sınırlı sayıda tazminat

verilmesi örnekleri bulunmaktadır.

Tazminat verilmesi yönünden, usulü, uygulanması ve yapısı

farklı, uluslararası mahkeme olan AİHM içtihatlarının örnek alınması yerine,

bireysel başvuruda başarılı olduğu bilinen Avrupa’daki ulusal mahkemelerin

uygulamalarının esas alınması daha yerinde olacaktır.

6216 Sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (2) numaralı fıkrası, “Bireysel başvurunun kabul

edilebilirliğine karar verilmesi halinde, başvurunun bir örneği bilgi için

Adalet Bakanlığı’na gönderilir. Adalet Bakanlığı gerekli gördüğü hallerde

görüşünü yazılı olarak Mahkemeye bildirir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bireysel başvurularda başvurucunun (davacının) karşı tarafı

(davalısı) bulunmamaktadır. Maddeye göre Adalet Bakanlığı davanın tarafı değil

sadece bildirim yapılan muhatabıdır. Gerekli görürse, savunma değil, görüşünü

yazılı olarak bildirebilir. Değiştirilen, Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğünün 71.

maddesine göre, Anayasa Mahkemesi karar vermek için Adalet Bakanlığı’nın

görüşünü beklemek zorunda değildir. Tazminata neden olan olayın muhatabı başka

bir kamu kurumu olduğundan, gerçekte Adalet Bakanlığı tazminat davasının tarafı

da olamaz. Tazminat davası ile ilgili olarak uluslararası veya ulusal hiçbir

usul ve maddi hukuk kuralı dikkate alınmayıp, taraf teşkili tamamlanmadan, karşı

tarafa (davalıya) tebligat yapılmadan savunma ve delilleri alınmadan, tazminata

karar verilmesi, hüküm fıkrasında bulunması zorunlu hususların varlığının

gözetilmemesi, kararın ikinci derecede incelenmesinin ortadan kaldırılması

doğru olmadığından, olayda adil yargılanma hakkının varlığından söz edilemez.

6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre, “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde, mümkünse dosya üzerinden

karar verir.” denilmektedir.

Kuraldaki “başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir” kısmı,

mahkemeye çok özel hallerde, istisnai olarak kullanılması maksadıyla verilmiş,

ihtiyari bir yetkidir. Uygulamada mahkemece bu yetki, istek varsa, ihlal tespit

edilen neredeyse her davada manevi tazminat, yargılamanın hiçbir kuralına

uyulmadan isteğe bağlı olarak bazen maddi tazminat verilmesi şeklinde

kullanılmaktadır.

Bireysel başvuru, şahısların kişisel haklarının tek tek tespit

edilerek, kendilerine teslim edilmesi yeri değildir. Esasen Anayasa

Mahkemesi’nce varsa ihlalin tespit edilmesiyle yetinilmesi, tazminat konusunda

başvurucuya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilmesi, görevli genel

mahkemesince usulüne uygun taraf teşkili sağlanması, yargılama yapılarak sonuca

gidilmesi, taraflara ikinci derece inceleme yapılmasını isteme hakkı tanınması

gerekir. Böyle bir tercih yapılması halinde başvurucunun da herhangi bir kaybı

söz konusu olmayacaktır.

Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edilmesinden dolayı maddi tazminat ödenmesine ilişkin çoğunluğun görüşüne

katılmıyorum.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Tarık KAVAK Başvurucu : Abdulhalim BOZBOĞA Başkan Burhan ÜSTÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6880, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun
  10. B. Değerlendirme
  11. Not
  12. C. Başvurucuya mülkiyet
  13. D. 198,35 TL harçtan oluşan
  14. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Oybirliğiyle
  17. Karşı Oy Yazısı
  18. Dursun
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6880
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Bolat ve Diğerleribaşvurusu (B. No: 2013/5974)
  • Fevzi Soner Başvurusu (B. No: 2013/4594)
  • Suna Denizci Başvurusu (B. No: 2013/5061)
  • Aynur Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7423)
  • Hakan Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/9481)
  • Akif İpek Başvurusu (B. No: 2013/9344)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.