İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Suna Denizci Başvurusu (B. No: 2013/5061)

1. Başvuru, terekenin tenkisi davasında belirlenen tenkise tabi

Başvuru No2013/5061Tarih31 Mart 2016Okuma16 dk · 3.175 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Suna Denizci Başvurusu

Karar tarihi
31 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/5061
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.175 kelime·16 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terekenin tenkisi davasında belirlenen tenkise tabi

bedelin güncel değeri bulunmadan ve enflasyondan kaynaklanan değer kaybı

giderilmeden ödenmesine karar verilmesi sebebiyle mülkiyethakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/7/2013 tarihinde Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 24/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 19/06/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 19/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

9/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 28/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Başvurucunun babası N.A. 13/4/1986 tarihinde vefat etmiştir.

Geriye mirasçı olarak murisin ilk evliliğinden olan kızı başvurucu ve murisin

ikinci eşi Ö.A. kalmıştır.

9. Başvurucu, saklı pay kurallarının ortadan kaldırılması ve

kendisinin mirastan yoksun bırakılması amacıyla murisin malvarlığının ve

kazancının tamamına yakın bir kısmının davalıya aktarıldığını belirterek

terekenin ve kazandırmaların saklı payına el atma oranında tenkisi ile el atma

miktarının dava tarihinden başlamak üzere yasal faizi ile birliktetahsili

istemiyle Ö.A. aleyhine 9/4/1987 tarihinde Bakırköy 3. Asliye Hukuk

Mahkemesinde tenkis davası açmıştır.

10. Mahkemece 25/11/2010 tarihli ve E.1987/249, K.2010/369

sayılı karar ile davanın kabulüne, 296.541,41 TL'nin 7/5/1995 tarihinden

itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"... ölenin davacıyı miras haklarından

mahrum bırakmak amacıyla evliliğinden sonra davalı adına aşağıda listelenen

kazandırmalarına devam ettiği, son olarak bu hususta vasiyetname dahi tanzim

ettiği, bu suretle ölenin davacının yasal olarak dokunamayacağı davacıya ait

miras hukukundan kaynaklanan tasarruf nisabını aşacak tarzda davalı lehine

kazanımlarda bulunduğu; ölüm tarihi itibari ile 743 sayılı Kanun hükümlerinin

uygulanmasının gerektiği, ölüm tarihi itibari ile terekenin aktif ve pasifi de gözönünde bulundurulmak suretiyle tercih hakkının

kullanıldığı tarihteki değerlerin sırası ile:

A) Ölüm tarihi itibari ile tereke

:

...

B) Tercih hakkının kullanıldığı 07/05/1995

tarihi itibari ile, saklı payın

uyarlama suretiyle ulaşmış olduğu meblağın 296.541,41 TL. olduğu ve davacının

bu meblağı talebe hakkının bulunduğu..."

11. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

6/12/2011 tarihli ve E.2011/5497, K.2011/8534 sayılı ilamı ile bozulmuştur.

Bozulma gerekçesi şöyledir:

"Mirasçılık ve mirasın geçişi miras

bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 s.

Yürürlük K.m.17) Toplanan delillere göre;...

temliklerin tamamı bedele dönüşmüştür. Yani ortada sabit tenkis oranında

bölünme durumunun araştırılacağı bir muayyen mal vasiyeti veya temliki

bulunmamaktadır. Buna rağmen davalıya 07.05.1995 tarihinde kullandırılan tercih

hakkının konusu bulunmadığındanhukuki değeri olmadığı

gibi, bu tarihten itibaren tenkis alacağına yasal faiz yürütülmesi de doğru

bulunmamıştır. Zira murisin bedel vermek suretiyle temlikte bulunduğu hallerde

davalıya kazandırılan malların bedelleri de tenkise tabi olacaktır, ancak bu

halde tenkise tabi tutulacak miktar, miras bırakan tarafından davalılara

verilen paranın, mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değerdir. Miras bırakan

tarafından davalıya mal veya şirket alınırken verilen paranın miktarını

saptamak, bu paranın mirasın açıldığı tarihte ulaştığı değeri, paranın satın

alma gücündeki değişimleri usulünce belirli kriterler dikkate alınmak suretiyle

hesaplamak, gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişiden rapor almak, bu yolla

belirlenen değerin tenkis hesabında dikkate alınacağını gözetmek (H.G.K.nun 30.11.2005 gün, ve 2005/2-581 Esas, 2005/672

sayılı Kararı ) bu şekilde davalı yararına yapılan kazandırmaların mirasın

açıldığı tarihteki değerlerini doğru olarak tespit edip, bu değerler dikkate

alınarak tenkis edilecek bedeli bulmak ve bu bedele dava tarihinden itibaren

faiz uygulamak gerekir. Mahkemece bu yönde hesaplama yapılmak suretiyle ihlal

edilen saklı payın murisin ölüm tarihinde ulaştığı değer 3.077,58 doğru olarak

tespit edilmiştir, ancak bu miktara dava tarihinden itibaren işleyecek yasal

faiz eklenmesiyle yetinilmesi gerekirken, ..."

12. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda

19/6/2012 tarihli ve E.2012/190, K.2012/263 sayılı karar ile bozma ilamında

belirtilen surette alınan bilirkişi raporları uyarınca başvurucunun saklı

payının 3.077,58 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle bu tutarın dava tarihinden

itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar

verilmiştir.

13. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25/3/2013

tarihli ve E.2012/13216, K.2013/4110 sayılı ilamıyla onanmıştır.

14. Karar, başvurucuya 25/6/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 4/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 454. maddesi şöyledir:

"Tasarruf nisabı,

terekenin vefat günündeki haline göre hesap olunur.

Müteveffanın borçları, cenaze masrafı,

terekeyi mühürlemek ve defter tutma masrafları, müteveffa ile bir arada yaşayan

kimselerin bir aylık iaşe masrafı; terekeden tenzil olunur."

17. Aynı mülga Kanun'un 455. maddesi şöyledir:

"Müteveffanın ölüme bağlı olmayarak vakı tenkısa tabi teberruları,

tasarruf nisabının hesabı için, terekeye zam olunur."

18. Aynı mülga Kanun'un 502. maddesi şöyledir:

“Mahfuz hisselerinin baliğ olduğu miktarı alamıyan mirasçılar, tasarruf nisabını tecavüz eden

teberruun tenkisini dava edebilirler.

Müteveffanın, hilafını kasdettiği

tasarruftan anlaşılmadıkça kanuni mirasçıların hisselerine dair tasarrufta

mevcut hükümler, alalade taksim kaideleri gibi

telakki olunur"

19. Aynı mülga Kanun'un 503. maddesi söyledir:

“Mahfuz hisseli mütaaddit

mirasçılara ölüme bağlı tasarruf tarikı ile yapılan

ve tasarruf nisabını tecavüz eden teberrular, bu mirasçılardan herbirine mahfuz hissesinden fazla düşen miktarlarla

mütenasip olarak tenkise tabidir"

20. Aynı mülga Kanun'un 505. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tasarrufu yapan kimsenin, hilafını kasdettiği tasarruftan anlaşılmadıkça, mirasçı nasbolunan veya kendilerine diğer bir surette teberru

edilen kimselere ait hisseler, mütenasiben tenkise

tabidir"

21. Aynı mülga Kanun'un 506. maddesi şöyledir:

"Kıymetine noksan gelmeksizin taksimi

kabil olmayan muayyen bir mal vasiyet edilip te işbu vasiyet tenkise tabi

olursa; lehine vasiyet yapılan kimse, dilerse tasarruf nisabı miktarını nakden

alır dilerse tenkisi lazımgelen miktarın kıymetini

verip o malı talep eder."

22. Aynı mülga Kanun'un 517. maddesi şöyledir:

"Miras, ölüm ile açılır. Murisin ölümüne

bağlı olmayan teberru ve taksimleri, mirasa alakaları noktasından mirasın

açıldığı gündeki haline göre takdir edilir."

23. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

564. maddesi şöyledir:

"Değerinde azalma meydana gelmeksizin

bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa,

vasiyet alacaklısı, dilerse tenkisi gereken kısmın değerini ödeyerek malın

verilmesini, dilerse tasarruf edilebilir kısmın değerini karşılayan parayı

isteyebilir.

Tasarruf konusu malın vasiyet alacaklısında

kalması durumunda, malın tenkis sebebiyle vasiyet borçlusuna verilmesi gereken,

aksi hâlde tasarruf oranı içinde kalan kısmının karar günündeki değerinin para

olarak ödetilmesine karar verilir.

Bu kurallar, sağlararası

kazandırmaların tenkisinde de uygulanır."

24. 30/11/2005 tarihli ve E.2005/2-581, K.2005/672 sayılı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının ilgili bölümleri şöyledir:

"...uyuşmazlık, tenkis hesabı yapılırken

davalılara yapılan bağışın, satın alınan taşınmazların tespit tarihindeki

değerlerinin mi, yoksa alımları sırasında ödenen satış bedellerinin mi esas

alınacağı noktasında toplanmaktadır.

...

Miras bırakan tarafından taşınmazların alımı

için ödenen bedellerin (bağışın) tenkise tabi olduğu hususunda yerel mahkeme

ile Özel Daire arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Somut olayda, dava konusu taşınmazlar, murisin

ölüm tarihi olan 1994 yılından çok önce alınmıştır.Ülkede

uzun yıllar devam eden enflasyon nedeniyle paranın satın alma gücü düşmüş,

verilen paranın tenkis hesabına esas alınması sıkıntılara yol açmış,

tutarsızlıklara ve adalete olan güvenin sarsılmasına neden olmuştur.

Hukuk kuralları gerçek hayata uygun olduğu ve

adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirir;

saygınlık sağlar ve hukuk kuralı özelliğini korur.Bu nedenle yetkili organlarca değiştirilinceye,

yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden, çağın gereklerine uygun bir

şekilde yorunlanmalıdır.

Bu görev yargıca aittir. Çağdaş hukuk, tam

karşılığı verilmeden elde edilen kazançları korumamaktadır. O halde taraflardan

bir kısmının zenginleşmesine yol açacak çözüm yollarından kaçınılmalıdır.

Hal böyle olunca mahkemece yapılacak iş, miras

bırakanın taşınmazlar alınırken verdiği bedellerin (paraların) mirasın açıldığı

tarihte ulaştığı değerlerinin; paranın satın alma gücündeki değişimlerin

usulünce belirli kriterler dikkate alınmak suretiyle hesaplanması, gerektiğinde

bu konuda uzman bilirkişi veya bilirkişi kurulundan, taraf, yargıç ve Yargıtay

denetimine elverişli rapor alınması, bu yolla belirlenen değerin tenkisine

hükmedilmesinden ibarettir."

25. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun

105. maddesi şöyledir:

"Alacaklının düçar

olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini

ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir.

Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar verir iken bu zararın miktarını dahi

tayin edebilir."

26. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

122. maddesi şöyledir:

"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir

zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat

etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte

olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında

karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu; miras bırakanının terekesinde saklı payına

tecavüz edildiği iddiasıyla 9/4/1987 tarihinde Bakırköy 3. Asliye Hukuk

Mahkemesinde açtığı tenkis davası sonucunda saklı payın murisin ölüm tarihinde

ulaştığı bedel belirlenerek bu bedelin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle

ödenmesine karar verildiğini, enflasyondan kaynaklanan değer kaybının

giderilmediğini oysa uzun yıllar yasal faizin enflasyonun çok altında olduğunu,

tenkise tabi malların uyarlama metodu ile karar tarihine yakın bir tarihe kadar

güncel değerinin hesaplanması ve bundan sonra faiz uygulanması gerektiği

yönündeki 11/11/1994 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu

kararının dikkate alınmadığını, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu

kararındaki prensibin 4721 sayılı Kanun'un 564. maddesinde de benimsendiğini,

ayni mallar için güncelleme yapılmasına rağmen parasal değerler için güncelleme

yapılmayarak fark yaratılmasının haksız olduğunu, yaklaşık 26 yıl süren dava

sonunda alması gereken bedelin on binde yedisini alabildiğini ve bu bedelin

orantısız derecede düşük olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; hak ihlalinin tespiti ile maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

29. Başvurucu; tenkis davasında saklı payın murisin ölüm

tarihinde ulaştığı değerin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine

karar verildiğini, oysa yargılamanın yaklaşık 26 yıl sürdüğünü, uzun yıllar

yasal faizin enflasyonun çok altında olduğunu, bu bakımdan İlk Derece

Mahkemesince verilen ve kesinleşen kararın enflasyondan kaynaklanan değer

kaybını gidermediğini, güncelleme yapılmaması ve enflasyon etkisiyle dava

sonunda alması gereken bedelden orantısız derecede düşük bir bedel

alabildiğini, bu yönüyle 11/11/1994 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel

Kurulu kararı kapsamında ayni mallar için güncelleme yapılmasına rağmen parasal

değerler için güncelleme yapılmayarak fark yaratılmasının haksız olduğunu belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmiştir.

30. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun şikâyeti Anayasa'nın

35. ve 36. maddeleri kapsamında değerlendirilmiştir. Adil yargılanma hakkına

ilişkin olarak makul sürede yargılama yapılmaması yönünden Anayasa Mahkemesinin

önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında

görüş sunulmayacağını bildirmiştir. Tenkise tabi malların uyarlama metodu ile

hesaplanması gerektiği yönündeki Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararının

dikkate alınmadığına dair şikayetin yargılamanın

sonucu itibariyle adil olmadığı iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği

belirtilerek olayların kanıtlanması ve hukuk kurallarının uygulanması sonucu keyfîlik içermeyen İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönden

değerlendilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Talep

edilen bedelin 26 yıla yakın devam eden yargılama sonunda güncel ve gerçek

değerini kaybetmesi ve enflasyon karşısında değer kaybına ilişkin şikayetin ise mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi ve

şikâyetin incelenmesinde belirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini

bildirmiştir.

31. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda

başvurunun konusunun uzun yargılama aşamasında paranın alım gücünün enflasyon

etkisiyle değer kaybetmesi ve bu değer kaybının yasal faizle karşılanmadığı

gözetilmeden karar verilmesi kapsamında yalnızca mülkiyet hakkına ilişkin

olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, uzun yargılama şikayeti,

Mahkeme kararının hatalı olduğu veya mevzuatın yanlış uygulandığına dair bir

şikâyetinin bulunmadığını, Mahkeme kararlarının o tarihteki mevzuata uygun

olduğunu ancak hukuk sisteminin mülkiyet hakkının dava sürecinde enflasyondan

etkilenmemesi ve bundan zarar görmemesini sağlayacak mekanizmalara sahip

olmadığını ifade etmiştir.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasına göre herkes,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından,

ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Bireysel başvuru,

devlet tarafından kamu gücü kullanılarak bireylerin temel haklarına yapılan

müdahaleler sonucu meydana gelen hak ihlallerini gidermek amacıyla ihdas

edilmiş bir ikincil koruma mekanizmasıdır (Emin

Arslan Başaran, B. No: 2013/1462, 25/6/2015, § 23). Öte yandan bazı

durumlarda özel kişilerin birbirleri ile olan ilişkileri ve bu ilişki

kapsamında birbirlerinin haklarına müdahalelerinde devlete atfedilebilecek

sorumluluklar bulunabilmektedir. Bu durumda özel kişiler tarafından başlatılan,

onlar arasında devam eden ve bireysel başvuruya konu edilen yargılama süreci

yalnızca adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmekle kalmayacak, özel kişiler

arasındaki bu süreçten etkilenen diğer haklar yönünden de inceleme mümkün

olabilecektir (Türkiye Emekliler Derneği,

B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34)

33. Nitekim yeterli koruyucu nitelikte kanunun bulunmadığı ve

özel kişiler tarafından hakları ihlal edilen kişinin etkili bir korumadan yararlanamadığı

durumlardadevletin pozitif yükümlülükleri söz konusu

olabilecektir (Yung, James ve Webster/İngiltere,

B. No: 7601/76, 7806/77, 13/8/1981; X ve

Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985).

34. Mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde kullanılabilmesi,

yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı olmayıp özellikle

başvurucuların kamu makamlarından meşru beklentilerinin olduğu tedbirler ile

mülkünden etkili bir biçimde yararlanabilmeleri arasında doğrudan bir bağ

bulunduğu durumlarda ayrıca pozitif koruma önlemlerinin de alınması

gerekmektedir (Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §

134).

35. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında bulunan temel

haklara özel hukuk kişileri tarafından yapılan müdahaleler sonucu bireylerin haklarının

zarar gördüğü kimi durumlarda devlete atfedilebilecek sorumluluklar

bulunabilir. Devletin bu tür haksız müdahalelere karşı bireylerin mülkiyet

hakkının korunması için etkili iç hukuk yolları ihdas ederek yapılan

müdahalelere karşı özellikle mahkemelere başvurmak suretiyle koruma talep

edebilmelerini sağlaması ve yapılacak yargılamalarda özel kişilerin çatışan

hakları arasında tercih yaparken mahkemelerce anayasal yorumla temel hakların

korunması gerekmektedir. Böylelikle Devlet, etkili bir iç hukuk yolu ihdas

ederek adalet ve hakkaniyete uygun bir yargılama ortamı oluşturup üzerine düşen

görevi yerine getirmiş olacaktır (Türkiye

Emekliler Derneği, § 39)

36. Başvuruya konu davada başvurucunun ihlal edildiğini iddia

ettiği hakka müdahalenin doğrudan bir kamu işlem veya eylemi sebebiyle

gerçekleşmediği, başvurucu tarafından başka bir özel kişi aleyhine açılan

davadan ve yargılama sürecinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvuru formu ve

ekleri ile başvurucunun Bakanlık görüşüne karşı verdiği cevap kapsamında adil

yargılanma hakkına yönelik bir şikayetin bulunmadığı

başvurucu tarafından açıkça ifade edilmiştir. Başvurucunun şikayetinin özünün

tenkis davasının konusunu oluşturan paranın güncel değerinin, enflasyon

sebebiyle uğradığı kaybın telafi edilmesine yönelik önlemlerin alınmaması

sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olduğu anlaşılmış

ve bu kapsamda değerlendirme yapılmıştır.

37. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

38. 30/03/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

39. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

40. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması

esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan

denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

41. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle iç hukukta

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

42. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemez (Bayram

Gök, § 20).

43. Başvuru konusu olayda başvurucu, saklı payına müdahale

edildiği iddiasıyla 743 sayılı mülga Kanun'un 502. maddesi kapsamında tenkis

davası açmış, terekenin ve kazandırmaların saklı paya el atma oranında tenkisi

ile el atma tutarının dava tarihinden başlamak üzere yasal faiziyle birlikte

tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece iddia ve savunmalar

kapsamında kalan bilgi ve belgeler getirtilerek incelenmiş ve davalıya yapılan

kazandırmalar dikkate alınarak değerlerinin tespiti ve tenkis edilecek bedelin

bulunması amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmış, rapor ve ek raporlar

alınmıştır. İlk Derece Mahkemesinin 25/11/2010 tarihli kararı ile tenkis

şartlarının oluştuğu gerekçesiyle 296.541,41 TL'nin faiziyle davalıdan

tahsiline karar verilmiştir (bkz. § 10). Temyiz üzerine Yargıtay 16. Hukuk

Dairesi 6/12/2011 tarihli kararı ile hükmün bozulmasına karar vermiştir (bkz. §

11). Mahkemece bozma ilamına uyularak verilen 19/6/2012 tarihli kararın, temyiz

üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 25/3/2013 tarihli ilamı ile onandığı ve

kararın 11/7/2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.

44. 818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesi ile 6098 sayılı

Kanun'un 122. maddeleri kapsamında aşkın zarar (munzam zarar) düzenlenmiştir.

Buna göre, alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış ise, bir başka

deyişle alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla ise borçlu

kusursuzluğunu ispat etmedikçe bu zararı tazminle yükümlü kılınmıştır.

45. Aşkın zarar sorumluluğu kusura dayanan temerrüdün hukuki bir

sonucu olup, alacaklının zararının faizi aşan bölümü olarak

nitelendirilebilecektir. 818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesi ile 6098 sayılı

Kanun'un 122. maddeleri kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir

nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahip

bulunmaktadır. Bu bakımdan borcun kaynağının haksız fiil, sözleşme, sebepsiz

zenginleşme, kanun veya vekaletsiz iş görme olması arasında fark bulunmamaktadır.

Borçlunun aşkın zararı tazmin yükümlülüğü asıl borç ve temerrüt faizi

yükümlülüğünden farklı temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun ifasına kadar

geçen zaman içerisinde artarak devam eden asıl borçtan tamamen bağımsız yeni

bir borçtur. Bu bakımdan, asıl davada aşkın zarar hakkının saklı tutulduğunu

gösteren bir ihtirazi kayıt sunmaya da gerek

bulunmamaktadır. Asıl borçtan bağımsız olarak ayrı bir dava ile zamanaşımı

süresi içinde her zaman istenmesi mümkündür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu,

E.2012/11-418, K.2012/874, 28/11/2012; E.2011/18-730, K.2012/373, 13/6/2012; E.2007/11-55,

K.2007/53, 7/2/2007; E.2013/19-201, K.2014/58, 5/2/2014; Yargıtay 13. Hukuk

Dairesi, E.2011/19138, K.2012/3539, 22/2/2012; E.2012/3415, K.2013/460,

15/1/2013; E.2009/10846, K.2010/4457, 6/4/2010; E.2006/2938, K.2006/6596, 27/4/2006;E.1995/95, K.1995/5451, 1/6/1995).

46. Öte yandan para her zaman kullanılması mümkün ve temettü

getiren bir meta olduğundan, geç ödenmesi hâlinde zararın doğması muhakkaktır

(Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E.1988/4, K.1989/3,

20/10/1989). Para değerinin düşmesi, alım gücünün azalması şeklinde ortaya

çıkan zarar istemlerinin aşkın zarar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür

(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E.2006/2938, K.2006/6596, 27/4/2006; E.2006/1647,

K.2006/5623, 13/4/2006; E.1995/95, K.1995/5451, 1/6/1995). Faiz oranlarından

fazla zarar iddia eden alacaklı aşkın zarar kapsamında borçlunun kusur durumuna

göre zararını isteyebilir (Yargıtay Hukuk Bölümü İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu,

E.1972/5, K.1972/9, 24/5/1972).

47. Başvurucu dava dilekçesinde davalıya yapılan kazandırmaların

saklı paya el atma oranında tenkisi ile el atma tutarının dava tarihinden

başlamak üzere yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 19/6/2012 tarihli karar ile

saklı payın murisin ölüm tarihinde ulaştığı değer 3.077,58 TL olarak tespit

edilerek bu bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte

tahsiline karar verilmiştir. Yargılama aşamasında veya hüküm tarihinden sonra

818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesi veya 6098 sayılı Kanun'un 122. maddeleri

kapsamındaaşkın zarar sebebiyle dava açılıp

açılmadığı başvuru dosyası kapsamından anlaşılamadığı gibi bu yönde bir bilgi, belge

veya iddia da bulunmamaktadır.

48. Başvurucunun tenkis davasının konusunu oluşturan paranın

güncel değerinin enflasyon ve ekonomik veriler sebebiyle uğradığı kaybın ve

oluşan zararın telafi edilmemesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasının 818 sayılı mülga Kanun'un 105. maddesi veya 6098 sayılı Kanun'un

122. maddeleri kapsamında aşkın zararın tahsili istemiyle usulüne uygun olarak

açılması muhtemel davada tartışılıp değerlendirilmeden başvuruya ilişkin

yargısal yolların tüketildiğinden söz edilemez.

49. Açıklanan nedenlerle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Başvurucu : Suna DENİZCİ Vekili : Av. Hasan Gürbüz SARI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5061, 31 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/1035, 17/7/2014, § 34)
  12. B. No: 7601/76, 7806/77, 13/8/1981; X ve
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Karaman Odabaşı
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5061
Tarih
31 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Aynur Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7423)
  • Hakan Erdoğan Başvurusu (B. No: 2013/9481)
  • Akif İpek Başvurusu (B. No: 2013/9344)
  • Adil Gökalp Başvurusu (B. No: 2013/6850)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/4342)
  • Bayram Ağaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5816)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.