İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Melike Tekin Başvurusu (B. No: 2013/4951)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından eşi öldürüldüğü,

Başvuru No2013/4951Tarih30 Mart 2016Okuma22 dk · 4.327 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Melike Tekin Başvurusu

Karar tarihi
30 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/4951
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.327 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından eşi öldürüldüğü,

oğlu yaralandığı hâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun

yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 5/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 21/4/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 2/9/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 2/10/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; eşi M.Ş.T. Batman iliSason

ilçesi Tekevler köyünde köy korucusu olarak görev

yapmakta iken terör örgütü mensupları tarafından köy korucularının evlerine

yapılan saldırılardan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle 1993 yılında

ailesi ile köyünü terk etmek zorunda kaldığını ve İstanbul iline göç

ettiklerini iddia etmiştir.

8. İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 14/5/2003

tarihli ve E.1999/44, K.2003/145 sayılı kararı ile terör örgütü üyeleri

tarafından 28/8/1998 tarihinde başvurucunun eşi M.Ş.T.nin

öldürülmesi ve oğlu C.T.nin yaralanması da gerekçe

gösterilerek bazı sanıklar hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

9. Başvurucu 3/1/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 14/10/2010 tarihli ve 2010/1-444 sayılı kararında

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca başvurucunun mal

varlığına rastlanmadığından, adına kayıtlı herhangi bir taşınır veya taşınmaz

mal bulunmadığından bahisle talebin reddine karar vermiştir.

11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/633,

K.2011/1179 sayılı kararı iledavanın reddine

hükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya "terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşamayan kişilerce

uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre idarece sulh yoluyla

ödenmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, bir yerleşim yerinin güvenlik nedeniyle

idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından

"tamamen" boşaltılmış olması halinde, yerleşim yerinin boşaltılmasından

yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek sayılmak

suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür. Sosyal

güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması

nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın idarece

ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin "kısmen" boşalmış

olması, o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde, yaşayabilme olanağını sağlayan

asgari güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir

göstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere

ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre

değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve

endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle,

kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda

belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, bir

yerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece

köy korucuları ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini

terk etmiş olması halinde ise, yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının da

güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayı

malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa

hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.

Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari

güvenlik düzeyinin gerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy korucuları ile

bunların aileleri dışındaki diğer köy halkının yaşamasına karşın, yerleşim

yerinde yaşayan kişilerin bir kısmının, yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda

uğranıldığı ileri sürülen maddi zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından

bahisle 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak

bulunmamaktadır.

Olayda, dava dosyasının Batman İli, Soson İlçesi, Tekevler Köyü'ne

ait bilgi ve belgelerin birlikte incelenmesinden, Batman İl Jandarma

Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılıyazısında,

Tekevler Köyü'nün "kısmen boşaldığı",

ayrıca Batman Valiliği'nin 04.03.2005 tarihli yazısı ekinde yer alan

"Terör Nedeniyle Terkedilen Köyler Listesi"nde

bulunmadığı, 09.05.2006 tarih ve 30571 sayılı yazısında, "terör

olaylarından etkilenen köy" olarak belirtildiği, 09.10.2009 tarih ve 63966

sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yılları arasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği

ve koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 92 hanenin

ikamet ettiği, Batman Valiliği'nin 17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri

uyarınca, köy nüfusunun 1990 yılında 999, 1997 yılında 585, 2000 yılında 2.064

kişi olduğu, Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851

sayılı yazısında, aralarında davacının Köyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000

yılları arasında muhtarlık seçiminin yapıldığının belirtildiği görülmektedir.

Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu Tekevler Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da

olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen

boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının

yaşanmamış olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle, 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına

hukuki olanak bulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen

dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır...”

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/6/2012 tarihli ve E.2012/1267, K.2012/4598 sayılı ilamı ile Tekevler köyünün ilçe merkezine olan yakınlığı (4 km), Tekevler köyünün 2008 yılında Sason ilçesine bağlı bir

mahalle hâline dönüştürüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde Tekevler köyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğu ve

güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucuna

ulaşıldığı, kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2012 tarihli ve E.2012/11066,

K.2012/13780 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 17/6/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 5/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci

derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

18. Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Yönetmelik’in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“15

inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

19. Aynı Yönetmelik’in 17. maddesi şöyledir:

“(Değişik:

22/8/2005 – 2005/9329 K.) Başvuru sahibi, başvuru dilekçesi ile birlikte olayın

meydana geliş tarzını açıklayan ve zararın tespit ve ölçümünde dikkate

alınabilecek her türlü bilgi ve belgeyi Komisyona sunar.

Ayrıca;

Komisyon, gerekli gördüğü takdirde zararın tespit ve ölçümünde dikkate

alınabilecek her türlü bilgi ve belgeyi adli, idari ve askeri mercilerden

ister.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, dosyadaki zarar tespitine ilişkin

raporlar ve köy korucularının evlerine yapılan saldırılara ilişkin tutunak dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu

soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmamasına, adına kayıtlı malvarlığının mevcut olmamasına dayanılarak

başvurusunun ve davasının reddedildiğini, yargılama dosyasına sunduğu

belgelerin değerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerin dikkate

alındığını ve bu belgelertebliğ edilmemek suretiyle

kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan karar verildiğini ve bu kararın adil

olmadığını, eşinin eski köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü üyeleri

tarafından 28/8/1998 tarihinde İstanbul ili Güngören ilçesinde eşi M.Ş.T.nin öldürüldüğünü ve oğlu C.T.nin

yaralandığını, anılan olay da dikkate alındığından Batman iliSason

ilçesi Tekevler köyünde yer alan yerleşim yerini

terör olaylarından kaynaklı güvenlik kaygısı ile terk ettiği sonucuna varılması

gerektiğini ve terk nedeniyle oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

giderilmesi gerektiğini belirtmiştir.

22. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Tekevler

köyü ve mezralarının 2008 yılında mahalle statüsüne dönüştürüldüğünü,

dolayısıyla maddi gerçeğin tespiti açısından yargılama konusuna neden olan

olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumu dikkate alınarak

karar verilmesi gerekirken 2008 yılından sonraki hukuki durum dikkate alınarak

yargılama mercilerinin hatalı karar verdiklerini, bu şikâyetinin

değerlendirilmediğini, kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, sunduğu

belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren

Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve gerçeği yansıtmayan

belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine karar verilmesi

nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat

ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve

mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet

hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul

sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,

125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve

maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim

sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan

ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi

sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası

yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları

aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

24. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

27. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

28. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

30. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

32. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmadan sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

34. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

36. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

37. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Tekevler

köyü ve mezralarının 2008 yılında mahalle statüsüne dönüştürüldüğünü, dolayısıyla

olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki hukuki durum dikkate alınarak karar

verilmesi gerekirken bu şikâyetinin değerlendirilmeyerek 2008 yılındaki

değişiklikten sonraki hukuki durum dikkate alınarak hatalı karar verildiğini

iddia etmiştir.

38. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

39. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun taleplerinin

5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında Derece

Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının

çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında

değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu

etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 12), İlk

Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak ve

başvurucunun iddiaları değerlendirilmek (bkz. § 13) suretiyle kanun yolu

denetiminden geçerek (bkz. §§ 13, 14) kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan

başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunun

değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine

yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

bulunmamaktadır.

40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul Sürede

Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia

41. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

43. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

44. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (3/1/2006) ile nihai karar tarihi (11/12/2012) arasında geçen 6 yıl 11

aylık sürede uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

eşi M.Ş.T. köy korucusu olarak görev yapmakta iken terör örgütü mensupları

tarafından köy korucularının evlerine yapılan saldırılardan kaynaklanan

güvenlik kaygısı nedeniyle 1993 yılında ailesi ile birlikte köyünü terk etmek

zorunda kalması, eşinin eski köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü

üyelerinin talimatları doğrultusunda örgüt mensuplarınca 28/8/1998 tarihinde

İstanbul ili, Güngören ilçesinde eşi M.Ş.T.nin

öldürülmesi ve oğlu C.T.nin yaralanması noktasındaki

özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış

olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

48. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

49. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89-90; Cahit

Tekin, §§ 84-85).

50. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi hususundaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya

özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

51. Başvurucunun; eşinin Batman ili Sason ilçesi Tekevler köyünde köy korucusu olarak görev yaptığı dönemde

terör örgütü üyelerince köy korucularının evlerine yapılan saldırılardan

kaynaklanan güvenlik kaygısıyla 1993 yılında köyünü terk ettiğini, İstanbul

iline ailesi ile birlikte göç ettiğini ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve köy

korucularının evlerine yapılan saldırılara ilişkin tutanağı Derece Mahkemesine

ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile

yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını

talep ettiği anlaşılmaktadır.

52. Başvurucu, köy korucularının evlerine terör örgütü

mensupları tarafından saldırılarda bulunulduğu iddiasına delil olarak olay yeri

tespit tutanağı sunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay

çavuş, uzman jandarma çavuş, jandarma çavuş, jandarma onbaşı ve jandarma er

rütbelerini haiz altı görevli tarafından düzenlenen 7/10/1993 tarihli olay yeri

tespit tutanağının incelenmesi neticesinde tutanakta olayların meydana geliş

şeklinin izah edildiği, terör örgütü üyelerinin saldırısı nedeniyle ev, ahır,

eşya ve hayvanları zarar gören köy korucularının adlarına tutanakta yer

verildiği tespit edilmiştir.

53. Olay yeri tespit tutanağının incelenmesi neticesinde olay

tarihinde köy korucusu olduğu iddia edilen başvurucunun eşi M.Ş.T.nin

zarar gören köy korucuları arasında adının geçmediği belirlenmiştir.

54. Başvurucu, eski köy korucusu olması sebebiyle terör örgütü

mensupları tarafından eşi M.Ş.T.nin öldürüldüğü ve

oğlu C.T.nin yaralandığı iddiasına delil olarak

İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını (bkz. § 8) sunmuştur.

Anılan kararda başvurucunun eşi M.Ş.T.nin eski köy

korucusu olduğu, terör örgütü üyeleri tarafındanöldürüldüğü

ve oğlu C.T.nin yaralandığı hususu gerekçede

belirtilerek sanıkların mahkûmiyetine esas alınmıştır.

55. Olay yeri tespit tutanağında başvurucunun eşi olan M.Ş.T.nin mal varlığının zarar gördüğü noktasında bir

tespit yer almamakla(bkz. §§ 52-53) birlikte İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik

Mahkemesi kararında yer alan tespitler (bkz. § 54) dikkate alındığında

başvurucunun eşinin köy korucusu olduğu dönemde köy korucularına yönelik terör

örgütü üyelerinin saldırılarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle

başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası karşısında başvurucunun

talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel

ölçütten yararlanılması tek başına yeterli olmayıp terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyleyerleşim

yerini terk edip etmediği noktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına

girilmesi gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan incelemelerin

yapılmadığı tespit edilmiştir. Talep hakkında değerlendirme yapılırken

başvurucunun özel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı sıra köy

korucusu olan yakın hısmına yönelik terör örgütü

mensuplarınca saldırıda bulunulduğu iddiası olan ve eşi ile aynı konutu

kullanan, aynı mal varlığı üzerinden yarar sağlayan başvurucunun terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip

etmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

58. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

59. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

60. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

61. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata

ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

Melike TEKİN

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4951, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
  13. D. Başvurucunun tazminata
  14. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Kömürcü
  19. Altan
  20. Oduncu
  21. Bozkurt
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4951
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • İbrahim Varol Başvurusu (B. No: 2013/3763)
  • Zeki Akkuşoğlu Başvurusu (B. No: 2013/8801)
  • Yıldız Oto Ağca Başvurusu (B. No: 2013/7038)
  • Zeki Kaba Başvurusu (B. No: 2014/5486)
  • Hadra Akgül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/867)
  • Selçuk Taşdemir Başvurusu (B. No: 2013/7860)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.