İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2013/4659 Tarih:

Hasibe Bozkurt Başvurusu (B. No: 2013/4659)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HASİBE BOZKURT BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/4659)

Karar Tarihi: 24/3/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından eşi yaralandığı

hâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında

yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

ile mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 20/1/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 16/11/1994 tarihinde Diyarbakır ili Kulp ilçesi

Barın köyü Çirgazi tepe mevkiinde güvenlik güçleri

ile terör örgütü mensupları arasında çıkan çatışmada geçici köy korucusu olan

eşi S.B.nin yaralandığını ve 25/6/1995 tarihinde

vefat ettiğini beyan etmiş ve bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

9. Başvurucu 21/4/2008 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

10. Komisyon 27/1/2011 tarihli ve 2011/1-783 sayılı kararında

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyada yer

alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Kaşyayla

köyü boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından,

köyde korucu aileleri dışında yaşayan aileler de bulunduğundan, 1990-2000

yılları arasında köyde ciddi bir nüfus yaşadığından bahisle talebin reddine

karar vermiştir.

11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

12. Batman İdare Mahkemesinin 23/11/2011 tarihli ve E.2011/72,

K.2011/1106 sayılı kararı ile, Batman İl Jandarma Komutanlığının 25/3/2011

tarihli yazısında Kaşyayla köyünün Yayalı mezrasının

kısmen boşaldığının, diğer mezralar ve köyde boşalma olmadığının ifade

edildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının 9/5/2006 tarihli yazısında Kaşyayla köyünün “terör olaylarından etkilenmeyen köy”

olarak belirtildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Kaşyayla

köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve

koruculuk sisteminin olduğu, köy korucu aileleri dışında köyde 24 hanenin

bulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 514 kişi, 1997 yılında 501 kişi, 2000

yılında 819 kişi olduğu, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı, Kaşyayla köyü halkının bir

kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı

zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde

nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör

tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun

hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından bahisle

davanın reddine karar verilmiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 22/5/2012 tarihli ve E.2012/1869, K.2012/3281 sayılı kararı ile

aşağıdaki gerekçeye dayanılarak eksik incelemeye dayalı İdare Mahkemesi

hükmünün bozulmasına karar verilmiştir:

“... uyuşmazlıkta öncelikle Elmapınar Mezrası'nın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığının

tespit edilmesi gerekmekte olup; İdare Mahkemesi tarafından, davacının terör

olayları nedeniyle terk ettiğini ileri sürdüğü Elmapınar

Mezrası'nın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığına yönelik herhangi bir araştırma

yapılmadan, Kaşyayla Köyü'nün, Jandarma tarafından

düzenlenen listelerde boşalmadığının belirtilmesi, ayrıca, Kaşyayla

Köyü'ne ilişkin nüfus, seçim vb. hususlar dikkate alınarak Kaşyayla

Köyü'nün tamamen boşaltılmadığı sonucuna varılmış ise de; 22.9.2010 tarihli

Jandarma tutanağında, Kaşyayla Köyü ve mezralarında

ikamet eden vatandaşların terör olayları nedeniyle köy ve mezraları boşaltarak

başka yerleşim yerlerine göç ettiklerinin belirtildiği hususları birlikte

değerlendirildiğinde, Elmapınar Mezrası'nın

"terör eylemleri" veya "terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler" nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılıp boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığı

anlaşıldığından, İdare Mahkemesi'nce yapılacak araştırma ile söz konusu

belgeler arasındaki çelişkiler giderilerek, uyuşmazlık konusu dönemde adı geçen

mezrada köy korucuları dışında oturan olup olmadığı (mezranın tamamen

boşaltılıp boşaltılmadığı) hususunun araştırılması ve bu hususun tereddüte yer bırakmayacak şekilde açığa kavuşturulması(ndan)...”

14. Danıştay bozma ilamına uyularak dava dosyası yeniden

incelenmek suretiyle Batman İdare Mahkemesinin 24/8/2012 tarihli ve

E.2012/4616, K.2012/5133 sayılı kararı ile aşağıdaki gerekçeye dayanılarak

davanın reddine karar verilmiştir:

"... Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle,

davacının yerleşim yerinin "tamamen boşalıp boşalmadığı" hususunun,

dava dosyasında mahkememizce yapılan ara kararı üzerine sunulan bilgi ve

belgeler, aynı Köy ve Mezraaya ilişkin dava

dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmek suretiyle

tespiti gerekmektedir.

Buna göre, davacının ikâmet

ettiği Elmapınar Mezraasının

bağlısı olduğu Kaşyayla Köyü'ne (Mezraa

bazında nüfus sayımı ve seçim sandığı kurulmadığından) ilişkin olarak; yukarıda

ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, düzenli bir yerleşik nüfusun bulunduğu,

yerel ve genel seçimlerin yapıldığı, ayrıca geçici ve gönüllü köy korucusu

dışında 24 hanenin ikâmet ettiği hususlarında kuşku

bulunmamaktadır.

Davacı vekilince sunulan ve Jandarma

görevlileri ile Kaşyayla Köyü muhtarı ile köy

halkından olduğu belirtilen kişi tarafından imzalanan 22.09.2010 tarihli

tutanakta; "Kaşyayla Köyü ve Mezraalarında

ikâmet eden vatandaşların ve korucu ailelerinin

köyden tamamen göç ettiği, sadece korucuların görev için köyde kaldığı .... tespit edilmiş olup" ibaresine yer verilmiştir.

Mahkememizce, yukarıda anılan dava

dosyalarında yer alan ve (11.05.2011 ve 17.10.2011 tarihli ara kararları

uyarınca gönderilen) bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilmek suretiyle,

hükme esas alınan Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve 18647

sayılı yazısı ekindeki çizelgede ise, Kaşyayla

Köyü'nün ve Elmapınar Mezraasının

"boşaldığı"nın belirtilmesi, ayrıca

03.03.2011 tarihli tutanak içerisinde, Çakırpınar

Köyü ve bağlısı Mezraalarda ikâmet

eden şahıslar hakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı'nda yürütülen soruşturma

dosya esas numaralarına yer verildiği ve anılan soruşturma kapsamındaki

kişilerin yerleşim yerlerinin Çakırpınar Köyü ve

bağlısı Mezraalar olduğunun anlaşılmasın karşısında,

söz konusu tutanağın içeriğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda anılan dava dosyalarında da yer alan

Sason İlçe Jandarma Komutanlığı'nın İl Jandarma Komutanlığı'na hitaben yazılan

11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı yazıda, "İlgi emir gereğince, Sason

ilçesinde boşalan köylerin araştırılması sonucu Komutanlığımızca tutularak

gönderilen tutanaklar arasında ciddi çelişkiler olduğu bildirilmiştir."

ibaresine yer verildikten sonra, Sason ilçesine bağlı Belde, Mahalle, Köy ve Mezraalarda, mahalle ve köy muhtarlarından, ihtiyar

heyetlerinden, mahalle ve köy halkından, komşu köylerin muhtar ve ihtiyar

heyetlerinden titiz bir şekilde araştırma yapılmak suretiyle köy ve mezraaların tamamen boşalıp boşalmadığı, boşalanların hangi

tarihler arasında boşaldığı, korucu aileleri dışında ikâmet

eden ailelerin bulunup bulunmadığı ve 1987-2000 yılları arasında koruculuk sistemine

dahil olan ve olmayan köylerin tespit edildiği, bahse konu hususların

araştırılması esnasında, Sason Kaymakamlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe Milli

Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Seçim Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı, (köy

muhtarlarının, köy halkının ve komşu köy muhtarları ile köy halkından)

1987-2000 yılları arasında tamamen boşaldığı beyan edilen köy ve mezraalar hakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığı'nca köy ve

mezraalarda ikâmet eden

muhtelif şahıslar ile ilgili adli soruşturma yapıldığı ve bu soruşturmalar

içeriğinde bazı vatandaşların (boşaldığı belirtilen) köy ve mezraalarda

ikâmet ettiklerinin tespit edildiği, ayrıca Sason

Askerlik Şubesi Başkanlığı'nca benzer şekilde köy ve mezraalarda

ikâmet eden şahıslar olduğuna dair resmi belgelerin

sunulduğu belirtildikten sonra, "EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köy

ve Mezraa çizelgesi)"nin

bulunduğu, mahkememizce de Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih

ve 18647 sayılıyazısı ekinde yer alan söz konusu

çizelge hükme esas alınmıştır.

O halde, davacı vekilince sunulan ve Sason

İlçe Jandarma Komutanlığı'nca "imzası bulunanların beyanları

doğrultusunda" düzenlenen 22.09.2010 tarihli tutanakta, Kaşyayla Köyü ve bağlısı Mezraaların

(ifade tutanaklarına göre, 1992-2000 yılları arasında) tamamen boşaldığı,

korucuların ailelerini gönderdikleri, sadece kendilerinin köyde göreve devam

ettikleri beyan edilmiş ise de; yukarıda anılan 11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı

İlçe Jandarma Komutanlığı yazısı uyarınca, bütün mahalle, köy ve mezraa halkıyla yapılan araştırmalar, Sason Kaymakamlığı,

Cumhuriyet Başsavcılığı, Askerlik Şubesi Başkanlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe

Seçim Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinden alınan bilgi ve belgeler

ile Korucular hakkındaki bilgi ve belgeler esas alınmak suretiyle hazırlanan

"boşalan köy ve mezraalara" ilişkin

Mahkememizce de hükme esas alınan çizelgede, davacının ikâmet

ettiği Elmapınar Mezraası'nın

"Boşalma olmamıytır." olarak belirtilmesi,

ayrıca geçici ve gönüllü köy korucusu ve aileleri dışında 24 hanenin ikâmet ettiğinin belirtilmesi ve Sason Cumhuriyet

Başsavcılığı'nda yürütülen soruşturma dosyalarına yer verilen 03.03.2011

tarihli tutanak içeriğinde, hakkında soruşturma yapılan kişilerin Dereköy Köyü ve bağlısı Mezraalarda

ikâmet ettiğinin belirtilmesi nedeniyle, hükme esas

alınmasına olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda; yukarıda anılan dava dosyalarında

yapılan ara kararları uyarınca gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyası

birlikte değerlendirildiğinde, davacının ikâmet

ettiği Elmapınar Mezraasının

bağlısı olduğu Kaşyayla Köyü'nün yerleşik bir

nüfusunun olması (22.09.2010 tarihli tutanakta ve keşif esnasında köyü terk

ettikleri belirtilen 1997 yılında 501, 2000 yılında ise 819 kişi), yerel ve

genel seçimlerin yapılması, korucu ailesi dışında ikâmet

eden hanelerin (24 hane) bulunması ve davacı vekilince sunulan tutanaktan daha

sonra İlçe Jandarma Komutanlığı'nca herbir köy ve mezraada yapılan inceleme, resmi kurumlardan alınan bilgi

ve belgeler birlikte değerlendirildikten sonra hazırlanan çizelgede de

"boşalmadığının" belirtilmesi karşısında, davacının ikâmet ettiği yerleşim yerinin "tamamen

boşalmamış" olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısının

yaşanmamış olması ve davacıya yönelik herhangi bir terör tehdidi yada

saldırısının bulunmaması nedenleriyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır..."

15. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/2/2013 tarihli ve E.2012/12406, K.2013/1092 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı 7/6/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucu 1/7/2013 tarihlerde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

18. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca eşi S.B.nin yaralanmasına dair özel

durumu dikkate alınmadan, köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve

şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak

sunduğu belgelerin değerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerin

dikkate alındığını ve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunma

yapma imkânı tanınmadan karar verildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.

21. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkate

alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine

karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen

şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini,

yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

22. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararını

karşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

23. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığı

gerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde

tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucular kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

25. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten hâkimin

taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel bir

kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

29. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

31. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların,

temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan

tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu,

başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında

Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan belgeler

değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik ve

beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından, başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

33. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

36. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

37. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun talebinin 5233

sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk Derece

Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının

çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında

değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu

etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. § 14), İlk

Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçeleri hukuka uygun bulunmak

suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. § 15)kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında- gerekçeli

karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

40. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

42. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (21/4/2008) ile nihai karar tarihi (13/2/2013) arasında geçen 4 yıl 9

aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

44. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

eşi S.B.nin 16/11/1994 tarihinde terör örgütü

üyelerince yaralanması ve eşinin 25/6/1995 tarihinde vefat etmesi noktasındaki

özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen

boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

46. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

47. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında, 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

48. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi hususundaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların, maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması

ve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

49. Başvurucunun, eşinin terör örgütü mensuplarınca yaralanması

ve olaydan bir müddet sonra vefat etmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla

köyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun

kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya

ilişkin tutanağı Derece Mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerini terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki

özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

50. Bu çerçevede başvurucunun en yakın aile fertlerinden olan

eşinin terör örgütü mensuplarınca yaralanması, bu olay hakkında yargılama

dosyalarındaki tespit tutanakları, Kulp İlçe Jandarma Komutanlığının 16/11/1994

tarihli "Terör Olayı Raporu" konulu yazısı, Kulp Cumhuriyet

Başsavcılığının 19/11/2014 tarihli ve E.2014/430, K.2014/374 sayılı

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı dikkate alındığında belirtilen olay

akabinde başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası hakkında başvurucunun

talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel

ölçütten yararlanılmasının tek başına yeterli olmadığı, başvurucunun terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

yerleşim yerini terk edip etmediği noktasında farklı bir karine veya ölçüt

arayışına girilmesi gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan incelemelerin

yapılmadığı tespit edilmiştir. Talep hakkında değerlendirme yapılırken

başvurucunun özel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı sıra yakın hısmı terör örgütü mensuplarınca yaralanan başvurucunun

terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip

etmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.

51. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

52. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

53. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

54. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

55. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

56. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

57. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur ODUNCU

Başvurucu

:

Hasibe BOZKURT

Vekili

:

Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4659, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası