İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Konuktar Başvurusu (B. No: 2013/5670)

1. Başvuru, idare

Başvuru No2013/5670Tarih23 Mart 2016Okuma17 dk · 3.411 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Osman Konuktar Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/5670
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.411 kelime·17 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, idare

aleyhine açılan tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 22/7/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 31/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

5/6/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir

örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın

22/7/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu; mahalle bekçisi

olarak görev yapmakta iken Erzurum Valiliğinin 2/1/2003 tarihli oluru ile

gündüz ve 12-24 çalışma esasına göre polisevi

kalorifer dairesinde kalorifer ateşleyicisi olarak görevlendirilmiş, 3/4/2003

tarihinde polisevinin jeneratör kayışına elini

kaptırması ve sol başparmağını kaybetmesi nedeniyle Erzurum 1. İdare

Mahkemesinde idare aleyhine tam yargı davası açmış, 45.000,00 TL maddi,

5.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir.

8. Mahkeme 28/6/2006 tarihli ve

E.2004/1032, K.2006/1457 sayılı kararıyla davayı kısmen kabul etmiş; başvurucu

lehine 33.366,20 TL maddi, 2.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Olayda, davacı Osman Konuktar’ın

başparmağının kopması nedeniyle %20 oranında fonksiyon kaybının olduğuna

ilişkin Atatürk Üniversitesi Süleyman Demirel Tıp Merkezi Yakutiye ve Aziziye

Araştırma Hastanesinden alınan raporla kesinlik kazanması üzerine, maddi

tazminatın belirlenmesi için re’sen seçilen bilirkişi

tarafından yapılan hesaplamalar sonucu düzenlenen raporda davacının gerçek ve

kabul edilebilir zararının 33.366,20 TL olarak saptandığı görülmektedir. Söz

konusu rapor taraflara tebliğ edilmiş olup, davalı idareler tarafından yapılan

itiraz hususları bilirkişi raporunu kusurlandıracak

nitelikte görülmemiştir.

Manevi tazminat talebine gelince; davalı idarenin %100

hizmet kusuru sonucunda başparmağını kaybeden davacıya duyduğu elem ve ızdırabın giderilmesi için 2.000,00 TL manevi tazminata

hükmedilmesi kanaatine varılmıştır.

…”

9. Temyiz üzerine Danıştay

Onuncu Dairesinin 8/7/2009 tarihli ve E.2006/6137, K.2009/7477 sayılı ilamıyla

hükmün maddi tazminata ilişkin kısmı bozulmuş, manevi tazminat yönünden

onanmıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

“İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya

eylem nedeniyle kişinin mal varlığının aktifinde meydana gelen azalma nedeniyle

uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu

uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına

kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok

olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade eder.

Dava dosyasının incelenmesinden; Çarşı ve Mahalle bekçisi

olan davacının, yeterli eleman bulunmadığı gerekçesiyle Valilik oluru ile Polisevi kalorifer dairesinde görev yapmakta iken

çalışmakta olan jeneratör kayışına sol elini kaptırması ve başparmağının

kopması nedeniyle sağlık kurulu raporunda çalışma gücü kaybı oranının %20

olarak belirtildiği; davalı idarenin temyiz dilekçesinden, olaydan sonra

davacının aynı yerde, aynı görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve

özlük haklarında her hangi bir değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır.

Olayda, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi,

aylık ücretinde her hangi bir eksiklik olmaması, aynı

görevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi ve

davacıya, idarece sağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun

görev verilebileceği de dikkate alındığında, meslekte kazanma gücü kaybı

oranına göre hesaplanan efor (iş gücü) tazminatının ödenmesi yolunda verilen

kararda hukuki isabet görülmemiştir.

…”

10. Karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 20/9/2010 tarihli ve E.2009/15947, K.2010/6474 sayılı ilamı ile

reddedilmiştir.

11. Bozma ilamına uyan Mahkeme

27/10/2010 tarihli ve E.2010/1372, K.2010/1446 sayılı ilamı ile başvurucunun

maddi tazminat talebini reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Dava dosyasının incelenmesinden; Çarşı ve Mahalle bekçisi

olan davacının, yeterli eleman bulunmadığı gerekçesiyle Valilik oluru ile Polisevi kalorifer dairesinde görev yapmakta iken çalışmakta

olan jeneratör kayışına sol elini kaptırması ve başparmağının kopması nedeniyle

sağlık kurulu raporunda çalışma gücü kaybı oranının %20 olarak belirtildiği;

davalı idarenin temyiz dilekçesinden, olaydan sonra davacının aynı yerde, aynı

görev unvanıyla çalışmaya devam ettiği, maaş ve özlük haklarında her hangi bir

değişiklik olmadığı anlaşılmaktadır.

Olayda, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi,

aylık ücretinde her hangi bir eksiklik olmaması, aynı

görevi yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi ve

davacıya, idarece sağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun

görev verilebileceği de dikkate alındığında, meslekte kazanma gücü kaybı

oranına göre hesaplanan efor (iş gücü) tazminatının ödenmesine hukuken olanak

bulunmadığından davacının maddi tazminat isteminin reddi gerekmektedir.

…”

12. Temyiz üzerine karar,

Danıştay Onuncu Dairesinin 26/4/2013 tarihli ve E.2011/2025, K.2013/3760 sayılı

ilamıyla onamıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“…

Temyizen incelenen karar, usul ve hukuka uygun olup,

dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek

nitelikte görülmediğinden temyiz isteminin reddi ile Erzurum 1. İdare

Mahkemesinin 27/10/2010 tarihli ve E.2010/1372, K.2010/1446 sayılı kararının

ONANMASINA,

…”

13. Onama ilamı 20/6/2013

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 22/7/2013 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

14. 14/7/1966 tarihli ve 772

sayılı Çarşı ve Mahalle Bekçileri Kanunu’nun 4. maddesi şöyledir:

“Çalışma süreleri ve fazla mesai ücreti

hakkındaki genel hükümler saklı kalmak şartiyle çarşı

ve mahalle bekçileri genel olarak güneşin batışı saatinden doğuşu saatine kadar

vazife görürler. Güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan

fevkalade hallerde vali ve kaymakamın vereceği emirlerle gündüz de

çalıştırılabilir. Bunun dışında her ne suretle olursa olsun, gündüz

çalıştırılamazlar.”

15. Anayasanın 125. maddesinin

yedinci fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle

yükümlüdür.”

16. 6/1/1982 tarihli ve 2577

sayılı İdari Yargılama Usulü Hakkında Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi şöyledir:

“

İdari dava türleri şunlardır:

…

b) İdari eylem ve

işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel

olanlar tarafından açılan tam yargı davaları

…”

17. 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari

dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 23/3/2016

tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

19. Başvurucu; çarşı ve mahalle

bekçisi olarak görev yapmakta iken kanuna aykırı olarak polisevi

kalorifer dairesinde görevlendirildiğini, 3/4/2003 tarihinde meydana gelen kaza

sonucunda jeneratör kayışına elinin sıkıştığını ve sol başparmağını

kaybettiğini, Erzurum 1. İdare Mahkemesinde açtığı tam yargı davasında maddi

tazminat isteminin reddedildiğini, idarenin hukuka aykırı eylemi ile bedensel

bütünlüğünün zarara uğradığını, bu nedenle zararını tazminle yükümlü olduğunu,

Anayasanın 17. maddesinde vücut bütünlüğünün ihlal edilmeyeceği hususunun

güvence altına alındığını, kaza ile birlikte efor kaybına uğradığını, günlük

yaşantısı ve işini devam ettirmek için daha çok enerji sarf etmek zorunda

kaldığını, olayda idarenin kusurunun varlığıyla ilgili şüphe bulunmadığını,

buna rağmen zarardan sorumlu tutulmamasının Anayasal haklarını zedelediğini,

kararla birlikte maddi açıdan da kayba uğradığını, bu nedenle mülkiyet hakkının

da zedelendiğini, verilen kararın Danıştayın kendi

içtihatları ile diğer yüksek mahkemelerin kararlarına aykırı olduğunu

belirterek Anayasanın 2., 17., 35. ve 36. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminata karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

21. Özel hayat kavramı eksiksiz

bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olup özel yaşama saygı hakkı kapsamında

korunan hukuksal çıkarlardan biri de bireyin fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkıdır

(Halime Sare Aysal,

B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 45). Özel yaşama saygı hakkı alt kategorisinde

geçen “özel yaşam” kavramı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş yorumlanmakta ve bu

kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır (Halime Sare Aysal,

§ 46).

22. Özel hayat alanına dâhil

olan tüm hukuksal çıkarlar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8.

maddesi kapsamında güvence altına alınmakla birlikte söz konusu hukuksal

çıkarların Anayasa’nın farklı maddelerinin koruma alanına girdiği

görülmektedir. Bu bağlamda Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin

kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık

gelmektedir (Halime Sare

Aysal, § 47).

23. Başvurucu; kazanın meydana

gelmesinde idarenin tamamen kusurlu olduğunu, buna rağmen Mahkemenin, kazadan

sonra aynı işe devam etmesi olgusundan hareketle davanın reddine karar

vermesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırı

olarak verilen karar nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

24. Bekçi olan ve polis evinde

kaloriferci olarak çalıştırılan başvurucunun dava konusu olay neticesinde sol

el başparmağının kopması sonucu %20 oranında vücut fonksiyonlarında meydana

gelen kaybının, vücut bütünlüğünün yanı sıra mesleki ve gündelik yaşamı

üzerinde de önemli sonuçlar doğuracağı açıktır. Bu nedenle başvurucunun değişik

haklar temelinde ileri sürdüğü ihlal iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında tanımlanan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmadığı anlaşılan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

26. Başvurucu idare aleyhine

açtığı tam yargı davasında maddi tazminat talebinin reddedilmesi nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

27. Anayasa’nın 17. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında,

kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi

deneylere tabi tutulamaz.”

28. Sözleşme’nin 8. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına

saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”

29. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun

esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia

edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka

ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18). Bu çerçevede başvuru, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddelerinin ortak

koruma alanı kapsamında yer almaktadır.

30. Anılan Anayasa ve Sözleşme

hükümleri ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü,

gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede devletin,

egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve

manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere

yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip

cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat

karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin

vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir

tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin, Anayasa’nın 17. maddesinden

doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut

bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

31. Devletin, kişilerin maddi ve

manevi varlıklarına yapılan müdahaleler bakımından söz konusu pozitif

yükümlülüğü; ihtilaflar açısından müdahalelere karşı etkili mekanizmalar

kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal

prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların etkili ve adil

bir karar vermesini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda,

B. No: 8978/80, 26/3/1985, § §§ 23, 24, 27; Hajduova/Slovakya, B. No: 2660/03,| 30/11/2010, § 46). Bu çerçevede

Anayasanın 125. maddesi ile 2577 sayılı Kanun’un 2. ve 13. maddelerinde,

idarenin eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan etkilenen

kişilerin idare aleyhine tam yargı davası açabileceklerinin düzenlendiği,

yargısal uygulamalarla da bu şekilde zarara uğradığını iddia edenler için

tazminat verilebileceği hususunda kararlar verildiği (Danıştay Onuncu

Dairesinin 8/11/2000 tarihli ve E.1999/1733, K.2000/5541 sayılı kararı; aynı

Dairenin 8/2/2001 tarihli ve E.1998/5695, K.2001/446 sayılı kararı) bu açıdan ihlal

iddiasına konu idari eylemle ilgili mevzuat çerçevesinde giderim yolunun

öngörüldüğü anlaşılmıştır.

32. Bu bağlamda AİHM, ulusal

mahkemeler tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu vurgulamakta yaptığı denetime

temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik ilkesi gereği, ulusal mahkemelerin

takdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta ancak ulusal mahkemeler tarafından

ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun bir

denge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle hakkın özününün

ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Marcus Frank Cerny, B. No: 2013/5126,

2/7/2015, § 51).

33. Mevzuatın yorumlanmasıyla

ilgili sorunları çözmek, öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk

alanındadır. İç hukukun genel olarak uluslararası hukuka veya uluslararası

anlaşmalara atıf yaptığı hâllerde de durum böyledir. Anayasa Mahkemesinin rolü

ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle

sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen

usulü denetleme ve Anayasa’nın 17. maddesindeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir (Marcus Frank Cerny, 62).

34. Özellikle müdahalenin

ölçülülüğü noktasında, derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve

sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda

olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen

gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44).

35. Derece mahkemelerinin;

takdirlerinin gerekçelerini, tarafların kanun yoluna müracaat imkânını etkili

şekilde kullanabilmesini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları,

ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli

ve objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Marcus Frank Cerny, § 84).

36. Başvurucu, Erzurum 1. İdare

Mahkemesine açtığı davada 3/4/2003 tarihinde kaza geçirdiğini, kaza nedeniyle

sol başparmağını kaybettiğini belirterek maddi ve manevi tazminata karar

verilmesini istemiş; Mahkeme, toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporlarını

değerlendirerek davanın kısmen kabulüne, davacı lehine maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesine karar vermiştir.

37. Temyiz üzerine Danıştay

Onuncu Dairesinin, davacının kaza sonrasında da aynı görevi sürdürmesi, aylık

ücretinde herhangi bir eksiklik olmaması, aynı görevi yürütmeye devam ederken

daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi ve davacıya idarece Sağlık Kurulu

Raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun görev verilebileceği de dikkate

alındığında meslekte kazanma gücü kaybı oranına göre hesaplanan efor (iş gücü)

tazminatının ödenmesi yolunda verilen kararda hukuki isabet görülmediğini

belirterek hükmü esastan bozduğu, Mahkemenin de aynı gerekçelerle başvurucunun

tazminat talebinin reddine karar verdiği anlaşılmıştır.

38. 772 sayılı Kanun’un 4.

maddesinde, çarşı ve mahalle bekçilerinin güneşin batışı saatinden doğuşu

saatine kadar vazife görecekleri, güvenlik veya kamu düzeni bakımından

gecikmede sakınca bulunan fevkalade hâllerde, vali ve kaymakamın vereceği emirlerle

gündüz de çalıştırılabilecekleri, bunun dışında her ne suretle olursa olsun

gündüz çalıştırılmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

39. Başvurucunun; Erzurum

Valiliğinin oluru ile gündüz ve 12-24 çalışma esasına göre polisevi

kalorifer dairesinde çalıştırılması hususunda görevlendirildiği, olay günü

polis evinin kazan dairesinde jeneratöre mazot koyup dökülen mazotu temizlerken

jeneratör kayışına elini kaptırması neticesi sol el başparmağının koptuğu

anlaşılmaktadır.

40. Atatürk Üniversitesi Tıp

Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalının 8/5/2003 tarihli raporunda

başvurucunun yaralanması nedeniyle hayati tehlike geçirmediği, 15 gün süre ile mutad iştigalinden kaldığı belirtilmiş; yine aynı

Üniversiteye bağlı Süleyman Demirel Tıp Merkezi Yakutiye ve Aziziye Araştırma

Hastaneleri Başhekimliğinin 19/1/2006 tarihli raporunda başvurucunun sol el

başparmağının kopması sonucu %20 oranında vücut fonksiyonunda kayıp meydana

geldiği ifade edilmiştir.

41. Başvurucunun, kazadan sonra polisevindeki görevine devam ettiği anlaşılmaktadır.

42. Başvurucunun; yargılama

sırasında uzuv kaybının olduğu sol elini daha çok kullandığını, gerek özel

yaşantısı gerekse işinde zorluklar yaşadığını, kazadan sonra yazılı emirle ve

valilik onayıyla kazanın meydana geldiği kalorifer dairesinde çalışmaya devam

ettiğini, kalıcı sakatlıklar nedeniyle malvarlığında eksilme meydana gelmemiş

olsa dahi efor kaybı tazminatının ödenmesi gerektiğini, zarar görenin aynı işi

yapmasının idarenin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, aynı işi

yaparken harcamış olduğu eforun kazadan itibaren daha fazla olduğunu ileri

sürdüğü anlaşılmaktadır.

43. Danıştay Onuncu Dairesinin

bir çok kararında, tazminat hukukunda çağın gereklerine uygun olarak geliştirilen

içtihatlarla kişinin kalıcı sakatlıkları nedeniyle oluşan beden gücü kaybı

nedeniyle gelirinde ve dolayısıyla mal varlığında bir eksilme meydana gelmemiş

olsa dahi güç (efor) kaybı tazminatı diye tanımlanan tazminatın ödenmesi

gerektiğinin kabul edildiğini, beden gücü kaybına uğrayan kişinin aynı görevi

zarardan önceki durumuna ve diğer kişilere göre daha fazla bir güç (efor) sarfıyla

yaptığı gerçeğinden hareket edilerek bir anlamda zararının, bu fazladan sarf

edilen gücün oluşturduğu esasının benimsendiğini, kişinin bu zararını bizzat

kendisinin "daha fazla bir güç"

harcayarak gidermiş olması nedeniyle ilgili idarenin tazmin sorumluluğuna

gidildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 25/9/2009

tarihli ve E.2004/5845, K.2007/4387 sayılı kararı; aynı Dairenin 22/2/2008

tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılı kararı).

44. Danıştayın; somut olaya benzer

nitelikteki davalarda efor tazminatına ilişkin fiziksel bütünlüğü ihlal edilen

kişinin, meydana gelen sakatlıktan sonra daha az güç harcayarak yürütebileceği

bir göreve atanıp atanmadığı, aynı görevi yürütmekle birlikte kalıcı sakatlığı

aynı iş için daha fazla efor harcamasını gerektirecek boyut ve nitelikte olup

olmadığı, sakatlık durumuna uygun başka bir göreve atanıp atanmadığı gibi

kriterlere göre değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu

Dairesinin 18/9/2009 tarihli ve E.2007/57, K.2009/8097 sayılı kararı; aynı

Dairenin 19/2/2010 tarihli ve E.2008/191, K.2010/1355 sayılı kararı).

45. Yine Danıştay kararlarında,

vücut bütünlüğü zarara uğrayanın görev yerinin değişmesi nedeniyle aylık

gelirinde meydana gelen azalma tutarının, efor kaybı tazminatı kapsamında

değerlendirilmediği anlaşılmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 22/2/2008

tarihli ve E.2007/7170, K.2008/847 sayılı kararı; yine aynı Dairenin 19/2/2010

tarihli ve E.2008/191, k.2010/1355 sayılı kararı).

46. Nitekim Mahkemenin, somut

olayda maddi tazminat kalemini efor tazminatı kapsamında inceleyerek

başvurucunun kaloriferci olarak görevlendirilmesi nedeniyle idarenin %100

hizmet kusurunun bulunduğunu ve davacının kazadan sonra aynı işte

çalıştırılmaya devam ettiğini tespit ettiği ancak davacının kazadan sonra aynı

görevini sürdürmesi, aylık ücretinde bir eksiklik olmaması, aynı görevi

yürütmeye devam ederken daha fazla efor sarf ettiğini ileri sürmemesi, davacıya

sağlık kurulu raporu ile belirlenen sakatlık durumuna uygun iş verilebileceği

olgularından hareket ederek tazminat talebini reddettiği anlaşılmıştır.

47. Başvurucu; yargılama

sırasında kaza nedeniyle aynı işte çalışmaya devam ettiğini, kazadan sonra

mesleki ve gündelik işleri için daha fazla efor sarf ettiğini belirterek

tazminat talebinde bulunmuş ise de Mahkemenin, yerleşik içtihatlar çerçevesinde

belirlenen kriterlerin somut olaya uygulanması sırasında ret gerekçesi olarak

açıkladığı, başvurucunun aynı işi sürdürürken daha fazla efor sarf ettiğini

ileri sürmediği, aylık ücretinde eksiklik olmadığı, davacıya sağlık kurulu

raporuna göre daha uygun iş verilebileceği ihtimalinin mevcut olduğuna yönelik

gerekçelerinin Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması hakkı bağlamında başvurucunun yargılama aşamasında hakkın

özüne temas eden hususlarda ileri sürdüğü iddia ve itirazlarının karşılanması

açısından yeterli olmadığı, bu yönüyle Mahkeme tarafından ulaşılan sonucun başvurucunun fiziksel bütünlüğünü korumak bakımından etkisiz kaldığı, ihlalin

tespiti ve giderilmesi için devletin etkin yargılama mekanizması kurma ve adil

bir şekilde yargılamayı yürütmeye ilişkin pozitif yükümlülüğü açısından

Anayasa’nın koruma kapsamındaki hak için öngörülen standartlara uygun

bir denge sağlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

48. Açıklanan nedenlerle

başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

49. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

50. Başvurucu 33.366,20 TL

tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

51. Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

52. Kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Erzurum 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

53. Başvurucu tarafından maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlaline ilişkin maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapmak üzere

dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun

ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından

başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

54. Dosyadaki belgelerden tespit

edilen 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinin

birinci fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının

korunması hakkının ihlal İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin

ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Erzurum 1. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat

taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/3/2016

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Yakup MACİT Başvurucu : Osman KONUKTAR Vekili : Av. İzzettin GENÇ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5670, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Anayasa'nın 17. maddesinin
  16. B. Anayasa'nın 17. maddesinin
  17. C. Kararın bir örneğinin
  18. D. Başvurucunun tazminat
  19. E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5670
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Aydemir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6267)
  • Hamit Erdem Başvurusu (B. No: 2013/2742)
  • Esra Akay ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/488)
  • Nurettin Kandemir Başvurusu (B. No: 2013/4646)
  • Hüseyin Yelkenci Başvurusu (B. No: 2013/9706)
  • Mehmet Asım Hallaç Başvurusu (B. No: 2013/9039)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.