İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nurettin Kandemir Başvurusu (B. No: 2013/4646)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından başvurucunun kendisi

Başvuru No2013/4646Tarih10 Mart 2016Okuma18 dk · 3.612 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nurettin Kandemir Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/4646
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.612 kelime·18 dk okuma·9 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından başvurucunun kendisi

kaçırıldığı hâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun

yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin

yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 1/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 25/5/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 5/6/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından 16/6/1994

tarihinde Batman ili Sason ilçesi Dörtbölük köyü Hergök (Yakabağ) mezrasına

yapılan baskında kaçırıldığını,kaçırma

olayında izahı mümkün olmayan korku yaşadığını ve terör örgütü üyelerinin

baskısına maruz kaldığını, örgüt mensuplarının elinden kaçarak kurtulması

akabinde geçici köy koruculuğu görevinden istifa ederek köyünü terk ettiğini

iddia etmiştir.

9. Başvurucu, “Asi” olan soyadını Sason Asliye Hukuk

Mahkemesinin 23/10/2002 tarihli ve E.2002/41, K.2002/60 sayılı kararı ile

“Kandemir” olarak değiştirmiştir.

10. Başvurucu 20/7/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

11. Komisyon 27/1/2011 tarihli ve 2011/1-831 sayılı kararında;

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyada yer

alan diğer bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu Sason ilçesi Dikbayır köyü boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir tehdit

ve saldırı olmadığından, korucu aileleri dışında da köyde ikamet eden aileler

bulunduğundan, 1990-2000 yılları arasında köyde ciddi bir nüfus yaşadığından,

kaçırılan şahıs ile başvurucunun kimlik bilgileri örtüşmediğinden bahisle

talebin reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararıyla Batman

İdare Mahkemesine devredilmiştir.

13. Batman İdare Mahkemesinin 15/2/2012 tarihli ve E.2011/4595,

K.2012/883 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

“... Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve

[TELEFON]/Ter.Suç.Ks

sayılı Batman Valiliği'ne hitaben yazılı boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin

yazısından; Dikbayır Köyü'nün1993-2000 tarihleri

arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Batman İl Jandarma

Komutanlığının 01/10/2009 tarih ve 3700-63966-09/GKK/Ks.

sayılı ve eki 17.11.2009 tarihli tutanağa göre, 1987-2000 yılları arasında Dikbayır Köyü'ndeGKK veGÖKKgörevlendirildiği ve koruculuk sisteminin bulunduğu,

korucu aileleri dışında köyde 15 hanenin ikamet ettiği,köy

nüfusunun 1990 yılında 210, 1997 yılında 210, 2000 yılında, 278 Kişi olduğu,

Batman/Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 04.09.2009 tarih ve 185 sayılı

yazısına göre; yapılan araştırmalarda, 1990-2000 yılları arasında muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı,ancak evrakların imha edilmek

üzere SEKA'ya gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerin

düzenli olarak yapıldığı, Sason İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 27.04.2006

tarihli yazısından, Dikbayır Köyü İlköğretim

Okulu'nun1994-1998 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalıolduğunun ifade edildiğigörülmektedir.

Davacının 1994 yılında terör örgütü üyelerince kaçırılması üzerine

güvenlik sebebiyle köyden göç edildiği ileri sürülmekte ise de,

davacının 01.09.1996 tarihine kadar Dikbayır Köyünde

koruculuk yaptığı ve olaydan 2,5 yıl sonra göç ettiği göz önüne alındığında

davacıya yönelik doğrudan terör tehditi ile göç

etmediği sonuç ve kanaatine varılmaktadır.

Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğu Dikbayır

Köyü halkının bir kısmının,

güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın,

anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel

güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıya yönelik subjektif

güvenlik tehditinin bulunmaması nedenleriyle, 5233

sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından...”

14. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 23/1/2013 tarihli ve E.2012/5084, K.2013/63 sayılı ilamı ile kararın

usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin

kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına

karar verilmiştir. Onama kararı, başvurucuya 7/6/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 1/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un

1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca 16/6/1994 tarihinde kaçırılmasına, kaçırılma olayında örgüt

mensuplarının baskı ve korkutmasına maruz kalmasına, örgüt mensuplarının

elinden kaçarak kurtulması akabinde geçici köy koruculuğu görevinden istifa

ederek yerleşim yerini terk etmek zorunda kalmasına dair özel durumu dikkate

alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik

bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak sunduğu belgeler

değerlendirilmeden idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu

belgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan

verilen kararın adil olmadığını, soyadını değiştirmiş olmasına rağmen kaçırılan

kişi ile kimlik bilgilerinin örtüşmemesine dayanılarak başvurusunun Komisyonca

reddedildiğini, 1994 yılında geçici köy koruculuğu görevinden istifa ederek

köyünden ayrılmasına rağmen Mahkemece hatalı hüküm kurularak davasının

reddedildiğini belirtmiştir.

20. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı

olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, idarenin can ve mal

güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından

yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme

nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir

nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini,

yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim

sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan

ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının

incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal

iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal

iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

24. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak

tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

28. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

32. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun

taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının çeşitli idari

kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında Derece

Mahkemesince değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

13), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. § 14)kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

37. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (20/7/2006) ile nihai karar tarihi (23/1/2013) arasında geçen 6 yıl 6

aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu; 1992 yılında geçici köy koruculuğu görevini ifa

etmeye başladığını, 16/6/1994 tarihinde terör örgütü mensuplarınca Batman ili

Sason ilçesi Dörtbölük köyü Hergök

(Yakabağ) mezrasına yapılan baskında kaçırıldığını,

kaçırılma olayı sebebiyle büyük korku ve baskı yaşadığını, örgüt mensuplarının

elinden kaçarak kurtulmasının hemen sonrasında 1994 yılında görevinden istifa

ederek yerleşim yerini terk ettiğini beyan etmiştir. Başvurucu; 5233 sayılı

Kanun kapsamında yaptığı başvurunun, anılan özel durumunun Mahkemece hatalı

şekilde değerlendirilerek 1996 yılında köyden ayrıldığından bahisle ve mukim

olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

40. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

41. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu

şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).

42. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup, 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hak

veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

43. Başvurucunun; terör örgütü mensuplarınca kaçırılmasından,

kaçırılma olayında baskı ve korkutmaya maruz kalmasından kaynaklanan güvenlik

kaygısıyla 1994 yılında köyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının

5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve

belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece

Mahkemesine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni

ile yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını

talep ettiği anlaşılmaktadır.

44. Başvuru konusu olayda, başvurucunun “Asi” olan soyadını

“Kandemir” olarak 2002 yılında değiştirmiş olması hususu gözönünde

bulundurulmadan, kaçırılan şahıs ile başvurucunun kimlik bilgileri örtüşmediğinden

bahisle Komisyonca başvurunun reddine karar verilmiştir. 17/6/1994 tarihli olay

yeri tespit tutanağı ile Sason Cumhuriyet Savcılığının 11/8/1994 tarihli ve

Hazırlık No: 1994/51, Görevsizlik Karar No: 1994/22 sayılı görevsizlik

kararının incelenmesi neticesinde 16/6/1994 tarihli olayda kaçırılan kişinin

adı, baba adı ve doğum tarihinin başvurucunun adı, baba adı ve doğum tarihi ile

örtüştüğü; anılan belgelerde kaçırılan kişinin soyadının “Asi” olarak

belirtildiği tespit edilmiştir. Başvurucunun nüfus kaydında 2002 yılında

yapılan değişiklik öncesi hâli ile soyadının bu belgelerde “Asi” olarak

belirtildiğinin anlaşılması ile Komisyonun tespitinin isabetli olduğu sonucuna

varılamayacaktır. Komisyonun kaçırılan kişinin başvurucu Nurettin Kandemir olmadığı

şeklindeki hatalı değerlendirmesi, İlk Derece Mahkemesi tarafından telafi

edilerek başvurucunun kaçırılan kişi olduğunun tespiti yapılmıştır.

45. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

46. İdare Mahkemesi kararında nesnel ölçüte ilişkin tespitlere

yer verilmekle birlikte başvurucunun 1/9/1996 tarihine kadar Dikbayır köyünde koruculuk yaptığı, 1994 yılındaki

kaçırılma olayından iki buçuk yıl sonra göç ettiği, dolayısıyla doğrudan terör

tehdidi ile yerleşim yerinin terk edilmediği tespitinde bulunulmuş; davanın

reddine karar verilmiştir. Başvurucunun iddiaları temyiz merciince de incelenip

reddedilmek suretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır.

47. Başvurucu, 1994 yılındaki kaçırılma olayının akabinde geçici

köy koruculuğu görevinden istifa ederek köyden ayrıldığının açık ve sabit

olmasına rağmen Derece Mahkemelerince hatalı inceleme yapıldığı konusunda delil

olarak tutanak sunmuş ve anılan tutanakta iki yıl koruculuk görevi ifa ettiği

tespitinin yapıldığını, dolayısıyla 1992 yılında başlayangeçici

köy koruculuğu görevinin 1994 yılında sona erdiğini, 1994 yılında köyden

ayrıldığının teyit edildiğini iddia etmiştir. Jandarma başçavuş, jandarma

kıdemli üst çavuş ve uzman jandarma çavuş rütbelerini haiz üç görevli

tarafından düzenlenen 12/6/2006 tarihli tutanağın incelenmesi neticesinde iki

yıl geçici köy koruculuğu yapıldığına ilişkin kaydın doğrudan ilgili

görevlilerce yapılan bir tespit olmayıp başvurucunun beyanının tutanağa

geçirilmesine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır. Anılan tutanağın tamamının,

Sason İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından Sason Kaymakamlığına hitaben yazılan

14/6/2006 tarihli yazının ve Sason İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından Batman

Valiliğine hitaben yazılan 13/4/1992 tarihli yazınınincelenmesi

neticesinde başvurucunun 1992 yılında geçici köy koruculuğu görevine

başladığının tespitinin yapılmasına rağmen anılan görevin sona erdiğine dair

bilginin kayıtlarda yer almadığının belirtildiği anlaşılmaktadır.

48. Her ne kadar başvurucu, başvuru formunda 1994 yılında geçici

köy koruculuğu görevinden istifa ederek yerleşim yerinden ayrıldığını beyan

etmiş ise de başvurucunun anılan iddiasına ilişkin sunduğu delillerin

incelenmesi neticesinde başvurucunun belirttiği tarihte köyünü terk etmek

zorunda kalmasına rağmen Derece Mahkemelerince başvurucunun açık olduğunu iddia

ettiği tespite aykırı karar verildiği sonucuna ulaşılamayacağı kanaatine

varılmıştır. Bu çerçevede Derece Mahkemelerinin kararlarında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

49. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

50. Başvurucu; idarenin, can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğini

iddia etmektedir.

51. Başvuru formunun incelenmesi neticesinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut

olduğunun belirtildiği ve tazminat başvurusunun reddedilmesine ilişkin davada

idari yargı makamlarının söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlaması

nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğinin ileri sürüldüğü tespit

edilmiştir.

52. Başvurucu tarafından, mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine

ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (bkz. §§ 39-48)

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve

yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin adil yargılanma hakkının gereklerine

uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet hakkının

ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No:

2013/2263, 26/6/2014, § 43).

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adli yardım talebinin kabulü ile geçici olarak muaf tutulan

yargılama giderinin başvurucudan TAHSİLİNE

10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Nurettin KANDEMİR Vekili : Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4646, 10 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4646
Tarih
10 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hüseyin Yelkenci Başvurusu (B. No: 2013/9706)
  • Mehmet Asım Hallaç Başvurusu (B. No: 2013/9039)
  • Feyzi Yavuz Başvurusu (B. No: 2014/667)
  • Hamdullah Işık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3627)
  • İsmail Erol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5723)
  • Osman Nuri Öner Başvurusu (B. No: 2013/578)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.