İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İsmail Erol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5723)

1. Başvuru, kadastro çalışmaları sırasında başvurucuların murisi

Başvuru No2013/5723Tarih24 Mart 2016Okuma17 dk · 3.485 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İsmail Erol Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/5723
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.485 kelime·17 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kadastro çalışmaları sırasında başvurucuların murisi

adına tespit gören ve 1994 yılında başvurucular tarafından üçüncü kişiye satışı

yapılan taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında hatalı olarak eksik yazılan

yüz ölçümünün 2004 yılında 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu'nun 41. maddesine göre düzeltilmesi üzerine açılan alacak ve

tazminat davalarının reddedilmesi sebepleriyle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 31/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 21/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 11/07/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/9/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

22/9/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 30/9/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. Ankara ili Gölbaşı ilçesi Taşpınar köyü Yumrutepe

mevkiinde bulunan 142 parsel sayılı taşınmaz 1952 yılında yapılan kadastro

çalışmaları sırasında 15430 m2 yüz ölçümü ile başvurucuların murisleri adına

tespit görerek tapuda tescil edilmiştir.

9. Başvurucular Taşpınar köyü Yumrutepe

mevkii 142 parsel sayılı taşınmazın murislerine ait olmasına rağmen aynı

köydeki 140 parsel sayılı taşınmaza ilişkin Ankara Gezici Kadastro Mahkemesinin

8/6/1956 tarihli ve E.1952/615, K.1956/496 sayılı kararının değiştirilmesi

suretiyle 142 parsel sayılı taşınmaz davalıymış gibi gösterilerek oluşturulan

sahte Mahkeme kararıyla tapu kütüğünde işlem yapıldığını ve aynı yöntemle işlem

yapılan başka taşınmazlar da bulunduğunu belirterek 20/7/1987 tarihinde Gölbaşı

Asliye Hukuk Mahkemesindetapu iptali ve tescil davası

açmışlardır. Mahkemece davanın kabulüne, 142 parsel sayılı taşınmaz ve dava

konusu olan diğer taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile başvurucular adına

tesciline dair verilen22/12/1992 tarihli ve E.1991/380, K.1992/725 sayılı kararınkesinleşerek 23/3/1994 tarihinde tapu siciline

işlendiği anlaşılmaktadır.

10. 142 parsel sayılı taşınmaz 12/4/1994 tarihinde başvurucular

tarafından K.E.ye, 8/3/2000 tarihinde K.E. tarafından Ş.T.ye, 28/3/2000

tarihinde Ş.T. tarafından M.N.E.ye, 20/6/2000 tarihinde de M.N.E. tarafından

A.T.ye satılarak tapuda tescil edilmiştir.

11. Taşınmazı 20/6/2000 tarihinde satın alan A.T. 26/6/2003

tarihinde Kadastro Müdürlüğüne başvurarak 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesi

kapsamında taşınmazın yüz ölçümünün düzeltilmesini istemiştir. Kadastro

çalışmaları sırasında 15430 m2 olarak tespit gören taşınmazın yüz ölçümü

30/3/2004 tarihinde 35250 m2 olarak düzeltilmiştir.

12. a) Taşınmazın yüz ölçümünün düzeltme talep eden malik lehine

arttığı ve bu artış oranında kendilerinin zarara uğradığı iddiasıyla

başvurucular tarafından 24/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar

Kanunu'nun 215. maddesi kapsamında malik A.T. aleyhine 25/11/2004 tarihinde

Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde alacak davası açılmıştır.

b) Mahkemece 20/4/2005 tarihli

ve E.2004/618, K.2005/345 sayılı karar ile, krokilerin incelenmesinden dava

konusu taşınmazın kadastro tespitindeki sınırları ile davalı A.T.nin başvurusu sırasındaki sınırları arasında değişiklik

bulunmadığının anlaşıldığı, sonradan 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesi gereğince

mesaha tashihi yapılmasının taşınmazın sabit sınırlarında bir değişiklik

meydana getirmediği, 3402 sayılı Kanun'a göre krokili taşınmazlarda taşınmazın

yüz ölçümünün tapudaki miktarlarına göre değil, krokisine göre belirlendiği;

taşınmazın davalı A.T.ye satışı sırasında krokinin aynı kroki olduğu, her iki

tarafın da krokiye göretaşınmazın ne kadar yüz ölçümü

olabileceğini bilmek durumunda oldukları, krokide bir değişiklik olmadığına

göre miktar fazlasının yani sonradan yapılan mesaha tashihi fazlasının

tazminata konu olmasının iyi niyetle bağdaşmayacağı ve davalının iyi niyetli

olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

c) Karar, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 25/10/2005 tarihli ve

E.2005/8849, K.2005/10760 sayılı ilamı ile onanmıştır.

d) Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 23/3/2006 tarihli ve

E.2006/860, K.2006/2940 sayılı ilamıyla reddedilmiş, hüküm 23/3/2006 tarihinde

kesinleşmiştir.

13. a) Kadastro tespitinde yüz ölçümün hatalı tespit edilmiş

olmasının hizmet kusuru olduğu ve zarara sebebiyet verdiği iddiasıyla

başvuruculardan Niyazi Erol tarafından Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

aleyhine 9/3/2006 tarihinde Ankara 5. İdare Mahkemesinde tazminat istemiyle tam

yargı davası açılmıştır.

b) Mahkemece 21/2/2007 tarihli ve E. 2006/684, K.2007/286 sayılı

karar ile 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı uyuşmazlıklarda adli yargı mercilerinin

görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.

c) Kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 18/9/2009 tarihli ve

E.2007/5189, K.2009/8074 sayılı ilamı ile onandığı ve kesinleştiği

belirtilmiştir.

14. a) Başvurucular tapu işlemlerinin kadastro işlemlerinden

başlayarak birbirini takip eden işlemler olup bir bütün oluşturduğunu, kadastro

çalışmaları sırasında taşınmazın yüz ölçümünün yanlış yazılması sebebiyle

uğradıkları zarardan devletin sorumluluğu bulunduğunu belirterek 4721 sayılı

Kanun'un 1007. maddesine dayalı olarak Maliye Hazinesi

aleyhine 14/9/2010 tarihinde Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat

davası açmışlardır.

b) Mahkemece 24/3/2011 tarihli ve E.2010/630, K.2011/214 sayılı

karar ile davanın reddine karar verilmiştir. Ret gerekçesi şöyledir:

"... Dava konusu taşınmaz 1952 yılında

davacıların murisleri adına tespit ve tescil edilmiştir. İlk tespit esnasında

taşınmazın yüzölçümü 15.430,00 m2 olarak belirlenmiştir. ... Taşınmaz şu anda

üçüncü bir şahıs adınakayıtlıdır ve yüzölçümü de

35.250,100 m2 dir. ... asıl olan taşınmazın zemindeki

konumu ve yüzölçümüdür. Tapu kaydında ne kadar gösterilirse gösterilsin

taşınmaz sahipleri taşınmazların zemindeki yüzölçümlerini bilmek ya da

bilebilecek durumda olmak zorundadırlar. Yani taşınmaz sahipleri tapu

kaydındaki kayıtlı yüzölçümünü hiç bilmeseler dahi zemindeki durumu itibariyle

taşınmazlarının miktar ve yüzölçümünü bilirler. Eşyanın tabiatına ve hayatın

olağan akışına uygun olan da budur. ... taşınmaz alım ve satımları esnasında

resmi kayıtlardan önce taşınmazın zemindeki durumu ve yüzölçümü görülüp gerekli

hesaplamalar yapılarak satış işlemleri yapılmaktadır. Bu bağlamda davacı

tarafın satış yapıldıktan sonra alıcı tarafından taşınmazın yüzölçümünün

artırılması sonucunu doğuran müracaatı neticesinde zarara uğradığı iddiası ...

haklı ve yerinde görülmemiştir. Ayrıca dava konusu taşınmazın yüzölçümü

kadastro tespiti esnasında yapılmıştır. Tespit esnasında yapılan yanlışlıklara

dair yasal yollar 3402 sayılı Yasada belirtilmiştir. Bunun gibi mahkeme

kararına konu olan parselin yargılama esnasında da yüzölçümüne itiraz edilmemiş

ve hükmen tescil yapılmıştır. ... Neticede dava konusu taşınmazın tapulama

tespitinin kesinleştiği tarih itibariyle geometrik ve hukuki durumu belirlenmiş

olup tapu kaydındaki alana ilişkin miktarın noksan yazılmasında hukuka

aykırılık olmadığı..."

c) Karar, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17/12/2012 tarihli ve

E.2011/14696, K.2012/19429 sayılı ilamı ile onanmıştır.

d) Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 6/6/2013 tarihli ve

E.2013/8009, K. 2013/10840 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

15. Karar başvuruculara 10/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular31/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

17. 3402 sayılı

Kanun'un 22/2/2005 tarihli ve 5304 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten

önceki 41. maddesi şöyledir:

"Kadastro sırasında veya sonrasında

yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü,

sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan

hatalar, ilgilinin müracaatı veya kadastro müdürlüğünce re’sen

düzeltilir. Düzeltme, taşınmaz malikleri ile diğer hak sahiplerine tebliğ

olunur. Tebliğ tarihinden başlayan otuz gün içinde düzeltmenin kaldırılması

yolunda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmadığı takdirde, yapılan düzeltme

kesinleşir. Kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle kesinleşmiş

olan taşınmazlarda, değişiklik işlemleri sırasında ortaya çıkan yüzölçümü

farklılıklarından, kadastronun dayandığı teknik kurallarda belirtilen hata

sınırları içinde kalanların re’sen düzeltilmesine

kadastro müdürlükleri yetkilidir.

Bu maddenin uygulanmasında, 12

nci maddede belirtilen hak düşürücü süre

aranmaz."

18. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün

zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan

görevlilere rücu eder.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

20. Başvurucular, kadastro çalışmaları sırasında murisleri adına

tespit gören ve 1994 yılında üçüncü kişiye satışını gerçekleştirdikleri

taşınmazın kadastro tespitinde hatalı olarak eksik yazılan yüz ölçümünün 2004

yılında 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesine göre düzeltildiğini, hatalı yazılan

yüz ölçümü sebebiyle satın alan sonraki malikler lehine olacak şekilde zarara

uğradıklarını, bu kapsamda adli ve idari yargı mercilerinde açılan davaların

reddedildiğini, Yargıtay ilgili hukuk dairelerinin, önceki içtihatlarının

aksine kadastro işlemlerinden kaynaklanan hatalar sebebiyle sebepsiz zenginleşmeye

dayalı olarak açılan alacak davalarının kabulü ve bu hatalar sebebiyle 4721

sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamında devletin

sorumluluğu bulunduğu ve tazminat talep edilebileceği yönünde ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları doğrultusunda içtihat değişikliğine

gittiklerini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşler ve tazminat ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu

ve ekleri incelendiğinde başvurucuların başvuruya konu şikâyetlerinin üç ayrı

yargılama sürecine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu süreçlerden birincisi

taşınmazın yüz ölçümünün satın alan sonraki malikler lehine olacak şekilde

düzeltilmesi sebebiyle Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde sebepsiz

zenginleşmeye dayalı olarak açıldığı belirtilen alacak davası, ikincisi

kadastro tespitinde taşınmazın yüz ölçümünün hatalı tespit edilmiş olmasının

hizmet kusuru olduğu ve zarara sebebiyet verdiği iddiasıyla Ankara 5. İdare

Mahkemesinde açılan tam yargı davası, üçüncüsü ise kadastro tespitinde yüz

ölçümün hatalı tespit edilmiş olması sebebiyle uğranılan zarardan devletin

sorumluluğu bulunduğu iddiasıyla Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde 4721

sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı olarak açılan

tazminat davasıdır. Bu kapsamda başvurucuların 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı olarak açtıkları tazminat davasına ilişkin

şikâyetleri diğer yargılama süreçlerine ilişkin şikâyetlerden ayrı incelenmiş;

sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak açıldığı belirtilen alacak davası ile

idari yargıda görülen tam yargı davası kapsamında kalan şikâyetler ise ayrıca

değerlendirilmiştir.

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuruya konu taşınmazın 12/4/1994 tarihindebaşvurucular tarafından üçüncü kişiye satılarak

mülkiyetinin tapuda devredildiği sabittir. Bu satış işleminden sonra taşınmazın

yine üçüncü kişiler arasında birçok defa satış işlemine konu olduğu ve el

değiştirdiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Hâlihazırda

başvurucuların mülkiyetinde bulunmayıp rızayla yapılan tasarruf işlemleri

sebebiyle üçüncü kişinin mülkiyetinde bulunduğu anlaşılan taşınmaza ilişkin

olarak başvurucuların taşınmazın eksik yüz ölçümü ile satılmış olması ve bu

kapsamda 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayalı

olarak açılan tazminat davasının da reddedilmesine ilişkin şikâyetlerinin

yargılama sonucunun adil olmadığı iddiasıyla ilgili bulunduğu değerlendirilerek

4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine dayalı olarak

açılan tazminat davası kapsamında kalan tüm şikâyetleri adil yargılanma hakkı

kapsamında incelenmiştir.

1. Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde

Açılan Alacak Davası ile Ankara 5. İdare Mahkemesinde Açılan Tam Yargı Davasına

İlişkin İhlal İddiaları Yönünden

23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler.”

24. Bu hüküm gereğince Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler. Dolayısıyla Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde

Mahkemenin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir (G.S, B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

25. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi

için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür

şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51,25/12/2012, §

18).

26. Somut olayda başvurucular, Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk

Mahkemesinde sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak açıldığı belirtilen alacak

davası ile Ankara 5. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasının

reddedildiğini, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin son yıllarda AİHM kararları

doğrultusunda kadastrodan kaynaklanan hatalardan faydalanan sonraki maliklere

karşı açılan sebepsiz zenginleşmeye ilişkin davaların kabulü yönünde kararlar

verdiğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

27. Kadastro tespitinde taşınmazın yüz ölçümünün hatalı olarak

eksik yazıldığı ve 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesi gereğince 2004 yılında yüz

ölçümde düzeltme yapıldığı iddiasıyla yüz ölçümün düzeltilmesinden faydalanan

malike karşı 25/11/2004 tarihinde Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde

başvurucular tarafından açılan alacak davası, Mahkemenin 20/4/2005 tarihli

kararı ile reddedilmiş; temyiz üzerine karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin

25/10/2005 tarihli ilamı ile onanmıştır. Karar, düzeltme isteminin 23/3/2006

tarihinde reddedilmesi üzerine aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu durumda

Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmazın düzeltilen yüz ölçümünden

faydalanan malike karşı açılan ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığı

belirtilen alacak davasına ilişkin şikâyetler zaman bakımından Anayasa

Mahkemesinin yetkisi dışında kalmaktadır.

28. Benzer şekilde kadastro tespitinde taşınmazın yüz ölçümünün

hatalı yazılmasının hizmet kusuru olduğu ve zarara sebebiyet verdiği gerekçesiyle

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara 5. İdare Mahkemesinde

başvuruculardan Niyazi Erol tarafından açılan tam yargı davası, Mahkemenin

21/2/2007 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, temyiz üzerine Danıştay

Onuncu Dairesinin 18/9/2009 tarihli ilamı ile kararın onandığını ve

kesinleştiğini belirtmiştir. Bu durumda Ankara 5. İdare Mahkemesinde açılan tam

yargı davasına ilişkin şikâyetler de zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin

yetkisi dışında kalmaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk

Mahkemesinin 20/4/2005 tarihli ve Ankara 5. İdare Mahkemesinin 21/2/2007

tarihli başvuruya konu kararların 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. 4721 Sayılı Kanun'un 1007. Maddesi Uyarınca

Açılan Tazminat Davasına İlişkin İhlal İddiaları Yönünden

30. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

31. 6216 sayılı Kanun’un

“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”

kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

33. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

34. Başvuru konusu olayda başvurucular 1952 yılında yapılan

kadastro tespit çalışmalarında murisleri adına tespit gören ve 1994 yılında

kendileri tarafından üçüncü kişiye satılarak tapuda devredilen taşınmazın

kadastro çalışmaları sırasında hatalı olarak eksik yazılan yüz ölçümünün 2004

yılında 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesine göre satın alan sonraki malikler

lehine olacak şekilde düzeltildiğini, taşınmazın eksik yüz ölçümü ile satılması

sebebiyle zarara uğradıklarını belirtmişlerdir. Yine Yargıtay 4. Hukuk

Dairesinin önceki içtihatlarının aksine tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün olduğunu ve kadastro

işlemlerinden kaynaklanan hatalar sebebiyle 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin sorumluluğu bulunduğunu kabul

ederek AİHM kararları doğrultusunda içtihat değişikliğine gitmesine rağmen 4721

sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat

davasını reddettiğini ve kararın kesinleştiğini belirterek anayasal haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

35. Bakanlık görüş yazısında, 1952 yılında yapılan tesis

kadastrosu ile başvurucuların murisleri adına tespit edilen taşınmazın

krokisinin yapıldığı ve bu kroki hiç değişmeden taşınmazın birden fazla satış

işlemine konu edildiği, sınırları sabit taşınmazlar bakımından tapu kaydındaki

miktarın açıklayıcı nitelikte olduğu, bu tür bir taşınmazın miktarının kroki

ile sınırlanan zemin alanı olup malikin mülkiyet hakkının kroki ile belirlenen

yere ilişkin olduğu, yeni malikin talebi üzerine Kadastro Müdürlüğü tarafından

yapılan ölçümün uygulamada mesaha tashihi olarak adlandırılan

"düzeltmeden" ibaret olduğu ve bu işlem sırasında taşınmazın sabit

sınırlarının ve krokisinin değişmesinin söz konusu olmadığı belirtilmiştir.

Başvurucuların ve murislerinin 1952 yılından 1994 yılına kadar maliki oldukları

zemin alanının kendileri tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı, öte yandan

4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davasında Mahkemece

kadastro işlemleri sebebiyle devletin sorumluluğuna ilişkin bir değerlendirme

yapılmadığı, taşınmazın zemin alanının başvurucular tarafından bilinmesi ve

satışın bu miktar üzerinden yapılması gerektiğinden bahisle yanlızca

yüz ölçümün hatalı yazılmasının tazminatı gerektirmediğine karar verildiği,

başvuruya konu İlk Derece Mahkemesi kararı ile emsal gösterilen Hukuk Genel

Kurulu Kararının bağlamlarının farklı olduğu ifade edilerek şikâyetlerin

incelenmesinde belirtilen hususların da dikkate alınması gerektiği

bildirilmiştir.

36. Başvuru konusu olayda 1952 yılında yapılan kadastro

çalışmalarında 15430 m2 olarak başvurucuların murisi adına tespit

gören taşınmaz 1994 yılında başvurucular tarafından K.E.ye satılarak tapuda

devredilmiştir. Bundan sonra taşınmaz 8/3/2000 tarihinde K.E. tarafından

Ş.T.ye, 28/3/2000 tarihinde Ş.T. tarafından M.N.E.ye, 20/6/2000 tarihinde de

M.N.E. tarafından A.T.ye satılarak tapuda tescil edilmiştir. Taşınmazın 2004

yılındaki maliki A.T.nin başvurusu üzerine 3402

sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarınca taşınmazın yüz ölçümü 35250 m2 olarak düzeltilmiştir. Başvurucular,

taşınmazın eksik yüz ölçümü ile satılmış olması sebebiyle zarara uğradıklarını

belirterek 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca

Maliye Hazinesi aleyhine tazminat davası açmışlardır. Mahkemece, taşınmazın

tapu kaydı, yüz ölçümün düzeltilmesi işlemine ait kayıtlar, Gölbaşı/Ankara

Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2004/618 ve Ankara 10. İdare Mahkemesinin

E.2006/684 sayılı dava dosyaları getirtilip mahallinde keşif yaptırılarak

bilirkişilerden rapor alınmış ve 24/3/2011 tarihinde davanın reddine karar

verilmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 17/12/2012

tarihli ilamı ile onanmış; karar düzeltme talebi ise reddedilerek hüküm

6/6/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

37. 1952 yılında yapılan kadastro tespit çalışmalarında

taşınmazın yüz ölçümü 15430 m2 olarak

belirlenmiştir. Taşınmaz hâlihazırda üçüncü bir şahıs adına kayıtlı olup 2004

yılında 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesine göre taşınmazın yüz ölçümü 35250 m2 olarak düzeltilmiştir. Mahkeme

gerekçeli kararında, taşınmazın zemindeki konumu ve yüz ölçümünün esas olduğu,

tapu kayıtlarında ne kadar gösterilirse gösterilsin taşınmaz sahiplerinin

taşınmazlarının zemindeki yüz ölçümlerini bilebilecek durumda oldukları, bir

başka deyişle taşınmaz sahiplerinin tapu kayıtlarındaki yüz ölçümü bilmeseler

dahi zemindeki durumu itibarıyla taşınmazlarının miktar ve yüz ölçümünü

bilmelerinin eşyanın tabiatına ve hayatın olağan akışına uygun olduğu

belirtilmiştir. Kararda ayrıca taşınmaz alım ve satımları esnasında resmî

kayıtlardan önce taşınmazın zemindeki durumu ve yüz ölçümü görülüp gerekli

hesaplamalar yapılarak satış işlemlerinin gerçekleştirildiği, bu bağlamda satış

işleminden sonra 2004 yılındaki taşınmaz malikinin talebi üzerine yüz ölçümün

düzeltilmesi sebebiyle başvurucuların zarara uğradıkları iddiasının haklı ve

yerinde görülmediği, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği

tarih itibarıyla geometrik ve hukuki durumunun belirlenmiş olduğu

vurgulanmıştır.

38. 3402 sayılı Kanun'un 41. maddesinde, kadastro sırasında veya

sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan

taşınmazların ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan

doğan hataların talep üzerine veya kadastro müdürlüğünce resen

düzeltilebileceği belirtilmiştir. Bu bakımdan yalnızca geometrik durumları

kesinleşmiş taşınmazlarda mülkiyet haklarını etkilemeyecek şekilde düzeltme

yapılması mümkün bulunmaktadır.

39. Dava konusu taşınmazın 1952 yılında yapılan kadastro

çalışmaları sırasında tespit edilen yüz ölçümü 15430 m2dir. 3402 sayılı Kanun'un 41.

maddesi kapsamında 2004 yılında Kadastro Müdürlüğüne yapılan başvuru

neticesinde taşınmazın yüz ölçümü kadastro çalışmalarında belirlenen yüz

ölçümün iki katından daha fazla olacak şekilde 35250 m2 olarak düzeltilmiştir. Taşınmazın ilk olarak

belirlenen yüz ölçümü ile düzeltme sonunda belirlenen yüz ölçümü

karşılaştırıldığında ciddi bir farkın bulunduğu ve bu derece büyük bir

farklılığın taşınmazın zeminde fiilen kapladığı alan bakımından başvurucular ve

sonraki maliklerince fark edilmemesinin hayatın olağan akışına uygun

bulunmadığı değerlendirilmiştir. Öte yandan 1994 yılında başvurucular

tarafından üçüncü kişiye satılarak tapuda devredilen taşınmaz, bu tarihten

sonra yine üçüncü kişiler arasında birçok defa satış işlemine konu olmuş ve

rızayla yapılan tasarruf işlemleri sebebiyle el değiştirmiştir. Başvurucular

tarafından üçüncü kişiler arasındaki satış işlemleri ve bu kapsamda rızayla

yapılan tasarruf işlemlerinde taraf hak ve yükümlülüklerinin doğrudan ve

münhasıran taşınmazın tapu sicilinde belirtilen yüz ölçümüne bağlı olarak

belirlendiği iddia edilmediği gibi bu hususta bilgi ve belge de sunulmamıştır.

Düzeltme işlemi yalnızca resmî kayıtlar üzerinde yapılmış olup taşınmazın

geometrik ve hukuki durumu, zeminde fiilen kapladığı alan ile sabit sınırları

değişmemiştir. Taşınmazın aynı sabit sınırlar ile zeminde kapladığı alan

değişmeksizin satış işlemlerine konu olduğu değerlendirilmiştir.

40. 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi

uyarınca ileri sürülen taleplerin Kanun'un bu maddesi kapsamında

değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve madde kapsamının belirlenmesi

noktasındaki yorum ile somut olayın bu kapsamda değerlendirilmesi noktasındaki

takdir derece mahkemelerine aittir.

41. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucuların iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

42. Başvurucular, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadıklarına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadıklarına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadıklarına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadıkları gibi

Mahkeme kararlarında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

43. Öte yandan benzer konularda aynı derecedeki yargı mercileri

arasındaki içtihat farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemeyeceği gibi derece mahkemeleri veya temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleri

arasındaki yorum farklılıkları da tek başına adil yargılanma hakkının ihlali

niteliğinde kabul edilemez (Miraş Mümessillik İnş. Taah.

Reklam. Paz. Yay. San. Tic. A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, §

36).

44. Başvurucular tarafından tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki

kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün olduğu ve kadastro işlemlerinden

kaynaklanan hatalar sebebiyle devletin sorumluluğu bulunduğu Yargıtay Dairesi

içtihatlarıyla benimsenmesine rağmen davanın reddedilerek kesinleştiği iddia

edilmiş ise de benimsendiği iddia edilen Yargıtay içtihadının aksine bir yorum

ve değerlendirmeye yer vermeyen somut olayın özeliklerini, taşınmaz satım

işlemlerini etkileyebilecek unsurları ve başvurucular ile taşınmazı satın alan

diğer üçüncü kişiler arasındaki ilişkinin niteliği hususlarında

değerlendirmeler yaparak zarara uğranıldığı iddiasının haklı ve yerinde

görülmediğini vurgulayan Derece Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespit

edilememiştir.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve Derece Mahkemeleri

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan alacak

davası ile Ankara 5. İdare Mahkemesinde açılan tam yargı davasına ilişkin ihlal

iddialarının "zaman bakımından yetkisizlik"

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. 4721 Sayılı Kanun'un 1007. maddesi

uyarınca açılan tazminat davasına ilişkin ihlal iddialarının "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Ali Feyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör

:

Fatma KARAMAN ODABAŞI

Basvurucular

:

1. İsmail EROL

2. Niyazi EROL

3. İkbal SARIALTIN

Vekili

:

Av. Nurtekin

SEYMEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5723, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Gölbaşı/Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan alacak
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Seymen
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5723
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Osman Nuri Öner Başvurusu (B. No: 2013/578)
  • Cüneyt Ali Turgut Başvurusu (B. No: 2013/8332)
  • Süreyya Saruhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8433)
  • Uğur Sağlamtaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2960)
  • Mustafa Yeşilırmak Başvurusu (B. No: 2013/8065)
  • Mehmet Çağırıcı Başvurusu (B. No: 2013/3020)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.