İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cüneyt Ali Turgut Başvurusu (B. No: 2013/8332)

1. Başvuru, 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun

Başvuru No2013/8332Tarih10 Mart 2016Okuma34 dk · 6.739 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Cüneyt Ali Turgut Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/8332
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.739 kelime·34 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun

ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 31/8/1956

tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazine

adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın kadastro tutanağının beyanlar

hanesinde kullanıcı tespitine ilişkin kaydın düzeltilmesi istemiyle açılan

kadastro tespitine itiraz davasında usulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkili

sağlanmadan eksik ve yetersizinceleme ile karar

verilmesi, verilen kararın hukuka aykırı olması, iddia ve deliller

değerlendirilmeden temyiz isteminin gerekçesiz olarak reddedilmesi nedenleriyle

mülkiyet, etkili başvuru ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/11/2013 tarihinde İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 12/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/8/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

26/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 8/9/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazine

adına orman sınırı dışına çıkarılan İstanbul ili Sultanbeyli ilçesi Orhangazi

Mahallesi 102 ada 20 parsel sayılı taşınmazın beyanlar hanesinde bulunan,

taşınmazın yirmi yıldan beri başvurucunun fiilî kullanımında olduğuna ilişkin

kaydın düzeltilmesi ile on beş yıldır davacı A.D.ninkullanımında

olduğunun yazılması istemiyle başvurucu aleyhine 16/7/2010 tarihinde

Sultanbeyli Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açılmıştır.

9. Mahkemece, 1/8/2012 tarihli ve E.2010/85, K.2012/723 sayılı

karar ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"Davalı C.A.T. ye usulüne uygun tebligat

yapılmış, ancak davalı duruşmalara katılmamış ve herhangi bir cevap

vermemiştir.

...

Davayla ilgili olarak belediye emlak kayıtları

ile orman idaresinden 2/B kayıtları celp edilmiş, dava konusu taşınmaz başında

harita mühendisi aracılığı ile keşif yapılmış,ayrıca

keşifte, kadastro çalışmaları sırasındahazır bulunan

muhtar, mahalli bilirkişi ile tanık dinlenmiştir.

Belediye emlak kayıtlarının incelenmesinden,

davacının kullanımında olan taşınmazın Orhangazi mahallesi 102 ada 10 ve 20 nolu parseller olduğu,davalı

C.A.T.nin kullanımında olan yerin ise Akşemsettin Mahallesi 130 ada 10 nolu

parsel olduğu görülmüştür.

...her ne kadar dava konusu Orhangazi

mahallesi 102 ada 20 nolu parsel davalı C.A.T. adına

tespit edilmiş ise de,dava konusu 20 nolu parseli davacının 102 ada 10 nolu

parsel ile kullandığı, her iki parsele de davacı tarafından zilyet edildiği,

davalı C.A.T.ye ait olan yerin Akşemsettin mahallesi130

ada10 nolu parsel oduğu,

Orhangazi mahallesi 102 ada 20 nolu parselin sehven

davalı adına tespit edildiği, her ne kadar bilirkişiler tarafından keşif

sırasında yerin davalının kullanımında olduğu belirtilmiş ise de tespit

tutanakları topluca düzenlendiğinden ve davalı adına Akşemsettin

mahallesi 130 ada 10 nolu parsel tespit edildiğinden

bilirkişilerin beyanlarına itibar edilmeyerek dava konusu 102 ada 20 nolu parselin davacının kullanımında olduğu sonucuna varıl(mıştır)."

10. Karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/3/2013 tarihli ve

E.2013/2023, K.2013/1951 sayılı ilamı ile dosya içeriğine, kararın dayandığı

delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve delillerin takdirinde bir

isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz itirazlarının yerinde olmadığı

belirtilmek suretiyle onanmıştır.

11. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 26/9/2013 tarihli ve

E.2013/8320, K.2013/9029 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

12. Karar başvurucuya 9/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu8/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

"Orman sayılan yerlerden:

...

B) 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen

bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe,

meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep

fıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak

gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile

şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkartılır.

Orman sınırları dışına çıkartılan bu yerler

Devlete ait ise Hazine adına, hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise

bu müesseseler adına, hususi orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına

çıkartılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi

yapılır."

15. 6831 sayılı Kanun'un 26/2/2014 tarihli ve 6527 sayılı Bazı

Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'la yapılan değişiklikten önceki

11. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Orman kadastro komisyonlarınca

düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilânı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ

hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karşı askı tarihinden itibaren bir ay

içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro

davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırları

dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve

hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz

olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak,

tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma

hakları mahfuzdur.

...

Kadastrosu yapılıp kesinleşen Devlete ait

ormanlar, tapu sicil müdürlüklerince hiçbir harç, vergi ve resim alınmaksızın

orman vasfı ile, 2 nci

maddeye göre orman sınırları dışına çıkarılan yerler halihazır vasfı ile

kaydında belirtme yapılarak Hazine adına tapuya tescil olunur."

16. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

“6831 sayılı Orman Kanununun 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla

değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896

sayılı, 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı kanunlarla değişik 2 nci maddesinin (B) bendine göre orman kadastro

komisyonlarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili

kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa üzerindeki muhdesatın

kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri

kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu

Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar

yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları

ikinci kadastro sayılmaz.

Bu maddeye göre yapılacak kadastro sırasında

orman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin sınır nokta ve

hatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak suretiyle orman işletme

müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek mühendisi ya da orman

mühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine aplike edilir. Bu

çalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında düzeltmeyi gerektiren

tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde, yukarıda oluşturulan

kadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu çalışmalara kadastro

kontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda bir zabıt düzenlenir

ve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi tarafından birlikte

imzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve kadastro mevzuatına

göre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de ilan ve tebliğ

edilmiş sayılır.

Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan

yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın Maliye Bakanlığının

talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili kullanım durumları

dikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir. Bu işlemler

sırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni hatalar,

yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir."

17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

1012. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"...

Taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku

kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer

hususlar tüzükle belirlenir.

Özel kanun hükümleri saklıdır."

18. Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Tapu Sicil

Tüzüğü'nün 60. maddesi şöyledir:

"Kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın

yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek

yazılır."

19. 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin

Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan

Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında

Kanun'un 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"(1) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar

hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen güncelleme

listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların

31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın

sahibi olarak gösterilen kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi

içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve

dava konusu etmeksizin kabul edenler bu Kanuna göre hak sahibi sayılır.

(2) 2/B alanlarında bulunan taşınmazlar

hakkında bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek güncelleme

listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme kararlarına

göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu taşınmazların

31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın

sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu taşınmazları satın almak için süresi

içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve

dava konusu etmeksizin kabul edenler de hak sahibi sayılır.

(3) Hak sahiplerinden birinci fıkra kapsamında

olanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde, ikinci

fıkra kapsamında olanlar ise, güncelleme listelerinin tescil edildiği veya

kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye

başvurarak, bu taşınmazların bedeli karşılığında kendilerine doğrudan

satılmasını isteyebilirler.

(4) Hak sahiplerine doğrudan satılacak olan

taşınmazların satış bedeli, rayiç bedelin yüzde yetmişidir.

(5) Başvuru sahiplerinden satış bedellerine

mahsup edilmek üzere; belediye ve mücavir alan sınırları içinde olan yerler

için iki bin Türk Lirası, dışında olan yerler için bin Türk Lirası başvuru

bedeli alınarak ilgilileri adına emanet hesabına kaydedilir.

(6) Hak sahiplerine satış işlemleri idarece,

başvuru süresinin bittiği tarihten itibaren en geç altı ay içinde

sonuçlandırılır.

(7) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce

düzenlenen güncelleme listeleri veya kadastro tutanakları kapsamında kalan

taşınmazların satış işlemleri, 1/5/2010 tarihinden itibaren tespit edilen rayiç

bedeller üzerinden yapılır.

(8) Satış bedeli peşin veya taksitle

ödenebilir. Satış bedelinin tamamının peşin ödenmesi hâlinde yüzde yirmi, en az

yarısının ödenmesi hâlinde yüzde on oranında indirim uygulanır ve bu bedeller

idarece yapılan yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ödenir.

Tebliğ edilen satış bedeline itiraz edilemez ve dava açılamaz. Peşinat

alınmadan yapılan taksitle satışlarda ise satış bedelinin yüzde onu, yapılan

yazılı tebligat tarihinden itibaren en geç üç ay içinde, kalanı ise belediye ve

mücavir alan sınırları içinde en fazla üç yılda altı eşit taksitte, belediye ve

mücavir alan sınırları dışında ise en fazla dört yılda sekiz eşit taksitte

faizsiz olarak ödenir. Taksitli satışlarda kalan miktarı karşılayacak tutarda

kesin ve taksitlendirmeye uygun süreli banka teminat mektubu verilmesi veya

satışı yapılan taşınmazın üzerinde 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medenî Kanunu hükümleri uyarınca Hazine lehine kanuni ipotek tesis edilmesi

hâlinde; taşınmaz, tapuda hak sahibi adına devredilir. İdare tarafından yapılan

taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan taşınmaz satış sözleşmeleri ile kanuni

ipotek sözleşmelerinde resmî şekil şartı aranmaz. Hak sahipliği belgesi; hak

sahibinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, imzası, fotoğrafı ve nüfus

bilgilerini içerecek şekilde idarece düzenlenir. Düzenlenen hak sahipliği

belgelerinin idarece yazılı olarak tapu idaresine bildirilmesi üzerine, devir

ve kanuni ipotek tapu siciline resen tescil edilir. İpotek tesis edilerek

devredilen taşınmazların üçüncü kişilere satılması hâlinde borcun kalan

tutarından alıcılar sorumludur. Bu hususta tapu kütüğünde gerekli belirtme

yapılır. Hak sahibi adına mülkiyet devredilmeden yapılan taksitli satışlarda, hak

sahibi tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi durumunda, tahsil edilen

tutar hak sahibine aynen ve faizsiz olarak iade edilir.

(9) Peşin satışlarda satış bedelinin tamamını,

taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesinde ödememek suretiyle

yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın alma hakları düşer.

Ancak, taksitli satışlarda, taksit süresinin sonuna kadar ödenmek kaydıyla

taksitlerden ikisinin vadesinde ödenmemesi yükümlülüklerin ihlali anlamına

gelmez. Vadesinde ödenmeyen taksit tutarlarına 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre

belirlenen oranda gecikme zammı uygulanır.

...

(11) Hak sahibi olmadığı belirlenen başvuru

sahiplerine, bu Kanundan yararlanamayacakları gerekçeleriyle birlikte

bildirilerek başvuru bedeli aynen ve faizsiz olarak iade edilir.

(12) Bu maddeye göre hak sahiplerine doğrudan

satılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzere Orman Genel Müdürlüğüne

tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla kullanılan ya da Maliye

Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgili idarelerce bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren en geç üç ay içerisinde idareye bildirilmesi şartıyla

özel kanunlar gereğince değerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyu

havzalarında maksimum su seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisinde

kalan yerler hak sahiplerine satılmaz. Bu taşınmazların yerine istenilmesi

hâlinde hak sahiplerine, hak sahibi oldukları taşınmazın rayiç değerine eşdeğer

öncelikle aynı il sınırları içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmaz, bu

maddenin dördüncü fıkrasına göre hesaplanacak satış bedeli karşılığında

doğrudan satılabilir.

(13) Hak sahiplerinden idarenin teklifini

kabul etmeyenler doğrudan satış hakkından yararlanamazlar, başkaca talepte

bulunamazlar, hak ve tazminat talep edemezler ve dava açamazlar.

(14) Bu maddeye göre hak sahibi bulunmayan

veya doğrudan satın almaya ilişkin hak sahipliği kalmayan taşınmazların tapu

kütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesat

belirtmeleri Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir

ve bu taşınmazlar Maliye Bakanlığınca satış dâhil genel hükümlere göre

değerlendirilir.

(15) Hak sahipliği kalmayan taşınmazların

değerlendirilmesi amacıyla, 4706 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin son fıkrası

kapsamında kalanlar hariç olmak üzere, üzerlerinde bulunan kişilere ait yapı ve

eklentiler; o yıla ait Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapı birim fiyatlarından

eksik imalat bedelleri ve yıpranma payı düşüldükten sonra kalan bedeli

ilgililerine ödenmek suretiyle yıktırılır veya bu şekilde belirlenen bedel,

taşınmazın değerine eklenerek son müracaat tarihinden itibaren üç yıl içinde

satılarak satıştan elde edilen gelirden yapı ve eklenti sahiplerine ödenir ve

idare tarafından yapıların tahliyesi sağlandıktan sonra ferağ işlemleri

gerçekleştirilir.

..."

20. 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

" (4) Bu Kanun kapsamında kalan taşınmazlardan

hak sahiplerine satılmaması, ilgililerine devredilmemesi veya iade edilmemesi

gerektiği halde bu tasarruflara konu edilenlerden; satılanların satış bedeli

kanuni faiziyle iade edilir, devir ve iade edilenler ise bedelsiz olarak geri

alınır.

(5) Hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile bu

Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak üzere hak sahipleri veya ilgilileri

tarafından süresi içerisinde başvuruda bulunulmaması veya başvuruda

bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da gerekli

şartları sağlayamaması sebebiyle doğrudan satılamamaları veya iade edilmemeleri

sebepleriyle haklarında işlem yapılamayan taşınmazların tapu kütüklerinde yer

alan 2/B, kullanıcı ve muhdesat belirtmeleri Maliye

Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin edilir ve bu taşınmazlar

Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre değerlendirilir. Bu yerlerden kamu

hizmetlerinde kullanılanlar, kamu idarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanlar

ve özel kanunları gereğince ilgili idarelere tahsisi gerekenler Maliye

Bakanlığınca tahsis edilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında

yapılan kadastro çalışmaları sırasında 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)

bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın

kadastro tutanağının beyanlar hanesinde kullanıcı tespitine ilişkin kaydın

düzeltilmesi istemiyle aleyhine açılan kadastro tespitine itiraz davasında

usulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkili sağlanmadan eksik ve yetersiz inceleme

ile karar verildiğini, zilyetliğe ilişkin tereddüt içeren bilirkişi raporuna

rağmen aleyhe hüküm kurulduğunu, davacının gerçek dışı beyanlarına itibar

edildiğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu, temyiz incelemesinde iddia

ve delillerinin gerektiği gibi incelenmediğini, taşınmaz Hazineye ait olsa da

süreç içerisinde bedeli ödenmek suretiyle tapuda adına tescil yaptırabilecek

iken bu imkândan mahrum kaldığını belirterek etkili başvuru, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tedbir kararı verilmesi,

dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesi, bu talebin

kabul görmemesi hâlinde tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun taşınmaz Hazineye ait olsa da

süreç içerisinde bedeli ödenmek suretiyle tapuda adına tescil yaptırabilecek

iken bu imkândan mahrum kaldığı yönündeki iddiası mülkiyet hakkı kapsamında

incelenmiştir. Davada usulsüz tebligat sebebiyle taraf teşkili sağlanmadan

karar verildiği iddiası, adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı yönünden değerlendirilmiş; temyiz incelemesinde iddia ve

delillerinin gerektiği gibi incelenmediği yönündeki iddiası ise adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı yönünden ayrıca değerlendirilmiştir.

Başvurucunun diğer ihlal iddialarının ise yine adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

24. Başvurucu, dava konusu taşınmaz tapu kayıtlarına göre Hazine

adına kayıtlı ise de süreç içerisinde bedelini ödemek suretiyle taşınmazın

kendi adına tapuya tescilini sağlayabilecek iken bundan mahrum kaldığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Bakanlık görüş yazısında mülkiyet hakkının ihlali iddiasına

karşı görüş sunulmamış, şikâyetlerin adil yargılanma hakkı kapsamımda ele

alınmasının gerektiği bildirilmiştir.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

28. Belirtilen hükümler uyarınca bir anayasal hak ihlali

iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi

için başvurucu tarafından dayanılan hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamında yer alması,

ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel alınan hakkın kapsamına giren

korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerekir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 31).

29. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

30. Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

31. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı

olmamakla birlikte taşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence

kapsamına girdiğine kuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının

ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca

korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı

noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).

32. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

33. Sahip olunan mülk kavramı, Sözleşme ve Anayasa'daki

düzenlemeler açısından özerk bir kavram olarak ele alınıp incelenmektedir.

Dolayısıyla bu konudaki değerlendirmeler gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) ve gerekse Anayasa Mahkemesi tarafından mevzuattan bağımsız olarak

değerlendirilmektedir (Depalle/Fransa, B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62;

Anheuser-Busch Inc./Portekiz, B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye, B. No: 48939/99, 30/11/2004, §

124; Beyeler/İtalya, B. No:

33202/96, 5/1/2000, § 100; Selçuk Emiroğlu,

§ 27).

34. Anayasa'nın 35. maddesi ile düzenlenen mülkiyet hakkı,

kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara

uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve tasarruf etme,

onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir (Nazmiye

Akman, B. No: 2013/1012, 16/4/2013, § 17). Başvurucular, bu haktan

yararlanmak adına ancak kendi mülkleriyle ilgili ihlal iddiasında

bulunabilirler. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında sadece sahip olunan bir

mülke ve varlıklara koruma sağlanmaktadır. Bir kişinin hâlihazırda sahip

olmadığı bir varlığın mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati

ne kadar güçlü olursa olsun- mevcut mülke sağlanan bu korumadan

yararlanamayacaktır (Murat İslamoğlu,

B. No: 2013/614, 25/6/2014, § 32).

35. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir

"ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkının güvencesi altındadır. Meşru

beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına

dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 37).

36. Somut olayda mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren

başvurucunun, öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu veya en azından meşru

bir beklenti kapsamında mülkiyet hakkının bulunduğunu kanıtlaması

gerekmektedir.

37. 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesinin birinci fıkrasında,

6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi uyarınca Hazine adına orman

sınırları dışına çıkarılan yerlerin fiilî kullanım durumları dikkate alınarak

kimler tarafından ve ne zamandan beri kullanıldığı ve varsa üzerindeki muhdesatın kimlere ait olduğunun kadastro tutanağının

beyanlar hanesinde gösterilmesi suretiyle öncelikle kadastrosu yapılarak Hazine

adına tescil edileceği hükme bağlanmıştır.

38. Tapu sicilinde yapılabilecek tapu sicil işlemlerine ilişkin

olarak 4721 sayılı Kanun'un 1012. maddesinde beyanlar düzenlenmiş olup maddenin

ikinci ve üçüncü fıkralarında taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku

kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer

hususların tüzükle belirleneceği, özel kanun hükümlerinin saklı olduğu

düzenlenmiş; başvuruya konu dava ve karar tarihlerinde yürürlükte olan Tapu Sicil

Tüzüğü'nün 60. maddesinde de kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını

öngördüğü hususların tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılacağı

belirtilmiştir.

39. Beyanlar, hukuki niteliği itibarıyla diğer tapu sicil

işlemlerinden farklıdır. Tescil gibi ayni haklara doğrudan etki etmedikleri

gibi şerhler gibi şahsi hakların kuvvetlendirilmesi, tasarruf yetkisinin

sınırlandırılması veya geçici tescilin yazılması gibi bir etkiye de sahip

değildirler. Tapu kütüğünün diğer sütunlarına kaydedilemeyen ancak ispat veya

bilgilendirme gibi birtakım sebeplerle açıklanmasında veya alenileştirilmesinde

yarar görülen bazı fiilî ve hukuki durumları ortaya koymaktadırlar. Bir başka

deyişle beyanların temel fonksiyonu bilgi vermeleridir.

40. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, tapu sicilinin beyanlar

hanesinde yazılı zilyetliğe ilişkin açıklamanın değiştirilmesine yönelik olarak

açılan pek çok davanın temyiz incelemesinde, kütüğün beyanlar hanesinde yazılı

zilyetlik veya muhdesata ilişkin açıklamanın, ayni

hak olmayıp kişisel hak niteliğinde olduğundan tapu sicilinden ayrı olarak

alınıp satılması ve değiştirilmesinin mümkün olmadığı, böyle bir talebin

tarafların isteğiyle dahi tapu sicil müdürlüğünce yerine getirilemeyeceği ve

dava yoluyla genel mahkemeden istenemeyeceğiancak

ilgili yörede 4127 sayılı Kanun ile değişik 2924 sayılı Kanun'un 11. maddesi

gereğince yapılacak kadastro ile hak sahipliği tespit komisyonunun yapacağı

tespit sırasında ve 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi gereğince yapılacak kadastro

sırasında değerlendirilebileceği, itiraz ve dava haklarının da o aşamada kullanılmasınınmümkünolabileceği değerlendirmelerine yer

vererek kütüğün beyanlar hanesindeki fiilî kullanıma ilişkin açıklamaların ayni

hak niteliğinde olmayıp kişisel hak niteliğinde bulunduğunu vurgulamıştır

(Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 17/3/2010 tarihli ve E.2010/201, K.2010/3352;

21/6/2010 tarihli ve E.2010/5012, K.2010/8793; 20/12/2010 tarihli ve

E.2010/13734, K.2010/16210; 1/3/2011 tarihli ve E.2010/15612, K.2011/1911; 22/11/2011

tarihli ve E.2011/14400, K.2011/13140; 19/1/2012 tarihli ve E.2011/13065,

K.2012/342; 6/3/2012 tarihli ve E.2011/14477, K.2012/3257; 25/12/2012 tarihli

ve E.2012/10652, K.2012/14946; 31/4/2014 tarihli ve E.2013/9236, K.2014/3866;

7/5/2015 tarihli ve E.2014/8909, K.2015/3793 sayılı kararları).

41. 4721 sayılı Kanun'un 1012. ve Tapu

Sicili Tüzüğü'nün 60 ila 64. maddelerinde düzenlenen beyanlar, tescil ve

şerhten farklı olarak herhangi bir ayni hak doğurmayacağı gibi şahsi hakların

kuvvetlendirilmesi işlevine de sahip değildir. Beyanların fonksiyonu,

taşınmazla ilgili bazı fiilî veya hukuki durumlara ya da zaten mevcut bulunan

bazı haklara aleniyet sağlamaktan ibarettir. Beyanlar hanesine bir hususun

kaydedilmesi ilgili kişiye herhangi bir hak vermeyeceği gibi o kişi bakımından

bir hak da doğurmaz. Bu nedenle orman dışına çıkarılan alanların kadastrosu

sırasında buraları fiilen kullananların, beyanlar hanesine kaydı bu kişiler

açısından herhangi bir hak doğurmayıp ancak fiilî durumun tespiti ve alenileştirilmesi

anlamına gelecektir. Bu tespitin tek amacının bu arazilerin fiilen kullananlara

satılması olduğu söylenemez. Devletin orman alanı dışına çıkarılan arazilerin

fiilî kullanım durumlarını da dikkate alarak envanterini çıkarması bu alanlarla

ilgili yapılacak her türlü tasarruf açısından büyük önem taşımaktadır.

Yapılacak tespitler bu arazilerin orman köylülerine tahsisi, fiilen

kullananlardan ecrimisil alınması, fiilî durumun

ispatı gibi işlevler de görebilirler (AYM, E.2009/24, K.2011/75, 12/5/2011).

42. Somut olayda 3402 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında

yapılan kadastro çalışmaları sırasında 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)

bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın

beyanlar hanesinde taşınmazın bahçe olarak yirmi yıldan beri başvurucunun

kullanımında olduğu gösterilmiştir. Davacı, mülkiyet hususunda Hazine adına

yapılan tespite bir itirazı olmamakla birlikte taşınmazın kullanıcısının

kendisi olduğunu iddia ederek fiilî kullanım yönünden taşınmazın beyanlar

hanesine yazılan kayda itiraz etmiş ve beyanlar hanesindeki kullanıcı kaydının

değiştirilerek kendisinin yazılması için başvurucu aleyhine dava açmıştır.

Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek taşınmazın

beyanlar hanesindeki başvurucu adına yazılı kaydın, taşınmazın bahçe olarak on

beş yıldan beri davacının fiilî kullanımında olduğu şeklinde düzeltilmesine

karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesi

hükmü onamış ve karar düzeltme isteminin aynı Daire tarafından reddedilmesi

sonucu hüküm kesinleşmiştir.

43. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin

(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın, 3402 sayılı

Kanun'un ek 4. maddesi kapsamında yapılan kadastro çalışmaları sırasında Hazine

adına tespit gördüğü ve mülkiyetinin Hazineye ait olduğu anlaşılmaktadır.

Nitekim bu husus taraflar arasında uyuşmazlık konusu da olmamıştır. Yargılama

aşamasında davacı, dava dilekçesini tekrar ederek davanın mülkiyet hususunda

Hazine adına yapılan tespite ilişkin olmadığını, fiilî kullanım yönünden

taşınmazın beyanlar hanesine yazılan kayda itiraz ettiğini açıklamıştır. Bu

bakımdan başvurucu adına düzenlenen bir tapu kaydının bulunmadığı ve taşınmazın

mülkiyetinin Hazineye ait bulunduğu tartışmasızdır.

44. Öte yandan başvurucu, taşınmazın beyanlar hanesindeki kayda

göre süreç içerisinde bedelini ödeyerek taşınmazın kendi adına tapuda tescilini

sağlayabilecek iken bu imkândan mahrum kaldığını iddia etmektedir.

45. AİHM, kamu malı niteliğinde bulunan taşınmazlara tapu tahsis

belgesi verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı kapsamında meşru beklenti yönünden

değerlendirmeler yaptığı kararında, mülkten yararlanmaya devam etme konusundaki

meşru beklentinin iç hukukta yeterli bir temele dayanması gerektiğini,

başvuruculara verilen tapu tahsis belgesine dayanılarak mülk sahibi olunmasının

şartları olduğunu yani bu hakkın şartlı bir hak sağladığını ve şartların oluşup

oluşmadığının derece mahkemeleri tarafından değerlendirileceğini belirtmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye, B. No: 37899/04,

26/4/2011, §§ 52, 53). AİHM'in tapu tahsis

belgelerini incelediği kararlarında, anılan belgenin; tapu senedi olmadığı,

sadece kişinin söz konusu taşınmazı elinde bulundurduğunu belgelediği, bu

belgenin verilmesinin belge sahibine mülkiyet hakkı tanındığı anlamına

gelmediği gibi yetkili makamlara tapu senedi verme zorunluluğu da getirmediği,

başvurucuların sadece bu belgeye dayalı olarak arazilerinin elinden alınması

ile alacaklı duruma geldikleri yönünde haklı bir beklenti içine girdiklerinden

söz edilemeyeceği vetaşınmazla ilgili olarak 1 No.lu

Ek Protokol'ün 1. maddesi anlamında “mülk”ün

varlığını iddia edemeyecekleri belirtilmiştir (Anat ve diğerleri/Türkiye,§§ 55, 56).

46. Orman sayılmakla birlikte 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin

(B) bendi kapsamında orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın mülkiyeti

Hazineye ait olup kamu malı niteliğinde bulunmaktadır.

47. 6292 sayılı Kanun kapsamında Hazine adına orman sınırları

dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi bakımından, fiilî kullanım

sebebiyle beyanlar hanesinde yazılı olan kişilerin hak sahipliği belli şartlara

bağlanmıştır. Buna göre 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, 6831 sayılı

Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi kapsamında kalan alanlarda (2/B alanlarında)

bulunan taşınmazlar hakkında bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce

düzenlenen güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş

mahkeme kararlarına göre oluşturulan tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre;

bu taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilen kişilerden bu

taşınmazları satın almak için bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

altı ay içerisinde idareye başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini

itiraz ve dava konusu etmeksizin kabul edenler ile 2/B alanlarında bulunan

taşınmazlar hakkında bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra düzenlenecek

güncelleme listelerine veya kadastro tutanaklarına ya da kesinleşmiş mahkeme

kararlarına göre oluşturulacak tapu kütüklerinin beyanlar hanesine göre; bu

taşınmazların 31/12/2011 tarihinden önce kullanıcısı ve/veya üzerindeki muhdesatın sahibi olarak gösterilecek kişilerden bu

taşınmazları satın almak için güncelleme listelerinin tescil edildiği veya

kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren sekiz ay içinde idareye

başvuran ve idarece tespit edilen satış bedelini itiraz ve dava konusu

etmeksizin kabul edenler hak sahibi sayılmıştır. Peşin satışlarda satış

bedelinin tamamının, taksitli satışlarda ise peşinatı veya taksitleri vadesinde

ödememek suretiyle yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin doğrudan satın alma

haklarının düşeceği, yine hak sahiplerinden idarenin teklifini kabul

etmeyenlerin doğrudan satış hakkından yararlanamayacakları, başkaca talepte

bulunamayacakları, hak ve tazminat talep edemeyecekleri ve dava açamayacakları

belirtilmiştir.

48. Ayrıca, 6292 sayılı Kanun'un 6. maddesine göre hak

sahiplerine doğrudan satılması gereken taşınmazlardan ağaçlandırılmak üzere

Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edilen, kamu hizmetlerine ayrılan veya bu amaçla

kullanılan ya da Maliye Bakanlığınca belirlenen taşınmazlar ile ilgili

idarelerce bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren en geç üç ay

içerisinde idareye bildirilmesi şartıyla özel kanunlar gereğince

değerlendirilmesi gerekenler ile içme ve kullanma suyu havzalarında maksimum su

seviyesinden itibaren üç yüz metrelik bant içerisinde kalan yerlerin hak

sahiplerine satılamayacağı, bu taşınmazların yerine, istenilmesi hâlinde hak

sahiplerine taşınmazın rayiç değerine eş değer öncelikle aynı il sınırları

içerisinde bulunan 2/B alanlarındaki taşınmazın hesaplanacak satış bedeli

karşılığında doğrudan satılabileceği düzenlenmiştir.

49. Yine 6292 sayılı Kanun'un 11. maddesinin (5) numaralı fıkrasında,

hak sahibi bulunmayan taşınmazlar ile bu Kanun hükümlerine göre işlem yapılmak

üzere hak sahipleri veya ilgilileri tarafından süresi içerisinde başvuruda

bulunulmaması veya başvuruda bulunulmasına rağmen yükümlülüklerin yerine

getirilmemesi ya da gerekli şartları sağlayamaması sebebiyle doğrudan

satılamamaları veya iade edilmemeleri sebepleriyle haklarında işlem yapılamayan

taşınmazların tapu kütüklerinde yer alan 2/B, kullanıcı ve muhdesat

belirtmelerinin Maliye Bakanlığının talebi üzerine tapu idaresince terkin

edileceği ve bu taşınmazların Maliye Bakanlığınca genel hükümlere göre

değerlendirileceği, bu yerlerden kamu hizmetlerinde kullanılanların, kamu

idarelerinin ihtiyaçları için gerekli olanların ve özel kanunları gereğince

ilgili idarelere tahsisi gerekenlerin Maliye Bakanlığınca tahsis edileceği

düzenlenmiştir.

50. 2/B alanlarında kalan taşınmazın 6292 sayılı Kanun

kapsamında doğrudan satışı için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin

iptali istemiyle idare mahkemesinde açılan dava kapsamında Danıştay Sekizinci

Dairesi 9/9/2015 tarihli ve E.2015/4106, K.2015/6968 sayılı kararında dava

konusu işlemin taşınmazın 6292 sayılı Kanun kapsamında davacıya satışının

yapılıp yapılamayacağının tespitine yönelik idari nitelikte bir ön işlem

olduğunu, bu durumda taşınmazın davacıya satışı için 6292 sayılı Kanun'da

öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının idari yargı yerinde değerlendirilmesi

gerektiğini belirtmiştir (Danıştay Sekizinci Dairesinin 9/9/2015 tarihli ve E.

2015/4106, K.2015/6968; 7/10/2015 tarihli ve E.2015/909, K.2015/8076 sayılı

kararları).

51. Sonuç olarak orman sınırları dışına çıkarılan taşınmazın

mülkiyetinin Hazineye ait olması, kadastro tutanağının beyanlar hanesindeki

herhangi bir ayni etki doğurmayan yanlızca

bilgilendirme ve açıklama fonksiyonuna sahip kaydın hukuki niteliği, 6292

sayılı Kanun kapsamında başvuru ve satış işlemleri için bazı şartların

öngörülmüş olması ve uyuşmazlık halinde satış için taşınmazın 6292 sayılı

Kanun'da öngörülen şartları taşıyıp taşımadığının derece mahkemelerince

değerlendirileceğine dair yargı kararları dikkate alındığında özellikle 6292

sayılı Kanun'da belirtilen şartların sağlanamaması durumunda meşru beklenti

kapsamında bir hak veya alacağının bulunduğu söylenemez. Başvurucuyu,

taşınmazın mülkiyetini elde etme konusunda meşru bir beklentiye sevkedecek bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir

içtihat da bulunmadığından başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen

mülkiyet hakkına ilişkin korumadan yararlandırılması mümkün değildir.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun, fiilî kullanım durumu

dikkate alınarak taşınmazın beyanlar hanesine fiilen kullanıcı olduğunun

kaydedilmesine ilişkin olarak Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya

değer bir menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucu; dava dilekçesinin kendisinin ve ailesinin ikamet

ettiği adrese tebliğe çıkarıldığını ancak tebliğ evrakının üzerine tebligatın

mahalle muhtarlığına teslim edildiği ve kendisine haber vermek üzere komşusu

E.G.ye bilgi verildiği yazılmış ise de kendisinin E.G. isminde bir komşusunun

bulunmadığını, bu bakımdan tebligatın usulsüz olduğunu veyargılamaya

katılamadığını ve taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun şikâyeti, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden

hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla ilgili olduğundan bu kapsamda

değerlendirilmiştir.

54. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özünün

derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkin

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgili

olduğu, başvurucuya çıkarılan tebligatın geçerli olup olmadığı ve adil

yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği hususunun Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin düşünüldüğü, ihlal tespit edilmesi

hâlinde hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesi gerektiği

bildirilmiştir.

55. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde

tebligata ilişkin mevzuat hükümlerine atıf yapan değerlendirmelere itirazının

bulunmadığını belirtmiştir.

56. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

57. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

58. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin yerine getirilmemesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013,

§ 16).

59. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

60. Somut olayda başvurucu, dava dilekçesinin kendisi ve

ailesinin ikamet ettiği adrese tebliğe çıkarılmasına rağmen tebliğ evrakının

üzerine kendisine haber vermek üzere komşusu E.G.ye bilgi verildiğinin

yazıldığını ancak kendisinin E.G. isminde bir komşusunun bulunmadığını

belirterek tebligatın usulsüz olduğundan şikâyet etmektedir. İlk Derece

Mahkemesince verilen karar üzerine temyiz talebinde bulunan başvurucu temyiz

dilekçesinde, şikâyete konu tebligatın gönderilen adresten bilaikmal

geri dönmesinin makul ve mantıklı bir izahının bulunmadığını, kendisinin yirmi

yıldan fazla bir zamandan beri ailesi ile birlikte bu yerde oturduğunu, kendisi

olmasa bile tebligatı alacak aile yakını ve apartman görevlisi bulunduğunu,

tebligat yapıl(a)maması sebebi ile davadan haberdar olunamadığını belirterek usul

ve esas yönünden hükmün bozulmasını istemiştir. Hükmün onanması üzerine

başvurucu karar düzeltme yoluna başvurmuş ise de karar düzeltme talep

dilekçesinde şikâyete konu tebligatın usulsüz olduğuna ilişkin bir açıklama ve

değerlendirmeye yer vermemiş, özellikle davanın esasına ilişkin hususlarda

açıklamalarda bulunarak hükmün bozulmasını istemiştir.

61. Buna göre tebligat çıkarılan adrese ve şikâyete konu

tebligat evrakı üzerinde yazılı diğer hususlara bir itirazı bulunmayan, yanlızca tebliğ evrakı üzerinde komşusu olduğu belirtilen

kişinin aslında komşusu olmadığı ve tebligatın bu sebeple usulsüz olduğundan

şikâyet eden başvurucunun bu hususu temyiz incelemesinde usulünce ileri

sürmediği, temyiz dilekçesinde yalnızca belirtilen adreste kendisi olmasa bile tebligatı

alabilecek bir aile yakını ve apartman görevlisi bulunduğundan ilk çıkarılan

tebligatın bilaikmal iadesinin makul ve mantıklı

olmadığı ve bu sebeple usulüne uygun tebligat yapılmadığından bahsedildiği,

karar düzeltme dilekçesinde ise şikâyete konu tebligatın usulsüz olduğuna dair

hiçbir açıklamaya yer verilmediği ve bu hususun karar düzeltme aşamasında da

usulünce ileri sürülmediği değerlendirilmiştir. Başvurucunun, tebligatın

usulsüz olduğu ve taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğine dair bireysel

başvuruya konu şikâyetinin temyiz ve karar düzeltme aşamalarında ileri

sürebilmesi ve dolayısıyla bu iddialarla ilgili olarak giderim sağlayabilmesi

mümkün olduğu hâlde bu konuda hukuk yollarını tüketmeden bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

63. Başvurucu; zilyetliğe ilişkin tereddüt içeren bilirkişi

raporuna rağmen aleyhe hüküm kurulduğunu, davacının gerçek dışı beyanlarına

itibar edildiğini, tanık beyanlarının çelişkili olduğunu, hatalı ve eksik

değerlendirme ile karar verildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğinden şikâyet etmiştir.

64. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özünün

derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkin

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgili

bulunduğu bildirilmiştir.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,

yargılama sürecinin bireysel başvuru denetiminden uzak olduğu görüşüne

katılmadığını belirtmiştir.

66. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

67. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

68. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

69. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

70. Başvuru konusu olayda 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B)

bendi uyarınca Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına

tespit gören taşınmazın beyanlar hanesindeki fiilî kullanıma ilişkin kaydın

düzeltilmesi istemiyle Hazine ve başvurucu aleyhine dava açılmıştır. Yargılama

aşamasında davacı, dava dilekçesini tekrar ederek mülkiyet hususunda Hazine

adına yapılan tespite itirazının olmadığını ve fiilî kullanım yönünden beyanlar

hanesinde yapılan tespite itiraz ettiklerini belirtmiştir. Mahallinde keşif

yapılmak suretiyle alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın kimin

kullanımında olduğunun Mahkemenin takdirinde bulunduğu belirtilmiştir. İlk

Derece Mahkemesince, kadastro çalışmalarında tespit tutanağına göre dava konusu

taşınmazın beyanlar hanesinde taşınmazın başvurucunun fiilî kullanımında olduğu

belirtilmiş ise de belediye emlak kayıtlarının incelenmesi neticesinde

davacının kullanımında olan taşınmazın Orhangazi Mahallesi 102 ada 10 ve 20

No.lu parseller olduğu, başvurucunun kullanımında olan yerin ise Akşemsettin Mahallesi 130 ada 10 No.lu parsel olduğu; dava

dilekçesi, tespit tutanağı, belediye emlak kayıtları ve tüm dosya kapsamına

göre davacının, dava konusu parseli 102 ada 10 No.lu parsel ile kullandığı, her

iki parselin de davacının zilyetliğinde bulunduğu, dava konusu parselin

kadastro tespitinde sehven davalının kullanımında olduğunun yazıldığı, her ne

kadar kadastro tespit bilirkişileri tarafından Mahkemece yapılan keşif

sırasında taşınmazın başvurucunun kullanımında olduğu belirtilmiş ise de tespit

tutanakları topluca düzenlendiğinden ve davalı adına Akşemsettin

Mahallesi 130 ada 10 No.lu parsel tespit edildiğinden kadastro tespit

bilirkişilerinin beyanlarına itibar edilmediği belirtilerek davanın kabulüne

karar verilmiştir. Temyiz üzerine hüküm, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin

18/3/2013 tarihli ilamı ile onanmış, karar düzeltme talebi reddedilerek hüküm

kesinleşmiştir.

71. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerin

değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet bulunmadığına

ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmakta olup

Derece Mahkemesi kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

72. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararının

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

73. Başvurucu, temyiz dilekçesindeki itirazlar ve sunulan

deliller değerlendirilmeden temyiz talebinin reddedildiğini ileri sürmüştür.

Başvurucunun şikâyeti, adil yargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerden

gerekçeli karar hakkıyla ilgili olduğundan bu kapsamda değerlendirilmiştir.

74. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun şikâyetlerin özünün

derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olgulara ilişkin

hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmamasıyla ilgili

bulunduğu bildirilmiştir.

75. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde

yargılama sürecinin bireysel başvuru denetiminden uzak olduğu görüşüne

katılmadığını belirtmiştir.

76. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

77. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin,

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak

niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

78. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt

vermek zorunda değildir. Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabul

edildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu hususa

belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

79. Temyiz mercilerinin kararlarının da tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

80. Somut olayda başvurucu, temyiz dilekçesindeki itirazlar ve

sunulan deliller değerlendirilmeden temyiz talebinin reddedildiğini ileri

sürmüştür. İlk Derece Mahkemesince davanın niteliği gözetilerek kadastro tespit

tutanağı, 6831 sayılı Kanun'un 2. maddesinin (B) bendi kapsamında tutulan

kayıtlar, belediye emlak kayıtları, keşif, bilirkişi incelemesi, mahallî

bilirkişi ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı dikkate alınmak ve ilgili

hukuk kuralları yorumlanmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir (bkz.

§ 9). Yargıtay 16. Hukuk Dairesi tarafından da İlk Derece Mahkemesince verilen

kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm

onanmış ve temyiz istemi reddedilmiştir. Dolayısıyla Yargıtay onama kararının

gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

81. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1.Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Fatma

KARAMAN ODABAŞI

Basvurucu

:

Cüneyt Ali

TURGUT

Vekili : Av. Ali Selman ER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8332, 10 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Karaman Odabaşı
  13. Turgut
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8332
Tarih
10 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Süreyya Saruhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8433)
  • Uğur Sağlamtaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2960)
  • Mustafa Yeşilırmak Başvurusu (B. No: 2013/8065)
  • Mehmet Çağırıcı Başvurusu (B. No: 2013/3020)
  • Yüksel Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/3050)
  • Sadık Koçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5880)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.