İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yüksel Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/3050)

1. Başvuru, bir park içerisinde Belediye tarafından inşaatı

Başvuru No2013/3050Tarih10 Mart 2016Okuma27 dk · 5.498 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yüksel Yiğit Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/3050
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.498 kelime·27 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir park içerisinde Belediye tarafından inşaatı

sürdürülen su deposuna düşen ve akabinde vefat eden başvurucunun babasının ölüm

olayının etkili soruşturulmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı ile etkili

başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 22/4/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/6/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından 7/12/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 16/12/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 31/12/2015 tarihinde ibraz

etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri, soruşturma ve yargılama dosyası

içeriği ile Bakanlık görüşünde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle

şöyledir:

7. Başvurucunun babası Besim Yiğit (B.Y.), 6/5/2009 tarihinde

İstanbul Bahçelievler'de bulunan Kocasinan Semt Parkı ve Kadir Has Parkı yeşil

alanının sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla Bahçelievler Belediyesi Park ve

Bahçeler Müdürlüğü tarafından inşa edilmekte olan eden su deposuna düşmüştür.

8. Olay yerinde bulunan kişilerce düştüğü yerden çıkarılan B.Y.,

yaralı olarak Kadıköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma

Hastanesine (Hastane) götürülmüştür.

9. Hastanenin 6/5/2009 tarihli adli vaka raporunda özetle üç

dört metre derinlikteki çukura düşen hastanın uykuya meyilli olduğu, gözlerinin

her yöne doğal olduğu, hayati tehlikesinin mevcut olduğu belirtilmiştir. B.Y.,

tedavi görmekte iken 19/5/2009 tarihinde vefat etmiştir.

10. Olay hakkında 2009/51465 Soruşturma sayılı dosya ile

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı (Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından

soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısı, olayın

gerçekleştiği gün Bahçelievler Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli

polis memurlarına kazıyı yapan görevlilerin ifadelerinin alınması, olay yerinde

gerekli incelemenin yapılması ve kuyuya düşen B.Y.nin

ifadesinin alınması talimatlarını vermiştir.

11. Olayın yaşandığı gün, Bahçelievler Kaymakamlığı İlçe Emniyet

Müdürlüğü polisleri tarafından görgü tanıklarının ifadeleri alınmıştır. Semt

Parkı'nın işletmeciliğini yapan F.A. ve E.A. ifadelerinde özetle kazı alanı

çevresine Belediye tarafından güvenlik bariyerleri konulduğunu, B.Y.nin güvenlik şeridinden içeriye girdiğini, kendisine

"Çalışma alanına girme." dediklerini ancak “Tamam.” demesine rağmen

girdiğini ve demir güvenlik bariyerinin üzerine tırmanarak kafasını uzatıp

kuyuya baktığı esnada aşağıya düştüğünü belirtmişlerdir. Kalıp ustası M.Ş.

ifadesinde özetle kuyudan uzakta bulunduğu sırada bir bağırma sesi duyduğunu,

kuyunun bulunduğu yere gittiğinde B.Y.nin kuyuya

bakmak isterken bariyerin üzerinden aşağı düştüğünü gördüğünü, hemen B.Y.nin düştüğü yerdeki kalıpları sökerek B.Y.yi dışarı çıkardığını

belirtmiştir. Bahçelievler Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü A.A. ifadesinde

özetle kepçeyle kazı yapılan yere görevliler tarafından her zaman güvenlik

bariyerlerinin konulduğunu ve vatandaşlara konuyla ilgili ikazların

yapıldığını, şahsın kendi hatasından dolayı bariyerleri aşıp düştüğünü

düşündüğünü beyan etmiştir.

12. İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından olayın yaşandığı gün

müşteki sıfatıyla başvurucunun da ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde

özetle babasının Kocasinan Parkı'na gezmek amaçlı gittiğini, park içerisindeki

barikatların bulunduğu yere gittiğinde barikatlardan tuttuğunu, barikat olan

demirler birbirine bağlı olmadığından babasının Belediyenin kazdığı kuyuya

düştüğünü, barikatlarla ilgili ihmalin söz konusu olduğunu düşündüğünü belirtmiştir.

Anılan tarihte yoğun bakımda olan B.Y.nin ifadesi

alınamamıştır. İfadesininalınamadığına dair üç ayrı

gün için tutanak tanzim edilmiştir.

13. Görevli polis memurları tarafından olay yerinin fotoğrafları

çekilmiş, olay yeri krokisi çizilmiş ve olay yeri inceleme raporu

hazırlanmıştır. Polis Memuru H.D. ile R.Ç. tarafından imzalanan olay yeri

inceleme raporunda okunabildiği kadarıyla şu ifadelere yer verilmiştir:

“…Olay yerine intikal

edildiğinde olay yerinin güvenlik … altında olduğu, … kod nolu

ekibin olay yerinde olduğu görüldü. Olay yerinin park ve çay bahçesi olduğu çay

bahçesinin alt kısmında Bahçelievler Belediyesi'ne ait su deposu inşaatı olduğu

çalışmaların sürdüğü görüldü. İnşaat çevresinde 25 adet yerden yüksekliği 120

santim olan demir bariyerlerle (kenetlenmiş) çevrili olduğu ve demir

bariyerlerin gerisinde eski ve yeni şeritlerle çevrili olduğu görüldü. Bariyer

içindeki inşaatta çalışmaların … görüldü. Çeşme sokağa yakın yerde yola yakın

bariyerler üzerinde “SU DEPOSU İNŞ. ALANI GİRMEK TEHLİKELİ VE YASAKTIR” ibareli

pankart olduğu görüldü İnşaat alanının derinliğinin 3.90

m olduğu ölçüldü. Bariyerler üzerinde Bahçelievler Belediyesi Zabıta

ibarelerinin olduğu görüldü. Demir bariyerlerle tahta kalıp arasının 2.50 (m)(tutanakta cm olarak yazılı olsa da krokide 2.50 m. olduğu

ifade edilmiş) olduğu … görüldü. (…)”

14. B.Y.nin düşmesinden önceki bir

tarihte Park Görevlisi M.S., Park İşletmecisi Ö.A. ve Bölge Şefi H.A.

tarafından imzalı 27/4/2009 tarihli tutanakta “Belediyemiz

park ve bahçeler müdürlüğü tarafından Kocasinan semt parkı ve Kadirhas parkı otomatik su sistemi için yaptırılan yer altı

betonarme su deposu inşaat çalışması için inşaat alanında demir bariyerlerle

her türlü güvenlik önlemi alınmış olup tarafımızdan resimlenip tutanak ekine

iliştirilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.

15. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 11/9/2009 tarihli

otopsi raporunun sonuç kısmında “Kişinin

ölümünün genel beden travmasına bağlı kafatası kırıkları ile birlikte, beyin

kanaması, beyin doku harabiyeti ve beraberinde

gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu…” kanaati

bildirilmiştir.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı, 19/11/2009 tarihli yazı ile

Kocasinan Parkı içindeki su deposunun kim tarafından ne zaman kazıldığının,

önlemlerin alınıp alınmadığının ve 6/5/2009 tarihi itibarıyla kimlerin sorumlu

olduğunun tespit edilmesini ve bu tespitlere ilişkin düzenlenecek evrakın

gönderilmesini Bahçelievler Belediye Başkanlığından talep etmiştir.

Bahçelievler Belediye Başkanlığı Park ve Bahçeler Müdürlüğü; 15/12/2009 tarihli

yazı ile tüm çalışmaların Park ve Bahçeler Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü,

depo alanının hafriyat çalışmalarının taraflarınca yapılmış olduğunu, bütün

çalışma alanının demir bariyer ve emniyet şeridi ile çevrilmiş olduğunu ve

uyarıcı pankartlar asılarak tüm emniyet tedbirlerinin alındığını, olayla ilgili

tüm bilgi ve belgelerin karakola sunulmuş olduğunu ve güvenlik önlemleri ile

ilgili tüm resimlerin ekte sunulduğunu belirtmiştir. Anılan yazıda ayrıca B.Y.nin söz konusu alanda çalışan kişilerce uyarılmış

olmasına rağmen bariyeri aşarak kazanın meydana geldiği alana gittiği ifade

edilmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/8/2010 tarihli yazı ile Adli Tıp

Kurumu Başkanlığından B.Y.in, Bahçelievler Belediyesinin su deposu için kazmış

olduğu kuyuya düşüp yaralanması neticesinde gerçekleşen ölüm olayında şahsın

kesin ölüm sebebinin belirlenmesi ve şahsın ölümüne sebep olan kişi veya

kişilerin kusur durumlarının tespit edilmesi konularında rapor hazırlanmasını

istemiştir. Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu, B.Y. hakkında düzenlenmiş adli

ve tıbbi belgeleri incelemiş ve sonuç olarak “(…)

ileri derecede kalp-damar hastalığı bulunan ve bu nedenle by-pass

operasyonu geçirmiş olan kişinin ölümünün, yüksekten düşmeye bağlı kafatası

kırığı, beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,

olayın meydana gelmesindeki kusur durumlarının adli tıbbi bir konu olmadığı …”

mütalaasında bulunmuştur.

18. Cumhuriyet Başsavcılığı, 10/12/2010 tarihli ve Soruşturma

No: 2009/51465, K.2010/76289 sayılı karar ile kamu davası açmaya yeterli kanuni

ve inandırıcı deliller elde edilemediği gerekçesine yer vererek kovuşturmaya

yer olmadığına (KYO) karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara yaptığı

itirazın, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/3/2011 tarihli ve 2011/324

Değişik İş sayılı kararı ile “Olay yeri

aynen duruyorsa mahallinde biri İnşaat Mühendisi, biri Hukuk Fakülteleri Ceza

Kürsüsünden ve birinin de Makine Fakültesinden seçilecek bilirkişi marifetiyle olay

yerinde inceleme yapılarak, olayda ölen ve Belediye’nin kusuru olup olmadığı,

olay yeri muhafaza edilmemişse olay yerini bilen tanıklar dinlenerek, dosya

üzerinden bilirkişi yapılmasının gerektiği, eksik soruşturma ile karar

verildiği (…)” gerekçesiyle kabul edilmesi üzerine soruşturmaya

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/28312 Soruşturma sayılı dosyası

üzerinden devam edilmiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi

kararı doğrultusunda olay hakkında bilirkişi raporu almış ve “Olayla ilgili bilirkişi istenmiş olup bilirkişi

raporunda "ilgili kuyunun kapatıldığı, dosya muhteviyatına göre bu konuda

karar verilebileceği, maktulün olayda kusurlu olduğu" belirtilmiştir. Zira

şüpheli kurumun gerekli tedbirleri aldığı ve "gerek dosyadaki mevcut

fotoğraflarda gerekse olay yer inceleme raporu ve krokisinde olay gününde ve

saatinde su deposu temel kazısı/çukuru hafriyat alanı etrafının 2-2,5 metre

gerisinden başlamak üzere çepeçevre 4 etrafının birbirine kenetlenmiş, her biri

iki noktadan yere basan toplam 25 adet, 186cm genişliğindeki 1,20metre

yüksekliğindeki düşey parmaklıklı zabıta bariyeri tabir edilen demir

korkuluklarla çevrili olduğu, bunlardan bir tanesi üzerinde bez afiş şeklinde

bir pankartın asılı olduğu, bu pankartta "su deposu inşaat alanı girmek

tehlikeli ve yasaktır. Park ve Bahçeler Müdürlüğü" ibaresinin büyük

harflerle yazılı olduğu, yazının uzaktan seçilebildiği, ayrıca bu bariyerlerin

gerisinde hafriyat sahasının 4 tarafında ikinci bir emniyet şeridinin çekili

olduğu görülmektedir.” gerekçesine yer vererek 9/12/2011 tarihli ve

Soruşturma No: 2011/28312, K.2011/41678 sayılı kararı ile kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

20. Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş ve itirazı inceleyen

İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 17/2/2012 tarihli ve 2012/146 Değişik İş

sayılı kararı ile “Dosyanın ve itiraz

dilekçesinin incelenmesinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, İstanbul

2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09.03.2011 tarih, 2011/324 değişik iş sayılı kararı

ile kaldırılmasına dair verilen karar, şikayetçi ve vekiline tebliğ edilmeden,

müşteki ve vekili tarafından bildirilecek tüm deliller değerlendirilmek

suretiyle karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmesi[nin] usul ve yasaya aykırı

olduğu” gerekçesine dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın kaldırılmasına karar vermiştir.

21. Anılan karar üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının

2011/28312 Soruşturma sayılı dosyası ile soruşturmaya devam edilmiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığı, 28/6/2012 tarihli yazısıyla İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler

Genel Müdürlüğünden Bahçelievler Belediye Başkanı O.D. hakkında görevi kötüye

kullanmak suçundan 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 3. ve 6. maddeleri gereğince

inceleme yapılarak soruşturma izni verilip verilmeyeceğine dair kararın

gönderilmesini talep etmiştir.

22. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, “Olay günü Bahçelievler Emniyet Müdürlüğünde görevli

polis memurlarınca tutulan olay yeri inceleme raporunda ve çizilen krokide;

inşaatın yerden yüksekliği 120 cm olan 25 adet demir bariyerle (kenetlenmiş)

çevrili olduğu ve demir bariyerlerin gerisinde eski ve yeni şeritlerle çevrili

olduğunun belirtildiği, 21/11/2011 tarihli bilirkişi raporunda ise; “ölümcül

olaya sebebiyet veren kazanın kendi dikkatsizliğinden ve buna bağlı kusurundan

kaynaklandığının dosyadaki bilgi, belge ve görgü tanığı anlatımlarıyla ve

tutanaklarla sabit olduğu, olayın meydana gelmesinde belediye yetkililerinin

kusurunun bulunmadığı, belediyenin hizmetleri zımnında vücuda getirilmeye

çalıştığı park içi gömme su deposu inşaatını yaparken her türlü güvenlik

önlemlerini aldığının görüldüğü, bu nedenle olayın meydana gelmesinde belediye

yetkililerinin kusurunun bulunduğuna dair herhangi bir delile rastlanmadığı”

ifade edildiği (…)” gerekçesine yer vererek Bahçelievler Belediye

Başkanı O.D. hakkındaki iddianın işleme konulmamasına karar vermiştir.

23. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, Danıştay Birinci

Dairesinin 15/1/2013 tarihli ve E.2013/5, K.2013/9 sayılı kararıyla “dosyanın incelenmesinden, söz konusu olay nedeniyle

Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan tazminat davasında temin

edilen bilirkişi raporunda, olayın meydana gelmesinde Belediyenin % 75 oranında

kusurlu olduğu sonucuna ulaşılmış ise de, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca

yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, Belediye

yetkililerinin olayda kusurunun bulunmadığının belirtildiği, olay günü emekli

öğretmen Besim Yiğit'in çevredekilerin uyarılarına rağmen Parkın içinde

bulunan, etrafı yere sabitlenmeyen demir bariyerlerle çevrili su deposu

inşaatına yaklaşarak bariyerin üstünden uzanmak suretiyle inşaat çukuruna bakmak

istediği sırada bariyerin devrildiği ve adı geçenin çukura düştüğü,

çevredekilerin yardımıyla çukurdan çıkarılarak ambulansla Hastaneye götürülen

kişinin bir süre komada kaldıktan sonra hayatını kaybettiği, çukura düşme

olayının Belediyenin güvenlik önlemi almamasından değil, adı geçenin merak saikiyle çukura bakmakta ısrarcı davranmasından

kaynaklandığı hususunun görgü tanıklarının ifadelerinden anlaşıldığı”

gerekçesiyle reddedilmiştir.

24. Söz konusu karar, 22/3/2013 tarihinde başvurucu vekiline

tebliğ edilmiş ve 22/4/2013 tarihinde, süresi içinde bireysel başvuru

yapılmıştır.

25. Bakanlık görüşünde de yer verildiği üzere başvuruya konu

olayla ilgili olarak başvurucu ayrıca, ölenin yasal mirasçıları ile birlikte

30/12/2009 tarihinde İstanbul 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde Bahçelievler

Belediye Başkanlığı aleyhine tazminat davası açmıştır.

26. Yerel mahkeme, E.2009/470 sayılı dosyada görülen davada

olayla ilgili olarak tanık ifadelerine başvurmuştur. Davacı tanıkları olay

anını görmediklerini belirtmekle birlikte olay yeri ile ilgili bilgi

vermişlerdir.

27. Tanık İ.E. ifadesinde olayın meydana geldiği çukurun

çevresinin tamamen kapalı ve muhafazalı olmadığını, yeterli güvenlik önlemi

alınmadığını beyan etmiştir.

28. T.D.Y. ise su kuyusunun, üzerinde "zabıta" yazılı

iki metre genişliğindeve bir metre yüksekliğinde

sabit olmayan demir bariyerlerle bir tarafından çevrildiğini, bariyeri eliyle

kaldıran bir kişinin rahatlıkla inşaat sahasına girebileceğini belirtmiştir.

29. Davalı idarenin tanıklarından F.A. olayı şu şekilde

aktarmıştır:

“Dava konusu edilen parktaki çay bahçesini

benim çocuklar işletir. Ben de o gün oradaydım. Olay günü yanında 9-10

yaşlarında bir çocukla yaşlı bir bey parka geldi. Belediyenin açtığı bu çukurun

hemen yanında çim vardı. Çimden önce tretuar kısmında

emniyet şeridi kısmında bant çekiliydi. Bu bey çimin üzerindeydi. Emniyet

şeridini geçmişti. Amacı inşaatı izlemekti, ben öyle tahmin ediyorum. Ben

kendisini ikaz ettim. Orası tehlikeli diye söyledim. Hem emniyet şeridi vardı.

Bana sesini çıkartmadı. Ben arkada çalışmaya gittim. Birden insanların

koştuğunu gördüm. İşçiler kalıbı söküyordu. Bu adam kalıpların arasındaki dar

çukura düşmüş. Aşağıdaki demirlere yüzüstü düşerek başını demirlere çarpmış.

Kendisini oradan çıkardık ve ambulansla hastaneye götürdük. Çukurun etrafında

demir bariyerler vardı. Ben olay yerine gittiğimde bu bariyerlerden bir kısmı

inşaata doğru yatık durumdaydı. Oraya çoluk çocuk girmekteydi ancak biz ikaz

ediyorduk.”

30. Tanık E.A.nın

verdiği ifade ise şöyledir:

“Olay günü bir bey yanında küçük bir çocukla

parkta geziyordu. İnşaat alanındaki bantı geçmemek

için sürekli parka gelenleri ikaz ederiz. Bu beyi de ikaz ettik. Daha sonra bir takım sesler duydum. Çukurun oraya gittiğimde bariyerin

üstünden bu beyin aşağıya çukura düştüğünü ve bariyerin yatık olduğunu gördüm.

Çukurdan yaralı olarak çıkartıldı ve ambulansla hastaneye götürüldü. Bana göre

aklı başında olan kimse bu bandın arkasına gitmenin tehlikeli olduğunu

düşünebilir, ayrıca birbirine takılı bariyerlerde vardı. Ayrıca parkın

girişinde inşaat sahasına girmenin tehlikeli ve yasak olduğuna ilişkin tabela

da vardı. Okuma yazma bilen çocuklar da bunu bilebilir.”

31. İlk Derece Mahkemesi olay yerinde keşif yapıp

bilirkişilerden rapor almıştır. Bilirkişi heyetince düzenlenen raporda

başvurucunun babasının ölümü ile sonuçlanan olayda tedbirsiz ve dikkatsiz

davranan ölenin %25 oranında sorumlu olduğu ve (temel olarak yere sabitlenmeyen

bariyerlerin kullanılmasına dayanılarak) yeterli güvenlik önlemlerini almayan

davalı Belediyenin %75 oranında kusurlu olduğu belirtilmiştir.

32. Asliye Hukuk Mahkemesi başvurucu ve diğer mirasçılar

tarafından açılan tazminat davasının kısmen kabul kısmen reddine karar

vermiştir.

33. Yargıtay söz konusu davada görevli mahkemenin idare

mahkemesi olduğunu belirterek kararı bozmuştur. Yerel mahkeme E.2013/192 sayılı

dosyada yeniden görülen davada, hizmet kusurundan doğan davalarda idari yargı

yerinde tam yargı davası açılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar

vermiştir.

34. Başvurucu ve diğer mirasçılar 16/5/2014 tarihinde İdare

Mahkemesine tam yargı davası açmışlardır. İstanbul 8. İdare Mahkemesinin

E.2014/1017 sayılı dosyasında görülen davada Mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesince

alınan bilirkişi raporunu yeterli kabul ederek 8/4/2015 tarihinde davanın

kısmen kabulüne karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesi başvurucuya 5.000 TL

maddi tazminat verilmesine hükmetmiştir.

35. Başvurucu ve diğer mirasçılar tarafından 14/7/2015 tarihinde

temyiz edilen davanın Danıştay incelemesi devam etmektedir.

B. İlgili Hukuk

36. 4483 sayılı Kanun’un “İzin

vermeye yetkili merciler” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının

(e) bendi ile son fıkrası şöyledir:

“Soruşturma izni yetkisi

…

h) Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe

belediye başkanları; büyükşehir , il ve ilçe belediye

meclisi üyeleri ile il genel meclisi üyeleri hakkında İçişleri Bakanı,

…”

37. 4483 sayılı Kanun’un “Ön

inceleme” başlıklı 5. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci

tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim

elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu

görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme

yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya

kuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci,

anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla

yaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi,

ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.”

38. Anılan Kanun’un “Ön

inceleme yapanların yetkisi ve rapor” başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Ön inceleme ile görevlendirilen kişi veya

kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin bütün

yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan memur veya

diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri dahilinde

bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir rapor

düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme birden

çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle ayrı

ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine soruşturma izni

verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda gerekçe gösterilmesi

zorunludur.”

39. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı

davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

40. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı 49. maddesi

şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

41. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin

Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu; babasının ölümünde kusuru bulunan görevliler

hakkında gerekli tahkikatın yapılmadığını, usul ve yasaya aykırı hareket

edilmesi suretiyle sorumluların cezalandırılmasının önüne geçildiğini, Danıştay

Birinci Dairesinin gerekçesiz bir şekilde Hukuk Mahkemesi yargılaması sırasında

alınan bilirkişi raporu yerine ceza soruşturması kapsamında alınan raporu esas

aldığını, yetkilerini aşarak tabii hâkim ilkesini ihlal ettiğini ve adeta

Belediye Başkanı O.D. hakkında beraat kararı verdiğini belirterek adil

yargılanma ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özetle olay hakkında etkili

bir ceza soruşturması yürütülmediğinden bahisle ileri sürdüğü iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

B. Değerlendirme

45. Başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, şikâyetlerin kabul

edilebilirliği açısından yapılacak değerlendirmede Anayasa Mahkemesi ve Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına göndermelerde bulunularak yaşam

hakkı kapsamında devletin “etkili bir

yargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülüğünün her olayda

cezai işlem başlatmayı gerektirmediği, yaşam hakkına yönelik ihlal iddialarının

kasıtlı bir eylem ile gerçekleştirilmediği durumlarda mağdurlara hukuki, idari

ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasının yeterli olabileceği,

temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin

gidermekle yükümlü olmasının kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu

kıldığı, somut olayda başvurucu ve diğer yasal mirasçılar tarafından İdare

Mahkemesinde Belediye aleyhine açılan tam yargı davasının henüz kesinleşmediği,

başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği konusunda karar verilirken bu

hususların da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.

46. Bakanlığın kabul edilebilirlik konusundaki anılan görüşüne

karşı başvurucu; başvurunun asıl konusunun Danıştay Birinci Dairesinin kararı

sonrasında yürütülemeyen ceza soruşturması olduğunu, yaşam hakkına ilişkin

iddialar açısından yetkili kişilerin cezai sorumluluklarının tespiti

zorunluluğu bulunmadığına dayanak olarak gösterilen AİHM kararlarının somut

olaya uygun olmadığını,bu

hususun her somut olay açısından ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini ifade

etmiştir.

1. Ceza Soruşturmasına

İlişkin İddialar

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

47. Yaşam hakkı kapsamında etkili bir ceza soruşturması

yürütülmesi yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarının 6216 sayılı Kanun'un 48.

maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görüldüğünden, başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

48. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı,

maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

49. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

50. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre devletin

sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında

Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda

ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri

korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

51. Yaşamı koruma pozitif yükümlülüğü; devlete, egemenlik

alanında bulunan bireylerin tehlikeli faaliyetlere karşı yaşamını korumak için

önleyici genel güvenlik tedbirleri alma görevini de yüklemektedir (Salih Ülgen ve diğerleri, B. No:

2013/6585, 18/9/2014, §§ 40, 41).Dolayısıyla somut olayın konusunu oluşturan,

inşaat alanlarında gerekli güvenlik önlemlerinin alınması da yaşamı koruma

yükümlülüğünün kapsamına girmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pereira Henriques ve

diğerleri/Lüksemburg, B. No: 60255/00, 26/9/2003)

52. Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usul yönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü

çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvence altına

almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerini sağlamaktır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

54).

53. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım

gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre genel

olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi gerekli

güvenlik tedbirlerinin alınmaması sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm

olaylarında “etkili bir yargısal sistem

kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olayda ceza davası

açılmasını gerektirmez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Alaatin Alp ve Necla Alp/Türkiye, B. No:3757/09,

9/7/2013, §§ 30, 31). Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

54. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi

inisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun, insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir ceza

soruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62, Bilal Turan ve diğerleri, B. No:

2013/1942, 4/12/2013, § 59; kamu alanlarındaki bireylerin güvenliklerinin

sağlanması açısından benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Banel/Litvanya, B. No: 14326/11, 18/6/2013, §§ 65-72).

55. Soruşturma kapsamında elde edilen bilgilere göre olayın

gelişiminin şu şekilde olduğu anlaşılmaktadır: 5 yaşındaki torunu ile inşaatın

bulunduğu parkta gezmekte olan B.Y. inşaat alanına yaklaşmıştır. Tanık

beyanlarında da birbiri ile örtüşür şekilde belirtildiği üzere B.Y., inşaata

yaklaşmama konusunda uyarılmıştır. Olay yeri inceleme raporu, görgü tanıkları

ve müşteki sıfatıyla başvurucunun beyanlarından anlaşıldığı üzere inşaat

alanının etrafını çevreleyen demir bariyerler ve bariyerlerin dışında da

güvenlik şeridi bulunmaktadır. Bariyerlerin üzerinde uyarı yazısı

bulunmaktadır. Tanık beyanlarında bariyerlerin üzerine çıktığı da belirtilen

B.Y., bir şekilde bariyerlerin arkasında bulunan kalıp ile toprak arasındaki

bölüme düşmüştür. Daha sonra orada bulunanlarca kalıp sökülerekB.Y.

düştüğü yerden çıkarılmış ve Hastaneye kaldırılmıştır.

56. Başvurucu, bariyerlerin birbiri ile bağlı olmadığını ileri

sürerken olay yeri inceleme raporunda bariyerlerin “kenetlenmiş” olduğu ifade edilmektedir(bkz.§

13). Bunun dışında olayın gelişiminin başka bir yönde olabileceğine ilişkin

başvurucunun herhangi birsomutiddiası

bulunmamaktadır.

57. Olayın gelişimine ilişkin yapılan bu tespitler karşısında

parkın ve inşaatın yönetim ve kontrolünden sorumlu olan kişilerin, su deposu

için kazılan inşaat çukurunun, (etrafında sokak, park yolu ve çay bahçesi

bulunması ve insanlar tarafından belli bir yoğunlukta kullanılması dikkate alınarak)

civarda dolaşan kişiler açısından tehlike oluşturabileceğini öngörerek o alana

girilmesini önlemek için belli bir seviyede tedbir aldıkları, inşaatın tehlike

arz ettiğini belirten uyarılar koydukları (bkz.§ 55) anlaşılmaktadır.

58. Tanık anlatımları, kolluk görevlilerince hazırlanan olay

yeri inceleme raporu ve bilirkişi raporu dikkate alındığında başvuru konusu

olayda yaşanan ölümün, kasıtlı bir eylem sonucu meydana gelmediği

anlaşılmaktadır. Bu durumda somut olayda öncelikli olarak inşaat alanında gerekli

güvenlik önlemlerinin alınması konusunda yetkili olan kişilerin, yaşanan ölümde

yukarıdaki paragraf (bkz. § 54) kapsamında değerlendirilebilecek bir rollerinin

bulunup bulunmadığının ve bu hususun belirlenmesini sağlayabilecek etkili bir

ceza soruşturmasının yürütülüp yürütülmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

59. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usul

boyutuna bakıldığındabu yükümlülüğün temel olarak

yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin

belirlenmesine imkân tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirdiği

görülmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini

temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkân sağlayacak bütün delillerin

toplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 56).

60. Somut olaydakine benzer şekilde önleyici tedbirlerin

alınmaması sonucu meydana gelen can kayıplarında devletin sorumluluğunu

gerektiren durumlarda, Anayasa’nın 17. maddesi gereğince oluşturulması gereken

“etkili bir yargısal sistem”in kapsamında, etkinliğe

dair belirlenmiş asgari standartları karşılayan ve soruşturmanın bulguları

çerçevesinde adli cezaların uygulanmasını sağlayan bağımsız ve tarafsız bir

resmî soruşturma usulünün bulunması gerekir. Bu gibi davalarda yetkili makamlar

büyük bir gayretle ve ivedilikle çalışmalı ve ilk olarak olayın meydana geliş

koşulları ile denetim sisteminin işleyişindeki aksaklıkları, ikinci olarak da

söz konusu olaylar zincirinde herhangi bir şekilde rol oynayan devlet

görevlileri ya da makamlarını tespit etmek için resen soruşturma açmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 61;

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Budayeva ve diğerleri/Rusya, 15339/02, 20/3/2008,§

142).

61. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan

hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliği

sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.

Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin yakınlarının, meşru menfaatlerini

korumak için gerekli olduğu ölçüde bu sürece katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

62. Başvuru konusu olayda yürütülen ceza soruşturmasındaki

işlemler incelendiğinde ölüm olayının gerçekleştiği gün resen soruşturmanın

başlatıldığı, olay yeri incelemesi yapılarak rapor hazırlandığı, bu kapsamda

olay yerinin fotoğraflarının çekilip krokisinin çizildiği; olayın gerçekleştiği

gün görgü tanıklarının, Belediyenin ilgili birim amirinin, müşteki sıfatıyla

başvurucunun ifadelerinin alındığı, ölü muayenesi ve klasik otopsi işleminin

uygulandığı, Belediyeden olaya ilişkin bilgi ve belge talebinde bulunulduğu,

Adli Tıp Kurumundan ölüm sebebinin ve kusur durumunun tespitine ilişkin rapor

alındığı, 10/12/2010 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeterli delil

bulunmadığı gerekçesiyle KYO kararı verildiği; bu kararın, başvurucunun itirazı

sonrasında Ağır Ceza Mahkemesince olaya ilişkin bilirkişi incelemesi

yapılmaması nedeniyle eksik soruşturmaya dayalı karar verildiği gerekçesiyle

kaldırıldığı, kaldırma kararı doğrultusunda olay hakkında bilirkişi raporu

alındığı, alınan rapora dayalı olarak yeniden KYO kararı verildiği, önceki

kararın müştekiye tebliğ edilmediği gerekçesiyle kararın Ağır Ceza Mahkemesince

yeniden kaldırıldığı, sonrasında ilgili Belediye Başkanı hakkında İçişleri

Bakanlığından soruşturma izni talep edildiği, bu talebin soruşturma kapsamında

alınan bilirkişi raporuna istinaden reddedildiği, bu karara başvurucunun

yaptığı itirazın Danıştay 1. Dairesince temel olarak ceza soruşturmasında

alınan bilirkişi raporunun içeriği ve görgü tanıklarının beyanı esas alınarak

reddedildiği anlaşılmaktadır.

63. Soruşturma süreci, yukarıda yer verilen etkili soruşturma

yükümlülüğünün temel ilkeleri (bkz. §§ 59-61) açısından değerlendirildiğinde

soruşturmanın, resen başlatılarak ve bir bütün olarak ölüm olayının

aydınlatılması açısından önemli olduğu değerlendirilebilecek tüm delillerin

toplanmasına imkân sağladığı öncelikli olarak söylenebilecektir. Olayın nasıl

bir ortamda gerçekleştiği, B.Y.nin ölüm nedeninin ne

olduğu, ölümden sorumlu tutulabilecek kişilerin kimler olduğu tereddütsüz bir

şekilde ortaya konulmuş ve nihai olarak yetkili makamların somut bulgular

üzerinden yaptıkları değerlendirmeler sonucunda bu kişilerin cezai

sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

64. Diğer yandan soruşturma makamlarınca resen elde edilen

delillerin ve soruşturmaya müdahil olan mağdurların ileri sürdüğü delillerin,

soruşturma konusunda sahip oldukları takdir yetkileri kapsamında, soruşturma

Savcılığı ve soruşturma izni verme konusunda yetkilendirilmiş idari merciler

tarafından değerlendirildiği, anılan makamlar tarafından verilen kararlar

üzerine mağdurların ileri sürdüğü itirazların, itiraz mercilerince yine sahip

oldukları takdir yetkisi kapsamında karşılandığı da kaydedilmelidir. Soruşturma

sürecinde verilen iki KYO kararının, başvurucunun ileri sürdüğü itirazlar

üzerine (eksik araştırma yapıldığı, alınan kararın müştekilere bildirilmediği

ve deliller üzerinde değerlendirmeleri alınmadığından bahisle) eksik soruşturma

yapıldığı gerekçesiyle kaldırılması ve kaldırma kararları üzerine gereğinin

yapılması (bkz. §§ 18, 20) bu hususun somut örneğini oluşturmaktadır.Dolayısıyla

mağdurların soruşturma sürecine kendi menfaatlerini koruma yönünden müdahil

olamadıkları da söylenemez.

65. Başvurucunun bu çerçevede soruşturma sürecine ilişkin somut

olarak sadece Danıştay Dairesinin, soruşturma izni verilmemesi kararına yapılan

itiraz üzerine verdiği kararda, gerekçesiz bir şekilde ceza soruşturması

kapsamında elde edilen bilirkişi raporunu esas aldığı, bu suretle de ceza

mahkemesinin yerine geçerek cezai sorumluluk hakkında karar verecek makamın

yerine geçtiği iddiasını ileri sürdüğü görülmektedir.

66. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararlarının tamamen

gerekçeli olması zorunlu değildir. İtiraz merciinin soruşturmayı yürüten adli

veya idari makamın kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi

kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli

olan husus, itiraz merciinin bir şekilde itirazda dile getirilmiş ana unsurları

incelediğini, adli veya idari merciin soruşturma iznine ilişkin kararını

inceleyerek itirazda yer alan talebi reddettiğini veya kabul ettiğini

göstermesidir (Bilal Turan ve diğerleri (2),

§ 81; Ahmet Sağlam, B. No:

2013/3351, 18/9/2013, § 50).

67. Bahse konu Danıştay Daire kararına (bkz. § 23) bakıldığında

Dairenin cezai sorumluluğun belirlenmesi açısından idarenin verdiği kararın

incelenmesinde sahip olduğu takdir yetkisi kapsamında, hukuk yargılaması

sürecinde alınan bilirkişi raporu yerine görgü tanıklarının olayın gerçekleşme

şekline yönelik ifadelerini de dikkate alarak ceza soruşturmasında alınan

bilirkişi raporunu esas aldığı ve bir sonuca ulaştığı anlaşılmaktadır. Bu

nedenle anılan Dairenin kararının başvurucunun iddiası açısından gerekçesiz olduğundan

söz edilemez.

68. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesi,

ancak başvuru konusu yapılmış bir olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılmasına yönelik

olarak ileri sürdüğü hususlar açısından, soruşturma makamları ve derece

mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekilde

değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No:

2013/2782, 11/3/2015, § 68).

69. Bu çerçevede somut olaya bakıldığında ceza soruşturmasının

olayın gerçekleşme koşullarını ortaya koyma ve olası sorumlu kişileri belirleme

açısından esaslı bir eksiklik olmadan yürütüldüğü, soruşturma sonucunda alınan

kararın somut kanıtlarla çelişecek ve açıkça hukuka aykırılık oluşturacak

şekilde gerekçesiz ve keyfî verildiğinden söz edilemeyeceği dolayısıyla

soruşturmanın yetersiz ve çelişkili olduğunun kabul edilmesinin mümkün olmadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

70. Yukarıda yer verildiği şekilde (bkz.§ 55) tedbirler

alınmasına rağmen ölümün gerçekleşmiş olması, somut olayın koşullarında yetkili

kişilerin muhakeme hatasını veya dikkatsizliğini aşan bir ihmali olduğunu

ortaya koymamaktadır. Bu durumda da insanların hayatının tehlikeye girmesine

neden olduğu ileri sürülen kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmamasının

ya da bu kişilerin yargılanmamasının 17. maddenin ihlaline neden olduğundan söz

edilemeyecektir (bkz. § 54).

71. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararlarında sıklıkla

belirtildiği üzere yaşam hakkı kapsamında yürütülmesi gereken ceza

soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir

şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve

sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır.

Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür.

Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncü tarafları belirli bir

suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği, devlete de tüm

yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma

yükümlülüğü verdiği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

72. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkı kapsamında güvence altına

alınan etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

2. Yaşamı Koruma

Yükümlülüğüne İlişkin İddialar

73. Başvuruda ileri sürülen gerekli tedbirlerin alınmaması

suretiyle yaşamı koruma yükümlülüğünün (bkz. § 51) ihlal edildiği iddiaları

açısından yaşam hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin giderilmesi

öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (Bilal Turan ve diğerleri (2), § 75).

74. Ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve ihmallere

karşı kusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak Anayasa’nın 125.

maddesinin son fıkrası uyarınca idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı Kanun ve 6098

sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen (bkz. §§ 39, 40) hükümleri ile -husumetin

yöneltileceği kişiye bağlı olarak- hukuk ve idare mahkemeleri önünde uğranılan

zararları tazmin yolları düzenlenmiştir (Bilal

Turan ve diğerleri (2),

§ 74).

75. Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece

mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması

suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve

yeterli biçimde giderilmesi hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri

sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel başvuru

mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme

yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin

şikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul

bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru

yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).

76. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal edildiği

ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi ile bu

kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların devam edip etmediğine

bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafi imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı

kararı, söz konusu anayasal temel hak ve özgürlüğün ihlalinin niteliği gözönünde bulundurularak dava koşullarının tamamının

değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun

mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda,

idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da

bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,§

84).

77. Nitekim Anayasa Mahkemesi, daha önce bu konuda verdiği

kararlarında (Sadık Koçak ve diğerleri;

Rıfat Bakır ve diğerleri; Metin Dilmaç ve diğerleri, B. No:

2013/1439, 14/10/2015; İlker Başer ve

diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015) etkili bir ceza

soruşturmasını müteakip idare mahkemelerinin ve AYİM’in,

ihmal sonucu meydana gelen ölümlere ilişkin idarenin sorumlu olduğunu tespit

etmeleri ve kendi takdir ettikleri ölçüler çerçevesinde tazminata

hükmetmelerinin, başvurucuların yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını ortadan

kaldırdığı sonucuna ulaşmıştır.

78. Somut olayda başvurucunun, İdare Mahkemesi nezdinde açmış

olduğu, yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamındaki iddiaları açısından etkili

olduğu kabul edilebilecek tam yargı davasının temyiz incelemesi aşamasında

olduğu ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Başvurucunun mağdur sıfatı

açısından belirleyici nitelikteki yargılamanın sonucunun beklenmesi

gerekmektedir.

79. Açıklanan nedenlerle başvurucunun yaşamı koruma

yükümlülüğünün ihlal edildiği iddialarının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin

iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Yüksel YİĞİT Vekili : Av. Halis YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3050, 10 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin
  12. C. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3050
Tarih
10 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Sadık Koçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5880)
  • Hesna Temizcan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6993)
  • Lıora Razon Başvurusu (B. No: 2013/7172)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/2909)
  • Hafize Şükran İçten ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5018)
  • Alaeddin Çokan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5604)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.