İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Nuri Öner Başvurusu (B. No: 2013/578)

1. Başvuru, şirketin yönetim kurulu üyesi ve başkanı iken

Başvuru No2013/578Tarih23 Mart 2016Okuma32 dk · 6.399 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Osman Nuri Öner Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/578
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.399 kelime·32 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, şirketin yönetim kurulu üyesi ve başkanı iken

ayrılarak şirket ile ilgisini kestiği hâlde şirketin vergi borçlarının ve

cezalarının haciz yoluyla başvurucudan tahsil edilmesi üzerine vergi

mahkemelerinde açılan davalarda yapılan yargılamalar neticesinde verilen

kararların yerine getirilmemesi, haczen tahsil edilen

paraların başka bir teminat karşılığında iade edilmesi talebinin reddi işlemine

karşı açılan davada verilen kararın adil olmaması, bu kararın temyizi üzerine

verilen Danıştay onama ilamının gerekçesiz olması, keyfî işlem yaptığı ve yargı

kararlarını uygulamadığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulan kamu

görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesi nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 8/11/2012 (2012/578) ve 9/1/2013 (2013/578)

tarihlerinde Bakırköy 9. ve 11. Ağır Ceza Mahkemeleri vasıtasıyla yapılmıştır.

Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. 21/2/2013 tarihinde, aynı başvurucuya ait 2012/578 numaralı

bireysel başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibatı nedeniyle 2013/578

numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2012/578 numaralı

bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına ve incelemenin 2013/578 numaralı bireysel

başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/2/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 24/7/2013 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/9/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

22/10/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 24/10/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formları ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Projesi'nden

(UYAP)temin edilen bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

1. Başvuru Formunda Yer

Alan Olaylar

a. Vergi Borçları ile

İlgili Yapılan İşlemler

8. Başvurucu, Ö. Holding A.Ş. tüzel kişiliğini temsilen

22/7/1997 tarihinden itibaren Ö. Sigorta Aracılık Hizmetleri A.Ş.nin yönetim kurulunda görev yapmış ancak temsil ettiği

şirketteki hisselerini satarak 24/2/2000 tarihinde yönetim kurulu başkanlığı

görevinden istifa etmiştir.

9. Başvurucunun yönetim kurulu üyeliğinden istifa ederek bu

şirket ile bir ilgisinin kalmadığının tespiti amacıyla açtığı dava İstanbul 8.

Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/3/2008 tarihli ve E.2007/379, K.2008/133 sayılı

kararı ile kabul edilmiş, başvurucunun şirketin yönetim kurulu üyeliğinin

24/2/2000 tarihinde istifa ile sona erdiğinin tespitine ve keyfîyetin

ticaret sicilinde ilan ve tesciline karar verilmiştir. Bu karar, Türkiye

Ticaret Sicili Gazetesi'nin 9/7/2008 tarihli sayısında ilan edilmiştir.

10. Öte yandan Zincirlikuyu Vergi Dairesi Müdürlüğünce (Vergi

Dairesi), Ö. Sigorta Aracılık Hizmetleri A.Ş. hakkında 4/1/1961 tarihli ve 213

sayılı Vergi Usulü Kanunu'nun 30. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 1999, 2000

ve 2001 hesap dönemlerine ilişkin dönem matrahlarının resen takdir yoluyla

cezalı tarhiyatlar yapılmıştır.

11. Başvurucu hakkında bu şirketin vergi borçları ve cezaları

nedeniyle Vergi Dairesince 17/4/2006 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı

uygulanmış, başvurucunun bu işlemin iptali istemiyle açtığı davada verilen

İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 2006/1913 esas sayılı dosyasında 16/5/2007

tarihinde verilen kararı ile başvurucunun fiilen yönetim kurulu üyeliğinden

ayrıldığı ve 24/2/2000 tarihinden sonra şirketin vergi ödevlerinin yerine

getirilmesi konusunda yetkisinin kalmadığı, bu nedenle 24/2/2000 tarihine kadar

tahakkuk eden vergi borcundan yönetim kurulu üyesi sıfatıyla yetki ve

sorumluluğu bulunmadığından hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmasına

ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı ve uygulanması hâlinde giderilmesi

olanaksız zararlar doğacağı gerekçeleriyle dava konusu işlemin yürütmesinin

durdurulmasına karar verilmiştir.

b. Uygulanan Haciz

İşlemleri

12. Vergi Dairesi, vergi borçlarının ve cezalarının bu şirketten

tahsil olanağının bulunmadığı ve başvurucunun da şirketin ortağı ve yönetim

kurulu başkanı olduğu gerekçeleriyle;

a) 11/5/2007 tarihli haciz bildirileriyle başvurucunun araçları

ve taşınmaz malları üzerine haciz işlemi uygulamıştır.

b) 20/10/2007 tarihinde, başvurucunun H. Bankası Florya

Şubesinde bulunan banka hesabına haciz işlemi uygulamış; 1/2/2008 tarihinde de

başvurucunun hesabında bulunan 40.959,75 TL haczen

tahsil edilmiştir.

c) Yine 20/10/2007 tarihinde, başvurucunun H. Bankası Karaköy

Şubesinde bulunan banka hesabına 20/10/2007 tarihinde haciz işlemi uygulamış;

2/2/2008 tarihinde de başvurucunun hesabında bulunan 39.566,50 TL haczen tahsil edilmiştir.

13. Vergi Dairesince 20/11/2007 tarihinde düzenlenen ödeme

emirleri ise başvurucuya 29/11/2007 tarihinde tebliğ edilmiştir. Vergi

Dairesinin 1/3/2008 tarihli yazısıyla ödevli şirketin vergi borçlarının cebri

icra yoluyla (başvurucunun H. Florya Bankası Şubesindeki banka hesabından)

1/2/2008 tarihinde tahsil edildiği belirtilerek bu nedenle şirketin ortakları

hakkında yapılan tüm hacizlerin 2/2/2008 tarihi itibarıyla kaldırıldığı

bildirilmiştir.

c. Haciz İşlemlerine

Karşı Açılan Davalar

14. a) Başvurucu şirketin vergi borçları nedeniyle araçlarının

ve taşınmaz mallarının haczedilmesi işlemine karşı 19/10/2007 tarihinde

İstanbul 7. Vergi Mahkemesinde iptal davası açmıştır.

b) Mahkemenin 4/3/2008 tarihli ve E.2007/3162, K.2008/757 sayılı

kararı ile borçlu şirketin hacze konu vergi borçlarının 1/2/2008 tarihinde

tahsil edilmesi üzerine Vergi Dairesince hacizlerin kaldırıldığının

bildirilmesi nedeniyle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle davanın esası

hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

c) Başvurucu; kararı temyiz etmiş, Danıştay Dördüncü Dairesinin

21/7/2008 tarihli ve E.2008/4022 sayılı ilamıyla temyiz edilen mahkeme

kararının ve dava konusu haciz işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar

verilmiş, aynı Dairenin 4/2/2008 tarihli ve E.2008/4022, K.2009/629 sayılı

ilamıyla da dava tarihindeki hukuki duruma göre karar verilmesi gerektiği

belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

d) Mahkeme 26/6/2009 tarihli ve E.2009/1314, K.2009/1950 sayılı

kararı ile "... 11/5/2007 tarihli haciz

bildirileri ile davacının araçları ve gayrimenkulleri üzerine haciz konulduğu,

22/5/2009 tarihli ara kararı ile istenilen ve 20/6/2009 tarihli ve 4935 sayılı

yazı ekinde sunulan dava konusu haciz işlemlerinin dayanağı olan ödeme

emirlerinin ise 20/11/2007 tarihinde düzenlendiği ve bizzat davacıya 22/11/2007

ve 29/11/2007 tarihlerinde tebliğ edildiği, davacı adına haciz varakalarının

ise 8/1/2008 tarihinde düzenlendiği görülmekte olup bu durumda ... yasal

düzenlemelere aykırı olarak ödeme emri ve haciz varakası düzenlenmeden tesis

edilen dava konusu haciz işlemlerinde hukuka uyarlık bulunmamıştır..."

gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu haciz işlemlerinin iptaline karar

vermiş, karar 21/6/2010 tarihinde kesinleşmiştir.

15. a)Başvurucu, H. Bankası Karaköy

Şubesinde bulunan banka hesabına haciz konulması işlemine karşı 4/1/2008

tarihinde İstanbul 3. Vergi Mahkemesinde iptal davası açmış, Mahkemenin

5/3/2008 tarihli ve E.2008/35, K.2008/763 sayılı kararı ile dava konusu işlemin

dayanağı amme alacağının ödendiği belirtilerek davanın konusuz kaldığı

gerekçesiyle bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

b) Karar temyiz edilmiş, Danıştay Dördüncü Dairesinin 29/5/2008

tarihli ve E.2008/2290 sayılı ilamıyla temyiz edilen mahkeme kararının ve dava

konusu haciz işleminin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiş; aynı

Dairenin 26/5/2009 tarihli ve E.2009/2290, K.2009/2751 sayılı ilamıyla da

işlemin tesis edildiği tarih itibariyle oluşan hukuki durum esas alınarak

yargısal denetim yapılması gerektiği belirtilerek hükmün bozulmasına karar

verilmiştir.

c) Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde

Mahkeme21/4/2010 tarihli ve E.2009/2648, K.2010/1094 sayılı kararı ile ödeme

emri ve haciz varakası düzenlenmeden haciz bildirisiyle tesis edilen haciz

işleminin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu idari işlemin iptaline

karar vermiş, bu karar 10/8/2010 tarihinde kesinleşmiştir.

16. a)Başvurucu, H. Bankası Florya

Şubesinde bulunan banka hesabına haciz konulması işlemine karşı 7/4/2008

tarihinde İstanbul 2. Vergi Mahkemesinde iptal davası açmıştır.

b) Mahkemenin 30/10/2009 tarihli ve E.2008/1993, K.2009/4474

sayılı kararı ile ödeme emri ve haciz varakası düzenlenmeden haciz bildirisiyle

tesis edilen haciz işlemi sonrası başvurucuya ait hesaptan cebren tahsilat

yapılmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu haczen tahsil edilen 40.959,75 TL'nin başvurucuya iade

edilmesine karar verilmiştir. Bu karar davalının temyizden feragat etmesi

üzerine 28/4/2010 tarihinde kesinleşmiştir.

d. Banka Hesabından Tahsil Edilen Paranın

İadesi Talebi

17. Başvurucu İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 30/10/2009 tarihli

kararı uyarınca cebren tahsil edilen paranın tarafına iade edilmesi için

27/7/2010 tarihinde Vergi Dairesine başvuruda bulunmuştur. Vergi Dairesinin

29/7/2010 tarihli cevap yazısında, anılan karar gereğince başvurucudan tahsil

edilen 40.959,75 TL'nin reddiyatının yapılarak emanet

hesabına aktarıldığı, ancak 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının

Tahsili Usulü Hakkında Kanun'un 23. maddesine göre muaccel hâle gelmiş

borçlarına mahsup edilmek üzere girişlerinin yapıldığı başvurucuya bildirilmiş,

1/3/2010 tarihinde başvurucu hakkında Vergi Dairesince yeniden haciz işlemi

uygulandığı anlaşılmıştır.

e. Banka Hesabından Tahsil Edilen Paranın

Teminat ile Değiştirilmesi Talebi

18. a)Başvurucunun banka hesabına

uygulanan haciz neticesinde tahsil edilen tutarın 6183 sayılı Kanun'un 10.

maddesinin beşinci fıkrasına göre başka bir teminat karşılığında iade edilmesi

için yaptığı 8/1/2009 tarihli başvuru, Vergi Dairesinin 12/1/2009 tarihli

yazısı ile anılan maddedeki koşulların oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

b) Başvurucu bu idari işleme karşı 26/2/2009 tarihinde İstanbul

5. Vergi Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkeme 17/9/2009 tarihli ve

E.2009/571, K.2009/2511 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Olayda, davacının yönetim kurulu başkanı

olduğu şirketin muhhtelif vergi borçlarının tahsili

amacıyla davacıya ait banka hesabına haciz uygulanmış ve şirketin vergi

borçlarını karşılayacak miktarda haciz işlemi gerçekleştirilmiştir.

Dolayısıyla, haczedilen tutarın cebri takibattan önce davacı tarafından şirket

borçları için teminat olarak gösterilmiş bulunmaması, idarece cebri takiple

muaccel şirket borçlarının tahsili amacıyla davacı adına banka hesabı üzerinde

haciz işleminin uygulanması, haciz işlemi sonucunda söz konusu şirket

borçlarını karşılamaya yetecek miktarın cebren tahsil edilmesi halleri mevcut

bulunduğundan, haciz yoluyla cebren tahsil edilip bu haliyle teminat hükmünde

değerlendirilmeyecek tutarın başka bir teminatla değiştirilmesi yönündeki

istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

"

c) Temyiz edilen karar, Danıştay Dördüncü Dairesinin 13/11/2012

tarihli ve E.2010/1452, K.2012/6480 sayılı ilamıyla onanmıştır.

d) Bu karar başvurucuya 3/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

f. İlamlı İcra Takibi

19. a) Başvurucu haciz işlemlerinin iptaline ilişkin vergi

mahkemesi kararlarına dayalı olarak Zincirlikuyu Vergi Dairesi Müdürlüğü

aleyhine, başvuru formu ve eklerinden belirlenemeyen bir tarihte 40.959,75 TL

asıl alacak ve yargılama giderleri ile birlikte toplam 41.262,65 TL alacak

üzerinden Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünün 2010/10267 esas sayılı icra dosyasında

ilamlı icra takibi başlatmıştır.

b)İcra Müdürlüğünce Vergi Dairesine

27/7/2011 tarihli borç muhtırası gönderilerek borcun yazının tebliği tarihinden

itaberen 7 gün içerisinde ödenmesi hususu

bildirilmiş, Vergi Dairesinin 4/8/2011 tarihli cevap yazısıyla yargı kararları

ile eksiklik tespit edilen hususlar giderilerek mükellefler hakkında yeniden

işlem tesis edilebileceği, başvurucunun alacağına dayanak teşkil eden bilgi ve

belgelerin ibraz edilmesi hâlinde bilgi verilebileceği belirtilmiştir.

c) İcra Müdürlüğü bu defa 17/10/2011 tarihli borç muhtırasını

Vergi Dairesine göndermiş ve muhtırada borç miktarı da 66.755,05 TL olarak

belirtilmiştir.

d) Muhakemat Müdürlüğü 30/3/2012

tarihinde, Bakırköy 4. İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde icra işlemini şikâyet

etmiştir.

e) Mahkeme 21/6/2012 tarihli ve E.2012/268, K.2012/625 sayılı

kararı ile Muhakemat Müdürlüğü yerine Vergi Dairesi

Müdürlüğü aleyhine icra takibi yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğu

gerekçesiyle şikâyetin kabulüne ve icra takibinin iptaline karar vermiştir.

f) Temyiz edilen karar, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15/4/2013

tarihli ve E.2013/1947, K.2013/5658 sayılı ilamıyla onanmış, başvurucunun karar

düzeltme istemi de aynı Dairenin 14/11/2013 tarihli ve E.2013/12660,

K.2013/16674 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

g. Ceza Soruşturması

20. a) Başvurucu yargı kararlarını yerine getirmediği ve keyfî

davrandığı gerekçesiyle Zincirlikuyu Vergi Dairesi Müdürü hakkında Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur.

b) İstanbul Valiliğinin 19/6/2012 tarihli kararı ile soruşturma

izni verilmemesine karar verilmiştir.

c) Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz, İstanbul Bölge

İdare Mahkemesinin 14/9/2012 tarihli ve E.2012/469, K.2012/512 sayılı kararı

ile reddedilmiştir.

d) Karar, başvurucuya 10/10/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu birleşen 2012/578 numaralı bireysel başvuru

dosyası yönünden 8/11/2012 tarihinde, 2013/578 numaralı bireysel başvuru

dosyası yönünden ise 9/1/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

2. Başvuru Formunda Yer Almayan Diğer İlgili

Olaylar

a. Banka Hesabından

Tahsil Edilen Paranın İade Edilmesi Talebinin Reddi İşlemine Karşı Açılan İdari

Dava Süreci

22. a) Başvurucu H. Bankası Karaköy Şubesinde bulunan hesabından

haczen tahsil edilerek Vergi Dairesi hesabına

aktarılan paranın iadesi için 25/6/2008 tarihinde Vergi Dairesine başvurmuştur.

b) Vergi Dairesinin 27/6/2008 tarihli yazısı ile 2577 sayılı

Kanun'un 28 maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre haciz ve ihtiyati haciz

uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkkında

bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edileceği kuralı

nedeniyle davanın kesinleşmesi sonucuna göre işlem tesis edileceği başvurucuya

bildirilmiştir.

c) Başvurucu aynı istemle bu defa 10/9/2008 tarihinde yeniden

Vergi Dairesine başvurmuştur.

d) Vergi Dairesinin 22/9/2008 tarihli yazısı ile İstanbul Vergi

Dairesi Başkanlığından görüş istenildiği belirtilerek bu görüş doğrultusunda

bilgi verileceği bildirilmiştir.

e) İstanbul Vergi Dairesinin 22/12/2008 tarihli yazısında Vergi

Dairesinin, başvurucunun ödevli şirket ile 24/2/2000 tarihinden itibaren bir

ilgisinin kalmadığının tespitine dair ticaret mahkemesi kararının tarafı

olmadığı, başvurucunun temsil yetkisinin sona erdiğini tespit ettirdiği

tarihten sonra yönetim kurulu başkanı sıfatıyla noter aracılığıyla diğer şirket

ortaklarına bildirimde bulunduğu ve başvurucunun temsil yetkisini devrettiğine

dair tescil ve ilan edilmiş bir husus bulunmadığı gerekçeleriyle anılan

şirketten tahsil olanağı bulunmayan vergi borçlarından yasal temsilci sıfatıyla

başvurucunun sorumlu tutulması gerektiği bildirilmiştir.

f) Başvurucu Vergi Dairesince banka hesabından tahsil edilen

paranın iadesi talebine cevap verilmediği, bu nedenle talebinin idarece zımnen

reddedildiğini belirterek 7/11/2008 tarihinde İstanbul 9. Vergi Mahkemesinde

iptal davası açmıştır.

g) Mahkeme 11/11/2008 tarihli ve E.2008/3776, K.2008/3049 sayılı

kararı ile davanın reddine karar vermiştir.

h)Başvurucunun temyiz ettiği karar, Danıştay

Dördüncü Dairesinin 28/5/2009 tarihli ve E.2009/441, K.2009/3074 sayılı

ilamıyla "davacının hakkında yürütülen

haciz işlemlerine karşı açmış olduğu davalar sonucunda verilen yargı

kararlarının uygulanması için davalı idareye yaptığı başvurunun 60 gün içerisinde

yanıt verilmemek suretiyle zımnen reddine ilişkin işlem, davacının menfaatinietkileyen icrai

nitelikte bir işlem olduğu" belirtilerek bozulmuştur.

ı) Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme

28/7/2010 tarihli ve E.2009/2606, K.2010/2077 sayılı kararı ile iade talebine

konu haciz işlemine karşı açılan davanın kesinleşmemiş olması nedeniyle

idarenin kararı kesinleştikten sonra uygulayabileceği gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

i) Karar temyiz edilmiş; Danıştay Dördüncü Dairesinin 13/11/2012

tarihli ve E.2010/7871, K.2012/6476 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır. Kararın

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İncelenen dosyada Ö. Sigorta Aracılık

Hizmetleri Anonim Şirketi'nin muhtelif vergi borçlarının tahsili amacıyla anılan

şirketin ortağı ve kanuni temsilcisi olan davacıya ait taşınmaz ve araçlar

üzerinde uygulanan haciz işleminin iptali istemiyle açılan davada verilen,

davacının banka hesabı üzerinde uygulanan haciz sonucunda vergi borcunu

karşılayacak tutarın vergi dairesi müdürlüğünün hesabına aktarıldığı, bu nedenledavacı hakkında yapılan tüm hacizlerin kaldırıldığı

gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair Vergi Mahkemesi kararının,

idari işlemlerin tesis tarihindeki duruma göre hukuki denetiminin yapılması gerektiği

gerekçesiyle bozulması sonucunda, bozma kararına uyularak haciz işleminin

İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin26.6.2009 günlü, E:2009/1314, K:2009/1950 sayılı

kararıyla davacı adına ödeme emri ve haciz varakası düzenlenmeden tesis

edildiğinden hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edildiği anlaşılmıştır.

Bu durumda davacının işbu dosyadaki istemi

doğrultusunda, Danıştay Dördüncü Dairesinin 23.12.2009 günlü, E:2009/7395,

K:2009/6967 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen, İstanbul 7.Vergi Mahkemesininyukarıda gün ve sayısı belirtilen kararının

uygulanması suretiyle haczen tahsil edilen parası

iade edileceğinden Vergi Mahkemesi kararı sonucu itibariyle hukuka uygun

bulunmuştur."

b. Manevi Tazminat

İstemli Tam Yargı Davası

23. a) Başvurucu, kendisine atfedildiği gibi borçlu şirketin

ortağı ve kanuni temsilcisi olmadığı hâlde adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme

emirleri ile parası ve malları üzerine konulan hacizlerin kötü niyetli olarak

uygulandığı, hacizlerin tamamının mahkeme kararları ile kaldırılmasına rağmen

yargı kararlarının uygulanmadığı ve benzer işlemlerin yapılmaya devam edildiği

iddialarıyla manevi tazminat ödenmesi ve ayrıca haczen

tahsil edilen paranın iade edilmesi istemiyle 28/5/2010 tarihinde İstanbul 8.

Vergi Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.

b) Mahkeme 5/7/2010 tarihli ve E.2010/1989, K.2010/2209 sayılı

kararı ile haczen tahsil edilen paranın iadesi ile

manevi tazminat istemlerinin ayrı davalara konu edilebileceği gerekçesiyle

davanın reddine karar vermiştir.

24. Başvurucu 16/7/2010 tarihinde İstanbul 8. Vergi Mahkemesinde

manevi tazminat istemli tam yargı davası açmıştır.

b) Mahkeme 23/7/2010 tarihli ve E.2010/2778, K.2010/2383 sayılı

kararı ile idare mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev

yönünden reddine karar vermiştir.

c) İstanbul 7. İdare Mahkemesi de 4/10/2010 tarihli ve

E.2010/1773, K.2010/1635 sayılı kararı ile vergi mahkemesinin görevli olduğu

gerekçesiyle olumsuz görev uyuşmazlığı çıkarmıştır.

d) İstanbul Bölge İdare Mahkemesince vergi mahkemesinin görevli

yargı yeri olarak tayin edilmesi üzerine İstanbul 8. Vergi Mahkemesinde görülen

yargılamada Mahkeme, 11/4/2012 tarihli ve E.2011/184, K.2012/1444 sayılı kararı

ile davanın reddine karar vermiştir.

e) Karar temyiz edilmiş, Danıştay Dördüncü Dairesinin 17/3/2015

tarihli ve E.2012/6005, K.2015/858 sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"... davacı tarafından kesinleşen mahkeme

kararına istinaden cebren tahsil edilen tutarın vergi dairesinden geri alınması

için ilamlı icra takibi yapıldığı, ancak icra emrine rağmen davalı İdarenin haczen aldığı parayı iade etmediği, davacı tarafından,

kesinleşen yargı kararlarının yerine getirilmediği ve bunun ağır hizmet kusuru

olduğu, ... Davalı İdarece yargı kararlarının yerine getirildiği ve bu

doğrultuda işlemler tesis edildiğinin ileri sürüldüğü, hacizlere karşı açılan

davalarda verilen iptal kararları doğrultusunda haciz varakalarının

düzenlendiği ve tebliğ edildiği belirtilmesine rağmen bu hususları tevsik

edecek belgelerin dosyada bulunmadığı, haczen tahsil

edilen tutarın iadesi yönünde verilen mahkeme kararına rağmen iade

yapılmamasının nedeni olarak 6183 sayılı Kanun'un 79. maddesine göre düzenlenen

1/3/2010 tarihli ve 5708 sayılı haciz işleminin gösterildiği, ancak bu haciz

işleminin davacıya tebliğ edildiğini gösterir herhangi bir bilgi ve belgenin

bulunmadığı ...

...

Olayda, Ö. Sigorta Aracılık Hizmetleri Anonim

Şirketi'nin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğu ileri sürülen davacı adına

söz konusu şirketin vergi borçlarından dolayı yurt dışına çıkış yasağı

koyulması, eşinin ve kendinin mülklerine ve araçlarına hacizler konulması,

eşinin ve kendisinin müşterek banka hesaplarına haciz konulması ve müşterek

hesaptan cebren tahsilat yapılması gibi tesis edilen işlemler yargı

kararlarıyla iptal edilmiştir. Yargı kararlarıyla iptal edilen işlemler

sonrasında İdarece yargı kararlarının gereği olarak işlemler tesis edildiği,

dolayısıyla yargı kararlarının uygulandığı ileri sürülmüş ise de,davacının banka hesabına konulan haciz nedeniyle vergi

dairesinin hesabına aktarılan tutarın iadesi istemiyle İstanbul 2.Vergi

Mahkemesi nezdinde E:2008/1193 esasında açılan davada, davanın kabulüyle haczen tahsil edilen tutarın davacıya iadesine karar

verildiği, söz konusu kararın yerine getirilmesi için ilamlı icra takibi

yapıldığı, ancak icra emrine rağmen davalı İdarenin haczen

aldığı parayı iade etmediği, dolayısıyla yargı kararının uygulamadığı somut

örneği olarak görülmektedir.

Bu durumda, davacı adına tesis edilen

işlemlerin yargı kararlarıyla hukuka aykırı oldukları ortaya konulduktan sonra

tesis edilen işlemler ve yapılan eylemlerin de yargı kararlarını etkisiz

kılmaya yönelik olması, davalı İdarece yargı kararları gereğinin

geciktirilmeksizin yerine getirilmemesinin ağır hizmet kusurunu oluşturması

karşısında davacının uğradığı manevi zararın idarece tazmini gerektiğinden,

yukarıda belirtilen esaslar dikkate alınmak suretiyle takdir edilecek manevi

tazminatın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekirken,

davayı reddedenVergi Mahkemesi kararında hukuki

isabet görülmemiştir."

f) UYAP sisteminden yapılan sorgulama sonucuna göre yargılamanın

henüz sonuçlanmadığı anlaşılmaktadır.

c. İstirdat Davası

25. a) Başvurucu, H. Bankası Florya Şubesi nezdinde bulunan

banka hesabından Vergi Dairesince haczedilen 40.959,75 TL'nin kesinleşmiş

mahkeme kararlarına rağmen iade edilmediğini belirterek bu tutarın haciz

bildiri tarihi olan 10/3/2010 tarihinden itibaren işleyecek aylık %2.5 yasal faizi ile birlikte iadesi istemiyle 19/8/2010

tarihinde Vergi Dairesi aleyhine Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde

istirdat davası açmıştır.

b) Mahkeme 4/10/2012 tarihli ve E.2010/376, K.2012/377 sayılı

kararı ile vergi mahkemesi kararına göre iadesi gereken paranın davacı

mükellefin muaccel hâle gelmiş borçlarına mahsup edildiği, davalı idare

tarafından yapılan bu işlemin usul ve vergi mevzuatına uygun olduğu

belirtilerek alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine karar

vermiştir.

c) Başvrucu kararı temyiz etmiş,

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16/6/2015 tarihli ve E.2014/2621, K.2015/8749

sayılı ilamıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"Davacı tarafından temyiz aşamasındaibraz edilen 01.12.2014 tarihli vergi idaresi

yazısından dava konusu 40.959,75 TL paranın iadesine karar verildiği ve bu

paranın yatırılması için hesap numarası istenildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda, ibraz edilen bu fezleke çerçevesindeana para ve faiz talebinin değerlendirilmesi

gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır."

d) UYAP sisteminden yapılan sorgulama sonucuna göre yargılamanın

bozma ilamı sonrası Mahkemenin 2015/508 esas sayılı dava dosyasında devam

ettiği anlaşılmaktadır.

26. Başvurucu Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

Anayasa Mahkemesine gönderdiği 22/12/2014 tarihli dilekçe ile İdarenin haciz

yoluyla tahsil ettiği 40.959,75 TL'yi iade etme kararı aldığını belirtmiştir.

Dilekçeye ekli Zincirlikuyu Vergi Dairesi Müdürlüğünün 1/12/2014 tarihli

yazısıyla borçlu şirketin vergi borçlarının tahsil imkânının bulunmaması

nedeniyle yönetim kurulu başkanı sıfatıyla başvurucudan tahsil edilen 40.959,75

TL'nin kendisine iade edileceği bildirilmiştir.

B. İlgili Hukuk

27. 213 sayılı Kanun’un 10. maddesi şöyledir:

"Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan

teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen

ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler

ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine

getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından

tamamen veya kısmen alınmayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri

yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan

mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır.

Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu

suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya

tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden

önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.”

28. 6183 sayılı Kanun’un

"Teminat ve Değerlenmesi" kenar başlıklı 10. maddesi

şöyledir:

"Teminat olarak şunlar kabul edilir:

1. Para,

2. Bankalar ve özel finans kurumları

tarafından verilen süresiz teminat mektupları,

3. Hazine Müsteşarlığınca ihraç edilen Devlet

iç borçlanma senetleri veya bu senetler yerine düzenlenen belgeler (Nominal

bedele faiz dahil edilerek ihraç edilmiş ise bu işlemlerde anaparaya tekabül

eden satış değerleri esas alınır.),

4. Hükümetçe belli edilecek Milli esham ve

tahvilat "Bu esham ve tahvilat, teminatın kabul edilmesine en yakın borsa

cetvelleri üzerinden % 15 noksaniyle

değerlendirilir.",

5. İlgililer veya ilgililer lehine üçüncü

şahıslar tarafından gösterilen ve alacaklı amme idaresince haciz varakasına

müsteniden haczedilen menkul ve gayrimenkul mallar.

Teminat sonradan tamamen veya kısmen değerini

kaybeder veya borç miktarı artarsa, teminatın tamamlanması veya yerine başka

teminat gösterilmesi istenir.

Borçlu verdiği teminatı kısmen veya tamamen

aynı değerde başkalariyle değiştirebilir."

29. 6183 sayılı Kanun'un "Kanuni

Temsilcilerin Sorumluluğu" kenar başlıklı Mükerrer 35. maddesi

şöyledir:

“Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi

tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil

edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni

temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal

varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.

Bu madde hükmü, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye’deki mümessilleri

hakkında da uygulanır.

Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları,

kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait

sorumluluklarını kaldırmaz.

Temsilciler, teşekkülü idare edenler veya mümessiller, bu madde

gereğince ödedikleri tutarlar için asıl amme borçlusuna rücu edebilirler.”

30. 6183 sayılı Kanun'un "Haciz"

kenar başlıklı 62. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Borçlunun, mal bildiriminde gösterilen

veya tahsil dairesince tesbit edilen borçlu veya

üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden, alacak ve

haklarından amme alacağına yetecek miktarı tahsil dairesince haczolunur."

31. 6183 sayılı Kanun'un "Haciz

varakası" kenar başlıklı 64. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Haciz muameleleri, tahsil dairelerince

düzenlenen ve alacaklı amme idaresinin, mahalli en büyük memuru veya tevkil

edeceği memur tarafından tasdik edilen haciz varakalarına dayanılarak

yapılır."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu yönetim kurulu başkanı iken ayrıldığı ve bütün

ilişiğini de kestiği şirketin vergi borçları ve cezalarından dolayı Vergi

Dairesince banka hesaplarına haciz işlemi uygulandığını ve hesaplarda bulunan

40.959,75 TL'nin haciz yoluyla tahsil edildiğini, haciz işlemlerine karşı vergi

mahkemelerinde açtığı davalarda verilen yürütmenin durdurulması ve iptal

kararlarının ise Vergi Dairesince uygulanmadığını belirtmiştir.

34. Başvurucu ayrıca haczen tahsil

edilen paraların başka bir teminat karşılığında iade edilmesi talebinin Vergi

Dairesince reddedilmesi üzerine İstanbul 5. Vergi Mahkemesinde açtığı davanın

keyfî olarak reddedildiğini, kararın temyizine ilişkin talebinin de Danıştayca şablon gerekçelerle reddedilerek hükmün

onandığını ifade etmiştir.

35. Başvurucu, keyfî işlem yaptığı ve yargı kararlarını

uygulamadığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu kamu görevlileri hakkında

Valilikçe hukuka aykırı olarak soruşturma izni verilmediğini ve bu karara karşı

yaptığı itirazın da Bölge İdare Mahkemesince haksız yere reddedildiğini

belirtmiştir.

36. Başvurucu bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının ve yargı kararlarının geciktirilmeksizin

uygulanmasına ilişkin 138. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;

kendisinden haciz yoluyla tahsil edilen paraların, yaptığı yargılama

giderlerinin ve 17/10/2011 tarihine kadar işlemiş faizlerinin karşılığı olarak

66.755,05 TL'nin bu tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte tazminat

olarak ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığına İlişkin İddia

37. Başvurucu banka hesabından Vergi Dairesince haciz yoluyla

tahsil edilen paranın başka bir teminat karşılığında iade edilmesi için yaptığı

başvurunun reddi işlemine karşı açtığı iptal davasında İstanbul 5. Vergi

Mahkemesince verilen kararın adil olmadığınıbelirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık, bu konu hakkında bir görüş bildirmemiştir.

39. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

42. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,bariz takdir hatası

veya açık keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince

incelenemez (Muhammet Kaplan, B.

No: 2013/1586, 18/9/2013, § 21).

43. Başvuru konusu olayda, başvurucunun cebren haciz yoluyla

kendisine ait banka hesabından tahsil edilen paranın başka bir teminat

karşılığında iade edilmesi talebi Vergi Dairesince 12/1/2009 tarihinde

reddedilmiş, bu idari işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 5. Vergi

Mahkemesinin 17/9/2009 tarihli kararıyla yukarıdaki gerekçelerle ve esas olarak

borçlu şirket ve başvurucu tarafından gösterilen bir teminat bulunmadığı, haciz

yoluyla cebren tahsil edilen paranın ise teminat olarak değerlendirilemeyeceği,

dolayısıyla 6183 sayılı Kanun'un 10. maddesinin üçüncü fıkrasına göre başka bir

teminat ile değiştirilme koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle dava

reddedilmiştir (bkz. § 18). Temyiz edilen karar, Danıştay Dördüncü Dairesinin

13/11/2012 tarihli ilamıyla onanmıştır.

44. 6183 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, kamuya olan borçlar

için gösterilecek teminatlar düzenlenmiş olup aynı maddenin üçüncü fıkrasında

da borçlunun verdiği teminatı kısmen veya tamamen aynı değerde başka bir

teminat ile değiştirebileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda ise Mahkeme

kararında da belirtildiği üzere başvurucu veya borçlu şirket tarafından Vergi

Dairesince uygulanan haciz veya takibat öncesi gösterilmiş bir teminat

bulunmadığı, başvurucunun talebine konu paranın da öncesinde teminat olarak

gösterilmeyip Vergi Dairesinin uyguladığı haciz sonrası cebren tahsil edildiği

görülmektedir. Ayrıca bu kararın verildiği tarih itibarıyla başvurucunun haciz

işlemlerinin iptaline ilişkin başlattığı yargılama süreçlerinin devam etmekte

olduğu (bkz. §§ 14-16), üstelik başvurucunun somut olaya konu davadaki

talebinin, paranın iadesine ilişkin olmayıp salt teminat olarak değiştirilme

talebine yönelik olduğu da gözetildiğinde talebin mahiyeti gereği 6183 sayılı

Kanun'un 10 maddesindeki koşulları irdeleyen ve öncesinde teminat olarak

gösterilmeyip cebren tahsil edilen talebe konu paranın anılan madde hükmüne

göre bir teminat ile değiştirilmesinin mümkün olmadığı yönündeki Mahkeme

kararının keyfî olduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmaktadır.

45. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde iddiaların özünün, derece mahkemelerince delillerin

değerlendirilmesinde isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

46. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğu

deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini ve

iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere ve

iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya da

uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemeleri tarafından

dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi derece

mahkemelerinin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

47. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlaline İlişkin İddia

48. Başvurucu banka hesabından haciz yoluyla tahsil edilen paranın

bir teminat ile değiştirilmesi talebinin reddi işlemine karşı İstanbul 5. Vergi

Mahkemesinde açtığı davada verilen kararı temyiz ettiğini ancak Danıştay

Dördüncü Dairesince şablon ifadeler kullanılarak temyiz talebinin

reddedildiğini ve hükmün onandığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık, bu konu hakkında bir görüş bildirmemiştir.

50. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Bütün mahkemelerin her türlü kararları

gerekçeli olarak yazılır."

51. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de hak arama özgürlüğünün kapsamının belirlenmesinde

gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli,

B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

52. Temyiz merciinin, yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla

aynı fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,

§ 57).

53. Somut olayda İstanbul 5. Vergi Mahkemesince başvurucunun

talebi hakkında değerlendirme yapılmış ve başvurucunun davasının

reddedilmesinin maddi ve hukuki nedenleri değerlendirilerek hukuk kuralları da

yorumlanmak suretiyle bir sonuca varılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının

temyizi üzerine Danıştay Dördüncü Dairesince Mahkemece verilen kararın

gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz.

§ 18). Dolayısıyla Danıştay onama ilamının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

54. Açıklanan gerekçeyle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma İzni

Verilmemesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlaline İlişkin İddia

55. Başvurucu ilişiği bulunmayan şirketin vergi borçları

nedeniyle keyfî olarak taşınır ve taşınmaz malları ile banka hesabında bulunan

parası hakkında haciz işlemleri uyguladığı ve lehine olan mahkeme kararlarını

uygulamadığı gerekçeleriyle Zincirlikuyu Vergi Dairesi Müdürü hakkında suç

duyurusunda bulunduğunu ancak İstanbul Valiliğince soruşturma izni

verilmemesine karar verildiğini, bu karara karşı yaptığı itirazın da İstanbul

Bölge İdare Mahkemesince reddedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

56. Bakanlık, bu konu hakkında bir görüş bildirmemiştir.

57. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkeme,

23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine

yapılacak bireysel başvuruları inceler."

58. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu başvuru

şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün değildir (Doğan Yıldırım, B. No: 2013/9831,

10/3/2015, § 23).

59. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir

tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde

uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

60. Başvuru konusu olayda başvurucunun ilgili kamu görevlisi

hakkında suç duyurusunda bulunması üzerine başlatılan ceza soruşturmasında

İstanbul Valiliğinin 19/6/2012 tarihli kararıyla soruşturma izni verilmemesine

karar verildiği, başvurucunun bu karara karşı yaptığı itirazın da İstanbul

Bölge İdare Mahkemesinin 14/9/2012 tarihli kararı ile reddedildiği

görülmektedir (bkz.§ 20).

61. Bu durumda başvurucunun ihlal iddiasına konu soruşturma izni

verilmemesine ilişkin karar, Bölge İdare Mahkemesinin başvurucunun itirazını

reddettiği 14/9/2012 tarihinde kesinleşmiştir. Bu nedenle başvuruya konu karar,

zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında kalmaktadır.

62. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

4. Yargı Kararının Yerine

Getirilmesi Hakkının İhlaline İlişkin İddia

63. Başvurucu yönetim kurulu üyeliğinden istifa ederek ayrıldığı

ve ilişiği sona eren şirketin vergi borçları ve cezaları nedeniyle taşınır ve

taşınmaz malları ile banka hesaplarında bulunan paralara Vergi Dairesincehaciz işlemleri uygulanarak cebren tahsil

edildiğini, bu haciz işlemlerinin iptali için vergi mahkemelerinde açtığı

davalarda Danıştay Dördüncü Dairesince verilen yürütmenin durdurulması kararlarının

ve Danıştay bozma ilamları üzerine vergi mahkemelerince verilen davanın

kabulüne ilişkin kararların Vergi Dairesince uygulanmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64. Bakanlığın görüş yazısında; İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin

kararının 3/1/2013 tarihinde kesinleştiği, bu kararda adı geçen bankaya haciz

bildirisi gönderilmediği, başvurucunun hesaplarına haciz konulmadığı ve banka

tarafından paranın Vergi Dairesine gönderilmediği, İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin

kararının ise Danıştayın 23/12/2009 tarihli ilamıyla

kesinleştiği ancak bu kararın Vergi Dairesi tarafından uygulandığı, bu nedenle

söz konusu kararların icrası yönünden başvurucunun mağdur sıfatının

bulunmadığı, öte yandan Anayasa Mahkemesinin somut olguları değerlendirerek ve

yargılamaya bir bütün olarak bakarak başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

engellenip engellenmediğini Anayasa'nın 125. ve 138. maddelerini de gözönüne almak suretiyle denetleneyebileceğinin

düşünüldüğü ifade edilmiştir.

65. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı cevap yazısında, hak

ihlalinin sona ermediğini, parasının iade edilmediği gibi mahkeme kararlarında

belirtilen yargılama giderlerinin dahi ödenmediğini belirtmiş ancak Anayasa

Mahkemesine gönderdiği 22/2/2014 tarihli dilekçe ile Vergi Dairesinin haciz

yoluyla tahsil ettiği 40.959,75 TL'yi iade etme kararı aldığını, ancak bu

paranın 6 yıldır idarenin zimmetinde olduğunu ve idarenin faiz ödemesinde

bulunmadığını, bu nedenle hukuka aykırılığın devam ettiğini beyan etmiştir.

66. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

67. 6216 sayılıKanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

68. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadan

önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda

öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece

mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu

zorunlu kılar (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 26).

69. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

uyulmasının denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,

B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

70. Başvuru konusu olayda, başvurucunun ilişiğini kestiği

şirketin vergi borçları ve cezaları nedeniyle başvurucunun araçları ve

taşınmazları hakkında 11/5/2007 tarihinde haciz işlemi uygulandığı,

başvurucunun banka hesaplarınna ise 20/10/2007

tarihinde haciz işlemi uygulandığı, ödeme emirlerinin de başvurucuya 29/11/2007

tarihinde tebliğ edildiği görülmektedir (bkz. § 12). Başvurucunun araç ve

taşınmazlarına uygulanan haciz işlemleri yönünden 19/10/2007 tarihinde İstanbul

7. Vergi Mahkemesinde açılan davada Danıştay Dördüncü Dairesince 21/7/2008

tarihli ilamıyla dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına, Mahkemenin

26/6/2009 tarihli kararı ile de işlemin iptaline; H. Karaköy Şubesinde bulunan

banka hesabına haciz işlemi uygulanması işlemi yönünden 4/1/2008 tarihinde

İstanbul 3. Vergi Mahkemesinde açılan davada Danıştay Dördüncü Dairesince

29/5/2008 tarihinde dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına, Mahkemenin

21/4/2010 tarihli kararı ile de dava konusu işlemin iptaline; H. Florya

Şubesinde bulunan banka hesabına haciz işlemi uygulanması işlemi yönünden ise

7/4/2008 tarihinde İstanbul 2. Vergi Mahkemesinde açılan iptal davasında

Mahkemenin 30/10/2009 tarihli kararı ile dava konusu işlemin iptaline ve

başvurucunun banka hesabından tahsil edilen 40.959,75 TL'nin iadesine karar

verilmiştir (bkz.§§ 14-16). Bu davalarda vergi mahkemelerince başvurucuya ödeme

emirlerinin tebliğ edilmeden haciz işlemlerinin uygulanmasının hukuka aykırı

olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir.

71. Başvurucu muhtelif tarihlerde Vergi Dairesine başvurarak

anılan vergi mahkemesi kararlarını ibraz etmiş ve bu kararların uygulanmasını,

banka hesaplarından tahsil edilen paraların ise kendisine iade edilmesini talep

etmiştir(bkz. §§ 17, 22). Vergi Dairesi, İstanbul 7.

Vergi Mahkemesinde açılan davanın konusunu teşkil eden başvurucunun araçları ve

taşınmazları üzerindeki hacizleri, yargılama devam ederken ve başvurucunun

banka hesabından vergi borcunun tahsil edildiği gerekçesiyle 2/2/2008 tarihinde

kaldırmıştır (bkz. § 13). Başvurucunun H. Karaköy Şubesinde bulunan banka

hesabına haciz işlemi uygulanması işlemine ilişkin İstanbul 3. Vergi

Mahkemesinde açtığı davada Danıştayca 29/5/2008

tarihinde verilen yürütmenin durdurulması kararının uygulanması talebi Vergi

Dairesi tarafından reddedilmiş, bunun üzerine başvurucunun 7/11/2008 tarihinde

açtığı davada verilen İstanbul 9. Vergi Mahkemesinin 28/7/2010 tarihli

kararının onandığı Danıştay ilamında daha önceki vergi mahkemesi ilamlarına

göre başvurucudan tahsil edilen paranın iade edilmesi gerektiği açıklanmıştır

(bkz. § 22).

72. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde her ne kadar

başvurucu tarafından idarece uygulanmayan kararlar arasında gösterilse de gerek

başvuru formu ve eklerinden gerek bireysel başvuru tarihi öncesinde

başvurucunun idare aleyhinde başlattığı Bakırköy 5. İcra Müdürlüğünün

2010/10267 esas sayılı icra dosyasındaki alacak talepleri dikkate alındığında

başvurucunun H. Karaköy Şubesinden tahsil edilen paranın kendisine ödenmediği

yönünde bir iddiasının bulunmadığı, taşınmazları ve araçları üzerindeki hacizlerin

ise yargılama devam ederken 2/2/2008 tarihi itibarıyla kaldırıldığı

görülmektedir.

73. Öte yandan başvurucunun İstanbul 2. Vergi Mahkemesinde

açtığı davanın konusunu teşkil eden H. Florya Şubesi nezdinde bulunan banka

hesabına uygulanan haciz işlemi yönünden ise Vergi Dairesi, ibraz edilen anılan

mahkemenin kararı doğrultusunda reddiyat yaparak

parayı emanet hesabına almış ancak ayrıntısı belirtilmeyen "muaccel borçları bulunduğu"

gerekçesiyle 1/3/2010 tarihinde yeniden haciz işlemi uygulamış ve bu hususu

29/7/2010 tarihli yazı ile başvurucuya bildirmiştir (bkz. § 13).

74. Bu durumda başvuruya konu iddiaların özü, başvurucunun H.

Bankası Florya Şubesinde bulunan banka hesabından tahsil edilen 40.959,75

TL'nin İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 30/10/2009 tarihli kararına rağmen

faiziyle birlikte iade edilmemesidir. Ancak bireysel başvuru tarihinden sonra

başvurucunun Anayasa Mahkemesine sunduğu 22/2/2014 tarihli dilekçenin ekindeki

Vergi Dairesinin 1/12/2014 tarihli yazısında, belirtilen tutarın başvurucuya

iade edileceği belirtilmiştir. Başvurucu bu dilekçe ile söz konusu tutarın

ödenmekle birlikte bu paranın faizinin ödenmediğini belirtmiştir (bkz. § 26).

Bu nedenle başvurucunun, banka hesabından Vergi Dairesince haciz yoluyla tahsil

edilen 40.959,75 TL'nin faizinin ödenmemesi yönünden ihlal iddiasını devam

ettirdiği değerlendirilmiştir.

75. Başvuru formunda belirtilmemekle birlikte UYAP sistemindeki

kayıtlara göre başvurucunun ihlal iddiasına da konu ettiği, banka hesabından

haciz yoluyla tahsil edilen 40.959,75 TL'nin haciz bildirisi tarihi olan

1/3/2010 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte iade edilmesi

talebiyle 19/8/2010 tarihinde Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde istirdat

davası açtığı görülmektedir. Yapılan yargılamada Mahkemece davanın reddine dair

verilen 4/10/2012 tarihli karar ise Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 16/6/2015

tarihli ilamıyla dava konusu paranın Vergi Dairesince iade edilmesine karar

verildiği, bu nedenle başvurucunun ana para ve faiz talebinin bu fezlekeye göre

değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuş olup yargılamanın devam

etmekte olduğu anlaşılmıştır (bkz. § 25).

76. Başvurucu ayrıca kendisine atfedildiği gibi borçlu şirketin

ortağı ve kanuni temsilcisi olmadığı hâlde adına tanzim ve tebliğ edilen ödeme

emirleri ile parası ve malları üzerine konulan hacizlerin kötü niyetli olarak

uygulandığı, hacizlerin tamamının mahkeme kararları ile kaldırılmasına rağmen

yargı kararlarının uygulanmadığı ve benzer işlemlerin yapılmaya devam edildiği

iddialarıyla manevi tazminat ödenmesi istemli olarak 28/5/2010 tarihinde

İstanbul 8. Vergi Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Mahkemenin davanın

reddine dair 11/4/2012 tarihli kararı, Danıştay Dördüncü Dairesinin 17/3/2015

tarihli ilamıyla idarenin yargı kararlarını uygulamadığı ve bunun da ağır bir

hizmet kusuru olduğundan manevi tazminatı gerektirdiği belirtilerek bozulmuş

olup yargılamanın devam etmekte olduğu anlaşılmıştır (bkz. §§ 23, 24).

77. Bu durumda başvurucunun ihlal iddiasına konu banka

hesabından tahsil edilen 40.959,75 TL'nin faiziyle ödenmediği iddiası yönünden

başvurucu tarafından Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde istirdat davası

açıldığı ve bu davanın devam etmekte olduğu, başvurucunun ayrıca yargı

kararlarının uygulanmaması nedeniyle zarara uğradığı iddiasıyla İstanbul 8.

Vergi Mahkemesinde açtığı manevi tazminat istemli tam yargı davasının da devam

etmekte olduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Dolayısıyla

başvurucu tarafından yargı kararının yerine getirilmesi hakkının ihlal edildiği

iddiası ile ilgili olarak açılan ve başvuru formunda dile getirilen talepleri

de içeren, üstelik anılan davalarda verilen Yargıtay ve Danıştay bozma ilamları

içeriklerine göre etkili de olabilecek söz konusu davalar sonuçlanmadan

başvurucunun bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak ihlale

neden olduğu ileri sürülen iddiaya ilişkin olarak başvuru yolları usulünce

tüketilmemiştir.

78. Açıklanan nedenlerle yargı kararının yerine getirilmesi

hakkının ihlali iddiasına yönelik olarak başvuru yolları usulüne uygun şekilde

tüketilmeden başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlaline ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma izni verilmemesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlaline ilişkin iddianın zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Yargı kararının yerine getirilmesi hakkının ihlaline ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Osman Nuri

ÖNER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/578, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Öner
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/578
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Cüneyt Ali Turgut Başvurusu (B. No: 2013/8332)
  • Süreyya Saruhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8433)
  • Uğur Sağlamtaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2960)
  • Mustafa Yeşilırmak Başvurusu (B. No: 2013/8065)
  • Mehmet Çağırıcı Başvurusu (B. No: 2013/3020)
  • Yüksel Yiğit Başvurusu (B. No: 2013/3050)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.