İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hatice Özer Başvurusu (B. No: 2018/37091)

1. Başvuru, kamudaki görevinden ihraç edilen hukukçunun

Başvuru No2018/37091Tarih3 Aralık 2020Okuma31 dk · 6.299 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hatice Özer Başvurusu

Karar tarihi
3 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/37091
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.299 kelime·31 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, kamudaki görevinden ihraç edilen hukukçunun

baro levhasına yazılmasına ilişkin verilen kararın mahkemece iptal edilmesi

nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 14/12/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

A. Olağanüstü

Hal Sürecinde Uygulanan Tedbirler

9. Ülkemizin 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmasına ilişkin süreç, bu teşebbüsün arkasında

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör

Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen

terör örgütüne ilişkin bilgiler, Millî Güvenlik Kurulu (MGK) kararları, darbe

teşebbüsünün bastırılmasının akabinde Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde

ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) süreci ve bu süreçte uygulanan tedbirler

Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında detaylı şekilde yer almaktadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-66; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; Alparslan Altan

[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; ayrıca bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

10. OHAL sürecinde kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin

uygulanmasına da karar verilmiş ve bu konuda genel ve soyut normlar ihdas

edilerek alınan tedbirlerin yanı sıra kişiler hakkında doğrudan etki doğurucu

nitelikte işlemler tesis edilmiştir. Örneğin 1/9/2016 tarihli ve 29818

(mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 672 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (672 sayılı

OHAL KHK'sı) 2. maddesiyle, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen

FETÖ/PDY'ye aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan kimi kamu görevlilerinin başka

hiçbir işleme gerek kalmaksızın kamu görevlerinden çıkarılmalarına karar

verilmiştir. Ayrıca aynı maddede; bu kapsamdaki kişilerin mahkûmiyet kararı

aranmaksızın memuriyetlerinin alınacağı, bir daha kamu hizmetinde istihdam

edilmeyecekleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmeyecekleri de hüküm

altına alınmıştır (Kamu görevinden çıkarma tedbirlerine ilişkin detaylı bilgi

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 56-61).

11. Yine 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî

Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı OHAL KHK'sı) 3. ve 4.

maddeleri kapsamında kamu görevinden çıkarılanların, uhdelerinde taşımış

oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve yüksek mahkeme başkan ve üyeliği,

müsteşar, hâkim, savcı, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını

kullanamayacakları ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan

haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir.

12. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde, Avrupa

Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS,

Sözleşme); Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi

Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya

alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına

ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler

Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 50).

B. Başvurucunun

Baro Levhasına Yazılma Talebine İlişkin Süreç

13. Başvurucu, 1994 yılında hukuk fakültesini bitirmiş ve

avukatlık stajını tamamlayarak Yozgat Barosu ve Edirne Barosu (Baro) bünyesinde

bir süre serbest avukat olarak çalışmıştır. Akabinde uzman unvanıyla Maliye

Bakanlığında kamu görevine başlayan başvurucunun kaydı, talebi üzerine baro

levhasından silinmiştir.

14. 672 sayılı OHAL KHK'sının 2. maddesiyle, millî

güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen FETÖ/PDY ile aidiyeti, iltisakı veya

irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerine ilişkin açıklanan listede

başvurucunun ismine de yer verilmiş ve bu suretle başvurucu 1/9/2016 tarihinde

Maliye Bakanlığındaki görevinden çıkarılmıştır.

15. Kamu görevinden çıkarılmasının ardından başvurucu,

baro levhasına avukat olarak yeniden yazılma talebiyle Baroya başvurmuştur.

16. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Baroya

gönderilen 23/1/2017 tarihli yazıda başvurucu hakkında yürütülen herhangi bir

soruşturmanın bulunmadığı belirtilmiştir.

17. Başvurucunun talebi Baro Yönetim Kurulunun 30/1/2017

tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun 672 sayılı

OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılması nedeniyle talebinin reddedildiği

belirtilmiştir.

18. Başvurucu, avukatlığa engel bir halinin bulunmadığını

ileri sürerek anılan ret işlemine karşı Türkiye Barolar Birliğine (TBB) itiraz

etmiş ve Baro Yönetim Kurulunca verilen hukuka aykırı kararın kaldırılmasını

talep etmiştir. TBB Yönetim Kurulu, avukatlığın kamu görevi olmadığı ve

başvurucunun baro levhasına yazılmasının istihdam olarak nitelendirilemeyeceği

gerekçeleriyle 24/3/2017 tarihinde itirazın kabulüne ve Baro Yönetim Kurulunun

30/1/2017 tarihli kararının kaldırılmasına karar vermiştir.

19. Söz konusu karar, Bakanlık tarafından uygun

bulunmayarak bir daha görüşülmek üzere 26/5/2017 tarihinde TBB'ye geri

gönderilmiştir. Geri gönderme kararının gerekçesinde;

i. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

1. maddesinde avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olarak tanımlandığı, yine

anılan Kanun'un 2., 38. ve 57. maddelerinin de bu kapsamda hükümler içerdiği,

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinde de

avukatların yargı görevi yapan kişilerden sayıldığı vurgulanmıştır.

ii. Kamu hizmetinin idare hukuku esaslarına göre

çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan kişilerce yapılmasının

zorunlu olmadığı, kamu hizmetinin bir kısmının kamu görevlisi olarak

nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda kamu görevi ifa eden

serbest meslek grubundaki kişilerce de yerine getirildiği ifade edilmiştir.

iii. Avukatların verdikleri hizmetlerin de bu kapsamda

değerlendirilmesi gerektiği, adalet, yargı, hukuk işlerinin kamu hizmetinin en

yoğun ve kamu kavramının anlam olarak en önde gelen alanlarından olduğu

belirtilmiştir. Kararda; 672 sayılı OHAL KHK'sı ile başvurucu hakkında alınan

tedbirin, avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve

avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği

hususlarının göz ardı edilmemesi ve idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi

olarak çalışamamak şeklinde dar yorumlanmaması gerektiği vurgulanmıştır.

Böylesi dar bir yorumun OHAL KHK'sının amacıyla bağdaşmadığı ve terörle

mücadeleyi sekteye uğratacağı ileri sürülmüş ve söz konusu tedbirin ilgilinin

bir daha kamu hizmetinde çalışamamasını da içerdiği ifade edilmiştir.

iv. Ayrıca OHAL KHK'sı ile alınan tedbirin yalnızca idare

hukuku esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışanlarla sınırlı tutulmasının

memur ve hâkim olma niteliğini kaybedenlerin avukat olması sonucunu doğuracağı

ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması açısından yaşamsal bir öneme sahip

yargının kurucu unsurlarından olan avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyeceği

belirtilmiştir.

20. TBB Yönetim Kurulu, 30/6/2017 tarihli kararıyla, 24/3/2017

tarihli kararında ısrar ederek başvurucunun baro levhasına yazılmasına karar

vermiştir. Israr kararının gerekçesinde;

i. Kamu hukuku usulüne göre tasarrufta bulunan veya işlem

yapanlarla bu işlemlerin yapılmasına kamu hukuku usulü çerçevesinde katkı

sunan, bu kişilere faaliyetlerinde yardımda bulunanların kamu görevini ifa

ettikleri, kamu hukuku usulüne göre tasarrufta bulunmayan veya işlem yapmayan

ve bu faaliyetlere kamu hukuku usulü çerçevesinde yardımda bulunmayanların ise

kamu hizmeti gördükleri belirtilmiştir.

ii. Kamu görevi kavramı, yasama ve yargı faaliyetlerinin

yanı sıra devletin olmazsa olmaz birincil amaçlarının gerçekleşmesi için

devlete özgü, devletçe yapılması zorunlu, egemen gücün, yetkinin ve kamu hukuku

kurallarına göre oluşturulan idarenin kullanılmasını ve örgütlenmesini yansıtan

etkinlikler bütünlüğü olarak tanımlanmıştır. Kamu hizmeti kavramı ise devletin

ikincil amaçlarını gerçekleştirmek için başkalarına da bırakabileceği

etkinlikler şeklinde açıklanmıştır.

iii. İster dar isterse geniş anlamda kullanılsın kamu

görevlilerinin mutlaka kamu kesimindeki bir örgüte (kamu kurum ya da kuruluşa)

bağlı olarak çalıştıkları vurgulanmıştır. Bu durumda, taksiciler, dolmuşçular

ya da fırıncılar gibi kamuya yararlı bir hizmeti yerine getirenlerin veya

serbest avukatlar gibi yaptıkları hizmetin kamu hizmeti olduğu yasalarca kabul

edilenlerin kamu kesimindeki bir kuruluşta çalışmadıkları sürece kamu görevlisi

olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir.

iv. Anayasa'ya göre kamu görevlilerinin ayırt edici

özelliğinin bu kişilerin genel idare esaslarına göre yürütülen kamu

hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri görmelerinden

kaynaklandığı ve Anayasa'nın 128. maddesinde memurlar kavramının yanında yer

verilen diğer kamu görevlileri deyiminin ise kamu kuruluşlarında kamu hukuku

kurallarına tabi olarak çalışanları ifade ettiği belirtilmiştir.

v. 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi

Kanunu'nda serbest meslek faaliyetlerinin tanımlandığı ve 1136 sayılı Kanun'da

belirtilen kamu hizmeti kavramı ile kamu görevi kavramının karıştırılmaması

gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca Sağlık Bakanlığı tarafından il sağlık

müdürlüklerine 28/9/2016 tarihinde gönderilen yazıda, OHAL KHK'sı kapsamında

kamu görevlerinden çıkarılan tabip, diş tabibi ve diğer sağlık meslek

mensuplarının özel sağlık kuruluşlarında istihdam edilmelerine engel bir halin

bulunmadığı yönünde Adalet Bakanlığının uygulamasına zıt yönde görüş

bildirildiği belirtilmiştir.

vi. Bu bağlamda kamu görevinden ihraç edilen hukuk

fakültesi mezunlarının da serbest bir meslek dalı olan avukatlık mesleğini

yapmalarına engel bir halin olmadığı ve başvurucu hakkında herhangi bir ceza

soruşturmasının veya kovuşturmasının da bulunmadığı ifade edilmiştir.

1. Bakanlık

Tarafından Açılan İptal Davasına İlişkin Süreç

21. Bakanlık, başvurucunun baro levhasına yazılmasına

ilişkin TBB Yönetim Kurulu tarafından verilen karara karşı 25/7/2017 tarihinde

iptal davası açmıştır. Yürütmenin durdurulması talebini de içeren ve Ankara 4.

İdare Mahkemesi tarafından kayda alınan dava dilekçesinde;

i. Terör eylemlerinin türüne ve niteliklerine ilişkin

12/4/1991 ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açıklamalarda

bulunulmuştur. Ayrıca MGK tarafından 26/2/2014-26/5/2016 tarihleri arasında

gerçekleştirilen toplantılarda FETÖ/PDY'nin, millî güvenliği tehdit eden ve

kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm altında illegal

faaliyetler yürüten, yasa dışı ekonomik boyutu bulunan ve diğer terör örgütleri

ile işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin yapıldığı

ve bu terör örgütü ile tüm kurum ve birimlerin birlikte etkin bir şekilde

mücadele edilmesine dair kararların alındığı hatırlatılmıştır.

ii. Devlet organlarına sızan FETÖ/PDY bağlantılı

kişilerin sadece demokratik hukuk düzenine tehdit oluşturmakla kalmadıkları,

15/7/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunmak suretiyle de millî güvenliğe

karşı fiilen büyük bir tehdit oluşturdukları ifade edilmiştir. Bu nedenle,

darbe teşebbüsünün akabinde devlet kurumlarının FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı

veya mensubiyeti değerlendirilen kişilerden hızlı bir şekilde arındırılabilmesi

amacıyla OHAL KHK'larının çıkarıldığı belirtilmiştir.

iii. Bu kapsamda yürürlüğe giren 672 sayılı OHAL

KHK'sının 2. maddesinde, OHAL KHK'sı ile meslekten veya kamu görevinden

çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğinin hükme

bağlandığı vurgulanmıştır. Söz konusu meslekten veya kamu görevinden çıkarma

tedbirinin, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan

yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı

faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve

kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve

nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir mahiyetinde olduğu ifade edilmiştir.

iv. Yargının kurucu unsurlarından olan avukatlık

mesleğinin hukuki sorunların ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun

olarak çözümlenmesi, hukuk kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin hak

ve özgürlüklerinin korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması

bakımından yaşamsal bir öneme ve değere sahip olduğu belirtilmiştir. Bu

bağlamda hukuk kurallarının tam olarak uygulanması konusunda yargı organlarına,

yetkili kurul ve kurumlara yardımda bulunmanın bağımsız savunmayı serbestçe

temsil eden avukatlığın amaçlarından biri olduğu ileri sürülmüştür.

v. 1136 sayılı Kanun'un 1. maddesinde avukatlık

mesleğinin kamu hizmeti olarak tanımlandığı, yine anılan Kanun'un 2. maddesinde

yer alan düzenlemenin avukatlığın kamu hizmeti niteliğinde olması esasına

dayandığı ifade edilmiştir. Yine Kanun'un 38. ve 57. maddelerinin mesleğin kamu

hizmeti niteliğinde olduğunun bir göstergesi olduğu, 5237 sayılı Kanun'un 6.

maddesinin bu durumu teyit ettiği iddia edilmiştir.

vi. Kamu hizmetinin bir kısmının idare tarafından idare

hukuku esaslarına göre çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan

kişilerce gerçekleştirildiği, diğer bir kısmının ise idare hukuku anlamında

kamu görevlisi olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda

kamu görevi ifa eden serbest meslek grubundaki kişilerce yerine getirildiği

ifade edilmiştir. Avukatların verdiği hizmetin de bu kapsamda değerlendirilmesi

gerektiği ileri sürülmüştür.

vii. Anayasa Mahkemesinin 23/6/1989 tarihli bir kararına

yer verilerek avukatlık mesleğinin kamu hizmeti ve serbest meslek olarak iki

yönlü olduğunun kabul edildiği, adalet, yargı, hukuk işlerinin kamu hizmetinin

en yoğun ve kamu kavramının anlam olarak en önde gelen alanı olduğu

belirtilmiştir. 672 sayılı OHAL KHK'sı kapsamında meslekten veya kamu

görevinden ihraç edilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine

ilişkin olarak alınan tedbirin avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu

hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri ile işlevsel olarak kamu görevi

ifa ettiği hususları gözardı edilerek yorumlanmaması gerektiği ifade

edilmiştir. Söz konusu düzenlemenin idare hukuku esaslarına göre kamu görevlisi

olarak çalışamamak şeklinde dar yorumlanmasının OHAL KHK'sının amacıyla

bağdaşmayacağı ve terörle mücadeleyi sekteye uğratacağı iddia edilmiştir.

viii. Ayrıca, söz konusu tedbirin sadece idare hukuku

esaslarına göre kamu görevlisi olarak çalışanlarla sınırlı tutulmasının memur

ve hâkim olma niteliğini kaybedenlerin avukat olması sonucunu doğuracağı, hukuk

devletinin işlerliğinin sağlanması bakımından hayati önemi bulunan ve yargının

kurucu unsurlarından olan avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyeceği

vurgulanmıştır. Bu nedenlerle 672 sayılı OHAL KHK'sı ile kamu görevinden ihraç

edilen başvurucunun avukat olarak baro levhasına yazılmasının yerinde olmadığı

ve TBB Yönetim Kurulu tarafından verilen ısrar kararında hukuki isabet

bulunmadığı ileri sürülmüştür.

22. Davalı TBB tarafından sunulan 20/9/2017 tarihli cevap

dilekçesinde; 30/6/2017 tarihli ısrar kararında belirtilen hususlara yer

verilmiş ve başvurucunun 1136 sayılı Kanun'da sayılan avukatlığa engel halleri

taşımadığı ileri sürülmüştür. Başvurucunun baro levhasına yazılma talebinin

kabul edilmesine ilişkin verilen kararın ve bu yönde tesis edilen işlemin

hukuka uygun olduğu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği

belirtilmiştir. Ayrıca dilekçede; yürütmenin durdurulması için gerekli olan

koşulların bulunmadığı ve bu yöndeki talebin reddine karar verilmesi gerektiği

yönünde savunmada bulunulmuştur.

23. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçe ile davalı TBB

yanında davaya müdahale talebinde bulunmuştur.

24. Mahkeme, 27/9/2017 tarihli kararıyla koşulları

oluştuğu gerekçesiyle TBB tarafından tesis edilen işlemin yürütmesinin

durdurulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, avukatlık mesleğinin kamu

hizmeti niteliğine vurgu yapılmış ve hukuka aykırı olduğu değerlendirilen dava

konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararların doğabileceği ifade

edilmiştir. Söz konusu karara karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare Mahkemesi

12. İdari Dava Dairesinin (Bölge İdare Mahkemesi) 31/10/2017 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

25. Mahkeme, 28/3/2018 tarihli kararıyla dava konusu

işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde;

i. Avukatlık mesleğinin 1136 sayılı Kanun'un 1.

maddesinde tanımının yapıldığı, buna göre avukatlığın kamu hizmeti içeren

serbest bir meslek olduğu hatırlatılmıştır. 672 sayılı OHAL KHK'sında kamu

görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam

edilemeyeceklerine, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceklerine,

meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarına ve bu unvan, sıfat ve

meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarına ilişkin

hükümlerin bulunduğu belirtilmiştir.

ii. Söz konusu düzenlemeler nedeniyle kamu görevinden

çıkarılan başvurucunun avukat olarak baro levhasına yazılmasına ve avukat

unvanını kullanmasına imkân bulunmadığı ifade edilmiş ve dava konusu işlemde

hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

26. Söz konusu karara karşı TBB ve başvurucu tarafından

yapılan itiraz Bölge İdare Mahkemesinin 23/10/2018 tarihli kararıyla kesin

olarak reddedilmiştir. Oyçokluğuyla verilen kararın gerekçesinde; Mahkemece

verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektiren bir

nedenin bulunmadığı belirtilmiştir. Karşıoy gerekçesinde ise başvurucunun OHAL

KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmış olmasının mevzuat gereğince avukatlığa

engel bir hal oluşturmadığı ifade edilmiştir.

27. Nihai karar 4/12/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

2. Baro

Tarafından Açılan İptal Davasına İlişkin Süreç

28. Başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin TBB

tarafından tesis edilen işleme karşı Baro tarafından ayrıca iptal davası

açılmıştır. Ankara 14. İdare Mahkemesi tarafından kayda alınan 21/8/2017

tarihli dava dilekçesinde;

i. TBB tarafından verilen ısrar kararlarına karşı 1136

sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince ilgili Baronun dava açma hakkının

bulunduğu belirtilmiştir.

ii. 672 sayılı OHAL KHK'sında yer alan memuriyetten

çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine ilişkin

hüküm dikkate alındığında başvurucunun kamu hizmeti olduğu tartışmasız olan

avukatlık mesleğini icra edemeyeceğinin açık olduğu ifade edilmiş ve TBB tarafından

verilen ısrar kararının iptal edilmesi talep edilmiştir.

29. Davalı TBB tarafından sunulan 10/10/2017 tarihli

cevap dilekçesinde; 30/6/2017 tarihli ısrar kararında belirtilen hususlara yer

verilmiş ve davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

30. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçe ile davalı TBB

yanında davaya müdahale talebinde bulunmuştur.

31. Mahkeme, 28/3/2018 tarihli kararıyla dava konusu

işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, ilgili mevzuat ve yargı

kararları dikkate alındığında avukatlık mesleğinin kamu hizmeti yönünün

güçlendirildiği ve kamusal değerinin bulunduğu vurgulanmıştır. 672 sayılı OHAL

KHK'sında kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetinde doğrudan

veya dolaylı olarak görevlendirilemeyeceğinin düzenlendiği ve bu kapsamda olan

başvuru hakkında tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ifade

edilmiştir.

32. Söz konusu karara karşı TBB ve başvurucu tarafından

yapılan itiraz Bölge İdare Mahkemesinin 23/10/2018 tarihli kararıyla kesin

olarak reddedilmiştir. Oyçokluğuyla verilen kararın gerekçesinde; Mahkemece

verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektiren bir

nedenin bulunmadığı belirtilmiştir. Karşıoy gerekçesinde ise başvurucunun OHAL

KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmış olmasının mevzuat gereğince avukatlığa

engel bir hal oluşturmadığı ifade edilmiştir.

33. Nihai karar 21/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

34. 14/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

35. İlgili hukuk (ulusal mevzuat, Anayasa Mahkemesince

ve idari yargı mercilerince verilen yargı kararları, uluslararası düzenlemeler

ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları) için bkz. Tamer Mahmutoğlu

[GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-67.

36. 672 sayılı KHK'da yer alan düzenlemeler, 6/2/2018

tarihli ve 7080 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin

Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun ile kanunlaşmış ve

aynen kabul edilmiştir.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

37. Mahkemenin 3/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvuruyu

İnceleme Usulü

38. İlkeleri Anayasa Mahkemesinin Tamer Mahmutoğlu

(aynı kararda bkz. §§ 86-91) kararında açılandığı üzere; başvuruyu inceleme

usulünün Anayasa’nın OHAL dönemi için öngördüğü denetim rejimine tabi

olabilmesi için tedbirin OHAL ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin

bertaraf edilmesine yönelik olması ve OHAL süresiyle sınırlı olarak uygulanması

gerekir. Dolayısıyla ancak bu iki niteliği taşıyan bir tedbiri konu edinen

bireysel başvurunun incelenmesinde OHAL dönemlerinde Anayasa’nın temel hak ve

özgürlüklerin kullanılmasının sınırlanmasını ve durdurulmasını düzenleyen 15.

maddesi esas alınabilir.

39. Başvuru konusu tedbirin OHAL ilanına neden olan

tehditlerin veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. Zira

devlet bu tedbirle FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olanların kamu hizmetine

girişini engellemeye çalışmaktadır. Ancak somut olaydaki tedbir OHAL döneminin

sona ermesinin akabinde uygulanmıştır. Tedbirlerin OHAL'in süresini aştığı

durumlara ilişkin yapılacak incelemelerde ise Anayasa’nın 15. maddesi dikkate

alınamaz. Bu durumda somut başvuru, Anayasa’nın ilgili hükümleri ile olağan

dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme

sahip olan 13. maddesi bağlamında incelenecektir. Diğer bir deyişle Anayasa'nın

15. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimi

mevcut başvuru koşullarında dikkate alınmayacaktır.

B. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu;

i. Hiçbir gerekçe gösterilmeden ve savunması alınmadan

kamu görevinden ihraç edildiğini, hakkında açılmış herhangi bir idari ya da

adli soruşturmanın bulunmadığını, meslekten çıkarılan eşi hakkında Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini belirtmiştir.

ii. TBB tarafından verilen ve serbest avukatlık yapmasına

imkân tanıyan işleme karşı hem Bakanlık hem de ilgili Baro tarafından iptal

davası açıldığını, aleyhine verilen her iki karara karşı davalı TBB ile

birlikte istinaf kanun yoluna başvurduğunu, neticede verilen kararların hukuka

aykırı olduğunu ifade etmiştir.

iii. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra avukatlık

stajını tamamladığını ve avukatlık yapma hakkını elde ettiğini, 1136 Kanun'da

düzenlenen ve avukatlığa engel olan suçlardan meslek hayatı boyunca herhangi

bir soruşturma geçirmediğini, açılan iptal davalarında karar veren Mahkemelerce

bu durumun gözetilmediğini ve anılan Kanun kapsamında bir değerlendirme

yapılmadığını ileri sürmüştür.

iv. Kamu görevinden ihraç edilen sağlık çalışanlarına

özel sektörde çalışma izni verildiğini, özel sektöre ilişkin olsa da sağlık

hizmetlerinin kamu hizmetinin bir türü olduğunu, dolayısıyla kendisiyle aynı

durumda olan kişilerle farklı muameleye tutulduğunu dile getirmiştir.

v. Çalışma hayatının insanlar açısından ne derecede önem

teşkil ettiğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve çalışma hayatına ilişkin

konuların kişilerin özel hayatlarına ve aile hayatlarına etki edeceğini

belirterek konu ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen kararlara

yer vermiştir.

vi. Maruz kaldığı mağduriyetin ağır olduğunu, telafisinin

zor olduğunu, halihazırda işsiz olduğunu, geçindirmekle yükümlü olduğu bir

ailesinin bulunduğunu, kazanç kaybına uğradığını belirterek açıklanan

nedenlerle özel hayata saygı hakkının, çalışma hakkının ve eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

41. Bakanlık görüşünde, başvurucunun çalışma hakkı

kapsamında ileri sürdüğü ihlal iddiaları hakkında kabul edilemezlik kararı

verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Görüş yazısında, özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar konusunda ise şu değerlendirmelere

yer verilmiştir:

i. OHAL KHK'sı kapsamında meslekten veya kamu görevinden

çıkarma, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan

farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu

kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan

kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir

niteliğindedir.

ii. Avukat ve avukatlık mesleği, yargının kurucu

unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil ederek hukuki sorunların

ve anlaşmazlıkların adalete ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, hukuk

kurallarının tam olarak uygulanması, bireylerin hak ve özgürlüklerinin

korunması ve hukuk devletinin işlerliğinin sağlanması bağlamında yaşamsal bir

önem ve değere sahiptir. Avukatlık mesleği, 1136 sayılı Kanun kapsamında kamu

hizmeti olarak tanımlanmıştır.

iii. Kamu hizmetinin idare hukuku esaslarına göre

çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak adlandırılan kişilerce yapılması

zorunluluğu bulunmamaktadır. Kamu hizmetinin bir kısmı idarece bu esaslara göre

çalıştırılan ve kamu görevlisi olarak nitelendirilen kişilerce yerine

getirilir. Diğer bir kısmı da idare hukuku anlamında kamu görevlisi olarak

nitelendirilmesi mümkün olmayan ancak işlevsel anlamda kamu görevi ifa eden

serbest meslek grubundaki kişiler tarafından yerine getirilmektedir.

iv. OHAL KHK'ları, demokratik hukuk devletine karşı sadece

tehdit oluşturmakla kalmayan, 15/7/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunmak

suretiyle fiilen demokratik hukuk devletine ve millî güvenliğe karşı büyük bir

tehdit oluşturan FETÖ/PDY ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti değerlendirilen

kamu görevlilerinin devlet kurumlarının hızlı bir şekilde arındırılması

amacıyla yürürlüğe girmiştir. Bu kapsamda alınan somut tedbirin, avukatlık

mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri

ile işlevsel olarak kamu görevi ifa ettiği hususları göz ardı edilerek bir daha

"kamu hizmetinde çalışamamak" yerine dar yorumlanmak suretiyle

idare hukuku esaslarına göre "kamu görevlisi olarak çalışamamak"

şeklinde değerlendirilmesi OHAL KHK'larının amacıyla bağdaşmayacaktır. Ayrıca

bu durum avukatlık mesleğinin itibarını da zedeleyecektir. Dolayısıyla

başvurucunun özel hayata saygı hakkına bir müdahalede bulunulduğu kabul edilse

dahi söz konusu müdahalenin yasayla öngörüldüğü ve demokratik bir toplumda

gerekli ve ölçülü olduğu düşünülmektedir.

42. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında

başvuru dilekçesinde yer alan iddialarını tekrar etmiştir.

2. Değerlendirme

43. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz."

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16).

45. Başvurucunun iddialarının, baro levhasına yazılma

talebinin TBB tarafından uygun bulunmasına ilişkin verilen kararın Ankara 4. ve

14. İdare Mahkemelerince ayrı ayrı iptal edilmesine, dolayısıyla serbest

avukatlık yapmasının engellenmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Kişilerin

mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir ilişkisinin olduğu ve

meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde

özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte

öncelikle bu tür işlemlerin mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da

müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat kapsamında görülmeye uygun

olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda

uygulanabilir kabul edileceği hususlarında ölçütler belirlenmesi ve bu ölçütler

dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (Tamer Mahmutoğlu,

§ 82).

46. Somut başvurunun da bu yönüyle ele alınması ve yapılacak

değerlendirmeler neticesinde özel hayata saygı hakkının uygulanabilir olduğu

sonucuna ulaşılması durumunda başvurucunun tüm iddialarının özel hayata saygı

hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

47. Anayasa Mahkemesi, önceki birçok kararında özel

hayata saygı hakkının kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını

içerdiğini, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına aldığını ve

kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir ilişki içinde

olduğunu vurgulamıştır (K.Ş., B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 36; Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 37; Bülent Polat [GK], B. No:

2013/7666, 10/12/2015 § 62; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

31; Ö.Ç.; B. No: 2014/8203, 21/9/2016, § 50; Haluk Öktem [GK], B.

No: 2014/13433, 13/10/2016, § 27; E.G. [GK], B. No: 2014/12428,

13/10/2016, § 34).

48. Anayasa Mahkemesi yakın tarihte açıkladığı Tamer

Mahmutoğlu kararında; özel hayata ilişkin hususların kişinin mesleği ile

ilgili tasarruflara esas alındığı durumlarda özel hayata saygı hakkının uygulanabilir

olduğuna ve özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanılmaksızın mesleki

hayata yönelen müdahalelerin özel hayata saygı hakkı kapsamında

değerlendirilebilmesi gerekli olan koşulların neler olduğuna ilişkin detaylı

değerlendirmelerde bulunmuştur (Tamer Mahmutoğlu, §§ 84-90).

49. Öncelikle belirtilmelidir ki başvurucunun serbest

avukatlık faaliyetinde bulunmasının engellenmesine yönelik müdahale özel hayata

saygı hakkının otomatik olarak uygulanabilirliğini sağlamaz. Özel hayata saygı

hakkının uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılabilmesi için belirtilen

kararlarda açıklanan kriterler kapsamında somut olayın değerlendirilmesi

gerekir.

50. Başvuru dosyası incelendiğinde, başvurucunun mesleki

hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene

dayanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun mesleki hayatına

yönelik müdahalenin onun özel hayatına ciddi şekilde etki ettiği ve bu

etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmaktadır. Zira alınan

tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını

önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi

açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmektedir. Bu

durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun özel hayata saygı hakkı

kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

51. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas

Yönünden

52. Özel hayata saygı hakkına yönelik negatif ve pozitif

yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden

ayrılması her zaman mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif

yükümlülükler, her durumda özel hayata saygı hakkına keyfî surette müdahaleden

kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de özel hayata saygı hakkının

korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata saygının

güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar

(benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Adnan Oktar (3), B. No:

2013/1123, 2/10/2013, § 32; Ömür Kara ve Onursal Özbek, B. No:

2013/4825, 24/3/2016, § 46; Tamer Mahmutoğlu, § 98).

53. Başvurucunun serbest avukatlık yapmasına imkân

sağlayan ve TBB tarafından verilen karar derece mahkemelerince iptal

edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayatına yönelen müdahalenin kamu

gücünü kullanan mahkemelerce verilen karardan kaynaklandığı dikkate alındığında

başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmektedir (Tamer Mahmutoğlu, § 99).

i. Müdahalenin

Varlığı

54. Başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB

tarafından tesis edilen işlemin yargı kararlarıyla iptal edilmesi, söz konusu

kararların Bölge İdare Mahkemesinin 23/10/2018 tarihli kararlarıyla

kesinleşmesi ve bu suretle serbest avukatlık faaliyetinden alıkonulması

nedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu

sonucuna varılmıştır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

55. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa’nın 20. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin

... gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

56. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük koşullarını sağlayıp sağlamadığının

belirlenmesi gerekir. Bu bakımdan öncelikle müdahalenin kanuni dayanağının

bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

(a) Genel

İlkeler

57. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen

sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekir. Anayasa

Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre de Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan

kanunilik ölçütünün karşılanması için müdahale şekli anlamda bir kanuna

dayanmalıdır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 31; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 75; Fatih

Saraman [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 65; Turgut Duman, B.

No: 2014/15365, 29/5/2019, § 66; Tamer Mahmutoğlu, § 103).

58. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu

noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade

etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin

hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı

sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §

62; Fatih Saraman, § 66; Turgut Duman, § 67; Tamer Mahmutoğlu,

§ 104).

59. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun

söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir

olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma

sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme

biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (Halime Sare

Aysal, § 63; Fatih Saraman, § 67; Turgut Duman, § 68; Tamer

Mahmutoğlu, § 105).

60. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari

pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî

müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin

kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk

sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde

müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak

nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye

zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde

bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (Halime Sare Aysal, § 64; Fatih

Saraman, § 68; Turgut Duman, § 69; Tamer Mahmutoğlu, § 106).

61. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan

yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin

düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla

yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli

ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli

ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir

alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın

öngörülebilirliği sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (Halime

Sare Aysal, § 65; Fatih Saraman, § 69; Turgut Duman, § 70; Tamer

Mahmutoğlu, § 107).

62. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip

getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak

olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte

olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri önlerine

gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdürler (Tamer

Mahmutoğlu, § 108).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

63. Somut olaya konu olan ve derece mahkemelerince

verilen kararlardan kaynaklanan müdahalede, 672 sayılı KHK'da yer alan

hükümlerin dayanak alındığı belirtilmektedir. Derece mahkemeleri; kamu

görevinden çıkarılan kişilerin 672 sayılı KHK'nın 2. maddesine göre bir daha

kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceklerini, meslek adlarını ve sıfatlarını

kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan

haklardan yararlanamayacaklarını ifade etmiş ve anılan düzenleme gereğince, 672

sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılan başvurucunun avukat olarak baro

levhasına yazılmasına ve avukat unvanını kullanmasına imkân bulunmadığı

sonucuna ulaşarak TBB tarafından tesis edilen işlemi iptal etmiştir. Süreç

içinde verilen kararlar 23/10/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

64. Derece mahkemelerince verilen iptal kararlarına

dayanak olarak kabul edilen 672 sayılı KHK, 7080 sayılı Kanun ile

kanunlaşmıştır. Dolayısıyla başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin

olarak TBB tarafından tesis edilen işlemin iptal edilmesi suretiyle özel hayata

saygı hakkına gerçekleştirilen müdahalenin şekli anlamda bir kanuna

dayandırıldığı söylenebilir. Ancak belirtildiği üzere temel hak ve

hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak gösterilen kanunların şeklen var

olması, kanunilik ölçütünün karşılandığının kabulü için tek başına yeterli

değildir. Ayrıca kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin

bulunması, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini

içermesi gerekir (bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 110).

65. Derece mahkemelerince dayanak olarak gösterilen

düzenlemede, kamudaki görevlerinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde

istihdam edilmeyecekleri, meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu

unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları

ifade edilmektedir. Ancak başvurucunun avukat unvanını uzman sıfatıyla

yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla elde etmediği, kamu görevine girmeden

önce de bu unvanının bulunduğu gözönüne alındığında kamu hizmetine girişi

yasaklayan söz konusu düzenlemelerin avukatlık unvanının yeniden kullanılmasına

ve serbest şekilde icra edilmesine engel teşkil ettiğini söyleyebilmek güçtür.

Ayrıca söz konusu hükmün somut olayda nasıl uygulanabilir olduğu konusunda

derece mahkemelerince de herhangi bir açıklama yapılmamıştır (bkz. Tamer

Mahmutoğlu, § 111).

66. Öte yandan derece mahkemelerince dayanak kabul edilen

672 sayılı KHK'da ve söz konusu KHK'nın kanunlaştığı 7080 sayılı Kanun'da, kamu

görevinden çıkarılanlar yönünden "bir daha kamu hizmetinde istihdam

edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler"

şeklinde bir hüküm yer almaktadır. Derece mahkemelerinin dava konusu işlemi

hukuka aykırı bulmalarının temel gerekçelerinden birinin bu düzenlemeye

dayandığı anlaşılmaktadır. Derece mahkemelerine göre kamu hizmeti yönü

güçlendirilen avukatlık mesleği idare hukuku anlamında kamu hizmeti veren diğer

serbest mesleklerden önemli ve farklı bir konuma taşındığından söz konusu

düzenlemelere göre başvurucunun baro levhasına yazılması mümkün değildir (bkz. Tamer

Mahmutoğlu, § 112).

67. Müdahalenin dayanağı olarak gösterilen kanun hükmünde

yer verilen kamu hizmeti kavramı ve bu kavramın kapsamı yoruma açık ve

geniştir. Bu husus yargı kararlarında da vurgulanmaktadır (Danıştay Onuncu

Dairesinin 6/2/2002 tarihli ve E.1999/2407, K.2002/347 sayılı kararı). Başta

1136 sayılı Kanun olmak üzere ilgili yasal düzenlemeler dikkate alındığında

avukatlığın kamu hizmeti içeren serbest bir meslek olduğu tartışmasızdır.

Ayrıca Danıştay ve Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda da avukatlık

mesleğinin hem bir kamu hizmeti niteliğinin olduğu hem de serbest meslek

yönünün bulunduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu kararlarda, sadece yürütülen

hizmetin kamu hizmeti olmasından hareketle avukatlığın kamu görevlilerinin tabi

olduğu kurallara tabi kılınmasının mesleğin niteliği ve gerekleri ile

örtüşmeyeceği, kamu hizmeti olarak kabul edilmiş olsa da serbest avukatlık

mesleğinin devlet memuriyeti görev ve hizmetleriyle aynı nitelikte

görülemeyeceği ve aynı ölçütlere tabi tutulamayacağı da belirtilmektedir (bkz. Tamer

Mahmutoğlu, § 113).

68. Bu bağlamda müdahalenin kanuni bir dayanağının

bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla kamu hizmeti kapsamında olduğu

açık olan avukatlığın istihdam boyutuyla da ele alınması gerekir.

69. Kamu hizmetinde istihdam kavramının kamu

görevlilerini kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte özel hukuk

sözleşmeleri ile de kamu hizmetinde istihdam mümkün kılınabilir. Ancak kamu

görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki

bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini

serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin

kabulü mümkün değildir. Zira belirtilen durumlar olmadığı müddetçe avukatlık

kural olarak kamu hiyerarşisine dâhil olmayan serbest bir meslektir. Serbest

avukatlığın devletin namına ve hesabına yapılan bir iş olmaması, serbest

avukatların baro levhasına kaydolduktan sonra çalışıp çalışmama ve

müvekkillerini seçme konusunda kural olarak bağımsız olmaları, devletten

herhangi bir maaş almamaları, gelirlerinin müvekkillerinden aldıkları vekâlet

ücretinden oluşması, zorunlu müdafilik veya arabuluculuk gibi görevlendirmeler

dışında serbest avukatlara devletin mali olarak bir katkısının bulunmaması,

serbest avukatlar tarafından yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarından devletin

mali veya hukuki sorumluluğunun bulunmaması, müvekkilleri ile aralarındaki

sözleşmeden kaynaklanan tüm haklara kendilerinin sahip olmaları, yükümlülüklere

de kendilerinin katlanması bu yöndeki tespit ve vurguları pekiştirmektedir

(bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 115).

70. Serbest avukatlık mesleğinin anılan nitelikleri ve

ilgili düzenlemelerde istihdam edilmeme yasağının söz konusu olduğu

dikkate alındığında derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak

gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilmesi mümkün

görünmemektedir. Başka bir anlatımla, somut olayda idari, ticari veya sınai bir

sözleşme ile çalıştırılma söz konusu olmadığından başvurucunun baro levhasına

yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlem, ilgili yasal

düzenlemelerde yer alan kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı

kapsamında kalmamaktadır. Aksine bir yorum ilgili düzenlemelerin yalnızca

avukatlık yönünden değil kamu hizmeti kapsamında görülebilecek hekimlik,

mühendislik gibi serbest şekilde de icra edilebilen diğer meslekler yönünden

uygulanmasına neden olabilir (bkz. Tamer Mahmutoğlu, § 116).

71. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına yönelik

bir müdahalenin Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin

ilk ve temel koşulu müdahalenin kanuni dayanağının bulunmasıdır. Somut olayda

ise başvurucunun idari, ticari ya da sınai bir sözleşme kapsamında kamu

hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı, başvurucunun istihdam edilmesinden

bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir istihdam ilişkisine dayanmadığı

dikkate alındığında serbest avukatlık faaliyetini kamu hizmetinde istihdam

edilme yasağı kabul eden derece mahkemelerince anılan düzenlemelerin

keyfîliğe yol açtığı izlenimi oluşturacak şekilde genişletici ve öngörülemez

bir yoruma tabi tutulduğu değerlendirilmektedir. Neticede başvurucunun baro

levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin kanuni

dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

72. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya

konu müdahalenin kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu

müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

d. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın

yenilenmesine ve lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep

etmiştir.

76. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

78. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda

Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak

ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2)

§§ 57-59, 66, 67).

79. İncelenen başvuruda, serbest avukatlık mesleğini icra

etmekten alıkoyan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu

ihlalin mevcut düzenlemelerin derece mahkemelerince öngörülemez şekilde

yorumlanmasından, dolayısıyla doğrudan derece mahkemelerinin kararlarından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

80. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun şekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemelere ayrı ayrı

gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.

81. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın birer örneğinin özel hayata saygı hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (E.2017/2170, K.2018/843) ve Ankara 14. İdare

Mahkemesine (E.2017/2704, K.2018/564) AYRI AYRI GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 3/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Fatih ALKAN Başvurucu : Hatice ÖZER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/37091, 3 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olağanüstü
  10. B. Başvurucunun
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvuruyu
  16. B. Özel Hayata
  17. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  18. C. Kararın birer örneğinin özel hayata saygı hakkının
  19. E. 294,70 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/37091
Tarih
3 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Arif Makaracı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/22778)
  • Mustafa Gürler Başvurusu (B. No: 2019/20985)
  • Özlem Gülsüm Özgen Ovacıklı Başvurusu (B. No: 2019/21353)
  • Nurten Özçalkap Başvurusu (B. No: 2019/20702)
  • Ahmet Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/27082)
  • Mehmet Bayraktar Başvurusu (B. No: 2018/33486)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.