İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hatun Horuz ve Zemci Horuz Başvurusu (B. No: 2017/17723)

1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında fiziksel ve

Başvuru No2017/17723Tarih3 Kasım 2020Okuma21 dk · 4.299 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hatun Horuz Ve Zemci Horuz Başvurusu

Karar tarihi
3 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2017/17723
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.299 kelime·21 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, zorunlu askerlik hizmeti sırasında fiziksel ve

sözlü şiddete ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmaması

nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 16/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuru yaşam hakkı yönünden kabul edilemez

bulunmuş, kötü muamele yasağı yönünden kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların oğlu 1989 doğumlu S.H. Şırnak'ta

zorunlu askerlik hizmetini yerine getirirken 26/11/2009 tarihinde banyoda ölü

olarak bulunmuştur.

9. S.H.nin ölüm olayıyla ilgili olarak askerî savcılıkça

(Savcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır.

10. Olay Yeri İnceleme ekipleri tarafından ölüm olayının

meydana geldiği yer ve S.H.nin eşyaları incelenmiş, eşyalarının arasından

intihar mektubu bulunmuş, mektubun S.H. tarafından yazıldığı uzmanlarca tespit

edilmiştir. Ayrıca olayda kullanılan silah (G3 piyade tüfeği) muhafaza altına

alınmış, S.H.nin vücudundan örnekler alınmış ve otopsisi yapılarak ölüm nedeni

kesin olarak belirlenmiştir. Buna göre başvurucuların oğlu çenesinin altında

oluşan ateşli silah yaralanmasının beyninde hasara neden olması sonucu vefat

etmiştir.

11. Soruşturma makamı tarafından ölüm olayıyla ilgili

olarak tanıklar dinlenmiştir. Tanıklar başvurucuların oğlunun ölümünden önce

Astsubay Çavuş Y.A. ile Uzman Çavuş L.B. tarafından darbedildiğini beyan

etmişlerdir. Tanık beyanları doğrultusunda Y.A. ile L.B. şüpheli olarak

soruşturmaya dâhil edilmiş ve savunmaları alınmıştır. Uzman Çavuş L.B., eşine

yönelik taciz içerikli mesajların S.H.ye ait telefondan gönderildiğini tespit

etmeleri üzerine S.H.ye kızdığını ve iki tokat attığını kabul etmiş; Y.A. ise

vurmadığını sadece hafifçe sarstığını, bu sırada S.H.nin yere düştüğünü ifade

etmiştir.

12. Şüpheli askerler olaya konu mesajları Savcılığa delil

olarak iletmiştir. Savcılıkça mesajlar incelenmiştir. Kendini Yılmaz olarak

tanıtan bir kişi tarafından Uzman Çavuş L.B.nin eşi D.B.ye gönderildiği

anlaşılan mesajlar onu bir restorana davet eder mahiyettedir.

13. Ölüm olayından yirmi gün önce izin kullanan S.H.nin

neşeli bir insan olduğunu ve askerde bir sıkıntısı olmadığını beyan eden babası

-başvurucu Zemci Horuz- daha sonra verdiği ifadesinde beyanını değiştirerek

S.H.nin, izinliyken amcasına etnik kökeni (Kürt olması) nedeniyle

komutanlarından hakaret işittiğini söylediğini iddia etmiştir. Bunun üzerine

aynı etnik kökenli başka askerler soruşturma makamınca tanık olarak

dinlenilmişler, bu tanıklar, komutanlarınca ayrımcılığa uğramadıklarını,

başvurucunun da uğradığına ilişkin bir bilgilerinin olmadığını dile

getirmişlerdir.

14. S.H.nin eşyaları arasında bulunan intihar mektubunun

darbetme olayıyla ilgili kısmı şöyledir:

"...bir de [L.] uzman ve Y. astsubaya çok

teşekkür ettiğimi söyle her zaman böyle haksız yere asker dövmeye devam

etsinler öteki tarafta yüce 'RABBİM' den korkmuyorlar mı, aslında [L.]

uzmanı ben kendime abi gibi seçmiştim tüm derdimi sorunlarımı mevzilerde hep

onunla paylaştım bizim Adıyamanlı olduğumuzu babamızın oğlu olduğumuzu

unutmasın ... [Y.] astsubay sivilde kendine dikkat etsin..."

15. Tanıklar D.Ö., İ.T. ve R.T.; S.H.nin telefonundan

çekilen mesajlar nedeniyle Uzman Çavuş L.B.nin S.H.ye tokat attığını, Astsubay

Y.A.nın da yumrukla vurduğunu, kendisine çekerken S.H.nin yere düşmesi üzerine

de tekme attığını beyan etmişlerdir. D.Ö. ayrıca S.H.nin intihar anını

gördüğünü, banyoda çenesinin altına tüfeği yerleştirip bir anda tetiği

çektiğini, ancak bunu önlemek için yetişemediğini belirtmiştir.

16. Savcılıkça başvurucuların oğlunun intihar ettiği

kanaatine varılarak 15/7/2010 tarihinde ölüm olayıyla ilgili kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına, şüpheli Y.A. ve L.B.nin asta karşı müessir fiil

suçunu işledikleri isnadıyla haklarında ceza davası açılmasına karar

verilmiştir.

17. Başvurucuların ölüm olayıyla ilgili kovuşturma

yapılmamasına ilişkin Savcılık kararına itirazları askerî mahkemece 2/11/2010

tarihinde reddedilmiştir.

18. Bu aşamada başvurucular 7/3/2011 tarihinde Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurarak yaşanan darp ve ölüm olayı

nedeniyle yaşam ve adil yargılanma hakları ile kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

19. Diğer taraftan başka bir askerî mahkemece sanıklar

hakkında asta karşı müessir fiil suçu yönünden yargılama yapılmış, 6/12/2011

tarihinde sanıkların mahkûmiyetine karar verilmiştir.

20. Sanık L.B.nin başvurucuların oğlu S.H.ye iki kez

tokat atmak suretiyle asta müessir fiil suçunu işlediği askerî mahkemece kabul

edilmiş, olayın diğer askerlerin önünde gerçekleşmesi nedeniyle mağdurda

yarattığı psikolojik etkinin ağırlığı dikkate alınıp alt sınırdan uzaklaşılarak

sanığa ceza verilmiş, L.B.nin eşine atılan mesajlar nedeniyle L.B.nin suçu

haksız tahrikle işlediği değerlendirilerek cezasında indirim yapılmıştır.

Ayrıca L.B.nin soruşturmanın ilk aşamasından itibaren samimi beyanda bulunarak

suçunu ikrar etmesi nedeniyle de cezasında iyi hâl indirimi uygulanmış, sonuç

ceza olan 25 gün hapis cezası para cezasına çevrilmiştir.

21. Askerî mahkeme tarafından diğer sanık Y.A.nın S.H.ye

yumruk ve tekme attığı kabul edilmiş, yaralama biçimi dikkate alınarak sanığın

cezası artırılmış, iyi hâl indirimi uygulanarak hükmedilen 3 ay 10 gün hapis

cezası para cezasına çevrilmiştir.

22. Başvurucular anılan cezaların yeterli olmadığını

iddia ederek katılan sıfatıyla kararı temyiz etmişlerdir. Askerî Yargıtayın

3/12/2014 tarihli kararıyla sanıklar hakkında verilen hükümlerin açıklanmasının

geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesi bakımından

mahkûmiyet hükümleri bozulmuştur.

23. Bozma kararı üzerine yargılama ilk derece

mahkemesinde devam ederken AİHM, 2015 yılında başvurucuların oğullarının ölümü

ile ilgili iddialarını yaşam hakkı yönünden, ölümünden önce üstleri tarafından

yaralanmasıyla ilgili iddialarını ise kötü muamele yasağı yönünden incelemiş;

sonuç olarak başvuruyu kabul edilemez bulmuştur (Zemci ve Hatun

Horuz/Türkiye, B. No: 30247/11, 24/3/2015).

24. AİHM'e göre başvurucularının oğlunun intihar etmesi

olayında tüm deliller soruşturma makamınca toplanmış ve esaslı araştırma

yapılmıştır. Kararda müteveffanın yakın ve gerçek intihar etme riski olup

olmadığı veya en azından kamu makamlarının bu riski öngörüp öngöremeyeceği

tartışılmış, genel olarak S.H.nin üstleriyle iyi anlaştığı ve yaşanan olayın

münferit olması nedeniyle S.H.nin intihar etmesinin planlı olmadığı

değerlendirilerek bu olayın öngörülemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

devletin koruma ve usul yükümlülüğü kapsamında yaşam hakkı bakımından

başvurucuların şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar

verilmiştir.

25. Buna karşın başvurucuların S.H.nin üstleri tarafından

fiziksel şiddet görmesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaları hakkında AİHM, sanıklar hakkındaki ceza davasının

sonuçlanmamış olması nedeniyle başvuru yollarının tüketilmediğine karar

vermiştir.

26. AİHM kararından sonra askerî mahkeme tarafından hapis

cezası olarak L.B. ve Y.A. hakkında verilen mahkûmiyet hükümlerinin

açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir.

27. Başvurucuların itirazları itiraz mercii olan askerî

mahkemece 11/1/2016 tarihinde reddedilmiştir. Anılan kararın başvuruculara

tebliğ edildiğine ilişkin belge bulunmamaktadır. Başvurucular, adli emanete

kayıtlı eşyaların kendilerine 17/1/2017 tarihinde bildirilmesiyle nihai kararı

öğrendiklerini beyan etmişlerdir.

28. Başvurucular 16/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır. Başvurucular oğullarının ölümü nedeniyle yaşam hakkının,

ölümünden önce yaralanması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir. Komisyonca 22/5/2020 tarihinde yaşam hakkına yönelik

iddialarının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

29. 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza

Kanunu’nun "Maduna müessir fiiller yapanların cezası" kenar

başlıklı 117. maddesi şöyledir:

“Madununu kasten itip kakan, döven,

veya sair suretlerle cismen eza verecek veya sıhhatini bozacak hallerde bulunan

veyahut tazip maksadiyle madunun hizmetini lüzumsuz yere güçleştiren veya onun

diğer askerler tarafından tazip edilmesine veya suimuamelde bulunulmasına

müsamaha eden amir veya mafevk iki seneye kadar hapsolunur."

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

"Haksız tahrik" kenar başlıklı 29. maddesi şöyledir:

"Haksız bir fiilin meydana

getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve

müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası

verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı

indirilir. "

31. 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim

nedenleri" kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

"(1) Fail yararına cezayı

hafifletecek takdiri nedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası yerine, müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeş yıl hapis

cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.

(2) Takdiri indirim nedeni olarak,

failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki

davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar

göz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda

gösterilir."

32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 231. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan

yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya daha az süreli hapis veya

adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri

bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade

eder.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan

mahkûm olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya

kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin

suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.”

B. Uluslararası

Hukuk

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

"İşkence yasağı" kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık

dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz."

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

Sözleşme'nin 3. maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının

demokratik toplumların en temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da

organize suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiğini belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin

15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde

dahi hiçbir istisnaya yer vermediğine ilişkin içtihatlarını hatırlatmıştır

(birçok karar arasından bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No:

25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95,

6/4/2000, § 119).

35. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin inandırıcı

kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü getirdiğine

dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131). AİHM’in içtihadında tanımlanan

etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu

denetimine açık olmasını, yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla

çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov (Jalaloglu)/Azerbaycan, B. No:

34445/04, 11/1/2007, § 73; benzer yöndeki karar için bkz. Çelik ve

İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

36. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

37. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü

muameleyle suçlandığı durumlarda etkili başvurunun amaçları çerçevesinde

cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, genel af

veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca

AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının,

hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet

Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55).

38. AİHM, hukuka aykırı öldürme eylemlerine ilişkin

olarak Türkiye'de yürürlükte bulunan ulusal hukukun mahkemelere HAGB kararı

vermesine olanak sağladığını ancak mahkemelerin takdir yetkilerini ilgili

eylemlere hiçbir şekilde müsamaha edilmeyeceğini göstermek için kullanmaktan

ziyade ciddi bir suç teşkil eden eylemin sonuçlarını hafifletmek ya da ortadan

kaldırmak için kullandıklarını belirtmektedir (Kasap ve diğerleri, B.

No: 8656/10, 14/1/2014, § 60; hâkimlerin takdir haklarını kullanmalarına

ilişkin benzer yöndeki eleştiriler için bkz. Okkalı/Türkiye, B. No:

52067/99, 17/10/2006, § 75). Ayrıca AİHM, HAGB kararı verilmesiyle

faillerin cezadan tamamen muaf kaldığını çünkü HAGB kararının uygulanması

sonucunda -failin denetimli serbestlik tedbirlerine uyması koşuluyla- verilen

kararın içerdiği ceza da dâhil olmak üzere tüm hukuki sonuçlarıyla ortadan

kalktığını ifade etmektedir (Kasap ve diğerleri/Türkiye, § 60).

39. Aynı şekilde AİHM, negatif yükümlülükler kapsamında

kamu görevlilerinin güç kullanması sonucu ortaya çıkan kötü muamele iddialarını

içeren bazı başvurularda (Eski/Türkiye, B. No: 8354/04, 5/6/2012, § 36; Taylan/Türkiye,

B. No: 32051/09, 3/7/2012, § 46; Böber/Türkiye, B. No: 62590/09,

9/4/2013, § 35: Ateşoğlu/Türkiye, B. No: 53645/10, 20/1/2015, § 28)

yapılan yargılama sonucunda verilen mahkûmiyete ilişkin HAGB kararını

Sözleşme’nin 3. maddesini usul yönünden ihlal ettiği gerekçesiyle kabul

edilemez bir önlem olarak belirtmiştir. Ancak AİHM, devletin pozitif

yükümlülüklerinin kapsamının Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı muamelelerde

bulunanların devlet memuru olmasına veya şiddetin özel kişiler tarafından

uygulanmış olmasına göre farklılık gösterdiğini de kabul etmektedir (Beganović/Hırvatistan,

§ 69).

40. Öte yandan AİHM, üçüncü kişiler arasında gerçekleşen

kasten yaralama olayına ilişkin mevcut davaya özgü koşulları dikkate alarak

ceza davası sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün yeterli caydırıcı etkiye

sahip olduğunu ve HAGB kararının Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı muamelelere

karşı bireylerin korunmasının amaçlandığı caydırıcı yasal önlemleri etkisiz

kılmadığını belirterek devletin Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince üstüne düşen

pozitif yükümlülükleri yerine getirdiğini de dile getirmiştir (Çalışkan/Türkiye

(k.k.), B. No: 47936/11, 1/12/2015, §§ 46-52).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

41. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

42. Başvurucular; oğullarının ölümünden önce üstleri L.B.

ve Y.A tarafından darbedildiğini ve hakarete uğradığını, buna karşın olayla

ilgili açılan ceza yargılamasının adil biçimde sonuçlanmayarak sanıklar

hakkında HAGB kararı verildiğini, ayrıca yargılamanın çok uzun sürede

tamamlandığını iddia ederek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

43. Anayasa’nın "Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve

manevî varlığı" kenar başlıklı 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet

yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi

tutulamaz.”

44. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri

" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının bir kısmının Komisyonca karara bağlandığı

dikkate alınarak incelemenin kötü muamele yasağıyla sınırlı olarak yapılması

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

46. Başvuruculara nihai kararın tebliğ edildiğine ilişkin

belgenin bulunmaması dikkate alındığında başvurucuların beyan ettikleri tarihte

kararı öğrendikleri kabul edilerek başvurunun süresinde yapıldığı

değerlendirilmiştir.

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

a. Genel

İlkeler

48. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan

maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü

fıkrasında da kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır.

49. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğünden

kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 81).

50. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları

olaylarda kamu görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında

meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 110).

51. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde -Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri”

kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında-

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma,

sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli

olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde sahip olduğu öneme rağmen pratikte

etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

52. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli

olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için

soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

53. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, bağımsız

biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve bir

bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 116).

Soruşturmanın olabildiğince süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı

durumlarda soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak

böyle bir durumda dahi yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın

aydınlatılabilmesi, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı

eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından

büyük öneme sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 119; Adem Erden,

B. No: 2015/4032, 23/1/2019, § 33).

54. Mahkemelerin -ve diğer soruşturma makamlarının-

özellikle kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için

ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmesi ve tüm araçlara başvurması gerekir.

Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza soruşturması söz konusu olduğunda

yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde

genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak

sayılabilir ve kanun dışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü

hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 120; Adem

Erden, § 34).

55. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir

hüküm alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla

birlikte mahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel

ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da

zamanaşımına uğramasına izin vermemelidir. Adli makamların yetki alanları

kapsamındaki kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak

için çıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım

uygulamakta kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza

arasında açık bir orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla

koruma hususundaki pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

56. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin

etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap

vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların

kullanılması yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu

bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak usul yükümlülüğünün

bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle orantılı cezalar

verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan,

B. No: 2013/2438, 9/9/2015, § 105; Mustafa Rollas, B. No: 2013/7703,

2/2/2017, § 74; Yunus Kalkan, B. No: 2013/4383, 18/2/2016, § 85).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

57. Başvurucuların oğlu S.H.nin askerlik hizmetini yerine

getirdiği esnada kullandığı cep telefonundan üstü konumunda olan Uzman Çavuş

L.B.nin eşine davet içerir nitelikte mesaj gönderildiği yapılan soruşturmayla

ortaya konulmuştur. Bu mesajdan dolayı eşinin taciz edildiğini düşünen L.B. ile

konuyu paylaştığı Astsubay Çavuş Y.A.nın S.H.yi birkaç kez tokatlamak ve bir

kez tekmelemek suretiyle yaraladığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır.

58. Hakkında sağlık raporu düzenlenmediği için S.H.nin

yaralamasının fiziksel etkisi bilinmemekle birlikte olayın diğer askerlerin

önünde yaşanmasından dolayı psikolojik etkisinin yoğun olduğu yargı

makamlarınca kabul edilmiştir. Yaşanan bu olayın ertesi günü S.H. intihar

etmiştir.

59. Başvurucuların oğlunun yaralanması ve ölümü ile

ilgili olarak Savcılıkça derhâl soruşturma başlatılmış, olay yerinde bulunan

deliller toplanmış, S.H.nin vücudundan ve kıyafetlerinden örnekler alınmış,

eşyaları ile olayda kullanılan silah incelenmiş, tanıklar dinlenmiş,

başvurucuların soruşturmaya katılımı sağlanmıştır.

60. Bu bağlamda soruşturma makamınca maddi gerçeğe

ulaşmak amacıyla özenle soruşturma yapılmış, tüm deliller toplandıktan sonra

yaklaşık sekiz ay gibi kısa bir sürede şüpheli askerler hakkında ceza

yargılaması başlatılmıştır. Başvurucuların da oğullarının yaralanması ile

ilgili yapılan ceza soruşturmasının etkili olmadığı yönündeki şikâyetlerinin

sadece sanıkların cezasız kaldığı ve yargılamanın uzun sürdüğü şeklinde iki ana

başlıkta toplanmaktadır. Yaralama olayıyla ilgili diğer usul yükümlülükleri

hususunda başvurucuların ilettiği somut bir şikâyet bulunmadığı gibi başvuruya

yansıyan olgular nazara alındığında soruşturmanın özensiz yapıldığını

düşündürecek bir husus da tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvuru bu iki

temel şikayet kapsamında incelenmiş, öncelikle cezasızlık şikâyeti

irdelenmiştir.

61. Yapılan soruşturma sonunda Savcılık tarafından

S.H.nin intihar etmesinde başka birinin etkisinin tespit edilmediği ve kamu

görevlilerinin olayda kusuru bulunmadığı değerlendirilerek ölüm olayıyla ilgili

kovuşturma yapılmamasına karar verilmiştir. Anılan kararın kesinleşmesi üzerine

başvurucuların yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarını içeren başvurusu, AİHM

tarafından intiharın öngörülemez olduğu ve münferit bir olayın akabinde plansız

yapıldığı kanaatine varılarak açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur. Diğer bir

ifadeyle AİHM'e göre intihar olayı bireylerin davranışlarının

öngörülemezliği çerçevesinde incelenmiş, L.B. ve Y.A.yı ölüm olayından

sorumlu tutmaya yetecek düzeyde olgu bulunmadığından yaralanma ile intihar

olayları arasında illiyet bağının koptuğu değerlendirilmiştir.

62. Askerî mahkeme tarafından yaralama olayıyla ilgili

yapılan yargılama sonunda asker sanıkların başvurucuların oğlunu yaraladıkları

kabul edilerek cezalandırılmalarına karar verilmiştir. L.B.ye verilen ceza

miktarı olayın başka kişilerin önünde gerçekleşmesi nedeniyle psikolojik etkisi

nazara alınarak artırılmıştır. Yine diğer sanık Y.A.ya verilen ceza da eylemin

gerçekleştiriliş biçimi -mağdurun düşmesinden sonra tekme atılması- dikkate

alınarak artırılmıştır.

63. Askerî mahkemenin yaralama olayını akabinde

gerçekleşen intihar meselesinden ayrı tutarak bir inceleme yaptığı, asker sanıkların

cezalandırılmasında bu hususu değerlendirmeye almadığı görülmektedir.

Yaralamanın sebebi dikkate alındığında olayın anlık öfkeyle gerçekleştiği,

asker sanıkların bu şekilde davranmalarının genel kişilik özelliklerinden

kaynaklanmadığının tanık beyanlarıyla tespit edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca

başvuruya yansıdığı kadarıyla S.H.nin bu olayın ardından intihar etmesi asker

sanık ve tanıklar dâhil kimsenin öngöremediği vahim bir olaydır. Elbette

yaralama olayının mağdurda doğrudan psikolojik etki yarattığı tartışmasızdır.

Ancak bu etkinin bilinmeyen sebeple mağdur yönünden mevcut sonucu doğurmasının

öngörülemezliği gereği asker sanıkların cezalandırılmasında intihar olgusunun

dikkate alınmaması mevcut bilgiler kapsamında kötü muamele yasağı yönünden sorun

oluşturmamaktadır.

64. L.B. ve Y.A.nın yargılama süresince tutumları dikkate

alınarak cezalarında indirim yapılmış, ayrıca L.B. haksız tahrik indiriminden

yararlanmış, daha önce sabıkası olmayan sanıkların bir daha suç işlemeyecekleri

kanaatine varılarak verilen hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmiştir.

65. Cezasızlık, işlenen bir suçun somut olarak cezasız

kalmasını ifade etmektedir. Cezasızlık; kötü muamele fiillerine yönelik olarak

sorumluların adalet önüne çıkarılmaması, işledikleri suçla orantılı bir biçimde

cezalandırılmaması veya mahkûm edildikleri cezanın infazının sağlanmaması

şeklinde ortaya çıkabilmektedir. İşlenen suç ile verilen cezalar arasında

orantısızlık olması ya da hiç ceza verilmemesi durumunda bu tür eylemlerin

önlenmesini sağlayabilecek caydırıcı bir etki ortaya koymaktan oldukça uzak

kalınmaktadır (S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015, § 102).

66. HAGB kararı verilmesinin tek başına kötü muamele

oluşturan fiillerin caydırıcılığını ortadan kaldıracağını öngörmek mümkün

değildir. Bununla birlikte her olayın koşulları çerçevesinde failin fiiliyle

orantılı ceza alıp almadığı değerlendirmesi yapılırken HAGB uygulanmasının

tartışılması gerektiği muhakkaktır.

67. Somut olayda L.B. ve Y.A.nın başvurucuların oğlunu yaralama

şekli, olayın gelişimi ve bu süreçteki sanıkların tutumu dikkate alınarak alt

sınırdan uzaklaşılmak suretiyle ceza tayinine gidildiği, koşullarının oluşması

nedeniyle de haklarındaki hapis cezası hükümlerinin açıklanmadığı

anlaşılmaktadır. Daha önce sabıkası bulunmayan asker sanıkların görevleriyle

ilgili bir durumdan kaynaklanmayan, planlı olmadığı ve anlık öfkeyle hareket

edildiği kabul edilen yaralama eylemleri nedeniyle verilen orantılı cezaların

açıklanmasının ertelenmesinin somut olayın koşulları çerçevesinde yasal

önlemleri etkisiz kıldığını tespit etmek zor görünmektedir. Bu olayın askerde

genel olarak yaşanan asta karşı yaralama suçlarından farklı bir yönünün olduğu

unutulmamalıdır. Eşinin taciz edildiğini düşünen askerin astı konumunda olan

bir kişiyi yaralaması ile astlarının askerlik hizmetini zorlaştıran veya onlara

fiziksel/sözlü şiddet uygulayan askerin eylemleri sonucu verilecek cezaların

aynı mahiyette olması beklenemez. Dolayısıyla somut olayda asker sanıklara

verilen cezaların eylemleriyle orantılı olduğu değerlendirilmiştir.

68. Buna karşılık 2009 yılında gerçekleşen olayın

faillerinin cezalandırılması 2016 yılında mümkün olmuştur. Hukuki meselenin

çözümündeki güçlük, maddi olayların niteliği, delillerin toplanmasında

karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kıstaslar dikkate alındığında başvuru

konusu olay çok da karmaşık bir görünüm arz etmediği gibi başvurucuların

yargılamanın uzamasına sebep olacak tutumunu ve usule ilişkin haklarını

kullanırken özensizliğini gösteren bir unsur da gözlenmediğinden yedi yıllık

yargılama süresinde makul olmayan bir gecikme söz konusudur (benzer yöndeki

değerlendirme için bkz. Adem Erden, § 42). Dolayısıyla makul hızla

soruşturma -yargılama- yapılmadığından kötü muamele yasağının ihlal edildiği

sonucuna ulaşılmıştır.

69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

70. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

71. Başvurucular ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

ayrı ayrı 50.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

72. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

73. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir

(Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

74. İncelenen başvuruda kötü muamele yasağının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

75. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucuların uğradıkları zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için kötü muamele yasağının ihlali

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvuruculara müştereken net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi

için başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tespit edilen

ihlal arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir

belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın

MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, diğer tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 3/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucular : 1. Hatun HORUZ 2. Zemci HORUZ Başvurucular Vekili : Av. Kemal DERİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/17723, 3 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin
  18. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  19. C. Başvuruculara net 20.000 TL manevi tazminatın
  20. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların
  21. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/17723
Tarih
3 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Gökhan Gündüz Başvurusu (B. No: 2017/39507)
  • Adem Erden Başvurusu (B. No: 2017/36537)
  • Ayşe Adıgüzel Başvurusu (B. No: 2019/2182)
  • M.i. Başvurusu (B. No: 2018/3181)
  • Candar Şafak Dönmez Başvurusu (B. No: 2015/15672)
  • A.k. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/12324)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.