İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haydar Aktepe ve Halise Aktepe Başvurusu (B. No: 2016/3030)

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık

Başvuru No2016/3030Tarih28 Ocak 2020Okuma50 dk · 10.067 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Haydar Aktepe Ve Halise Aktepe Başvurusu

Karar tarihi
28 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/3030
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.067 kelime·50 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ceza infaz kurumunda tutulan hükümlünün sağlık

personeli ve ceza infaz kurumu görevlilerinin ihmalleri nedeniyle ölmesi ve bu

olaya ilişkin etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucular tarafından 2016/3030 numaralı başvuru 12/2/2016

tarihinde, 2016/5641 numaralı başvuru ise 22/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. 2016/5641 numaralı başvuru dosyasının konu bakımından hukuki

irtibat nedeniyle 2016/3030 numaralı başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2016/3030 numaralı dosya üzerinden yapılmasına ve diğer dosyanın

kapatılmasına karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan ve Elazığ Cumhuriyet

Başsavcılığından (Cumhuriyet Başsavcılığı) temin edilen soruşturma

dosyalarındaki bilgi ve belgelere göre olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

tutuklanarak 10/3/2014 tarihinde Elazığ E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna

(İnfaz Kurumu) konulan, 1988 doğumlu Ç.A.nın babası ve annesidir. Ç.A.

rahatsızlanarak 4/11/2014 tarihinde İnfaz Kurumunda vefat etmiştir.

.

10. Ölüm olayı nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/16503

numaraya kayden derhâl ve resen soruşturma başlatmıştır. Bu kapsamda 4/11/2014

tarihinde Adli Tıp Kurumu (ATK) Elazığ Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından

gerçekleştirilen otopsi işlemine dair tutanakta Ç.A.nın ölümünde haricî bir

travmatik etkinin söz konusu olmadığı, lenfomaya (hodgkin veya nonhodgkin)

sekonder akciğer enfeksiyonu ve/veya diğer komplikasyonlar sonucu öldüğü

kanaati bildirilmiştir. Raporda ayrıca şahsın ceza infaz kurumunda iken ölmesi

nedeniyle ölümünde başkaca bir etken olup olmadığının tespiti için İstanbul ATK

tarafından ileri toksikolojik ve patolojik inceleme yapılması gerektiği

bildirilmiştir.

11. Başvurucular 12/11/2014 tarihli dilekçeyle yakınlarının

ölümünde ihmali olduğunu ileri sürdükleri İnfaz Kurumu personeli ile sağlık

personeli hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014/17080 numaraya kaydedilen soruşturma

2014/16503 numaralı soruşturmayla birleştirilmiştir.

12. Daha sonra Cumhuriyet Başsavcılığı 3/4/2015 tarihinde,

Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesinde (Hastane) görevli sağlık personeli

hakkında görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin soruşturmanın -söz konusu

şüphelilerin soruşturulmasının soruşturma izni verilmesine bağlı olması

nedeniyle- ayrılmasına ve 2015/4709 numaraya kayden yürütülmesine karar

vermiştir.

A. Ceza İnfaz Kurumu

Personeli Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci (2014/16503 Numaralı

Soruşturma)

13. Cumhuriyet Başsavcılığı 5/11/2014 tarihinde İstanbul

ATK'dan, otopsi sırasında elde edilen numuneler üzerinde toksikolojik inceleme

yapılmasını istemiştir. Bu inceleme sonucunda düzenlenen rapor İstanbul ATK

tarafından 6/3/2015 tarihinde iletilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 17/11/2014 tarihli

müzekkereyle Hastaneden Ç.A.ya ait tüm tedavi evrakının her bir servis için

ayrıca dosyalanmak suretiyle iletilmesi istenmiştir.

15. Hastane tarafından 26/11/2014 tarihinde iletilen yazıda,

Ç.A.nın 22/10/2014 tarihinde Kulak Burun Boğaz (KBB) Polikliniğine getirildiği,

muayenesi sonrası bu servise yatırılarak tedavi edildiği bildirilmiştir. Yazı

ekindeki belgelerin incelenmesi neticesinde teşhisin akut lenfadenit olarak yazıldığı ve epikriz raporundan

Ç.A.nın 22/10/2014 tarihinde KBB servisine yatış yaptığı, rapora "1,5 aydır boyunda ve vücudun değişik yerlerinde

yer yer LAP'lar çıkmış, hasta tanı amaçlı yatırılmış, lenf biopsisi istenmiş,

23/10/2014 tarihinde boyundan lenf biopsisi alındı, patolojiye gönderildi,

patoloji sonucu takibi tarafınızdan yapılacak sonucu çıkınca hasta kontrole

gelecek" notunun düşüldüğü ve Ç.A.nın 24/10/2014 tarihinde

taburcu edildiği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamındaki belgelerden patoloji

raporunun 11/11/2014 tarihinde düzenlendiği görülmüştür.

16. Yine yazıya ekli belgelerden Cildiye Polikliniğince yapılan

muayeneye ait 20/10/2014 tarihli ultrason raporunda cilt altında lenf nodlarına

rastlandığının belirtildiği görülmüştür. Ayrıca Ç.A.nın 16/10/2014 tarihinde

Aile Hekimliği girişiyle, 21/10/2014 tarihinde ise Gastroenteroloji ve Göğüs

Poliklinikleri girişiyle kan tahlillerinin alındığı anlaşılmıştır.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 20/11/2014 tarihli

yazıyla İnfaz Kurumundan; olay tarihinde Ç.A.ile aynı koğuşta kalan

hükümlü/tutukluların tanık olarak beyanları alınmak üzere hazır edilmeleri,

İnfaz Kurumunun içi, dışı ve dış kapısı önünde rahatsızlanan Ç.A.ya müdahale

edilmesine dair görüntüleri içeren kamera kayıtlarının iletilmesi, Ç.A.nın

İnfaz Kurumuna alındığı tarihten vefat tarihine kadar Hastaneye müracaatına

ilişkin yazılı başvurularının ve bu taleplere dair işlemlerin bildirilmesi

istenmiştir.

18. İnfaz Kurumu 21/11/2014 tarihli yazıyla aynı koğuşta

kalanların açık kimlik bilgilerini ve bu şahısların beyanlarının alınmak üzere

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilecekleri tarihi bildirmiş, ayrıca kamera

kayıtlarıyla İnfaz Kurumundaki sağlık dosyasını iletmiştir.

19. İletilen sağlık dosyasındaki sağlık fişinin incelenmesi

neticesinde Ç.A.nın Kuruma girişi sonrası ilk muayenesinin 11/3/2014 tarihinde

yapıldığı ve genel durumunun iyi olduğunun not edildiği görülmüştür. Bu belgeye

göre Ç.A. 25/4/2014 ve 7/5/2014 tarihlerinde İnfaz Kurumu doktoru tarafından

muayene edilerek gastrit ve dermatit teşhisleriyle ilaç tedavisi almış,

21/5/2014 tarihinde Hastanenin Dermatoloji Polikliniğine sevk edilmiş;

28/5/2014, 30/5/2014 ve 4/6/2014 tarihlerinde İnfaz Kurumu doktoru tarafından

muayene edilerek gerilim, başağrısı, miyalji ve ülser teşhisleriyle ilaç

tedavisi almış; 9/6/2014 tarihinde Hastanenin Dermatoloji Polikliniğine sevk

edilmiş, 11/6/2014 tarihinde İnfaz Kurumu doktoru tarafından muayene edilerek

kabızlık teşhisiyle ilaç tedavisi almış, 23/6/2014 ve 26/6/2014 tarihlerinde

Hastanenin Ultrason ve Dermatoloji Polikliniğine sevk edilmiş, 2/7/2014

tarihinde İnfaz Kurumu doktoru tarafından muayene edilerek ülser teşhisiyle

ilaç tedavisi almış, 11/9/2014 ve 16/9/2014 tarihlerinde Hastanenin Dermatoloji

Polikliniğine sevk edilmiş, 19/9/2014 ve 26/9/2014 tarihlerinde İnfaz Kurumu

doktoru tarafından muayene edilerek miyalji ve konjuktivit teşhisleriyle ilaç

tedavisi almış, 1/10/2014 tarihinde İnfaz Kurumu doktoru tetkik istemiş,

10/10/2014 tarihinde İnfaz Kurumu doktoru tarafından muayene edilerek kronik

tonsilit teşhisiyle ilaç tedavisi almış, 16/10/2014,17/10/2014 ve 20/10/2014

tarihlerinde HastaneninCildiye, Dahiliye, Göğüs Hastalıkları ve Gastroenteroloji

Polikliniklerine sevk edilmiş, 21/10/2014 ve 23/10/2014 tarihlerinde Hastanenin

KBB Polikliniğine, son olarak da 3/11/2014 tarihinde Hastanenin Acil

Polikliniğine sevk edilmiştir.

20. Dosya kapsamındaki belgelerden Ç.A.nın İnfaz Kurumunun dört

farklı doktoru (M.A.D., Y.Y., A.E. ve C.Ş.) tarafından çeşitli tarihlerde

muayene edildiği, ayrıca 24/4/2014 tarihinde revire çıkma talebinde bulunması

üzerine 25/4/2014 tarihinde Kurum doktoru tarafından muayene edildiği tespit

edilmiştir. Başvuru dosyasındaki belgelerde Ç.A.nın başka talep dilekçesine

rastlanmamıştır.

21. Sağlık dosyasındaki belgelerde Cildiye Polikliniğine ait

26/6/2014 tarihli ultrason raporunda "Fokal

kitlesel lezyon saptanmamıştır" tespiti olduğu görülmüştür.

22. Cumhuriyet Başsavcılığının 26/11/2014 tarihli yazısından

İnfaz Kurumu tarafından iletilen, olay yerini gösterir CD'nin adli emanete

alındığı anlaşılmıştır.

23. Cumhuriyet Başsavcılığı 11/12/2014 tarihli müzekkereyle,

Ç.A.nın İnfaz Kurumundaki sağlık dosyasının incelenmesinden şahsın 3/11/2014

tarihinde acil olarak Hastaneye sevk edildiğinin tespit edilmesi nedeniyle

Hastaneden, 3/11/2014 tarihinden taburcu işlemleri yapılana dek

gerçekleştirilen tüm işlemlere ait bilgi ve belgelerin iletilmesini istemiştir.

24. 18/12/2014 tarihli yazıyla Hastane tarafından iletilen

belgede, Ç.A.nın akut tonsillit tanısıyla Acil Polikliniğine sevk edildiği,

yatışının yapılmadığı, muayene sonucunda kendisine önerilerde bulunularak İnfaz

Kurumuna gönderildiği belirtilmiş; yapılan işlemler ile ilaçların dökümünü

içeren hasta tetkik belgesi ve folyo fatura belge ekinde gönderilmiştir.

25. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3/4/2015 tarihinde İnfaz

Kurumundan istenmesi üzerine 6/4/2015 tarihinde Ç.A.nın ölümü nedeniyle İnfaz

Kurumu personeli hakkında yürütülen disiplin soruşturmasına dair evrak

iletilmiştir.

26. Cumhuriyet Başsavcılığı 26/5/2015 tarihinde başvurucu Haydar

Aktepe'nin müşteki olarak beyanını almıştır. Başvurucu, beyanında İnfaz Kurumu

personeli ve oğlunun tedavisini yapan doktorlar hakkındaki şikâyetinin devam

ettiğini belirtmiştir.

27.Cumhuriyet Başsavcılığı 24/11/2014 tarihinde Ç.A. ile aynı

koğuşta kalan Y.O., A.B. ve A.G.nin tanık olarak beyanlarını almıştır. A.G.nin

beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...yaklaşık 3-3,5 aydan beri aynı

koğuşta kalıyorduk, bundan yaklaşık 40 gün kadar önce [Ç.de] bir rahatsızlık başladı, boynunda şişlikler

oluşmuştu vücudunun bazı yerlerinde morarmalar vardı, ameliyat oldu, bu süre

zarfında çok şey yemiyordu sürekli su içiyordu, haftada bir kaç defa hastaneye

gidip geliyordu, olay tarihinde de öğlen saatlerinde rahatsızlanması sonucu

hastaneye gitti akşam saatlerinde geri döndü, yatağına yattı, sabah saat 06.30

sıralarında gardiyanın uyarmasıyla ben uyandım benim kulaklarım biraz ağır

işitir öncesini duymadım, kalktığımda koğuşta kalan [A. ve Y.nin]

[Ç.nin] kollarına girmiş olduğunu gördüm,

görevlilerde ordaydı bende yardımcı oldum alt katta bulunan tekerlekli

sandalyeye oturtarak ana kapıya götürdük ancak nefes almakta zorlanıyordu,

kendisini bıraktıktan sonra biz koğuşa döndük daha sonra öğrendik ki

[Ç.] vefat etmiş, ben koğuşta kaldığım süre

zarfında [Ç.nin] hastaneye gidişi

konusunda herhangi bir zorlama daha doğrusu gitmemesi konusunda kendisine

zorluk çıkarıldığına şahit olmadım her defasında hastaneye gidip geldi, ancak

hastalığına bir teşhis konamamıştı, neden öldüğü konusunda da henüz bir bilgim

yok, hastanede tetkiklerinin devam ettiğini biliyorum..."

28.A.B.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...yaklaşık 3-3,5 aydan beri aynı

koğuşta kalıyorduk, bundan yaklaşık 40 gün kadar önce [Ç.de] bir rahatsızlık başladı, boynunda şişlikler

oluşmuştu vücudunun bazı yerlerinde morarmalar vardı, bu süre zarfında

boynundan ve kıl dönmesi nedeniyle ameliyatlar olmuştu, ama hastalığına henüz

teşhis konmamıştı, [Ç.] bu

rahatsızlığı süresi boyunca her talep ettiğinde cezaevi idaresince ilgili

sağlık kuruluşuna gönderildi, olay tarihindeöğlen saatlerinde rahatsızlanması

üzerine hastaneye gitti, akşam saat 18:30 sıralarında geri geldi, biz öğlen

kendisini kollarına girerek ayakta göndermiştik ancak geldiğinde sedye ile

getirildi, koğuşa geldiğinde yatağına yatırdık nefes almakta güçlük çekiyordu,

biz durumu görevlilere bildirdik görevliler geldiler kendisine hastaneye

götürebileceklerini söylediler, o da beni ambulansla gönderecekseniz giderim

aksi halde zaten yarın kontrolüm var pataloji sonucum çıkacak hastaneye

gideceğim o nedenle başka araçla gitmem dedi. kendisine biraz yoğurt yedirdik

ancak gece sabaha doğru tekrar rahatsızlandı, arkadaşlarla birlikte kendisini

gelecek olan ambulansa bindirmek üzere alt kata indirdik, ana kapıya kadar

götürdük, orada bulunan sedyeye yatırdık, ancak durumu çok kötüydü nefes

alamıyordu, kendisini bıraktıktan sonra biz koğuşa tekrar geldik daha sonra

öldüğünü öğrendik, bu süre zarfında iki üç günde bir hastaneye gidip geliyordu

ancak teşhis konulamamıştı, son günde durumu çok kötüydü, olay günü her

defasında çağırdığımızda cezaevindeki görevliler koğuşa geldiler, ambulans

olmayacağı gerekçesiyle gitmek istemedi, hastalığının teşhisinin ne olduğunu

bilmiyorum..."

29.Y.O.nun beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...3-3,5 ay kadar beraber aynı koğuşta

kaldık, olay tarihiden yaklaşık 40 gün kadar önce yüzünde bir sivilce çıktı,

daha sonra deri altında yağ bezesi oluştu, sonra [Ç.] bu yağ bezelerinin (şişlik) arttığını söyledi, bu

süreçte sık sık doktora gidip geldi, olay gününden bir gün önce şikayeti yine

artmıştı her tarafında şişlik vardı, hatta dilinde de şişlik vardı normal

konuşamıyordu ayrıcı 3 günden beri tuvalete gitmediğini hemoroidinin

patladığını söyledi, sıkıntıları vardı, bunun üzerine cezaevi idaresine durumu

bildirildi onlarda hastaneye göndereceklerini söylediler, o gün saat öğleden

sonra 15.30 sıralarında hastaneye gitti, giderken ayakta duramıyordu, iki

arkadaş koluna girerek kendisine yardımcı oldu, hastanede yatışının

yapılacağını zannediyorduk akşam saat 18:00- 18:30 sıraları gardiyan geldi,

arkadaşınızı getirdik yardımcı olun dedi, iki arkadaş kendisine yardımcı olduk,

koğuşa geldi, yatağına yatırdık, kıl dönmesinden dolayı daha önce ameliyat

yapıldığını oranın tekrar patladığını dikiş atıldığını söyledi, o gece birden

çok kez cezaevindeki görevli memurları çağırdık, [Ç.] durumunun iyi olmadığını söyledik onlarda her

seferinde geldiler [Ç.ye]

baktılar, gece saat 22:00 sıralarıydı, geldiklerinde durumunun kötü olduğunu

görünce seni hastaneye götürelim diye teklif ettiler, ancak [Ç.] ambulansla mı götüreceksiniz diye sordu, normalde

ring aracı ile götürürler dedi o da ancak ambulansla gidebileceğini ring

aracıyla gidemeyeceğini söyledi, yarın hastanede biopsi aldıklarını bir kaç gün

içerisinde sonucunun çıkacağını daha doğrusu yarın çıkacağını söylemişler,

ambulansla gidilmeyecekse ben yarın zaten hastaneye gideceğim diyerek kabul

etmedi, gece saatleri olmuştu, uzun saatlerdir yemek yememişti, içeriden

yoğurda biraz tuz kattık, [Ç.ye]

yedirdik, sabah saat 05:00 sıralarıydı kendisini kötü hissettiğini söyledi,

ağrıdan sağa sola dönmeye başlamıştı yatağına yatamıyordu, bizde yere

battaniyenin üzerine yatırdık, ben ölüyorum, bari cezaevinde ölmeyeyim

hastanede öleyim dedi, bizde personeli çağırdık, onlarda 112 ye bildirmek üzere

tekrar gittiler, bir süre sonra ambulansın geldiğini söylediler, arkadaşlarla

beraber kolundan tutarak alt kata indirdik alt katta bulunan tekerlekli

sandalyeye oturttuk cezaevinin girişine kadar götürdük, vardığımızda ambulans

gelmemişti, orada bulunan sedyeye yatırdık zannediyorum ölmüştü, biz orada

bırakıp bizi tekrar koğuşa götürdüler, yaklaşık 30 dakika sonra görevliler

gelip [Ç.nin] vefat ettiğini

söylediler, olay tarihinden yaklaşık 20- 25 gün önce sadece [Ç.] hastaneden sevkli olduğunu ancak hastaneye gidemediğini

söyledi, cezaevi idaresi de hastane tarafından kendilerine bildirim

yapılmadığını beyan ettiler, ancak iki üç gün sonra hastaneye sevki oldu,

zannediyorum babası bu hususta cezaevi idaresi ile görüşmüş [Ç.] de yazılı dilekçe vererek tedavisinin devam etmesini

istemişti. Son kırk gün içerisinde [Ç.nin] 8-10 defa koğuştan ayrıldığını gördüm..."

30. İnfaz Kurumu görevlileri olan T.Ç., N.S., A.B. ve E.Ç.nin

5/11/2014 tarihinde, M.A ve Ad.B.nin ise 7/11/2014 tarihinde tanık olarak

beyanları Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınmıştır. Ad.B.nin beyanının

ilgili kısmı şöyledir:

"...Olay tarihinde saat akşam 18.30

sıralarında göreve başladım. Vardiya Başmemuru olarak görev yapıyordum. İnfaz

Koruma Başmemuru [M.A.]

ile birlikte göreve başladık. Görevi devraldığımızda bizden önceki arkadaşlar [Ç.] isimli hükümlünün gündüz saatlerinde hastaneye

gönderildiğini ancak doktorların yatış yapmadığını hükümlününaynı gün akşam

saatlerinde cezaevine tekrar getirildiğini, durumuna dikkat edin yeeniden

rahatsızlanırsa hastaneye gönderin dediler. Akşam saat 21.00 sıralarında diğer

arkadaş [M.A.] ve Sağlık memuru [A.B.] ile birlikte koğuşa gittik. Hasta ile görüştük.

Bişey söylemedi. 'seni hastaneye tekrar gönderelim' dedik ancak 'ben gitmek

istemiyorum gidiş gelişlerde rahatsız oluyorum' dedi. Durumu kötü değildi.

Bizde kendisine tekrar durumunun kötüleşmesi halinde bize haber verin

gönderelim dedik. Koğuştan ayrıldık. Ayrıca ben o gün nöbetçi sağlık memuru ve

yine psikososyal servisinde görevli infaz koruma memuru [E.Ç.nin] hükümlüyü sık sık kontrol etmeleri konusunda

uyardım. Sabah saat 06.00 sıralarında infaz koruma memuru ve aynı zamanda

revirde görevli [N.] telefonla

beni aradı. 112'yi arayın hükümlü fenalaştı dedi. Bizde 112'yi aradık. Hastayı

kapı altına (ana kapıya) getirin dedik. Çünkü 112 Acil Servis aracı veya

görevlileri içeri girememektedir. Bizde ana kapıya geldik. Bu sırada hükümlü

nefes alamıyordu. Sağlık görevlisi [A.B.] kalp masajı yaptı. Ancak hükümlü eks oldu. Bu sırada 112 acil

görevlileri geldi..."

31. M.A.nın beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...Olay tarihinde saat akşam 18.30

sıralarında göreve başladım. Vardiya Başmemuru olarak görev yapıyordum. İnfaz

Koruma Başmemuru [Ad.B.]

ile birlikte göreve başladık. Görevi devraldığımızda bizden önceki arkadaşlar [Ç.] isimli hükümlünün gündüz saatlerinde hastaneye

gönderildiğini ancak doktorların yatış yapmadığını hükümlününaynı gün akşam

saaatlerindecezaevine tekrar getirildiğini, durumuna dikkat edin yeniden

rahatsızlanırsa hastaneye gönderin dediler. Akşam saat 21.00 sıralarında diğer

arkadaş [Ad.B.] ve Sağlık memuru [A.B.] ile birlikte koğuşa gittik. Hasta ile görüştük.

Bişey söylemedi. 'seni hastaneye tekrar gönderelim' dedik ancak 'ben yeni

hastaneden geldim. Ayrıca kıl dönmesi vardı onu aldılar ben gitmek istemiyorum

gidiş gelişlerde rahatsız oluyorum, ben tuvalete gidemiyorum, bana bir plastik

sandalye verin' dedi. Bizde kendisine verdik. Durumu kötü değildi. Bizde

kendisine tekrar durumunun kötüleşmesi halinde bize haber verin gönderelim

dedik. Koğuştan ayrıldık. Ayrıca ben o gün nöbetçi sağlık memuru ve yine

psikososyal servisinde görevli infaz koruma memuru [E.Ç.nin] hükümlüyü sık sık kontrol etmeleri konusunda

uyardım. Aynı günsaat 04.00 sıralarında nöbetçiler [E.] ve [T.nin]

yanına gittim. hükümlünün akşamki gibi olduğunu söylediler.Sabah saat 06.00 -

06.30 sıralarında infaz koruma memuru ve aynı zamanda revirde görevli [N.] telefonla beni aradı. 112'yi arayın hükümlü

fenalaştı dedi. Bizde 112'yi aradık. Hastayı kapı altına (ana kapıya ) getirin

dedik. Çünkü 112 Acil Servis aracı veya görevlileri içeri girememektedir. Bizde

ana kapıya geldik. Bu sırada hükümlü nefes alamıyordu. Sağlık görevlisi [A.B.] kalp masajı yaptı. Ancak hükümlü eks oldu. Bu sırada

112 acil görevlileri geldi. Onlarda müdahale ettiler..."

32. E.Ç.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...olay tarihinde 18:30 da göreve

başladım, ben psiko sosyal servisi sağ bölümde görev yapmaktayım, buraya PSS

servisi derler, yani ben psikolojik sorunları bulunan mahkumların kaldığı

koğuşlarda görev yapmaktayım, olay tarihinde de 18:30'da görevime başladım, biz

görevi devraldığımızda normal koğuşlardan 11 koğuşta kalan [Ç.] isimli mahkumun gündüz saatlerinde hastaneye

götürüldüğünü akşam saatlerinde geri getirildiğini söylediler, durumunun da

yarın belli olacağını bize ilettiler, ben o koğuşta görevli [T.Ç.ye] yeni göreve başlaması nedeniyle dikkatli ol sık sık

kontrol et dedim, göreve başlayınca şahsın kaldığı koğuşa gittik 4 kişi

kalıyorlardı, zannediyorum saat 19.30 sıralarıydı, sayımdan sonra koğuşa

giderek kontrol ettik, bunun üzerine ben durumu revire ve infaz koruma

başmemurları [Ad.B.] ve [M.A.ya] bildirdim, beraber tekrar gittik, bize kapıda

bekledik, sağlık memuru ve baş memurlar hükümlü ile görüştüler, hasta bugün

hastaneye gittiğini biyopsi sonuçlarının çıkmadığını yarın belli olacağını

söyledi, hastaneye gönderebileceğimizi söyledik, ancak hasta sonuçlarının yarın

belli olacağını şu an gitmek istemediğini söyledi, koğuştan bunun üzerine

ayrıldık, ben de kendi görev yaptığım yere gittim, ben yine de [T.ye] sık sık kontrol et dedim, sabah saat 06:15

sıralarıydı buton yandı, revirci [N.] ile [T.] koğuşa

gittiler, bende infaz koruma baş memurları [Ad.B.] ve [M.A.ya] haber verdim, bende koğuşa gittim, [T.ye] hemen bir tekerlekli sandalye yada sedye getirmesini

söyledim, [N.] de 112'ye haber

vermek üzere revire çıktı, ben [T.]

ve 3 mahkum birlikte kucağımızda hükümlü [Ç.yi] indirdik, tekerlekli sandalyeye bindirdik hemen 112

nin geleceği ana kapıya götürdük, bu sırada nefes almakta güçlük çekiyordu

hırıltılı nefes alıyordu, ana kapıda sedyeye yatırdık, revirde görevli sağlık

memuru kalp masajı yapmaya başladı, bizde [T.yle] birlikte mahkumları koğuşuna götürmek üzere oradan

ayrıldık, bir süre sonra 112 gelmiş, biz sonradan duyduk ve hükümlünün eks olduğunu

öğrendik..."

33. A.B.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...ben Ruh Sağlığı ve Hastalıkları

hastanesi personeliyim, Sağlık Bakanlığıyla Adalet Bakanlığı arasında yapılan

anlaşma gereği nöbet usulüyle cezaevinde kalan ve psikolojik sorunları bulunan

hükümlülere ilişkin olarak hastane görevlisi olarak görev yapmaktayım, olay

tarihinde bu tür hastalara bakmak amacıyla revirde görevliydim, sabah saat

08.00 de göreve başladım 24 saat nöbet tutmaktayım, benim oradaki görevim

psikolojik sıkıntıları bulunan mahkumlara yardımcı olmadır, benim ayrıca diğer

mahkumların sağlık sorunlarına bakmakla görevim yoktur, ancak ben yinede

yardımcı olmaktayım, olay tarihinde infaz koruma memuru [N.S.] ile görev yapıyordum, gündüz saatlerinde görev

yaptığım sırada telefon çaldı telefona ben baktım o sırada gündüz saatlerinde

görev yapan sağlık personeli [Y.Y.]

görev yapıyordu, telefonu açtığımda [Ç.] isimli hükümlünün rahatsız olduğunu söylediler ben sağlık personeli [Y.] işi olduğu için revire doğru gittim ancak aşağıya

indiğimde hastanın revir giriş kapısına getirildiğini gördüm, ayaklarında

morluk vardı, halsizdi, yukarıya çıkarak [Y.ye] bilgi verdim ve 112 yi aradım 112 geldi, şahsı

hastaneye gönderdim, akşam saat 18:30 sıralarıydı sağlık personeli [Y.nin] mesaisi bitmişti, bu hastanın getirildiğini

söylediler, evraklarını revire getirdiler, baktığımda hemoroid ve kıl dönmesine

bağlı iltihap olduğu yazıyordu, saat 20:30 sıralarında telefonla aradılar bu

mahkumun rahatsız olduğunu söylediler, ben bunun üzerine koğuşa gittim,

baktığımda gündüz olantabloyu gördüm, benim gidip bu hastaya bakma gibi bir

hükümlülüğüm olmamasına rağmen bunu yaptım, yanındaki arkadaşların kötü

olduğunu söyledi o günde hastaneye gidip gelmişti, baş memurlarla görüşüp

tekrar gönderebilirsek göndereceğimizi söyledim, Başmemurlar [Ad.B.] ve [M.A.ya] haber verdim, tekrar onlarla birlikte koğuşa gittik, hükümlüyü

uyandırdık, hastaneye gitmek istiyorsa gönderelim dedik, kendisi gitmek

istemedi, patoloji sonucunun henüz belli olmadığını yarın çıkabileceğini,

çıkarsa zaten yarın hastaneye gidip tedavi olacağını söyledi, zaten hastanede

de bir şey yapmıyorlar, dedi. Koğuş arkadaşlarına herhangi bir sıkıntı olması

halinde haber vermelerini söyleyerek koğuştan ayrıldım. saat zannediyorum 06:00

sıralarıydı [N.S.] yanıma gelerek

hükümlü [Ç.nin] rahatsız olduğunu

söyledi, 112'yi aradı, yaklaşık 5 dakika sonra beni tekrar aradılar, tıbbi

malzemeleri alarak hemen ana kapıya geçtim oraya getirmişlerdi, ambulansı

bekliyorlardı, [Ç.] sedyede

yatıyordu, baktığımda eks olmuştu, kalp masajı yaptım, ancak geri dönmedi, bu

sırada ambulans geldi onlarda baktılar hükümlünün eks olduğunu söylediler,

yukarıda belirttiğim gibi benim bu tür hastalara bakma yükümlülüğüm yoktur

sadece psikolojik sorunları olan hastalara yardım etmem ile görevliyim diğer

mahkumlara sağlık memurları yardım etmektedir ayrıca haftanın belirli günleri

dışarıdan doktorlar gelerek muayene etmektedirler, ayrıca revirde görevli

sağlık memurlarının hastayı hastaneye sevk yetkileri bulunmamaktadır, biz

durumu ilgili personele bildiririz, yetki onlardadır,..."

34. N.S.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"...infaz koruma memuru olarak görev

yapmaktayım, cezaevinde revirde görev yapmaktayım, revirde olay günü bir sağlık

memuru [A.B.] ile beraber

görev yapmaktaydım, revirde gece saatlerinde doktor bulunmaz, doktorlar sadece

gündüz saatlerinde haftanın belirli günleri muayeneye gelirler, olay tarihinde

ben sabah saat 08:00 de göreve başladım 24 saat mesai yapmaktayım, gece saat

03.00 sıralarıydı revirde görevliydim, bu sırada infaz koruma memuru olan [T.] telefonla beni aradı, 11 koğuşta kalan bir

hükümlünün rahatsızlandığını söyledi ben hemen 11 koğuşa gittim, koğuşa

gittiğimde infaz koruma memuru [T.]

ordaydı koğuşta 4 kişi vardı, koğuşta isminin sonradan [Ç.] olduğunu öğrendiğim hükümlü yatıyordu, zaten gündüz saatinde

bu hastanın kanser şüphesi ile hastaneye gittiğini akşam saat 18:00 sıralarında

hastaneden döndüğünü biliyordum, koğuşa geldiğimde arkadaşları 1 haftadan beri

yemek yemediğini söylediler bende bir şeyler yedirelim dedim, dolaptan yoğurt

çıkardım biraz ısınmasını bekledim, sonra hastaya yoğurdu yedirin dedim, hasta

konuşmuyordu, daha sonra ayağa kalktı oturdu, yoğurt yedi, ben tekrar görev

alanıma gittim bu sırada ne hükümlü [Ç.] ne de yanındaki hükümlüler hastanın hastaneye kaldırılması yönünde herhangi

bir talepte bulunmadılar, bunun üzerine ben görev yerime döndüm, sağlık memuru [A.B.ye] durumu anlattım bana sık sık kontrol edin dedi, saat

06:00 sıralarındatelefonla yine beni görevli [T.] çağırdı, koğuşa gittim, nefes alıp vermekte güçlük

çekiyordu, hükümlünün hastaneye gitmesi gerekir siz hastayı hazırlayın ben 112

acile haber veriyorum dedim, hükümlü [Ç.] 'ben ölürsem hastanede öleyim' diye sesleniyordu, ben

ordaki görevliye ve hükümlülere hastayı hazırlayarak ana kapıya getirin 112'i

arayacağım dedim, revire çıktım, ve 112 Acil servisi aradım, ana kapıya ve

askerlere haber verdim, ve ana kapıya doğru gittim, hasta ana kapıya gelmişti,

kapıdaki sedyeye yatırdık, şahıs nefes alamıyordu, zannediyorum kalbi durmuştu,

sağlık memuru kontrol etti, sağlık memuru kalp masajı yaptı ancak hastanın eks

olduğunu söyledi, 112 de gelince tekrar muayene edince hastanın öldüğünü

söylediler..."

35. T.Ç.nin beyanının ilgili kısmı şöyledir:

"... olay tarihinde akşam saat 18:30

sıralarında gece vardiyasına başladım, yaklaşık 13 koğuş sorumluluğum

altındaydı, benden önce nöbetçi olan arkadaş bana 11. Koğuşta üst katta kalan

hükümlü [Ç.A.nın] hasta

olduğunu, sık sık kontrol etmem gerektiğini söyledi bende tamam dedim, ben

göreve yeni başladığım için başmemurun talimatı varmış, bir süre sonra yanıma

infaz koruma memuru [E.Ç.] geldi,

gece boyunca arkadaşım ile birlikte koğuşta kontrolünü yaptık, uyarı olması

nedeniyle özellikle 11 numaralı [Ç.A.nın] kaldığı koğuş sık sık kontrol ettim, bu koğuşta onunla birlikte 3

hükümlü daha kalmaktaydı, gecezannediyorum saat 03:00ü geçmişti, bu sırada

koğuştan bir ses geldi koğuştan hükümlülerden birisi [Ç.] isimli hükümlünün kustuğunu söyledi, bende koğuşun

kapısını açtım, şahıs kustuğunu gördüm, kapıyı tekrar kapatarak revir görevlisi

[N.S.ye] haber verdim, geldi beraber koğuşa

girdik, koğuşta oturuyordu yanındaki hükümlüler bir haftadır bir şey yemediğini

söylediler, [N.] yoğurt verelim

dedi, koğuştaki hükümlüler yoğurdu biraz ısıtarak hükümlü [Ç.ye] verdiler, bu sırada biz tekrar koğuştan çıktık,

zannediyorum saat 06:15 sıralarıydı, koğuşun içerisinde düğmeye basınca ben

tekrar koğuşa gittim, hükümlü [Ç.]

'ben ölüyorum, burada ölmek istemiyorum beni hastaneye götürün' dedi, yine

revirci [N.yi] çağırdım, [N.] geldi, durumu görünce ben 112 Acile haber veriyorum,

siz hükümlüyü hazırlayın dedi. Bende hazırlanmasını bekledim, yanımda

[E.Ç.] vardı, koğuşa girdiğimizde

arkadaşları kolundan tutmuştu bizden yardım istediler yardımcı olduk, hükümlü [Ç.yi]

kucağımıza alarak ana çıkış kapısına doğru

112 gelene kadar kapıya götürelim dedik, bu sırada nefes alış verişi hırıltı

çıkıyordu, üç mahkumda bu sırada bize eşlik etti çünkü kendisi ağırdı, ana

kapının yanındaki sedyeye yatırdıktan sonra sonra ben üç mahkumu yerlerine

götürmek üzere onları alarak tekrar koğuşa döndüm, ondan sonra hükümlünün

öldüğünü duydum..."

36. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 28/12/2015 tarihinde

İnfaz Kurumu görevlileri hakkında görevi kötüye kullanma suçu açısından

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı

şöyledir:

"...otopsi sonucunda [Ç.A.nın] ölümünde harici bir travmatik etkinin söz konusu

olmadığı, kendisinde var olan lenfomaya sekonde akciğer enfeksiyonu ve diğer

komplikasyonlar sonucu öldüğünün anlaşıldığı ancak şahsın cezaevinde hükümlü

iken ölmesi ölümünde başkaca bir etkenin olup olmadığının tespiti için doku ve

organ örneklerinin İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesine karar

verildiği, müştekilerin vekilleri aracılığıyla Cumhuriyet Başsavcılığımıza

vermiş oldukları şikayet dilekçesi ile ölümünden önce hastalığı nedeniyle

tedavisini yapan [E.] Eğitim ve

Araştırma hastanesinde görevli doktorlar ile cezaevi yetkilileri hakkında

şikayette bulunduğu, Cumhuriyet Başsavcılığımızca cezaevi yetkililerinin ve

aynı koğuşta kalan diğer hükümlülerin beyanlarına başvurulduğu, tedavisine

ilişkin [E.] Eğitim ve Araştırma

Hastanesine ait tıbbi evrakların temin edildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu

Başkanlığından gelen tetkikler sonucunda otopsiye yapan Adli Tıp Uzmanının

düzenlemiş olduğu 25/3/2015 tarihli rapordan da anlaşılacağı üzere [Ç.A.nın] ölümünde harici travmatik bir etkinin söz konusu

olmadığı, kendisinde var olan Lenfoma, sekonde akciğer enfeksiyonu ve diğer

komplikasyonlar nedeniyle öldüğünün bildirildiği anlaşılmış ise de, müştekiler

vekilinin hükümlü [Ç.A.nın]

ölümünden önce tedavisi gerçekleştiren [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkililerinden

şikayetçi olmaları, [E.] Eğitim

ve Araştırma Hastanesi yetkililerinin memur olmaları ve görevleriyle ilgili

işledikleri iddia edilen suçların 4483 sayılı yasa gereğice soruşturma iznine

tabi olması nedeniyle [E.] Eğitim

ve Araştırma Hastanesi görevlileri hakkındaki soruşturma evrakının ayrılarak

soruşturma defterinin 2015/4709 sırasına kaydedilmesine karar verildiği,

şüpheli doktorlar hakkında Elazığ Valiliğinin 05/6/2015 tarih ve 2015/67 sayılı

kararı ile soruşturma izni verilmemesine dair karar verildiği, karara

müştekiler vekilinin itirazı üzerine Malatya Bölge İdare Mahkemesinin

06/11/2015 tarih ve 2015/156-176 sayılı kararı ile soruşturma izni

verilmemesine ilişkin kararın kaldırıldığı, soruşturmanın halen devam ettiği,

Cezaevi görevlileri hakkında yapılan idari

soruşturma sonucunda görevlerini ihmal etmedikleri gerekçesiyle disiplin cezası

ile cezalandırılmalarına yer olmadığına dair karar verildiği,

Dosya kapsamı, tanık beyanları dikkate

alındığında, ölen [Ç.A.nın] cezaevinde kaldığı sırada rahatsızlığı nedeniyle birden çok kez

cezaevi yönetimine başvurduğu, cezaevi yönetimince hüküm [Ç.A.nın] sağlık kuruluşlarına sevk edildiği, tedavisinindevam

ettiği, olay gününden bir gün öncede rahatsızlanması nedeniyle tekrar cezaevi

idaresine başvurması üzerine hastaneye sevk edildiği, hastanede yapılan

işlemler sırasında taburcu edildiği, saat 18.30 sıralarında cezaevine geldiği,

koğuşta bulunduğu sırada rahatsızlanması üzerine cezaevi görevlilerinin koğuşa

geldiği, cezaevi görevlilerinin kendisini hastaneye gönderebileceklerini söyledikleri,

ancak hükümlü [Ç.A.nın] yarın

hastanede kontrolü olduğunu, patoloji sonuçlarının çıkması nedeniyle zaten

hastaneye gideceğini belirterek hastaneye gitmek istemediği, durumunun

ağırlaşması üzerine cezaevi idaresince ambulans çağrıldığı, ambulansın beklendiği

sırada görevlilerce tekerlekli sandalyeye oturtularak cezaevi giriş kapısına

götürüldüğü, sedyeye yatırıldığı, ancak ambulans gelmeden öldüğünün

anlaşıldığı, şüpheli cezaevi görevlilerinin görevlerini ihmal ettiklerine ve

ihmalleri sonucu hükümlü [Ç.A.nın]

ölümüne neden olduklarına dair haklarında kamu davası açılmasını gerektirecek

delil bulunmadığı tüm soruşturma dosya kapsamından anlaşılmakla; ..."

37. Karara karşı başvurucular tarafından yapılan itiraz, Elazığ

Sulh Ceza Hâkimliğinin (Hâkimlik) 7/1/2016 tarihli kararıyla kararda

isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

38. Hâkimliğin kararı 13/1/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve

başvurucular 12/2/2016 tarihinde 2016/3030 numaralı bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. Sağlık Personeli Hakkında

Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci (2015/4709 Numaralı Soruşturma)

39. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3/4/2015 tarihinde

verilen ayırma kararı (bkz. § 12) sonrasında 6/4/2015 tarihinde, Elazığ

Valiliğinden (Valilik) Hastanede görevli sağlık personeli yönünden 2/12/1999

tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması

Hakkında Kanun uyarınca soruşturma izni verilmesi istenmiştir.

40. Yapılan ön inceleme sonucunda düzenlenen 3/6/2015 tarihli

raporda, başvurucuların yakınının teşhis ve tedavisinde görev alan onbir

doktordan N.Ö. hakkında soruşturma izni verilmesi, ön inceleme sırasında alınan

beyanlarında diğer on doktor hakkında başvurucuların şikâyetinin olmaması

nedeniyle diğerleri hakkında soruşturma izni verilmemesi yönünde kanaat

bildirilmiştir. N.Ö. hakkında soruşturma izni verilmesine yönelik kanaatte

N.Ö.nün hastayı muayene ettiği, servise yatışını yaptığı, uygun koşullarda

biopsi materyalini aldığı fakat hastaya ve ailesine gerekli bilgilendirmeyi tam

ve düzgün yapmadığı, yapılan eksik bilgilendirme nedeniyle görev ihmalinin

bulunduğu belirtilmiştir.

41. Valilik tarafından 5/6/2015 tarihinde, KBB Hastalıkları

Uzmanı N.Ö., Göğüs Hastalıkları Uzmanı S.M.T., Deri ve Zührevi Hastalıkları

Uzmanları İ.E., F.Ç.G., N.G.G., E.A., pratisyen hekimler H.T. ve A.P., Patoloji

Uzmanı G.Y., Genel Cerrahi Uzmanı F.E., Gastroenteroloji Uzmanı A.Ş. hakkında

soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir.

42. Söz konusu karara karşı başvurucuların itirazını inceleyen

Malatya Bölge İdare Mahkemesi 6/11/2015 tarihli kararıyla Valilik kararının

kaldırılmasına ve haklarında ön soruşturma yapılanlar hakkında soruşturma izni

verilmesine karar vermiştir. Kararda; başvurucuların yakınının birden fazla kez

hastaneye götürüldüğü, her seferinde doğru teşhis konulamadan geri getirildiği,

kesin teşhise otopsi sonucunda ulaşıldığı, tedavi sürecinde ilgililerin ihmali

olduğuna dair emarelerin bulunduğu, ölümle sonuçlanan olayın detaylı olarak

Savcılık aşamasında araştırılmasının gerekeceği, ön inceleme raporu ve ekli

belgelerin isnat edilen fiilden dolayı adı geçen kamu görevlilerinin tamamı

hakkında Savcılık tarafından soruşturma yapılmasını gerektirecek nitelik ve

yeterlilikte olduğu değerlendirmelerine dayanılmıştır.

43. Soruşturma izni verilmesi kararı üzerine Cumhuriyet

Başsavcılığı 10/8/2015 tarihinde ATK'dan taksirle ölüme neden olma ve görevi

kötüye kullanma suçlarından yürütülen soruşturma kapsamında bahse konu

doktorların kusur durumunun tespitine dair rapor istemiştir.

44. ATK'nın 20/1/2016 tarihli raporuyla Ç.A.nın muayene ve

tedavi sürecinde yer alan sağlık personeli ile İnfaz Kurumu görevlilerine kusur

atfedilemeyeceği kanaati bildirilmiştir. Raporun ilgili kısımları şöyledir:

"...

Uzm. Dr. [S.M.T.nin] alınan ifadesinde, 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Göğüs Hastalıkları

Uzmanı olarak görev yaptığını, Hastanın jandarma nezaretinde poliklinikte

kendisine geldiğini. Muayene ve anemnezden sonra Akciğer Röntgeni ve gerekli

kan tetkiklerinin istendiğini, hasta sonuçları göstermek için tekrar kendisine

başvurmadığından hasta hakkında tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını'

beyan ettiği,

5- Uzm. Dr. [İ.E.nin] alınan ifadesinde, 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Deri ve Zührevi

Hastalıkları Uzmanı olarak görev yaptığını, adı geçen hastayı tanımadığını

ancak İnfaz Koruma Memurları eşliğinde geldiğinden hatırladığını, hastanın

kliniğe başvuru şikayetleri, yapılan fiziki muayene ve hastadan alınan sözel

anamnez sonucundaki, 09/6/2014 tarihindeki muayenesinde deri altı dokunun lokal

enfeksiyonu (Pannikülit) düşünüldüğünü, hastaya bilgi verilerek, tedavisinin

düzenlenip, reçetesinin verildiğini, tedavinin klinik seyrini gözlemek amacıyla

15 (on beş) gün sonraya kontrole çağrıldığını' beyan ettiği,

6- Uzm. Dr. [F.Ç.G.nin] alınan ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Deri ve Zührevi

Hastalıkları Uzmanı olarak görev yaptığını, adı geçen hastayı tanımadığını

ancak İnfaz Koruma Memurları eşliğinde geldiğinden hatırladığını. Hastanın

Kliniğe başvuru şikayetleri, yapılan fiziki muayene ve hastadan alınan sözel

anemnez sonucunda, 20/10/2014 tarihindeki muayenesinde lenfadenopati ön

tanısının düşünüldüğünü, tanımlanmamış yumuşak doku bozukluğu tanısıyla yüzeyel

doku US istenilip, sonucun çıkmasına mukabil sonuçlarla birlikte Hastanemiz

Kulak Burun Boğaz Kliniğine başvurmasının önerildiğini' beyan ettiği,

7- Dr. [H.T.nin] alınanifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde

Pratisyen Hekim olarak görev yaptığını. Acil Serviste hergün 4 (dört) hekimin

nöbet tuttuğunu, hastanın kabul işleminin kendisi tarafından yapıldığını ancak

hasta yoğunluğu nedeniyle diğer Nöbetçi Doktor [A.P.] tarafından hastanın muayenesinin yapıldığını,

Hastayı muayene eden Dr. [A.P.]

olduğundan hasta hakkında herhangi bir bilgisinin bulunmadığını' beyan ettiği,

8- Uzm. Dr. [G.Y.nin] alınan ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Patoloji Uzmanı

olarak görev yaptığını. Adı geçen hastadan alman biyopsi materyalinin

22/10/2014 tarihinde patolojiye geldiğini. Gerekli işlemler materyal üzerinde

yapıldıktan sonra 24/10/2014 tarihinde incelenmek üzere kendisine geldiğini,

Malignite yönünden kuşkulu durum düşünüldüğünden, hizmet alımı sözleşmesi ile

çalıştığımız [F.] Üniversitesi

Hastanesi Patoloji Kliniğine 30/10/2014 tarihinde tanı için gerekli boyamalar

yapılmak üzere gönderildiğini, [F.]

Üniversitesi Hastanesinden gelen özel boyanmalar kendisi tarafından

değerlendirildiğini, Non spesifik boyanmaların varlığının tanıya yardımcı olamadığını.

Bölüm içi ve bölüm dışı yapılan konsültasyonlar sonucunda kesin tanı

verilemediğinden hastanın ileri bir merkezde değerlendirilmesini uygun

gördüğünü, 11/11/2014 tarihinde raporu sonuçlandırdığını beyan ettiği,

9- Uzm. Dr. [N.Ö.nün] alınan ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kulak Burun Boğaz

Hastalıkları Uzmanı olarak görev yaptığını, Hastanın polikliniğe geldiğinde

boynunda 2 aydır geçmeyen LAB larının olduğunu. Hastaya tanı amaçlı lokal

anestezi altında biyopsi önerildiğini, hastanın kabul ettiğini, yatırılarak

ameliyathane şartlarında lokal anestezi altında biyopsi alındığını, hastanın

genel durumu iyi olduğunu,haliyle taburcu edilerek patoloji sonucunu getirmesi

söylendiğini'beyan ettiği,

10- Uzm. Dr. [N.G.G.nin] alınan ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırına Hastanesinde Deri ve Zührevi

Hastalıkları Uzmanı olarak görev yaptığını, Adı geçen hastayı tanımadığını

ancak İnfaz Koruma Memurları eşliğinde geldiğinden hatırladığını. Hastanın

polikliniğe daha önce aynı şikayetlerle başvurduğunu, düzenlenen tedaviye

rağmen herhangi bir düzelme olmadığını beyan ederek başvurduğunu. Hastadan

alınan anamnez ve daha önceki tetkik ve tedavilerinin incelenmesi neticesinde

Yüzeyel Doku US istendiğini ve Yüzeyel Doku US sonucunda herhangi bir kitle

tespit edilmediğini. Kesin tanı ve biyopsi için Plastik Cerrahi polikliniğine

başvurması önerilerek 2 (iki) ay sonra kontrole çağrıldığını, Hastaya gerekli

önerilerde bulunulduğunu' beyan ettiği,

11- Uzm. Dr. [E.A.] ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırına Hastanesinde Deri ve Zührevi

Hastalıkları Uzmanı olarak görev yaptığını. Adı geçen hastayı hatırladığını,

Hastanın infaz koruma memurları eşliğinde polikliniğe başvurduğunu. Hasta daha

önce kliniğe geldiğini ancak uygulanan tedavilerle şikayetlerinde gerileme

olmadığını ifade ettiğini. Hastanın şikayetleri ve daha önce yapılan tetkik ve

muayenelerinin incelenmesi neticesinde PANNİKÜLİT ? ön tanısı ile daha ileri

tetkik ve tedavi yapılabilmesi için. [E.] [F.] Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine

şevkinin önerildiğini' beyan ettiği,

12- Dr. [A.P.nin] alınan ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde

Pratisyen Hekim olarak görev yaptığını. Hastayı tanımadığını. Ancak infaz

koruma memurları eşliğinde gelmesi ve soruşturma dosyası incelenmesi

neticesinde hatırladığını,. Hastanın acil servise yüksek ateş ve boğaz ağrısı

şikayeti ile başvurduğunu. Öykü alınarak yapılan fiziki muayenesi neticesinde

daha önce hastaneye birkaç kez başvurduğu, çeşitli birimlerce muayene ve

tedavisinin yapıldığı öğrenilmiş, 03/11/2014 tarihinde yapılan muayenesinde

yüksek ateşin ve boğaz ağrısının Tonsillite bağlı olduğunun düşünüldüğünü.

Hasta gözlem odasına alınarak uygun tedavinin düzenlendiğini,. Yaklaşık bir

buçuk saat gözlem odasında takip edilen hastanın ateşinin düşmesi,

şikayetlerinin azalması ve vital bulgularının normale dönmesi sonrası

kontrollere gelmek şartıyla acil servisten tedavisi yapılarak önerilerle

taburcu edildiğini' beyan ettiği,

13- Uzm. Dr. [F.E.] ifadesinde; 'kendisinin [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Genel Cerrahi

Uzmanı olarak görev yaptığını, Hastayı infaz koruma memurları eşliğinde

geldiğinden hatırladığını, Alınan anamnez ve yapılan fiziki muayene sonucunda

yüksek ateş ve boğaz ağrısı olan hastanın acil nöbetçi doktorları tarafından

yapılan muayenesine ek olarak Hemoroidal hastalığı ve pilonidal bölgede yara

yeri enfeksiyonu olması üzerine genel cerrahi konsültan doktoru oladuğumdan

tarafımca konsülte edildiğini, Hastanın Pilonidal Sinüs ameliyatına bağlı

olarak yüzeyel açık yarasının mevcut olduğunu,. Açık Yara pansumanı yapılarak

hastaya Antibiyoterapi ve hemoroidal hastalığa yönelik medikal tedavi reçetesi

verildiğini, Ve günlük pansuman önerilerek 15 (on beş) gün sonra Genel Cerrahi

Poliklinik kontrolünün önerildiğini' beyan ettiği,

14- Yrd. Doç. Dr. [A.Ş.nin] alınan ifadesinde; 'kendisinin belirtilen tarihte [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Gastroenteroloji

Uzmanı olarak görev yapmakta olduğunu, Hastanın jandarma nezaretinde

poliklinikte kendisine geldiğini. Muayene ve anemnezden sonra gerekli kan

tetkikleri istendiğini. Hasta sonuçlan göstermek için tekrar kendisine

başvurmadığından hasta hakkında tarafından herhangi bir işlem yapılmadığını

beyan etmiştir' kayıtlı olduğu,

15- E Tipi kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun

21.5.2014 tarihli Kurum Tabibi Dr [Ç.S.]

kaşeli kaydında, Fucicort kaydı bulunduğu,

16- E Tipi kapalı Ceza İnfaz

Kurumu’nun21.5.2014 tarihli Kurum Tabibi Dr [Ç.S.] kaşeli notunda, 'dermatoloji polkliniğine sevk'

kaydı bulunduğu,

17- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 9.6.2014 tarihli

Dermatoloji uzmanı Dr [İ.E.]

kaydı bulunduğu

18- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 9.6.2014 tarihli

Dermatoloji uzmanı Dr [N.G.G.]

kaşeli muayanekaydında; 'subkutan kitle, yüzeyel doku USG istenildiği' kaydı

bulunduğu,

19- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 23.6.2014 tarihli

Dermatoloji uzmanı Dr [N.G.G.]

kaşeli kayıtta; 2 ay sonra kontrolünün uygun olduğu kayıtlı olduğu,

20- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 26.6.2014 tarihli

Cildiye 1 polikliniğine ait, Dr [N.G.G.] kayıtlıraporda, 'yüzeyel doku usg de, belirtilen bölgede ciltte yakşık

2 cm kalınlama ve cilt altı yağlı dokuda ödemli görünüm mevcut olduğu, inceleme

sınırlarında fokla kitlesel lezyon saptanmadığı' kaydı bulunduğu,

21- İnvitrolablab nın 28.8.2014 tarihli lab

raporunda,'WBC:3.81, hgb:14.1, htc:41.3, PLT:135, ferritin:94, Vit b12:197,

folat:4.74, Tsh:1.69, AST:33, ALT:38, LDH:498, CK:128, bil total:0.92, albümin:4.46,

demir:78, P:3.77, ASO:89.9, CRP:0.398RF:<20.0' kaydı bulunduğu,

22- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 11.9.2014

tarihlimuayane kaydında,pannikülit?, [F.] Ün. Tıp FakDermatoloji Polikliniğine sevkinin uygun olduğu -dermatoloji

uzmanı Dr[E.G.A.] kaydı

bulunduğu,

23- [E.] [F.]

Ün. Dermatoloji Polikliniği’nin 16.9.2014 tarihli Dr [L.B.] kaşeli muayane kaydında, 'hastanın lezyonlarının

lipom olduğudüşünülüp herhangi bir tedavi önerilmediği' kaydı bulunduğu,

24- İnvitrolab Lab Hizmetleri’nin – Aile

hekimliği – [M.F.D.]

kayıtlı 16.10.2014 tarihli lab raporunda, 'glukoz:81, kolesterol:159, HDL:20,

LDL

75, trigliserid:275, AST:95, ALT:44,ALP:162, GGT:294, LDH:3810, CK:40,

CK_MB:13, Amilaz:55, bil Total:0.78, protein:6.86, ablimin:3.82, üre:47, kreatini.2.05,

ürik asit:8.55, Na.139, K.2.89, CL:96, Ca:8.42,P:5.06, demir:153, IIBC:76,

demir bağlama kapasitesi:229, CRP:4.79, T3:2.71, T4:1.41, TSH:3.10, vit

B12:363, ferritin:644, folat:2.92' tespit edildiği,

25- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 20.10.2014 tarihli

Cildiye 3 Polikliniğine ait Dr [F.Ç.G.] kayıtlıyüzeyel doku US raporunda, 'Bilateral servikal bölgeye yönelik

yapılan değerlendirmede;cilt altındaen büyükleri submandibular alanda 2.5 x12

mm'ye ulaşan ekojen hiluslu lobule konturlu lenf nodları izlenildiği, benzer

karakterde daha küçük boyutlarda intraparatid lenf nodları da mevcut olduğu'

kaydı bulunduğu,

26- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 21.10.2014 tarihli

Dr [A.Ş.] kayıtlı

gastarenteroloji 1 polikliniğine ait raporda, 'HBsAg:negatif, MakroHCV:negatif,

albümin:3.95, D bil:0.37, ALT:18, AST:92, ALP:156, amilaz:59, PTZ:12.8,

INR

1.11, APTT:27.7 sed:74, CRP:4.97, hemogram:tekrar örnek alımımı uygundur'

kaydı bulunduğu,

27- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 22.10.2014 yatış-

24.10.2014 çıkış tarihliKBB 2 Polikliniği Uz Dr [N.Ö.] kayıtlıepikriz raporunda; '1.5 aydır boyunda ve

vücudunundeğişik yerlerindeyer yer LAP lar çıkmış, akut lenadenit ön tanısı ile

hastanın tanı amaçlı kliniğe yatırıldığı, ateş:36.5, nabız:80, TA:120/90 mmHg

ölçüldüğü, lenf biyopisialındığı, spesmen patolojiye gönderildiği, CEfmezin,

Novalgin, Ringer Laktat order edildiği, patoloji sonucu çıkınca hastanın

kontrole geleceği hastaya her gün pansuman önerildiği, post op 9 gün

sütürlerininalınmasıgerektiği söylenildiği,

28- Elazığ E Tipi kapalı Ceza İnfaz Kurumu

Müdürlüğü’nün 3.11.2014 tarihli 9597 sayılı [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Polikliniğine’ne

hitaben yazısında; muayanesi gerekli tetkik ve tedavisi için gönderildiği kaydı

bulunduğu, Aynı evrak üzerinde yazılı bulunan muayane kaydında, nüks pleidonel

apse+hemoroid, pileniodel bölgeningünlük pansumanı önerildiği kaydı bulunduğu,

29- [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 3.11.2014 tarihli

acil Poliklinik Dr [H.T.] kayıtlı

muayane kaydında, 'akut tonsillit, damar yolu açıldığı, Fenamed 45.5 mg,

İzotonik Nacl,Sedoral 1000mg, Parol uygulanıldığı,önerilerde bulunulduğu' kaydı

bulunduğu,

30- Elazığ E Tipi kapalıCezaİnfaz Kurumu’nun

3.11.2014 tarihli Sağlık Memuru [A.B.]

veİKM ler tarafından düzenlenmiş olan tutanakta; '03/11/2014 Tarihinde Elazığ E

Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumumuzda SOL PSS 11 Nolu odada yatmakta olan Hükümlü [Ç.A.nın]

saat 21:00 sularında sağlık memuru ile

beraber yanına gidilerek durumu soruldu iyi değilsen seni hastaneye gönderelim

diye soruldu, hükümlü [Ç.A.] ben

saat 18:30 hastaneden geldim biopsi sonucumu bekliyorum gitmek istemiyorum diye

beyan etti, bunun üzerine şahsa kendini kötü hissettiğinde bize haber verilmesi

söylendi kaydı bulunduğu,

31- İnfaz Koruma memurları ve PSS Sağlık

memuru [A.B.] imzalı

4.11.2014 tarihli tutanakta; 03.11.2014 Tarihinde Elazığ E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumumuzda Sol PSS bölümünde yatmakta olan Hükümlü [Ç.A.nın] Saat 21:00 sularında Sağlık Memuru ile beraber yanına

gidilerek seni hastaneye gönderelim mi diye soruldu. Kendisinin ben hastaneden

saat 18:30'da geldim, şuan hastaneye gitmek istemiyorum. Diye beyan etti. Şahsa

kendini kötü hissettiği anda haber verilmesi söylendi. Sabah 06:25 civarlarında

Hükümlü [Ç.A.nın] yanındakilerin

Revir Görevlisi [N.S.yi]

çağırmaları üzerine nöbetçilerle beraber yanına gidildi. Durumunun kötü olduğu

görülünce başmemurlara haber-verilip 06:30 civarı hemenacil arandı. O sırada

Hükümlü [Ç.A.] odasından alınarak

acil servisinin muayene etmesi için kurumun anakapı bölümüne getirilerek acil

servis beklenirken şahıs anakapı bölümünde fenalaştı Sağlık Memuruna bilgi

verildi. Sağlık Memuru geldiğinde şahsın kalbinin durduğu solunumun olmadığı

pupillerin fıx dilate olduğu sağlık memurunca tespit edildi. Gerekli müdahalesi

yapıldığı esnasında 112 acil servisi kuruma giriş yaptı. Şahıs 112 acil

servisin müdahalesine bırakıldı. 112 acil servis tüm müdahalelerine rağmen

şahsın ex olduğu tespit edilerek. Gerekli tutanak tutuldu kaydı bulunduğu,

...

33- Elazığ E Tipi kapalıCezaİnfaz

Kurumu’nunkişiye ait sağlık fişi kaydında,

İlk muayane: 11.3.2014: genel durum iyi, şuuru

açık, koopere, vital bulgular stabil, darp cebir izine rastlanılmadığı, kan

grubu A Rh + ,

3.11.2014 : tanı: açık- EEAH Acil

Polikliniğine sevk,

23.10.2014: tanı: açık- EEAHKBB Polikliniğine

sevk,

21.10.2014: tanı: açık- EEAHKBB Polikliniğine

sevk,

20.10.2014: tanı: açık-

EEAHGöğüs+gastroenteroeloji Polikliniğine sevk,

17.10.2014: tanı: açık- EEAH

cildiye+dahiliyePolikliniğine sevk,

16.10.2014: tanı: açık- EEAH –cildiye pol sevk

10.10.2014: tanı: kronik tonsillit-Suprax,

Klodomin kurum tabibi: Dr [Ç.S.]- ilaç tedavisi

6.10.2014: ta:110/70, KŞ:125, pO2:100 olan

hastanın genel durumu iyi olup:GKS.15 olduğu, vücudundaki uzun süreli(1 aydır)

döküntüden dolayı cezaevinin ring aracıyla ileri tetkik ve tedavi için [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevkinin uygun

olduğu

1.10.2014: tanı: açık- tetkik istenildiği,

26.9.2014: tanı: myalji-dolgit, Aleve, EEAHKBB

Polikliniğine sevk,

19.9.2014: tanı: konjuktivit-Visine, Ruoafin,

16.9.2014: tanı: açık- EEAHDermatoloji

Polikliniğine sevk,

11.9.2014: tanı açık- EEAH Dermatoloji

Polikliniğine sevk,

2.7.2014: tanı. ülser peptik mide-Raneks –ilaç

tedavisi-Kurum tabibi: Dr [M.F.D.],

26.6.2014: tanı açık- EEAH Dermatoloji

Polikliniğine sevk,

23.6.2014: tanı açık- EEAH ultrason

polikliniğine sevk,

11.6.2014: tanı kabızlık:magnesie

9.6.2014: tanı açık- EEAH Dermatoloji

Polikliniğine sevk,

4.6.2014: tanı- ülser peptik mide- Raneks

–ilaç tedavisi,

30.5.2014: tanı: myalji-vermidon- ilaç

tedavisi,

28.5.2014: tanı: gerilim tipi başağrısı

–Arveles,

21.5.2014: tanı. açık - EEAH Dermatoloji

Polikliniğine sevk,

7.5.2014: tanı: dermatit-Fucicort- EEAH

Dermatoloji Polikliniğine sevk,

25.4.2014: tanı: gastrit-raneks, Magnise

kalsine kaydı bulunduğu,

...

SONUÇ

...

1- Tıbbi belgelerde travmatik bulgu tarif

edilmediği, otopsisinde dış muayanede geçirilmiş tıbbi müdahaleye bağlı izler

dışında travmatik bulgu tarif edilmediği, otopsisinde iç muayenede kafatasında

kırık, kafa içi kanama, büyük damar iç organ yaralanması tarif edilmediğinden;

kişinin travmatik bir tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,

2- Tıbbi belglerde intokikasyon bulgusu tarif

edilemediği, otopsi sırasında alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas

Dairesi’nde yapılan incelemesinde; .... örnekerinde tespit edilen maddelerin

ilaç etken maddeleri olup toksik düzeyde bulunmadıklarından; kişinin

zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı,

3- Adli ve Tıbbi belgelerde Kişinin cezaevinde

tutuklu olarak bulunmakta olduğu, İlk muayanesinin 11.3.2014 tarihinde

yapıldığı, yapılan muayanesinde; genel durum iyi, şuuru açık, koopere, vital

bulgular stabil, darp cebir izine rastlanılmadığı, ... farklı tarihlerde

kişinin muayane ve sevk kayıtları bulunduğu, ...

3.11.2014 tarihinde saat 15:25 civarında KKM

tarafından çıkış verildiği, değerlendirilen şahsın vitalleri normal tespit

edilmiş olup cezaeviring aracıyla hastaneye nakledildiği, hastanede tedavisi

yapılanşahıs 3.11.2014 tarihinde saat 18:15 civarındacezaevine tekrar giriş

yapılmış olduğu, ...

Kişinin ölümünden sonra sonuçlanmış olan [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 11.11.2014 tarihli

2014/20138 nolu patoloji raporunda, 'servikal lenf düğümüne ait materyalin

immünhistokimyasal ve histopatolojik incelenmesinde, yaygın nekroz alanları ile

birlikte malign tümör varlığı izlenildiği, ancak malign epitelyal tümör ile

malign lenfoma arasında ayırıcı tanı yapılamadığı'kaydı bulunduğu,

Otopsisinde; Akciğer hiluslarında LAP'lar

olduğu,mediasten büyümüş vaziyette olup yaygın LAP' ların olduğu, bağırsak

mezolan arasında yer yer LAP'lar olduğutarif edildiği,

Otopsi sırasında alınan iç organ parçalarının

histopatolojik tetkikinde; 'myokard, Akciğer, Karaciğer, Böbrek, Dalak:

Parankiminde yaygın malign tümör infıltrasyonu, Lenf Nodüllerinde;

ekstrakapsüler yayılım gösteren malign tümör infıltrasyonu, beyin, beyincik,

beyin Sapında; subaraknoid mesafe ve damarlar lümeninde atipik hücre

infıltrasyonu, hiperemi, periferik yaymada yaygın atipik hücre infıltrasyonu'

tarif edildiği, iç organ örneklerinden hazırlanan hemotoksilen eozin boyalı

kesitlerin incelenmesinde dokularda yayğın malign tümör infıltrasyonu

izlendiği, tümör diffüz infıltrasyon gösteren büyük hiperkromatik nükleuslu,

dar eozinofılik stoplazmalı atipik hücrelerden oluştuğu, histomorfolojik

bulgular 'yüksek gradeli non Hodgkin lenfoma' ile uyumlu değerlendirildiği'

tarif edildiği dikkate alındığında;

Kişinin ölümünün 'yüksek gradeli non Hodgkin

lenfoma' ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana gelmiş olduğu,

4- Adli ve tıbbi belgelerde; ...

Kişinin cezaevinde bulunduğu sürede; farklı

tarihlerde şikayetlerine yönelik muayanesi yapıldığı ve muayanesi tetkik ve

tedavisi için ilgili bölümlere sevkinin yapıldığı, 22.10.2014tarihinde [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin KBB kliniğine

yatışının sağlanıldığı,hastanedeKBB Uzmanı Dr [N.Ö.] tarafından muayanesi yapıldığı, 1.5 aydır boyunda ve

vücudunundeğişik yerlerindeyer yer LAP lar çıktığı anemnezi alındığı, akut

lenfadenit ön tanısı ile lenf biyopisi alındığı, spesmen patolojiye

gönderildiği, Cefamezin, Novalgin, Ringer Laktat order edildiği, patoloji sonucu

çıkınca hastanın kontrole geleceği hastaya her gün pansuman önerildiği, post op

9 gün sütürlerininalınmasıgerektiği söylenilerek taburcu edildiği, 3.11.2014

tarihinde Elazığ E Tipi kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nce [E.] Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Polikliniğine

muayanesi gerekli tetkik ve tedavisi için gönderildiği, 3.11.2014 tarihinde

saat 15:25 civarında KKM tarafındançıkış verildiği,acil Poliklinik de Dr [H.T.] tarafından akut tonsillit teşhisi ile, damar yolu

açıldığı, Fenamed 45.5 mg, İzotonik Nacl, Sedoral 1000mg, Parol uygulanıldığı,

önerilerde bulunulduğu, ayrıca aynı hastanede yapılan muayanesinde, nüks

pleidonel apse+hemoroid, pileniodel bölgeningünlük pansumanı

önerildiği,hastanede tedavisi yapılanşahıs 3.11.2014 tarihinde saat 18:15

civarında cezaevine döndüğü, kişinin patoloji raporunun ölümünden

sonrasonuçlandığı, tetkik aşamasında iken öldüğü göz önüne alındığında; kişinin

muayanesinde, tedavisinde görev alan hekimlere ve yardımcı sağlık personeline,

cezaevi görevlilerine kusur atfedilemeyeceğioy birliğiyle mütalaa olunur."

45. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 18/2/2016 tarihinde,

Hastanede görev yapan ve muayene/tedavi sürecinde yer alan doktorlara kusur

atfedilemeyeceğinin ATK'nın 20/1/2016 tarihli raporuyla ortaya konulduğu

gerekçesiyle doktorlar hakkında taksirle ölüme sebep olma suçundan kovuşturmaya

yer olmadığına karar verilmiştir.

46. Karara karşı başvurucular tarafından yapılan itiraz

Hâkimliğin 3/3/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

47. Hâkimliğin kararı 10/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş ve

başvurucular 22/3/2016 tarihinde 2016/5641 numaralı bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

48. İlgili hukuk için bkz.

Nejla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016, §§ 76-80.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

49. Mahkemenin 28/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucular; yakınlarının vefat etmeden kırk gün önce

rahatsızlandığını, haftada bir gün gelen İnfaz Kurumu doktoru tarafından birkaç

kez muayene edildiği hâlde hastalığının teşhis edilemediğini, İnfaz Kurumu

idaresinin ve doktorunun yakınlarının sağlık sorunlarının arttığını bilmelerine

ve hastaneye sevk talebine rağmen hastayı tam teşekküllü bir hastaneye sevketmeyerek

günlerce beklettiklerini, lenfoma

gibi ağır bir hastalığın erken teşhis ve tedavisinin yapılıp hastalığın

ilerlememesi için hastaneye sevk konusunda gerekli özenin gösterilmediğini,

ayrıca birçok doktor tarafından yapılan muayenelere rağmen yanlış tedaviler

uygulandığını ve her seferinde yakınlarının taburcu edildiğini, ölüm

nedenlerinden olan akciğer enfeksiyonunun oluşmaması için İnfaz Kurumunda temiz

ve hijyenik bir ortamın tesis edilmediğini, bu yönlerden gerekli önlemleri

almayan İnfaz Kurumu personeli ile sağlık görevlilerinin ölüm olayında ihmali

bulunduğunu belirterek yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

51. Başvurucular ayrıca olayda ihmali bulunan İnfaz Kurumu

görevlileri hakkında etkili bir soruşturma yürütülmeden kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini, adli makamlarca yakınlarının kaç kez revire

çıkarıldığının, ne tür tedaviler uygulandığının araştırılmadığını, Kurum

doktorunun ifadesine başvurulmadığını, İnfaz Kurumu idaresine müteveffa veya

yakınları tarafından hastalıkla ilgili olarak başvuruda bulunulup

bulunulmadığının araştırılmadığını, ATK'dan hastalığın teşhis ve tedavisinde

gecikme olup olmadığına dair rapor temin edilmediğini, yakınlarının vefat

ettiği yerde keşif işlemi yapılmadığını, sağlık görevlileri hakkındaki karara

esas teşkil eden ATK raporunun şüpheleri giderebilecek nitelikte olmayıp sağlık

personelini müdafaa edecek biçimde hazırlandığını, olayın üzerinden iki yılı

aşkın süre geçtiği hâlde deliller ve olayda sorumluluğu bulunan kişiler tespit

edilmeden hatalı değerlendirmeyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar

verildiğini belirterek yaşam hakkının usul boyutunun, adil yargılanma hakkının

ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

52. Bakanlık görüşünde, sağlık personeli hakkındaki

soruşturmanın izne tabi olması nedeniyle ayrıldığı ve bireysel başvuru tarihi

itibarıyla derdest olduğu belirtilmiş; İnfaz Kurumu görevlileri bakımından

yürütülen soruşturmada ise gerçekleştirilen işlemler sayıldıktan sonra

başvurucuların soruşturmaya katılım konusunda bir engelle karşılaşmadıkları,

Savcılığın olaya derhâl el koyarak gerekli tüm işlemleri yapıp ölüm olayını

çevreleyen koşulları araştırdığı ifade edilerek İnfaz Kurumu personeli

hakkındaki disiplin soruşturmasında disiplin cezası verilmesine yer olmadığına

karar verildiğinin ve başvurucuların tam yargı davası yoluna başvurduklarına

dair bir bilgi bulunmadığının yapılacak incelemede gözönünde bulundurulması

gerektiği belirtilmiştir.

53. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında başvuru

formunda ileri sürdükleri iddialarını yinelemişlerdir.

B. Değerlendirme

54. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

55. Anayasa’nın "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, ...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

1- Şikâyetlerin Nitelendirilmesi ve

İncelemenin Kapsamı Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular temel olarak yakınlarının

hastalığının teşhis edilememesi ve buna bağlı olarak ilerlemesi nedeniyle

öldüğünü, İnfaz Kurumu personeli tarafından yaşam hakkını koruyucu önlemlerin

alınmadığını ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmişlerdir.

Somut başvuruda, başvurucuların İnfaz Kurumunda hijyenik koşulların

sağlanmadığını İnfaz Kurumu personelinin olayda yaşamı korumak için gerekli

önlemlerin alınmasında ihmali olduğu iddialarını destekleyici mahiyette ileri

sürdükleri, İnfaz Kurumunun hijyenik olmayan koşulları nedeniyle yakınlarının

hastalığının ilerlediğine yahut İnfaz Kurumunun fiziki ve tıbbi imkânlarının

yakınlarının sağlık durumuna uygun olmadığına yönelik bir şikâyetlerinin

bulunmadığı anlaşıldığından, söz konusu iddialar yönünden kötü muamele yasağı

bakımından bir inceleme yapılmamıştır. Bu sebeplerle başvurucuların diğer

haklar ile bağlantı kurularak ileri sürdüğü iddiaları da Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmiştir.

57. Başvurucuların iddiaları; yaşamın korunması için İnfaz

Kurumu personeli tarafından gerekli tedbirlerin alınmadığına, İnfaz Kurumu

personelinin İnfaz Kurumu ortamının hijyenik olmasını sağlamadığına, sağlık

personeli açısından ise hastalığın teşhis ve tedavisi için gerekli özenin

gösterilmediğine, dolayısıyla söz konusu kamu görevlileri tarafından bahsi

geçen nedenlerle yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine, ayrıca

oğullarının ölümüyle ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmediğine

ilişkindir. Bu itibarla başvurucuların iddialarının yaşam hakkının koruma

yükümlülüğüne ilişkin maddi boyutu ile olaya dair etkili ceza soruşturması

yürütme yükümlülüğüne ilişkin usul boyutu kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

58. Başvurucuların İnfaz Kurumu doktorunun -diğer personele

yönelik iddialarıyla benzer olarak- yakınlarının sağlık sorununun arttığını

bilmesine rağmen hastaneye sevkini sağlamadığına yönelik iddiaları

bulunduğundan İnfaz Kurumu doktoru bakımından da İnfaz Kurumu personelinin

olayda sorumluluğu bulunup bulunmadığına dair yürütülmüş olan ceza soruşturması

kapsamında inceleme yapılması uygun görülmüştür.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

59. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, bu hakka yönelik bir

başvuru ancak ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda müteveffa, başvurucuların

oğludur. Bu nedenle başvuruda başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik

bulunmamaktadır.

a. Sağlık Personeline İlişkin İddialar

60. Olayda sağlık personelinin ihmali bulunduğu iddiasına

ilişkin olarak başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik kriterleri

açısından da değerlendirilmesi gerekir.

61. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,

pozitif bir yükümlülük olarak da yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam

hakkını gerek kamusal makamların ve diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§§ 50, 51).

62. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet, sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse

özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamlarının

korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde

düzenlemek zorundadır (Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

63. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanı

sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan her

ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir. Bu soruşturmanın

temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve

varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

64. Yaşam hakkına ilişkin bu usul yükümlülüğü olayın niteliğine

bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikteki soruşturmalarla yerine

getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm olaylarında

Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini ve

cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi ihlali

gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir

(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §

55).

65. Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmeyen durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

66. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78; Nail Artuç, § 38).

67. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana

gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası veya dikkatsizliği

aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir

faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar

dahi kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 60).

68. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerini

hiçe sayarak, sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücut

bütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde de

geçerlidir (Kenan Sayın, B. No:

2013/5376, 14/10/2015, § 47; Nafia Sevin

Ergün Sefada ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016, § 68).

69. Görüldüğü üzere yaşam hakkı kapsamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğü, olayın niteliğine bağlı olarak farklı nitelikteki hukuki

yolların etkili yürütülmesiyle yerine getirilmiş sayılabilmektedir. Bu durumda

başvuruya konu ölüm olayının niteliğinin belirlenmesi önem arz etmektedir.

70. Başvuru formu ve eklerinde olayın kasti bir tutumdan

kaynaklandığını gösteren herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Olayın meydana

geldiği koşullar da bu bağlamda herhangi bir şüphe uyandırmamaktadır. Nitekim

başvurucular da söz konusu olayın ilgili sağlık personeli tarafından

yakınlarına zarar verme kastıyla gerçekleştirildiği yönünde bir iddia ileri

sürmemişlerdir. Esasen somut başvurunun bu kısmı tanıda ve tedavide yapıldığı

iddia edilen bir hataya ilişkindir. Bu gibi olaylar ise Anayasa Mahkemesince

tıbbi değerlendirme hatası olarak nitelendirilmektedir.

71. Bu durumda Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında devletin etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülüğü, somut olayda mağdura idari yargı mercileri önünde

açabileceği bir tam yargı davası yolunun sağlanması ile yerine getirilmiş

sayılabilir.

72. Nitekim Anayasa Mahkemesi, hatalı tıbbi uygulamalar ve ihmal

sonucu ölümlerde, vefat eden kişilerin yakınları tarafından hem ilgili sağlık

personelinin sorumluluğunu saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın

ödenmesi yoluyla uygun giderim sağlayabilecek tazminat yolunun öncelikle

tüketilmesi gerektiğini önceki birçok kararında ifade etmiştir (Özer Er [GK], B. No: 2014/11770, 15/3/2018, §§ 42-66; Berat Ağardan, B. No: 2014/11076,

27/10/2016, §§ 18-32).

73. Somut olayda başvurucular, yakınlarının ölümü ile

neticelenen olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonra bireysel

başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, Türk hukuk sistemindeki mevcut hukuki

yollardan olup hem idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği

takdirde zararın ödenmesini sağlayabilecek olan tam yargı davası yolunu

tükettiklerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belgeyi Anayasa Mahkemesine

sunmamışlardır. Bu durumda yaşam hakkının korunamadığına ilişkin şikâyetler

yönünden kanunda öngörülen yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Ceza İnfaz Kurumu Personeline

İlişkin İddialar

75. Başvurucuların İnfaz Kurumu personelinin ihmali ve bu konuda

etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddialarının da diğer kabul edilebilirlik kriterleri açısından da

değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu iddialar yaşam hakkının maddi ve

usul boyutları yönünden ayrı ayrı incelenecektir.

i. Yaşam Hakkının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

76. Yukarıda da belirtildiği üzere (bkz. § 61) Anayasa'nın 17.

maddesinde düzenlenen yaşam hakkı Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete negatif yükümlülükler yanında pozitif

yükümlülükler de yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

77. Pozitif yükümlülükler kapsamında devletin yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve

hatta kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet, öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı; bununla da yetinmeyerek

gerekli idari tedbirleri almalıdır. Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü

tehlike, tehdit ve şiddetten koruma yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).

78. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can

kaybının gerçekleştiği durumlarda kamu makamlarının Anayasa'nın 17. maddesi

gereğince öncelikle yetkileri dâhilinde tüm imkânları kullanarak yaşam hakkına

yönelen tehdit ve risklere karşı etkili yasal ve idari tedbirleri oluşturmaları

gerektiği ifade edilmelidir. Bu kapsamda anılan yasal ve idari tedbirler, yaşam

hakkına yönelik ihlalleri durdurmayı ve gerektiğinde faillerin

cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük, yaşam hakkının

tehlikeye girebileceği her durum bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

79. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve

sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülük, bu kişilerin tıbbi

tedavilerine özen gösterilmesinin yanında yaşamı üzerinde oluşabilecek olası

tehditleri engellemeyi de içerir (Murat

Karabulut, B. No: 2013/2754, 18/2/2016, § 43).

80. Bir kişinin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin

bulunduğunun kamu makamlarınca bilindiği ya da bilinmesi gereken durumlarda

makul ölçüler çerçevesinde kamu makamlarının bu tehlikenin gerçekleşmesini

önleyebilecek şekilde tedbir alması gerekir. Ancak özellikle insan

davranışlarının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek

yapılacak işlem veya yürütülecek faaliyet tercihi dikkate alındığında pozitif

yükümlülük kamu makamları üzerinde aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanamaz (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

81. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu, yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkileri gözardı ederek

tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve

yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi inisiyatifleriyle hangi

hukuk yollarına başvurmuş olurlarsa olsunlar insanların hayatının tehlikeye

girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi,

hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması 17. maddenin

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

82. Başvurucular, yakınlarının yaşam hakkının infaz koruma

memurlarınca kasten ihlal edildiğini ileri sürmemiş olup somut olayda ölüme

kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinilmesini gerektirecek bir unsur da

saptanmamıştır.

83. Somut başvuruda, başvurucuların yakını 10/3/2014 tarihinde

İnfaz Kurumuna alınmış ve ilk muayenesi 11/3/2014 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Genel durumunun iyi olduğu not edilen Ç.A.nın İnfaz Kurumundaki sağlık

dosyasında yer alan belgelere göre, İnfaz Kurumuna giriş tarihinden vefat

ettiği 4/11/2014 tarihine kadar tespit edildiği kadarıyla oniki kez hastaneye

sevki sağlanmış ve dermatoloji, ultrason, KBB, dahiliye, gastroenteroloji ve

göğüs hastalıkları polikliniklerinde çeşitli doktorlar tarafından muayenesinin

gerçekleştirildiği görülmüştür. Bunun dışında Ç.A. tespit edildiği kadarıyla on

bir kez de İnfaz Kurumuna gelen dört farklı doktor tarafından muayene edilmiş

ve kendisine çeşitli hastalıklara yönelik ilaçlar reçete edilmiş, kan

tahlilleri yapılmıştır (bkz. § 19).

84. Dosyanın incelenmesi neticesinde Ç.A.nın 24/4/2014 tarihinde

revire çıkma talebine dair dilekçesinin bulunduğu ve 25/4/2014 tarihinde Kurum

doktoru tarafından muayene edildiği görülmüştür (bkz. § 20). Ç.A.nın revire

yahut hastaneye sevki için başka bir talep dilekçesine rastlanmamış,

başvurucular tarafından bu yönde talepleri bulunduğuna dair somut bir dilekçe

de başvuru sırasında iletilmemiştir.

85. Başvurucular oğullarının vefatından yaklaşık kırk gün önce

hastalandığını ifade etmektedir. Soruşturma dosyasının incelenmesinden Ç.A.nın

26/6/2014 tarihli ultrason raporunda herhangi bir kitlesel lezyona rastlanmadığı

tespitine yer verildiği (bkz. § 21), 20/10/2014 tarihli ultrason raporunda ise

cilt altında lenf nodlarına rastlandığının not edildiği anlaşılmaktadır (bkz. §

16).

86. Diğer yandan başvurucuların yakını 23/10/2014 tarihinde

biopsisi yapıldıktan sonra taburcu edilmiş (bkz. § 15) ve 3/11/2014 tarihindeki

rahatsızlığında da acil polikliniğine sevki sağlanarak muayenesini müteakip

İnfaz Kurumuna gönderilmiştir (bkz. § 19).

87. Ç.A.nın İnfaz Kurumuna giriş tarihinden itibaren neredeyse

her ay, bazı aylar birkaç kez ve toplam olarak yirmi üç kez Hastane ve İnfaz

Kurumu doktorları tarafından muayene edildiği, Ç.A.nın sık sık Hastaneye gidip

geldiğinin, bu konuda bir zorluk yaşamadığının Ç.A. ile aynı koğuşta kalan

diğer tutuklu/hükümlülerce de teyit edildiği (bkz. §§ 27-29) gözönüne

alındığında Ç.A.nın vefat nedeni olarak belirlenen lenfomaya dair bulguların ve doktorlarca konulan

teşhislerin ötesine geçen bir durum geliştiğinin infaz koruma memurlarınca fark

edilmesinin kendilerinden beklenmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

Aynı şekilde İnfaz Kurumu doktorları tarafından da Ç.A.nın daha ayrıntılı

muayene edilmek üzere çeşitli tarihlerde Hastanenin çeşitli polikliniklerine on

iki kez sevki sağlanmıştır (bkz. § 19). Vefatından önceki son rahatsızlığında

da Ç.A.ya İnfaz Kurumu personeli tarafından ivedilikle müdahale edildiği,

ambulans çağrıldığı görülmüştür.

88. Yukarıdaki hususlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde

İnfaz Kurumu personelinin Ç.A.nın hastaneye sevkini sağlamayarak olayda

muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu söylenemeyecektir.

89. Açıklanan gerekçelerle yaşamı koruma yükümlülüğüne yönelik

bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşam Hakkının Usul Boyutunun

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

90. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Bu

yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi

gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili

bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

91. Şüpheli bir ölüm olayı hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği etkinlikte olduğunun

kabul edilebilmesi için;

- Soruşturma makamlarının haberdar olur olmaz resen harekete

geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini

sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57),

- Soruşturma sürecinin kamu denetimine açık olması ve ölen

kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine

gerekli olduğu ölçüde katılabilmeleri (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

- Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yürütülmesi (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,

§ 30) gerekir.

92. Ayrıca soruşturmada görevli olan kişilerin olayların içinde

olan veya olması muhtemel olan kişilerden bağımsız olması gerekmektedir. Bu

durum sadece hiyerarşik ya da kurumsal bir bağlantının bulunmamasını değil aynı

zamanda pratik bağımsızlığı da gerektirir (Cemil

Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 96).

93. Bunlar dışında soruşturma makamlarınca olayın sebebinin

objektif analizinin yapılması ve soruşturma sonucunda alınan kararın

soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir

analizine dayalı olması gerekmektedir (Cemil

Danışman, § 99).

94. Soruşturmanın delillerin toplanması açısından etkililiğini

sağlayan en alt seviyedeki inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü

koşullarına göre değişir. Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde

ve soruşturmanın gerçekleri gözönünde bulundurularak değerlendirilir. Bu

nedenle soruşturmanın delillerin toplanmasına ilişkin etkililiği bakımında her

olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler listesi veya benzeri

bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye

Erkek ve diğerleri, B. No: 2013/4668, 16/9/2015, § 68).

95. Diğer yandan belirtmek gerekir ki devletin söz konusu

pozitif yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğü olması, her davada başarılı olunması veya mağdurların olaylarla

ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması gerektiği anlamına

gelmemektedir (Hilmi Düzgüner, B.

No: 2014/9690, 11/5/2017, § 50).

96. Somut olayda başvurucuların oğlunun ölümünden haberdar olan

Cumhuriyet Başsavcılığı derhâl soruşturma başlatmıştır. Diğer yandan

başvurucuların meşru menfaatlerini korumak için soruşturma sürecine gerekli

olduğu ölçüde katılımlarının sağlanmadığı yönünde bir iddiaları olmadığı gibi

yapılan inceleme neticesinde başvurucuların beyanlarının alındığı, dilekçe

sunarak soruşturma dosyasından örnek alabildikleri, soruşturma izni verilmemesi

ve kovuşturmasızlık kararlarına karşı itirazlarını sunabildikleri görüldüğünden

bu konuda bir eksikliğin bulunmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca 4/11/2014

tarihinde başlatılan ve 2014/16503 numaraya kayden devam eden soruşturmanın 1 yıl 2 ay gibi makul sayılacak bir

sürede sonuçlandırıldığı anlaşılmıştır.

97. Öte yandan olayın tüm yönlerinin aydınlatılması ve varsa

sorumluların tespit edilebilmesi için bütün delillerin toplanması kapsamında

ölü muayenesi ve otopsi işlemleri yapılmış, toksikolojik ve patolojik inceleme

raporu temin edilmiş, müteveffanın İnfaz Kurumundaki ve Hastanedeki sağlık

dosyaları getirilerek incelenmiş, Ç.A.nın İnfaz Kurumuna alınmasından vefatına

kadar Hastaneye müracaatına dair yazılı başvuruları ve bu taleplere dair

yapılan işlemlerin, ayrıca vefat günü Ç.A.ya müdahale görüntülerini içeren

kamera kaydının iletilmesi istenmiş; olayın aydınlatılabilmesi amacıyla

müteveffayla aynı koğuşta kalanların tanık olarak beyanları alınmış, İnfaz

Kurumu personeli hakkında yürütülmüş olan disiplin soruşturmasına dair dosya

temin edilerek incelenmiş, İnfaz Kurumu personelinin beyanları alınmış ve

gerekçeleri belirtilmek suretiyle kovuşturmasızlık kararları verilmiştir.

98. Burada ifade edilmelidir ki Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince yürütülecek soruşturmalarda soruşturma makamlarının olayın gelişimine

ve delillerin elde edilmesine ilişkin olarak ileri sürülen her türlü iddiayı ve

talebi karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturma kapsamında yürütülecek

soruşturma işlemlerinin belirleyicisi, yetkili soruşturma makamlarıdır (Yavuz Durmuş ve diğerleri, B. No:

2013/6574, 16/12/2015, § 62).

99. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin görevi, soruşturma ve

yargılama makamlarının maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin

yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, §

185). Bu konuda asıl sorumlu ve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen

yetkili adli ve idari mercilerdir. Bunun aksine bir usul, ancak Anayasa

Mahkemesinin somut olaylara ilişkin elinde bulunan kesin, ikna edici

nitelikteki bulgulara dayalı olarak benimsenebilir (Cemil Danışman, § 58).

100. Somut başvuruda, soruşturma makamlarının olayları aydınlatma

isteklerinden şüphe duymayı gerektirecek herhangi bir neden ve vardıkları

sonucun aksi yönde bir sonuca ulaşılmasını mümkün kılan bir bulgu ve bilgi

bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Soruşturma makamları tarafından olayın

gerçekleşme koşullarının açıklığa kavuşturulduğu ve soruşturmada olayı

aydınlatabilecek ve sorumlunun tespitine yarayabilecek bütün delillerin

toplanması konusunda kayda değer bir eksikliğin bulunmadığı

değerlendirilmiştir.

101. Son olarak Ç.A.nın muayene ve tedavi sürecinde yer alan

sağlık personeli ile İnfaz Kurumu görevlilerine kusur atfedilemeyeceği

kanaatini içeren, ATK tarafından sunulan 20/1/2016 tarihli raporun; müteveffaya

ait gerek İnfaz Kurumundaki gerekse Hastanedeki sağlık dosyalarındaki belgeler,

otopsi ve diğer adli raporlar ve ön inceleme raporu incelenerek hazırlandığı

(bkz. § 44) görüldüğünden raporun taraflı bir tutumla hazırlandığına dair

iddiayı destekleyici bir bulguya rastlanmadığı da ifade edilmelidir.

102. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Sağlık personeline yönelik iddialar yönünden yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Ceza infaz kurumu personeline yönelik iddialar yönünden yaşam hakkının maddi boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Ceza infaz kurumu personeline yönelik iddialar yönünden yaşam hakkının usul boyutunun ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

28/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Haydar AKTEPE 2. Halise AKTEPE Vekili : Av. Sinan DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/3030, 28 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Ceza İnfaz Kurumu
  7. B. Sağlık Personeli Hakkında
  8. Ldl
  9. Inr
  10. Sonuç
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. A. 1. Sağlık personeline yönelik iddialar yönünden yaşam
  16. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/3030
Tarih
28 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Nuri Battaloğlu Başvurusu (B. No: 2017/36644)
  • K.ş. Başvurusu (B. No: 2016/3267)
  • Hasan Gülderen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/36705)
  • Ayhan Yüzer Başvurusu (B. No: 2017/18412)
  • Nevzat Aksay Başvurusu (B. No: 2017/27986)
  • Kızılcahamam Akaya Yatırım İnş. Tur. A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/36478)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.